<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.seciltotan.com</title>
	<atom:link href="http://www.seciltotan.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.seciltotan.com</link>
	<description>Bu web sitesi KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Seçil TOTAN tarafından hazırlanmaktadır.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 06:47:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>CEP TELEFONU KULLANIMININ KULAK VE BEYİN ÜZERİNE ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 12:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[3G]]></category>
		<category><![CDATA[akustik nörinom]]></category>
		<category><![CDATA[ani işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[bluetooth]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonun kulaklıkla kullanılması]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun beyine etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun kulağa etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun zararları]]></category>
		<category><![CDATA[çınlama]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar cep telefonu kullanmalı mı]]></category>
		<category><![CDATA[GSM]]></category>
		<category><![CDATA[hertz nedir]]></category>
		<category><![CDATA[IARC]]></category>
		<category><![CDATA[ICNIRP]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[mikrodalga fırın]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyofrekans]]></category>
		<category><![CDATA[SAR değeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1750</guid>
		<description><![CDATA[1980&#8242;lerin başında kullanıma sunulan cep telefonu, devamlı eklenen yeni teknolojik fonksiyonları sayesinde (fotoğraf çekme, görüntülü telefon hizmeti, internet bağlantısı vb.) günümüze kadar  kullanıcı sayısında müthiş hızlı bir artış göstererek tüm dünyada en çok kullanılan elektronik aletler arasında yer almıştır. Ancak cihazın elektromanyetik radyasyon dalgaları üzerinden fonksiyon görmesi, sağlığa olumsuz etkileri olabileceği açısından bu kadar rutin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1980&#8242;lerin başında kullanıma sunulan cep telefonu, deva<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/cep-tlf-cocukta.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1754" title="cep tlf cocukta" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/cep-tlf-cocukta-300x282.jpg" alt="" width="300" height="282" /></a>mlı eklenen yeni teknolojik fonksiyonları sayesinde (fotoğraf çekme, görüntülü telefon hizmeti, internet bağlantısı vb.) günümüze kadar  kullanıcı sayısında müthiş hızlı bir artış göstererek tüm dünyada en çok kullanılan elektronik aletler arasında yer almıştır. Ancak cihazın elektromanyetik radyasyon dalgaları üzerinden fonksiyon görmesi, sağlığa olumsuz etkileri olabileceği açısından bu kadar rutin kullanımına şüpheyle yaklaşılmasına neden olmaya başlamıştır.</p>
<p>Bu nedenle cep telefonlarının yaydıkları elektromanyetik radyasyon dalga miktarının yasal prosedürlerle sınırlandırılması ve kısa-uzun dönem etkilerinin takibi için, pek çok kuruluş devreye girmiştir. Bunlardan ilki <span style="color: #ff0000;">ICNIRP</span><sup>2 </sup>(International Commission on Non-Ionizing Radiation Protection), yani Uluslararası Non-İyonize Radyasyondan Korunma Komitesi&#8217;dir. Bir diğer kurum ise <span style="color: #ff0000;">IARC</span> (International Agency for Research on Cancer), yani Uluslararası Kanser Araştırmaları Birliği&#8217;dir ve bu radyasyonun beyin tümörüne yol açıp açmadığına ilişkin pek çok bilimsel çalışmanın yürütülmesini sağlamaktadır.</p>
<p>12.09.2007&#8242;de Amerikan Kulak Burun Boğaz Derneği&#8217;nden yapılan bir basın açıklaması<sup>1</sup> pek çok insanın kafasında &#8220;Acaba cep telefonları işitmeyi bozar mı?&#8221; sorusunu uyandırdı: Basın açıklamasında, yapılan bilimsel bir çalışmada 1 yıldan fazla cep telefonu kullanan 100 kişide işitme kaybında artış olduğu saptanmıştı. Ayrıca günde 60 dakikadan fazla cep telefonu kullananlarda, daha az kullananlara oranla işitme eşiğinde azalma olduğu da belirlenmişti. Bunun üzerine araştırmacılar, cep telefonu kullanımı sırasında kepçede ısınma, kulakta dolgunluk, çınlama gibi kişiyi uyaran şikayetlerin varlığında, derhal cihazın direkt kulağa tutularak kullanımının bırakılmasını, bunun yerine kulaklık (bluetooth değil!) ile kullanılmasını önermekteydi.</p>
<p>Bu yazıda cep telefonlarının yaydığı radyasyonun niteliği  ile son dönemde yapılan bilimsel çalışmaların sonuçlarını tartışıp bu konuda ne gibi önlemler alınması gerektiğini irdeleyeceğiz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TANIMLAMA</strong> </span></p>
<p>Radyo, televizyon, kablosuz telefonlar, cep telefonları, radar ve uydu gibi telekom sistemleri görünmez elektromanyetik radyasyon ya da radyofrekans dalgaları yayarlar<sup>3</sup> (bkz. aşağıdaki tablo). <span id="more-1750"></span></p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/cep-tlf-hz-cizelgesi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1752" title="cep tlf hz cizelgesi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/cep-tlf-hz-cizelgesi-300x190.jpg" alt="" width="300" height="190" /></a></p>
<p>Radyofrekans dalgaları ayrıca mikrodalga fırınlarda ve kalp aritmilerinin tedavisinde kullanılan diatermi tıbbi cihazları (termoablasyon) ile horlama cerrahisi ve bacaklarda varis tedavisi gibi amaçlarla pek çok cerrahi branş tarafından kullanılan radyofrekans cihazlarında da mevcuttur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Hertz (Hz) nedir?</span></span></strong></p>
<p>Saniye başına oluşan siklusun frekans değeridir. Örneğin bir işlem saniyede 120 kez gerçekleşiyorsa, frekansı 120 Hz&#8217;dir. KiloHz (kHz) bunun 1000 katı, Mega Hz (MHz) 1 milyon katı,  Giga Hz (GHz) ise 1 milyar katıdır. </p>
<p><span style="color: #ff0000;"> <strong><span style="text-decoration: underline;">Radyofrekans nedir?</span></strong></span></p>
<p>Radyofrekans (RF) non-iyonize radyasyondur. İyonize radyasyon saçan röntgen ışınlarıyla kıyaslandığında, DNA&#8217;yı bozup hücre yapısını tamamen değiştirecek kadar zararlı etkiye sahip değildir. Bununla birlikte RF&#8217;in termal ve non-termal etkileri bulunmaktadır.</p>
<ol>
<li><span style="text-decoration: underline;">Termal etki:</span> Elektromanyetik dalgalar dokulara yayıldıkça ısı üretmektedir, bu da mikrodalgaların ve medikal diatermi cihazlarının kullanım amacına uygundur. 350-500 kHz RF yayan cihazlar ya da 2 GHz üzerindeki mikrodalgalar termoablasyon cerrahisinde kullanılmaktadır. Doku içindeki sıcaklık 50-100 <sup>o</sup>C&#8217;ye kadar çıkmakta ve bu da dokuda nekroz (doku ölümü) ve koagülasyona (dokunun yanması) neden olmaktadır. 100 <sup>o</sup>C&#8217;nin üstündeki ısılarda doku buharlaşmakta ve kömürleşmektedir. Bu cihazların kafaya/kulağa tutulması sonucunda başağrısı,  kulak kepçesinde ve o taraf yüz derisinde ısınma-yanma hissi, kan-beyin bariyeri değişiklikleri oluşabilmektedir.<sup>4</sup> Yapılan bazı çalışmalarda ise cep telefonu kullanımı sırasında kafa içi ısısının 0,11 <sup>o</sup>C&#8217;den daha fazla ısınmadığı, ancak kulak kepçesinde sıcaklık hissi olabileceği belirtilmektedir.<sup>3</sup> Radyo-televizyon ileticilerinin gücü pek çok kilowatt&#8217;ı (güç kaynağının verdiği akım gücüne watt denir!) değerine ulaşmakta, cep telefonu istasyonlarınınki ise 100 watt&#8217;ı aşmaktadır. Bununla birlikte, cep telefonlarının ele alınıp kulaklıkla kulağa kullanılması durumunda 0.01-2 watt güç oluşmaktadır.      </li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Non-termal etki</span>: Biyolojik dokularda herhangi bir ısı değişikliği olmaksızın, hücre içinde elektriksel güç uyarılması, &#8220;ısı şoku proteinleri&#8221; sentezini arttırmaktadır. Bu da kanser hücrelerinin oluşumunu tetikleyebilecek bir faktördür. Bilimsel yayınlarda bu etkiye bağlı olarak uyku paterninde değişiklikler, kan basıncı artışı ve bilişsel fonksiyonlarda etkilenme olduğu tanımlanmaktadır. Non-termal etkinin uzun dönem sonuçları, bu konuda yapılmış hücre düzeyinde çalışmaların henüz tamamlanmamış olması nedeniyle henüz bilinmemektedir. </li>
</ol>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Cep telefonu ağları ve Hz değerleri: </span></span></strong></p>
<p>Cep telefonu ağları 3 temel bantta çalışır: 900 MHz, 1800 MHz ve 2.2 GHz. Bu ağlar 2 farklı teknoloji kullanırlar: 1. Mobil İletişim için Global Sistem (GSM), 2. Universal Mobil Telekomünikasyon Sistemi (UMTS). 900 ve 1800 MHz frekans bantlarına sahip olan GSM tüm dünyada en çok kullanılan 2. kuşak teknoloji iken,  2,2 GHz frekans bandındaki UMTS ise 3G teknolojisi olarak bilinen 3. kuşaktır ve hızla GSM&#8217;in yerini almaktadır.</p>
<p> <strong>Uluslararası Non-İyonize Radyasyondan Korunma Komitesi (ICNIRP)</strong>, yapılan bilimsel çalışmalara ve sağlık risklerine dayanarak bu tür cihazların yaydığı elektromanyetik alan (EMF) limitlerini hesaplayıp sınırlandırmaktadır. Lokal (anatomik bölgeye özgü) enerji emilimi yüksek olabilir ve enerji depolanma oranı watt/kilogram üzerinden hesaplanarak <strong><span style="color: #ff0000;">SAR (spesifik emilim oranı)</span></strong> değeri olarak belirtilir. (Tüm cep telefonlarının SAR değerlerini öğrenmek için Amerikan Federal İletişim Komitesine ait  <a href="http://www.fcc.gov/cgb/sar/ " target="_blank">http://www.fcc.gov/cgb/sar/ </a>adresindeki web sitesine girip bilgi alabilirsiniz.)</p>
<p>İngiltere&#8217;de<strong> </strong>ICNIRP tarafından cep telefonlarının kafaya yaymasına izin verilen maksimum SAR limiti 1 W/kg&#8217;dır, bu da pek çok GSM şebekesinin değerinden düşüktür. Ancak 3G sistemine sahip cep telefonlarında bu değer aşılmaktadır, bu nedenle ürün kullanıcı rehberinde bu tür cep telefonlarını kullanırken, veri aktarırken vücuttan en az 25 mm uzakta tutmanız gerektiği ve vücutta taşınırken özel kılıflı klipsli kemere takılarak taşınması gerektiği yazmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Cep telefonlarının kulak ve beyine etkisi:</span> </span></strong></p>
<p> Bu konuda özellikle Uluslararası Kanser Araştırmaları Birliği (IARC)&#8217;nin öncülüğünde yapılan pek çok bilimsel çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalar çoğunlukla erişkinler ve deney hayvanları üzerinde yapılmıştır, çocuklar ile ilgili çalışmalar henüz yetersizdir.</p>
<p>İşitme ile ilgili yapılan çalışmalarda, cep telefonu kullanımının işitmede herhangi bir kayıba yol açmadığı saptanmış olsa da bunlar kısa süreli çalışmalar olduğu için 10 yıl ve üzerinde cep telefonlarına maruz kalan kişilerde işitmenin ne kadar etkilendiği henüz bilinmemektedir.</p>
<p>Beyin tümörleri açısından bugüne kadar yapılan en geniş kapsamlı ve en uzun süreli araştırma, IARC tarafından koordine edilen ve 2000 yılında başlatılan, 13 ülkeyi kapsayan <strong>Interphone Çalışması&#8217;</strong>dır. Bu çalışmada RF enerjisini en çok emen dokulardaki 4 tip tümör üzerinde durulmuştur: beyin tümörü tipleri olan gliom ve menengiom, akustik nörinom (işitme siniri kaynaklı tümör) ve tükrük bezi tümörleri. Bu çalışmanın sonucunda 17 Mayıs 2010&#8242;da yapılan basın açıklamasında cep telefonu kullanan kişilerde bu tür tümörlerin görülme sıklığının kullanmayanlara oranla <span style="text-decoration: underline;">artmadığı</span> saptanmıştır. Ancak bu 10 yıllık sürede, çalışmaya alınan kişilerin günümüzdeki kadar yoğun cep telefonu kullanmadıkları (çalışmada kişi başına yıllık kullanım süresi ortalama 100 saatti, yani ayda 2-2,5 saat) ve sahip oldukları telefonların SAR değerlerinin ise günümüzün en son teknolojik özelliklerine ve yüksek SAR değerlerine sahip olanlardan çok daha eski teknolojide olduğu aşikardır. Bu nedenle IARC cep telefonlarının karsinojenik etkilerini araştıran bu Interphone çalışması uzatılmış ve kapsamı genişletilmiştir. 24-31 Mayıs 2011&#8242;de çalışmanın ilk özetinin halka sunulacağı belirtilmiştir.<sup>5</sup></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> <strong>SONUÇ</strong></span></p>
<p>Bu konu hakkında onlarca makale tarayıp araştırma yaparak bu yazıyı yazmaya karar vermemde 4 hastam etkili olmuştur. Bir tanesi cep telefonu şarja takılı iken konuşmaya çalışmış ve bu sırada oluşan bir patlama sonrası yüzde yanık, telefonu tutan elinde yanık, kulak zarında yırtılma ve işitme kaybı, çınlama şikayetiyle acile başvurmuştu. Bir başkası, telefon şarjda değilken konuşma esnasında ani bir patlama sesi duyup çınlama ve işitme kaybı yaşayan ileri yaşta bir bayandı, ani işitme kaybı (ayrıntılı bilgi için <a title="ANİ İŞİTME KAYBI" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/ani-isitme-kaybi-aik/" target="_blank">tıklayınız</a>!) tanısı ile kortizon ve hiperbarik tedavi almasına rağmen işitmesinde kısmen düzelme oldu. Diğer 2 hastamda ise birisini aramak üzere numarayı tuşladıktan hemen sonra telefonu kulağına tuttuğu sırada birden yüksek şiddette bir arama sesiyle ani işitme kaybı yaşamıştı, biri olayın hemen arkasından başvurduğu için %100 düzeldi, diğeri 15 gün gecikmeyle başvurduğu için kısmen düzelebildi. </p>
<p>Cep telefonlarının hatta mikrodalga fırınların erişkinlerde, özellikle de çocuklardaki uzun dönem etkileri, çalışmaların yetersizliği nedeniyle henüz bilinemediği için, olabildiğince çocukların bu tür cihazları kullanması engellenmeli ya da çocukların yaşadıkları ortamlarda (ev, kreş, okul) kullanımı kısıtlanmalıdır. </p>
<p>Cep telefonu sadece acil durumlarda kullanılmalı ve çok kısa konuşmalar yapılmalıdır.   </p>
<p>Cep telefonlarını direkt olarak kulağa tutmak yerine, kulaklık yoluyla kullanmak beyine ve işitme organına radyasyon yayılma oranını % 90 azaltmaktadır.<sup>6 </sup></p>
<p><sup> </sup><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p> KAYNAK:</p>
<ol>
<li>http://www.newswise.com/articles/view/533259/</li>
<li>http://www.icnirp.de</li>
<li>Aracy Pereira Silveira Balbani, Jair Cortez Montovani. Mobile phones: influence on auditory and vestibular systems. Rev Bras Otorrinolaringol 2008;74(1):125-31.</li>
<li>Khalil S, Nunez DA. Do mobile &#8216;phones have a detrimental impact on auditory function? Laryngol Otol. 2006 Oct;120(10):822-6. Epub 2006 May 15.</li>
<li>Interphone study reports on mobile phone use and brain cancer risk- IARC press release, 17 May 2010</li>
<li>Lönn S, Ahlbom A, Hall P, Feychting M. Mobile phone use and the risk of acoustic neuroma. Epidemiology 2004; 15: 653-9.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PATÜLÖZ ÖSTAKİ TÜPÜ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 09:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak seslerini duymak]]></category>
		<category><![CDATA[boyuna bastırınca ses kayboluyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalp atışını duymak]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta çiğneme sesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta takur tukur ses]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta tıkanıklık hissi]]></category>
		<category><![CDATA[nefes alıp verme sırasında kulakta uğultu sesi]]></category>
		<category><![CDATA[östaki ağzı açık]]></category>
		<category><![CDATA[östaki tüpü çalışmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[patülöz östaki tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1742</guid>
		<description><![CDATA[İlk olarak 1864&#8242;de Scwartze tarafından tanımlanan ve 1867&#8242;de Jago tarafından tam anlamıyla tarif edilen bu durum, normalde yutkunma ve çiğneme sırasında açılıp diğer zamanlarda kapalı olması gereken östaki tüpünün devamlı olarak açık kalması nedeniyle kulak zarının soluk alıp verme sırasında dalgalanması ve buna bağlı bazı şikayetlere yol açması olarak tanımlanabilir. Görülme sıklığı % 0.3-6.6&#8242; dir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/patülöz-östaki.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1746" title="patülöz östaki" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/patülöz-östaki-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></a>İlk olarak 1864&#8242;de Scwartze tarafından tanımlanan ve 1867&#8242;de Jago tarafından tam anlamıyla tarif edilen bu durum, normalde yutkunma ve çiğneme sırasında açılıp diğer zamanlarda kapalı olması gereken östaki tüpünün devamlı olarak açık kalması nedeniyle kulak zarının soluk alıp verme sırasında dalgalanması ve buna bağlı bazı şikayetlere yol açması olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Görülme sıklığı % 0.3-6.6&#8242; dir ve bunların %10-20&#8242;si bu durumdan şikayetçi olup doktora başvurur. Kadınlarda görülme oranı daha fazladır.</p>
<p>Nedeni çoğunlukla belirsiz olsa da hızlı kilo verme ve hamilelik gibi hazırlayıcı faktörler olduğu bilinmektedir. Bunun dışında östaki tüpü kaslarını etkileyen sistemik kas hastalıkları (MS, felç vb.) da buna yol açabilmektedir. Nadiren doğum kontrol hapları ve idrar söktürücü bazı ilaçlar buna neden olabilmektedir.</p>
<p>Kişi ara ara kulakta tıkanıklık hissi, nefes alıp verme sırasında kulakta uğultu sesi, kendi iç seslerinin (kalp atışı, mide-bağırsak gurultusu, solunum sesleri vb.) kulakta toplanması hissi, kulakta ses yankılanması, yemek yerken kulağında çiğneme sesi şikayetleriyle doktora başvurabilir.</p>
<p>Bunların yanısıra başdönmesi <span id="more-1742"></span>ve işitme kaybı da olabilir, çünkü orta kulağa kademeli olarak girmesi gereken hava, açık kalan östaki ağzından devamlı olarak orta kulağa çekildiği için bu basınç değişiklikleri, kulak kemikçik hareketleri ile iç kulağa iletilebilmektedir.</p>
<p>Tanı öykü ve klinik bulgulara göre konulur. Kişi boynundaki büyük damarlara bastırmakla ya da başını eğmekle sesin ortadan kalktığını ifade edebilir. Muayenede kulak zarına bakılırken kişinin nefes alıp vermesi ile senkronize kulak zarı hareketi olması tipiktir. Kişinin burnu önden kapatılıp yutkundurulduğunda, içeri çökmesi gereken kulak zarının tam tersine dışarı bombeleştiği, burun kapalı sümkürtüldüğünde ise dışarı bombeleşmesi gereken zarın içeri çöktüğü görülür. Endoskopla geniz bölgesine ulaşıldığında östaki ağızlarının açık kaldığı görülecektir.</p>
<p>Tedavisinde, kişi var olan bu durumdan çok rahatsız ise, bir miktar kilo alması, kullanıyorsa doğum kontrol hapı ya da idrar söktürücü ilaçları bırakması önerilir. Bu önlemlerle rahatlamayan kişilerde kulak zarına tüp takılması önerilebilir. Östaki tüpü ağzını daraltıcı pek çok yöntem olmasına rağmen, yüz güldürücü sonuçları azdır ve komplikasyon riski yüksektir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p>KAYNAK: Patulous Eustachian Tube, Alpen A Patel, MD<strong>,</strong> Assistant Professor, Department of Otolaryngology, Emory University; Consulting Staff, Division of Otolaryngology, Veterans Affairs Medical Center of Atlanta; Samuel C Levine, MD, Professor of Otolaryngology and Neurosurgery, University of Minnesota Medical School-Updated: May 29, 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PFAPA SENDROMU (TEKRARLAYAN ATEŞ SENDROMU)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 08:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta her ay boğaz iltihabı ve ateş]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta yüksek ateş]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[kortizon tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[PFAPA sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan ateş]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1735</guid>
		<description><![CDATA[PFAPA sendromu, ilk olarak 1987&#8242;de Marshal ve arkadaşları tarafından tanımlanan, tekrarlayan ateş, bazen ağızda aft, farenjit ve boyunda beze ile giden ve çocuklarda görülen bir klinik tablodur.21-28 günde bir tekrarlayan ve 3-6 gün 39oC’nin üzerinde devam eden yüksek ateş tespit edilmektedir. Bu bulgulara ek olarak nadiren kırgınlık, baş ağrısı, eklem ağrısı, karın ağrısı, kusma ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/pfapa-sendromu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1737" title="pfapa sendromu" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/pfapa-sendromu-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>PFAPA sendromu, ilk olarak 1987&#8242;de Marshal ve arkadaşları tarafından tanımlanan, tekrarlayan ateş, bazen ağızda aft, farenjit ve boyunda beze ile giden ve çocuklarda görülen bir klinik tablodur.21-28 günde bir tekrarlayan ve 3-6 gün 39<sup>o</sup>C’nin üzerinde devam eden yüksek ateş tespit edilmektedir. Bu bulgulara ek olarak nadiren kırgınlık, baş ağrısı, eklem ağrısı, karın ağrısı, </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">kusma ve karaciğer-dalak büyüklüğü olabilmektedir. </span></span></span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Hastaların çoğu 5 yaş altındadır ve erkeklerde daha sıktır. Gidişatı selim seyirli olup, uzun dönemde sekel bırakmamaktadır. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Bu sendromun tanısı diğer olası sebepleri ekarte ederek klinik olarak konmaktadır. Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Etiyolojide viral ve otoimmün mekanizmalar ileri sürülmektedir. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Tanıda iki temel bulgu hem gerekli, hem de ayırt edici özelliğe sahiptir:</span></span></span></p>
<ol>
<li><span style="color: #000000;"></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">39<sup>o</sup>C’yi aşan ve 3-6 gün süren, 3-8 haftada bir görülen yüksek ateş olması</span></span></span></li>
<li><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Ataklar arasında hastanın tamamen sağlıklı olması</span></span></span></li>
</ol>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Hastalığa özgü tanı koydurucu belirli kan tahlilleri bulunmamaktadır. Atak sırasında lökosit sayısı hafif yüksek ve sedimentasyon artmış olsa da ataklar arasında tamamen normal değerlere inerler. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Nedeni belli olmadığı için tedavisi de tamamen semptomatiktir, ateş düşürücüler, sıvı-mineral desteği dışında fazla bir şey yapılamaz, antibiyotikler etkisizdir. Bununla birlikte, hastalık atağının herhangi bir zamanında verilecek tek doz kortizon (prednizon) tedavisi ile semptomların kısa sürede tamamen kaybolması, PFAPA sendromu için tanısal bir kriter olarak kullanılabilir. Kortizon tedavisi ile kontrol edilemeyen vakalara tonsillektomi (bademcik ameliyatı) uygulanabilmektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Sonuç olarak, tekrar eden yüksek ateş şikayeti ile başvuran hastaların uygunsuz antibiyotikler ile tedavisinden önce PFAPA Sendromu mutlaka akla gelmelidir. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">KAYNAK: PFAPA Sendromu: Bir Periyodik Ateş Tablosu, Fırat Tıp Dergisi 2006;11(1): 75-77,</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Metehan ÖZEN, Gül YÜCEL, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Malatya</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK ZONASI (Ramsay Hunt Sendromu)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 07:14:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zonası]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yara]]></category>
		<category><![CDATA[varicella zoster]]></category>
		<category><![CDATA[varisella zoster]]></category>
		<category><![CDATA[yüz felci]]></category>
		<category><![CDATA[zona]]></category>
		<category><![CDATA[zona zoster]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1727</guid>
		<description><![CDATA[Ramsay Hunt Sendromu, kulak kepçesinin, dış kulak yolunun ve/veya ağız mukozasının akut periferik yüz felci ile giden Varicella Zoster (VZV) adı verilen virüsün yol açtığı bir zona türüdür. Virüs yüz sinirini tutmaktadır. Bu sinirin innerve etiği bölgeler olan kulak kepçesi, dış kulak yolu, dilin 2/3 ön kısmı, yumuşak damakta içi su dolu kesecikler şeklinde uçuklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/kulak-zonası.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1729" title="kulak zonası" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/kulak-zonası-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Ramsay Hunt Sendromu, kulak kepçesinin, dış kulak yolunun ve/veya ağız mukozasının akut periferik yüz felci ile giden Varicella Zoster (VZV) adı verilen virüsün yol açtığı bir zona türüdür. Virüs yüz sinirini tutmaktadır. Bu sinirin innerve etiği bölgeler olan kulak kepçesi, dış kulak yolu, dilin 2/3 ön kısmı, yumuşak damakta içi su dolu kesecikler şeklinde uçuklar ve bunların patlayıp iltihaplanması sonucu açığa çıkan yaralar ile gider.</p>
<p>VZV, çocuklarda sık görülen ve oldukça bulaşıcı olan su çiçeğinin etkenidir. Suçiçeği iyileştikten sonra, tüm uçuk virüslerinin hareket tarzı olan sinir bölgesine yerleşme, VZV için de geçerlidir. Kafa sinirleri ve bunların gangliyonlarında sessiz bir şekilde bekleyen virüs, kişinin direnci düştüğü anda, ilgili sinirin etkili olduğu alanlarda yukarıda bahsedilen zona döküntüleriyle karşımıza çıkar.</p>
<p>Kişide ilk önce şiddetli kulak ağrısı başlar, kulak memesinden yukarıya yayılan bir ağrıdır. Birkaç saat-gün içinde de döküntüler belirir. En geç 1 hafta içinde o taraf yüz kaslarında zayıflık, gözde kapanma kusuru, dudak kenarında sarkma, yanak-burun arası yüz çizgisinde silinme görülür, zamanla yüz felci oturur. Beraberinde o kulakta çınlama, işitme kaybı, başdönmesi, başağrısı, hafif ateş, boyunda beze olabilir.</p>
<p>Tanı <span id="more-1727"></span>klinik bulgularla konmaktadır, ikincil enfeksiyon durumunda hemogram, sedimentasyon vb. bazı kan tahlilleri, yara yeri kültürü gerekebilir. İşitme kaybı ve çınlama durumunda işitme testleri istenir. Yüz felcinin gidişatını takip etmek üzere elektronörografi ve elektromyografi istenebilir.</p>
<p> Tedavisinde VZV virüsüne karşı Asiklovir ve yüz felcini azaltmak için kortikosteroidler seçilmektedir. Kapanmayan gözün doğal gözyaşı jelleri ile nemlendirilmesi ve gece uyurken kişinin o gözünü özel pedlerle kapatması önerilir. Şiddetli ağrıyı gidermek üzere Karbamazepin tercih edilebilir. Hasta tedavi başladıktan sonra 2. hafta, 6. hafta ve 3. ay kontrole çağrılmalıdır.</p>
<p>Genellikle prognozu iyidir, ancak yüz felci hastaların %50&#8242;sinden azında tamamen düzelir. Yüz felci düzelmeyen kişilerde 6 ay beklendikten sonra, gerekirse sinir transferleri vb. cerrahi işlemler planlanabilir. Bu dönemde gözün korunması çok önemlidir, hatta göz kapağının kapanmasını sağlayıcı göz kapağı altına altın plak yerleştirme yöntemi seçilebilir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></span></p>
<p>KAYNAK: Ramsay Hunt Syndrome-Augusto A Miravalle, MD<strong>,</strong> Fellow, Department of Neurology, Beth Israel Deaconess Medical Center, Harvard Medical School, Updated: Aug 20, 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KESİLMEYEN ÖKSÜRÜK</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/kesilmeyen-oksuruk/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/kesilmeyen-oksuruk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 09:27:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[bitmeyen öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[geniz akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[gıcık öksürüğü]]></category>
		<category><![CDATA[kesilmeyen öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük ne zaman geçer]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük şurubu]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[sigaraya bağlı öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon ilacına bağlı öksürük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1715</guid>
