ÇOCUKLARDA AĞIZ VE SES TELİ SİĞİLLERİ (HPV ENFEKSİYONU)

HPV (human papilomavirüs) deride, ses tellerinde, ağızda ve anogenital bölgede siğillere yol açabilen ve pek çok çeşidi bulunan bir virüstür. HPV virüsünün pek çok türü hayvanlarda da enfeksiyon yapabilmekteyse de, hayvanları etkileyen virüs tipleri insanlarda hastalığa yol açmamaktadır.

Erişkinlerde kondilom ya da genital siğillerin %0,6-13′ünden sorumludur ve seksüel yolla en sık bulaşan mikrop türüdür. Erişkinlerde HPV virüsünün inkübasyon periyodu (virüsün vücuda girip çoğalarak hastalık oluşturmasına kadar geçen süre) 1-20 aydır ve bazen bu süre 2 yıla kadar uzayabilir, çocuklardaki süre ise net olarak bilinmemektedir.

HPV virüsünün yol açtığı deri siğilleri çocukların %20′sinde görülmektedir ve en çok yüz, eller, ayaklar, dirsek ve dizlerde ortaya çıkmaktadır. Ayak tabanında yer alanlar hariç ağrı vb. bir şikayete pek yol açmazlar, sadece kozmetik sorun yaratırlar.

HPV virüsünün yol açtığı ses teli papillomları tüm dünyada çocuklarda larinksi (ses kutusu) tutan tümörler içinde en sık görülenidir. Amerika’da 100.000 çocuktan 1.7-2.6′ sında saptanmaktadır.1 Tanı genellikle 4 yaş civarında konmaktadır ve maalesef hastalığın yineleyici özelliği nedeniyle bu çocuklar her yıl ortalama 5 kez cerrahi geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Larinks papillomu ilerleyici ses kısıklığı, nefes alıp verirken ötme ve öksürüğe neden olur. Nadiren de havayolunu tıkayarak akut nefes darlığı ile hayatı tehdit edici hale gelebilir.

Tekrarlayıcı larinks papillomu olan çocukların %30-60′ ının annelerinde genital siğil saptanmıştır. Vajinal doğum, ilk doğan bebek olmak ve anne yaşının 20′ nin altında olması, larinks papillomu gelişimi için risk faktörleridir. Ancak çoğu kadın doğum hekimi anogenital siğili olan kadınlarda, çocukta ileride laringeal papillom oluşumunu önlemek amacıyla sezaryan doğumu tercih etmekteyken, Danimarka’da yapılan bir bilimsel çalışmada anneden kan yoluyla veya amnion zarındaki defektlerden de bulaş olabileceği için sezaryan metodunun koruyucu olamayabileceği ifade edilmektedir.1

Çocuklarda ağız içinde siğil gelişimi, larinks ve anogenital bölgeye oranla daha nadir gelişir. Ağızda herhangi bir yerde yerleşebileceği gibi, çoğunlukla dil, damak ve dudak iç yüzeylerinde görülebilmektedir. Beyaz renkli, sapsız, düzgün kenarlı, tek veya çoklu ufak kitleler şeklindedirler. Pek çoğu şikayete yol açmaz ve ebeveynler tarafından tesadüfen farkedilirler.

Çocuklarda anogenital siğil görülme yaşı ortalama 2.8-5.6′ dır. Buna yol açabilen risk faktörleri ortak duş alanlarının kullanımı sonrası bulaşan ayak tabanı siğilini kaşıma yoluyla tırnaklardan bulaş, umumi tuvalet kullanımı sırasında bulaş ve çocuk istismarıdır.

TANI:

Pek çok anogenital siğilde tanı muayene ile konulur. Lezyonların asetik asit içeren özel bir madde sürüldüğünde beyaz renk alması karakteristiktir. Ağız ve larinks papillomlarında ise tanı biopsi ile konur.

