KOKLEAR İMPLANT (BİYONİK KULAK)

  • Koklear implant (biyonik kulak) nedir?
 
Koklear implant ileri derecede işitme kaybı olanlarda kısmi duymayı sağlayan elektronik bir araçtır. Cerrahi olarak kulak arkası kemiğine yerleştirilen bir iç ve işitme cihazına benzer bir dış parça olmak üzere iki parçadan oluşur. Ancak koklear implant sesleri daha yüksek ve temiz hale getiren bir işitme cihazı değildir. Türkiye’de muhtelif zamanlarda biyonik kulak olarak basının gündemine gelmekle beraber kullanım alanı sanıldığı gibi çok geniş değildir.

Normalde işitmenin sağlanabilmesi için dış kulak yoluna giren sesin, kulak zarında titreşim yaratarak orta kulağa iletilmesi, sonrasında kulak kemikçiklerinin de titreşimi ile iç kulaktaki salyangoza (koklea) iletilen ses dalgalarının işitme hücrelerini uyararak işitme siniri yoluyla beyine sinyal göndermesi gerekir. Koklear implant bu doğal yolu by-pass edip direkt olarak işitme sinirini uyararak işitmeyi sağlamaktadır.

Koklear implant normal bir işitme sağlayamaz ya da bozulan işitmeyi eski haline getiremez. Sadece işitme sorunu olan kişinin kendi konuşmasını anlayabilme ve çevreden gelen sesleri belli bir ölçüde algılayabilmesini sağlar. 1980′li yılların ortalarında FDA (Food and Drug Administration-Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onayı alan bu cihazı şu anda kullanan kişi sayısı 60.000′den fazladır. 

  • Kimler koklear implant adayıdır?
İşitme kaybı ileri derecede olup işitme cihazından fayda görmeyen kişiler,

İşitme engelli olarak doğan çocuklar (en geç 6 yaşına kadar ameliyat olmaları gerekir, ideali 2-3 yaştır)

Enfeksiyon (menenjit, kızamık vb.), otoimmün hastalık veya herhangi bir nedenden dolayı sonradan işitme kaybı oluşan erişkinler,

Yaşlanma ya da gürültüye bağlı zamanla ilerleyici işitme kaybı gelişen erişkinler koklear implant adayı olabilir. Ancak kişinin buna uygun olup olmadığı yapılacak tetkiklerden sonra “Koklear İmplant Ekibi” adı verilen, bu konuda uzmanlaşmış bir ekip tarafından değerlendirilerek saptanır. Bu ekipte implant konusunda deneyin kazanmış KBB uzmanı, odyolog/odyometrist, psikolog, ses terapisti bulunmaktadır.

  •  Kimler koklear implant için uygun aday olmayabilir ?
Koklear İmplant sistemleri dünyanın her yerinde on binlerce insan tarafından başarıyla kullanılmasına rağmen bazı özel durumlar koklear implantı belli kişiler için uygun kılmayabilir. Bu özel durumların bazıları şunlardır:
 