		<description><![CDATA[Bir türlü kesilmeyen öksürük şikayetiyle başvuran hasta doktor için tam bir muammadır. Halkın % 40&#8242;ında görülen bu şikayet, belli bir nedene bağlı olabileceği gibi, ayrıntılı muayene ve tüm tetkiklere rağmen tanı konamayan öksürük tipleri de mevcuttur. Bu durumda tedaviden tanıya gidilmeye çalışılmaktadır. Geleneksel olarak, ses kutusu (larinks) ve üstündeki, üst solunum yolu adı verilen saha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir türlü kesilmeyen öksürük şikayetiyle başvuran hasta doktor için tam bir muammadır. Halkın % 40&#8242;ında görülen bu şikayet, belli bir nedene bağlı olabileceği gibi, ayrıntılı muayene ve tüm tetkiklere rağmen tanı konamayan öksürük tipleri de mevcuttur. Bu durumda tedaviden tanıya gidilmeye çalışılmaktadır.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/öksürük.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1719" title="öksürük" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/öksürük-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p>Geleneksel olarak, ses kutusu (larinks) ve üstündeki, üst solunum yolu adı verilen saha Kulak Burun Boğaz uzmanlarının ilgi alanına girmekteyken, larinksten itibaren aşağıya inen alt solunum yollarını içeren saha ise Göğüs Hastalıkları uzmanlarını ilgilendirmektedir. Ancak bu şekilde tanı konulamayan ve uzun süren öksürüklerde iki branşın beraber çalışıp sonuca ulaşması en doğrusudur.</p>
<p>Öksürük refleksi, solunum yolundaki fazla salgının ve hava yoluyla giren materyallerin atılması için vücudun yarattığı normal bir koruyucu reflekstir. Öksürük 8 haftadan uzun sürdüğü zaman &#8220;kronik(müzmin) öksürük&#8221; adını alır.</p>
<p>Kronik öksürüğe yol açabilen üst ve alt solunum yollarına ait pek çok patoloji bulunmaktadır. Kişinin öyküsü sorgulandığında sigara tüketimi gibi bir neden ile hipertansiyonu olanlarda tansiyon düşürücü olarak verilen ACE inhibitörü içeren ilaçların yan etkisi olarak öksürük olduğu daha baştan saptanabilir. Öyküsünde bu 2 faktör yok, kişi sağlıklı, akciğer filmi normal ise doktor için zor kısım başlamış demektir. Acaba bu kişi neden bu kadar öksürüyor???</p>
<p>Bu tür hastalarda &#8220;kronik öksürüğün bermuda üçgeni&#8221; adı verilen 3 ana neden akla gelmelidir:<span id="more-1715"></span></p>
<ol>
<li>Üst havayolu öksürük sendromu (ÜÖS) (eskiden geniz akıntısına bağlı öksürük sendromu olarak adlandırılırdı.)</li>
<li>Astım</li>
<li>Reflü (özellikle ses teli reflüsü olarak basitleştirilebilecek Laringofaringeal reflü=LFR)</li>
</ol>
<p>Aslında son zamanlarda eklenen 4. bir neden daha vardır: Nonastmatik esozinofilik bronşit (NAEB)</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Üst havayolu öksürük sendromu (ÜÖS):</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğün %87&#8242;sinin nedenidir. ÜÖS, burun ve/veya sinüslerden genize akan salgıların kişide yarattığı sık boğaz temizleme ve öksürük ile gider. Hastaların %20&#8242;si bu akıntının farkında değildir. Muayenede geniz veya boğaz bölgesinde koyulaşmış salgı görülmesi ve farinkste kaldırım taşı görüntüsü (kronik farenjit) saptanır.</p>
<p>Geniz akıntısına yol açabilen nedenler şunlardır: (ayrıntılı bilgi için<a title="GENİZ AKINTISI" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/" target="_blank"> tıklayınız</a>!)</p>
<ol>
<li>Sinüzit</li>
<li>Alerjik rinit</li>
<li>Non-alerjik rinit</li>
<li>Mesleksel rinit</li>
<li>Enfeksiyon sonrası akıntı</li>
<li>Anatomik bozukluklara bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Kimyasal irritanlara bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Rinitis medikomentoza (burun damlası bağımlılığı)</li>
<li>Hamileliğe bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Vazomotor rinit</li>
</ol>
<p>Tedavisinde belli bir neden saptanmışsa (sinüzit, alerji vb.) antibiyotik, antihistaminik, dekonjestan ilaçlar verilebilir. Neden saptanamayan ancak geniz akıntısı olduğu muayene ile görülen kişilerde 2 hafta süreyle özellikle yeni çıkanlardan çok ilk kuşak antihistaminiklerden deksbromfeniramin + dekonjestan (psödoefedrin) içeren ilaçlar kullanmalıdır (ancak kişide glokom, prostat hipertrofisi veya hipertansiyon, ritm bozukluğu, epilepsi olmaması gerekir!). </p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Astım:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Havayolu obstrüksiyonu + havayolunun aşırı duyarlılığı olarak tanımlanabilen astımda, nefes darlığı, ötme ve öksürük görülmektedir. Tanısı ve tedavisi Göğüs Hastalıkları uzmanlığına girer.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Reflü:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğü olan ve net tanı konamayan kişilerde, tedaviden tanıya gitme yöntemi ile ÜÖS, astım ve NAEB tedavileri yapılmış, ancak başarı sağlanamamışsa, tanı %92 reflüdür.</p>
<p>Reflü kaynaklı öksürükte 2 mekanizma bulunmaktadır: 1. Mideden yemek borusuna kaçan asitin alt solunum yollarıyla ortak sinir olan Vagus sinirini uyararak öksürüğe yol açması (Gastroözofageal reflü=GÖRS), 2. Yemek borusu içeriğinin mikroskopik boyutta da olsa soluk borusuna kaçmasına bağlı koruyucu refleks yaratması (Laringofaringeal reflü=LFR)</p>
<p>LFR&#8217;de, GÖRS&#8217;ün aksine göğüste yanma, yatar pozisyonda ağıza acı su gelmesi vb. yoktur. LFR, kronik öksürüğü olanların %75&#8242;inde görülmektedir. Kişide sık boğaz temizleme, seste kalınlaşma ve boğazda yabancı cisim hissi olur. Tedavisinde, diyet (ayrıntılı bilgi için <a title="REFLÜ" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/" target="_blank">tıklayınız</a>!) ve günlük hayatın düzenlenmesi başta olmak üzere, 2. hafta sonunda kişinin şikayetlerinde azalma görülse de minimum 6-8 hafta günde 2 kez proton pompa inhibitörü ve prokinetik ilaçların kullanımı önerilmektedir. Bazen tedavinin 6 aya kadar uzatılması gerekebilir.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Nonastmatik esozinofilik bronşit (NAEB):</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğü olan hastaların %13-33&#8242;ünde görülmektedir. Havayolu dokusunun eozinofil adı verilen alerji hücreleri tarafından zedelenmesi sonucu oluşur. Balgamda yüksek oranda eozinofil saptanması ve akciğerlerden dışarı atılan havada nitrik oksit seviyesinin artması ile tanı konulur. Tedavide solunum yoluyla verilen kortizon spreylerine iyi yanıt alınır.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Diğer nedenler:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğe yol açan diğer nedenler %5-10&#8242;dur. Bunlar:</p>
<ol>
<li>Bronşektazi</li>
<li>Bronşiolit</li>
<li>Bronkojenik karsinom</li>
<li>Kronik aspirasyon</li>
<li>KOAH</li>
<li>Konjestif kalp yetmezliği</li>
<li>Havayolunda yabancı cisim (ayrıntılı bilgi için tıklayınız!)</li>
<li>İnterstisyel akciğer hastalığı</li>
<li>Nöromuskuler hastalıklar</li>
<li>Boğmaca</li>
<li>Psikojenik öksürük</li>
<li>Sarkoidoz</li>
<li>Trakeoözofageal fistül</li>
<li>Verem</li>
<li>Zenker divertikülü olarak sayılabilir.</li>
</ol>
<p style="text-align: left;">Bu <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/öksürük-şurubu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1720" title="öksürük şurubu" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/öksürük-şurubu-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>nedenleri ayırt etmek adına, muayene dışında akciğer filmi, tomografi, gerekirse bronkoskopi, biopsi ve balgam tetkikine gidilebilir.</p>
<p>Tedavide, nedene yönelik bir tedavi yapılamıyorsa, öksürük kesici kodein, dekstrometorfan vb. içeren ilaç ve şuruplar seçilmemelidir, çünkü bunların fazla da etkili olmadığı saptanmıştır.<span style="text-decoration: underline;">Varsa sigaranın bırakılması, 4 hafta içinde öksürükte azalma sağlayacaktır.</span> ACE inhibitörü ilaca bağlı öksürüklerde, <span style="text-decoration: underline;">ilaç değiştirildikten sonra 2 hafta içinde, genellikle de 26. günden sonra şikayet azalmaktadır</span>.</p>
<p>KAYNAK: Chronic Cough-eMedicine Otolaryngology and Facial Plastic Surgery- Henry H Chen, MD, MBA, STaff Physician, Department of Otolaryngology, University of Colorado Health Sciences Center, et all.Updated at Jun 4, 2010</p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/kesilmeyen-oksuruk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK BURUN BOĞAZ&#8217;DA ACİLLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/kulak-burun-bogazda-aciller/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/kulak-burun-bogazda-aciller/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 10:38:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[beta enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaza delik açılması]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[epiglottit]]></category>
		<category><![CDATA[hematom]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak arkasında şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[kulak burun boğaz acil]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kepçesinde kan toplanması]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mantarı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak önünde iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarını delmek]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarının çizilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zonası]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta kist]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[küpe deliğinde yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[nefes tıkanması]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[trakeotomi]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek ateş]]></category>
		<category><![CDATA[yüz felci]]></category>
		<category><![CDATA[yüzücü kulağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1707</guid>
		<description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, genel cerrahi veya ortopedi gibi travma ağırlıklı branşlardaki kadar olmasa da pek çok branşla karşılaştırıldığında oldukça önemli acilleri olan bir bölümdür. Özellikle havayolunun kapanması ve yüz-boyun bölgesi travmaları çok acil müdahale gerektiren durumlardır. Trafik kazası, yüz-boyun bölgesinde ateşli silah yaralanması vb. büyük volümlü ve pek çok hayati organı etkileyen durumlarda bazen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, genel cerrahi veya ortopedi gibi travma ağırlıklı branşlardaki kadar olmasa da pek çok branşla karşılaştırıldığında oldukça önemli acilleri olan bir bölümdür. Özellikle havayolunun kapanması ve yüz-boyun bölgesi travmaları çok acil müdahale gerektiren durumlardır. Trafik kazası, yüz-boyun bölgesinde ateşli silah yaralanması vb. büyük volümlü ve pek çok hayati organı etkileyen durumlarda bazen acil trakeotomi (soluk borusuna boyun derisi üzerinden girerek delik açıp buradan tüp yerleştirerek solunumu sağlama işlemi) gerekebildiği için, ihtisas yaptığım dönemde acil serviste genel cerrahi, ortopedi, dahiliye, anestezi dışında bize de oda ayırmışlardı acile uzak olan kliniğimizden yetişemeyiz diye!</p>
<p>KBB&#8217;yi ilgilendiren acilleri şöyle sınıflandırabiliriz:<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/kbbde-aciller.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1710" title="kbb'de aciller" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/kbbde-aciller-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" /></a></p>
<ol>
<li>Havayolu obstrüksiyonları ve aspire edilen ya da yutulan yabancı cisimler</li>
<li>Yüksek ateşli boğaz iltihapları</li>
<li>Burun kanaması</li>
<li>Kulak şikayetleri</li>
<li>Baş-boyun bölgesi enfeksiyonları</li>
<li>Ses kutusu ya da soluk borusuna travma</li>
</ol>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">HAVAYOLU OBSTRÜKSİYONLARI:</span></strong></li>
</ul>
<p><strong>ERİŞKİNLERDE:</strong> Aspirasyon (yenilen-içilen şeylerin soluk yoluna kaçması), travma, alerjik reaksiyon, enfeksiyon (gırtlak kapağı iltihabı=epiglottit, bademcik absesi=peritonsiller abse, derin boyun absesi vb.), mekanik nedenlerle (kusma, soluk borusuna kanama veya yabancı cisim ile) ve tümör (gırtlak kanserinin kitle etkisi) nedeniyle oluşabilir. Kişi nefes alamaz ya da çok zorlanır, sesi çıkmaz, morarır, öter, göğüs kafesi nefes alma çabasıyla yukarı doğru çekilir, bayılabilir ve önlem alınmazsa ölebilir.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?<span id="more-1707"></span></strong></p>
<p>Yabancı cisim nedeniyle oluşmuşsa Heimlich manevrası uygulanmalı. Ağız içinde birikmiş olan kan, kusmuk, yiyecek artıkları dişler arasına yan taraftan düz, uzun, sert bir cisim sokulup ağız açılarak (parmağınızın ısırılmaması için) parmaklarla temizlenmeli. Alerjik reaksiyon nedeniyle soluk yolunda şişme olmuşsa, kortizon ya da adrenalin iğneleri yapılmalı, oksijen maskesi takılmalıdır. Tüm bu önlemlere rağmen, travma, gırtlak kanseri vb. soluk yoluna tüp yerleştirmeyi zorlaştırıcı bir faktör yok ise kişi entübe edilmeli, edilemeyenlere acil trakeotomi açılmalıdır.</p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA: </strong>Doğumsal, yabancı cisim aspirasyonu, enfeksiyon (epiglottit, ileri derecede bademcik iltihabı, peritonsiller abse, krup, viral enfeksiyonlar ve papillom yani soluk yolu siğilleri),alerjik reaksiyon (arı sokması vb.), travma nedeniyle olabilir. Çocukta ateş, ötme, nefes alamama, kürek kemiği etrafı dokularda içeri çökme, morarma, bayılma, acil önlem alınmazsa ölüm görülebilmektedir.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Yabancı cisim nedeniyle oluşmuşsa Heimlich manevrası uygulanmalı. Ağız içinde birikmiş olan kan, kusmuk, yiyecek artıkları dişler arasına yan taraftan düz, uzun, sert bir cisim sokulup ağız açılarak (parmağınızın ısırılmaması için) parmaklarla temizlenmeli. Heimlich manevrası başarısız ise acilen en yakın hastanenin acil servisine başvurulmalı, bronkoskopi yapılıp cisim çıkarılmalıdır. (bu konuda ayrıntılı bilgi için<a title="HAVAYOLUNDA YABANCI CİSİM" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/" target="_blank"> tıklayınız</a>!)  Alerjik reaksiyon nedeniyle soluk yolunda şişme olmuşsa, kortizon ya da adrenalin iğneleri yapılmalı, oksijen maskesi takılmalıdır. Tüm bu önlemlere rağmen, travma vb. soluk yoluna tüp yerleştirmeyi zorlaştırıcı bir faktör yok ise çocuk olabildiğince entübe edilmelidir, nadiren acil trakeotomi gerekir.</p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">YÜKSEK ATEŞLİ BOĞAZ İLTİHAPLARI:</span></strong></li>
</ul>
<p>Çocuk veya erişkin pek çok hasta hastanelerin acil servislerine, kışın ağırlıklı olmak üzere yılın herhangi bir döneminde yüksek ateş, şiddetli boğaz ağrısı, yutkunmada güçlük, halsizlik, iştahsızlık, üşüme-titreme nedeniyle başvurabilir. Tanı çoğunlukla beta hemolitik streptokoklara bağlı bademcik iltihabıdır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için <a title="BETA ENFEKSİYONU" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/" target="_blank">tıklayınız</a>!)</p>
<p><strong>Ne yapılmalı? </strong></p>
<p>Ayrıntılı KBB muayenesi ve gerekirse bazı tetkikler sonrasında tanı konulup en kısa zamanda gerekirse damar yoluyla tıbbi tedaviye başlanmalıdır. Ateşi 38,5 ve üstünde olan çocuklar, ateşi düşürülüp sabitlenene kadar gözetim altında tutulmalıdır. Beslenemeyen erişkinlere ve sıvı alamayan çocuklara damar yoluyla sıvı ve besin takviyesi yapılması gerekebilir.</p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">BURUN KANAMASI:</span></strong></li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>Ne yapılmalı? </strong></p>
<p lang="tr-TR">Burun kanaması durumunda ilk yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır. Acil serviste, varsa KBB hekimi, yoksa ilk karşılayan hekim tarafından kanamayı durdurmak amacıyla burun içine tampon uygulanabilir. Kanama ilk anda durdurulduktan sonra, kişinin buna yol açabilen yüksek tansiyon, pıhtılaşma bozukluğu vb. var ise bunlara yönelik tedaviler uygulanır. Kanamanın burun ön tamponu ile durdurulamaması halinde, KBB hekimi tarafından burun arka tamponu (geniz bölgesine konan özel bir tampon)+ burun ön tamponu uygulanabilir. Burun ön tamponu genellikle 2-3. gün alınmaktayken, arka tampon 4-5 gün kalabilmekte, bu süre zarfında da arka tamponu olan hastanın yatırılarak takip edilmesi gerekir.</p>
<p lang="tr-TR">Tampon çekildikten sonra KBB hekimi burun içini ve geniz bölgesini endoskoplarla ayrıntılı muayene edip sorunun nerede olduğunu saptayacak ve gerekirse kanayan yerin koterizasyonu (düşük doz elektriksel akım ya da gümüş nitrat ile yakılması), kanayan damarın bağlanması vb. müdahalelerle tedavi edecektir. Burun içi ya da genizde kitle varlığında biopsi ile tanıya gidilip ileri cerrahi ve tedavi metodlarına geçilebilmektedir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">KULAK ŞİKAYETLERİ:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Çocuk veya erişkin, kulak şikayetiyle acil servislere başvuru oranı oldukça yüksektir. Kış aylarında çoğunlukla neden orta kulak iltihabı iken, yazın hjyenik olmayan havuzlardan kapılan mikroplar nedeniyle dış kulak yolu iltihabıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><em>KULAK ENFEKSİYONLARI:</em></span></span></p>
<ul>
<li>
<div lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"> </span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Dış kulak yolu iltihabı (mantara bağlı veya değil):</span></span> Dış kulak yolu, kısmen kıkırdak ve kısmen kemikten oluşur, üzeri deri ile örtülüdür. Bu deri vücudun dış yüzünü örten derinin devamıdır. Banyo, deniz veya havuz sonrası kulağın ıslak kalması, pamuklu çubukla kurcalama sonrası kulak kirinin temizlenip koruyucu bariyerin ortadan kaldırılması, yine temizleme veya kaşıma amaçlı dış kulak yoluna sokulan yabancı cisimlerin yaptığı travmaya bağlı deride zedelenme, kulak kirinin itilip birikmesi ve suyla şişmesi sonucu mikropların yerleşimi için zemin oluşturması vb. pek çok hazırlayıcı etken nedeniyle patojen bakterilerin ve mantarların üremesine ve dış kulak yolu iltihabına yol açar.</div>
</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;" lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabı geliştiğinde hastanın en temel şikayeti şiddetli kulak ağrısıdır. Kulağa dokunmakla, kulak memesini aşağı doğru çekmekle, yemek yeme sırasında çene hareketleriyle ağrı artar. Bunun yanı sıra dış kulak yolunun şişmesine bağlı kulakta tıkanma, enfeksiyon şiddetine göre akıntı, bazen şiddetli enfeksiyonlarda kulak kepçesinde kızarıklık ve şişme görülebilmektedir. Tedavisi, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilip ek olarak antibiyotik verilerek enfeksiyonun geriletilmesi ve sonrasında kulağın kuru tutulması şeklindedir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Otomikoz, yani mantar enfeksiyonun ilk bulguları ise kulakta siyah, gri, mavimsi-yeşil, sarı veya beyaz renkte akıntı ile şiddetli kaşıntıdır. Tedavisi ise yine bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya mantara karşı damlalarla enfeksiyonun önüne geçilmesi şeklindedir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Orta kulak iltihabı:</span></span> Özellikle çocuklarda en sık acil servise başvurma nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar.  Orta kulak iltihabı tek başına bulaşıcı değildir, buna yol açan nezle-grip virüsü burun salgıları yoluyla hapşırmakla, enfekte ellerle temas etmekle bulaşır. Bunların bulaştığı kişide eğer bağışıklık yetersizse, geniz eti, deviasyon gibi burun tıkanıklığına yol açan anatomik bir sorunu var ise, nezle-grip iken uçak yolculuğu yapmış ise östaki tüpünün (orta kulakla burun  arasında genizde yer alan ince bir kanal) ve enfeksiyona bağlı şişip kapanması nedeniyle orta kulak iyi havalanamaz ve bu kişi de dolaylı olarak orta kulak iltihabı yaşayabilir.  Tedavisinde antibiyotikler, gerekirse bazı kulak damlaları, ağrı kesici ilaçlar, burun tıkanıklığını açıcı ilaç ve spreyler kullanılır. Kulak zarının ileri derecede bombe olduğu ve iyileşmesi zor olan bir sahadan kendiliğinden delinmesi riski olduğu durumlarda, kulak zarı lokal anestezik spreylerle uyuşturulup uygun yerinden delinerek iltihap boşaltılabilir.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak zonası:</span> </span>Herpes Zoster Oticus (Ramsey Hunt Syndrome) adı verilen durumda, Herpes Zoster virüsü kulağı tutarak, kulak kepçesinde uçuk tarzında yaralar, şiddetli kulak ağrısı, o tarafta yüz felcine yol açmaktadır. Acilen antiviral ve kortizon tedavisi yapılması gerekir.</p>
</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Kulak önünde veya arkasında enfekte kist:</span>  </span>Bazı çocuklarda veya erişkinlerde dş kulak yolu girişindeki tragus adı verilen ufak çıkıntının 1 cm kadar önünde yer alan ufak doğumsal deliklere &#8220;brankial fistül&#8221; adı verilir. Bu fistül ağızlarının zaman zaman tıkanıp iltihaplanarak oluşturdukları kistlere de brankial kist adı verilir. Tedavisi antibiyotik ve özel pansumanlarla iltihabın giderilmesi sonrasında fistülün gerisinde yer alan kanalı ile birlikte cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Daha çok erişkinlerde görülen, tam kulak memesi arkasındaki girintide yerleşen, zaman zaman şişip iltihaplanan epidermal kistlerde de aynı tedavi protokolü uygulanır.</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><em><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">KULAK TRAVMALARI:</span></span></em></p>
<ol>
<li><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak kepçesinde hematom:</span></span> Kulak kepçesine herhangi bir nedenle gelen darbe vb. nedeniyle, kulak kıkırdağı ile deri arasında kan birikmesidir. Mutlaka kanın en kısa zamanda drene edilmesi gerekir, yoksa zamanla orada organize olan kan kıkırdağı kemikleştirir ve güreşçilerde gördüğümüz &#8220;karnıbahar kulak deformitesi&#8221; karşımıza çıkar.</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak kepçesinde yırtık:</span></span> Travmaya bağlı kulak kepçesinde ya da uzun, sallantılı küpe takanlarda küpenin bir yere takılıp çekmesi sonucu kulak memesinde oluşan yırtıkların cerrahi olarak tamir edilmesi gerekir.</p>
</li>
<li><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Dış kulak yolunda yabancı cisim:</span></span> Kiraz çekirdeği, fasülye, nohut, patlamamış mısır tanesi, saat pili, oyuncak parçaları, üzüm, oyun hamurları, kağıt mendil parçası vb. çocukların sıklıkla kulaklarına soktukları cisimlerdir. Erişkinler de çoğunlukla pamuklu çubukların pamuğunun çıkıp dış kulak yolunda kalması nedeniyle başvururlar. İşitme kaybı, ağrı, kulakta tıkanıklık, ufak çocuksa kulak memesini çekiştirme gibi şikayetlerle karşımıza gelebilir. Bazen de ufak sinekler, kurtçuklar, sivrisinek vb. de kulak yoluna girip orada kalabilir, böcek canlı ise kişi vızıltı sesi, kırt kırt sesleri duyduğunu ifade edebilir.</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Farkedildiğinde mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalı, çıkarılmaya çalışılmamalıdır. Çünkü özellikle yuvarlak yabancı cisimler, cımbız vb. aletlerle çıkarılmaya çalışıldığında daha ileri itilip, dış kulak yolunun dar alanlarına sıkıştırılabilir, hatta çok itilirse kulak zarını yırtabilir.  Kulak girişinde olduğu farkedilen metalik cisimleri kuvvetli mıknatıslarla ittirmeden alabilirsiniz. Böcek şüphesi varsa, kulağa zeytinyağı damlatılabilir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">BAŞ-BOYUN BÖLGESİ ENFEKSİYONLARI:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Sinüzitin, özellikle etmoid denen göz içi sinüslerinin iltihabının göze doğru yayılmasına bağlı gözde şişme, kızarıklık, görme kaybının başlaması en acil tıbbi ve gerekirse cerrahi tedavi gerektiren durumlardan biridir.</p>
<p lang="tr-TR">Bademcik iltihabının, özellikle bağışıklık sistemi zayıf kişilerde boyuna yayılması sonucu oluşan derin boyun enfeksiyonları, oradan hızla akciğerler arası bölgeye yayılması riski nedeniyle yine acil tedavi gerektirir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">SES KUTUSU YA DA SOLUK BORUSUNA TRAVMA:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">İster hafif, ister ağır olsun, tüm boyun ön ve yan kısım yaralanmalarında kişinin bir KBB hekimi tarafından da muayene edilmesi gerekir, çünkü büyük damarların yanısıra ses tellerine giden sinirler, tiroid, yemek borusu ve üst solunum yolunu oluşturan kıkırdaklardaki zedelenme hemen tanı konulup tedavi edilmesi gereken durumlardır. Kişide ses kısıklığı olması, boyunda şişlik ve nefes almada zorluk olması aciliyet göstergeleridir. En kısa sürede solunum kontrol altına alınmalı, vücudun gerekli sıvı ve kan ihtiyacı sağlandıktan sonra acilen zedelenen alanlar tamir edilmelidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/kulak-burun-bogazda-aciller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZDA MANTAR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 07:12:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda beyaz zarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda mantar]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda süt artıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda yara]]></category>
		<category><![CDATA[angüler stomatit]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte ağızda beyazlık]]></category>
		<category><![CDATA[çatlak]]></category>
		<category><![CDATA[damakta yara]]></category>
		<category><![CDATA[dilin ortasında kırmızı renk]]></category>
		<category><![CDATA[gargara]]></category>
		<category><![CDATA[median romboid glossit]]></category>
		<category><![CDATA[pamukçuk]]></category>
		<category><![CDATA[perleş]]></category>
		<category><![CDATA[takma diş]]></category>
		<category><![CDATA[takma diş bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1689</guid>
		<description><![CDATA[Kandida, deri ve mukozaları (ağız, genital) tutan bir mantar türüdür ve partnerler tarafından birbirine bulaştırılabilir. Genel olarak bakıldığında 2 tip ağız mantarı tutulumu vardır: Pamukçuk da denen akut psödomembranöz kandidiazis: Ağız içinde, sanki süt artıkları varmış gibi pek çok alanda ufak beyaz noktacıklar şeklindedir. Temiz bir bezle silindiklerinde altlarında kırmızı bir alan bırakarak yerlerinden ayrılırlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Kandida, deri ve mukozaları (ağız, genital) tutan bir mantar türüdür ve partnerler tarafından birbirine bulaştırılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Genel olarak bakıldığında 2 tip ağız mantarı tutulumu vardır:<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/pamukçuk.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1692" title="pamukçuk" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/pamukçuk.jpg" alt="" width="200" height="112" /></a></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">Pamukçuk da denen akut psödomembranöz kandidiazis:</span> Ağız içinde, sanki süt artıkları varmış gibi pek çok alanda ufak beyaz noktacıklar şeklindedir. Temiz bir bezle silindiklerinde altlarında kırmızı bir alan bırakarak yerlerinden ayrılırlar. Sağlıklı yenidoğanlarda, antibiyotik, kortikosteroid kullananlarda ya da ağız kuruluğu olanlarda saptanabilmektedir.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">Eritematöz kandidiazis:</span> Ağız içinde, çoğunlukla dilde, damakta ve yanak içinde yaygın kızarıklık mevcuttur, ağrılıdır. Antibiyotik tedavisi sonrasında veya bağışıklığı düşük veya baskılanmış kişilerde (lösemi, lenfoma, şeker hastalığı, kanser, AIDS, kortizon tedavisi nedeniyle) ve <span id="more-1689"></span>baş-boyun bölgesine radyoterapi uygulananlarda sık görülmektedir. Kandida enfeksiyonu tedavi edilmediğinde, bağışıklığı düşük/baskılanmış kişilerde yemek borusuna doğru ilerleyip ko<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/median-romboid-glossit.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-1694" title="median romboid glossit" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/median-romboid-glossit-150x150.jpg" alt="" width="120" height="120" /></a>mplikasyona yol açabilir. Eritematöz kandidiazisin birkaç türü vardır:</p>
</li>
</ol>
