İŞİTSEL İŞLEMLEME BOZUKLUĞU VE ÇOCUKLARIN OKUL BAŞARISINDAKİ ETKİSİ

“Oğlum çok zeki, evde yapbozları hiç bakmadan tıkır tıkır yapıyor, kitap okuduğumda sonrasında sorduğum sorulara doğru yanıtlar veriyor, ödevlerini evde hiç zorlanmadan yapıyor ama okulda derslerini hiç dinlemiyor, başarısız, çok hareketli, derste gürültü yapıp arkadaşlarını rahatsız ediyor diye habire öğretmeninden şikayet geliyor. Acaba bir pedagoga mı götürsem?” 

Üstteki konuşmalara pek çoğumuz yabancı değiliz sanırım. Günümüzün i-pod kullanan, internette girmedik delik bırakmayan, you-tube, facebook, twitter’in daha 5 yaşındayken ne olduğunu bilen süper zeki Baby TV çocukları, bizler ne kadar engellediğimizi iddia etsek de teknolojinin bu çılgıncasına hayatımızı kontrol eden gücüne kapılmış durumda! Hiçbirimiz 5-6 yaşlarındayken alfabenin A’sını bilmezken, 2000′li yılların çocukları tüm harfleri, 100′e kadar saymayı, kendi özdilinin yanısıra kısmen de olsa yabancı bir dil bilerek, hatta bazıları okuma yazmayı öğrenmiş olarak ilköğretime başlamakta ve bu yeni neslin hızına nasıl yetişeceğini bilemeyen sınıf öğretmenlerini hayretler içinde bırakmaktadırlar. 

 

 

İlköğretimde sınıf içindeki bu seviye farklılıkları, doğal olarak standart ve müfredata uygun bir eğitim vermeye çalışan eğitmenleri de zor durumda bırakmaktadır. Ancak zeka seviyesi ve/veya temel bilgisi diğerlerinden fazla olan, ders dinlerken zaten 1-2 yıldır çok iyi bildiği bazı konuları dinlemekten sıkılan öğrenciler yanındaki-etrafındaki arkadaşlarına sarmakta ve yaramaz, sınıfın düzenini bozan çocuk damgası yemektedirler. 

Bir de günümüzde giderek artan ihtiyaçların (kredi kartı borçları, ödev ve projeler için evde bilgisayar olması gerekliliği, çocukların her biri ayrı bir masraf ve efor gerektiren kurstan kursa koşturması, vb.) yarattığı maddi yük nedeniyle babanın yanısıra özellikle anneleri de çalışmak zorunda kalan, bakıcı abla/teyzelerle sadece iyi (?) bakılarak, oyun oynanmadan, “şunu ye, onu elleme, vb.” emirler dışında iletişim kurulmayan ortamda tek eğlencesi televizyonla başbaşa büyüyen 2000′li yılların şanssız çocukları, acaba okulda gerçekten zekalarını ve gerçek kapasitelerini gösterebiliyorlar mı dersiniz? 

Siz ve çocuğunuz bu karmaşa içinde koşturur, elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırken “bu çocuk başarısız” denmesi insana ne kadar ağır geliyor. Başarısız ama neye göre, kime göre başarısız? Bu çocuk yeterince zeki değil de mi derslerini anlamıyor, yoksa yeterince zeki ama dersleri anlamasına engel bir sorun mu var? İşte size bu yazıda yaklaşık 10 yıl önce tanımlanan ve son zamanlarda özellikle Amerika’da okul çocuklarının başarısında giderek daha çok üzerinde durulan bir konu olan CAPD (Central Auditory Processing Disorder) yani Santral İşitsel İşlemleme Bozukluğu‘ndan (SİİB, yeni adıyla İİB) bahsetmek istiyorum. 

İİB, okul çocuklarının yaklaşık %5′ ni etkileyen, işitme ve zeka normal olmasına rağmen, işitme yoluyla alınan bilgilerin işleme fonksiyonunda bozukluk şeklinde tanımlanan kompleks bir sorundur. Bu çocuklar ses yüksekliği yeterli ve anlaşılır kelimelere özellikle kalabalık ve gürültülü ortamlarda maruz kaldıklarında, kendilerine birşeyler söylendiğini anlamakta, ancak bu söylenenleri yanlış anlamlandırmaktadırlar. Örnek verecek olursa, “Bana sandal ve küreğin ortak özelliklerinden bahseder misin?” dendiğinde bunu “Bana mandal ve tüfeğin ortak özelliklerinden bahseder misin?” olarak algılamakta ve doğal olarak iki kelime arasında ilişki kuramadığı için bu soruyu yanıtlayamamakta ve öğretmeni tarafından başarısız kabul edilmektedir. İİB bu nedenle basitçe “Kelime Sağırlığı”olarak da adlandırılmaktadır. (1) 

