GENLERLE OYNAMAK VE DEAF CULTURE

 ”Doktorları şok eden talep” başlığıyla bugünkü gazetelerde yer alan haberi okudunuz mu? Haberde duyma engelli çiftlerin, bebeklerinin genetikleri ile oynanarak sağır olmalarına izin verilmesini talep ettikleri belirtiliyordu. Aileler çocuklarıyla daha iyi anlaşabileceklerini düşündükleri için bunu talep ediyordu.  Siz olsanız böyle bir şey ister misiniz? 

Bu haber beni 6 yıl önceye götürdü. KBB ihtisasımı bitirmek üzere kliniğimizdeki koklear implant (biyonik kulak) uygulamaları ve sonuçları ile ilgili tezimle uğraşırken buldum “Sound and Fury” (Ses ve Öfke) adlı filmi.  2000 tarihli Amerikan yapımı olan bu filmde işitmesi normal olan bir anne-babanın, işitme engelli Peter ile işitme sorunu olmayan Chris Artinian adlı iki oğlu bulunmaktadır. Peter ve işitme engelli karısı Nita’nın 3 işitme engelli çocuğu (biri 6 yaşındaki Heather) vardır. Chris ve işitmesi normal olan fakat ailesi işitme engelli olup işaret dili kullanan eşi Mari’nin ise 5 çocukları vardır, çocuklarından biri (Küçük Peter) işitme engellidir. Chris ve Mari 1,5 yaşındaki oğullarına koklear implant takılmasını istemektedirler. Mari’nin ailesi buna ısrarla karşı çıkmaktadır. Çünkü kendilerinin “Deaf Culture”  yani işitme engelliler topluluğunun üyeleri olarak çok özel olduklarını, kendilerine özgü bir dilleri (işaret dili) olduğunu ve “normal” denen insanların bu topluluğu yok etmek için bu tür icatlarda bulunduklarını savunmaktadırlar. Aile içinde çok büyük kavgalar yaşanır. Peter’ın ailesi ise torunları Heather’e bu ameliyatı düşünmeleri için Peter ve Nita’ya baskıda bulunmaktadır. Başlangıçta bu fikre sıcak bakmakta olan Peter ve Nita’nın aklını Mari’nin ailesi karıştırmaktadır.  Filmin sonunda baba Peter implant uygulanmasına karşı çıkar ve işitme engellilerin oturduğu bir mahalleye taşınırlar.  

2006 yılında gösterime giren “Sound and Fury-6 years later” (Ses ve Öfke-6 yıl sonra) isimli filmde ise Heather’a ve kardeşlerine 3 yıl sonra koklear implant uygulanmış olduğunu öğreniyoruz. 12 yaşında olan ve okulunun tek işitme engelli öğrencisi olan Heather, implant geç uygulanmış olsa da anlaşılabilir bir konuşmaya ve iletişim başarısına ulaşmıştır.  Hala işaret dilini kullanmaktadır ve iki farklı dünyaya da adapte olmuştur. İlk filmde implant uygulanmasına ısrarla karşı duran babası, gözleyerek ve okuyup kendini geliştirerek aslında implantın işitme engelli bir çocuk için hayatı ne kadar çok kolaylaştıracağını fark ettiğini ve şu anda bu ameliyatı yaptırmış olduğu için çok mutlu olduğunu ifade etmektedir.

Amerika’da bulunduğum dönemde Baylor Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı’nın haftalık toplantı konularından biri de “Deaf Culture” idi. Bu topluluğun üyeleri sadece işaret dili kullanmakta, kendilerini engelli değil özel seçilmiş kişiler olarak adlandırmakta, etnik bir grup olduklarını ifade etmekte ve işitme cihazı, biyonik kulak gibi işitmeyi düzeltici her tür tıbbi cihaz ve müdahaleye karşı çıkmaktadırlar.  

1988 yılındaki Washington’daki Gallaudet Üniversitesi’nde çıkan öğrenci hareketiyle ilk olarak kendini duyuran Amerikan İşitme engelliler topluluğu, “İşitme engelli başkan istiyoruz” sloganıyla ilk işitme engelli Amerikan Başkanının seçilmesi için mücadele vermiştir.