<ul style="text-align: justify;">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">&#8220;Median romboid glossit&#8221;</span> dilin arka 2/3 kısmında ve orta hatta yerleşen kızarıklık şeklinde tanımlanabilen bir eritematöz kandidazis türüdür, sigara içenlerde sık görülür.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/takma-diş-kaynaklı-kandida.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-1696 alignright" title="takma diş kaynaklı kandida" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/takma-diş-kaynaklı-kandida-150x129.jpg" alt="" width="120" height="103" /></a></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Takma dişe bağlı <span style="color: #ff6600;">&#8220;Kronik atrofik eritematöz kandidiazis&#8221;</span> ise özellikle üst takma dişlerin damağa temas ettiği alanlarda yaygın kızarıklık, bazen yanma ve ağrıya yol açar. Özellikle de gece uyurken takma dişlerini çıkarmayan kişilerde, takma diş ile damak arasında biriken salgıda mantar sayısının hızla artması sonucu şikayetler artar.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/perleş.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-1698" title="perleş" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/perleş-150x131.jpg" alt="" width="105" height="92" /></a></p>
</li>
<li><span style="color: #ff6600;">&#8220;Angüler stomait&#8221;</span> (perleş yani dudak kenarında çatlak), sık görülen bir mantar enfeksiyonudur ve beraberinde bakteriyel enfeksiyon olabilir. Dudak kenarında kızarıklık, hassasiyet ve yarılma mevcuttur. Genellikle takma dişe bağlı kronik atrofik eritematöz kandidiazis ile birliktedir. Kansızlık ya da vitamin eksikliğinin ilk bulgusu da olabilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Tanı muayene ile konulur, çok özel durumlar dışında kültür vb. laboratuar tetkiklerine gerek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">TEDAVİ:</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Tedavide ağız bakım gargaraları ve antifungal denen mantar gargaraları kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde mantar ortaya çıktığında, bazen antifungal ilaçlar (tablet şeklinde) kullanmak gerekebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Altta yatan nedenin olabildiğince giderilmesi, tedavinin süresini kısaltacaktır. Örneğin mantar enfeksiyonu antibiyotik veya kortizon kullanımına bağlı ise, ilaçların dozunu azaltmak ya da tedaviyi değiştirmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Bol sıvı tüketimi, ağız kuruluğunu gidermede en önemli koruyucu noktalardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Bağışıklığı baskılanmış kişilerde, ağız mantarının ortaya çıkmaması için korunma (düzenli klorheksidin içeren gargara kullanmak) ve ağız bakımı çok önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takma dişi olanların çoğunda kandida enfeksiyonu görüldüğü için, takma dişin hjyen ve temizliğine çok dikkat edilmelidir. Benzoik asit içeren takma diş temizleyici solüsyonlar kandidaya oldukça etkilidir. %0.12 klorheksidin glukonat içeren solüsyonlar da oldukça başarılıdır. Takma dişler, önce diş fırçasıyla (damak kısmı dahil!) iyice fırçalanmalı, sonra bu solüsyonların içinde 5-10 dakika bekletildikten sonra sudan geçirilip öyle takılmalıdır. <span style="text-decoration: underline;">Kişi geceleri uyurken asla takma dişiyle yatmamalıdır.</span> Çok şekerli yiyecekler yendikten sonra mutlaka dişler çıkarılıp bu bakım tekrar yapılmalıdır, çünkü mantar damakla takma diş arasında kalan bölgede şeker artıklarıyla beslenerek çoğalmaya meyil gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUDAKTA KİST</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 12:19:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda kist]]></category>
		<category><![CDATA[dudağımı ısırdım]]></category>
		<category><![CDATA[dudakta kist]]></category>
		<category><![CDATA[kriyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[müköz kist]]></category>
		<category><![CDATA[yanağımı ısırdım]]></category>
		<category><![CDATA[yanakta kist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1671</guid>
		<description><![CDATA[Ağız içinin iyi huylu, içinde mukus barındıran kistik lezyonlarına &#8220;müköz kist&#8221; adı verilmektedir. Küçük tükrük bezi ağızlarının, genellikle dudağı ısırma, bir şey batması vb. travma sonrası tıkanması sonucu oluşurlar. Çoğunlukla, travmaya açık olan alt dudak iç yan kısımlarında saptanırlar. Yüzeyel yerleşimli kistlerde, kişi ağzında zaman zaman kendiliğinden patlayan, şeffaf su dolu keseciklerin oluştuğundan bahseder. Derin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1674" title="dudakta mukus kisti" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/dudakta-mukus-kisti-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" />Ağız içinin iyi huylu, içinde mukus barındıran kistik lezyonlarına &#8220;müköz kist&#8221; adı verilmektedir. Küçük tükrük bezi ağızlarının, genellikle dudağı ısırma, bir şey batması vb. travma sonrası tıkanması sonucu oluşurlar. Çoğunlukla, travmaya açık olan alt dudak iç yan kısımlarında saptanırlar.</p>
<p>Yüzeyel yerleşimli kistlerde, kişi ağzında zaman zaman kendiliğinden patlayan, şeffaf su dolu keseciklerin oluştuğundan bahseder. Derin yerleşimli olanlarda ise kişi aylardır var olan, üzeri düzgün, parlak, hafif mavimsi renkte, kubbe şeklinde, yavaşça büyüyen ufak şişlik tarif eder. Kişi yanlışlıkla kisti ısırırsa, zamanla üzerinde beyazlaşma ve pütürlenme gelişebilir. Her iki tür kist de ağrı yapmaz.</p>
<p>Tanısı öyküye dayanarak ve muayene ile konulur. Tedavisi, kistin, tıkalı olan küçük tükrük bezi dahil edilerek lokal anestezi altında cerrahi olarak çıkarılması şeklindedir. Alternatif olarak kriyoterapi (yani dokunun dondurularak yok edilmesi işlemi) seçilebilir, işlem sonrasında 1 hafta içinde kist yerinden kopar ve altında iyileşme dokusu oluşmaya başlar. Ancak, buna yol açan bez çıkarılmadığı için, kistin tekrarlama riski vardır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİNÜSTE KİST</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 09:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[başağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[MR]]></category>
		<category><![CDATA[mukosel]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs kisti]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs retansiyon kisti]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tomografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1664</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok kişi başağrısı şikayetiyle başvurduğu doktorun, istediği beyin tomografisi ya da MR&#8217;ı incelerken şu cümleyi söylediğini duymuştur: &#8220;Beyinde bir şey yok ama sinüste kist var, bir KBB doktoruna başvursanız iyi olur.&#8221; Bunu duyan kişi beyinde kötü bir şey yok diye rahatlar önce, ancak kist lafını duyunca panikle KBB doktoruna başvurur. Halbuki sokaktan geçen herhangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok kişi başağrısı şikayetiyle başvurduğu doktorun, istediği beyin tomografisi ya da MR&#8217;ı incelerken şu cümleyi söylediğini duymuştur: &#8220;Beyinde bir şey yok ama sinüste kist var, bir KBB doktoruna başvursanız iyi olur.&#8221; Bunu duyan kişi beyinde kötü bir şey yok diye rahatlar önce, ancak kist lafını duyunca panikle KBB doktoruna başvurur. Halbuki sokaktan geçen herhangi 100 kişiye sinüs filmi çektirseniz, 10&#8242;unda sinüs kisti dediğimiz, tıbbi adıyla &#8220;sinüs retansiyon kisti&#8221;ni görmeniz mümkündür.</p>
<p>Bu kadar sık görülen, zararsız, herhangi bir şikayete yol açmayan (başağrısı, geniz akıntısı vb. yapmaz!), herhangi bir tıbbi/cerrahi tedavi gerektirmeyen ufak kistlerin yanısıra bazen gerçekten de müdahale edilmesi gereken &#8220;mu<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/sinüs-ret-kisti.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1666" title="sinüs ret kisti" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/sinüs-ret-kisti-300x290.jpg" alt="" width="189" height="183" /></a>kosel&#8221; adı verilen büyük kistler de yok değildir hani! O zaman bu ikisi nasıl ayırt edilir, onu bir inceleyelim.</p>
<p>Sinüs retansiyon kistleri, sinüs içindeki salgı bezlerin birinin ağzının tıkanması ve içi sümük dolu bir kesecik haline gelmesi ile oluşur. Çoğunlukla yanakta yer alan &#8220;maksiller sinüs&#8221;te görülürler. Çok ileri derecede büyüyüp sinüsün tavanında yer alan sinüs ağzını kapatmadıktan sonra hiçbir şikayete neden olmazlar ve iyi huyludurlar. Saptanması çoğunlukla tesadüfen olur, düz fimlerle görünebileceği gibi sinüs tomografisi ile en iyi tanı konulur. Tipik görüntüsü kistin üst kısmında hava olmasıdır. Tedavisinde sadece 2-3 yılda bir kontrol önerilir, hiçbir tıbbi ya da cerrahi tedaviye gerek yoktur. Dalgıçların &#8220;dalarak patlattım&#8221; dedikleri kistler genellikle bunlardır.</p>
<p>Mukoseller ise sinüs ağzının enfeksiyon, polip vb. nedenlerle tıkanması sonrasında, sinüs içinde yapılan salgıların dışarı atılamayıp etrafı kemik çerçeve ile çevrili sinüs boşluğunu giderek doldurması, iltihaplı sıvının eritici etkisi ve dışarı boşalmak için kemiğe <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/mukosel.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1667" title="mukosel" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/mukosel.jpg" alt="" width="206" height="144" /></a>baskı yapması sonucunda kemiğin genişlemesi, buna bağlı başağrısı, göze vuran şiddetli ağrı, yanakta şişme, gözün yukarı itilmesi ile giden bir patolojidir. Sinüs retansiyon kisti gibi masum ve zararsız değildir. Çoğunlukla frontal ve etmoid (alın ve göz çevresi) sinüsleri tutar. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur. Sinüs retansiyon kistinden tipik ayırıcı bulgu, sinüsün tamamen homojen sıvı ile tepesine kadar dolu olup sinüs içinde hiç hava olmamasıdır. Sinüs duvarları normal olabileceği gibi genişlemiş, incelmiş veya kalınlaşmış, yer yer erimiş olabilir. Tedavi edilmediğinde, sinüs kemiğini eritip göz, beyin gibi dokulara açılarak enfeksiyon vb. komplikasyonlara yol açabilir. Tedavisi cerrahi olarak tüm kistin çıkarılması ve sinüs içini kaplayan mukozanın temizlenmesi, sinüs ağızlarının endoskopik olarak genişletilmesi şeklindedir. Hastanın yıllık kontrol edilmesi gerekir, çünkü yıllar içinde tekrar edebilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜKRÜK BEZİNDE TAŞ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 10:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TÜKRÜK BEZİ HASTALIKLARI ve BOYUNDA KİTLE]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[çenede şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[dilaltında iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[dilaltında taş]]></category>
		<category><![CDATA[sialoadenit]]></category>
		<category><![CDATA[sialoadenitis]]></category>
		<category><![CDATA[sialolithiasis]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezi]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezi iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezinde taş]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük taşı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek yerken şişlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1657</guid>
		<description><![CDATA[Tükrük bezi taşı, ağız tabanında yer alan tükrük bezleri içindeki salgının pek çok nedene bağlı olarak göllenmesi sonrası zamanla oluşmaktadır. %80&#8242;i çenenin hemen altında yer alan submandibüler tükrük bezlerinde oluşmaktadır, çünkü bu bezin salgısı diğerlerine nazaran daha koyudur ve ağız içine tükürüğü, yukarı doğru yerleşmiş olan kanalıyla yerçekiminin tersi yönünde iletmektedir. Taşın oluşumunu başlatan faktörler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Tükrük bezi taşı, ağız tabanında yer alan tükrük bezleri içindeki salgının pek çok nedene bağlı olarak göllenmesi sonrası zamanla oluşmaktadır. %80&#8242;i çenenin hemen altında yer alan submandibüler tükrük bezlerinde oluşmaktadır, çünkü bu bezin salgısı diğerlerine nazaran daha koyudur ve ağız içine tükürüğü, yukarı doğru yerleşmiş olan kanalıyla yerçekiminin tersi yönünde iletmektedir.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/taş.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1661" title="taş" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/07/taş-300x187.jpg" alt="" width="300" height="187" /></a></p>
<p lang="tr-TR">Taşın oluşumunu başlatan faktörler tükrük bezi iltihabı, batın ameliyatı sonrası uzun bir süre ağızdan sıvı-gıda alımının kesilmesi, az su içme (günde 1 litreden az) olarak belirtilebilir.</p>
<p lang="tr-TR">Tükrük bezi taşı olan kişilerde bu taşın kanal içine ilerleyip sıkışması durumunda, tipik olarak gıda alımı sonrasında çene altında aniden beliren ağrılı şişlik ortaya çıkar. Şişlik zamanla inebilir ya da kalıcı olabilir. Şişliğin var olma süresi uzadıkça, taşın arkasında göllenen salgıya ağız içindeki mikropların ulaşıp tükrük bezi iltihabı yapması riski artmaktadır. Bu durumda kişide şişlikte artış, üzerindeki deride hafif kızarıklık, sıcaklık, dil altında acı ve bazen ekşimsi, acımsı tatta bir akıntı ortaya çıkar.</p>
<p lang="tr-TR"> Tanısı <span id="more-1657"></span>öykü, muayene ve bazı radyolojik tetkiklerle (ultrason, bilgisayarlı tomografi vb.) konmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR">Tedavisinde tükrük bezi taşı mevcut, ancak enfeksiyon bulguları yoksa bol sıvı alımı, tükrük bezine hafif masaj, sakız çiğneme gibi yöntemlerle şişlik azaltılmaya çalışılır. Ancak bunlarla şişlik azalmıyorsa,bezin üstündeki deri kızarık ise taşın tükrük bezi kanalında sıkıştığı düşünülerek antibiyotik ve antienflamatuar ilaçlar verilmelidir. Tedavi sonrası yapılan ultrasonda taş kanal içinde, tükrük bezi yapısı bozuk veya olay tekrarlamaya başlarsa ameliyatla o taraf tükrük bezi ve taşın alınması gerekmektedir. Tek taraflı alındığı için ağız kuruluğuna neden olmaz.</p>
<p lang="tr-TR"> Tükrük taşı, bezin dil altında yerleşen kanal ağzında sıkışıp kalmışsa, kanal ağzını lokal anestezi yapıp minik bir kesiyle hafifçe genişleterek taş çıkarıldığında, şikayetlerin hızla gerilediği görülecektir.</p>
<p lang="tr-TR"> Ultrasonik tükrük taşı kırma pek etkili bir yöntem değildir ve fazla önerilmemektedir.</p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANİ İŞİTME KAYBI (AİK)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/ani-isitme-kaybi-aik/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/ani-isitme-kaybi-aik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 08:46:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ani işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[çınlama]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü sonrası işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[hiperbarik oksijen tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta ses]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1644</guid>
		<description><![CDATA[Ani işitme kaybı, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları içinde en gizemli, en kafa karıştırıcı, en tartışmalı olanlarından biridir. Her yıl Amerika&#8217;da yılda 4000 kişi bu durumu yaşamaktadır. Her yaş grubunu tutabileceği gibi, en sık olarak 30-60 yaş arasında görülmektedir. AİK&#8217;yı tanımlarsak, 3 günden kısa sürede, birden, çoğunlukla tek taraflı ortaya çıkan, işitme testinde (odyometri) bağlantılı en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/ear_beach_119655.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1646" title="ani işitme kaybı" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/ear_beach_119655-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Ani işitme kaybı, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları içinde en gizemli, en kafa karıştırıcı, en tartışmalı olanlarından biridir. Her yıl Amerika&#8217;da yılda 4000 kişi bu durumu yaşamaktadır. Her yaş grubunu tutabileceği gibi, en sık olarak 30-60 yaş arasında görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AİK&#8217;yı tanımlarsak, 3 günden kısa sürede, birden, çoğunlukla tek taraflı ortaya çıkan, işitme testinde (odyometri) bağlantılı en az 3 frekansta ortalama 30 dB&#8217;den (desibel=ses şiddet birimi) fazla kayıp olmasıdır (30 dB fısıltı sesinin şiddetidir). %50 hastada beraberinde dengesizlik veya başdönmesi olabilir. <span style="color: #ff0000;">Kulak Burun Boğaz&#8217;ın acillerinden biridir!!!</span></p>
<p style="text-align: justify;">Kişi işitmesinin azaldığını çoğunlukla sabah kalktığı anda, telefonu o kulağına tuttuğunda ya da eşlik eden tıkanıklık ya da çınlama sesinden rahatsız olma sonucu fark eder.</p>
<p style="text-align: justify;">AİK&#8217;ya yol açabilecek yüzlerce neden vardır. Çoğu kişide neden saptanamaz, sadece %10-15 kişide buna yol açan belli bir etken bulunabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>AİK&#8217;ya en sık yol açan nedenler şunlardır:<span id="more-1644"></span></strong></span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Enfeksiyonlar (grip, orta kulak iltihabı, menenjit vb.)</li>
<li>Kafa travması ve yüksek basınca maruz kalma</li>
<li>Ani gürültüye maruz kalmak (kulak önünde aniden çalan yüksek desibelli cep telefonu sesi, kulağa yakından düdük, korna vb. öttürmek, kulaklıkla müzik dinlerken sesin aniden yükselmesi, kişinin çok yakınında maytap, havai fişek, silah patlaması olması, vb.)</li>
<li>İmmünolojik hastalıklar (Lupus, Cogan sendromu vb.)</li>
<li>Ototoksik (kulağa zararlı) ilaç kullanımı (yüksek doz aspirin, bazı kanser ve romatizma ilaçları, gentamisin türü antibiyotikler vb.)</li>
<li>Dolaşım ve pıhtılaşma sorunları</li>
<li>Toksik nedenler (yılan ısırması vb.)</li>
<li>Nörolojik nedenler (multipl skleroz=MS, akustik nörinom vb.)</li>
<li>Meniere Hastalığı</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Eğer bu nedenlerden hiçbiri saptanmamışsa, idiyopatik (nedeni bilinmeden ortaya çıkan) AİK tanısı konulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Tanı:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Öykü, işitme tetkikleri ve gerekirse bazı laboratuar testleri, beyin MR, vb. radyolojik tetkiklerle ayırıcı tanı yapılarak konulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Tedavi:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin olay ortaya çıktıktan sonra ne kadar kısa sürede Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurduğu, tedaviden alınacak yanıtı o kadar etkilemektedir!!!</p>
<p style="text-align: justify;">Nedeni çoğunlukla saptanamadığı için tedavisi ampiriktir ve farklı tedavi modaliteleri bulunmaktadır. İlk uygulanan tedavi kortizondur. Bu sayede işitme hücrelerindeki ödem giderilmekte ve can çekişmekte olan hücrelerin beslenip oksijenlenmesi hedeflenmektedir. Kortizon kullanımı sırasında tuz kısıtlaması da yine aynı nedenle önemlidir. Yine tedavide damar genişleticiler, kan sulandırıcılar, plazma genişleticiler, idrar söktürücüler, çeşitli vitaminler (özellikle B kompleks ve A) kullanılabilmektedir. Bu dönemde kişi gürültüden korunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlarda başlangıçta tedaviye ek olarak ya da medikal tedaviden fayda görmemiş/ geç başvurmuş kişilerde Hiperbarik Oksijen Tedavisi de oldukça etkili bir tedavi şeklidir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen <a title="HİPERBARİK OKSİJEN TEDAVİSİ" href="http://www.itf.istanbul.edu.tr/sualtihekimligi/index_dosyalar/Page394.htm" target="_blank">tıklayınız&#8230; </a></p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin yaşı, ek sağlık sorunları olup olmaması, sigara-alkol kullanımı olup olmaması, mesleki anlamda devamlı gürültüye maruz kalıp kalmaması gibi pek çok faktör, tedaviye verilen yanıtı değiştirebilmektedir. Bazı hastalarda işitme kaybı tamamen tedavi edilebilmekteyken, bazılarında tedaviye rağmen kalıcı olabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Yukarıdaki tüm bilgilerin sonucunda şunu söylemek lazım: İşitmenizde kısmen de olsan bir azalma, 24 saati geçen devamlı çınlama gibi bir şikayetiniz varsa, çoğu hastamızın yaptığı gibi, &#8220;Kulak kiridir, dur bakalım 1-2 gün bekleyeyim&#8221; demeyip, EN ACİL ŞEKİLDE bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurunuz!!!</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">KAYNAKLAR:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Sudden Sensorineural Hearing Loss , James O. Fordice, MD, November 18, 1993, BCM Bobby R. Alford Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</li>
<li>http://www.nidcd.nih.gov/health/hearing/sudden.asp, NIH Pub. No. 00-4757, Updated March 2003</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/ani-isitme-kaybi-aik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA BOYUNDA BEZE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 12:25:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TÜKRÜK BEZİ HASTALIKLARI ve BOYUNDA KİTLE]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[büyük lenf bezi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta boyunda beze]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta lenf bezi]]></category>
		<category><![CDATA[Kawasaki hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kedi tırmığı hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mikobakteri iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[stafilokok enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tüberküloz]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>
		<category><![CDATA[viral lenfadenit]]></category>
		<category><![CDATA[virüs enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1624</guid>
		<description><![CDATA[1 yaş altı çocukların yaklaşık olarak % 40&#8242;ında, tüm çocuk yaş gruplarına bakıldığında ise % 55&#8242;inde herhangi bir belirgin hastalık bulgusu yokken boyunda ele gelen beze/bezeler olabilir. Bu bezelerin çoğunluğu enfeksiyon sonrası, az bir kısmı doğumsal, çok az bir kısmı ise malign (kötü huylu) kaynaklı olabilmektedir. Bezeler değerlendirilirken, aileye bazı önemli sorular sorulmalıdır: Eşliğinde ateş oldu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1 yaş altı çocukların yaklaşık olarak % 40&#8242;ında, tüm çocuk yaş gruplarına bakıldığında ise % 55&#8242;inde herhangi bir belirgin hastalık bulgusu yokken boyunda ele gelen beze/bezeler olabilir. Bu bezelerin çoğunluğu enfeksiyon sonrası, az bir kısmı doğumsal, çok az bir kısmı ise malign (kötü huylu) kaynaklı olabilmektedir.</p>
<p>Bezeler değerlendirilirken, aileye bazı önemli sorular sorulmalıdır:</p>
<ol>
<li>Eşliğinde ateş oldu mu?</li>
<li>Üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları veya boğazda beyaz zarlar var mı?</li>
<li>Kilo kaybı ya da yorgunluk var mı?</li>
<li>Beze giderek büyüyor mu? Öyleyse ne kadar sürede büyüdü?</li>
<li>Antibiyotik kullanımına yanıt verdi mi?</li>
<li>Hayvan tırmalaması ya da böcek ısırması var mı?</li>
<li>Verem aşısı yapıldı mı? Yakınlarında verem geçiren var mı?</li>
<li>Yurtdışına yolculuk öyküsü var mı?</li>
<li>Çiğ gıda (iyi pişmemiş et, çiğ köfte, çiğ yumurta kullanılan gıdalar, vb.) tüketimi var mı?</li>
</ol>
<p> </p>
<p>Bezeleri muayene ederken hekimin kendisine sorması gereken bazı sorular vardır:</p>
<ol>
<li>Tek mi birden fazla beze mi var?</li>
<li>Bezeler 1 cm&#8217;den küçük mü, büyük mü?</li>
<li>Beze dokunmakla ağrılı mı?</li>
<li>Beze dokunmakla hareketli mi?</li>
<li>Beze sert mi yumuşak mı?</li>
<li>Beze ve üzerindeki deri sıcak mı?</li>
<li>Bezeler ayrı ayrı mı birleşip yumak mı yapmış?</li>
<li>Bezeler tek taraflı mı çift taraflı mı?</li>
<li>Boynun önünde, yanında veya arkasında mı?</li>
<li>Bezenin üzerindeki deride renk değişikliği, akıntı var mı?</li>
<li>Karaciğer-dalak büyüklüğü var mı?</li>
<li>Kan tahlil sonuçları (hemogram, beyaz küre, sedimentasyon, CRP, ASO) nasıl?<span id="more-1624"></span></li>
</ol>
<p>Bu sorulara alınan yanıtlara göre hekimin kafasında bazı ön tanılar oluşur. Sırasıyla örnek verirsek:</p>
<ul>
<li>Beze sayısı 1&#8242;den fazla, 1 cm&#8217;den küçük, yumuşak, hareketli, boynun iki tarafında yerleşimli, üstündeki deri normal ise <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">viral lenf bezi iltihabı</span></span></strong> akla gelmelidir. Bu bezeler genellikle 1 ay, maksimum 3 ay içinde küçülüp kendi kendine ortadan kaybolur. EBV enfeksiyonu, yani bilinen adıyla Öpücük Hastalığı&#8217;nda bezeler 6 aya kadar kalabilir, beraberinde karaciğer ve dalak büyüklüğü olabilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Beze sayısı 1&#8242;den fazla, hızla büyüyor, ağrılı, sıcak, yumuşak, hareketli, tek/iki taraflı, boğaz ağrısı-öksürük-ateş eşlik ediyor, özellikle çene altı ve boyun ön üst kısmında yerleşimli ise stafilokok veya beta hemolitik streptokok gibi <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">bakteriyel lenf bezi enfeksiyonları</span></span></strong> akla gelir. Tedavisi antibiyotiktir. 2-3 gün içinde bezeler küçülmeye başlar ve haftalar içinde normal boyutuna iner.</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Beze hafif hassas, kısmen yumuşak ve ek şikayetleri yok, antibiyotiklere yanıt vermiyorsa akla ilk gelmesi gereken <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Mycobacterium enfeksiyonu</span></span></strong>dur, çocuklardaki boyun bezelerinin %10&#8242;unu oluştururlar. İki türü vardır: 1. Tüberküloz (Verem), 2. Atipik mikobakteri</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"> Atipik mikobakteriler toprak, su ve sütte bulunur. Çocukların kirli objeleri ağzına koymasıyla ya da çürük diş yoluyla boğaza ulaşırlar. İnsandan insana bulaş yoktur. Genellikle bu bezeler haftalar boyunca var olur ve antibiyotiklere yanıt vermezler. Muayenede hassas değildirler ve hafif yumuşaktırlar, tek taraflı ve çene altı yerleşimlidirler. Üstteki deride de hafif şişlik ve bazen mor-kırmızı renk, hatta tedavi edilmezse dışa iltihaplı akıntı olabilir. Verem deri testinde tüberküloz bakterisiyle akrabalık nedeniyle hafif pozitiflik olabilir (5-15 mm), akciğer filmi normaldir. Tedavisinde klaritromisin verilebilir ancak dirençli vakalarda tedavi bezenin cerrahi olarak çıkarılmasıdır.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tüberküloz</span></strong>  </span>yani vereme bağlı bezeler genellikle boynun arka tarafında yerleşir, çoğunlukla iki taraflı, yumuşak ve dışarı akmaya meyillidir. Hastaların % 85&#8242;inde verem deri testi pozitiftir (15 m&#8217;den fazla). %40-60 çocukta akciğer filmi normal çıkabilir. Ailede ya da yakın birisinde verem olması tipiktir. Vereme özgü kombine, 6-8 aylık ilaç tedavisi gerektirmektedir. Bezeler bu tedavi ile genellikle 3 aydan sonra küçülmeye başlar.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kedi tırmığı hastalığı</span>, </strong></span>ılıman iklimlerde ve özellikle sonbahar-kış aylarında görülür. Hastaların %90&#8242;ında kedi ile temas bulunur, bunların sadece %75&#8242;inde tırmalama vardır, %25&#8242;inde kesinlikle tırmalanma yoktur. Yapılan bilimsel bir çalışmada 12 aylıktan küçük bir kedi beslerseniz bu hastalığa yakalanma riskiniz 15 kat, kedi sizi ısırır ya da tırmalarsa 27 kat artmaktadır. Hastaların sadece üçte birinde , tırmıklama ya da temastan 3-10 gün sonra ateş olur. Tırmalanan alanda sivilce gibi bir papüler püstül çıkar, günler-aylar boyunca sürer, hatta böcek ısırığı sanılır. 2 hafta sonra o bölgenin drene olduğu yerdeki (çocuklarda genellikle koltuk altı ya da dirsek üstü) lenf bezleri şişer ve 60-70 gün şiş kalır. Tanısı özel testlerle konur. Spesifik bir tedavisi yoktur. Bezeler düzenli olarak takip edilir.</li>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kawasaki Hastalığı</span></span></strong>, birden açığa çıkan, kendi kendine kaybolan bir hastalıktır. Uzamış ateş, dudak ve yanaklarda<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/kawasaki-hast.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1630" title="kawasaki hast" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/kawasaki-hast-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a> enflamasyon, deri değişiklikleri, boyunda lenf bezi büyüklüğü ve yaygın küçük damar iltihabı ile gider, tedavi edilmeyen hastaların %20&#8242;sinde kalp damarlarını tutup anevrizma yapabilir (bu durum genellikle hastalığın 10. gününde saptanabilir ancak 4 haftada iyice oturur. Bu anevrizmaların %50&#8242;si kendiliğinden ortadan kaybolur). Genellikle Japonya&#8217;da yaygın olsa da tüm dünyada görülebilir. Günümüzde çocukluk çağı kazanılmış kalp hastalıklarının en sık nedeni olarak romatizmal ateşin yerini almıştır. Hastaların %8&#8242;i 4 yaş altındadır ve çoğu 1 yaşındadır. Nedeni bilinmemektedir. Tanısında 6 kritere dikkat edilir:  </li>
