KULAKTAKİ KRİSTALLER VE BAŞDÖNMESİ (BPPV)

 

Benign (gidişatı iyi) Paroksismal (aniden başlayan) Pozisyonel (baş hareketleri ile tetiklenen) Vertigo (baş dönmesi) yani baş harfleriyle  ”BPPV” erişkinlerde en sık baş dönmesi nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. En tipik bulgusu pozisyon değişikliği sonrasında oluşan ve 1-2 sn süren etrafın fıldır fıldır döndüğü bir baş dönmesi atağı yaşanmasıdır.  Bu durum genellikle yataktan kalkma ya da  yatağa yatma anında, yatakta sağdan sola dönerken, yerden eğilip ya da yukarı uzanıp bir şey alma sırasında ortaya çıkar.  Kişi birden bu şekilde bir dönme yaşayınca korkar ve bir yerlere tutunma ihtiyacı hisseder. Bazen tutunamayıp düşebilir. Bulantı ve kusma da eklenebilir. Kişinin gözlerine dikkatli bakıldığında göz bebeklerinin bir tarafa doğru döner gibi hızlı hızlı hareket ettiği görülür(nistagmus).

BPPV’nin nedeni iç kulakta denge sağlayan organların içinde yer alan mikroskopik taşların/kristallerin (otokonya)  yerlerinden kopup iç kulak sıvısında serbest yüzmesi ve yarım daire kanallarının içine kaçmalarıdır. Yarım daire kanallarının görevi yatay, dikey ve çapraz düzlemdeki hareketleri algılayıp beyne sinyal göndermek ve bu sayede kişinin dengesini sağlamaktır. Yanlışlıkla bu kanalların içine giren bu taşların hareketi sanki kişi bu düzlemlerden birinde devamlı hareket ediyormuş gibi bir yanlış algılamaya neden olur. Bu da baş dönmesi şikayetlerini açığa çıkarır. (Bkz. Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması)

Tanı, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından detaylı bir anamnez alma sonrasında yapılacak ayrıntılı KBB muayenesi ve otonörolojik muayene ile ayırıcı tanılar ekarte edilerek konulur. “Dix-Hallpike” adı verilen muayenede kişi başı aşağı sarkacak şekilde yatağa yatırıldıktan sonra doktor tarafından çeşitli baş hareketleri yaptırılarak kristallerin yerinden oynayıp oynamadığı, oynadıysa hangi kulağın etkilendiği saptanır.

BPPV tedavi edilmesi en kolay baş dönmesi nedenlerinden biridir. Tipik tedavisi taşların eski yerine dönmesini sağlayan özel manevraların uygulanmasıdır (Apley, Modifiye Apley vb.)  Genellikle ilaç tedavisi eklenmesine gerek yoktur.  Manevra sonrasında kristallerin yerinden oynamaması için 3 gün kesin istirahat edilmeli, herhangi bir eğilip kalkma, yukarı uzanma yapılmamalı, baş ve vücut adeta bir robot gibi beraber hareket ettirilmeli, 1 hafta süreyle araç kullanılmamalı ve baş yüksek olacak şekilde (45 derece açı ile)  etkilenmeyen kulak üstüne yatılarak uyunmalıdır. Doktorunuz 1. hafta sonunda sizi kontrole çağırıp muayenenizi tekrarlayacak ve gerekirse tedavi edici manevrayı tekrar uygulayacaktır. Çoğu hastada şikayetlerin çoğu 1 haftada geçmekte, hafif dengesizlik ve sendeleme hissi ise 1 ay kadar sürmektedir. 

Tekrarlayan BPPV atakları olan kişilerde konjenital/akkiz anatomik problemler ya da Meniere Hastalığı akla gelmelidir.

*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery’nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.

DÜNYADAN VE TÜRKİYE’DEN ÜNLÜLERİN KBB SORUNLARI

 

*Johannes Brahms

Ünlü Alman besteci Johannes Brahms 1833’de Hamburg’da doğdu.  Eldeki veriler Brahms’ın ileri yaşta uyku apnesi olduğunu düşündürüyor, çünkü yakınları Brahms’ın aşırı derecede horladığını belirtmekte, ayrıca kısa tıknaz vücudu ve  kalın boyun yapısı da bu duruma yatkın olduğunu akla getiriyor. 