İşitme “çok iyidir”
 İyi ayarlanmış bir işitme cihazı bir kişiye yeterli konuşma ve anlama kapasitesi sağlıyorsa (dudak okuma yardımı ile bile olsa) bu seçenek koklear implanttan daha iyidir.
Çok uzun süre ileri derecede işitme kaybı mevcuttur.
 Eğer işitme siniri çok uzun zamandır veya hiç uyarılmadıysa, ses bilgilerinin beyine yeterli biçimde iletilmesi mümkün olmayabilir. (çalıştırılmayan kasların hamlayıp zayıf kalması gibi!)
İşitme kaybının ana nedeni koklea olmayabilir.
 İşitme kaybının nedeni iç kulak ile değilse koklear implant yarar sağlayamaz. Örneğin işitme sinirinin iç kulakta yer alan kısmı sağlam, ancak beyindeki uzantısı ya da işitme merkezlerinde sorun varsa koklear implant sinyal gönderse bile beyin bunu algılamayacaktır. Bu durum için özel beyin sapı implantları geliştirilmiştir.
Başarılı bir cerrahiyi engelleyen bir durum varsa
 Eğer koklea içine elektrot yerleştirilmeyecek kadar kireçlenmiş, yapısı bozulmuş durumda veya işitme siniri mevcut değilse standart koklear implantın yarar sağlaması olanaksızdır.
Tıbbi olarak uygunsuzluk
Hasta anestezi ve ameliyata dayanabilecek kadar sağlıklı olmalıdır. Ayrıca hasta ameliyat sonrası konuşma terapisi alabilecek, programlara uyacak ve cihazın dış parçalarını takacak yetenek ve koşullarda olmalıdır.
Uygun olmayan beklentiler
Hastalar ve ailelerinin koklear implantın sağlayacağı yararlar konusunda gerçekçi beklentiler içinde olmaları çok önemlidir. “Ameliyatla cihaz takılır takılmaz duyacak, konuşacak” beklentisi içindeki bir aileye bu durum ayrıntılı olarak anlatılmalı, zahmetli ve uzun bir süreçten sonra işitmenin yavaş yavaş başlayacağı, bu işitmenin de mekanik bir işitme olacağı, işitmenin normal hasarsız haline dönemeyeceği, hele hele bazılarında konuşmanın sanki yeni doğmuş bir bebeğe öğretir gibi baştan öğretilmesi gerekebileceği vurgulanmalıdır.
Aile veya bakıcıların yetersiz desteği
Koklear implantın başarılı olabilmesi için ailenin veya hastaya bakanların desteği çok önemli bir faktördür. Özellikle çocuklarda bu tür destek yaşamsal önem taşır. 
  • Koklear implant nasıl bir cihazdır?
Koklear implant iki ana parçadan oluşur. Dış cihaz çevreden gelen sesleri alan bir mikrofon içerir ve kulak arkası işitme cihazı görüntüsündedir. Bu sesler konuşma işlemcisi adı verilen küçük bir bilgisayarda analiz edilir, işlenir. Sonrasında bu sinyal, kulağın hemen üstündeki kemiğin içine yerleştirilmiş olan iç parçaya, bunun hemen üstündeki saçlı deriye mıknatısla tutturulan özel bir sistemle iletilir. İç parçaya ince bir kabloyla bağlı olan iç kulaktaki koklear implant bu sinyali alır, günümüzde 24 elektroda kadar farklı frekansları algılayan elektrotlar içeren bu implant işitme sinirini uyarıp sesin duyulmasını sağlar. 
  • Koklear implant ne fayda sağlar?
İleri derecede işitme kaybı olan bir kişinin duyabilmesini sağlar. Bu şekilde duyma normal bir işitmeden farklı da olsa kişinin karşısındaki ile ya da telefonla konuşabilmesine imkan tanır.

İşitme engelli olarak doğan bir çocuğa ne kadar erken dönemde implant uygulanırsa, çevredeki seslere o kadar erken maruz kalarak algılama yeteneği o kadar fazla olacak ve konuşması da o kadar düzgün olacaktır.

Daha önceleri normal işitmesi olup herhangi bir nedenle işitmesini yitiren erişkinlerin toplumdan kendilerini soyutlamasına engel olmakta, konuşma yeteneğini yitirmeden ameliyat olması durumunda ise önceki yaşantısına dönebilme şansını sunmaktadır. 

  • Koklear implanta alternatif ne gibi tedaviler bulunmaktadır?
İşitme engelli olarak doğan bir çocukta aile, yukarıda bahsedilen uygun olmayan durumlar da göz önüne alınarak implant yerine işaret dilini öğretmeyi tercih edebilir. Özellikle Amerika’da “Deaf Culture” yani “İşitme Engelliler Topluluğu üyeleri, kendilerinin özel yaratılmış insanlar olduklarına inanmakta, bu nedenle işitme cihazı, koklear implant gibi çözümlere kendi özellerine müdahale olması nedeniyle kesinlikle karşı çıkmakta ve sadece işaret dili kullanmaktadırlar. Bu konuda daha önce yazmış olduğum “Genlerle oynamak ve Deaf Culture” konulu yazımı okuyabilirsiniz. Bir diğer seçenek işitme cihazı kullanımı ile birlikte dudak okumanın öğretilmesidir. Bunun yetersiz kaldığı noktada koklear implanta geçilebilir. 
  • Koklear implant cerrahisi nasıl uygulanmaktadır?
Ameliyat ortalama olarak 3 saat sürer. Kulak arkasından yukarı doğru dönerek yapılan bir kesiyle girilerek önce parietal kemiğe yuva açılıp iç parçanın oturtulacağı alan hazırlanır. Buradan iç kulağa uzanacak olan kabloların yerleştirileceği kemiğe doğru bir yol hazırlanıp mastoid kemik traşlanarak iç kulağa ulaşılır ve implant salyangoz içine yerleştirilir. Ameliyat esnasında implant özel bir elektrik uyarımıyla uyarılarak implantın çalışıp çalışmadığı kontrol edilir. Sonrasında kesilen yerler dikilir ve pansuman yapılır. Genellikle kişi hastanede 1 gece takip edilir. Genellikle fazla ağrı olmaz, kişi 2-3 gün içinde normal hayatına geri dönebilir. İmplant, yara iyileşmesinin büyük oranda tamamlanacağı 4. Haftadan sonra çalıştırılır.
  •  Bu cerrahinin ne gibi riskleri bulunmaktadır?

