KEFİR VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİSİ

 

KEFİR TANESİ:

Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır görünümündedir. Taneler sütü fermente edici rol oynar, en önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek tanenin yeniden kullanılabilmesidir. Kefir taneleri kazein ve birbirleri ile ortak yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi koloniler oluşturur. Bu mikroorganizmalar laktik asit bakterileri, laktozu fermente eden veya edemeyen mayalardır. Kefir tanesinden saf toz halinde liyofilize kültürler de üretilmiştir.

 

 

KEFİR ÜRETİMİ: 

Kefir üretiminde çiğ süt veya pastorize süt kullanılır. Çiğ sütlerin mutlaka kaynatılması gerekir. Kaynatılan süt 20-25 dereceye kadar soğutulur. Kefir paslanmaz çelik bir kaba ya da cam bir kavanoza/bardağa yapılmalıdır. Bakır, alimünyum tencere kesinlikle kullanılmamalıdır.

1 kilo süte 30-50 gr kefir tanesi olacak şekilde (ya da 1 bardak süte 1 yeşil mercimek tanesi kadar) kefir tanesi ilave edilir. Ağzı hava alacak fakat toz, sinek vb. girmeyecek şekilde kapatılır (örneğin kabın üstüne tülbent parçası ya da kağıt havlu konulup lastikle ağzı kapatılabilir). 20-25 derecede yaklaşık 16-18 saat süren fermentasyon sonucu kefir oluşur. (sütten jöle gibi katı ama hareketli bir kıvama geçtiği noktada fermentasyonu sonlandırırsanız en güzel tada ulaşırsınız)

Fermentasyon sonunda kefir temiz bir süzgeçle (tel süzgeç olmasın, kefirin metalle temas etmemesi gerekir!) bir kaba süzülür, süzgeçte kalan kefir tanesi musluk suyuyla tahrip edilmeden, ovalanmadan yıkanır. Hemen kullanılmayacaksa (yani kefirin hazır olacağı saat hesaplanarak, ondan 16-18 saat öncesinde kefirin mayalanması gerekir, örneğin saat 18.00 gibi süzülür kıvama geliyorsa, bir gece önce saat 00.00’da kefiri yeniden süte koymanız gerekir) içi bir miktar su dolu küçük bir bardağa konup buzdolabında bekletilebilir. Sonrasında planlanan saatte kefir tekrar hazırlanır. Eğer kefir hemen içilmeyecekse, cam bardak içinde ağzı kapalı olarak (tanesi içinde olmayacak!) buzdolabında en fazla 1 gün bekletilebilir, ekşimez.

Kefir taneleri devamlı sütün içinde gelişip çoğalarak büyürler ve her geçen zaman daha fazla süte ihtiyaç duyulur. Eğer günlük belirlediğiniz miktardan daha fazlasına ihtiyacınız yoksa, kefir tanesinin bir kısmını koparıp ufak bir plastik kabın içine kaynatılıp soğutulmuş su doldurup taneyi de içine atarak, üstünü kapakla kapatıp buzluğa atabilirsiniz. Bir daha kullanmanız gerektiğinde oda ısısında bırakıp çözündükten sonra aynı şekilde fermente edebilirsiniz, ancak ilk mayalanma süresi biraz uzun olacaktır, ilk kefiri döküp ondan sonraki mayalanan kefiri içmeye başlayabilirsiniz. Hatta 7 günden kısa süreli olmak kaydıyla kefir yapılmayacaksa, temiz bir kavanoz içinde kaynatılmış soğutulmuş su içinde buzdolabında bekletilebilir. Ancak 7 günden uzun kullanılmayacaksa, kefir tanesinin belirtildiği şekilde dondurulması gerekir.

 

Kefir yapımında en çok rastlanan hatalar:

1. Oda sıcaklığında ya da buzdolabından alınıp 10-15 dk. oda ısısında bekletilmiş süt yerine 20-25 dereceden daha sıcak süt kullanılması
2. Fermentasyon süresini uzun tutmak (ekşi bir tada yol açar!)
3. Kefir yapılan kabın ağzının kapatılmamasına bağlı içine tozla vb. giren mikroorganizmalara bağlı kefirde gaz ve köpürme, serumun ayrışması, ekşilik gelişmesi
4. Fermentasyonun bakır, alüminyum veya toprak kapta yapılması
5. Fermente olmuş kefirin, içinde tane ile birlikte buzdolabında uzun süre bekletilmesi
6. Kefir tanesinin metal süzgeçle süzülmesi ya da akan suda hırpalanarak yıkanması

 

KEFİRİN BİLEŞİMİ VE BESLENME DEĞERLERİ:

Kefir, sütün içindeki tüm besin maddelerini içerdiği için beslenme değeri yüksek bir maddedir. Süt alerjisi olanların içmesi önerilmez.