TEDAVİ:

Pek çok siğil 12-24 ay içinde kendiliğinden ortadan kaybolur. Birden fazla ya da tekrarlayıcı siğillerde, larinks papillomu gibi hayati riskli yerleşimli siğillerde, ağrı yapan siğillerde ve kozmetik sorun yaratanlarda değişik tedavi metodları seçilmektedir. Bunlar aşağıdaki tabloda siğil yerleşimlerine göre sınıflandırılarak tanımlanmıştır.

TEDAVİ ŞEKLİ SİĞİLİN YERLEŞİM YERİ
Cerrahi olarak çıkarma Anogenital, laringeal, ağız
Lazerle yakma Anogenital, laringeal
Kriyoterapi (sıvı nitrojen ile dondurma işlemi) Anogenital, ağız
Kimyasal ablasyon (asetik asit) Anogenital
Antimitotik ajanlar (Podofilox) Anogenital
Immunomodülasyon Anogenital, laringeal
Retinoidler Laringeal
Antiviral ilaçlar Laringeal

PROGNOZ VE TAKİP:

Anogenital siğili olan çocuklarda prognoz genellikle iyidir. Pek çoğu tedavi edilmeden 3-5 yıl içinde kaybolmaktadır. Bu tür lezyonların tedavisine yönelik çabalar, yüksek tekrarlama potansiyeli nedeniyle lezyonun kendiliğinden kaybolmasını beklemekten daha iyi sonuç vermemektedir. 1

Laringeal siğiller ise özellikle 3 yaş altı çocuklarda ciddi havayolu darlıkları yaratabileceği için tedavi edilmelidir, ancak tekrarlamalar görülebileceği akıldan çıkmamalıdır.

HPV virüsünün kansere yol açma potansiyeli üzerinde durulması gereken bir konudur. Özellikle kadınlarda rahim ağzı kanserinin en sık nedenidir. Anogenital siğil saptanmış bir kız çocuğunda erişkin çağda rahim ağzı kanseri gelişme oranı henüz tam olarak saptanmamıştır. Ancak bu çocuklarda 18 yaş ve sonrasında yıllık rahim ağzı kanseri taraması yapılması önerilmektedir. Ayrıca bazı HPV tipleri ağız ve yutakta kansere de yol açabilmektedir.

Son yıllarda uygulanmaya başlanan HPV aşısı ile rahim ağzı kanseri sıklığında belirgin bir azalma görülmektedir. Ancak bu aşının ağız kanserini önleyici etkisi ve HPV’ye bağlı larinks papillomuna etkisi henüz bilinmemektedir.

KAYNAKLAR:

  1. Human papillomavirus infections of the genital and respiratory tracts in young children. Semin Pediatr Infect Dis 2005 Oct;16(4):306-16. Sinal SH, Woods CR.
  2. Current concepts on human papillomavirus infections in children. APMIS 2010 Jun;118(6-7):494-509. Syrjänen S
 

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz. 

KULAK BURUN BOĞAZ’DA ACİLLER

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, genel cerrahi veya ortopedi gibi travma ağırlıklı branşlardaki kadar olmasa da pek çok branşla karşılaştırıldığında oldukça önemli acilleri olan bir bölümdür. Özellikle havayolunun kapanması ve yüz-boyun bölgesi travmaları çok acil müdahale gerektiren durumlardır. Trafik kazası, yüz-boyun bölgesinde ateşli silah yaralanması vb. büyük volümlü ve pek çok hayati organı etkileyen durumlarda bazen acil trakeotomi (soluk borusuna boyun derisi üzerinden girerek delik açıp buradan tüp yerleştirerek solunumu sağlama işlemi) gerekebildiği için, ihtisas yaptığım dönemde acil serviste genel cerrahi, ortopedi, dahiliye, anestezi dışında bize de oda ayırmışlardı acile uzak olan kliniğimizden yetişemeyiz diye!