Pek çok cerrahide olduğu gibi koklear implant cerrahisinin de düşük oranda da olsA bazı riskleri bulunmaktadır.

Koklear implant yerleştirilmesi ile o kulakta arta kalan işitme hücreleri harap edilmektedir ve bu durum geri dönüşsüzdür.

Kanama, enfeksiyon, cihazın çalışmasında sorun, yüz sinirinde zayıflık, çınlama, sersemlik hissi ve işitmenin kazanımında yetersizlik diğer risklerdir.

Geç dönem ortaya çıkan ancak nadir olan (60.000 hastanın 91′inde) bir komplikasyon menenjittir. Bu kişilerin menenjit gelişimini kolaylaştıran bazı doğumsal anomalileri olduğu saptanmıştır. Koklear implant iç kulakla orta kulak arasında yerleştiği için orta kulak enfeksiyonları iç kulağa kolayca ulaşmakta, buradan da beyine gitmektedir.

KAYNAK: http://www.bcm.edu/oto/jsolab/cochlear_implants/cochlear_implant.htm, http://www.tkbbv.org.tr/, http://www.koklearimplant.com/35.htm

AĞIZ KURULUĞU

Ağız kuruluğu tek başına bir tanı değil, bir bulgudur.  Bu şikayete yol açan pek çok etmen olabilir:

 

1.      İlaç yan etkisi olarak: Bazı depresyon ilaçları (Trisiklik antidepresan vb.), alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı epilepsi ilaçları, bazı tansiyon ilaçları (beta-bloker ve idrar söktürücü olan diüretikler ) tükrük bezlerinde üretilen salgıyı azaltarak buna neden olurlar.

2.      Radyoterapi: Baş-boyun bölgesine herhangi bir nedenle uygulanan ışın tedavisi sırasında tükrük bezlerinin harabiyetine bağlı olarak belirgin ağız kuruluğu karşımıza çıkar.

3.      Burun tıkanıklığına bağlı ağzı açık uyuma

4.      Anksiyete ve endişe: Bazı stres hormonlarının salınımı ile tükrük salgısının azalmasına bağlıdır.

5.      Dehidratasyon ve  sıvı tüketiminde yetersizlik: Yüksek ateş veya aşırı sıvı kaybına yol açan ishal vb. hastalıklarda dehidratasyon dediğimiz ileri derecede vücut sıvı eksikliğine bağlı ağız kuruluğu görülmesi normaldir. Ancak bu derecede sıvı kaybı yokken de günlük 2 litrenin altında sıvı tüketenlerde de ağız kuruluğu oluşmaktadır.

6.      Sjögren Sendromu: Eklemleri, tükrük bezlerini, gözyaşı bezlerinin tutan bir bağ dokusu hastalığıdır. Tanısında özel bazı tahliller yapılması gerekir. Gözlerdeki kuruluk Schirmer testi ile saptanabilir.

Tedavi:

Altta yatan neden saptanmışsa ağız kuruluğunun tedavisi ona yöneliktir. Örneğin ilaç yan etkisine bağlıysa bu yan etkisi en az olan ilaçla değişim veya dozun düşürülmesi önerilebilir. Dehidratasyon varsa, sıvı kaybı gerekirse damardan serum verilerek çözülebilir. Burun tıkanıklığı septum deviasyonu ya da burun eti (konka) büyüklüğüne bağlıysa, bu durum cerrahi tedavi ile çözülecektir.

Pratik Öneriler:

Neden ne olursa olsun, ağız kuruluğunu önlemede şunlara dikkat edilmelidir:

1. Sık sık su için. Yatağa giderken mutlaka başucunuza bir bardak su koyun.

2. Buz küpleri emebilir ya da çiğneyebilirsiniz.

3. Şekersiz ve nanesiz sakız çiğneyebilirsiniz.