Kuru madde %11.63
Yağ %2,8
Protein %3.57
Laktoz %3.35
Asetaldehid %29.5

Mikroorganizmaların etkisi ile laktoz ve proteinlerdeki değişmeler kefirin hazmını kolaylaştırır. Ayrıca iştah açıcı, serinletici etkisi de mevcuttur. Kefirdeki laktoz oranı süte göre daha az olduğu için, laktoz intoleransı olan kişilerin fazla miktarda olmamak kaydıyla kefir denemesi önerilir. Diğer yandan kefirde başta B12 olmak üzere bazı B grubu vitaminler sentezlenmiş halde bulunur. Kefir düzenli olarak günde yarım litre içildiğinde içerdiği asetik asit vb. antibakteriyel maddeler E.coli, Salmonella vb. bazı mikropları yok etmektedir. Ayrıca kefir mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını arttırarak hazımsızlık, kabızlık, safra hastalıklarının da tedavisinde yardımcıdır. Bağışıklık sisteminin etkinliğini arttırarak grip vb. viral hastalıklara karşı dirençli olunmasında etkili olur.

Kaynak: Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü “Kefir” broşürü

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.

KULAK ZONASI (Ramsay Hunt Sendromu)

 

Ramsay Hunt Sendromu, kulak kepçesinin, dış kulak yolunun ve/veya ağız mukozasının akut periferik yüz felci ile giden Varicella Zoster (VZV) adı verilen virüsün yol açtığı bir zona türüdür. Virüs yüz sinirini tutmaktadır. Bu sinirin innerve etiği bölgeler olan kulak kepçesi, dış kulak yolu, dilin 2/3 ön kısmı, yumuşak damakta içi su dolu kesecikler şeklinde uçuklar ve bunların patlayıp iltihaplanması sonucu açığa çıkan yaralar ile gider.

VZV, çocuklarda sık görülen ve oldukça bulaşıcı olan su çiçeğinin etkenidir. Suçiçeği iyileştikten sonra, tüm uçuk virüslerinin hareket tarzı olan sinir bölgesine yerleşme, VZV için de geçerlidir. Kafa sinirleri ve bunların gangliyonlarında sessiz bir şekilde bekleyen virüs, kişinin direnci düştüğü anda, ilgili sinirin etkili olduğu alanlarda yukarıda bahsedilen zona döküntüleriyle karşımıza çıkar.

Kişide ilk önce şiddetli kulak ağrısı başlar, kulak memesinden yukarıya yayılan bir ağrıdır. Birkaç saat-gün içinde de döküntüler belirir. En geç 1 hafta içinde o taraf yüz kaslarında zayıflık, gözde kapanma kusuru, dudak kenarında sarkma, yanak-burun arası yüz çizgisinde silinme görülür, zamanla yüz felci oturur. Beraberinde o kulakta çınlama, işitme kaybı, başdönmesi, başağrısı, hafif ateş, boyunda beze olabilir.

Tanı klinik bulgularla konmaktadır, ikincil enfeksiyon durumunda hemogram, sedimentasyon vb. bazı kan tahlilleri, yara yeri kültürü gerekebilir. İşitme kaybı ve çınlama durumunda işitme testleri istenir. Yüz felcinin gidişatını takip etmek üzere elektronörografi ve elektromyografi istenebilir.

 Tedavisinde VZV virüsüne karşı Asiklovir ve yüz felcini azaltmak için kortikosteroidler seçilmektedir. Kapanmayan gözün doğal gözyaşı jelleri ile nemlendirilmesi ve gece uyurken kişinin o gözünü özel pedlerle kapatması önerilir. Şiddetli ağrıyı gidermek üzere Karbamazepin tercih edilebilir. Hasta tedavi başladıktan sonra 2. hafta, 6. hafta ve 3. ay kontrole çağrılmalıdır.

Genellikle prognozu iyidir, ancak yüz felci hastaların %50′sinden azında tamamen düzelir. Yüz felci düzelmeyen kişilerde 6 ay beklendikten sonra, gerekirse sinir transferleri vb. cerrahi işlemler planlanabilir. Bu dönemde gözün korunması çok önemlidir, hatta göz kapağının kapanmasını sağlayıcı göz kapağı altına altın plak yerleştirme yöntemi seçilebilir.