*Ludwig van Beethoven

27 yaş civarında klasik müzik bestecisi Ludwig van Beethoven (1770-1827) kaderin kurbanı oldu, tiz sesleri duymada sorun yaşamaya başladı. Ardından çınlama ve hiperakuzi (yüksek seslerden rahatsız olma) de tariflemeye başladı.  Bu kadar erken yaşta ortaya çıkan bu şikayetler, işitme sinirinde bir harabiyetin başladığını düşündürmektedir. 

Buna rağmen Beethoven beste yapmaya devam etti ve uzmanlara göre yaşadığı işitme sorunları kendi müziğini dış gürültülerden izole olarak duymasını sağladı. Ancak topluluk içindeki müzik performansları bozulmaya başladı, bu da ilgisini sadece beste yapmaya yöneltti.  

Zamanla işitmesi iyice bozulan Beethoven 50 yaşında tamamen sağır oldu. Buna rağmen 1827 yılında ölene kadar beste yapmaya devam etti. 

   *Eng ve Chang  

Tayland’da yapışık Siyam ikizleri olarak doğan ve hayatlarını bu şekilde devam ettiren Eng ve Chang bu anatomik anormallikleri nedeniyle çok popüler olmuşlardı. Amerika’ya göç ettikten sonra, Eng ve Chang vatandaş olup 1843’de Yates kardeşlerle evlendiler.  Yavaş yavaş , Chang’in her iki kulağında,  Eng’in ise sol kulağında işitme kaybı ortaya çıkmaya başladı. Bu durum, yaşamlarını avcılıkla kazanan bu kardeşlerin silah atışına bağlı işitme siniri travmasına bağlanmıştır.  Eng’in sağ kulağının etkilenmemesinin nedeni, silahı ikizlerin solda yer alanı olan  Chang’in sol omzuna dayayarak ateşlemeleri sırasında Eng’in kafasının bariyer gibi sesi kısmen de olsa izole ederek sağ kulağını korumasına bağlanmıştır.

*Grover Cleveland

Amerika’nın 22 ve 24. Dönem başkanı Grover Cleveland, 2 farklı dönemde başkanlık yapan ilk kişi olarak tarihe geçmiştir. Sol üst çenesindeki sarkom nedeniyle geniş bir ameliyat geçirmiştir. Sarkom bağ dokusunun oldukça agresif bir tür kanseridir ve genellikle kemik, kıkırdak, yağ dokusu, kas, kan damarlarını tutar.  Ancak günümüzde 1893’te konulan bu sarkom tanısının doğru olmadığı, verrüköz karsinom olduğu iddia edilmektedir. Verrüköz karsinom yakın dokulara yayılan ancak nadiren metastaz yapan, sarkoma kıyasla daha iyi huylu bir kanser türüdür.  Ameliyatta üst çenesi tamamen alınmış,  damağındaki boşluk konuşmasını devam ettirebilmesi için özel bir protez ile kapatılmıştı. Ameliyat 1917’ye kadar sır olarak saklandı. Cleveland 1908’de öldükten sonra doktoru W. W. Keen’in ünlü vakayla ilgili  “The Surgical Operation on President Cleveland in 1893 (Başkan Cleveland’ın 1893’teki ameliyatı) ” başlıklı bir bilimsel makalesi bulunmaktadır.  

  *Thomas Edison

 Ünlü mucit Thomas Edison (1847-1931)  elektrik ampülünü ve ekonomik, pratik aydınlatma sistemini icat etmiştir. Edison’un neredeyse tamamen sağır olduğu bilinmektedir. 14 yaşında geçirdiği kızıl sol kulağında tamamen, sağ kulağında ise %80 sağırlığa yol açmıştır.  

 *Sigmund Freud

Psikoanaliz, Ödipüs kompleksi ve insan psikolojisi üzerine çalışmaları olan Sigmund Freud,  yoğun sigara ve alkol kullanıyordu. Bu kötü alışkanlıklarından kurtulmaya çalışırken pek çok sağlık sorunu yaşamıştır. 67 yaşında çenesinde kanser saptanmıştır. Ölmeden önceki 16 yıl boyunca sert damaktaki kötü huylu ülser için devamlı tedavi aldı ve  büyük ameliyatlar geçirdi.  Buna rağmen kanser alt çeneye, göz tabanına ve yanağına atladı. Yapılan ameliyatlar başarısız oldu ve sonunda acıları 1939’da kalp yetmezliği ve yüksek doz morfin kullanımı ile ölmesiyle sona erdi.  