4. Ananas parçaları ya da soğutulmuş kavun parçaları yiyerek tükrük salsını uyarabilirsiniz.

5. Kafein, kola, koyu çay, alkol tüketimini azaltınız, çünkü bu içeceklerin idrar söktürücü etkileri bulunmaktadır. Ayrıca bazı ilaçların kafein içerdiğini unutmayınız!

Yapay tükrük:
Üstte sayılan önerilerle şikayetlerinizde azalma yoksa yapay tükrük adı verilen özel sprey, jel ya da pastilleri kullanabilirsiniz.  Etkisi kısa süreli olduğu için sık sık kullanmanız gerekebilir.

Tükrük Yapımını Uyaran İlaçlar:
Bazı hastalıklarda ya da özel durumlarda tükrük bezleri fonksiyonunu tamamen yitirmemiş, sadece salgı üretimi azalmış olabilir. Bu durumda tükrük yapımı uyarılabilir:

Şekersiz  sakız tükrük üretimini ve akımını arttırmada yardımcı olacaktır.

Pilokarpin, tükrük bezlerini uyararak salgıyı arttıran bir ilaçtır. Özellikle ilaç yan etkisine bağlı ağız kuruluğunda hızlı ve oldukça iyi etki gösterir. Radyoterapiye bağlı ağız kuruluğu olanların %50′sinde pilokarpin tedavisinden iyi sonuç alınır. Ancak etkinin görülmesi en az 3 hafta, bazen 3 ay sürmektedir. Maalesef bu ilacın kendine özgü yan etkileri bulunmaktadır: terleme, sersemlik hissi, burun akıntısı, görmede bulanıklık, sık idrara çıkma. İlacı kullandıkça zamanla vücut bu yan etkilere adaptasyon göstermekte ve bu şikayetler daha az rahatsız edici boyuta inmektedir. Onun için doktorunuz önce düşük dozla tedaviye başlayıp dozu zamanla arttırabilir.  Astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), bradikardi (nabız atımında düşüklük), bağırsak tıkanıklığı, kapalı açılı glokom (göz tansiyonu) olan kişilerin bu ilacı kullanması sakıncalıdır.

(KAYNAK: http://www.patient.co.uk/showdoc/27000555)

GENİZ ETİ-BADEMCİK SORUNLARINDA ÖZEL DURUMLAR VE ÇÖZÜMLERİ

Adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ve tonsillektomi (bademcik ameliyatı) en sık uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Türkiye’de net bir istatistik değerlendirme yapılamadığı için Amerika’dan örnek verirsek örneğin 1 yıl içinde 274,000 adenotonsillektomi (geniz eti ve bademciğin birlikte alınması), 144,000 tonsillektomi ve 136,000 adenoidektomi yapılmaktadır.
 Bu ameliyatlar için endikasyonlar hakkında geniş bilgilendirmeyi “GENİZ ETİ AMELİYATI” , “BADEMCİK AMELİYATI” başlıklı yazılarda bulabilirsiniz. Bazı özel durumlarda ameliyat kararı verirken doktorun bir kere daha düşünmesi gerekir. Bu yazıda bu özel durumlara değinilecektir.
  
   
PERİTONSİLLER ABSE (PTA):  
 Peritonsiller Abse(PTA), akut tonsillit (bademcik iltihabı) sırasında enfeksiyonun bademcik yatağına ve daha derin dokulara yayılmasıdır. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artar, yumuşak  damağı şişer, ağzını açamaz, genel durumu bozulur, tükrüğünü bile yutamaz. Konuşma tipiktir, ağzında sıcak patates varmış da konuşamıyormuş gibi boğuk bir ses çıkar. Bu durumda absenin iğneyle ya da küçük bir kesi ile boşaltılması (drene edilmesi) gerekir, hatta bazı durumlarda acil bademcik ameliyatı gerekebilir. Kişinin bu akut durumu drenaj ve yoğun antibiyotik tedavisi sonrası kontrol altına alınıp iyileşme sağlandıktan 6 hafta sonra mutlaka bademcik ameliyatı yapılması gerekir.

TEK TARAFLI BADEMCİK BÜYÜKLÜĞÜ: 

Tüm kişilerde her iki bademciğin boyutları ilk bakışta aynı büyüklükte görülmeyebilir, bu durum bir bademciğin kendi yatağı içinde asimetrik yerleşimi nedeniyledir. Bu durumda doktorun her iki bademciği elle muayene ederek boyutları arasında fark olup olmadığını ayırt etmesi gerekir. Ancak bazı nadir görülen özel durumlarda bademciğin biri diğerine oranla belirgin büyük olabilir. Bunlar atipik mikobakteri ve mantar enfeksiyonları ile lenfoma ve bademcik tümörü gibi neoplastik olaylardır. Tanı bademciğin alınıp patolojik incelenmesi ile konur.     