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.

KAYNAK: Ramsay Hunt Syndrome-Augusto A Miravalle, MD, Fellow, Department of Neurology, Beth Israel Deaconess Medical Center, Harvard Medical School, Updated: Aug 20, 2009

GRİP GİBİ BAŞLAYIP DÖKÜNTÜ İLE GİDEN ÇOCUK HASTALIKLARINDA AYIRICI TANI

Mevsimsel grip en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir. 

Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. 

Bunun yanısıra pek çok virüs, vücuda giriş yolu olan burun ve boğaz bölgesini ilk olarak hasta ettiği için grip gibi şikayetler başlayıp döküntülerle giden pek çok çocuk enfeksiyonu da bulunmaktadır. Bu hastalıkların tanısı ve tedavisi Çocuk Hastalıkları uzmanının işidir, ancak biz KBB hekimlerinin de ateş, öksürük, burun akıntısı gibi şikayetlerle karşımıza gelen bir çocukta muhtemel kızamık, kızamıkçık vb. döküntülü hastalıkları da tanıyıp, ipuçlarını yakalayabilmemiz gerekir. Bu nedenle bu yazıda kısa kısa bu hastalıklardan bahsedilecektir. 

***************************************************************************************************************

KIZAMIK:

Etkeni: Paramiksovirüs 

Kuluçka dönemi:8-14 gün  

Hastalık süresi: 1 hafta 

Bulaş: Virüs vücuda burun ya da boğaz yoluyla girer. Kızamık çok bulaşıcıdır. Hasta kişiyle solunum teması, öpüşme, aynı kaptan yeme gibi yollarla virüs alınır. Hastalığın en bulaşıcı olduğu dönem, ateş başlamadan öncesiyle döküntü çıktıktan 4 gün sonrasına kadarki dönemdir. Hasta çocuk, bu dönemde izole edilmeli, döküntü başladıktan sonra en az 5 gün okula gitmemelidir. 

Seyri: Önce basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar, 2-3 gün sonra ağız içinde koplik lekeleri denen beyaz lekeler belirir. Sonrasında 1-2 gün içinde yüz ve enseden başlayan, gövdeye de yayılan kırmızı renkte döküntü ortaya çıkar. Döküntü döneminde çocuk çok bitkin görülür. Döküntüden sonra ateş kaybolur. Kaybolmuyorsa başka bir komplikasyon ilave olmuş demektir. 

Komplikasyonlar: Kulak enfeksiyonu zatürre, ensefalomiyelit (beyin ve zarlarında iltihap), yıllar sonra ortaya çıkabilen ve çok nadir olan SSPE (kızamığa bağlı beyin hasarı yapan ensefalit) 

Tanı: Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur.  

Tedavi: Herhangi bir özel tedavisi yoktur. Yatak istirahati, bol sıvı tüketimi, öksürük için gerekirse soğuk buhar uygulaması yeterlidir. Ateş düşürücü ilaçlar (ASLA ASPİRİN VERMEYİNİZ!) ve vitamin takviyesi verilebilir. Bu hastalığı geçiren kişi ömür boyu bağışıklık kazanmış olur. 

Korunma: 

  • Aktif korunma: 

Kızamık aşısı canlı,zayıflatılmış bir aşıdır. Genellikle kızamıkçık kabakulak aşıları ile  birlikte karma bir aşı olarak verilir. Sağlık Bakanlığı’nın aşı takviminde 9. aydaki tek uygulanan kızamık aşısı kaldırılmış, 12. ayda karma olarak yapılmaktadır. 

  • Pasif korunma:

Hasta biri ile temastan sonra  6 gün içinde verilen antikor, hastalığın hafif ve komplikasyonsuz atlatılmasını sağlayabilmektedir. 

*************************************************************************************************************** 

 KIZAMIKÇIK: 

Etkeni: Togavirüs 

Kuluçka dönemi: 14-21 gün 

Süresi: Belirtileri 10 gün kadar sürer. 

Bulaş: Direkt temas ya da damlacık yoluyla bulaşır. Bulaştırıcılık döküntü ortaya çıkmadan 1-2 gün önce başlar ve döküntü başladıktan 5-7 gün sonra devam eder. 

Seyri: Özellikle kış sonu ve ilkbahar aylarında görülmektedir. Soluk kırmızı döküntü önce yüzden başlayıp 24 saat içinde boyun kollar, gövde ve kol bacaklara yayılır. Özellikle kulak arkası ve ensede şişmiş lenf bezleri tipiktir. Hafif bir ateş veya boğaz ağrısı olabilir. Nadiren, eklemlerde ağrı, şişlik görülür. Döküntü 3 günde genellikle kaybolur. Leke bırakmaz. 