</ul>
<ol>
<li>1-2 hafta süren, 40 derecelere varan yüksek ateş</li>
<li>Her iki gözde konjunktivit (ağrısız, iltihapsız, ateşten sonra ortaya çıkan)</li>
<li>Dudaklarda çatlama, kuruma, kızarıklık, bazen çilek dil</li>
<li>Vücutta ve kol-bacaklarda makülopapüler döküntü, kol-bacaklarda kızarıklık ve hafif şişlik, şişlik ortadan kaybolurken tırnak etrafındaki deride soyulma</li>
<li>Boyunda lenf bezi büyüklüğü (%50-75): Yumuşak değil, çoğunlukla tek taraflı</li>
<li>Kan tahlilinde sola kayma ile giden lökositoz, sedimentasyon yüksekliği, trombosit sayısında artış (1 milyondan fazla)</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Bu 6 kriterin 5&#8242;i mevcutsa veya 4&#8242;ü mevcut ve kalp damar anevrizması da varsa tanı konulmuş olur. Tedavide yüksek doz immunglobulin ve aspirin kullanılır. Anevrizma gelişen çocukların hayat boyu aspirin kullanması gerekir.</p>
<p>  </p>
<p>KAYNAK: Benign Pediatric Cervical Lymphadenopathy, Jayson Greenberg M.D., Nov. 16, 2000</p>
<p>BCM Otolaryngology-Head and Neck Surgery Grand Rounds Archive</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA HAVAYOLUNDA, YEMEK YOLUNDA VE KULAKTA YABANCI CİSİM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 08:19:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerlerde yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[boğulma]]></category>
		<category><![CDATA[burunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[heimlich manevrası]]></category>
		<category><![CDATA[kızım ..... yuttu]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[nefes darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[oğlum ..... yuttu]]></category>
		<category><![CDATA[soluk yolunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı cisim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1613</guid>
		<description><![CDATA[  Hiçbirimiz gözünün içine baktığımız çocuklarımızın bir leblebi yüzünden boğularak ölmesini istemeyiz!! Adını bile anmak insanın içini ürpertiyor ama maalesef bu kadar basit birşey yüzünden ölen bir çok çocuk var. Zararlı olabileceği hiç aklınıza bile gelmeyen onlarca materyalle dolu evlerimiz. Bir çocuk gibi yere yüzünüzü dayayıp o mesafeden herşeye bakmayı bir deneyin, üstten bakınca hiçbir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="en-US"> </p>
<p>Hiçbirimiz gözünün içine baktığımız çocuklarımızın bir leblebi yüzünden boğularak ölmesini istemeyiz!! Adını bile anmak insanın içini ürpertiyor ama maalesef bu kadar basit birşey yüzünden ölen bir çok çocuk var. Zararlı olabileceği hiç aklınıza bile gelmeyen onlarca materyalle dolu evlerimiz. Bir çocuk gibi yere yüzünüzü dayayıp o mesafeden herşeye bakmayı bir deneyin, üstten bakınca hiçbir şekilde görmeyeceğiniz ya da dikkat etmeyeceğiniz koltuk altına kaçmış bir düğme ya da fındık gözünüze çarpacak! Yeni emekleyen bir bebek için ne de ilginç cisimlerdir bunlar. Hele hele o herşeyi merak edip ağzına atma, burnuna-kulağına sokuşturma isteği yok mu? İşte bebeklerin başına ne geliyorsa bundan geliyor!!! </p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-1616  aligncenter" title="soluk yolunda para" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/foreign_body2-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" /></p>
<p>Amerika&#8217;da yılda ortalama 80.000 kişinin (19 yaş ve altı yaş grubu) yabancı cisim yutma nedeniyle çeşitli merkezlere başvurduğu bildirilmektedir. 1500 aileyle yapılan bir anket çalışmasında, %4&#8242;ü çocuklarının hayatında en az 1 kez yabancı cisim yuttuğunu ifade etmiştir.<sup>*</sup> Bu durumun en sık görüldüğü yaş grubu ise 6 ay-4 yaş arasıdır. </p>
<p>Bilye, ufak taşlar, çerez, oyuncak parçaları, üzüm, düğme, meyve çekirdekleri (özellikle ülkemizde karpuz!), saat pili, madeni para gibi ufak cisimlerin,<span id="more-1613"></span>çocuğun ulaşabileceği yerlerde olmamasına çok dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Özellikle de çocuk çerez, meyve, mısır, üzüm vb. yerken çocuğu gıdıklamak, koşturarak ya da kaydıraktan kayarken bu tür şeyleri yemesine izin vermek, ağlarken ağzında yiyecekle içini çeke çeke ağlamasına seyirci olmak bu cisimlerin soluk yoluna kaçma riskini arttırmaktadır. BU NEDENLE LÜTFEN 4 YAŞ ALTINDAKİ ÇOCUKLARA ÇEREZ VERMEYİNİZ, ÜZÜM VB. MEYVELERİN ÇEKİRDEKLERİNİ ÇIKARIP MEYVEYİ YARIYA-DÖRDE BÖLEREK TANE TANE VERİNİZ!!!</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yine 4 yaş altı çocuklara yüzük, kolye, bilezik, küpe gibi koparak küçük parçalara ayrılabilecek süs eşyaları takmayınız, nazar boncuklarını çocuğun ulaşamayacağı kürek kemiği hizasına ortaya doğru takınız!</span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em>Çocuklarda yabancı cisimlerin yerleşim yerlerine göre bulguları ve tedavisi:</em></span></strong></p>
<ul>
<li><strong><em>KULAK:</em></strong> Kiraz çekirdeği, fasülye, nohut, patlamamış mısır tanesi, saat pili, oyuncak parçaları, üzüm, oyun hamurları, kağıt mendil parçası vb. çocukların sıklıkla kulaklarına soktukları cisimlerdir. İşitme kaybı, ağrı, kulakta tıkanıklık, ufak çocuksa kulak memesini çekiştirme gibi şikayetlerle karşımıza gelebilir. Bazen de ufak sinekler, kurtçuklar, sivrisinek vb. de kulak yoluna girip orada kalabilir, böcek canlı ise çocuklar vızıltı sesi, kırt kırt sesleri duyduklarını ifade edebilirler.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı?</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Farkedildiğinde mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalı, çıkarılmaya çalışılmamamalıdır. Çünkü özellikle yuvarlak yabancı cisimler, cımbız vb. aletlerle çıkarılmaya çalışıldığında daha ileri itilip, dış kulak yolunun dar alanlarına sıkıştırılabilir, hatta çok itilirse kulak zarını yırtabilir.  Kulak girişinde olduğu farkedilen metalik cisimleri kuvvetli mıknatıslarla ittirmeden alabilirsiniz. Böcek şüphesi varsa, kulağa zeytinyağı damlatılabilir.</p>
<ul>
<li><strong><em>BURUN:</em></strong> Yukarıda sayılan tüm cisimler buruna da sıklıkla sokulmaktadır. Burundaki yabancı cisim uzun süreli olarak orada kalırsa, o taraftan kötü kokulu, bazen kanlı akıntı ve burun tıkanıklığı başlar.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı? </span></p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="color: #ff0000;">BURUNDAKİ YABANCI CİSİMLER ASLA EVDE ÇIKARILMAYA ÇALIŞILMAMALI, ÇOCUK PANİK EDİLİP AĞLATTIRILMADAN EN KISA ZAMANDA BİR HASTANENİN ACİL SERVİSİNE BAŞVURULMALIDIR!!! </span>Çünkü, burundaki yabancı cisim ağlarken burun çekme ile ya da cımbızla tutulmaya çalışılırken geriye ittirilmekle kolayca soluk yoluna düşüp, çocuğun anlık boğulmasına, sonrasında nefes alma çabası ile cismin akciğerlere çekilmesine neden olabilir. Burun ön kısmından görülebilen metalik cisimleri, ittirmeden kuvvetli bir mıknatısla çekebilirsiniz.</p>
<ul>
<li><strong><em>HAVAYOLU ve YEMEK BORUSU:</em></strong> Havayoluna kaçabilen/takılabilen yabancı cisimlere bakarsak, madeni para, yuvarlak sert şeker, tavuk kemiği, toka, balık kılçığı, meyve çekirdekleri, çerez, ufak plastik oyuncaklar, toplu iğne, çengelli iğne, raptiye, anahtar, düğme, ufak taşlar, yüzük, küpe, vida, zımba teli, kolye ucu&#8230; şeklinde uzayıp giden bir liste mevcuttur. Bu cisimlerin bir kısmı röntgenle görülebilecek yapıya sahipken, bir kısmı da ancak öykü uyumlu, üst havayolu muayenesi sonrası cismin alt havayolunda olduğundan şüpheleniliyorsa bronkoskopi, yemek borusuna takıldığı düşünülüyorsa gastroskopi adı verilen özel endoskopik muayenelerle saptanabilir.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı?</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Yemek borusundan geçip mideye ulaşan bir cisim, sivri değil ya da pil gibi toksik maddeler içermiyorsa, genellikle büyük abdestle çıkana kadar takip edilir. Belli risklere sahipse genellikle endoskopik yolla çıkarılır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Havayolunda yer alan, bademciklere takılan kılçık, tavuk kemiği vb. cisimler KBB uzmanları tarafından lokal anestezi ile kolayca alınabilmektedir. Ancak, çocukta aspirasyon (cismin alt solunum yoluna kaçma) bulguları varsa- ki bunlar cismin soluk yoluna girdiği ilk anda arkaya arkaya öksürük, cisim büyük ise morarıp nefes alamama, ses boğuklaşması, öterek nefes alıp verme, dudakların mavi renge dönüşmesi, cisim nispeten küçük ise anlık bir morarma ve ötme şeklindedir- çocuğun acilen en yakın hastanenin acil servisine götürülmesi gerekir. Cisim çok küçükse anlık bir öksürük sonrasında çocuk hiçbirşey olmamış gibi oyununa devam edebilir. Ancak, alt solunum yoluna inip günler sonra orada bir enfeksiyon yarattıktan sonra ateş, öksürük, hırıltı gibi şikayetlere yol açar.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Aile veya çocukla ilgilenen kişi, yabancı cisim aspirasyonuna şahit olmamış, ancak çocukta ilaçlarla düzelmeyen öksürük, açıklanamayan ateş, nefes darlığı varsa ve akciğer filmi çekilip tek taraflı zatürre olduğu saptanırsa, yabancı cisim aspirasyonu gibi yaklaşılmalıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Aile ya da çocukla ilgilenen kişi yabancı cismin aspirasyonuna şahit olmuşsa ve çocukta morarma, nefes alamama, bilinçte bozulma başladıysa <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">HEİMLİCH MANEVRASI</span></span></strong> yapmalıdır. Hatta bebek ve çocukların bakımını üstelenen kişilere evdeki kap-kacak düzeninden çok daha öncelikli olarak öğretilmesi gereken şeydir bence!!! Bu manevra ile yabancı cisim çıkarılamıyorsa, en hızlı şekilde bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p style="text-align: center; padding-left: 30px;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1618" title="heimlich manevrası" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/heimlich-manevrası.jpg" alt="" width="609" height="448" /></p>
<p>KAYNAK:  </p>
<p lang="en-US">*Encyclopedia of Children&#8217;s Health- Foreign Objects</p>
<p lang="en-US">**Heimlich Manevrası Resmi: McKesson Corporation-ADAM</p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UÇAK YOLCULUĞU VE KULAK AĞRISI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 05:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[dekonjestan]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarında yırtılma]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta kanama]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[öztaki tüpü]]></category>
		<category><![CDATA[saman nezlesi]]></category>
		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[uçak inerken kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[uçuş]]></category>
		<category><![CDATA[Valsalva manevrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[Uçuş sırasında neden kulaklarım ağrıyor? Normalde yutkunurken hava &#8220;östaki tüpü&#8221; denen ve orta kulağı burun arka kısmına bağlayan özel bir tüp vasıtasıyla orta kulağa geçer. Bu sayede kulak zarının orta kulağa bakan arka kısmı ile  dış kulak yoluna bakan ön yüzü arasındaki hava basıncı eşitlenmiş olur. Bu sayede kulak zarı  titreşerek sesi iç kulağa iletir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Uçuş sırasında neden kulaklarım ağrıyor?<img class="alignright size-medium wp-image-1467" title="uçak" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/01/uçak-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></span></strong></li>
</ul>
<p><em>Normalde yutkunurken hava &#8220;östaki tüpü&#8221; denen ve orta kulağı burun arka kısmına bağlayan özel bir tüp vasıtasıyla orta kulağa geçer. Bu sayede kulak zarının orta kulağa bakan arka kısmı ile  dış kulak yoluna bakan ön yüzü arasındaki hava basıncı eşitlenmiş olur. Bu sayede kulak zarı  titreşerek sesi iç kulağa iletir. Bu nedenle iki taraf arasındaki basınç eşit olmadığında kulakta tıkanıklık ve işitme kaybı şikayeti  ortaya çıkar. </em></p>
<p><em>Östaki tüpünün ağzı burnun gerisinde genizde yer almaktadır, bu nedenle nezle-grip geçirirken nasıl burun mukozası şişiyorsa bu kanalın ağzı da şişip tıkanmaktadır. Zamanla orta kulakta hapsolan hava kaybolmakta ve oluşan negative basınç nedeniyle kulak zarı  içeri doğru vakumlanmaktadır. Bu durum kulak ağrısına yol açar. Tedavi olunmazsa negative basınç çevre dokulardan orta kulağa sıvı çeker, &#8220;seröz otit&#8221; gelişir, bu sıvı nedeniyle işitme daha da bozulur. Son aşamada ise bu sıvıya yerleşen mikroplar orta kulak iltihabını başlatırlar ve kulak ağrısı artar, işitme kötüleşir, ateş çıkar. </em></p>
<p><em>Östaki tüpü ağzının tıkanmasının en sık görülen nedenleri <span id="more-160"></span>nezle-grip ve saman nezlesidir (alerjik rinit).  Kişide bu hastalıkların varlığında uçuş, dalış, yüksek rakımlara çıkma vb. dış ortam basıncını arttırıcı bir ortamda bulunma durumunda östaki tüpü iki taraf arasındaki basıncı dengelemede yetersiz kalır ve  özellikle de uçağın inme anında kulak zarının içeri doğru vakumlanması kişide çok şiddetli kulak ağrısına neden olur. Hatta kulak zarında yırtılma, orta kulağa kanama da görülebilir. Bu nedenle hasta iken yani burun tıkalı iken uçuş vb. yapılmamalıdır. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Hasta iken uçağa binmem gerekirse ne gibi önlemler almalıyım?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Burnu açık tutmak için uçak kalkmadan 15 dk önce ve özellikle de uçak inişe geçmeden 15 dk önce burnunuzu temizleyip dekonjestan burun spreyi (Otrivine, İliadine vb.) sıkınız. Hatta uçuş süreniz 3 saatten uzun ise ve yüksek tansiyon, prostat büyüklüğü, kalp hastalığı, göz tansiyonu, epilepsi gibi bir hastalığınız yoksa  uçuştan 1 saat once almak ve dozunu tekrarlamak kaydıyla dekonjestan tabletlerden (Sudafed, Rinogest vb. ) de kullanabilirsiniz. </em></p>
<p><em>Uçuş boyunca sık aralarla sakız çiğnemek, kulakta basınç hissettiğiniz anda yutkunmak, esnemek veya su içmek, Valsalva manevrası yapmak (burun ucunu parmaklarla sıkıp  once yutkunup  sonra yanakları şişirip ağzınınzdan ve burnunuzdan hava kaçırmayacak şekilde sümkürmek) da faydalı yöntemlerdir. </em></p>
<p><em>Küçük çocuklar ve bebekler maalesef Valsalva vb. manevralar yapamayacakları veya kulaklarındaki basıncı ifade edemeyecekleri için mutlaka sık aralarla burunları temizlenmeli, 2 yaş altında ise tuzlu su, üstünde ise çocuk dekonjestan sprey ve şurupları kullanılmalıdır. Meme emen bebeklerde ise uçak kalkış ve inişlerinde, kendiniz kulağınızda basınç hissettiğinizde  mutlaka bebeğinizi emziriniz, emme hareketi östaki tüpü ağzındaki kasların çalışmasını ve böylece tüpün ağzının açık kalmasını sağlar. Biberon kullanan bebekler için de özellikle iniş sırasında aynı kural geçerlidir. </em></p>
<p><em>Uçak inişe geçtiğinde, yutkunma ile östaki ağzını açmayı uyurken gerçekleştiremeyeceğiniz için uyanık olmaya gayret ediniz.</em></p>
<p><em>Kulağı ani basınç değişikliklerinden korumak üzere kulak tıpası da kullanılabilir, özellikle küçük çocuklarda bunu tercih edebilirsiniz. Veya kulağın ön kısmında yer alan meme gibi çıkıntıyı dış kulak yoluna doğru bastırarak da aynı etkiyi sağlayabilirsiniz. </em></p>
<p><em>Tüm bu önlemlere rağmen uçuş sonrası kulak ağrınız veya işitme kaybınız varsa, mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir. </em></p>
<pre>KAYNAK:http://www.deafnessresearch.org.uk </pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KOANAL ATREZİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 10:42:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[biberon emememe]]></category>
		<category><![CDATA[burundan kötü kokulu akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[koanal atrezi]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[meme emememe]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı burun tıkanıklığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1590</guid>
		<description><![CDATA[Koanal atrezi, burun arka deliklerinin yani genize açılan kapıların doğumsal olarak tek veya iki taraflı tıkalı olmasıdır. Çift taraflı koanal atrezi 5000-8000 doğumda 1 görülür, tek taraflı olanın sıklığı ise bunun 2 katıdır. Kız/erkek oranı 2/1&#8242;dir. Tipik bulguları bebeğin emzirme veya biberonla mama alma sırasında tıkanıp memeyi ya da biberonu bırakması, burun tıkanıklığı, burundan kötü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/koanal-atrezi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1592" title="koanal atrezi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/koanal-atrezi.jpg" alt="" width="176" height="176" /></a>Koanal atrezi, burun arka deliklerinin yani genize açılan kapıların doğumsal olarak tek veya iki taraflı tıkalı olmasıdır. Çift taraflı koanal atrezi 5000-8000 doğumda 1 görülür, tek taraflı olanın sıklığı ise bunun 2 katıdır. Kız/erkek oranı 2/1&#8242;dir. Tipik bulguları bebeğin emzirme veya biberonla mama alma sırasında tıkanıp memeyi ya da biberonu bırakması, burun tıkanıklığı, burundan kötü kokulu akıntıdır. Tanı, en basit haliyle, burun ön deliğinden incecik bir sondanın genize kadar sokulup boğaza uzanıp uzanmadığının kontrolü ile konur. Tanı bilgisayarlı tomografi ile doğrulanabilir, bu sayede atrezinin yapısı da (sadece zar şeklinde bir deri ile mi kaplı, yoksa kemik bir duvar mı var?) anlaşılabilir. Tedavisi, özellikle iki taraflı ise acilen burun arka deliklerinin cerrahi (günümüzde çoğunlukla endoskopik yoldan lazer) ile açılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-US">Tek taraflı atrezilerde, burun tıkanıklığı nefes durmasına yol açmıyor, çocuk diğer taraftan rahat nefes alıp uyuyabiliyor ve beslenebiliyorsa herhangi bir müdahale yapılmadan takip yolu seçilebilir. Tek yaratacağı sorun burun akıntısı ve ilerleyen yaşlarda sinüzit atakları olacaktır. Tek taraflı kötü kokulu burun akıntılarında yabancı cisim, sinüzit gibi tanıları ekarte etmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEM ANNE, HEM KADIN, HEM KULAK BURUN BOĞAZ UZMANI OLMAK</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 14:53:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bayan doktor]]></category>
		<category><![CDATA[bayan KBB doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklu doktor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın doktor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın KBB doktoru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1574</guid>
		<description><![CDATA[“Hemşireanııımmm” diye arkamdan seslenen hastaya dönüp kaç kere “Ben doktorum” dedim kimbilir şu 12 yıllık Kulak Burun Boğaz hekimliğim boyunca !!! Ya da “Neden kadın KBB uzmanı bu  kadar az?” diye başlayan sorulara makul yanıtlar bulmaya çalıştım. TUS (tıpta uzmanlık sınavı) gibi adil bir yöntem gelmeden önce, üniversitedeki tüm başarılı notlarına rağmen, bazı anlamsız önyargılardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Hemşireanııımmm” diye arkamdan seslenen hastaya dönüp kaç kere “Ben doktorum” dedim kimbilir şu 12 yıllık Kulak Burun Boğaz hekimliğim boyunca !!! Ya da “Neden kadın KBB uzmanı bu  kadar az?” diye başlayan sorulara makul yanıtlar bulmaya çalıştım.</p>
<p>TUS (tıpta uzmanlık sınavı) gibi adil bir yöntem gelmeden önce, üniversitedeki tüm başarılı notlarına rağmen, bazı anlamsız önyargılardan dolayı mülakat sonrası uzmanlık hakkı kazanamayan, elinin hamuruyla erkek işine soyunmaya kalkan pek çok kadının maalesef yitirdiği bu payeyi, TUS sayesinde bileğimin hakkıyla kazanarak girmiştim 1998’de KBB ihtisasına! </p>
<p>İhtisasa başladığım ilk gün bana verilen en önemli öğüt (!) ihtisasım süresince hamile kalmamam şeklindeydi. Çünkü her erkek egemen işkolunda olduğu gibi, oldukça zahmetli ve ağır bir cerrahi branş olan Kulak Burun Boğaz’da, hamileliğe bağlı ağırlaşan, koşturma ve angarya yapma kabiliyeti azalan bizler, “aman düşük tehdidi filan olur da rapor alır, işler bize kalır” tasası ve bebek doğduktan sonra da “yok bebek hastalanır da izin alır” kaygısı ve mızırtısı içindeki erkek meslektaşlarımızın bu tavrı karşısında, bebek doğduktan sonra günaşırı nöbetlere eklenen uykusuz gecelerin getirdiği yorgunluğa rağmen “hem iyi anne olurum, hem de iyi bir cerrah” inadıyla daha bir canla başla çalışır hale geliriz!</p>
<p>4,5 yıllık KBB ihtisasım boyunca hamile kalmadım çok şükür, uzmanlık sonrası tattığım bu güzel duygu ve annelik ise erkek meslektaşlarımın asla yaşayamayacakları pek çok deneyim kazandırdı bana. Çocuklarımın zaman zaman orta kulak iltihabı olması, bademciklerinin iltihaplanması, doktor olmanıza ve öğrendiğiniz her tedavi metodunu uygulamanıza rağmen bir türlü kesemediğiniz öksürükler veya düşüremediğiniz ateşler sayesinde, bir çocuğun ve ailenin bu dönemlerde yaşadıklarını birebir yaşamak ve zamanla bu gibi durumlarla baş edebilmeyi çocuklarınızda öğrenerek, hastanızın ailesine ufak ufak ipuçları verebilmek, doğal yöntemler önerebilmek (ki kefir benim için en özelidir!); muayene olmaya direnen çocuğunuzu nasıl ikna ediyorsanız, hastanızı da ikna edebilmek; hangi ilaçların tadının iğrenç olduğunu, hangi bulguların neyin habercisi olduğunu (anneler çocuklarının akşama ateşinin çıkacağını bir şekilde hisseder!) bilip aileyle öyle konuşabilmek ve daha niceleri…</p>
<p>Bu yazıyı yazmamda, “Kızım çok zor muayene olur ve ben de bir kadın KBB uzmanı muayene ederse belki korkmaz diye saatlerce interneti taradım,  ancak ne kadar az sayıda bayan KBB doktoru varmış, çok zorlandım” diyen bir hastamın sevgili annesi bana ilham kaynağı oldu. Sonra şöyle bir düşündüm, ne kadar da çok çocuk hastam varmış! Neredeyse her hafta birinin annesi ya da babası aradığında kalbim çarpar sanki kendi çocuklarım hastalanmışçasına, eyvah ateşi çok mu yüksek, lütfen yine orta kulak iltihabı olmasın, yoksa ameliyat etmek zorunda kalacağım düşünceleriyle açarım telefonu! Tedavisi tamamlandıktan sonra neşe içinde kontrole gelişi ve ailenin teşekkür edişi ya da hastamın mutlulukla bay bay deyişi en güzel geri dönüştür bana!</p>
<p>Duvarları “Şeni çok seviyoyum doktoy apla!” yazıları ve sevgiyle yapılmış onlarca resimle dolu odama girerken koşup bana sarılıp öpen ve muayene koltuğuna mızırdanmadan oturup ağzını kocaman açan minik hastalarıma ve Kulak Burun Boğaz hekimi olarak tarzımı ve duruşumu anne olduktan sonra tamamen değiştiren biricik yavrularıma binlerce teşekkürler&#8230;</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOĞAZDA KILÇIK KALMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/bogazda-kilcik-kalmasi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/bogazda-kilcik-kalmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 20:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte kılçık]]></category>
		<category><![CDATA[balık kılçığı]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda batma]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda kılçık kalması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1565</guid>
		<description><![CDATA[Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene edebilirim” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir yerlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/balık-kılçığı.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1571" title="balık kılçığı" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/balık-kılçığı.jpg" alt="" width="170" height="104" /></a>Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene <span style="color: #000000;">edebilirim</span>” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir yerlere saplanmış kalmış ve ucu görünüyor olmasını da dilersiniz içinizden. Yoksa…</p>
<p style="text-align: justify;">Balık kılçıkları üst solunum yolu ve yemek borusunun en sık görülen yabancı cisimleridir. Bazı balık türlerinin kılçıkları, yoğun kalsiyum içermesi nedeniyle kemiksi ve röntgen çekildiğinde görülebilir iken (buna radyoopak denir), maalesef özellikle ülkemiz denizlerindeki balıkların çoğu ufak kılçıklı ve röntgende görülemeyecek dansitededir (buna radyolüsent denir).</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçık çıkarılamadığında ya da bazı derin organlara doğru ilerlemiş olduğunda komplikasyonlarla karşılaşılır. Bu nadir (%1-3) görülen ama ciddi sonuçları olan komplikasyonlar boyun apsesi, mediastinit (akciğerler arasındaki boşluğun iltihabı) ve ana atardamar yırtığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçıklar en sıklıkla bademciklere, dil köküne, vallekula adı verilen dil kökü ile gırtlak arası boşluğa ve nadiren de yemek borusunun üst kısmına takılırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişi,  boğazda yabancı cisim ve batma hissi, gıcıklanmaya bağlı öksürme ve ağrıya bağlı yutma zorluğu ile karşımıza gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıntılı boğaz-yutak muayenesinde görülebilen kılçıklar, kişiyi uyutmaya gerek olmadan özel aletlerle alınabilmektedir. Ancak öğürme refleksi aşırı olan kişilerde, bu refleksi baskılamak amacıyla boğaza bazı spreyler sıkılarak işlem gerçekleştirilmeye çalışılmakta, bu şekilde ulaşılamıyorsa kısa süreli narkoz altında kılçığa müdahale etmek zorunda kalınabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçık boğaz-yutak bölgesinde değil ve kişide bahsedilen şikayetler mevcutsa, kılçık muhtemelen yemek borusunun üst kısmında yerleşmiş olabilir. Bu durumda, röntgen çekip kılçık görülmeye çalışılabilir. Ancak radyolüsen kılçıkları ancak bilgisayarlı tomografi gösterebilmektedir. Diğer bir yöntem, endoskopi ile yemek borusunun muayenesi ve kılçığın çıkarılmasıdır ki, kişinin boğazı uyuşturularak ve sedasyon altında (yani tam narkoz vermeden) yapılabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/bogazda-kilcik-kalmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK DELDİRME VE KÜPE TAKMA ÜZERİNE TIBBİ UYARILAR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 15:51:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aids]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[keloid]]></category>
		<category><![CDATA[kulak absesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirdikten sonra]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirdikten sonra bakım]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirmek]]></category>
		<category><![CDATA[kulak delme tabancası]]></category>
		<category><![CDATA[küpe]]></category>
		<category><![CDATA[küpe deliği iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[küpe tabancası]]></category>
		<category><![CDATA[metal küpe allerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[nikel allerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[steril kulak deldirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=19</guid>
