Geçen hafta 3 tane hastam oldu aynı şikayetlerle başvuran, üçünün de şikayeti kulak altında boyuna yayılan şişlik ve şiddetli ağrı idi. Muayenelerinde 2′sinde herhangi bir boğaz iltihabı vb. yokken biri 1 hafta önce farenjit nedeniyle antibiyotik kullanmaya başlamıştı. İlk hastama, lenf bezi iltihabı tanısı koyup tedavisini verip takiplerde bezde küçülme olmaması ve sonradan ateş ortaya çıkması üzerine ileri tetkik yaptırıp “Öpücük Hastalığı” tanısı koydum. Bu hastalık EBV adı verilen bir virüsle ağız yoluyla ve öpmekle bulaşan, boyunda beze, boğaz iltihabı, ateş, karaciğer-dalak büyüklüğü ile giden ve 3-6 hafta içinde vücudun bağışıklık sistemi yoluyla yenebildiği, mikrobu yok edebilecek özel bir tedavinin olmadığı bir hastalıktır. Nitekim hastanın zamanla ateşi düştü ve boyundaki bezesi küçüldü. İkinci hastama yine boyunda lenf bezi iltihabı tanısıyla tedavi başladım, bu hastanın ateşi çıkmadı ve tetkikleri sonucunda nedeni saptanamayan (çünkü her virüsün kan tahlili yok!) bir viral enfeksiyon geçirdiğini anladım, bu hastanın da 1 hafta içinde bezesi küçüldü. Son hastam ise (antibiyotik kullanan) boyunda lenf bezi iltihabı tanısıyla takip ederken 38,8 ateşi oldu ve tetkiklerinde yine virüsü saptanamadı. Her 3 hastaya da bunun bir viral enfeksiyon olduğunu, antibiyotiklere gerek olmadığını anlattım, ancak son hastamın yakınları bana ısrarla “antibiyotik iğnesi attıracak mısınız?” diye sordukça ben de onlara virüs-bakteri farkını defalarca anlatmak zorunda kaldım.
Aslında bu soru her boğazı ağrıyan, burnu akan hastada devamlı yanıtlamamız gereken bir soru haline gelmiştir ne yazık ki! Boğaz ağrısında, ateşten bir an önce kurtulmak, ayağa kalıp işine devam etmek isteyen ısrarlı hasta, sizin neden antibiyotik vermediğinizi, defalarca anlatsanız da anlamak istemez. Çünkü Türkiye’de maalesef eczaneye gidip marketten yoğurt alır gibi pek çok tür antibiyotikten istediğiniz dozda ve miktarda alabilirsiniz. Halbuki Amerika’da antibiyotiği sadece ve sadece doktorunuz reçete eder, eczaneye kaç gün kullanacağınızı, bu nedenle kaç adet gerektiğini bildirir ve size turuncu ufak bir silindir kutuda o kadar sayıda antibiyotiğiniz verilir. Bu neyi sağlar, gerekli gereksiz antibiyotik kullanılmasının önüne geçilmesini ve bakteri direncinin oluşmasının önlenmesini!!!
Geçenlerde bir gazete haberi vardı, “süper bakteri” diye! En güçlü antibiyotiklere karşı bile dirençli olan yeni bir süper mikrobun İngiltere’de hastanelere girdiği, NDM-1 olarak adlandırılan bir enzim üreten bakterinin, içine girdiği bakteriyi antibiyotiklere karşı tamamen dirençli kıldığı ve İngiltere’de şu ana kadar 50 vaka tespit edildiğini belirtiyordu. Uzmanların NDM-1′in, zaten pek çok antibiyotiğe dirençli olan bakterilere bulaşmasından endişe ettikleri, bu durumda daha da güçlenecek olan bakterilerin insandan insana geçip tedavisi neredeyse imkansız yeni bir salgın türü ortaya çıkarabileceğini ifade ediyorlardı. Acaba bu süper bakterileri bizler mi yaratıyoruz diye hiç düşündünüz mü? Örneğin geçen yıl patlayan 2009 H1N1 virüsü ya da diğer iyi bilinen adıyla Domuz Gribi’nde kaçınız antibiyotik kullandı boş yere? (zatürre vb. sonradan eklenen bakteriyel enfeksiyona bağlı komplikasyon olanları bunun dışında bırakıyorum)
Virüs nedir? Bakteri nedir?