Nedeni genellikle bilinmemekle birlikte, erken yaşlarda geçirilen kronik orta kulak iltihaplarına bağlı iletim tipi işitme kayıpları, işitsel sistemin nöronal matürasyonunu geciktirmesi nedeniyle bu tür müzmin kulak sorunları olan çocukları İİB açısından yüksek risk grubuna sokmaktadır. (2) Bunun dışında bazı bilinen nedenler prematürite ve düşük doğum ağırlığı, ailede İİB öyküsü varlığı, kafa travması, santral işitme yollarının hastalıkları, kurşun ya da karbonmonoksit zehirlenmesi, Landau-Kleffner sendromu (genellikle 3-7 yaş arasındaki, o yaşa kadar normal gelişim göstermiş çocuklarda, ortada görünen herhangi bir sebep olmaksızın söylenen şeyleri anlamakta sorun yaşanmaya başlanması ve epileptik nöbetlerle karakterize bir sendrom), epilepsi, metabolik hastalıklar, serebrovasküler hastalıklar, Lyme Hastalığı (bir cins kenenin ısırması ile bulaşan bakteriyel bir enfeksiyon) ve yaygın gelişim bozukluğudur. (2) 

 SİİB’NİN BULGULARI NELERDİR? 

Bu çocukların tipik olarak zeka ya da işitme sorunu bulunmamaktadır. Çocuğunuzda ya da öğrencinizde İİB olup olmadığını öğrenmek için öncelikle şu sorulara yanıt aramalısınız:(1 , 3) 

  • Sözel uyarılara dikkat ediyor ve söylenenleri hatırlıyor mu? 

  • Çok basamaklı yönergeleri tamamlamakta zorlanıyor mu? 

  • Hızlı konuşmaları anlamakta zorlanıyor mu? 

  • Kompleks sözel uyaranlarda devamlı “hı?”, “ne?”, “anlamadım” vb. deyip, söylenenleri tekrarlatıyor mu? 

  • Dinleme becerisi zayıf mı? 

  • Bilgiyi işlemesi için diğerlerine oranla daha çok zamana mı ihtiyaç duyuyor? 

  • Akademik başarısı düşük mü? 

  • Davranış problemleri var mı? 

  • Dil gelişiminde sorun var mı? 

  • Okuma, kavrama, heceleme ve kelime dağarcığında yetersizlik var mı? 

  • Ani ve yüksek gürültüler dikkatini kolayca dağıtır mı? 

  • Gürültülü ortamlar onu mutsuz eder mi? 

  • Daha sessiz ortamlarda davranış ve becerileri olumlu yönde değişiyor mu? 

  • Sözel matematik sorularında zorlanıyor mu? 

  • Dezorganize ve pek çok şeyi unutuyor mu? 

  • Konuşmaları takip etmekte zorlanıyor mu? 

Yukarıdaki soruların en az 3′üne evet diyorsanız, o zaman çocuğunuzda İİB olup olmadığının değerlendirilmesi için bir uzmana başvurmalısınız. 

Yapılan bilimsel çalışmalarda İİB riski altında bulunan çocukların sorunlarının okula başladıkları anda değil, çok daha erken ortaya çıktığı, erken çocukluk işitsel dikkat ve öğrenme bozukluklarına sebep olduğu, okul çağında ise özellikle öğretmeni işitme yoluyla dinleyerek bilgi alma dönemlerinde belirginleştiği saptanmıştır.(4) 

Adolesanlarda, akademik zorlukların temelinde erken tanı konulup önlem alınmamış İİB’nin yattığı düşünülmektedir.(5) Bu nedenle okul idarecileri, öğretmenler, rehberlik öğretmenlerinin çok yeni bir kavram olan İİB hakkında bilgilendirilmesi, bu çocukların ilerideki yaşam ve iş başarılarının olumlu anlamda değişmesini sağlayacaktır. 

TANI NASIL KONULUR? 