*Franz Haydn

“Sürpriz Senfoni”  ve “Mevsimler” in bestecisi Joseph Haydn kronik, tekrarlayıcı nazal polipten  (burun eti)  muzdaripti.  Baş ağrıları nedeniyle bir dönem beste yapması bile engellenmişti.  Ameliyat komplikasyonları ve sonradan yaşayacağını düşündüğü ağrıdan korktuğu için radikal cerrahi tedaviden hep kaçmıştı.
Nazal polip, sinüslerden kaynaklanıp buruna doğru sarkan şişmiş et gibi mukoza parçalarıdır. Bu iyi huylu kitleler sinüs ağızlarını tıkayarak sinüs içinde yoğun sıvı birikimine ve dolayısıyla şiddetli baş-yüz ağrısına yol açarlar. Haydn sadece etlerin sarkan kısımlarının alınmasına izin vermiş ve bu şekilde 4 ameliyat geçirmiş ama tabii ki geniş cerrahi uygulanmaması nedeniyle şikayetleri tekrarlamıştır.  Günümüzde bu poliplerin allerji/allerjik sinüzit, çocuklarda kistik fibrozis veya vazomotor rinit nedeniyle oluştuğu bilinmektedir. Bu etlerin küçültülmesi için çeşitli tedavi modaliteleri geliştirilmiştir. Cerrahi, kişinin burun tıkanıklığı ve baş ağrısını geçirmede etkiliyken, polip oluşumunu tetikleyen faktörlerin kontrol altına alınamaması durumunda tekrarlamalar olabilir.

 *Frank Sinatra  

Ünlü şarkıcı Frank Sinatra (1915-1998), tüm dünyada kadife gibi sesi ve mırıldanır gibi şarkı söylemesiyle bilinmektedir. Maalesef 1952’de ses telleri iltihaplıyken (larenjit) şarkı söylemeye çalıştığında ses telleri içine kanama oluşmuş ve bu durum kalıcı bir hal alarak bu özel yeteneğini kaybetmesine yol açmıştır.  

 *George Washington

George Washington Amerikan tarihinde en etkili ve bilinen başkanlardan biridir. Zamansız ölümü hastalığının tanısındaki çelişkilere ve o zamanlarda uygulanan tedavilere bağlanmaktadır. Aralık 1799’da  Washington şiddetli bir boğaz enfeksiyonu ve sıtma gibi ateş nöbetleri geçirmekteydi. Tedavisini yakın arkadaşlarından Dr. James Craik üstlenmişti.  Dr. Craik, anjin tanısı  koymuş, yardımcılarından Elisha Cullen Dick ise “boğazı rahatlatmak için” trakeotomi (üst havayolu tıkalı olduğunda daha aşağıdan havayolu sağlamak için boyun orta kısmından girilip nefes borusuna delik açılan cerrahi işlem)   önermiş ancak önerisi reddedilmişti.  Bunun yerine diğer doktorları iltihaplı dokuyu günde 4 kez kesip kan akıtarak tedavi etmeye çalışmışlardı. Bu da günde 2,5 litre kan kaybı demekti.  Günümüzde  Washington’un anjine yol açan  streptokok enfeksiyonunun yanısıra kan kaybına bağlı şok, kan akıtma sırasında boğulma ve susuz kalmaya bağlı öldüğü düşünülmektedir.  Boğazın streptokok enfeksiyonu, Streptococcus adı verilen bir tür bakterinin  bademcikleri ya da farinksi tutması ile gelişir ve basit bir antibiyotik tedavisi ile iyileşme sağlanır.  

*Oscar Wilde

Ünlü İngiliz yazar Oscar Wilde 1854 yılında doğduğunda, babası ünlü bir kulak doktoruydu. Maalesef Wilde, tüm çocukluğu boyunca tekrarlayan kulak enfeksiyonlarıyla boğuştu.  Uzun yıllar sonra 2 yıl hapishanede yattığı dönemde kulak iltihapları tekrarlama göstermişti.  1900’da yani hapishaneden çıktıktan 3 yıl sonra ölen Wilde’ın ölüm nedeninin kulak kolesteatomu  olduğu düşünülmektedir. Müzmin kulak iltihabının ileri ve ciddi bir şekli olan kolesteatom, orta kulakta çevre dokuları ve kemikleri eriten salgılar içeren bir deri topağı olarak tanımlanabilir.  Tedavi edilmediğinde üstteki kemiği eriten kolesteatom, enfeksiyonun beyine yayılmasına, dolayısıyla menenjite yol açmaktadır.  Bu da o dönemlerde kontrol altına alınamadığı için Oscar Wilde’in ölmesine neden olmuştur.