		<description><![CDATA[  Siz de işe gitmeden önce veya arkadaşlarınızla buluşmaya giderken kıyafet seçimine olduğu kadar takı kutusundan küpe seçmekle vakit harcayanlardan mısınız? Ufacık bir kızken annenizi taklit etmek için klipsli küpelerini gizlice alıp takmadınız mı? Peki ya genç kızlığa geçiş döneminizde kulaklarınızı deldirme hevesiyle coşup taşmadınız mı? İşte bu yazımda bayanların olduğu kadar son yıllarda erkeklerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="pierc_06.jpg" rel="attachment wp-att-79" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=79"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Siz de işe gitmeden önce veya arkadaşlarınızla buluşmaya giderken kıyafet seçimine olduğu kadar takı kutusundan küpe seçmekle vakit harcayanlardan mısınız? Ufacık bir kızken annenizi taklit etmek için klipsli küpelerini gizlice alıp takmadınız mı? Peki ya genç kızlığa geçiş döneminizde kulaklarınızı deldirme hevesiyle coşup taşmadınız mı?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/02/küpe.jpg"><img class="size-medium wp-image-1117  aligncenter" title="küpe" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/02/küpe-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">İşte bu yazımda bayanların olduğu kadar son yıllarda erkeklerin de rağbet ettiği kulak deldirme ve küpe takma konusuna tıbbi açıdan değinmek istiyorum. </span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Liseye başladığım dönemlerde küpe takma merakıma yenilip kendimi bir kuyumcuda tabanca ile kulaklarımı deldirirken bulmuştum. O zamanlar aslında ne kadar büyük riskleri göze aldığımı ve bu masum hevesin başıma neler açabileceği hakkında en ufak bilgim bile olmadığını şimdi farkediyorum. Kulak deldirmenin özel teknikleri ve hjyen açısından dikkat edilmesi gereken bazı kuralları mevcuttur. Bazı kişilerin kulaklarını deldirmesi sakıncalıdır; bunlar yara yeri enfeksiyonuna yakalanma riski yüksek olan şeker hastaları, pıhtılaşma mekanizması bozuk olan özel bazı kan hastalıkları olanlar, yara iyileşmesi sırasında dokunun aşırı reaksiyonu sonucu sert, kabarık ve kötü görünümlü yara izi anlamındaki “keloid” dokusu oluşturma ihtimali olanlar ( bunu anlamak için aşı yerlerinizde bu tür kabarıklıklar olup olmadığına bakmanızı tavsiye ederim), deldirme işlemi sırasında strese bağlı atak geçirebilecek epilepsi hastaları, deldirme bölgesinde mantar vb. cilt hastalığı olanlar şeklinde sıralanabilir. Ayrıca kulak deldirme işlemi sırasında hjyen kurallarına dikkat edilmediği takdirde kulak memesi veya kepçesinde şiddetli iltihap, abse, hatta kulak kıkırdağında erime ve ileride buna bağlı deformiteler, kan yoluyla hepatit-B ve AİDS gibi hastalıkların bulaşması vb. risklere maruz kalınabilir. Bunun dışında nikel vb. metallere allerjisi olanlarda, deldirme işlemi sırasında kullanılacak tabanca, iğne veya küpelerin allerjen madde içermemesine dikkat edilmesi gerekir. </span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulak nasıl delinmeli?</span></p>
<p><span style="color: #339966;"> </span><span lang="TR">Kulak deldirme işlemi için kuyumcu, dövme dükkanları vb. nonhjyenik yerlerden çok hjyenik şartların kullanıldığından emin olduğunuz ve bu işlemi yapan sağlık kurumlarını tercih etmelisiniz. İşlemi gerçekleştirecek olan kişi steril eldiven giymeli, delik açılacak olan bölge sterilize edici özel solüsyonlarla temizlenmeli, delme işleminde kullanılacak olan küpe steril olarak özel tabancaya yerleştirilmeli ve kulak bu şekilde delinmelidir. Delmek için kulağın kıkırdaksız olan meme kısmı tercih edilmeli, enfeksiyona açık olan, daha az kanlanan ve kıkırdak içeren kulağın diğer kısımları pek seçilmemelidir. Sizler de bu nedenle kulak memesi dışındaki bölgelerin delinmesi için ısrarcı olmamalısınız. Delmede kullanılacak olan küpe sallantısız, en az allerjik olan titanyum veya 14 ayar altın alaşımlı olmalıdır. Çok sıkı ve ufak küpe klipsleri seçilmemelidir. </span></p>
<p><span lang="TR"> </span><span lang="TR"><span style="text-decoration: underline;">Pek çok KBB uzmanı, tabanca yöntemi yerine cerrahi olarak küpe deliği açma tekniğini tercih etmektedir.  Diğer teknikten daha steril,  daha az ağrılı ve daha güvenli bir yöntemdir. </span></span></p>
<p><span lang="TR">Deldirme işlemi sonrasında herhangi bir problem olmadıkça (enfeksiyon, allerji vb.) iyileşme periyodu olan 6 hafta boyunca küpeyi çıkarmamalısınız. Ayrıca halka açık telefon ahizelerini kulağınıza tutmamalı, yastık kılıfınızı düzenli değiştirmeli, küpenizi ellerinizi yıkamadan ellememelisiniz. </span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulağınızı deldirdikten sonra nasıl bakım yapmalısınız?</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Günde 2 kez eller sabunlandıktan sonra küpeyi çıkarmadan küpe delik içinde 3 kez döndürülmeli, deliğin ön ve arka tarafı ucu kolonya emdirilmiş papiks ile silinmelidir (bu işlem için antiseptik bir solüsyon kullanılacaksa fazla tahrişi önlemek için steril su ile seyreltilmelidir).</span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulak deldirme işlemi sonrasında ne gibi sorunlarla karşılaşabiliriz?</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR"> Kulak deldirenlerin yaklaşık %30’unda takip eden birkaç gün ya da hafta içinde bazı minör komplikasyonların olduğu belirtilmektedir.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Bunlardan en sık görüleni yara yerinin enfeksiyonudur. Delik etrafında kızarıklık, sıcaklık, hassasiyet, ağrı, bazen pü dediğimiz kötü kokulu sarı-yeşil bir akıntı olması akla enfeksiyonu getirmelidir. Bu durumda iltihap ilerlemeden mutlaka bir uzmana başvurmanız gerekmektedir. Aksi takdirde tüm kulak kepçesini kaplayabilen ve kıkırdakta erimeye yol açan, ağrılı, ateşe ve vücutta kırıklığa yol açan şiddetli bir enfeksiyon (bakteriyel perikondrit) gelişebilir. Bizler ne yapıyoruz? Küpeyi çıkartıp kabuk ve akıntıları temizliyoruz, pü varsa kültür alıp ilaç tedavisini ona göre düzenliyoruz, yara yerini özel antiseptikli solüsyonlarla temizleyip ardından delik ön ve arka tarafı ile küpe klipsine antibiyotikli krem sürüp küpeyi tekrar yerine takıyoruz. Temizleme işlemini hastaya öğretip günde 3 kez yapmasını sağlıyoruz. </span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Diğer bir komplikasyon metal (özellikle de nikel) allerjisidir. Her ne kadar deldirme işlemi altın küpe ile gerçekleştirilmekteyse de, bazı allerjik kişilerde kullanılan tabancanın nikel kaplaması bile reaksiyon yapabilmektedir. Yurtdışında gündelik kullanılacak küpelerin nikel içerip içermediğini gösteren bazı özel kitler üretilmiştir. Dimethyl glyoxine ve Amonyum hidroksit içeren bu solüsyonlar küpeye sürüldüğünde metalin pembe renk alması nikel içerdiğinin göstergesidir. Allerjik kişilerde yara iyileşmesinin gerçek anlamda tamamlanacağı 6. aya kadar nikel içeren küpeler takmaması önerilmektedir. Eğer bunları dikkate almamış ve taktığınız küpe deliğinin etrafı  kızarık, kaşıntılı ve sulanıyor ise allerji ortaya çıkmış demektir. Bu durumda hemen küpeyi çıkarmalı ve bir uzmana başvurmalısınız.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Bir başka komplikasyon küpe arkası klipsinin deri altına kaçmasıdır. Bunun nedeni klipsin küçük seçilmesi veya tahriş sonucu arka deliğin büyümesidir. Bu durumda küpeyi kesinlikle çıkarmaya çalışmayınız ve bir uzmana başvurunuz.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Delik iyileştikten sonra (ortalama 6. haftadan sonra) hjyen kurallarına dikkat etmeye devam etmelisiniz. Küpelerinizi takmadan önce alkol veya kolonya ile silmeli, küpeyi ellerinizi yıkadıktan sonra takmalı, gece yatarken deliğin havalanması için küpelerinizi çıkarmalısınız.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Sıklıkla erken dönemde, bazen de geç dönemde başınıza gelebilecek bir başka komplikasyon, özellikle büyük sallantılı küpe kullananlarda, küpenin yanlışlıkla bir yere (kıyafet vb.) takılması veya ani çekilmesi sonucu kulak memesinin yırtılmasıdır. Bunu önlemek için spor yaparken, ufak çocuklarla oynarken, dans ederken veya saçlarınızı yıkarken/yıkatırken küpelerinizi çıkarmalısınız. Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığınızda  kanayan yeri temiz bir parça kuru pamuk veya steril tampon ile 5-10 dakika süreyle tutup, elinizi hiç kaldırmadan iki tarafından parmaklarınızla sıkıştırıp baskı uygulamalı ve en kısa sürede bir uzmana başvurmalısınız.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: center;"><span lang="TR"><img class="size-full wp-image-1126 aligncenter" title="keloid kulak" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/02/keloid-kulak.jpg" alt="" width="111" height="153" /></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: center;"><span lang="TR"> </span> </p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: left;"><span lang="TR">Geç dönem görülen bir diğer komplikasyon <a href="http://serhattotan.com/?p=35" target="_blank">keloid</a> (ayrıntılı bilgi için keloid kelimesini tıklayınız!)  dediğimiz kötü ve kabarık yara iyileşmesidir. Tedavisi yine uzmanlar tarafından gerçekleştirilmelidir.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: left;"><span lang="TR">Küpe deliğinde genişleme ve tedavisi hakkında ayrıntılı bilgiler edinmek için<a title="GENİŞLEMİŞ KÜPE DELİĞİ" href="http://serhattotan.com/?p=801" target="_blank"> lütfen tıklayınız</a>!</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Güzelleşmek uğruna ne gibi riskleri göze aldığımıza bir bakın! Aman dikkat, basit bir küpe takma olayını kabusa çevirmeyin! Hele hele hepatit-B ve AIDS’e yakalanma ihitmallerini düşünürseniz! Siz siz olun, bu uyarıları dikkate alın ve o muhteşem desen ve şekillerdeki küpeleri gönül rahatlığıyla takın.</span></p>
<p><!-- // < ![CDATA[ // < ![CDATA[ // < ![CDATA[ // < ![CDATA[             var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\' type=\\\\\'text/javascript\\\\\'%3E%3C/script%3E")); // -->* Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[<SPAN style="COLOR: #ff0000" mce_style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan'a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
            var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// </SPAN>
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK TAŞI NEDİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 10:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[ağızdan pütür pütür birşeyler gelmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik taşı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz nokta]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz zar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1512</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz ceviz gibi hafif girintili çıkıntılı, nispeten basık küre gibi bademciklerle başlarız hayata ve yaşımız büyüdükçe, karşılaşılan enfeksiyon ajanlarıyla savaşa savaşa 4 yaşından sonra artık bademcikler aktif bağışıklık sağlayıcı görevlerini kemik iliğine terk ederler. &#8220;Kullanılmayan organların atrofiye gitmesi&#8221; felsefesine dayanarak, yıllar içinde bademcikler &#8220;badem&#8221; formundan &#8220;bademcikçik&#8221; formuna doğru yavaş yavaş küçülmeye başlarlar. Bu süreçte, girintiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1516" title="bademcik taşı" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/bademcik-taşı-271x300.jpg" alt="" width="271" height="300" />Hepimiz ceviz gibi hafif girintili çıkıntılı, nispeten basık küre gibi bademciklerle başlarız hayata ve yaşımız büyüdükçe, karşılaşılan enfeksiyon ajanlarıyla savaşa savaşa 4 yaşından sonra artık bademcikler aktif bağışıklık sağlayıcı görevlerini kemik iliğine terk ederler. &#8220;Kullanılmayan organların atrofiye gitmesi&#8221; felsefesine dayanarak, yıllar içinde bademcikler &#8220;badem&#8221; formundan &#8220;bademcikçik&#8221; formuna doğru yavaş yavaş küçülmeye başlarlar. Bu süreçte, girintiler artar ve eriyen bademcik dokularının yerlerinde küçük cepçikler oluşur. İşte bu cepçiklerin içine giren yiyecek artıklarına ağız içinde normalde var olan mikroplar yerleşir ve vahaya düşmüşcesine o bölgeden beslenmeye başlarlar. Bunun sonucunda açığa çıkan maddeler sayesinde de kişide ağır bir ağız kokusu olur. Bazen kişi ağzını çalkalarken, bu materyaller (ki biz bunlara <span style="color: #ff0000;">magma</span> deriz!) lavaboya tükürülür, görüntüsü sanki ufalanmış peynir parçaları şeklinde, gri-beyaz renktedir ve kokusu da bozulmuş yumurtaya benzer.</p>
<p>Kişilerin ağız kokusunu gidermek için yapmadığı şey kalmaz (ağız kokusu hakkında daha ayrıntılı bilgi için <a title="AĞIZ KOKUSU" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/" target="_blank">lütfen tıklayınız!) </a>Reflüm mü var acaba deyip Dahiliye ve Gastroenteroloji Hekimlerine başvurulur, dişlerim mi çürük diye Diş Hekimi&#8217;ne gidilir. Bir sonuca ulaşılamadığında sinüzit mi acaba düşüncesiyle bir de KBB doktoru görsün denilmesi üzerine hasta bize kadar ulaşır. Yapılan muayene sonrasında bademcik girintileri içinden çıkardığınız magmaları hastaya koklattığınızda &#8220;Iyyk! İşte bu o koku!&#8221; dediklerinde artık tanı bellidir, halk arasındaki adıyla bademcik taşı!</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bademcikteki bu birikintilerden nasıl kurtulunabilir?</span></p>
<ol>
<li>Kişi düzenli ağız bakımı yapmalıdır. Yani diş fırçalama sonrasında hazır preparatlarla ya da evde kendisinin hazırlayacağı tuzlu gargarayla (Kaynatılıp soğutulmuş 1 litre suya 1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı karbonat koyarak) güzelce boğazının arka tarafını günde 2-3 kez gargara yaparak yıkamalıdır. Bu sayede fazla derin olmayan ceplerde yerleşmiş olan materyalleri atabilir.</li>
<li>Bazı hastalarım diş fırçalarının arka tarafıyla ya da uzun pamuklu çubuklarla bu materyalleri alabildiklerini ifade etmektedirler (öğürmeden nasıl becerebildikleri hakkında hiçbir fikrim yok!!!). Böyle bir şeyi denemek isterseniz, lütfen bademciklerinizi kanatmamaya dikkat ediniz!!!</li>
<li>Ayda 1 kez ya da koku belirginleştiğinde KBB doktorunuza başvurup ceplerdeki materyalleri kendisine temizlettirebilirsiniz. (Diş Hekimlerinin yaptığı diş taşı temizliği gibi!)</li>
<li>Cepleri çok derin olan, bademciğin ulaşılamayan yerlerinde magma biriken ya da aşırı oral refleks nedeniyle gargara yapamayan, bademcikleri temizlenemeyen hastalarda son çare &#8220;Bademcik ameliyatı&#8221;dır (ayrıntılı bilgi için <a title="BADEMCİK AMELİYATI" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/" target="_blank">lütfen tıklayınız</a>!).</li>
</ol>
<p> <span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAHU NEDİR BU VUVUZELA????</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 10:48:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[futbol maçı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı pamukla tıkamak]]></category>
		<category><![CDATA[kulak koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[vuvuzela]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1506</guid>
		<description><![CDATA[  Güney Afrika&#8217;da düzenlenen Dünya Kupası&#8217;nda, borazana benzeyen, fil sesini taklit ettiği söylenen ve rahatsızlık verici bir ses çıkarması nedeniyle sporseverlerin büyük bölümünün &#8220;kabusu&#8221; haline gelen yerel çalgı vuvuzelanın aslında ne kadar tehlikeli bir alet olduğunu biliyor muydunuz? Fısıltı sesi 30 desibel, günlük konuşma sesi 60 desibel, çim biçme makinasının ses şiddeti 90 desibel, elektrikli testerenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1508" title="vuvuzela" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/vuvuzela-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" /> </p>
<p>Güney Afrika&#8217;da düzenlenen Dünya Kupası&#8217;nda, borazana benzeyen, fil sesini taklit ettiği söylenen ve rahatsızlık verici bir ses çıkarması nedeniyle sporseverlerin büyük bölümünün &#8220;kabusu&#8221; haline gelen yerel çalgı vuvuzelanın aslında ne kadar tehlikeli bir alet olduğunu biliyor muydunuz? Fısıltı sesi 30 desibel, günlük konuşma sesi 60 desibel, çim biçme makinasının ses şiddeti 90 desibel, elektrikli testerenin 100 desibel iken,<strong> bu garip aletin sesi 127 desibel ile jet motoru gürültüsüne yaklaşmaktadır. </strong></p>
<p>Bu tarz yüksek şiddetli seslere yeterince uzun süre maruz kalmak işitmeyi bozabilir. İşitmeyi sağlayan iç kulaktaki hassas hücrelerin yapısında bozulmalar ortaya çıkmakta ve bu da “Sinirsel tip işitme kaybı”na (nörosensoriyel tip işitme kaybı) yol açmaktadır.  Canlılığını kaybetmiş hücrelerin kendini yenileme şansı, aklınıza gelebilecek her tür tedavi yapılsa bile, maalesef yoktur ve bu tür işitme kayıpları kalıcı olmaktadır. Devamlı olarak 85 dB ve üstü şiddette sese maruz kalmak bu nedenden dolayı tehlikelidir.</p>
<p>Çim biçme makinesi sesine korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 8 saat, elektrikli testere sesine korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 2 saat olması gerekirken, vuvuzelanınki gibi yüksek ses şiddetine maruz kalma süresi 10 dakikayı geçmemelidir. Düşünün bir de maç izliyorsunuz ve kulağınızın dibinde 1 saatten fazla devamlı öten bu ses!!!</p>
<p>Sadece vuvuzela mı, futbol fanlarının maç izlerken coşmada kullandıkları diğer ses çıkaran zımbırtılar daha az mı masum dersiniz? Yapılan bilimsel bir çalışmaya göre:</p>
<p>Havalı düdük 123.6 dB (desibel)</p>
<p>Samba davulu 122.2 dB</p>
<p>Hakem düdüğü 121.8 dB</p>
<p>2 futbol fanı birlikte şarkı söylerken 121.6 dB</p>
<p>İnek çanı 114.9 dB</p>
<p>Tahta çıngırak 108.2 dB</p>
<p>Şişebilen futbol fan değnekleri 99.1 dB ses çıkarmaktadır.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı? </strong> </p>
<p>İlle de maçı yerinde izlerim diyorsanız, ya yukarıda saydığımız aletlerin çalındığı tribünlerde 15 dakikadan fazla oturmayınız (ki bunu tercih edeceğinize evde maç izleyin daha iyi!) ya da iyi bir kulak koruyucusu kullanınız. Çünkü 85 dB civarı gürültüye devamlı maruz kalmanın giderek artan bir işitme kaybına neden olduğu bilinmekte, bundan daha yüksek şiddetteki seslerde ise işitme kaybının ilerleme hızı artmaktadır. Korunmayan bir kulakta ortalama gürültü seviyesinin her 5 dB üstündeki seste izin verilen maruziyet süresi yarı süreye inmelidir. Örneğin 90 dB sese 8 saat, 95 dB sese 4 saat, 100 dB ses ise 2 saatten fazla maruz kalınmaması gerekir. Yine korunmayan bir kulakta müsaade edilen maksimum ses şiddeti 115 dB ve 15 dakikayı geçmeyecek şekildedir. 140 dB ve üstündeki herhangi bir sese korunmasız maruz kalınmaması gerekir.  </p>
<p><strong>Kulak koruyucu nedir ? </strong></p>
<p>Kulak koruyucular, kulak zarına ulaşan sesin şiddetini azaltmaya yarar. 2 tiptir: Kulak tıpası ve kulaklık. Kulak tıpaları dış kulak yoluna tam oturmalı, yıpranmış olmamalı, gerekirse dış kulak yolu kalıbı alınarak kişiye özel olarak yapılmalıdır. Kulaklık ise kulak kepçesini tam olarak saran ve ayarlanabilir bir baş bandıyla yerinde tutulan bir alettir.</p>
<p>Uygun yerleştirilmiş bir kulak tıpası ya da kulaklık ses şiddetini 15-30 dB kadar azaltmaktadır. Düşük frekanslı sesler için tıpalar, yüksek frekanslı sesler için ise kulaklıklar seçilmelidir. 105 dB’i geçen  gürültülerde kombine kullanımı önerilir.</p>
<p><strong>Kulak girişini sadece pamukla tıkamak asla yetmez,</strong> çünkü pamuk topları ya da kağıt mendil parçası tıkaçları en zayıf tıkaç türleridir ve gürültüyü ortalama 7 dB azaltabilirler.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KBB&#8217;DE ŞEHİR EFSANELERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/kbbde-sehir-efsaneleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/kbbde-sehir-efsaneleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 10:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[doğru bilinen yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[dondurma]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[klimaların zararı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizletme]]></category>
		<category><![CDATA[pamuklu çubuk]]></category>
		<category><![CDATA[şehir efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık farenjit olma]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk su içme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1171</guid>
		<description><![CDATA[  EFSANE: Soğuk su içersen/dondurma yersen farenjit olursun!&#8230;Klimanın önünde durursan/cereyanda kalırsan hasta olursun!&#8230; DOĞRUSU: Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla ispatlanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında gerekli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR"> <img class="alignright size-medium wp-image-1176" title="efsane5" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/efsane5-285x300.jpg" alt="" width="171" height="180" /></p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span><em> Soğuk su içersen/dondurma yersen farenjit olursun!&#8230;Klimanın önünde durursan/cereyanda kalırsan hasta olursun!&#8230;</em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla ispatlanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında gerekli bakımları ve temizliği yapılmadığında, bu yolla bulaşan bazı hastalıklar için mikrop yuvası olabilecekleri de akıldan çıkmamalıdır.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Burun kanarsa beyin kanamaz!..</em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Halk arasındaki inanışa göre, tansiyonu yükselen birinin burnu kanadığında, burun beynin subapıymış gibi, &#8220;Kan burundan aktı, artık beynin kanamaz&#8221; derler. Halbuki böyle bir durumda, burun kanaması bir nevi vücudun kişiyi uyarışıdır: &#8220;Aman dikkat et, tansiyonun çok yükseliyor, beynin kanayabilir, önlem al!&#8221; diye.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Burun kanadığında burnunun ucunu sıkıp başını geriye atman gerekir.<img class="alignleft size-full wp-image-1178" title="efsane6" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/efsane6.jpg" alt="" width="135" height="90" /></em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Burun kanaması, uçtaki damarlardan değil de özellikle yoğun kanamaya yol açan arkadaki geniş damarlardan geliyorsa, bu hareket kanamayı durdurmaz, hatta genize doğru akan bol miktardaki kanın soluk yoluna kaçmasına neden olur. Bu nedenle mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 3 dakika boyunca hiç parmakları gevşetmeden boylu boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, başını öne eğmeli, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li>
<div lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Kulak bir kez temizlendi mi, alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir.</em></div>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Normalde kulak kiri denen kulak salgısı, kulak zarı yakınındaki salgı bezleri tarafından yapılıp dış kulak yolu derisinde yer alan kıllar tarafından içeriden dışarıya doğru taşınarak vücut dışına atılır. Bu salgı, dış kulak yolunu kaplayıp hem bariyer etkisi ile, hem de hafif asidik olması nedeniyle, dıştan orta ve iç kulağa gidebilecek enfeksiyon ajanlarını, kir vb. yabancı materyalleri girişte tutmaya yarar.</p>
<p lang="tr-TR">Ancak dış kulak yolu doğuştan dar olan ya da geçirilen kaza/ameliyat vb. nedeniyle daralan, kulak salgısını yoğun üreten yağlı tip cilde sahip olan, egzema vb. nedeniyle dış kulak yoluna kepekler dökülmesine bağlı kulak kiri ağırlaşan ve nitelik değiştiren kişilerde bu işlem yavaşlar. Q-tips vb. cisimlerle kulak temizleme alışkanlığı olanlarda ise bu mekanizma bozulup kiri dışarı yönlendiremez ve tıkaç oluşumuna yol açar.</p>
<p>Sık sık kulak temizletenlere sorulsa, mutlaka hepsi Q-tips vb. kullanan ve tıkaç oluşumuna kendileri yol açan kişilerdir. <strong>Yani kulak temizletmek bir alışkanlığa yol açmaz, tam tersi yanlış bir alışkanlık sık kulak temizletme ihtiyacını doğurur!</strong><em> </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Bademcik ameliyatı sonrası sık sık farenjit olunur.<img class="alignright size-full wp-image-1181" title="efsane3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/efsane3.jpg" alt="" width="182" height="180" /></em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU: </span>Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı yapılan bilimsel yayınlarla da ispatlanmış şekilde aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span><strong> </strong><em>Bademcikler alındıktan sonra, bademciklerin süzgeç görevi ortadan kalkar ve mikroplar kolaylıkla boğazdan akciğerlere iner.</em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> 2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde azalma olmaz. Yani bademcikler bir &#8220;süzgeç&#8221; değildir.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Ağız kokusunu gidermek için naneli sakız çiğnemek gerekir.</em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Mentollü ve naneli sakızlar hem reflü dediğimiz mideden yukarı doğru asit kaçağını tetikleyerek, hem de tam tersine tükrük salgısı miktarını azaltarak ağız kuruluğuna yol açarak ağız kokusunu arttırabilmektedir. Bunların yerine tükrük salgısını arttırmak için şekersiz sakız çiğneyebilirsiniz.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span>  <em>6 <span style="color: #000000;">yaşından</span> önce genizeti ameliyatı yapılmaz.</em></li>
</ul>
<div><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/05/tonsils.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-592" title="tonsils" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/05/tonsils-128x150.jpg" alt="" width="128" height="150" /></a></span></span></span></span></span></span><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Genizeti ameliyatı, 10 kilonun üstünde ve sağlıklı olmak kaydıyla her yaş grubunda -gerekli ise- yapılabilen bir ameliyattır. Son yıllarda uyku apnesi adı verilen uykuda nefes durması olan ileri derecede büyük genizeti-bademciği olan çocuklarda, yaş için bir alt sınır konulmamaktadır, çünkü uykuda nefes durması ve oksijensiz kalmanın geri dönüşümsüz pek çok riskleri vardır ve neden olan bu faktörler en erken zamanda ortadan kaldırılmalıdır.<span style="color: #ff0000;"> </span><span style="color: #ff0000;"> </span></div>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span>  <em>Her büyük genizeti ameliyat edilmelidir.  </em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU: </span>Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti, boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. O nedenle yılda 4 kezden fazla orta kulak iltihabı yapmadıkça, tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonuna ve uyku apnesine yol açmadıkça her büyük genizeti alınmaz, doğal süreci boyunca takip edilir.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE: </span> <em>Acı kavun burna sıkılınca sinüsler boşalır, sinüzit geçer.</em> <em>  <img class="alignright size-thumbnail wp-image-1286" title="acı kavun" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/acı-kavun-150x150.jpg" alt="" width="120" height="120" /></em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> <span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"> </span></span>Acı kavun (acı dülek), özellikle ülkemizde sinüzit hastalarının çok fazla kullandıkları bir maddedir.  Hastalar bu bitkinin suyunu burunlarına sıktıklarında başlangıçta burun salgıları artmakta ve sinüs içindeki iltihap boşalmaktadır, bu bitkinin bu etkisi yadsınamaz. Ancak oldukça alerjik olan bu bitkinin burun mukozasında yaptığı harabiyete bağlı geri dönüşsüz zararları görülmüştür.  (müzmin sinüzit, burun tıkanıklığında artış, burun içinde ya da sinüs ağzında yapışıklıklar vb.)</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/kbbde-sehir-efsaneleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA YAZ AYLARINDA SIK GÖRÜLEN KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 10:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[burun kırığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda en sık görülen kbb hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mantarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1150</guid>