İşitme yolllarındaki nöronal matürasyon daha henüz tam olarak gelişmediği için İİB tanısı 6 yaşını tamamlamadan ve daha öncesinde konamaz. Çocukta konuşma ve dil gelişiminde gerilik varsa o zaman diğer olası tanılar araştırılır. 

Öncelikle çocuğun müzmin orta kulak iltihabı, kronik seröz otit vb. bir orta kulak sorunu olup olmadığının anlaşılması için ayrıntılı KBB muayenesi yapılması gerekir. Özellikle İİB ve tekrarlayan orta kulak iltihabı/seröz otit arasında direkt bir ilişki olup olmadığına yönelik bilimsel araştırmalar devam etmektedir. Bazı çalışmalara göre bu ilişki ispatlanmışken bazıları bunu reddetmektedir. Tüm yayınlar incelendiğinde, orta kulak sorunlarının direkt olarak değil, ancak buna bağlı gelişen dönemsel işitme kayıplarının algıda kesintilere yol açmasına bağlı İİB’ye yol açtığı düşünülmektedir.(6)  

Muayenesi normal olan çocuklarda, yaş gruplarına göre bazı testlere geçilir. Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından odyolog/odyometriste yönlendirilen çocuklarda, yaş grubuna bakılmaksızın timpanometri, akustik refleks testleri, çocuk 7 yaş ve üstünde ise saf ses odyometri, daha küçük ise oyun odyometrisi yapılır. Bunlar normal ise BERA (sesli uyarana işitme sinirinden beyindeki işitme merkezine kadar tüm geçiş yollarındaki tepkileri araştıran, objektif bir test) yapılmalı ve çocuğun işitmesinin normal olduğu ispat edilmelidir. 

Eğer bu aşamaya kadar olan tüm testler normal ve çocukta konuşma ve dil gelişim bozukluğu düşünülüyorsa, çocuk 7 yaş altındaysa bir konuşma patoloğuna yönlendirilip bu açıdan değerlendirilmesi ve soruna yönelik konuşma egzersizlerine başlanması gerekir. Çocuk 6 yaşını tamamladıktan sonra, hala İİB ihtimali varsa o zaman uygun testlere geçilir. 

 Çocuk 7 yaş üstünde ise İİB tanısı için bazı özel davranışsal testler (SCAN, Monaural konuşma testleri, Dikotik konuşma testleri, Staggered Spondaic Word-SSW testi (4), vb.) yapılması gerekir. Bu testlerle işitsel matürasyon, dilin beyindeki dominant hemisferinin saptanması, nörolojik tabanlı dil/öğrenme bozuklukları tanımlanabilir. (2) 

 Nisan 2000′de Dallas’ta Texas Üniversitesi’nde yapılan Bruton Konferansında, 14 bilim adamı İİB tanısı için uygulanacak test tipleri üzerinde ortak görüş birliğine varmış ve bu kriterler yayınlanmıştır. Ayrıca, “Santral İşitsel İşlemleme Bozukluğu”nun, belli bir anatomik bölgenin işaret edilmesinin doğru olmayacağından yola çıkılarak, İşitsel İşlemleme Bozukluğu (İİB) olarak tanımlanmasının daha anlamlı olacağına karar verilmiştir.(6) 

Yetişkinlerdeki santral işitsel işlemleme bozukluğunu ölçen SSW testi, F. Akdaş tarafından Türkçe’ye adapte edilmiş ve Şaşırtmacalı Kelime Testi (ŞKT) olarak adlandırılmıştır.(4) Türkiye’de 2002 yılında F. Yalçınkaya ve E. Belgin tarafından yapılan bir bilimsel çalışmada, konuşma ve dil problemi olmayan 32 çocukla konuşma ve dil problemi olan 32 çocuğa (yaş aralıkları 83-153 ay) ŞKT uygulanmış ve ilk gruptaki çocukların ŞKT performansları normal değerler arasında bulunurken, konuşma ve dil problemi olan gruptaki 32 çocuktan 19′nun ŞKT performansları normal, 13 çocuğun ise anormal bulunmuştur. Bu çocuklardan 5′inin ŞKT bulguları İİB kategorisinde saptanmıştır.(4) 

AYIRICI TANI: 

İİB tanısı aslında, pek çok çocuk gelişim bozukluğuyla ortak bulgular içerdiği için komplikedir. Örneğin ADHD (Attention Deficit/Hyperactivity Disorder-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), izole konuşma geriliği, okuma ve öğrenme yetersizliği, otizm ve benzeri bozukluklar ve entellektüel fonksiyon azlığı vb. (2) Özellikle pek çok İİB’li çocuk yanlışlıkla Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alır, çünkü bulguları çok benzerdir. İkisi arasındaki farkları şöyle özetleyebiliriz:(2)