KBB’yi ilgilendiren acilleri şöyle sınıflandırabiliriz:

  1. Havayolu obstrüksiyonları ve aspire edilen ya da yutulan yabancı cisimler
  2. Yüksek ateşli boğaz iltihapları
  3. Burun kanaması
  4. Kulak şikayetleri
  5. Baş-boyun bölgesi enfeksiyonları
  6. Ses kutusu ya da soluk borusuna travma
  • HAVAYOLU OBSTRÜKSİYONLARI:

ERİŞKİNLERDE: Aspirasyon (yenilen-içilen şeylerin soluk yoluna kaçması), travma, alerjik reaksiyon, enfeksiyon (gırtlak kapağı iltihabı=epiglottit, bademcik absesi=peritonsiller abse, derin boyun absesi vb.), mekanik nedenlerle (kusma, soluk borusuna kanama veya yabancı cisim ile) ve tümör (gırtlak kanserinin kitle etkisi) nedeniyle oluşabilir. Kişi nefes alamaz ya da çok zorlanır, sesi çıkmaz, morarır, öter, göğüs kafesi nefes alma çabasıyla yukarı doğru çekilir, bayılabilir ve önlem alınmazsa ölebilir.

Ne yapılmalı?

devamı için tıklayınız… KULAK BURUN BOĞAZ’DA (…)

DOĞAL ÜRÜNLERLE NEZLE GRİPTEN KORUNMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

 

NEZLE, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler. Rhinovirüs vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Bu virüs üst solunum yoluna girip tutunduğu andan itibaren kişide 2-3 gün içinde hastalık bulguları ortaya çıkmaya başlamaktadır. En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Genellikle bulgular 1 hafta kadar sürer ancak bazı durumlarda (yaşlılar, çocuklar, direnç bozukluğu olan kişiler, kalp ve şeker hastaları) 2 haftayı bulabilmektedir. En son olarak 1 hafta kadar süren kuru bir öksürük kalmakta, bu da geçtikten sonra hastalık tamamen atlatılmaktadır.

Pratik anlamda kültür vb. yöntemlerle hangi virüsle hastalığın ortaya çıktığını saptamak gibi yöntemlere gerek yoktur, çünkü doktorunuz için, hastalığa hangi virüsün yol açtığından çok hastalığın ilerleyip daha şiddetli bir enfeksiyona dönüşüp dönüşmediğinin takibi önemlidir. Bazen virüsün üst solunum yollarında yarattığı hasar, daha saldırgan mikropların oraya yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Böyle bir durumda sinüzit, orta kulak iltihapları, zatürre gibi daha ağır hastalıklarla karşılaşılabilmektedir.

GRİP ise en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir.

Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. Amerikan Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde yapılan deneysel çalışmalarda bu aşının şu anda uygulanmakta olduğu biçimde iğne şeklinde değil de buruna sprey şeklinde uygulanmasının daha etkileyici olacağı ortaya çıkmıştır, bu konudaki çalışmalara devam etmektedir.
Neden bazılarımız fazla nezle-grip olmazken bazılarımız da devamlı çantamızda kutu mendillerle gezmekteyiz? İşin genetik ve erken çocukluk döneminde yeterli beslenme olup olmaması kısmını bir tarafa bırakırsak kişinin sık enfeksiyonlara yakalanmasına yol açan 4 ana neden vardır: yetersiz uyku, stres, yetersiz beslenme ve sigara.
Pek çok bağışıklık sistemi elemanı (doğal mikrop öldürücü hücreler vb.) özellikle uyku sırasında aktive edilmektedir. Bu nedenle düzensiz uyku ve dinlenememe direncimizi oldukça azaltmaktadır. Stres durumunda salınan hormonlar da bağışıklık sisteminin olumsuz etkilemesine yol açmaktadır. Yine direnç için gerekli vitamin, mineral ve proteinden fakir beslenme de hastalıkları davet etmektedir. Sigara ise solunum yolarını kaplayan koruyucu tabakanın zedelenmesine ve mikropların buralara kolayca tutunmasına yol açmaktadır.
O zaman sık hastalanmamak için neler yapmalıyız? Öncelikle beslenmemize çok dikkat etmeliyiz. Şeker ve karbonhidrat alımımızı kısıtlamalı, kızartmalardan ve margarinle yapılan yiyeceklerden uzak kalmalı, balık tüketimini arttırmalı, zeytinyağını daha çok kullanıp mısırözü, ayçiçek yağı kullanımını azaltmalı, bol meyve-sebze tüketmeli ve bol bol su içmeliyiz. Çay- kahve yerine bitkisel çayları tercih etmeliyiz. En önemlisi de probiyotik denen doğal koruyucu içeren yoğurtlardan günde en az 2-3 kaşık tüketmeliyiz.