Virüs, bakterilerden oldukça küçük boyutta olan, canlı bir organizmada (insan, hayvan, bitki) yaşamak ve çoğalmak zorunda olan bir mikroptur. Vücudumuza girince, hücrelerimizin içine yerleşir ve onların makinelerini ele geçirip kendini çoğalttırmakta kullanır.
Bakteri ise tek hücrelidir ve pek çok canlı-cansız ortamda yaşayabilir. Bazısı soğuğu, bazısı sıcağı sever, bazısı insan bağırsağında yerleşip sindirime yardımcı olur, bazısı ağızda ve üst solunum yolunda yerleşip orada hiçbir zarar vermeden yaşar (onun için insanın köpeği ısırması, köpeğin insanı ısırmasından daha tehlikeli ve ölümcüldür!).
Bakterilerin ne gibi durumlarda zararlı olduğuna en tipik örnek dünyanın en büyük kertenkele çeşidi olan komodo ejderleridir. Komodo ejderleri genellikle 3 metre boyda ve 140 kilo civarındadırlar. Endonezya’ya bağlı Komodo, Rintja ve Flores adalarında bulunurlar. Yılanlarda olduğu gibi, uzun, çatallı dillerini kullanarak yiyecekleri bulurlar. Geyikleri, yaban domuzlarını ve hatta kendilerinden kat be kat güçlü olan manda kadar iri hayvanları bile öldürebilirler. Bunu salyalarında bulunan ancak ejderin kendisine hiçbir zarar vermeyen çoğu tehlikeli 50′den fazla çeşit bakteri sayesinde yaparlar. Gözüne kestirdikleri bir hayvanı birkaç yerinden ısırıp sonra haftalar boyunca o hayvanı takip ederler. Yara yerinde üreyen bakteriler zamanla hayvanın kanına yayılıp hayvanın ölmesine yol açar ve bu oldukça sabırlı bekleyişten sonra bir araya gelen ejderler leşi afiyetle yerler.
Peki bu bakteriler ne zaman bize zararlı hale gelir? Vücudun bağışıklık sistemini bozan herhangi bir olay (grip gibi bir viral enfeksiyon, uykusuzluk, sigara ve alkol kullanımı, vb.) bu sayıca baskılanmış bakterilerin bunu fırsat bilip hızla çoğalması ve kişiyi hasta edecek sayıya ulaşınca belli bir organı tutup oraya zarar vermesine yol açar. Bunun sonucunda bademcik iltihabı, zatürre, kemik iltihabı, menenjit vb. karşımıza çıkar.
Her iki mikrop türü de ateş yapabilir, ancak bakteriyel enfeksiyonlarda ateş 39,5-40 derecelere kadar çıkar ve tipik olarak antibiyotiğin 48. saatinden sonra düşer. Viral enfeksiyonlarda ise 39-39,5′lara kadar varan ateş nadir de olsa olabilir, ateş düşürücünün etkisi geçtiği anda 4-6 saatte bir ateş tekrar yükselir, tipik olarak antibiyotiğe rağmen ateş düşmez ve kişinin şikayetleri gerilemez, çünkü ANTİBİYOTİKLER VİRÜSLERİ ÖLDÜRMEZ!!!
Özetle, her boğazınız ağrıdığında ya da ateşiniz koltukaltından 38,5 dereceyi, kulaktan 39 dereceyi geçmedikten sonra asla ve asla doktora danışmadan, kendi başınıza gidip eczaneden antibiyotik almayınız ya da iğne attırmayınız!
*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