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

İİB 

Savruk, özensiz 

Gürültülü ortamda duymada zorluktan kaynaklanan özensizlik 

Dikkati dağınık 

Sözel uyaranları takip etmekte güçlük ve buna bağlı dikkat dağınıklığı 

Hiperaktif 

Dinleme becerilerinde zayıflığa bağlı derse/konuşulanlara odaklanamama, sıkılıp etraftaki arkadaşlarına sarma 

Yerinde rahat duramaz 

Akademik yetersizlikleri nedeniyle ders dışı şeylerle uğraşır. 

Aceleci 

İşitsel uyaranların algılanamamasına bağlı çağrışım etkisinde zayıflık, bu nedenle yarım yamalak cevaplar verme 

Sözünü kesme veya müdahil olma 

Dikkat dağınıklığına bağlı karşısındakinin cümlesinin bittiğini fark etmeden söze başlama 

Bu iki durumu birbirinden net olarak ayırt etmek gerekir, çünkü ADHD ilaçlarla tedavi edilmekteyken, İİB’nin tedavisinde ilacın yeri yoktur. 

İİB TANISI ALMIŞ ÇOCUKLARDA EVDE VE OKULDA PROBLEM YARATAN FAKTÖRLER NELERDİR? (3)  

  1. İşitsel alan bazlı problemler: Ortam gürültülü ise çocuk dikkatini veremez.
  2. İşitsel hafıza sorunları: Yönerge, liste veya çalışma materyalleri sadece sözel olarak verildiğinde bunları hatırlamada zorlanır.
  3. İşitsel ayrımlama problemleri: Benzer seslere sahip kelimeleri duyduğunda ayırt edemez. (bot/kot gibi) Bu nedenle de duyduğunu yazma, yönergeleri yerine getirmede başarısız olur.
  4. İşitsel dikkat sorunu: Okulda uzun süren bir dersi ya da konferansı dinleme esnasında dikkatini uzun süreli odaklayamaz ve bu nedenle de sonrasında bu konuyla ilgili verilen görevi yerine getiremez.
  5. İşitsel bağıntı sorunu: Yüksek seviyeli dinleme gerektiren görevlerde (okunan metinden sonuçlar çıkarma, bilmeceleri çözme, sözel matematik problemlerini idrak etme vb.) zorlanır. Bu sorun, ancak üstteki 4 sorun çözüldükten sonra düzelebilmektedir.

BU ÇOCUKLARA NASIL YARDIM EDİLEBİLİR? 

İİB tanısı ve tedavisi için halen pek çok araştırma ve incelemeler devam etmekte ise de, ilk basamak olarak bu çocuklara sözel uyaranları, bunları daha rahat anlayabilecekleri şekilde ulaştırabilirsek pek çok sorunun da üstesinden gelebiliriz. (3) Altta yatan belli bir patoloji yoksa, çocuğun yaşı büyüdükçe nöronal olgunlaşmanın da gelişmesi ile, İİB’nin ortadan kalkabileceği görülmüştür. Bu süre zarfında, çocuğun okul başarısını yüksek tutabilmek adına aşağıda sayılan önlemler alınabilir:  

  • İİB’li çocukların bulunduğu ortam gürültüsünü azaltmalıyız. Örneğin ders çalışırken televizyon açık olmamalı, olabildiğince kendine ait bir odada sessiz bir ortamda ders çalışmalı. Sınıfta da öğretmen ders sırasında olabildiğince gürültü ve karmaşaya engel olmalı. 

  • Siz (aile ya da öğretmen) konuşurken çocuğun yüzünüze bakmasını sağlamalısınız. 

  • Basit, kısa, vurgulu cümleler kurmalısınız. 

  • Yavaş, hafif yüksek bir tonda, bağırmadan, tane tane konuşmalısınız. 

  • Çocuğa bir yönerge verdiğinizde, verdiğiniz görevi size tekrar etmesini isteyiniz, hatta bu görev tamamlanana kadar sesli olarak bu yönergeleri tekrarlamasını söyleyiniz. 

  • İleri bir saat ya da tarih için verilen görevlerin “akıl defteri”ne yazılması sağlanmalı. Evde saatlere paylaştırılmış bir rutin oluşturup işlerini buna göre organize etmesi öğretilmeli. 