Kanada-Toronto’da 2006 yılında açılan “İşitme Engelliler Topluluğu Merkezi”nde bir müze ve sanat galerisi bulunmakta, ziyaretçilere bu kültürün tarihi, gelişimi ve edebiyatı hakkında bilgiler verilmektedir.

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz

BEBEĞİM DUYUYOR MU?

 

İŞİTME VE KONUŞMA ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?

İnsanlar arasındaki iletişim yolları içinde en önemlisi ve en sık kullanılanı konuşarak anlaşma yoludur. Konuşma öğrenilmiş bir davranıştır, ancak konuşmanın öğrenilmesinde en önemli unsur işitmedir. İşitme kaybı, derecesi ne olursa olsun çocuğun konuşmayı ve dili öğrenmesini etkiler.

Dil, yaşamın ilk aylarından itibaren hızla gelişmeye başlar, normal işiten bebekler 6 haftalıktan itibaren, insan sesine diğer seslerden daha fazla tepki verirler. Bebekler ilk bir yılı deneyim yoluyla çevrelerini öğrenmekle geçirir. Bir yaşından itibaren dil bilgisi açısından görece bir olgunluğa erişirler. Konuşma ve dil gelişimi ise doğumdan itibaren 4 yaşına kadar devam eder.

Çocuklarda işitme kaybı sessiz ve gizli bir engeldir. Çünkü çocuklar, özellikle bebekler iyi duyamadıklarını söyleyemezler. Fark edilmez ve düzeltilmezse konuşma ve dil gecikmesine, sosyal ve duygusal sorunlara ve okul başarısızlığına yol açar. Tanı geciktikçe olumsuz etkiler de fazlalaşır.

TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA YENİDOĞANLARDA İŞİTME KAYBI GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, her 1000 bebekten 1 ila 3′ü ileri derecede kalıcı işitme kaybı ile doğmaktadır. Buna göre Türkiye’de yılda 1800 bebek “koklear implant” yani “biyonik kulak” gerektirecek düzeyde işitme kaybıyla doğmakta, ancak bunların erken ve zamanında tespiti konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Doğduktan sonra en geç 6 ay içinde işitme engeli teşhisi konulan ve işitme cihazı uygulanıp özel eğitime alınan bebeklerin konuşma becerisi normal yaşıtlarına benzer düzeyde gelişebilmektedir.

Doğuştan işitme kayıplarının erken teşhis edilmesinin ve bu tip çocuklara erken müdahalenin öneminin belirtilmesinden sonra yine her 1000 bebekten 3′nün işitme kaybıyla doğduğu ve bu durumun en sık görülen doğumsal bozukluk olduğu saptanan Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok eyalette yenidoğan işitme tarama testleri rutin hale getirilmiştir. Aynı şekilde Avrupa Birliğine üye ülkelerin de bir kısmında yenidoğan işitme tarama testleri, rutin  tarama testleri içine alınmıştır.

Türkiye’de ise durum nasıldır? Doğuştan işitme kayıpları maalesef ülkemizde genellikle en erken 3 yaş dolayında teşhis edilebilmektedir. İşitme engeli ve erken teşhis yöntemleri hakkındaki bilgi yetersizliği ve erken teşhis sağlayan teknolojilerin yaygın olmaması, teşhis yaşını geciktirmektedir. Sağlık Bakanlığı, hastanelerde dünyaya gelen her bebeğe, taburcu olmadan işitme taramasının uygulanmasını ve bu taramalarda işitme engeli olduğu tespit edilen bebeklere gerekli müdahale ve rehabilitasyon çalışmalarının yapılmasını hedeflemektedir.

İşitme kaybı açısından riskli şu durumlarda işitme testi mutlaka yenidoğan döneminde uygulanmalıdır:  

  • Ailede sağırlık hikayesi olması,
  • 1500 gr’ın altında doğan bebekler,
  • Yüz kulak anomalisi olanlar,
  • Suni solunum ihtiyacı olanlar,
  • Sarılığın çok yüksek seyretmesi,
  • Doğumda uzun süre oksijensiz kalan bebekler.

Özellikle işitme kaybı açısından riskli bebeklerde, beklenmedik yüksek sesli gürültülerde irkilmeme, ağlamama veya herhangi bir tepki vermeme, başını seslenince o yöne doğru hareket ettirmeme, 6-12 ay arasında konuşma sesi çıkarmama, sorulduğunda tanıdık eşya veya kişileri göstermeme gibi belirtiler fark edildiğinde daha ayrıntılı işitme testlerinin yapılması gerekmektedir.