*(KAYNAK:  http://www.entnet.org/museum/famous_figures_index ) 

Filiz Akın

Türk Sineması’nın efsanevi oyuncusu Filiz Akın’a 2002′de Nazofarinks kanseri (burnun arka tarafı yani geniz bölgesi kanseri) tanısı konuldu. Houston M.D. Anderson Kanser Merkezi’nde gördüğü uzun bir tedavi sonrasında tamamen iyileşen Filiz Akın, katıldığı bir konferansta, hastalığı yenmesindeki en önemli etkeninin moralini yüksek tutmak olduğunu söylemiştir.  

Savaş Ay

Ünlü televizyoncu ve gazeteci Savaş Ay’ın kanser teşhisi aslında tesadüfen çalan bir telefonla konulmuş. 1998′de bir doktor izleyicisinin sesiyle ilgili uyarısıyla kontrole giden ve gırtlak kanseri olduğunu öğrenen Savaş Ay, erken teşhis sayesinde dimdik ayakta. Hayatındaki her şeyi, tedavi sürecine göre değiştiren Ay, radyoterapi seanslarında dinlemek için hazırladığı şiir kasetleri ile moral bulmuş. Tabii aile ve dostlarının sevgisi de ünlü gazeteciye ilaç olmuş. Günümüzde gırtlak kanserine yol açan nedenlerin en başında sigara kullanımının olduğu bilinmektedir.

Juanito

“Arkadaşımın Aşkısın”, “Kumsaldaki İzler”, “Ay Beyaz Deniz Mavi” gibi romantik şarkılarıyla 1960′lı ve 70′li yıllarda müzik listelerini sarsan Cezayir asıllı şarkıcı Juanito, 1960′ların ortasında grubu Los Alcorson ile İzmir’e gelmiş ve ilk kez Mogambo adlı kulüpte çıkmıştı. Ardından fuarda şarkı söylemeye başlayan, çok geçmeden de Fahrettin Aslan’ın dikkatini çekip Maksim Gazinosu’na transfer olan şarkıcı, birkaç ay içinde tam bir Türk dostu olmuştu. Ancak 1971 yılında, eşi çocuklarını da alarak Paris’e dönünce, peşlerinden gitmek zorunda kalmıştı. Şanssızlık onu Fransa’da yakaladı. Gırtlak kanseri nedeniyle ameliyat olmak zorunda kaldı ve ses tellerini kaybetti, şarkıcılığı bırakıp taksi şoförlüğü yapmaya başladı. 2000 yılında, eski kayıtları CD olarak çıkarılacağı için yeniden Türkiye’ye geldi. Ve bir kez daha herkesin hayranlığını topladı. Şimdilerde emekli bir adam olarak Fransa’da yaşayan Juanito, her yıl tatil için İstanbul’a, Galata’daki evine geliyor. Evinin yakınlarındaki bir cafe’de playback olarak şarkılarını okumaya devam ediyor.  

Atilla Koç  

Kültür ve Turizm Eski Bakanı Atilla Koç, ekranlara ve fotoğraf karelerine yansıyan ‘mışıl mışıl’ uyuma görüntülerine nokta koydu. “Uyku apnesi” tanısı konan Bakan Koç, geceleri rahat uyumasını sağlayan özel bir cihazla (CPAP) uyuyor. Tedaviden olumlu sonuç alan Eski Kültür Bakanı, “Testlerin sonucuna göre gece uyurken nefesim 38-40 kez kesiliyormuş. Bu, normal insanın 3-4 katına denk geliyor. Yani, nefes duruyor. Siz, bu kesilmeler çerçevesinde, uykunuzu yeterli alamıyorsunuz. Şimdi daha rahat uyuyorum ve uykumu aldığım için artık uykum bölünmüyor”diye belirtti.