  • Okulda öğretmenler bu çocukları sınıfın ön sıralarına, yüzleri pencereyi görmeyecek şekilde oturtmalı, dersi ara ara (özellikle vurgulanması gereken noktalarda mutlaka) yüzlerine bakarak anlatmalıdırlar. Çocuğun verilen görevleri not defterine kısa notlar halinde yazdığından emin olunmalı, eksikleri tamamlanmalı, hatta imkan varsa bir ses kayıt cihazına bu yönergeler okunarak çocuk eve o cihazla gönderilmelidir. 

  • İmkan varsa, bu çocuklara FM sistemi denilen sistemlerle, öğretmen mikrofona konuşacak şekilde kulaklıkla ders dinlettirilmelidir. 

  • Dil geliştirme becerileri, işitsel hafıza güçlendirme egzersizleri, işitsel entegrasyon eğitimi ile bu çocukların okul başarıları arttırılabilir. 

 KAYNAKLAR: 

  1. NIDCD- National Institude on Deafness and Other Communication Disorders, “Auditory Processing Disorder in Children”, http://www.nidcd.nih.gov/health/voice/auditory.htm
  2. Yalçınkaya F, Keith R. “Understanding auditory processing disorders in children”. Turk J Pediatr 2008; 50: 101-105.
  3. KidsHealth from Nemours, http://kidshealth.org/parent/medical/ears/central_auditory.html
  4. Yalçınkaya F, Belgin E. Konuşma ve lisan problemi olan ve olmayan çocukların uyarlanmış şaşırtmacalı kelime testi ile santral işitsel işlemleme performanslarının incelenmesi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 2002; 46: 195-202
  5. Heine C, Slone M. The Impact of Mild Central Auditory Processing Disorder on School Performance During Adolescence. Journal of School Health July 2008; Vol. 78, No:7, 405-407
  6. Chermak G.D. Deciphering auditory processing disorders in children. Otolaryngologic Clinics of North America 2002; 35, 733-749 

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz. 

  

  

 

KREŞ VE ANAOKULUNA GİDEN ÇOCUKLARDA KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI

 

 

2000 yılında Amerika’da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21′inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17′sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12′sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9′unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7′sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3′ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş.

Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara maruz kalma riski ne kadardır?

Ulusal Tıbbi Kütüphane ve Sağlık Enstitüsü olan Medline’ da bildirildiği üzere, kreş ve anaokuluna giden çocuklar, hasta olması muhtemel diğer çocuklarla sık temas ediyor olmaları nedeniyle daha sık hastalanabilmektedir.

Bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle, kulak iltihabı ve ishal geçirme riski, bu nedenle artmıştır. Bazı çalışmalar astımın bu tür ortamlarda tetiklendiğini belirtmekle birlikte, diğer bazı çalışmalarda ise bu tip okullarda çeşitli mikroplara maruz kalmaya bağlı çocuğun bağışıklık sisteminin geliştiği vurgulanmaktadır.

Yapılan araştırmalarda her çocuğun yılda ortalama 8-10 kere soğuk algınlığı geçirdiği, hastalığın 10-14 gün sürdüğü ve özellikle de çocukların kış aylarında daha çok hastalandığı saptanmıştır. Bu hesaba göre bir çocuk her biri 2 hafta sürecek şekilde Mart-Eylül arası dönemde 2 kez, Eylül-Mart arası dönemde 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirse, kış ayının yarısından fazlasını hasta olarak geçirecek demektir.

Kreş-anaokuluna giden çocuklar ise yılda 3-10 kez orta kulak iltihabı geçirebilmektedir. Bu durum evde bakılan çocukların geçirdiğinin neredeyse 4 katıdır.

Ne gibi durumlarda kreş-anaokuluna giden çocukları bir süre okula göndermemek gerekir?

  • Eğer çocuğunuzun koltukaltından ölçülen ateşi 37.5 C’un, kulaktan ölçülen ateşi 38 C’ nin üzerinde ise okula göndermeyiniz. Çocuğunuz kendini iyi hissediyor olsa bile, ateş bulaşıcı bir hastalığın ilk bulgusu olabilir.
  • Okuldaki diğer çocuklarda suçiçeği, kızamık vb. bilinen bir bulaşıcı hastalık ortaya çıkmışsa en az 10 gün kadar çocuğunuzu okula göndermeyiniz.
  • Herhangi bir hastalık nedeniyle antibiyotik başlanmışsa, ilacın etkin doza ulaşacağı ilk 1-2 gün okula göndermeyiniz.
  • Çocuğunuz kusuyor ya da ishalse çocuğunuzu diğer çocuklardan uzak tutmak gerekir.