		<description><![CDATA[2009 kışı &#8220;domuz gribi&#8221; paniğiyle başladı, soğuk ve kar yağışı uzadıkça; bronşitler, orta kulak iltihapları, sinüzitler etrafı sardıkça hepimizin kafasında &#8220;ah bir yaz gelse de hastalıklardan kurtulsak&#8221; fikri dolaşmaya başladı. Ailecek üst solunum yolu enfeksiyonlarının son kırıntılarını yaşadığımız ve &#8220;yaz tatiline ne kaldı ki!&#8221; dediğimiz şu dönemlerde hastalıklar gerçekten bitiyor mu dersiniz??? Hemen sevinmeyin derim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">2009 kışı &#8220;domuz gribi&#8221; paniğiyle başladı, soğuk ve kar yağışı uzadıkça; bronşitler, orta kulak iltihapları, sinüzitler etrafı sardıkça hepimizin kafasında &#8220;ah bir yaz gelse de hastalıklardan kurtulsak&#8221; fikri dolaşmaya başladı. Ailecek üst solunum yolu enfeksiyonlarının son kırıntılarını yaşadığımız ve &#8220;yaz tatiline ne kaldı ki!&#8221; dediğimiz şu dönemlerde hastalıklar gerçekten bitiyor mu dersiniz??? Hemen sevinmeyin derim, maalesef sizi ve çocuklarınızı yaz aylarında bile bekleyen pek çok hastalık bulunmakta! Bu yazıda çoğunlukla yazın karşılaşabileceğiniz &#8220;Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları&#8221;nı ve yazın çocuklarımızı &#8220;aman dikkat et&#8221; diye defalarca uyarmamıza rağmen hepimizin başına gelebilen düşme ve çarpmaya bağlı &#8220;Burun-Yüz Travmaları&#8221;nı okuyacaksınız.</p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">YAZ VE KULAK HASTALIKLARI:</span></strong></p>
<p>Yazın en sık görülen kulak hastalıkları <span style="text-decoration: underline;">dış kulak yolu iltihabı (YÜZÜCÜ KULAĞI) ve mantar enfeksiyonu (OTOMİKOZ)&#8217;</span>dur. Öncelikle dış kulak yolu hakkında biraz bilgi verelim.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu, kısmen kıkırdak ve kısmen kemikten oluşur, üzeri deri ile örtülüdür. Bu deri vücudun dış yüzünü örten derinin devamıdır. Normalde dış kulak yolu iyi korunaklıdır ve kendi kendini temizleme özelliği vardır. Dış kulak yolundaki salgı bezlerinin ürettiği salgılar ve deri döküntülerinden oluşan kulak kiri (ki aslında kir adı verilerek yanlış bir tanımlama yapılmıştır!) pH 4-5 civarında yani hafif asidik düzeydedir, dış kulak yolunu kaplayarak mikropların istilasını önlemektedir. Ancak bu asiditeyi değiştiren faktörler (banyo, deniz veya havuz sonrası kulağın ıslak kalması, pamuklu çubukla kurcalama sonrası kulak kirinin temizlenip koruyucu bariyerin ortadan kaldırılması, yine temizleme veya kaşıma amaçlı dış kulak yoluna sokulan yabancı cisimlerin yaptığı travmaya bağlı deride zedelenme, kulak kirinin itilip birikmesi ve suyla şişmesi sonucu mikropların yerleşimi için zemin oluşturması vb.) patojen bakterilerin ve mantarların üremesine ve dış kulak yolu iltihabına yol açar.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabına &#8220;yüzücü kulağı&#8221; adı verilmesinin nedeni ise bu iltihabın dış kulak yolu devamlı nemli kalan yüzücülerde çok sık görülmesidir. Hjyen şartları iyi olmayan havuz ve denizlerde yüzenlerde bu tür enfeksiyonlara, özellikle de mantara yakalanma riski artmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabı geliştiğinde hastanın en temel şikayeti şiddetli kulak ağrısıdır. Kulağa veya kulak önündeki çıkıntıya dokunmakla, kulak memesini aşağı doğru çekmekle, yemek yeme sırasında çene hareketleriyle ağrı artar. Bunun yanı sıra dış kulak yolunun şişmesine bağlı kulakta tıkanma, enfeksiyon şiddetine göre akıntı, bazen şiddetli enfeksiyonlarda kulak kepçesinde kızarıklık ve şişme görülebilmektedir. Tedavisi, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilip ek olarak antibiyotik verilerek enfeksiyonun geriletilmesi ve sonrasında kulağın kuru tutulması şeklindedir.</p>
<p lang="tr-TR">Otomikoz, yani mantar enfeksiyonun ilk bulguları ise kulakta siyah, gri, mavimsi-yeşil, sarı veya beyaz renkte akıntı ile şiddetli kaşıntıdır. Tedavisi ise yine bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya mantara karşı damlalarla enfeksiyonun önüne geçilmesi şeklindedir. Önemli olan mantar enfeksiyonun tekrarlamaması için sonrasında en az 1 ay kulağa su kaçırılmaması ve kulağın kurcalanmamasıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım? </span></span></p>
<p lang="tr-TR">Bu tür bir enfeksiyondan korunmak için banyo, deniz veya havuz sonrası kulağınızı pamuklu çubukla temizlemek yerine işaret parmağınıza doladığınız bir pamuk parçasını dış kulak yolunun girişine yerleştirip başınızı o kulağınız altta kalacak şekilde yana yatırıp hafifçe çalkalama hareketi yaparak içeri kaçan suyun dışarı çıkmasını sağlayabilirsiniz.</p>
<p lang="tr-TR">Yine kulağa kaçan su çıkmadıysa ve suyun hjyeninden emin değilseniz veya kulakta kaşıntı başladıysa, 4-5 damla elma sirkesini, yine 4-5 damla kaynatılıp soğutulmuş musluk suyu ile karıştırıp o kulağa damlatınız, 1-2 dakika o kulak yukarıda olacak şekilde yatıp sonra kulak girişine pamuk koyup o kulak altta kalacak şekilde hafifçe başınızı aşağıya sarkıtarak 1-2 dakika yatınız.</p>
<p lang="tr-TR">Hjyen şartlarından emin olmadığınız deniz ve havuzlara girmeyiniz, şüpheniz varsa kulaklarınızı özel tıpalarla tıkayarak giriniz ve başınızı mümkün olduğunca suya sokmayınız. Kullandığınız tıpaları kolonya ile iyice silip kuruttuktan sonra özel kılıfına yerleştiriniz, ıslak veya kirli tıpayı tekrar kulağınıza sokarsanız mantar enfeksiyonunu siz davet etmiş olursunuz.</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">YAZ VE BURUN HASTALIKLARI:</span></strong></p>
<p>Yazın çocuklarda en sık görülen burun hastalığı &#8220;burun kanaması&#8221;dır. </p>
<p lang="tr-TR">Burun bol damarlı ve travmaya açık bir yapıdır. Hele hele burun girişinden 1 cm mesafedeki damardan yoğun &#8220;Little alanı&#8221;, çocuklarda oldukça narin damarlar içermekte ve küçük parmakların yaptığı &#8220;sondaj!?&#8221; sırasında tırnak darbesiyle ya da minicik bir çarpma ile kolayca kanayabilmektedir.</p>
<p lang="tr-TR">Burun kanaması olduğunda ilk yapılması gereken çocuğu panik edip ağlatmamaktır, çünkü bu kanamanın artmasına yol açar. Böyle bir durumda hemen kanayan taraftaki burun içine suyla hafif ıslatılmış/yağlı bir kremle yağlandırılmış veya ideali dekonjestan (xylometazoline içeren) burun spreyi sıkılmış serçe parmak büyüklüğünde bir pamuk konulup dışarıdan o taraf buruna parmakla 2 dakika kadar eli hiç kaldırmadan basılmalı, çocuk dik oturtulmalı (yatarsa arkadan genizden inen kanlar solunum yoluna kaçabilir!) ve serin bir ortama geçilmelidir. Kanama bu yöntemlerle durmuyorsa en yakın hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım?</span></span></p>
<p lang="tr-TR">Özellikle kuru hava ve sıcak, kanama riskini daha çok arttırmaktadır. Bu nedenle güneşin en etkili olduğu öğlen saatlerinde mümkün olduğunca çocukları güneşe çıkarmamalı; gölgede oturup, şapka takıp bol bol sıvı tüketmeleri sağlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">YAZ VE BOĞAZ HASTALIKLARI:</span></strong></p>
<p lang="tr-TR">Yaz aylarında kış ve ilkbahardaki kadar sık olmamakla birlikte farenjit görülebilmektedir. Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin fazla tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla saptanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında gerekli bakımları ve temizliği yapılmadığında, bu yolla bulaşan bazı hastalıklar (özellikle mikoplazma zatürresi gibi) için mikrop yuvası olabilecekleri de akıldan çıkmamalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım?</span></span></p>
<p lang="tr-TR">Yaz aylarında her zaman olduğu gibi en çok dikkat edilmesi gereken el hjyendir. Yazın elle yenen yiyeceklerin (meyve, dondurma, çerez vb.) daha çok tüketilmesi nedeniyle her yemekten önce ellerin iyice yıkanması gerekmektedir. Ayrıca klimaların ilk çalıştırılmasından önce gerekli bakım ve temizlikten geçirilmesi unutulmamalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">YAZ VE ÇOCUKLARDA BURUN-YÜZ TRAVMALARI:</span></strong></p>
<p lang="tr-TR">Oyun parklarında salıncakta sallanma, su kaydıraklarından kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Yüze darbe alındığında hemen buz uygulanmalı ve baş oturur pozisyonda yüksek tutulmalıdır.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR">Göz etrafında morarma-şişlik</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Yüzde, yanaklarda ya da dudaklarda uyuşukluk</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Çift görme ya da bulanık görme</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Diş diziliminde bozulma ya da ağzı kapatmada güçlük</p>
</li>
<li>Burun dış görünüşünde değişiklik (çökme ya da sağa-sola kayma) gibi bulguların varlığında hemen bir doktora başvurulmalıdır.</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">MORARMA:</span> Kontüzyon da denen morarmanın nedeni, deri altında kan birikmesidir. Moraran yeri mümkünse kalp hizasından yüksekte tutmak (örneğin burun sırtında morarma varsa kişi oturur pozisyonda tutulmalıdır.), moraran yere basınç uygulamak ve ilk 48 saat her saat başı 20 dakika kadar ince bir beze sarılmış buz/buz torbası uygulamak (buz direkt ciltle temas etmemeli!) oluşacak olan renk değişikliğinin daha az belirgin ve daha kısa süre sürmesini kolaylaştırıcı yöntemlerdir. Tüm bu önlemlere rağmen mordan kırmızıya, sonra kahverengiye ve giderek yeşilden sarıya doğru bir renk skalası şeklinde morarma 1-2 hafta içinde yavaş yavaş ortadan kaybolacaktır. Yaz ayı olması nedeniyle, oluşacak morluğun deride kalıcı bir renk değişikliğine yol açmaması için, o bölge olabildiğince güneşten korunmalı, korunamıyorsa en az 25 faktörlü güneş koruyucular sık sık sürülmelidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">KESİK VE SIYRIKLAR:</span> Kesik ve sıyrığa bağlı dışa kanama varlığında, yara yerinin üzerine temiz bir bezle/tamponla en az 5 dakika bastırmak (ara ara bezi kaldırıp kanama durmuş mu diye bakmadan!!!) kanamayı durdurabilir. Kanama buna rağmen durmuyorsa hemen bir hastanenin acil servisine başvurmak gerekir.</p>
<p lang="tr-TR">Sıyrıklarda, saha , kum, cam parçası vb. yara içine girip enfeksiyon yaratabilecek yabancı cisimleri uzaklaştırmak amacıyla iyice sabunlanıp yıkanmalıdır. Ardından oksijen ya da batticon sürülüp, yara yeri kabuklanana kadar antibiyotikli krem sıkılmış bir gazlı bezle kapatılmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">BURUN TRAVMASI: </span>Burun, yüzün en çıkıntılı organı olması nedeniyle en çok darbe alan bölgelerinden biridir. Burnu sert bir cisme çarpma durumunda ilk yapılması gereken, etrafına gazlı bez ya da ince bir mendil sarılmış buz kalıbı ya da buz torbasını en az 20 dakika burun sırtı ve gözlerin üstüne denk gelecek şekilde tutmak ve bunu her saat başı 48 saat süresince devam ettirmektir. Ayrıca 1 hafta süreyle baş 45 derece yukarıda olacak şekilde yüksek yatılmalıdır. Burun tıkanıklığı, burun kanaması, burnun şeklinde bozulma ya da burun sırtında kesikler olması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Burun tıkanıklığı, genellikle kişinin başlangıçta fark etmediği, zamanla ortaya çıkan bir formda ise burun orta bölmesi kıkırdaklarında kırılma ve mukoza altına kan birikmesi sonucu &#8220;septal hematom&#8221; denilen bir olay gelişiyor demektir. Bu durumda, kişinin hemen bir KBB hekimine başvurması gerekir, çünkü o bölgede biriken kan, kıkırdakların beslenmesini bozup zamanla kıkırdakta erimeye, kapalı ortamda üreyen dirençli mikroplara bağlı ciddi hastalıklara (sepsis vb.) ve burun yapısında bozulmaya yol açabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Burun şeklinde bozulma, burun sırtında morarma ve gözlere doğru yayılan morluk durumunda burun kırığı akla gelmeli ve hemen bir KBB ya da Plastik Cerrahi uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz muayene ve gerekirse röntgen sonrası, kırık saptaması durumunda kişinin yaşı, ek hastalıkları, deformite olup olmaması, kırığın tipine göre kırığı düzeltip düzeltmemeye karar verecektir. İdeali ilk gün, kişi geç başvurduysa en geç 7 gün içinde düzeltilmesidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR">Kaynak: American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BETA ENFEKSİYONU VE TAŞIYICILIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 14:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[beta salgını]]></category>
		<category><![CDATA[beta taşıyıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[impetigo]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[romatizmal ateş]]></category>
		<category><![CDATA[strep a testi]]></category>
		<category><![CDATA[streptokok]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[  Streptococcus pyogenes (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür. Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/ateşli-çocuk.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-968" title="ateşli çocuk" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/ateşli-çocuk-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> </em></p>
<p><em>Streptococcus pyogenes</em> (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür.</p>
<p>Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) yol açabilirken, diğer tipler daha az riskli hastalıklara yol açmaktadır.</p>
<p><em>S pyogenes&#8217;in </em>en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle <strong>boğaz kültürü</strong> (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle <strong>&#8220;taşıyıcılık&#8221;</strong> ( mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-thumbnail wp-image-949  aligncenter" title="streptokok" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/streptokok-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></p>
<p>Streptokok enfeksiyonları özellikle kışın ya da baharın erken dönemlerinde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak streptokoksik deri enfeksiyonlar istisna olarak yazın daha sık görülür.</p>
<p>Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, bu yaş grubunda en sık boğaz enfeksiyonu yapan ajandır. Özellikle de kreş ve okullarda salgınlar yapabilmektedir.</p>
<p>5-15 yaş arası çocuklarda ise streptokok enfeksiyonuna bağlı <strong>akut romatizmal ateş</strong> sık görülmektedir. Streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3&#8242;tür.</p>
<p><em>Streptococcus pyogenes</em> yaralar ortaya çıkmadan 1 hafta önce sağlıklı deri üzerinde yer alabilir ve bu süre zarfında bir başkasına bulaşabilir.  </p>
<p>İnsandan insana <em>S pyogenes</em> bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır.</p>
<p>Farenjit için mikrobun enkübasyon süresi (vücuda girdikten sonra üreyip hastalık bulgularının ilk ortaya çıktığı döneme kadar olan süre) 2-5 gündür. Antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonra bulaştırıcılık ortadan kalkar.</p>
<p>Tırnak araları ve anüs etrafı bölge de bu mükrobu barındırıp impetigo denen deri enfeksiyonunun yayılmasında rol oynayabilir.  </p>
<p><strong>Laboratuar tahlilleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Grup A beta hemolitik streptokok tanısı için kültür altın standarttır. Hastalık bulgularına göre boğaz, kan, beyin omurilik sıvısı, deri akıntısı ya da deri biopsisi materyali, balgam, bronşioalveoler sıvı aspirasyon materyali, abse sıvısı vb. kültürde üretilerek bu mikrop araştırılır.</li>
<li>Antistreptokokkal antikor (ASO) vb. serolojik testler de tanıya yardımcı testlerdir.  </li>
<li>Hemogram, periferik yayma, sedimentasyon, CRP gibi testler de tanı koymada yardımcı testlerdir.</li>
</ul>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Streptokok zatürresi, eklem iltihabı, beyin absesi, akut romatizmal ateş ve glomerülonefrit tanısında çeşitli röntgenler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, ultrasonografi, ekokardiyografi, radyoizotop böbrek taraması vb. kullanılabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">TANI VE TEDAVİ: </span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Farenjit:</span></em></span></strong></p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/strep-boğaz1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-963" title="strep boğaz" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/strep-boğaz1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Genel kural olarak boğaz ağrısı olan her çocuğa yukarıda sayılan tanı yöntemlerinin uygulanması gerekmemektedir. Aile bireylerinden birinde ya da okul arkadaşlarında beta-hemolitik streptokok saptanmış olması, tek başına boğaz ağrısı ve ateş olması durumunda boğaz kültürü ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda öksürük, şeffaf burun akıntısı, gözlerde kaşıntı vb. viral enfeksiyon bulguları olmaz.</p>
<p>Bununla birlikte küçük çocuklarda streptokoksik boğaz enfeksiyonu atipik bulgu verebilir. Örneğin hafif ateş, iştahsızlık, koyu sarı-yeşil  burun akıntısı, kusma, karın ağrısı olabilir.</p>
<p>Boğaz muayene edildiğinde tipik olarak bademcik ve faringeal bölgede kızarıklık, küçük dilde şişme ve kızarma, yumuşak damakta mukoza altı kanama odakları, boyun üst kısmında iki taraflı şiş-ağrılı bezeler görülür.  Bademcikler büyümüş, yüzeylerinde beyaz zarlar oluşmuştur. Dil kırmızı ve şiş olabilir. (çilek dili) Bu bulgularla birlikte deride döküntülerin varlığı <strong>kızıl</strong>ı akla getirir.</p>
<p>Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test <strong>Rapid Strep-A testidir</strong>. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95&#8242;tir.</p>
<p>Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Akut romatizmal ateş gelişimini önlemek üzere hastalık bulgularının ortaya çıkışından sonra tedavi 9 gün gecikmeli olarak bile başlansa etkili olacaktır.</p>
<p>Tedavide penisilin (alerji varsa eritromisin) ilk tercihtir. Şikayetler geçse bile 10 gün alınması gerekir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Deri Enfeksiyonu:</span></em></span></strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/Impetigo.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-970" title="Impetigo" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/Impetigo-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>İmpetigo</span></em></strong> ya da tıbbi adıyla &#8220;Superficial pyoderma&#8221; en sık görülen grup A <em>Streptococcus </em>deri enfeksiyonudur<em>. </em>Düşük sosyoekonomik kültür ve buna bağlı kötü hjyen, böcek ısırması, uyuz, travma vb. sonucu deri bütünlüğünün bozulması sonrasında genellikle havanın sıcak olduğu mevsimlerde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaralar ağrısızdır ve ateş yapmaz. Çoğunlukla 2-5 yaş çocuklarda görülür. Öncelikle çevresi kızarık sivilcemsi (papüloveziküler) bir lezyon olarak başlar,  veziküller kısa zaman içinde pürülan hale geçer ve birbiriyle birleşerek kalın, bal sarısı rengi bir kabukla kaplanır. Daha çok yüzde ve el-kol-bacaklarda yerleşir. Tedavi edilmediğinde müzminleşir ve vücudun diğer kısımlarına yayılmaya başlar. Daha derin dokulara inerek ektima adı verilen yaralara yol açabilir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Streptokokkal sellülit</span></em></strong> akut gelişip hızla yayılan bir deri-derialtı enfeksiyonudur. Genellikle yanık, travmaya bağlı yara gelişimi, cerrahi yara, zona zemininde gelişir. Tutulan bölge ağrılı, sıcak ve kızarık, kişinin genel durumu bozuktur. Hızla tanı konulup tedavisi gerçekleşmediğinde nekrotizan fasciitise (streptokoksik gangren) dönüşebilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Kızıl:</span></em></span></strong></p>
<p>Genel olarak 3-12 yaş çocuklarda görülen kızıl(1-5 yaşları arasında %25, 5-10 yaşları arasında %50, 10-70 yaşları arasında %25) , 1-7 gün süren ( genellikle 2-4 gün) kuluçka döneminden sonra ani başlayan ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/çilek-dil.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-971" title="çilek dil" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/çilek-dil-138x150.jpg" alt="" width="138" height="150" /></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/kızıl.jpg"></a></p>
<p>Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 <sup>0</sup>C&#8217;ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer.</p>
<p>Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.</p>
<p>Döküntü yaygın noktalı kı<img class="size-thumbnail wp-image-956 alignleft" title="kızıl" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/kızıl-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />zarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır.  Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur buna &#8220;<strong>perioral pallor</strong>&#8221; denir. Antekübital fossa (kol ön yüzündeki katlantı bölgesi), bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir ve buna &#8220;Pastia çizgileri&#8221; adı verilir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir.</p>
<p>Tanıda kızıl geçiren biriyle temas etmek önemli bir ipucudur. Boğazda mikrobun saptanması, ASO tetkiki ile de tanı netleştirilir. Tedavisinde penisilin (alerji varsa eritromisin) seçilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut romatizmal ateş:</span></em></span></strong></p>
<p>Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen ve streptokoksik enfeksiyonun yol açtığı bu komplikasyon, sadece streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocukların %3&#8242;ünde ve enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır.  Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi  <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F" target="_blank">http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F</a>web sayfasından edinebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut glomerülonefrit:</span></em></span></strong></p>
<p>Boğaz ya da deriyi tutan streptokok enfeksiyonunun 1-2 hafta sonrasında görülebilir.  Mekanizması akut romatizmal ateşteki gibidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KORUNMA:</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Okul ve kreşe giden çocukların %20&#8242;sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.</span></p>
<p>Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.</p>
<p>Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.</p>
<p>Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.</p>
<p>Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD&#8217;de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.</p>
<p>KAYNAK: http://www.emedicine.com/PED/topic2702.htm</p>
<p>http://www.healthcaresouth.com/pages/askthedoctor/strep.htm</p>
<p>http://www.aafp.org/afp/20030215/practice.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUTLULUĞU KOKLAYABİLİR MİSİNİZ?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 11:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aguzi]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[anosmi]]></category>
		<category><![CDATA[anosmia]]></category>
		<category><![CDATA[anozmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Cohen]]></category>
		<category><![CDATA[disguzi]]></category>
		<category><![CDATA[feromen]]></category>
		<category><![CDATA[Grant Achatz]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra]]></category>
		<category><![CDATA[koklama]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[koku alamama]]></category>
		<category><![CDATA[koku bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[parfüm]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Süskind]]></category>
		<category><![CDATA[tat alamama]]></category>
		<category><![CDATA[tat bozukluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=398</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya koku? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya <span style="color: #ff9900;">koku</span>? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya da bir pastanenin önünden geçerken aldığınız koku, size annenizin çocukken cebinize tıkıştırdığı o enfes kurabiyeleri anımsatmaz mı?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1052" title="koku2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku2.jpg" alt="" width="300" height="241" /></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku1.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Parfüm kokladığımız zaman, sıvıdaki koku molekülleri burnun tepesindeki <span style="color: #ff9900;">koku epit</span><span style="color: #ff9900;">elyumu</span> diye adlandırılan küçük bir düğme büyüklüğünde bir doku parçasındaki alıcılara yapışır. Alıcılar, epitelyumdan beyine 3-4 cm boyunda uzayan nöronların parçalarıdır. Kafatasına kapatılmış olan diğer nöronlardan ayrı olarak, koku epitelyumunda bulunan nöronlar içimize çektiğimiz havaya maruz kalırlar. Burundaki her koku nöronunda, üzerindeki kemikte bulunan küçük bir alan olan, kemiğin kalbur şeklindeki delikli bölümüne doğru ilerleyen uzun bir lif ya da akson vardır. Orada, arkasında bulunan, yaklaşık olarak bir kurşun kalem genişliğindeki iki silindir ile bağlantı kurar. Telefon santrali gibi, koku alma merkezleri de anahtar bağlantıların merkezidir; güdüler oradan, beynin duyguları, cinselliği, enerjiyi ve bilgiyi hafızaya kodladığı düşünülen hipokampusu yöneten limbik sistemine nakledilir. Koku alma merkezi ile beynin düşünceler, dil ve davranışlarından sorumlu parçası olan neo-korteks arasındaki bağlantılar daha karmaşıktır.* Bu sayede mutluluğu koklayabiliriz…Hüznü de, nefreti de…Çok üzücü bir olay öncesinde yediğiniz en son yemek ya da duyduğunuz en son koku, sonrasında her karşılaştığınız anda sizde hayat boyu öfke uyandırabilir. *</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1047  aligncenter" title="koku1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku1.jpg" alt="" width="210" height="210" /></p>
<p> </p>
<p>Yale Üniversitesi’nde Sinir Bilimi Uzmanı olan Prof. Dr. Gordon Shepherd koku duyusunu çok güzel açıklar: &#8220;Burnumuzla koku aldığımızı söylemek, kulak memelerimizle duyuyoruz demek kadar saçma bir şeydir. Gerçekte, dıştan gördüğümüz burnun görevi koku moleküllerini içeren havayı içine çekip bir kanal gibi gereken yere iletmektir, yani koku epiteli ve koku organına…” **</p>
<p>Beyin hücrelerinin yenilenip yenilenmediği üzerinde önemli bir bilimsel tartışma varken, araştırmacılar koku nöronlarının her 2 ayda bir kendilerini yeniledikleri fikrinde birleşirler. Bir kök hücresi katmanı, sağlıklı bir şekilde temin etmeyi sürdürerek kendi altında yeni bir nöron üretmektedir. *</p>
<p>Normalde bir insanın ortalama 10.000 farklı kokuyu algılayabildiği bilinmektedir. Kokuların çoğu farklı moleküllerden oluşur. Bu demektir ki, beyin belirlediği alıcılarla farklı kokuları “yorumlar”. Nöronlar beyne “A, G ve X noktalarında bir şeyler görüyorum” der, Sonrasında beyin hesaplamayı yapar: “Eğer A, G ve X birarada ise , bu sarımsak olmalı!” sonucuna varır.*</p>
<p><span style="color: #ff9900;">“Feromenler”</span> özellikle bir anatomi uzmanı olan Dr. David Berliner’in üzerinde çok çalıştığı bir konudur. 1959 yılında Peter Karlson and Martin Lüscher tarafından ortaya atılan ve Pherein (taşımak) ve hormon (heyecan) kelimelerinden türetilen bu kelime, bireylerden yayılan ve aynı türün diğer bireylerini etkileyen kimyasal bir maddeyi tanımlamaktadır. Dr. Berliner, 1960’larda Utah Üniversitesi’nde bir profesör olarak insan derisinde bulduğu maddeler üzerinde deneyler yaparken ilginç bir şey yakaladı. Acil servise çeşitli kemik kırıkları nedeniyle başvurup alçı uygulanmış olan hastaların, alçıları çıkarıldıktan sonra alçı iç yüzeyine yapışmış olan deri parçalarını inceleyen Berliner, bu amaçla deri hücrelerini özel çözücülerin içine koyup bekletmeye başladı. Tesadüfen, bu çözücülerin kapaklarını açık bıraktığı günlerde, iş arkadaşları arasındaki ilişkinin çok daha yakın ve sevecen olduğunu, kapakları kapalı tuttuğu günlerde ise birbirlerine karşı kırıcı olduklarını ve daha çok yalnız başına kalmayı tercih ettiklerini farketti. Bu da Berliner’i deri hücrelerinden yayılan feromenlerin insan davranışlarında önemli olduğuna ikna etti. *</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1054" title="koku3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku3.jpg" alt="" width="434" height="273" /></a> </p>