NEZLE –GRİPTEN KORUNMAK İÇİN DESTEK OLARAK NELER ALMALIYIZ?

Diyetinizi yukarıda belirtilen şekilde düzenledikten sonra aşağıda belirtilen bazı destekleyici vitaminlerin kullanımı bu tür enfeksiyonlara daha dayanıklı olmanızı sağlayacaktır.

C VİTAMİNİ – ENFEKSİYONLA SAVAŞTA ALTIN ASKER:
C vitamini, virüs ve bakterilerle savaşta görevli kandaki beyaz küre hücrelerinin yapımını ve aktivitesini arttırmaktadır. Ayrıca bu mikroplarla savaşta kullanılan bazı maddelerin (interferon olarak adlandırılır) üretimini arttırarak vücudun direncini yükseltir. Antioksidan etkisiyle serbest radikal denen hücre hasarlayıcı maddelerin açığa çıkmasını önlemektedir. Bu kadar önemli bir vitaminin insanlarda vücutta üretilemiyor olması nedeniyle düzenli olarak ağızdan alınması gerekmektedir. Günlük gıdalarla (narenciyeler, yeşil biber, maydanoz, brokoli, kavun, domates suyu, patates, mısır, bezelye, muz ) alınması gereken en az C vitamini miktarı 60 miligramdır. Koruyucu olarak günde 1-2 kez 100-250 miligram, enfeksiyon durumunda ise günlük toplam 1000-1500 miligram kadar alınması önerilmektedir.

ÇİNKO – NEZLENİN EN KORKULU DÜŞMANI:

Boğazda kaşıntı, yanma, hapşırma şikayetleri ortaya çıktığı anda hemen birkaç tane çinko pastilini arka arkaya emerseniz birkaç saat içinde şikayetlerinizin büyük oranda azalacağını göreceksiniz. Nezle başladığında elimizdeki en iyi tedavi seçeneği olan çinko bunu nasıl sağlamaktadır? Yapılan çalışmalara göre çinko pastillerinden emerken erime sırasında açığa çıkan çinko iyonları yüz ve burun bölgesi damarlarına yayılmakta ve hapşırmaya yol açan sinirsel uyarımı durdurup buna bağlı burun salgısı oluşumu ve burun tıkanıklığını önlemektedir. Bu etki çinkonun vücut tarafından yıkılması sürecince devam ettiği için 2 saatte bir pastil kullanımının tekrarlanması gerekmektedir. Bir başka çalışmaya göre ise çinko, virüslerin hücre içine girmek için tutundukları proteinlerin üzerini kapatarak bu girişe engel olmaktadır.
Sağlıklı bir erişkinin günlük çinko ihtiyacı 12-15 miligramdır. Özellikle kırmızı et, tavuk vb. kümes hayvanlarının eti, karaciğer, yumurtada bulunmaktadır. Bunun dışında vücut direncini arttırmak için çinko içeren vitaminlerden (çinko glukonat- 15 miligram/gün) alınabilir. Nezle başlangıcında, şikayetler geçene kadar, en hızlı şekilde çinko pastillerinden (çinko glukonat veya çinko asetat; 11.5-23 miligram/gün) 2 saatte bir emilmesi gerekmektedir.