Kreş-anaokuluna giden çocukları hastalıklardan korumak mümkün müdür?
Kısaca hayır! Hastalıklara yakalanma riskini azaltmak için alınabilecek önlemler şunlardır:

  • Çocuğunuza yemekten önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasını öğretebilirsiniz.
  • Enfeksiyonların en çok, çocukların ellerini ve kirli oyuncakları ağzına sokması ile yayıldığı saptanmış olduğundan, okulun bu tür materyalleri dezenfekte etme metodlarını ve sıklığını denetleyebilirsiniz.
  • Çocuğunuz okula başlamadan önce rutin bir muayeneden geçirebilirsiniz. Bu sayede bademciklerinin ve genizetinin büyük olup olmadığını, geçirmesi muhtemel enfeksiyonlarla bu dokuların daha da büyüyüp nefes yolunu tıkama riskinin olup olmadığını, kulaklarında sıvı birikimi olup olmadığını, boğaz kültürüyle beta hemolitik streptokok taşıyıcılığı olup olmadığını öğrenebilirsiniz.
  • Allerjik bünyeli çocuklarda öğretmenlerini uyararak özellikle allerjik gıdaların (çilek, fıstık ezmesi vb. ) verilmesini önleyebilirsiniz. 

Günümüzün ekonomik şartlarında, çalışan anne sayısının da artışıyla kreş ve anaokullar pek çok aile için zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle çok sık hastalanıyor diye çocuğunuzu kreşten almak yerine sağlık durumunu sık sık takip ederek normalden fazla sayıda hastalık geçirmesini önleyebilirsiniz.

*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery’nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.

BOĞAZDA KILÇIK KALMASI

 

Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene edebilirim” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir yerlere saplanmış kalmış ve ucu görünüyor olmasını da dilersiniz içinizden. Yoksa…

Balık kılçıkları üst solunum yolu ve yemek borusunun en sık görülen yabancı cisimleridir. Bazı balık türlerinin kılçıkları, yoğun kalsiyum içermesi nedeniyle kemiksi ve röntgen çekildiğinde görülebilir iken (buna radyoopak denir), maalesef özellikle ülkemiz denizlerindeki balıkların çoğu ufak kılçıklı ve röntgende görülemeyecek dansitededir (buna radyolüsent denir).

Kılçık çıkarılamadığında ya da bazı derin organlara doğru ilerlemiş olduğunda komplikasyonlarla karşılaşılır. Bu nadir (%1-3) görülen ama ciddi sonuçları olan komplikasyonlar boyun apsesi, mediastinit (akciğerler arasındaki boşluğun iltihabı) ve ana atardamar yırtığıdır.

Kılçıklar en sıklıkla bademciklere, dil köküne, vallekula adı verilen dil kökü ile gırtlak arası boşluğa ve nadiren de yemek borusunun üst kısmına takılırlar.

Kişi,  boğazda yabancı cisim ve batma hissi, gıcıklanmaya bağlı öksürme ve ağrıya bağlı yutma zorluğu ile karşımıza gelir.

Ayrıntılı boğaz-yutak muayenesinde görülebilen kılçıklar, kişiyi uyutmaya gerek olmadan özel aletlerle alınabilmektedir. Ancak öğürme refleksi aşırı olan kişilerde, bu refleksi baskılamak amacıyla boğaza bazı spreyler sıkılarak işlem gerçekleştirilmeye çalışılmakta, bu şekilde ulaşılamıyorsa kısa süreli narkoz altında kılçığa müdahale etmek zorunda kalınabilmektedir.

Kılçık boğaz-yutak bölgesinde değil ve kişide bahsedilen şikayetler mevcutsa, kılçık muhtemelen yemek borusunun üst kısmında yerleşmiş olabilir. Bu durumda, röntgen çekip kılçık görülmeye çalışılabilir. Ancak radyolüsen kılçıkları ancak bilgisayarlı tomografi gösterebilmektedir. Diğer bir yöntem, endoskopi ile yemek borusunun muayenesi ve kılçığın çıkarılmasıdır ki, kişinin boğazı uyuşturularak ve sedasyon altında (yani tam narkoz vermeden) yapılabilmektedir.

 

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.