Tuğba Özay

13.03.2007 Ankara’da Başkent Moda Günleri’ne katılan manken Tuğba Özay, İstanbul’a dönerken trafik kazası geçirdi. İçerisinde bulunduğu otomobil rampa aşağı inerken ani fren yapıp savrulunca başını ön cama ve kapıya çarpan Tuğba Özay’ın yüzünde ve vücudunda morluklar oluştu. Yaşanan kazanın ardından İstanbul’da sahne alacağı tiyatro oyununun son provasına yetişmek için yoluna devam eden Özay’ın kulağında ve başında ağrılar artınca akşam saatlerinde Bolu’da bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı. Yapılan ilk muayenesinde vücudunun çeşitli yerlerinde ezilme ve morluklar ile iki kulağında yırtık tespit edilen Özay, ameliyata alınarak kulak zarları tamir edildi.

KOKU VE TAT ALMA BOZUKLUKLARINA TIBBİ BAKIŞ

“Osme” kelimesi Yunanca’da “koku” anlamına gelir. Koku bozuklukları tanımlamasında kullanılan kelimeler bu kelimeden türetilmiştir: Anozmi koku alma duyusunun tamamen kaybı, Dizozmi koku alma duyusunda bozulma, Parozmi duyulan kokunun başka şekilde algılanması (güzel bir kokunun kötü bir koku gibi algılanması gibi), Fantozmi herhangi bir koku uyaranı yokken koku duyulması demektir. Tat bozukluklarına da değinmek gerekirse, Hipoguzi tat alma duyusunda azalma, Aguzi tat alma duyusunun kaybıdır.*

 

KOKU ALMA BOZUKLUKLARINA YOL AÇAN HASTALIKLAR/NEDENLER*, **

1. Kafa travması:
• Kafaya ciddi darbe alma
• Beyin sarsıntısı ya da az şiddette travma
• Koku siniri veya soğanının hasarı
• Koku sinirinin beyne girdiği yerdeki kemik tabakasının (kribriform plate) travmasına bağlı, sinir iplikçiklerinin yırtılması ya da gerilmesi (ciddi kafa travmalarının %10′unda rastlanmaktadır)
• Burun ve kribriform plate’i içine alan kemik kırığı
• Beyin ameliyatları
2. Burun ve sinüs hastalıkları:
• Akut sinüzit (tedavi sonrası koku fonksiyonu düzelebilir.)
• Kronik sinüzit
• Uzun süreli dekonjestan burun spreyi kullanımı
• Sinüs cerrahisi
• Allerji ve saman nezlesi (anosmi, burun alt etlerinde ve burun mukozasındaki şişme ve akıntı artışına bağlı geçici bir durum olabilir.)
• Yapısal nedenler:
Burun tıkanıklığı yapan septum deviasyonu, konka hipertrofisi vb. nedenler
• Burun kökünün çökük olması
• Polip veya tümörler:
• İyi huylu polipler (saman nezlesi olan kişilerde sık görülür.)
• Kötü huylu burun-sinüs tümörleri