ECHİNACEA (EKİNEZYA-MOR KONİ ÇİÇEĞİ)-BİTKİSEL ÖZLÜ DİRENÇ ARTTIRICI:
Ekinezya, doğada yabani olarak yetişen, özellikle Kuzey Amerika’da sık görülen bir bitkidir. Bitki çayları ve bitkisel kaynaklı maddelerin yapımı için kültür şeklinde üretilmekte ve toplanmaktadır. Bu bitki, vücuda giren mikropların sindirilerek yok edilmesinde görevli olan fagositer hücrelerin üretimini arttırarak bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.
Boğazda kuruma, yanma ortaya çıktığı anda 1 bardak ılık Ekinezya çayı içmek veya birkaç tane Ekinezya pastili emmek boğazınızı oldukça rahatlatacaktır. Bunun yanısıra Ekinezya kapsüllerinden günde 400-600 miligram kadar (yani günde 2-3 adet) kullanıp şikayetleriniz gerilediğinde bunu günde tek doz halinde almaya devam edebilirsiniz.
Ekinezyanın bilinen herhangi bir yan etkisi olmamakla beraber lupus veya romatoid artrit gibi bağışıklık sistemi bozukluğu (otoimmün hastalık) olan kişilerle papatya alerjisi bulunan kişilerin bu doğal ilacı kullanmaması önerilmektedir.

Bu belirtilen vitamin ve doğal bitkisel ürünlerin yanı sıra A vitamini, E vitamini, balık yağı (yeterli balık tüketimi yoksa), Selenyum da ek olarak alınabilir.

Nezle-grip başlangıcında günlük alınması gereken vitamin ve destek ilaçların dozları:

İlk gün:

C vitamini 1000-1500 miligram (500 miligramlık olanlarından 2-3 adet)
Çinko Pastil şeklinde her 2 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)
Ekinezya Kapsüllerinden 2-3 adet (400-600 miligram)

İkinci gün:

C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)
Çinko Pastil şeklinde, her 4 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)

Üçüncü gün ve sonrasında:

C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)
Çinko Pastil şeklinde, her 6 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)

NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALISINIZ?
• Boğaz ağrısı 48 saatten uzun sürmüşse,
• Bademciklerinizin üzerinde beyaz noktalar oluşmaya başlamışsa,
• Burun akıntısı ve tıkanıklık 1 haftadan uzun sürmüşse,
• Burun akıntınızın rengi sarı veya yeşil renge dönmüşse,
• Yüzünüzde veya başınızda şiddetli ağrı ortaya çıkmışsa,
• Öksürüğünüz 7 günden uzun sürmüş, nefesiniz daralmış ve balgam çıkarmaya başlamışsanız,
• Kulağınızda şiddetli ağrı, akıntı veya 7günden uzun süren tıkanıklık varsa,
• 38 dereceyi geçen ateşiniz olduysa,
mutlaka bir doktora başvurmanız gerekmektedir.

Eski bir deyiş vardır: “Nezle 7 gün sürer, fakat uygun bir tedaviyle 1 haftada tedavi edilebilir”. Bahsedilen doğal koruyucu yöntemlerle bu deyiş günümüzde artık geçerliliğini yitirmiştir. Sağlıklı kalmanın yolu dengeli beslenme, sigaradan uzak durma, mümkün olduğunca kendinize zaman ayırıp dinlenme ve stresli ortamlarda kendi kendinizi telkin ederek sakinleştirmeden geçer. Doğal koruyucu yöntemlerle bağışıklık sisteminizi desteklemeyi ve kendinize çok iyi bakmayı sakın unutmayınız.

*Bu yazının hazırlanmasında Ray Sahelian, MD ve Victoria Dolby Toews, MPH tarafından yazılan 1999 baskılı “Finally..Common Cold Cure-Natural Remedies for Colds & Flu” adlı kitaptan yararlanılmıştır.

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.