Komplikasyonlar: Artrit (eklem tutulumu), ensefalit ve kanama bozuklukları 

Tanı: Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur. 

Tedavi: Özgün bir tedavisi yoktur. 

Korunma: Aşı yoluyla olur. 12-15 ay arasında kızamık ve kabakulağı da içeren karma canlı bir aşı verilir. 4-6 yaşta tekrarlanır. 

Hamilelerin kızamıkçık geçirmekte olan çocuktan uzak tutulması gerekir. Çünkü annenin kızamıkçığa yakalanması durumunda, anne karnında kızamıkçığa maruz kalan bebeklerde “konjenital rubella” dediğimiz bir tablo ortaya çıkar ki, bu da büyüme gelişme geriliği, katarakt, glokom, sağırlık, kalp hastalığı, zeka geriliği gibi sonuçlara neden olabilir. Hastalığı geçirmemiş, aşılanmamış, hamilelik planlayan genç kadınların, işi gereği çocuklarla, gebelerle temasta olanların aşılanması gerekir. 

****************************************************************************************************************** 

SUÇİÇEĞİ

Etkeni: Varicella virüsü

Kuluçka dönemi: 12-16 gün  

Süresi: Belirtileri 7-10 gün sürer.  

Bulaş: Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Solunum yolu ve yakın temasla bulaşır. Ev içi temasta bulaşma riski % 80-90 ‘dır. Tüm döküntü kabuklanana kadar (yaklaşık 1 hafta) bulaşıcıdır. Hasta çocuk bu nedenle 1 hafta sonra okula gidebilir. Hastayla temastan 10-21 gün sonrasında da diğer çocuklarda döküntü başlar. Hasta çocuğun izole edilmesi önemlidir, ancak döküntü başlamadan 1-2 gün öncesinde de bulaşıcı olduğundan diğerlerini tam olarak korumak için yeterli olmayacaktır. Suçiçeği geçirmemiş hamileler, yenidoğan bebekler, bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olanlar suçiçeği olan çocukla temastan kaçınmalıdırlar. 

 Seyri: Hasta çocukta ateş, iştahsızlık, halsizlik görülür. Özellikle büyük çocuklarda 1-3 günlük ateş ve üst solunum bulgularından sonra döküntü başlar. Suçiçeğinin oldukça kaşıntılı, su dolu kabarcıklardan oluşan döküntüsü önce gövde ve yüzde başlar, ardından ağız içi dahil olmak üzere tüm vücuda yayılır. Döküntü ilk başta yassı sonra sivilce şeklindedir. Daha sonra da kabuklanır. Gövdede çok, kol ve bacaklarda azdır. 

Komplikasyonlar: Kulak iltihabı, zatürre ve nadir de olsa beyin iltihabı gibi komplikasyonlara yol açabilir. 

Tanı: Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur.  

Tedavi: Virüse özgü bir tedavi edici bir ilaç mevcuttur ( Acyclovir), ancak çok ağır durumlarda ve bu hastalığı ağır geçirme olasılığı yüksek olan ergenlik çağındaki çocuklarda kullanılır. Kaşıntıyı önlemek için antihistaminik şuruplar ve kaşıntı giderici losyonlar kullanılabilir.  

Korunma: Oldukça etkili bir aşısı bulunmakla birlikte henüz sağlık bakanlığı aşı takvimine girmemiştir. Aşı  iki kez uygulanır. (Son yıllarda tek aşı koruyuculuğunun %60-70′lerde olduğu ortaya çıkıp rapel yapılması önerildiği için). 1 kez aşılanmış çocuklar bu virüse yakalandıklarında hastalık görülebilir, ancak çok hafif geçer. 

Herpes (uçuk) virüsleri ailesinden olan bu virüs de su çiçeği bulguları iyileşmiş olmasına rağmen, sinir kökünde gizlenip kalır. Yıllar sonra, kişinin bağışıklığı zayıfladığında o sinirin işlev gördüğü alanda “zona” şeklinde yaralarla kendini gösterebilir. Aktif zona geçiren bir kişi, yenidoğan ve aşısız bir bebeğe/çocuğa bulaşıp suçiçeğine yol açabilir, bu nedenle bu kişi yarası kabuklanıp dökülene kadar bebek/çocuk ve hamilelerle temastan kaçınmalıdır. 

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz. 

*Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu’ya teşekkürlerimi sunarım.