<p>Bazı araştırmacılar, insanların koltukaltlarından bol miktarda feromen salgılandığını saptamışlardır. Hatta kadınların eşlerini seçerken bu feromenlerden etkilenip, genetik geçmişleri kendilerininkinden farklı olan ve bu sayede bağışıklık sistemi güçlü olana yumurtalarını sunmak amacıyla bu kişileri seçtikleri iddia edilmektedir. * </p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku4.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1056" title="koku4" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku4.jpg" alt="" width="188" height="300" /></a>Bilim, kokuları algılama yeteneğinin yaşam için ne kadar önemli olduğunu saptamıştır: cinsellik ve aşk için, yemek yemek ve hatırlamak için, ilham almak ve cezbetmek için. Bu hiçbir yerde, <span style="color: #ff9900;">Patrick Süskind’in romanı “Koku”</span> da olduğu kadar açık değildir. Kitabın kahramanı olan Jean-Baptiste Grenouille tuhaf bir şekilde keskin bir koku alma duyusuyla 18. Yüzyıl Paris’inin varoşlarında dünyaya gelmişti. Her insanın kendine has bir kokusu varken Grenouille’in kendi kokusu yoktu, bu da onu doğumundan itibaren toplum dışı bırakmıştı. Bir parfüm üreticisinin yanında çıraklık yapan Grenouille’in yeteneği, insan burnunun daha önce hiç duymadığı bir kokuyu yaratma takıntısını ortaya çıkarıyordu. Fakat Grenouille bunu yapmak için öncelikle genç güzel bakirelerin vücutlarında bulunan bu kokuların en iyilerini elde etmeliydi. Kokularına sahip olmak için kızları öldüren seri bir katil haline geldi.*** Aylarca uluslararası en iyi satanlar listesinde zirvede olan “Koku” kitabı, kokunun gücünü düşünmenin bile bizi hala cezbettiğini göstermektedir.*</p>
<p>Koku kaybı kişinin hayatını oldukça etkileyen bir durumdur. Pek çok anozmik (hiç koku alamayan kişi) 4 temel tadı (tatlı, ekşi, tuzlu, acı) hala alabilmekte ancak bu kişilerin neredeyse tamamı (%95) bir yiyeceğin ne gibi bir aroma içerdiğini ayırt edememektedir. Koku duyusunun kaybı sadece çiçekleri, fırından yeni çıkmış ekmeği, yenidoğan bir bebeği koklayamama ile açıklanamaz. Anozmik kişilerin çok daha karmaşık hisleri vardır bu konuyla ilgili: öfke, savunmasız, izole edilmiş ve farklı hissetme, vücudunun ya da nefesinin kokuyor olması korkusu, depresyon, kendini güçsüz hissetme vb. Yanan yemeğin, açık bırakılan tüp vanasının, altını kirletmiş bir bebeğin kokusunu bile alamamak kişide güvensizlik ve yetersizlik hissini daha çok kamçılar.</p>
<p>Amerika’nın en ünlü aşçısı iken dil kanserine yakalanıp kemoterapi ve radyoterapi aldıktan sonra tat alma duygusunu tamamen yitiren Grant Achatz’ın yaşadıklarını bir düşünün!</p>
<p>Ben &amp; Jerry&#8217;s dondurmalarının yaratıcısı ve tadıcısı olan Ben Cohen’ın anozmik olduğu ve bu nedenden dolayı firmanın ürünlerin içine diğer duyuları (görme, dokunma vb.) uyaracak abartılı renkler, çukulata ve bisküvi parçacıklarını ekledikleri bilinmektedir. #, # #</p>
<p>Diğer ünlü anozmik kişilere birkaç örnek daha:<br />
 William Wordsworth, 17 yy.’da yaşamış bir İngiliz şair<br />
 Bill Pullman, aktör<br />
 Brian Mulroney, Kanada Eski Başbakanı (1984-1993 yılları arasında)<br />
 Michael Hutchence, Rock müzik grubu INXS’in eski şarkıcısı</p>
<p>Koku ve tat duyusu hala tam anlaşılamayan sırlar barındırmakta olan oldukça ilginç konulardır. Koku alabiliyorsanız ne mutlu size, bu değerli hazinenizi iyi koruyun…</p>
<p><em><strong>Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var<br />
(ATAOL BEHRAMOĞLU) </strong></em></p>
<p><em>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi<br />
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten<br />
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği </em></p>
<p><em>&#8230;&#8230;&#8230;</em></p>
<p><em>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına<br />
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır<br />
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana. </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KAYNAK:<br />
</strong>* “Burun-Cinselliğin, Güzelliğin ve Kurtuluşun Karakter Portresi”, Gabrielle Galser, Ledo Yayınları 10, 2007<br />
**http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml<br />
***”Koku”, Patrick Süskind, Can Yayınları, 2005<br />
#http://www.guardian.co.uk/lifeandstyle/wordofmouth/2008/jul/21/anosmiasensetaste<br />
## http://en.wikipedia.org/wiki/Ben_Cohen_(businessman)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BURUN BEYNİN SUBAPI MIDIR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 08:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adet]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[burun tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[geniz tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[menstrüasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=512</guid>
		<description><![CDATA[    BURUN KANAMASI: Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/epistaksis.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">BURUN KANAMASI:</span></strong></p>
<p>Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p>Halk arasındaki inanışa göre, tansiyonu yükselen birinin burnu kanadığında, burun beynin subapıymış gibi, &#8220;Kan burundan aktı, artık beynin kanamaz&#8221; derler. Halbuki böyle bir durumda, burun kanaması bir nevi vücudun kişiyi uyarışıdır: &#8220;Aman dikkat et, tansiyonun çok yükseliyor, beynin kanayabilir, önlem al!&#8221; diye.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/05/burunkanama2.jpg"><img class="size-medium wp-image-548 aligncenter" title="57307198" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/05/burunkanama2-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>ADET DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BURUN KANAMALARI:</strong></span></p>
<p>Bazı kadınların adet kanamaları öncesinde burun kanamaları olmaktadır. Bunun 3 muhtemel nedeni olduğu düşünülmektedir:</p>
<ol>
<li>Endometriosis yani rahim içini örten zar tabakasının olması gereken yer dışında (yumurtalıklar, karın içi, akciğer, deri, beyin vb.) herhangi bir yerde bulunmasıdır. Çok nadiren de olsa, bu tabakanın burun içinde yer aldığı kadınlarda, östrojen hormon değişikliklerinde sanki rahim içinden kanama gibi adet öncesi dönemde burundan kanama olabilmektedir.</li>
<li>Bayanlarda adet dönemlerinde hormonlardaki değişikliğe bağlı olarak pıhtılaşma fonksiyonlarında (pıhtılaşmayı sağlatan trombosit sayısında azalma vb.) değişiklikler olabildiği bilinmektedir. Bu durum adet döneminde ciltte morarmalar, burun kanaması ve aşırı menstrüel kanama ile karşımıza çıkabilmektedir.</li>
<li>Adet dönemlerinde artan östrojen seviyesi özellikle geniz bölgesindeki mukozada kızarma ve şişmeye yol açmakta, bu da burun kanamasına zemin oluşturmaktadır. Bu durumu ise yumurtlamanın hemen öncesinde östrojen en yüksek seviyedeyken görmekteyiz.</li>
</ol>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">NE YAPILMALI?</span></strong></p>
<p>Burun kanaması durumunda ilk yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/05/burunkanama3.jpg"><img class="size-full wp-image-550 aligncenter" title="burunkanama3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/05/burunkanama3.jpg" alt="" width="195" height="233" /></a></p>
<p>Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p>Burun kanamalarının tekrar etmesi durumunda bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz burun içini ve geniz bölgesini endoskoplarla ayrıntılı muayene edip sorunun nerede olduğunu saptayacak ve gerekirse kanayan yerin koterizasyonu (düşük doz elektriksel akım ya da gümüş nitrat ile yakılması), kanayan damarın bağlanması vb. müdahalelerle tedavi edecektir. Burun içi ya da genizde kitle varlığında biopsi ile tanıya gidilip ileri cerrahi ve tedavi metodlarına geçilebilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #000000;">*</span>Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOMUZ GRİBİ (SWINE FLU), yeni adıyla PANDEMİK H1N1 2009 GRİBİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 09:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[DOMUZ GRİBİ]]></category>
		<category><![CDATA[flu]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[influenza A H1N1]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[relenza]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[swine flu]]></category>
		<category><![CDATA[swine influenza]]></category>
		<category><![CDATA[tamiflu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=404</guid>
		<description><![CDATA[   Pandemik H1N1 2009 gribi nedir? Domuz gribi,  domuzlar arasında oldukça bulaşıcı olan ve domuzlarda akut solunum yetmezliğine yol açan “Influenza A” virüsünün bir tipidir. Domuzlarda ölüm oranı yüksektir (%1-4). Domuzlar arasında hava yoluyla, direkt ya da indirekt (ortak kullanılan malzemelerle) temasla ve taşıyıcı olan ancak semptomu olmayan domuzlar yoluyla bulaşır. Yıl içinde herhangi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">  </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Pandemik H1N1 2009 gribi nedir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuz gribi,  domuzlar arasında oldukça bulaşıcı olan ve domuzlarda akut solunum yetmezliğine yol açan “Influenza A” virüsünün bir tipidir. Domuzlarda ölüm oranı yüksektir (%1-4). Domuzlar arasında hava yoluyla, direkt ya da indirekt (ortak kullanılan malzemelerle) temasla ve taşıyıcı olan ancak semptomu olmayan domuzlar yoluyla bulaşır. Yıl içinde herhangi bir zaman görülebilse de genellikle sonbahar ve kış aylarında salgınları en sıktır. Pek çok ülkede bu nedenle domuzlara özel grip aşısı yapılmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><img class="size-thumbnail wp-image-1317 alignleft" title="3d_influenzavirus" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/3d_influenzavirus-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></span></p>
<p><span style="color: #000000;">H1N1 alt tip Influenza A genellikle en sık görülen tiptir, ancak H1N2, H3N1, H3N2 gibi tipleri de görülmektedir. Domuzlar ayrıca kuş gribi hatta insan gribi ile de hasta olabilmektedir. Bazen insan gribi ile domuz gribi, hayvanı aynı anda hasta edebilmekte ve hayvanın vücudunda üreyen bu virüsler birbiriyle gen birleşimi yaparak “reassortant=üretilmiş yeni cins” virüs haline gelebilmektedir. Bu durumda, aslında sadece domuzlarda hastalık yapabilen domuz gribi insanları da hasta edebilir hale gelmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Nisan 2009&#8242;da ilk olarak Meksika&#8217;da bir çiftlikte domuzdan insana bulaşan H1N1 virüsü, bir kuş gribi etkeni ve insan gribi etkeni ile genetik olarak birleşmiş ve Pandemik H1N1 2009 virüsü adı verilen, artık insandan insana bulaşa oldukça virulan bir ajan haline gelmiştir. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Pandemik H1N1 2009 gribinin görülme sıklığı nedir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Günümüzde yaşanan salgınlara benzer salgınlar ya da birkaç kişiyle sınırlı enfeksiyonlar eskiden de görülmüştür. Örneğin 2005-Ocak 2009 tarihleri arasında Amerika’da 12 kişinin bu hastalığa yakalandığı, ancak hiçbir ölüm olmadığı saptanmıştır. Eylül 1988’de Wisconsin’de yaşayan 32 yaşında hamile bir kadın, domuz gribine yakalandıktan 8 gün sonra zatürre nedeniyle vefat etmiştir. 1976’da New Jersey’de 200’den fazla insan bu gribe yakalanmış ve sadece 1 kişi ölmüştür. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hastalık insanlara nasıl bulaşır?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu yeni virüs türü insandan insana damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Yayılımı aynı insan gribindeki gibi öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla ya da kapı kolu, kafeterya masaları vb. mikrobun 2 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla olmaktadır. </span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Kağıt havlu ve kumaş gibi gözenekli yüzeylerde en fazla 12 saat, metal gibi düzgün yüzeylerde 1-2 gün, kâğıt paralarda kâğıdın özelliğine göre 3 güne kadar canlı kalabilmektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hasta olan kişiler ne kadar süre bulaştırıcıdır?</span></p>
<p>Domuz gribi olan kişiler, şikayetler ortaya çıkmadan 1 gün önce ve çıktıktan sonra ise 7 gün sonrasına kadar hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Çocuklarda bu süre daha uzun olabilir.<img class="alignright size-medium wp-image-1319" title="145021-bigthumbnail" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/145021-bigthumbnail-300x225.jpg" alt="" width="180" height="135" /></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Domuz eti ya da ürünlerini tüketmekle mikrop bulaşır mı?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuz gribi virüsü 160-170 derecede yok olmaktadır, bu nedenle iyi pişirilmiş bir eti tüketmekle bulaşmaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">H1N1 gribi hangi ülkeleri etkilemiştir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuzları etkileyen gripten bahsedersek Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa (İngiltere, İsveç, İtalya), Afrika (Kenya) ve Çin ile Japonya’da salgınlar görülmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsanları etkileyen domuz gribi için konuşacak olursak, Nisan 2009&#8242;da başlayan pandemi tüm dünyaya yayuılarak ülkemiz de dahil olmak üzere 74 ülkeyi etkilemiştir. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hastalığın belirtileri nedir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan gribinde ortaya çıkanla oldukça benzer şekilde ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücutta yaygın ağrı, baş ağrısı, üşüme-titreme ve halsizliktir. Bazı kişilerde bulantı, kusma ve ishal şikayetleri de olduğu görülmüştür. Önceden kronik bir hastalığı olan (kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, kanser, bağışıklık eksikliği vb) kişilerde zatürre ve akciğer yetmezliğine yol açabilmekte ve buna bağlı ölüm riski artmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Tedavisi mümkün müdür?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yukarıda bahsedilen, daha önceki yıllarda görülen domuz gribi vakalarında herhangi bir özel tedavi uygulanmadan kişiler hastalığı atlatabilmiştir. Şu anda var olan salgına yol açan virüsler üzerinde yapılan çalışmalarda, mikrobun Oselatmivir (Tamiflu®) ve Zanamivir (Relenza®) içeren ilaçlara duyarlı olduğu, ancak Amantadin ve Rimantadin’e dirençli olduğu saptanmıştır. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">H1N1 gribine karşı herhangi bir aşı var mıdır?<img class="alignright size-medium wp-image-1322" title="aşı" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/aşı-299x300.jpg" alt="" width="209" height="210" /></span></p>
<p>Öncelikle insan grip aşısı nasıl hazırlanmaktadır, onu öğrenelim. Her sene mevsimsel grip aşısı hazırlanırken 3 tür grip virüsünden yararlanılır. Biri Influenza A subtip H3N2, diğeri Influenza A subtip H1N1 (domuz gribiolan değil!) ve üçünsüsü Influenza B’dir.</p>
<p>Yeni aşı bir önceki grip sezonuna ait ülkelerarası verilere ve bilim adamlarının öngörülerine dayanılarak hazırlanır!</p>
<p>Kuzey yarımküre için planlanan aşı için WHO her sene Şubat ayında, Güney yarımküre içinse Eylül ayında önermede bulunur. Sonrasında her ülke kendi bünyesinde hangi 3’lü kombinasyonu seçeceğine karar verir.</p>
<p>FDA bunu onayladıktan sonra aşı üreten firmalar üretime başlar ve en az 6 ay içinde aşılar üretilip grip sezonuna yetiştirilir. (Kuzey yarımküre için Eylül-Ekim dönemi)</p>
<p>Aşılama sonrası 2 hafta içinde bağışıklık sağlanmış olur.</p>
<p>Aşının etkinliği seçilen virüs tiplerinin o sene dolaşan grip virüsüne genetik olarak ne kadar benzer olduğuna bağlı olarak değişir.</p>
<p>Hazırlanma şekli mevsimsel grip aşısı ile tıpatıp aynı olan H1N1 aşısı ise monovalandır. Yani sadece bu virüsün antijenini içerir, 3 antijen değil.  Bu nedenle koruyuculuğunun %90 olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>10 yaş ve üzerindeki kişilere tek doz, 9 yaş ve altında olan kişiler ile immun suprese kişilerde iki doz uygulanması gerekmektedir. İki doz arasındaki süre en az 3 hafta olmalıdır.</p>
<p>Aşının koruyucu etkisi 10-14 gün sonra başlamaktadır. Bu nedenle bu süre zarfında korunma ve hjyen kurallarına dikkat edilmelidir. </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bu aşı ilk uygulanmaya başlandığında, pek çok insanın kafasında beliren &#8220;civalı aşı zararlıdır&#8221; konusu hakkında ne söyleyebilirsiniz?</span></p>
<p>Mikrobiyolojik bulaşmayı engellemek üzere aşı flakonlarına eklenen koruyucu madde Thiomersal  (Etil Cıva) maddesi 1930’lu yıllardan bu yana birçok aşı ve ilaçta koruyucu olarak kullanılmaktadır. Çoklu doz aşılarda halen yaygın olarak kullanılmaktadır. Etil cıvanın metil cıva gibi vücutta birikici özelliği yoktur ve güvenli olduğu bilinen bir maddedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Aşının ne gibi yan etkileri vardır?</span></p>
<p>Sık görülen yan etkiler (1/100-1/10): Aşı uygulanan bölgede kızarıklık, şişlik, sertlik, morarma, ağrı, vücut kırıklığı, yorgunluk, baş ağrısı, terleme, titreme, eklem ağrısı, kas ağrısı.</p>
<p>Yaygın olmayan yan etkiler (1/1.000-1/100): Yaygın cilt reaksiyonu (ürtiker/kurdeşen dahil).</p>
<p>Nadir görülen yan etkiler(1/10.000-1/1.000): Tansiyonda düşme, şok, sinirlerin geçtiği yol boyunca ağrı, pıhtılaşma hücrelerinde azalma nedeniyle kanama.</p>
<p>Çok nadir görülen yan etkiler (&lt;1/10.000): Vaskülit (damar iltihabı), nörit (sinir iltihabı), ensefalomiyelit (beyin-omurilik dokusu iltihabı), Guillain-Barre Sendromu (1976’da milyonda 1 vakada görüldü.)</p>
<p>Ülkemizde bugüne kadar yapılan sağlık çalışanlarındaki yaygın aşılama sonrasındaki erken sonuçlara göre beklenmeyen önemli bir yan etki tespit edilmemiştir.</p>
<p>Aşı sonrası görülen bazı yan etkiler mevsimsel grip aşılarında görülen sıklıktadır.</p>
<p>Görülebilen bu yan etkilere rağmen, aşının yararı olumsuz etkileri ile kıyaslandığında çok daha yüksektir. (hastalıktan ölüm %1 !!!)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kimlere aşı yapılmaz?</span></p>
<p>6 ay ve altındaki bebeklere aşı uygulanmamalıdır. </p>
<p>Aşının 20. haftadan ileri gebeliklerde güvenilir olduğu gösterilmiştir. 20. haftadan erken gebeliklerde de herhangi bir istenmeyen etki görülmemiştir. Bu nedenle; 20. haftadan sonraki gebeliklerde aşının önerilmesi, 20. haftadan önceki gebeliklerde ise kişinin yazılı onamı ile aşının uygulanması gerekmektedir. </p>
<p>Emzirme döneminde aşının uygulanması için bir sakınca yoktur. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Aşı için kontrendikasyonlar:</span></p>
<p>Yumurtaya karşı anafilaksi öyküsü,</p>
<p>Önceki grip aşılaması sonrası anafilaksi öyküsü</p>
<p>Guillian Barré Sendromu geçirme öyküsü</p>
<p>Latekse karşı anafilaksi öyküsü (aşının tıpasından kaynaklanabilecek)</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1323" title="20090611_flu_kids_33" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/20090611_flu_kids_33-300x189.jpg" alt="" width="300" height="189" />Hasta kişilerden domuz gribi kapmamak için ne yapmalıyım?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan gribinde nasıl önlemler almak gerekiyorsa, aynı şekilde davranılmalıdır. Yani:<br />
- Ateş, öksürük, burun akıntısı olan hasta görünümlü kişilerle yakın temastan kaçınılmalı.<br />
- Eller sık sık sabunla yıkanmalı, kirli ellerle göz-ağız-buruna dokunulmamalı.<br />
- Yeterli uyku, düzgün beslenme, fiziksel aktivite, sigara ve alkolden mümkün olduğunca kaçınma önemli.<br />
- Evde hasta birinin varlığında, kişi ailenin diğer fertlerinden ayrı bir odada tutulmalı, kişinin bakımı sırasında ağız-burun maskeyle kapatılmalı ve eldiven takılmalı, sonrasında eller iyice sabunlanmalı, oda sık sık havalandırılmalı, temizlik malzemeleriyle evde dezenfeksiyon sağlanmalıdır. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Hastalanmışsam evdekileri ve çevremdekileri nasıl koruyabilirim?<br />
</span>- Öksürme ve hapşırma sonrasında eller iyice yıkanmalı, kullanılan kağıt mendil tekrar kullanılmak için saklanmadan atılmalı, bez mendil kullanımından kaçınılmalı<br />
- İşe/okula 1 hafta süre ile gidilmemeli, evde dinlenilmeli<br />
- Yakındakilerle teması en aza indirmeli, öpüşülmemeli, ziyaretçi kabul edilmemeli<br />
- Eller sık sabunlanmalı<br />
- Kirli ellerle ortak kullanım alanlarındaki eşyalara dokunulmamalıdır.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Ne zaman doktora başvurulmalı?</span></p>
<div><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">Domuz gribi vakalarının görüldüğü alanlarda yaşıyorsanız ve grip şikayetleriniz varsa (ateş, öksürük, yaygın vücut ağrıları, burun akıntısı, boğaz ağrısı, bulantı, kusma, ishal vb.) mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.</span><span style="color: #000000;">Çocuklarda acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
- Hızlı solunum ya da solunum zorluğu<br />
- Ciltte mavimsi renk değişikliği<br />
- Yeterli sıvı alamama<br />
- Sözlü uyarılara yanıt verememe ya da uyanamama<br />
- Aşırı hırçın olma<br />
- Grip şikayetleri tam geçmişken ateş ve yoğun bir öksürük başlamış olması<br />
- Döküntü ve ateş</span></span></div>
<div><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">Erişkinlerde acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
- Solunum zorluğu, nefes darlığı<br />
- Göğüs ya da karında ağrı-basınç<br />
- Ani baş dönmesi ve sersemlik<br />
- Zihin bulanıklığı<br />
- Şiddetli ve durmayan kusma</span></span></div>
<div>
<p><span style="color: #ff0000;">Yurtdışına seyahate gideceğim, iptal edeyim mi? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">WHO (Dünya Sağlık Örgütü) henüz H1N1 virüsü grip salgını nedeniyle uluslararası seyahate kısıtlama getirilmesine gerek duymamıştır. Dünyanın pek çok ülkesinde bu virüse bağlı salgınlar görülmektedir. Şu anda hasta kişilerin hızla tanımlanması ve izolasyonu için büyük çaba harcanmaktadır. Ancak kişide semptomlar çıkmadan önce insandan insana bulaştırıcılığın gerçekleşebilmesi nedeniyle kişisel hjyen önlemleri çok daha büyük önem kazanmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Seyahate çıkacak olan kişilerin kendilerini ve başkalarını koruyabilmesi için çok basit önlemler bulunmaktadır. Özellikle hasta olan kişilerin, toplum sağlığını düşünerek yolculuk etmemesi gerekir. Yolculuk sonrası hastalanan kişilerin ise en yakın sağlık kurumuna başvurması gerekir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hastalanmamak için yolcuların mümkünse kalabalık ortamlara girmemesi, hasta olan kişilerle temas etmemesi, temas durumunda ellerin iyice sabunlanması önerilir. Hasta kişiler 1 kez kullanılıp atılacak şekilde kağıt mendille ağızlarını kapatarak öksürmeli ve söksürme-sümkürme sonrası da mendili hemen çöpe atıp ellerini iyice yıkamalıdırlar. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolcuların hastalanmamak için ortak kullanılan eşyalarla temas sonrasında ellerini alkol bazlı jellerle ya da sabunlayarak temizlemeleri, ellerini yıkamadan ağıza-buruna-göze götürmemeleri önerilir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolculuk öncesi grip ilacı alayım mı enfeksiyondan koruması için? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolculuk öncesi koruyucu olarak antiviral ilaç alımı konusunda henüz netleşmiş veriler yoktur. Bu tür ilaçlara direnç gelişimini önlemek adına, koruyucu amaçlı kullanımından çok ilk şikayetlerin ortaya çıkmasından sonra alınması önerilmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">KAYNAKLAR: </span></span></p>
</div>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">1. WHO&#8217;nun web sitesi ilgili sayfası (</span><a href="http://www.who.int/csr/disease/swineflu/en/index.html"><span style="color: #000000;">http://www.who.int/csr/disease/swineflu/en/index.html</span></a><span style="color: #000000;">)</span></span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">2. CDC&#8217;nin ilgili web sayfası (</span><a href="http://www.cdc.gov/h1n1flu/"><span style="color: #000000;">http://www.cdc.gov/h1n1flu/</span></a><span style="color: #000000;">)</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-YUTMA BOZUKLUKLARI:</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 08:53:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[aspirasyon pnömonisi]]></category>
		<category><![CDATA[disfaji]]></category>
		<category><![CDATA[yediklerini soluk borusuna kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[yutma güçlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=517</guid>
		<description><![CDATA[Yutma, 4 ana fazdan oluşan, oldukça yüksek koordinasyonlu bir süreçtir: ağızda hazırlık fazı, ağız, yutak ve yemek borusu fazları. Normal yutma oldukça hızlı ve dinamik bir işlemken, yutma bozukluğu yani &#8220;disfaji&#8221; bu fazlardan herhangi birinde bir sorun ortaya çıkmasına bağlı olarak bu dinamiğin bozulması durumudur. Ağız-yutak veya mide içeriğinin yanlış yöne yani larinks (ses kutusu) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Yutma, 4 ana fazdan oluşan, oldukça yüksek koordinasyonlu bir süreçtir: ağızda hazırlık fazı, ağız, yutak ve yemek borusu fazları. Normal yutma oldukça hızlı ve dina<img class="size-medium wp-image-608  alignleft" title="geriatri-yutma1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/05/geriatri-yutma1-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" />mik bir işlemken, yutma bozukluğu yani &#8220;disfaji&#8221; bu fazlardan herhangi birinde bir sorun ortaya çıkmasına bağlı olarak bu dinamiğin bozulması durumudur. Ağız-yutak veya mide içeriğinin yanlış yöne yani larinks (ses kutusu) ve alt solunum yollarına yönelmesi durumunda da &#8220;aspirasyon&#8221; (yenilen veya içilen maddelerin soluk yoluna kaçması) adı verilir. Bu durumun yarattığı en büyük risk, &#8220;aspirasyon pnömonisi&#8221; yani bu yabancı cisimlerin akciğerde yol açtığı ağır zatürre halidir. Maalesef ki bu sorun ileri yaş kişilerde oldukça sık görülmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;"> </span></span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">İleri yaşta yutma bozuklukları ve risk faktörleri:</span></span></p>
<p>Yaşın ilerledikçe yaşamın doğal bir süreci olarak mı yutma güçlüğü ortaya çıkar yoksa bu durum daima patolojik midir? Yaşlanmanın yanısıra şeker hastalığı, kalp hastalıkları vb. gibi ek sağlık sorunları olan kişilere oranla bu sorunları olmayan yaşlı kişilerde yutma güçlükleri ve buna bağlı komplikasyonlar daha sıktır.</p>
<p>İleri yaşta yutma güçlüğünün en sık nedeni serebrovasküler ataktır. Akut bir atak sonrası disfaji gelişme oranı % 40-70&#8242;dir. Bu hastaların yaklaşık % 50&#8242;si yediklerini soluk borusuna kaçırmakta ve bunların da % 25&#8242;i 1 yıl içinde aspirasyon pnömonisi nedeniyle kaybedilmektedir.</p>
<p>Parkinson hastalığı da ileri yaşta kişilerde en sık görülen sinir-kas hastalığı olarak yutma fonksiyonlarını oldukça bozan bir patolojidir.</p>
<p>Çoklu ilaç kullanımı da ileri yaş kişilerde yutma fonksiyonları<img class="size-medium wp-image-609 alignright" title="geriatri-yutma2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/05/geriatri-yutma2-300x252.jpg" alt="" width="300" height="252" />nı bozup aspirasyon riskini arttıran bir faktördür. Benzodiazepin içeren anksiyolitikler sakinleştirici etkileriyle ve santral sinir sisteminin baskılanması ile buna yol açmaktadırlar. Antihistaminikler(alerji ilaçları), nöroleptikler, fenotiazin bazlı bulantı kesiciler, antikonvülsanlar, antipsikotikler, opiyatlar ve lityum bilinç ve farkındalığı bozarak etki etmektedirler. Antikolinerjik ilaçlar ağız kuruluğu yaparak yiyeceklerin yutağa iletilmesinde gecikmeye yol açmaktadır.</p>
<p>İleri yaşta sıvı alımının azalması, efektif ağız bakımının azalması ve şeker hastalığı vb. ek sağlık sorunları nedeniyle, ağız içi florasında değişiklikler meydana gelmektedir. Normalde her insanın ağız mukozasında miktar olarak baskılanmış zararsız kabul edilebilir bazı mikroplar bulunmaktadır. Bunların sayıca çoğalması ve patojen etkilerinin ortaya çıkması, farenjit, bademcik iltihabı, diş eti iltihabı vb. pek çok enfeksiyona yol açmaktadır. İleri yaşta özellikle bu mikroplardan stafilokokların ve gram negatif aeropların artışı aspirasyon pnömonisi gelişiminde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Dişleri olmayan ileri yaş kişilerde, bakımsız, çürük dişleri olanlara göre bu risk azalmaktadır. </p>