3. Koku sinirini tutan viral hastalıklar (grip vb. solunum yolu viral hastalıklarında virüs partiküllerinin koku epitelini harap etmesine bağlıdır.)
4. Konjenital (koku duyusunun doğuştan itibaren olmaması hali)
Bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında koku sinirinin genetik nedenlere bağlı gelişmemiş olması ile açıklanabilir. Bu durum ailesel geçişli olabilir.
5. Pituatuar tümör: Hipofizi tutan bir tür adenom***
6. Nörolojik hastalıklar ( Multiple sklerozis, Myastenia gravis, Ailevi distonomi tip 1-2 , Bell paralizisi, Meningiom ve diğer tümörler)
7. Metabolik sorunlar (Hipotiroidi, Addison, Panhipopitüitarizm, Cushing, Akromegali, Çinko eksikliği, Bakır eksikliği, B12 vitamin eksikliği, Siroz)
8. Diş hastalıkları:
• Ağız hjyeninin kötü olmasına bağlı tat duyusundaki değişikliklerden kaynaklanan koku duyusunda bozulma
• Diş tedavisi sırasında tat tomurcuklarının hasarlanması ve buna bağlı koku almada değişiklikler
9. Genel tıbbi hastalıklar ve sendromlar:
• Kallmann Sendromu: Genetik geçişlidir ve daha çok erkekleri etkiler. Hayatın erken dönemlerinde gelişmekte olan beyinle koku sinirinin bağlantı kurmasında yetersizlik sonucu koku soğanının gelişme kusuru ile karşımıza çıkar.
• Opitz-Frias Sendromu: Kraniofasial gelişim bozukluğu ile giden nadir görülen bir sendromdur. Yıllar içinde koku ve görmede azalma başlar.
• Bebeklik döneminde geçirilen menenjit
• Unsinat epilepsi: Uykululuk hali ve koku-tat halüsinasyonarı ile giden ve medial temporal beyin lobu kaynaklı psikomotor tip epilepsidir.
• Psikiyatrik ya da psikolojik hastalıklar: Depresyon, histerik konversif reaksiyonlar ve şizofreni gibi koku algılamasında değişiklik yapan durumlar.
• Sjögren sendromu: Ağız-göz kuruluğu, eklem romatizması vb. ile giden romatolojik hastalık
• Şeker hastalığı
10. Bazı ilaçlar:
• Uzun süreli nasal dekonjestan kullanımına bağlı burun tıkanıklığına (rinitis medikomentosa) sekonder gelişen koku ve tat alma bozukluğu
• Metronidazol vb. bazı antibiyotikler dilde paslanma ve tat değişikliği yapabilir.
• Amitriptilin (Laroxyl) vb. antikonvülsan ve antidepresan ilaçlar : Yan etki olarak ağız kuruluğu yapıp tat değişikliğine yol açabilir.
• Vinkristin vb. kemoterapi ilaçları
• ACE inhibitörü olan tansiyon ilaçları (ağız kuruluğu yan etkisi yoluyla)
• Amikasin tedavisi (özellikleIV uygulama): Geçici anozmi görülebilir.
11. Bazı kimyasallar ve irritanlar:
• Amonyum gibi temizlik malzemeleri kullanımı sırasında yoğun inhalasyon sonucu burun mukozası yanıkları ve koku bölgesi epitelyuminin hasarı ile
• Sigara (koku ve tat almada değişiklik yaratarak)
• Hava kirliliği
12. Kafa ve yüz bölgesine radyoterapi uygulanması sonrası 

13. Fizyolojik olaylar (gebelik ve menstruasyon)

14. Yaşlanma: Yaşlı kişiler, koku bozukluğuna neden olan diğer sebeplere daha çok yakalanabildiği gibi sadece yaşlanma süreci ile ilgili olarak da koku bozukluğu görülebilir. Altıncı dekattan sonra koku alma yeteneği, erkeklerde daha hızlı olmak üzere azalır. Alzheimer Hastalığı ve Parkinson Hastalığı, yaşlılarda demansla (bunama) ilgili olarak koku bozukluğu gösteren iki hastalıktır.
 

TANI:

Tanı için öncelikle ayrıntılı öykü alınmalı ve geniş kapsamlı KBB muayenesi yapılmalıdır. Bunun dışında istenmesi gereken tetkikler ve testler şöyle sıralanabilir:
• Kan tahlilleri: Htc, Hb, periferik yayma, WBC, Üre, BUN, Kreatinin, Glukoz, Sedimentasyon, IgE, tiroid testleri, ANA
• Burun içi kitle varlığında biopsi
• Beyin ya da periferik sinir kaynaklı patolojileri ayırt etmek üzere beyin BT veya MR
• Sinüs sorunlarını saptamak üzere sinüs tomografisi
• Epilepsi (sara) düşünülen hastalar için Nöroloji konsültasyonu ve EEG
• Koku testleri

Koku duyusunun değerlendirilmesine yönelik yapılan testlerin çoğu subjektiftir. Bu testlerden
bazıları şunlardır:

Dilüsyon testleri: Kokulu madde, hava veya sıvı içeren bir tüp içine konarak hastaya koklatılır. Hasta kokuyu duymuyorsa kokulu madde oranı arttırılır. Hastanın hangi miktardan itibaren kokuyu aldığı not edilir. Karşılaştırma amacıyla normal kişilerin koku alma eşikleri belirlenebilir. Her iki taraf ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Olfaktuar Spektrogram: Genel olarak bilinen kokular sıvı içinde çözünmüş halde kaplara yerleştirilir. Enjektör ve burun ucuna yerleştirilen tüp aracılığı ile bu kokulu maddeyi içeren hava burun içine verilir. Hastanın kap içinde ne miktarda kokulu madde varken, hangi kokuyu alabildiği not edilir. Hem eşik belirleme hem kokuyu ayırt etme testidir.
Butanol Etil Testi: Bir şişeye su, bir şişeye de su içinde butanol konulur. Hastadan hangisinin kokulu olduğunu ayırt etmesi istenir. Ayırt edemedikçe butanol miktarı artırılır. Kokulu şişeyi ayırt ettiği zaman, artım yapılmadan tekrar sorulur. Yine bilirse eşik değer olarak belirlenir. Eşik değerler normal kişilerle karşılaştırılır.