Fotoğrafın tüm hakkı Op. Dr. Seçil Totan'a ait olup, kopyalanamaz.

YENİDOĞAN BEBEKLERE İŞİTME TESTİ NE ZAMAN VE NASIL YAPILIR?                              

Tüm yenidoğan bebeklere eve gitmeden önce, hastanede işitme testi yapılması en uygunudur.

Yalnız unutulmaması gereken nokta, bunun bir tarama testi olduğu, bu testin yalnızca doğumsal işitme kaybı riski olan bebekleri belirleyebileceği ve bebeklik döneminde, daha sonradan oluşabilecek işitme kayıpları için bir garanti olmadığı ve ailenin bebeğinin nasıl diğer gelişimini takip ediyorsa, işitme duyusunu da takip etmesi gerekliliğidir.

Tarama testi olarak adlandırılan OTOAKUSTİK EMİSYON (OAE) TESTİ’nde yenidoğan bebeklerin kulaklarına belli şiddette sesler verilip, duyup duymadığı beyin dalgaları ölçülerek anlaşılır.

 
 
 

Bu test bebeğinize acı veya zarar vermez ve rahatsız edici değildir. Test genelde bebek uykudayken yapılır ve çok kısa sürer. Anestezik veya sakinleştirici herhangi bir şey kullanılmaz. Testi uygulayan kişi, bu testi sessiz bir ortamda gerçekleştirir. Bebeğin kulağının dış kısmının içine yumuşak uçlu bir alet konulduktan sonra buradan kulağa ‘klik’ sesleri gönderilir. Kulak bu sesi işittiği zaman, kulağın iç kısmı(buna koklea denir) yankı yapar. Test uzmanı bir bilgisayar aracılığıyla, bebeğin kulağının sese nasıl karşılık verdiğini görür. Testin güvenilirliği %97 oranındadır. Çocuğunuzun işitme yeteneği bu testle ve gerekirse daha ayrıntılı testlerle her yaşta kontrol edilebilir.   

Eğer tarama testi çocuğunuzun bir veya her iki kulağında güçlü ve olumlu bir karşılık göstermezse bu durum çocuğunuzun işitme kaybı bulunduğu anlamına gelmeyebilir, çünkü işitme yeteneğini kontrol etmeyi zorlaştıran bazı nedenler vardır: Bebeğinizin test sırasında ağlaması ya da sesler çıkarması, doğumdan sonra kulakta akıntı veya geçici tıkanma olmuş olması, test yapılırken arka planda başka sesler olması vb. Bu gibi bir durumda testin tekrarlanması gerekir. Test sonucu yine olumsuz çıkarsa daha ileri işitme tetkiklerine geçilecektir.

Unutmayınız, ülkemizde her yenidoğan bebeğe yapılması zorunlu kan tarama testlerinde hipotiroidi, fenilketonüri gibi hastalıkların sıklığı 100 000′de 10-30 arasında iken, yenidoğanda işitme problemi sıklığı 1000′de 1-3 arasında, yani çok daha sıktır.  Önlem alındığı takdirde, bebeğin gelişimi olumlu yönde etkilenebileceği için doğum sonrası işitme testi yaptırmak ve erken tanı çok önemlidir.

İŞİTME CİHAZI KULLANIMI

 

NASIL İŞİTİRİZ?

Kulak ses dalgalarını algılamamızı ve böylece etrafımızdaki sesleri duymamızı sağlayan karmaşık ve narin bir organdır. Kulağımız ayrıca dengemizi de sağlayan yapılar içerir. Kulağımız her biri farklı fonksiyona sahip üç ayrı kısımdan oluşur:

Dış kulak ve dış kulak yolu: Ses dalgalarını toplar, yönlendirir ve sesi kulak zarına ulaştırır. Kulak zarı ise ses uyaranının gelmesiyle titreşir.

Orta kulak: Orta kulakta yer alan kemikçikler, kulak zarı titreşimini içi sıvıyla dolu olan iç kulağa iletirler.

İç kulak ve işitme siniri: İç kulakta saçlı hücreler olarak isimlendirilen özel hücrelerle algılanan ses titreşimi uyarısı işitme sinirine ulaştırılır. İşitme siniri,  bu sinirsel akımları ses olarak algılanmak üzere ilgili beyin bölümüne aktarır.

İŞİTME KAYBI TİPLERİ :

Temel olarak iki tip işitme kaybı vardır. “Orta kulak tipi” ya da “İç kulak  tipi”. Eğer her iki tip kayıp bir arada ise buna “Karma tip işitme kaybı” denir.

Orta kulak tipi (iletim tipi) işitme kaybı: Ses dalgaları iç kulağa varmadan önceki dış kulak ve orta kulak kısımlarında sekteye uğruyorsa bu tip işitme kaybı karşımıza çıkar. Buna yol açabilen hastalıklar dış kulak yolunda kir, enfeksiyon, tümör veya yabancı cisim varlığı, kulak zarında enfeksiyon veya travma sonucu delinme, orta kulakta anormal kemik büyümesi, kemikçiklerin kopması ya da kireçlenmesi, orta kulağı tutan enfeksiyonlar  veya orta kulakta yer kaplayan  tümörler şeklinde sıralanabilir.

İç kulak tipi (sinirsel tip) işitme kaybı: Ses enerjisinin dış ve orta kulaktan iletiminde sorun olmayıp, iç kulaktaki yapılarda ya da işitme sinirinde ortaya çıkan patolojiler sonucunda beyine iletilememesi sonucunda karşımıza çıkar. Buna yol açan nedenler ileri yaş, aşırı yüksek sese maruz kalma, kafa travması, tek veya her iki kulağı tutan bazı mikrobik hastalıklar, işitme sinirine zarar verebilen bazı ilaçlar ve kalıtımsal nedenler olarak sayılabilir.

İşitme kaybı birçok insanın ortak sorunundur. Yaşın ilerlemesiyle sıklığı artmaktadır. 65 yaş üstü birçok insanda, 80 yaş üstü hemen her kişide işitme kaybı mevcuttur. İşitme desteği işitme kaybını önemli ölçüde geri kazandırır. Diğer insanlarla daha iyi iletişim kurmayı ve sosyal hayatta,  ailesinde daha aktif konumda olmasını sağlar.                  

İşitme kaybı için doktora ne zaman gidilmeli?

Aşağıda sayılan şikayetlerden herhangi birinin varlığında bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir:

  • Normal bir konuşmayı duymada zorlanma
  • İnsanların ne söylediğini anlayabilmek için onların yüzünü dikkatlice izlemek gereği
  • İnsanlara söylediklerini tekrarlatma ihtiyacı
  • TV veya radyonun sesini aşırı açma
  • Konuşurken insanların fısıldadığı hissi
  • Kulakta enfeksiyon, ağrı veya çınlama olması
  • Duymaya çabalarken yorgunluk ve rahatsızlık
  • Telefonla konuşurken bir kulağın daha iyi, diğerinin daha kötü duyduğunu fark etme

 

İŞİTME CİHAZI SEÇİMİ:

Doğru seçilmiş ve uygun bir işitme cihazı, işitme zorluğundan yakınan bir kişinin işitmesine olumlu katkıda bulunacaktır. İşitme cihazı işitme kaybının üstesinden gelinmesini sağlasa da, yine de kişinin işitme kaybı olmadan önceki duyma seviyesine ulaştırılması zordur. Bu cihazlar ne kadar kullanışlı olursa olsun bazı avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır:

Avantajlar:          

  • Kişi için bazı güç ve tehlikeli koşullarda duymaya yardımcı olur.
  • Sessiz harf içeren yüksek perdeli sesleri duymayı sağlar.
  • Grup çalışmalarına daha aktif bir şekilde katılmayı sağlar.
  • Hayatı kişi ve çevresi için daha keyifli hale getirir.         

Dezavantajlar:

  • Tüm ses tonlarında aynı şekilde duyma yetisi kazandıramayabilir.
  • Arka planda gürültünün çok olduğu hallerde konuşulanları net duymayı sağlamayabilir.
  • Bütün sesler şiddetlendiği için sadece bizim kişinin istediği sesleri değil, çevre gürültüsünü de daha fazla duymaya neden olabilir.
  • Bozuk sesleri net hale getiremeyebilir.
  • Aşırı yumuşak sesleri duymayı sağlamayabilir.

İŞİTME CİHAZI NASIL ÇALIŞIR?

İşitme cihazı, özel bir alıcı sayesinde sesi alıp şiddetlendirerek, bu güçlendirilmiş sesi kulağa iletir. İşitme sorunu olan bir kişide ses işitme cihazsız olarak tabii ki iç kulağa ulaşabilir, fakat yeterli şiddette olmadığı için beyine ulaşan sinirsel akımlar zayıf ve yetersiz olur. İşitme cihazı bu zayıf sinyalleri daha anlaşılır hale getirir.

İŞİTMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bir işitme cihazının seçilme işlemi, ayrıntılı bir KBB muayenesi ve ardından işitmenin değerlendirilmesi ile başlar. Odyometri olarak isimlendirilen işitme testi kulaklarınızın sağlam olup olmadığını, ne tip bir işitme kaybınız olduğunu ve duyma kaybınızın derecesini gösterir.

İşitmenizin test edilmesi:

Odyometri yapan kişi, yani odyometrist ya da odyolog bir takım testlerin yardımıyla hangi ton, ses ve  kelimeleri duyup duymadığınızı saptar. Bu testler genellikle elektronik cihazlar kullanılarak ses geçirmeyen odalarda yapılır. Bunlar ağrısız ve yapılması kolay olan testlerdir. Kulaklıktan size ulaşan sesleri duyup duymadığınız sorulur. Diğer testler ise benzer kelimeleri ayırt edebilme yeteneğini saptar. Bu testler hangi ses ve tonlarda işitme cihazına ihtiyaç duyduğunuzu belirler.         

Günümüzde kullanılan işitme cihazları 4 tiptir:

Kulak arkası tip (BTE)

Kulak içi tip (ITE)

Kanal içi tip (ITC)

Tamamı ile kanal içi tip (CIC)

Yapılacak olan işitme testlerinden sonra doktorunuz işitme kaybınızın derecesi ve yerine göre (özellikle de konuşmayı algılama oranınıza bakarak) işitme cihazına ihtiyacınız olup olmadığını belirleyecek,  ihtiyaç halinde bu cihazın tek ya da çift taraflı olarak kullanımına karar verecek, hangi tip işitme cihazından daha çok faydalanacağınızı saptayacaktır. Sonrasında sizi işitme cihazı satan merkezlere yönlendirecektir.

Sizin için en doğru işitme cihazı:

İşitme cihazı almak kendinize kıyafet seçmeye benzer. Nasıl ilk gördüğünüz kıyafeti almayıp bir de şu mağazaya bakayım diyorsanız, işitme cihazı alırken de pek çok firmayı dolaşıp tek tek denemeniz gerekir. Çünkü her bireyin işitme kaybı türü farklıdır, onun için de ihtiyacı farklıdır. Yani anneannenizden kalan işitme cihazını halanıza vermeyin!

Cihaz bütçenize uygun olmalı ve ihtiyaçlarınızı karşılamalıdır. En pahalı cihaz en iyi cihazdır diye düşünmeyiniz, makul fiyatlı olup sizin işitme kaybınıza uygun olan bir cihaz da sizi mutlu edebilir.

Seçeceğiniz firmanın servis ve pil sağlama hizmetinin hızlı olması gerekir.

Cihazı seçerken yaşam tarzınız ve günlük aktivite düzeyiniz (aktif sporcuysanız kulak arkası cihazda zorlanabilirsiniz), fiziksel özellikleriniz,  kişisel beceriniz (ellerinde eklem romatizması olan biri kanal içi cihazı takıp çıkarmada zorlanacaktır), sağlık durumunuz, kozmetik ve stilinizle ilgili tercihleriniz (bazısı cihazının dışarıdan görünmesini istemez!) aklınızdan çıkmasın!

İkinci bir cihaz?

Bazı insanlar için her iki kulağa birden işitme cihazı önerilebilir. Bunun avantajları; daha iyi bir ses dengesi, ses kaynağının yerinin daha iyi saptanması ve arka plandaki seslere rağmen daha iyi seçebilme gibi özelliklerdir.

(Kaynak : http://www.tkbbv.org.tr/)