KANAMALI BADEMCİK İLTİHABI:

Nadiren görülen bir durum olup akut tonsillit veya kronik tonsillitte görülebilmektedir. Bu durumda bademciğin yüzeyel yerleşimli damarlarından biri enfeksiyonun tahrişine bağlı açılmakta ve kanamaktadır. Tedavisi kanamanın durdurulabilmesi için koterizasyon (yakma), dikiş atma ya da damarı bağlama gibi yöntemlerin fayda etmemesi durumunda acil bademcik ameliyatı  yapmaktır. 

DİL KÖKÜ BADEMCİĞİ:

Dil kökü bademciği kapsülsüz bir lenf dokusudur ve dil kökünde yerleşir. Tekrarlayan enfeksiyonlar ya da laringofaringeal reflüde büyüyen bu doku solunum sorunları yaratıp obstrüktif uyku apnesine yol açabilir. Ayrıca boğazda takılma hissi, yutkunma güçlüğü, ses tonunda kabalaşmaya da yol açabilir. Cerrahi tedavisinde karbondioksit lazer, koterizasyon, radyofrekans ya da neşterle dokunun küçültülmesi amaçlanır.   

DOWN SENDROMU:

 Down sendromu, halk arasında bilinen adıyla mongolizm, genetik bir anomali (trizomi 21) sonucu zeka geriliği, düz basık yüz, küçük basık burun, kısa boyun, göz iç kısımlarında tipik kıvrımlar, anormal yapılı ve düşük yerleşimli kulaklar, dar dış kulak yolu, dilin ağıza oranla aşırı büyüklüğü ile giden bir durumdur.

Yüzün orta hattının gelişim azlığı, çenenin küçüklüğü, genizin darlığı, ağız kavitesinin küçüklüğü, dilin büyük olması ile geniz eti ve bademciğin bu yapılara oranla büyük kalması, damağın kas yapısındaki yetersizlik, gırtlak ve soluk borusu anormallikleri ve şişmanlık bu çocuklarda obstrüktif uyku apnesi (OSAS) gelişimi riskini arttıran faktörlerdir.  

OSAS, tekrarlayıcı/müzmin bademcik iltihabı, peritonsiller abse, diş-damak gelişim bozukluğu, sık orta kulak iltihabı ya da seröz otit geçirme nedeniyle Down sendromlu çocuklara adenoidektomi ve/veya tonsillektomi uygulanması gerekebilir. Akılda tutulması gereken Down sendromu olan çocuklarda olmayanlardakine oranla ameliyat komplikasyonu riskinin daha fazla olmasıdır. Bu nedenle ameliyat sonrası bu çocuklar en az 1 gün hastanede tutulmalı ve çok sıkı takip edilmelidir.    

YARIK DAMAK:  

Submüköz yarık damak, yani damak mukozasında belirgin bir yarık olmadan sert damak kemiğinde çentiklenme ve mukoza altında yerleşen kasların birbirinden ayrık olmasına bağlı yumuşak damakta orta hatta zayıflık ve şeffaflık ile küçük dilde çatallanmayla giden özel bir yarık damak şeklidir. 

“Gizli submüköz damak yarığı” ise daha az bilinen bir yarık damak şeklidir. Yumuşak damak kaslarında fonksiyon ve anatomik bozukluk bunda da mevcuttur, ancak normal ağız-boğaz muayenesi ile tanı konulamaz. Sadece genizin endoskopik (optik kamerayla) muayenesi sırasında  yumuşak damağın üst yüzeyinin kavsinde azalma, orta hatta düzleşme ya da hafif girinti görülmesi ve küçük dil kasının yokluğu ile tanı konabilir. Bu bulgulara “martı işareti” adı verilir. 

Damak ve yutak yetersizliği nedeniyle burundan konuşma, sıvı ve gıdaların burundan gelmesi durumuna “velofaringeal yetmezlik” adı verilir. Yarık damaklı çocuklara adenoidektomi yapılması kontrendikedir, çünkü bu yetmezliği arttırmaktadır. Bu durumun tek istisnası OSAS’ı olan çocuklarda nasal pasajı açabilmek için kısmi geniz eti ameliyatına izin verilmesidir. 

KAYNAK: Grand Rounds Presentation UTMB, Dept. of Otolaryngology,  January 11, 2006