Bu koku testlerini uygularken buruna verilen havanın sabit basınç, sabit hız ve sabit ısıda
olmasını sağlayan aletlerle daha güvenilir sonuçlar elde edilir. Koku duyusunun
değerlendirilmesinde bazı objektif testler de geliştirilmiştir. Ancak bunlann klinik uygulanabilirliği düşüktür. Bu testlerden elektroolfaktogram’da regio olfactoria (koku alma bölgesi) üzerine bir elektrot yerleştirilir. Eğer reseptör hücreleri uyarılırsa negatif bir dalga oluşur. Elektroolfaktogram, olfaktor mukoza hastalıklarını santral hastalıklardan ayırmaya yarayan tek yöntemdir. Bir diğer objektif test ise, koku ile uyarılan beyin sapı potansiyelleridir Bu testte deri üzerine yerleştirilen elektrotlar yardımı ile kokulu maddelere karşı beyin sapı potansiyelleri ölçülür Yapılan çalışmalarda kokulu uyarana karşı 150 ve 350 msn’de ortaya çıkan iki potansiyel elde edilmiştir. Ayrıca kokulu uyarana karşı elektroensefalografi (EEG) sonuçlarındaki değişiklikler belirlenebilir.

Koku testleri hastanın yaşından etkilenir. Çocuklarda ve yaşlılarda test sonuçlan daha subjektif olur. Kokulu maddelere karşı adaptasyon da, bu testler sırasında sorun yaratabilir. Genellikle 1-5 dakika arasında kokuya karşı önemli bir adaptasyon gelişir. Kadınlarda ovulasyon döneminde daha iyi koku alınırken, menstrüasyon sırasında koku duyusu azalır.
 

TEDAVİ:

Koku bozukluklarının tedavisi sebebe yönelik olarak yapılır. Enfeksiyöz kaynaklı koku bozukluklarında gerekli antibiyotik vb. kullanımı ile düzelme sağlanabilmektedir. Obstrüktif (burun eti, polip, septum deviasyonu vb.) nedenlerle oluşan koku bozuklukları bu obstrüksiyonun cerrahi olarak düzeltilmesiyle ortadan kalkabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sonucu 3-5 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelebilmektedir. Ancak virüsün koku sinirinde yarattığı harabiyet tamir edilemez boyutta ise bu durum kalıcı hal alabilir ve maalesef kesin bir tedavisi henüz saptanmamıştır. Kafa travmalarına bağlı vakaların yaklaşık % 20′si 3 ay- 1 yıl içinde düzelebilir, ancak günümüzde düzelmeyi sağlayacak bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Toksin ve ilaçlara bağlı koku bozukluklarının tedavisi bu ajanların kesilmesidir. Yaşlanma ve konjenital anomalilerle ilgili koku bozuklukları da maalesef tedavi edilememektedir. Alerji vb. durumlarda nazal ya da sistemik steroid kullanımından fayda gören hastalar olabilmektedir.
Tat bozukluğunun tedavisi de nedene yöneliktir. Fizyolojik nedenlere bağlı olanlarda ilgili fizyolojik dönemin geçmesini beklemek yeterli olacaktır. Eksik bir maddeye bağlı tat bozukluklarında (çinko, bakır ve B12 eksikliği gibi) , gerekli maddenin ilaçlar yoluyla tamamlanması yeterli olacaktır. Enfeksiyöz nedenler (sinüzit vb.) varsa mutlaka tedavi edilmeli, yoğun sigara kullanımı/maruziyeti vb. çevresel faktörler ile mücadele edilmelidir. Hastadan ilaç kullanım öyküsü alınıyorsa kullanılan ilaçların değiştirilmesi, metabolik ve nörolojik sebeplerin tedavi edilmesi gerekmektedir.

*http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml
**http://medicine.inonu.edu.tr/anabilimdallari/kbb/documents/dersnot/19.pdf
*** http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipofiz