KREŞ VE ANAOKULUNA GİDEN ÇOCUKLARDA KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI

 

2000 yılında Amerika’da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21′inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17′sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12′sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9′unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7′sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3′ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş.

Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara maruz kalma riski ne kadardır?

Ulusal Tıbbi Kütüphane ve Sağlık Enstitüsü olan Medline’ da bildirildiği üzere, kreş ve anaokuluna giden çocuklar, hasta olması muhtemel diğer çocuklarla sık temas ediyor olmaları nedeniyle daha sık hastalanabilmektedir.

Bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle, kulak iltihabı ve ishal geçirme riski, bu nedenle artmıştır. Bazı çalışmalar astımın bu tür ortamlarda tetiklendiğini belirtmekle birlikte, diğer bazı çalışmalarda ise bu tip okullarda çeşitli mikroplara maruz kalmaya bağlı çocuğun bağışıklık sisteminin geliştiği vurgulanmaktadır.

Yapılan araştırmalarda her çocuğun yılda ortalama 8-10 kere soğuk algınlığı geçirdiği, hastalığın 10-14 gün sürdüğü ve özellikle de çocukların kış aylarında daha çok hastalandığı saptanmıştır. Bu hesaba göre bir çocuk her biri 2 hafta sürecek şekilde Mart-Eylül arası dönemde 2 kez, Eylül-Mart arası dönemde 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirse, kış ayının yarısından fazlasını hasta olarak geçirecek demektir.

Kreş-anaokuluna giden çocuklar ise yılda 3-10 kez orta kulak iltihabı geçirebilmektedir. Bu durum evde bakılan çocukların geçirdiğinin neredeyse 4 katıdır.

Ne gibi durumlarda kreş-anaokuluna giden çocukları bir süre okula göndermemek gerekir?

  • Eğer çocuğunuzun koltukaltından ölçülen ateşi 37.5 C’un, kulaktan ölçülen ateşi 38 C’ nin üzerinde ise okula göndermeyiniz. Çocuğunuz kendini iyi hissediyor olsa bile, ateş bulaşıcı bir hastalığın ilk bulgusu olabilir.
  • Okuldaki diğer çocuklarda suçiçeği, kızamık vb. bilinen bir bulaşıcı hastalık ortaya çıkmışsa en az 10 gün kadar çocuğunuzu okula göndermeyiniz.
  • Herhangi bir hastalık nedeniyle antibiyotik başlanmışsa, ilacın etkin doza ulaşacağı ilk 1-2 gün okula göndermeyiniz.
  • Çocuğunuz kusuyor ya da ishalse çocuğunuzu diğer çocuklardan uzak tutmak gerekir.

Kreş-anaokuluna giden çocukları hastalıklardan korumak mümkün müdür?
Kısaca hayır! Hastalıklara yakalanma riskini azaltmak için alınabilecek önlemler şunlardır:

  • Çocuğunuza yemekten önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasını öğretebilirsiniz.
  • Enfeksiyonların en çok, çocukların ellerini ve kirli oyuncakları ağzına sokması ile yayıldığı saptanmış olduğundan, okulun bu tür materyalleri dezenfekte etme metodlarını ve sıklığını denetleyebilirsiniz.
  • Çocuğunuz okula başlamadan önce rutin bir muayeneden geçirebilirsiniz. Bu sayede bademciklerinin ve genizetinin büyük olup olmadığını, geçirmesi muhtemel enfeksiyonlarla bu dokuların daha da büyüyüp nefes yolunu tıkama riskinin olup olmadığını, kulaklarında sıvı birikimi olup olmadığını, boğaz kültürüyle beta hemolitik streptokok taşıyıcılığı olup olmadığını öğrenebilirsiniz.
  • Allerjik bünyeli çocuklarda öğretmenlerini uyararak özellikle allerjik gıdaların (çilek, fıstık ezmesi vb. ) verilmesini önleyebilirsiniz. 

Günümüzün ekonomik şartlarında, çalışan anne sayısının da artışıyla kreş ve anaokullar pek çok aile için zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle çok sık hastalanıyor diye çocuğunuzu kreşten almak yerine sağlık durumunu sık sık takip ederek normalden fazla sayıda hastalık geçirmesini önleyebilirsiniz.

*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery’nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.

KULAK KİRİ NASIL TEMİZLENMELİ?

Hani çoğumuz banyodan çıkar çıkmaz kulak temizleme çubuklarına (Q-tips-kütips) saldırırız ya! Bunların nasıl icat edildiğini biliyor musunuz ?

Q-tips, Polonya asıllı bir Amerikalı olan Leo Gerstenzang tarafından 1920′de icat edilmiş. Leo’nun güzel ve titiz karısı her banyodan sonra bebeğinin kulaklarını kürdana sardığı ufak bir pamuk parçasıyla temizlermiş, fakat en büyük problem kürdanın kırılıp veya pamuğun çıkıp kulak içinde kalmasıymış.

 

Hele hele bir gün annenin yanlış bir hareketi sonucu bebeğin kulağında zedelenme ve kanama olunca, Leo daha az riskli bir temizleyici yaratmayı aklına koymuş. Derken bildiğimiz pamuklu çubuğu bulmuş. İcat ettiği bu nesneye de İngilizce deki Quality (Kalite) kelimesinin baş harfini koyarak “Q-tips” (Kaliteli Uçlar) adını vermiş. Gel gelelim, Leo Bey böyle bir icatla iyi mi yapmış, kötü mü, biraz bunu tartışalım.

Önce halk arasında “kulak kiri” olarak bilinen salgının ne olduğundan bahsetmek gerekir. Kulak üç kısımdan oluşur: Deriyle kaplı olan ve yağ bezleri içeren dış kulak yolu, işitmemizde önemli bir basamağı oluşturan çekiç, örs, üzengi kemikçiklerini içeren orta kulak ve sesin algılanıp beyne elektrik sinyalleri olarak iletilmesini sağlayan salyangozun yer aldığı iç kulak. Dış kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha iç kısımlarına gitmesini önleyen bir tabaka oluşturan faydalı bir salgıdır; asla çoğumuzun sandığı gibi utanılacak, pis, iğrenç bir materyal değildir. Serümen veya wax (mum) da denilen kulak kirinin içeriği ve miktarı kişiden kişiye değişir.

Genellikle iki tip kulak kiri vardır: Islak ve kuru. Kuru tip genellikle Asya kıtasında yaşayanlarda görülmekteyken, ıslak (yani yağ oranı fazla) tip ise özellikle Batı Avrupa’dakilere özgüdür. Kulak kirinin az üretilmesi enfeksiyon riskini artırır, fazla üretilmesi de tıkaç oluşumu ve buna bağlı işitme kaybı, tıkaç arkasında biriken materyalin enfekte olması gibi riskler taşır. Normalde kulak kiri, dış kulak yolu derisinde yer alan kıllar tarafından içeriden dışarıya doğru taşınarak vücut dışına atılır. Ancak dış kulak yolu doğuştan dar olan veya geçirilen herhangi bir kaza veya ameliyat sonrasında daralmış olan kişilerde bu işlem yavaşlar.

Q-tips vb. cisimlerle kulak temizleme alışkanlığı olanlarda ise bu mekanizma bozulup kiri dışarı yönlendiremez ve tıkaç oluşumuna yol açar. Tıkaç oluştuğunda işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama, yabancı cisim hissi ve bizlere en sık başvurma nedeni olan yüzme veya banyo sonrası kulakta tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. KBB doktorlarının hastalarına söyledikleri ünlü bir söz vardır: “Kulağınıza dirseğinizden daha küçük bir şeyi asla sokmayınız!”

Her gün poliklinik ve muayenehanelerimizde Q-tips, saç tokası, örgü şişi, tığ, araba anahtarı veya kendi icat ettikleri herhangi bir cisimle (bir keresinde İzmir’de çalıştığım üniversite hastanesi polikliniğinde kocaman bir çivinin baş kısmını biraz değiştirerek bu amaçla kullanan bir hastayla karşılaşmıştım!) kulak kirlerini temizlediklerini ifade eden fazla titiz (!) hastalarla karşılaşmaktayız. Bizler de bu kişilerin kiri içeri itip biriktirerek tıkaç oluşumuna yol açtıklarını, dış kulak yolu derisini yırtıp kanattıklarını görmekte; bu yırtık bölgesinden giren bakteri ve mantarların yarattığı, çok şiddetli ağrıya yol açan dış kulak yolu enfeksiyonlarını, temizleme işlemi sırasında  fazla çaba sonucu veya kazayla birisinin çarpmasına bağlı oluşan kulak zarı yırtıklarını ve bunun yol açtığı kronik orta kulak enfeksiyonlarını tedavi etmekteyiz. Bilimsel makalelerde kuru kulak kiri tipine sahip Japon halkının, bizimkinden farklı olan pamuksuz ve ucu ufak bir kaşık gibi olan çubuklarla kulak kirlerini temizlemeye çalışırken çok sık olarak kulak zarını yırtmakla kalmayıp, çekiç- örs-üzengi kemikçiklerini de kırıp dışarı çıkardıklarını (!) okumaktayız.

Kulak nasıl temizlenmeli?

Peki öyleyse kulağımızı nasıl temizleyeceğiz diye sorabilirsiniz. Kulak kiri, kulağı korumakla görevli normal bir salgı olarak kabul edilmeli ve temizleme görevi, bunu kendi kendine yapabilen kulağa bırakılmalıdır. Tozlu ortamlarda çalışanlar kulak tıpaları kullanarak, dış kulak yoluna toz kaçmasını önleyip kulağın işini hafifletebilirler. Üzerine deri döküntüleri, toz ve partiküller yapışmış olan kir, zamanla dışarı atılacak, siz de dış kulak yolu girişine gelen bu materyali havlu kenarı veya işaret parmağınızla doladığınız bir parça pamukla oradan alabileceksiniz. Eğer kulak zarınızın yırtık veya delik olmadığından eminseniz, haftada bir kez banyo öncesi birkaç damla gliserin veya bebe yağını kulağınıza damlatmak da uygulanabilecek metotlardan biridir. Sonrasında o kulak üstte olacak şekilde bir süre yan yatıp, ardından altına havlu koyarak diğer tarafa yatarsanız, yumuşayan kulak kirinizin kendiliğinden dışarı aktığını göreceksiniz.

Başka bir metot ise 6 ay-l yıllık aralarla düzenli olarak bir Kulak-Burun-Boğaz doktoruna başvurarak kulaklarınızı temizletmektir. Halk arasında yanlış bir inanış vardır, “Kulak bir kez temizlendi mi, alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir”, diye. Oysa sık sık kulak temizletenlere sorulsa, mutlaka hepsi Q-tips vb. kullanan ve tıkaç oluşumuna kendileri yol açan kişilerdir. Yani kulak temizletmek bir alışkanlığa yol açmaz, tam tersi yanlış bir alışkanlık sık kulak temizletme ihtiyacını doğurur! Özellikle pamuklu çubukla kulak temizleme sonrası ya da deniz/havuz/banyo sonrası işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama, kulakta tıkanıklık şikayetleriniz ortaya çıktıysa, bir kulak tıkacınız olma ihtimali yüksektir. Q-tips vb. cisimlerle daha fazla uğraşarak bunu çıkarmaya asla çalışmamalı, temiz (!) olacağım diye kulağınıza zarar verebileceğinizi unutmamalı ve en kısa sürede bir bilene başvurmalısınız. Evet şimdi düşünürsek, sizce Leo Bey iyi bir şey mi icat etmiş, yoksa kötü bir şey mi?

* Bu yazı bizzat Dr. Seçil Totan tarafından hazırlanmış olup 2002 yılında Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi’nde yayınlanmıştır. Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.