<p>İleri yaş kişilerde hepimizin tanık olduğu şekilde giderek gıda alım miktarı ve su tüketiminde azalma olur. Bunun nedeni yaşa bağlı olarak tat tomurcuklarının ve koku hücrelerinin fonksiyonlarındaki bozulmanın kişinin tat ve koku duygusunu değiştirmesi, buna bağlı olarak da yedikleri yiyeceklerden keyif almanın azalıp kişinin beslenme miktarı ve şeklini değiştirmek zorunda kalmasıdır. Bu da kişinin genel durumunu, bağışıklığını, kas gücünü ve bunun gibi pek çok faktörü etkileyerek kişiyi hastalıklara açık bırakmaktadır. Bu nedenle bu kişilerin diyetlerinin tüm bu yukarıda sayılan faktörler de göz önüne alınarak kişiye özel belirlenmesi gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Yaşa bağlı değişiklikler ve disfaji:</span> </span></p>
<p>Yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan kas iskelet sistemindeki değişiklikler, yüz kaslarının gücünde azalmaya bağlı çiğneme fonksiyonlarında azalma, dil kaslarındaki zayıflığa bağlı yiyeceklerin yutağa iletilmesinde zorlanma, dil bağ dokusunun kalınlaşmasına bağlı dili ağız içinde rahat döndürememe ve bunun sonucu olarak yiyeceklerin ağız içinden temizlenememesi, yutağa yeterli hız ve miktarda iletilemeyen gıdaların, ağız içinde birikerek dil kökünden yutağa kontrolsüz taşması olarak sayılabilir.</p>
<p>İleri yaş kişilerde yutmanın hemen arkasından nefes alma-verme döngüsünün bozulması, soluk borusuna yiyecek kaçması riskini arttırmaktadır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Özet:</span></span></p>
<p>İleri yaş kişilerde yutma bozukluğu (disfaji) aslında çok üstünde durulmayan ancak önemli bir konudur. Özellikle aspirasyon pnömonisi gibi sonuçları ağır olabilecek bir sorunu, çok basit önlemlerle ortaya çıkmadan engellemek mümkündür.</p>
<p>KAYNAK:</p>
<ol>
<li>American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Donna S. Lundy, PhD,  Adjunct Asst. Professor, Department of Otolaryngology, University of Miami School of Medicine, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FDA&#8217;İN 19.03.2010 TARİHLİ SON KARARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 08:24:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[fda]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=518</guid>
		<description><![CDATA[      ÇOCUK VE GENÇLERE SİGARA YA DA DUMANSIZ TÜTÜN SATIŞI YA DA PAZARLANMASINA İLİŞKİN KISITLAMALAR:     Her gün 18 yaş altındaki 4000 çocuk ilk sigarasını denemekte ve 18 yaş altındaki 1000 çocuk ise sigara kullanıcısı haline dönüşmektedir. Bu çocukların ek çoğu sigara ve tütün ürünlerinin zararlarını idrak edebileceği yaşa gelmeden sigara bağımlısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/sigara.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/kid-smoking1.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ÇOCUK VE GENÇLERE SİGARA YA DA DUMANSIZ TÜTÜN SATIŞI YA DA PAZARLANMASINA İLİŞKİN KISITLAMALAR:</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/03/kid-smoking.jpg"><img class="size-medium wp-image-685  aligncenter" title="sigara içen çocuk" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/03/kid-smoking-300x192.jpg" alt="" width="300" height="192" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Her gün 18 yaş altındaki 4000 çocuk ilk sigarasını denemekte ve 18 yaş altındaki 1000 çocuk ise sigara kullanıcısı haline dönüşmektedir. Bu çocukların ek çoğu sigara ve tütün ürünlerinin zararlarını idrak edebileceği yaşa gelmeden sigara bağımlısı haline gelecek ve muhtemelen de sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle erken yaşta kaybedileceklerdir. Bu nedenle FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) çocukların sağlığının korunması ve tütün kullanımına bağlı ölüm oranını azaltmak üzere bazı kurallar çıkarmıştır.</p>
<p>19 Mart 2010 tarihinde yayınlanıp 22 Haziran 2010&#8242;dan itibaren uygulanmaya başlayacak olan bu kurallara göre:</p>
<ol>
<li>18 yaş ve altı çocuklara sigara veya dumansız tütün ürünlerinin satışı yasaklanmıştır.</li>
<li>20 adetten daha az sigara paketlerinin satışı yasaklanmıştır.</li>
<li>Reklam amaçlı ücretsiz sigara dağıtılması yasaklanmıştır.</li>
<li>Reklam amaçlı ücretsiz dumansız tütün ürünlerinin dağıtılması sınırlandırılmıştır.</li>
<li>Sigara ve benzeri ürünleri üreten firmaların herhangi bir spor, müzik yada sosyal-kültürel etkinliğe sponsor olması yasaklanmıştır.</li>
</ol>
<p>Ayrıca yine FDA tarafından 22 Eylül 2009&#8242;da çıkarılan bir kurala göre meyve, şeker ya da karanfil aroması gibi gibi çocukları özendirecek tat ve kokudaki tütün ürünlerinin üretimi yasaklanmıştır.</p>
<p>Dumansız sigara ürünleri hakkında bilgi edinmek için lütfen <a href="http://www.seciltotan.com/archives/519" target="_blank">tıklayınız!</a>&#8230;</p>
<p>Sigaranın özellikle çocuklar üzerindeki zararlarını okumak için lütfen <a href="http://www.seciltotan.com/archives/170" target="_blank">tıklayınız</a>!&#8230;</p>
<p>KAYNAK:</p>
<p>1. <a href="http://www.hhs.gov/news/press/2010pres/03/20100318a.html">http://www.hhs.gov/news/press/2010pres/03/20100318a.html</a></p>
<p>2. <a href="http://www.fda.gov/TobaccoProducts/ProtectingKidsfromTobacco/default.htm">http://www.fda.gov/TobaccoProducts/ProtectingKidsfromTobacco/default.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-SES: YAŞA BAĞLI SES DEĞİŞİKLİKLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 17:20:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[andropoz]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[menapoz]]></category>
		<category><![CDATA[presbifoni]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[  İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır. Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan&#8217;da sesin kişinin karakteri için çok önemli olduğunu ifade etmek için sesin kalpten çıktığına inanırlardı. Ancak bu kadar özel olan ses, maalesef ki yaş ilerledikçe vücutta ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff9900;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: left;">İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır.</p>
<p>Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan&#8217;da sesin kişinin karakteri için çok önemli olduğunu ifade etmek için sesin kalpten çıktığına inanırlardı.</p>
<p>Ancak bu kadar özel olan ses, maalesef ki yaş ilerledikçe vücutta ortaya çıkan hormonal, nörolojik vb. bazı değişikliklerden etkilenmekte ve niteliğini değiştirmektedir. En yetenekli ve elit ses sanatçıların çok çok azı 50-60&#8242;lı yaşlardan sonra bazı zor parçalarda performanslarını devam ettirebilmektedir. Kişiler 80-90&#8242;lı yaşlara eriştiğinde, ses aralığındaki kaybın yanısıra sesin gücü azalmakta ve kadın-erkek sesi arasındaki fark da yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff9900;">Sesin fizyolojisi:</span><br />
</span></em></strong>Ses telleri adı verilen, aslında sanılanın aksine hiç de elektrik kabloları gibi bir anatomiye sahip olmayan mukozal 2 katlantı, sesin titreştirilmesinden sorumlu organlardır. Konuşma ve şarkı söyleme sırasında sese esnekliğini veren ses tell<img class="size-full wp-image-691  alignright" title="presbilarinks" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/03/presbilarinks1.jpg" alt="" width="240" height="180" />eri, ses kutusu adı verilen larinks organının bütünüyle hareketi ile bunu gerçekleştirmektedir. Bunun dışında yüz yapısı, sinüsler ve göğüs kafesi de rezonatörler (sesin yankılanmasını sağlayan organlar) olarak sesin rengini ve karakterini verirler.<br />
Bu 3 yapıya ek olarak vücudun pek çok alanı da sesin niteliğini etkiler. Örneğin çene ya da boyundaki gerginlik sesin esnekliğini azaltıp seste yorgunluğa yol açar. Kişi dik durduğunda ses en güçlü formuna ulaştığı için, kas-iskelet sorunları olan kişilerde de ses olumsuz etkilenir. Bunun yanısıra, diyafram (göğüs kafesi ile karın boşluğunu birbirinden ayıran kastan oluşan zar) ve karın bölgesindeki kramp, bağırsak sorunları gibi durumlar da sesi bozabilir. Psikolojik sorunları olan kişilerde kişinin ses tonundaki kendine güven kaybolacağından, daha zayıf ve titrek bir ses oluşmaktadır. Nörolojik sorunları olan kişilerde de tüm bu organların çalışmasını sağlayan sinirlerdeki sorunlar ses kalitesini bozmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanmanın Larinks ve Ses Tellerine Etkisi:<br />
</span></em></strong>Larinks, kıkırdaktan oluşan bir yapıdır ve hayatın ilk anlarından itibaren olgunlaşma sürecine başlayıp hayatın sonuna kadar bunu devam ettirebilen bir organdır. Yaş ilerledikçe kemikleşme başlar ve buna bağlı olarak daha sert bir yapı haline gelir. Ses tellerinin 3 boyutlu hareketini sağlayan larinks içi eklemlerde de bu sertleşmeye bağlı hareket kısıtlılığı başlar ve ayrıca kas yapısı da yaşa bağlı zayıfladıkça ses telleri kütlesinde azalma gerçekleşir. Ses telleri hafifçe yaylanır ve bu da konuşma sırasında bazı seslerde ses tellerinin birbiriyle tam olarak yakınlaşmasını engeller ve aradaki boşluktan olan hava kaçağına bağlı daha &#8220;soluklu&#8221; bir ses karşımıza çıkar.</p>
<p>Ses tellerinin titreşebilmesi için ses telleri yüzeyinde nemlilik olması gerekir. Yaş ilerledikçe tükrük salgısının azalmasına bağlı ortaya çıkan ağız kuruluğunun yanısıra ses telleri üzerindeki tabakada da kuruma gerçekleşir. Bu da titreşimin dalga hareketi şeklindeki esnekliğini kaybettiren önemli bir faktördür. Bunu önlemek adına günde 2-3 litre su tüketilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanmaya bağlı Ses Tellerini Etkileyen Nörolojik Olaylar:<br />
</span></em></strong>Larinksin ve sesin ortaya çıkmasında yardımcı organların oldukça sofistike ve koordineli hareketi, kompleks bir sinir ağı sayesinde olmaktadır. Yaş arttıkça bu sinir liflerindeki uyarı iletim hızı azalmakta ve kasların birbiriyle uyumu bozulmaktadır.</p>
<p>Yaş ilerledikçe en sık karşılaşılan ses sorunu seste titremedir. Herhangi bir nedene bağlı olmaksızın gelişebileceği gibi (Primer Vokal Tremor), Parkinson vb. bazı hastalıklar nedeniyle de oluşabilir. Bunun yanısıra ses tellerinde felce yol açan nöromüsküler paraliziler, ses teli eklem hareket bozukluğu gibi hastalıklar yaş ilerledikçe daha çok karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda erken tanı konması, ses fonksiyonlarının geri kazanılmasında oldukça önemlidir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Gastrointestinal Sistem Hastalıkları ve Ses:</span></em></strong><br />
Ses tellerini negatif olarak etkileyebilen en sık karşılaşılan gastrointestinal sistem hastalığı Reflü&#8217;dür. Reflü her yaşta karşımıza çıkabileceği gibi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı artmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Solunum Hastalıkları ve Ses:<br />
</span></em></strong>Sesin oluşturulma sürecini nefes alıp vermek başlatır. Akciğer ve göğüs kafesine ilişkin hastalıklar solunum kapasitesini azaltıp yetkin bir konuşma ve şarkı söyleme için gerekli solunumsal desteği ve kontrolü sınırlandırmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Hormonal Sorunlar ve Ses:<br />
</span></em></strong>● <span style="text-decoration: underline;"><strong>Tiroid hormonu:<br />
</strong></span>Kişi yaşlandıkça, tiroid hormon salınımında azalma meydana gelir ki, bu hormon kasların enerjisini ve dokuların nemliliğini sağlamada oldukça önemlidir. Menapoz ya da andropoza bağlı Presbifoni&#8217;de (yaşlılığa bağlı ses bozukluğu) tiroid hormonlarının kontrol altında tutulması gerekir.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Progesteron:<br />
</span></strong>Progesteron yumurtalıklar tarafından salgılanan ve sadece üreme fonksiyonunda görevli olduğu sanılan bir hormondur. Halbuki Gago tarafından yapılan bilimsel çalışmalarda bu hormonun sinir hücreleri tarafından da salındığı gösterilmiştir. Çünkü progesteron, sinirlerin etrafını çeviren koruyucu bir tabaka olan Myelin&#8217;in yapımını aktive etmektedir ve bu sayede sinir hücresini koruyucu etkiye sahiptir. Myelinle kaplı sinirler uyarıları daha iyi ve daha hızlı iletirler. Menapoz döneminde, progesteron hormon yapımındaki azalma, myelin kılıfının yapımında azalmaya ve bunun sonucunda sesin özellikle şarkı söyleme esnasındaki kontrolünde azalmaya yol açmaktadır.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Menapoz:<br />
</span></strong>Menapozda östrojen seviyesinin azalması, ses tellerini kaplayan mukus tabakasının kalınlaşması ve bunun sonucunda ses tellerinin tonüsünü ve kontürünü kaybetmesine, bu da kadın sesinin derinleşip kalınlaşarak erkek sesine dönüşmesine neden olmaktadır.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Andropoz:<br />
</span></strong>Testislerden üretilen androjenler vücutta kan akımını hızlandırmakta ve oksijenlenmedeki bu artış sayesinde kasların performansı artmaktadır. 70&#8242;li yaşlarda andropoz denilen androjen hormon eksikliğinde, larinks kaslarının yeterli çalışmaması ses bozukluğuna neden olmaktadır. Prostat büyüklüğü ya da kanseri vb. bir engel durum yoksa, androjen tedavisi ses tellerinin şeklini düzeltmede, kasların eski tonüsüne kavuşmasını sağlamada ve bu sayede daha güçlü bir sesin sağlanmasında oldukça yardımcı bir yöntemdir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanan Sesin Paradoksu:<br />
</span></em></strong>Kadınlarda menapoz döneminde hormonal dengedeki androjen lehine kayma nedeniyle her iki ses teli zamanla atrofiye uğrar. Ses tellerinin üzerini kaplayan müköz tabaka incelir ve dehidrate olur. Bunun sonucunda ilk olarak sesin aralığı daralır, yüksek harmonikler kaybolur, ses güçsüzleşir ve çabuk yorulur. Tedavisinde hormon replasman tedavisi, ses koruyucu beslenme ve yaşam tarzı, ses terapisi, ses tellerinin kalınlaştırılması için ses telleri içine bazı maddeler enjekte edilmesi gibi seçenekler bulunmaktadır.</p>
<p>Erkeklerde de benzer mekanizmayla ortaya çıkan ses bozukluklarında, prostat hipertrofisi vb. engel bir durum yoksa hormon replasman tedavisi, ses terapisi, düzenli egzersiz ve konuşma önerilmektedir.<br />
Bunun yanısıra ek nörolojik hastalıkların tedavisi, reflü tedavisi, sigara ve irritanlardan kaçınma, bol sıvı tüketimi, nemlendirme ve kısa süreli balgam söktürücü kullanımı da bu tedavilere eklenmelidir.</p>
<p>Önemli olan ses bozulmadan koruyucu önlemleri çok daha genç yaşlarda alabilmektir. Bu da düzenli spor, bol sıvı alımı, ses tellerinin nemlendirilmesi ve yağlandırılması için özel spreylerin kullanımı, diş bakımı, dengeli beslenme, C vitamini, E vitamini, magnezyum kullanımı ve sigara gibi tütün maddelerinin tüketilmemesi ile sağlanabilecektir.</p>
<p>KAYNAK:<br />
1. American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Michael S. Benninger, M.D.<br />
Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery, Henry Ford Hospital, MI, Jean Abitbol, M.D.<br />
Chief Medical Officer, Faculty of Medicine, Paris-France, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-BAŞ-BOYUN KANSERLERİ: KEMOTERAPİ-RADYOTERAPİ SONRASINDA YAŞAM KALİTESİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 10:14:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Amifostine]]></category>
		<category><![CDATA[baş boyun kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Ethyol]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[quality of life]]></category>
		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir. Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak kanserinin günümüzdeki tedavi protokolünde ya organ koruma (gırtlak alınmadan) yani kemoterapi+radyoterapi (CRT) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir.</p>
<p>Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak kanserinin günümüzdeki tedavi protokolünde ya organ koruma (gırtlak alınmadan) yani kemoterapi+radyoterapi (CRT) ya da gırtlağın tamamen çıkarılması (total larenjektomi) sonrası radyoterapi uygulanmaktadır. Ayrıca orofarinks (boğaz) ve hipofarinks (yutak) kanserlerinde de kemoterapi+radyoterapi uygulanmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/02/geriatri1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-829" title="geriatri1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/02/geriatri1.jpg" alt="" width="250" height="250" /></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/02/elde-hap.jpg"></a></p>
<p> CRT protokolleri her ne kadar organ koruma sağlasa da kişinin yaşam kalitesinde (quality of life=QOL) bazı sıkıntılı değişiklikler yaratabilmektedir. QOL hasta anketleriyle değerlendirilmektedir. Ankette hastaların verdiği bilgiler psikolojik, sosyal, mesleki ve fiziksel donelere göre (örneğin ağrı, dış görünüm, günlük aktivite, boş zamanlarını değerlendirme, yutma, çiğneme, konuşma, omuz hareketinde rahatlık, tat, tükürük miktarı, ruh hali, endişe) puanlanır ve elde edilen rakam yüksekse kişinin yaşam kalitesi de yüksek demektir, düşük ise kişinin tedavi sonrası yaşam kalitesi o oranda düşmüş demektir.</p>
<p>Baş-boyun kanserli kişilerin, genellikle uzun yıllar sigara ve/veya alkol kullanımına bağlı ek sağlık sorunları (kronik akciğer hastalığı, koroner arter hastalığı vb.) olmaktadır. Yutak bölgesini tutan kanserlerde, yutma sorunlarına bağlı kilo kaybı ve malnütrisyon karşımıza çıkabilmektedir. Ek olarak şeker hastalığı gibi bir faktörün varlığında sorunlar daha da büyümektedir.</p>
<p>Baş-boyun bölgesinde, özellikle ağız tabanı ve yutak bölgesi tümörleri, belli bir büyüklüğe ulaşmadan belirgin semptom vermedikleri için maalesef ki erken tanıda gecikilebilen tümörlerdir. Bu da prognozu oldukça etkilemektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">CRT (kemoradyoterapi) SONRASI ERKEN DÖNEM SORUNLARI:</span></p>
<p>En sok karşılaşılan sorun mukozittir (ağız-boğaz bölgesinde yaralar oluşması), bu da bazen tedaviye ara verdirecek kadar şiddetli olabilir. Ayrıca kansızlık, lökosit sayısında azalmaya bağlı enfeksiyonlara yatkınlık, enfeksiyon ortaya çıktığında buna bağlı komplikasyonlar, böbrek toksisitesi, işitme sinirinin kemoterapiden etkilenmesi (ototoksisite), deri değişiklikleri (radyasyon yanığı vb.), halsizlik ve kilo kaybı da erken dönem sorunlarındandır.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff6600;"><img class="size-full wp-image-827  aligncenter" title="elde hap" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/02/elde-hap.jpg" alt="" width="288" height="191" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff6600;"> </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;">CRT (kemoradyoterapi) SONRASI GEÇ DÖNEM SORUNLARI:</span></p>
<p>Erken dönemde ortaya çıkan pek çok sorun, tedavi bittikten sonra şiddetini yitirmektedir. Yayınlara göre tedaviden 6-12 ay sonra QOL skorları tedavi öncesi skorlama derecelerine yaklaşmaktadır. Ancak geç dönemde hastaların yaşadığı sorunların başında da ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü gelmektedir. Bu da hastaların %50&#8242;sinde normal beslenmeye geçişi güçleştirmektedir. Hatta bazı hastalar uzun süre nazogastrik tüpten (burundan mideye yerleştirilen yumuşak beslenme tüpü) beslenmek zorunda kalmaktadır.</p>
<p>Ağız kuruluğunu gidermek üzere, CRT sırasında Amifostine (<strong>ETHYOL®) </strong>adı verilen ilacın kullanılması önerilmektedir. Amifostine, hücre koruyucu bir ilaç olup, kemoterapiden veya radyoterapiden 30 dk önce kol damarından serum şeklinde uygulanır. Uygulama sonrası bu ilacın özellikle tükrük bezlerinde fazlaca biriktiği ve bu sayede ağız kuruluğunu azalttığı ifade edilmektedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bu ilaç, SGK önergesine göre, 3 uzman hekim tarafından düzenlenen ve tedavi protokolünü gösterir sağlık kurulu raporuna dayanılarak sadece ruhsatlı endikasyon alanlarında kullanılabilen ve uzman hekimlerce reçetelendirilecek  ilaçlar listesindedir. Ayaktan kemoterapi yapılacak kanserli hastalara tedavi protokolünü gösterir uzman hekim raporuna dayanılarak kür tanımına uyacak tedavi uygulanıyor ise bir kürlük, kür tanımına uymayan tedavi uygulanıyor ise en fazla 3 aylık dozda ilaç verilebilmektedir. *</p>
<p>Diğer geç dönem sorunları ağrının devam etmesi, ses kısıklığı, tat duyusunda azalma ve çiğnemede zorluktur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">SONUÇ:</span></p>
<p>Hekimlerin baş-boyun kanserli hastaların tedavisinde hangi tedavi protokolünün daha uygun olacağını belirlemede hastayla birlikte karar verebilmeleri adına, hastalarına muhtemel erken dönem ve geç dönem yan etkilerini ayrıntılı anlatarak hastayı hazırlamaları, olabildiğince bu yan etkilere karşı önlem almaları, sonrasında bunlar geliştiğinde ise yeterli destek tedaviyi sağlayabilmeleri hastanın tedavi sonrası yaşam kalitesini oldukça olumlu anlamda etkileyen bir faktördür.</p>
<p>KAYNAK:</p>
<ol>
<li>American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Marilene B. Wang MD, Associate Professor, UCLA School of Medicine, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</li>
<li>*http://istanbul.sgk.gov.tr/sss/index.php?action=article&amp;cat_id=001&amp;id=23379</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-İŞİTME: YAŞA BAĞLI İŞİTME KAYBINDA CERRAHİ NE GİBİ DURUMLARDA UYGUNDUR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 12:19:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[Baha®]]></category>
		<category><![CDATA[Envoy Device]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[İmplante edilebilir işitme cihazları]]></category>
		<category><![CDATA[Implex AG]]></category>
		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>
		<category><![CDATA[RetroX]]></category>
		<category><![CDATA[Rion]]></category>
		<category><![CDATA[Soundtec®]]></category>
		<category><![CDATA[The Otologics Middle Ear Transducer (MET)]]></category>
		<category><![CDATA[Tubingen cihazı (TICA)]]></category>
		<category><![CDATA[Vibrant Soundbridge®]]></category>
		<category><![CDATA[yaşılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[  Klasik KBB Eğitimi&#8217;nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza girmesi ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu yaklaşım değişmektedir. Sinir tipi işitme kaybında, işitme kaybının derecesi ve yerine göre seçilebilen bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Klasik KBB Eğitimi&#8217;nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için <a href="http://www.seciltotan.com/2008/03/isitme-cihazi-kullanimi/" target="_blank">tıklayınız</a>.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza girmesi ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu yaklaşım değişmektedir. Sinir tipi işitme kaybında, işitme kaybının derecesi ve yerine göre seçilebilen bazı yeni tedavi modelleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Koklear implant ve beyin sapı implantı,</li>
<li>İmplante edilebilir işitme cihazları,</li>
<li>Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları,</li>
<li>Yarı-implante edilebilir cihazlar,</li>
<li>İç kulağa bazı ilaçların uygulanması (bu konu daha deneysel aşamada olduğu için ayrıntılı bilgi verilmeyecektir.)</li>
</ol>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">1. Koklear implant:</span></strong></span></p>
<p>Koklear implant, eskiden 90 dB ve üstü işitme kayıplı kişilerde uygulanmaktayken, artık bu sınır 70 dB&#8217;e indirilmiştir (ayrıntılı bilgi için <a href="http://www.seciltotan.com/archives/360" target="_blank">tıklayınız</a>.) Özellikle bu işleme karar vermede konuşmayı anlama eşiğindeki düşüklük önemli bir kriterdir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/koklear_implant.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-835" title="koklear_implant" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/koklear_implant.jpg" alt="" width="270" height="265" /></a> </p>
<p>FDA tarafından onaylanan son değerlendirmeye göre erişkinlerde koklear implant kriterleri şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li>18 yaş ve üstü olup ileri-çok ileri derecede işitme kaybı varlığı, örneğin 500, 1000 ve 2000 Hz&#8217;de 70 dB ve üstü işitme kaybı</li>
<li>Uygun ve iyi ayarlanmış çift işitme cihazı kullanımına rağmen bundan fayda görülmemesi</li>
<li>İmplant planlanan kulakta konuşmayı anlama eşiğinin % 50 ve altında, diğer kulağın ise % 60&#8242;ın altında olması</li>
</ul>
<p>Koklear implant uygulanması ve sonrasındaki gerekli eğitim sürecinin tamamlanmasının ardından elde edilen sonuca bakarsak, her ne kadar bu durum kişinin işitme kaybının miktarı, takılan implantın özellikleri vb. pek çok faktöre bağımlı olsa da hastaların büyük bir kısmının telefonda arama-meşgul çalma sesini ve konuştukları kişinin sesini tanıyabildikleri bilinmektedir.</p>
<p>Koklear implantın geleceğine göz atarsak, daha şimdiden kriterler açısından işitme cihazlarıyla bazı noktalarda çakıştıklarını görmekteyiz. Teknoloji geliştikçe, hasta seçim kriterleri de değişecek ve işitme cihazı mı koklear implant mı sorusu daha sık sorulur olmaya başlanacak. Bunun dışında, yakın gelecekte kokleadaki işitmeyi sağlayan tahrip olmuş tüysü hücrelerin yeni tekniklerle yenilenerek değiştirilmesi ile koklear implant da eski bir yöntem olarak kalabilecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"> <span style="text-decoration: underline;"><strong>2. İmplante edilebilir işitme cihazları:</strong></span></span></p>
<p>Ses titreşimin hissedilmesi demektir. İşitme kaybı olan birçok vakada, kişilere geleneksel hava iletimli cihazlar takılır. Tipik olarak, bu işitme yardımcıları kulak kanalı içine veya kulağın arkasına yerleştirilir. Ancak bazı kişiler bu tip cihazlardan faydalanamazlar.</p>
<p>Kokleanın, orta kulağa kemikçiklere takılan bir cihazla mekanik olarak uyarılması işitilen sesin yükseltilebilmesi için oldukça doğal ve mantıklı bir yoldur. Hoparlör ve işitme cihazları sesin niteliğini değiştirdikleri için (distorsiyon) yüksek duyarlılıkta ses yükseltmede sıkıntılar yaşanmaktadır. İmplante edilebilen işitme cihazlarında ise, alınan ses enerjisi yükseltilir ve/veya işlenir ve sonra bu elektriksel enerji kokleayı uyarmak üzere mekanik enerjiye dönüştürülür.</p>
<p>Bu cihazların, klasik işitme cihazlarına göre avantajları:</p>
<ul>
<li>Ses netliği daha iyi</li>
<li>Oklüzyon (kalıpla dış kulak yolunun tıkanması) etkisinin olmaması</li>
<li>Feedback&#8217;te azalma (işitme cihazından çıkan ses dalgasının kulak zarında yansıyarak geri dönmesi ile oluşan ıslık sesi)</li>
<li>Fonksiyonel kazancın daha fazla olması</li>
<li>Gürültülü ortam gibi durumlardan etkilenmemesi</li>
<li>Kulak kalıbına bağlı daha sık kir birikmesi ve dış kulak yolunda nemlenme problemlerinde azalma</li>
</ul>
<p> Dezavantajları:</p>
<ul>
<li>Bu cihazların takılması cerrahi ile olmaktadır. Bu da enfeksiyon vb. pek çok risk getirmektedir.</li>
<li>Orta kulaktaki kemikçiğe implante edilen cihaz zamanla kemikçikte yıpranma ve erimeye yol açabilmektedir.</li>
<li>Pilin gücü ve uzun süreli etkinliği zayıf olabilir.</li>
<li>Uzun dönem etkileri bilinmemektedir.</li>
<li>Orta kulaktaki alanın küçük olması, bu cihazların da oldukça küçük olmasını gerektirmekte, bu durum da akustik çıkışı sınırlandırmaktadır. İşitme kaybı şiddeti arttıkça cihazın etkinliği azalır.</li>
<li>Pek çoğu MR (manyetik rezonans) cihazı ile uyumlu değildir. (kişiye herhangi bir sağlık sorununda MR çekilemez!)</li>
<li>Konvansiyonel işitme cihazlarından daha pahalıdırlar.</li>
<li>Bazısı henüz FDA onayı almamıştır.</li>
</ul>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">3. Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları:</span></span></strong></p>
<p>Kemik iletimi üzerine kurulu Baha® sistemi, kulağın arkasında kafatası kemiğine yerleştirilen bir titanyum implanttan yararlanmaktadır. İç parça, ses işlemcisiyle implantı kemik içinde bağlar. Bu durum, doğrudan kemik iletimini (deri içinden geçerek) meydana getirir. Buna karşılık, geleneksel kemik iletimli cihazlar kesilmemiş ciltten kemiğe dolaylı olarak bağlar ve kafa kemiklerine basınç uygulayarak çalışır. Baha&#8217;nın doğrudan kemik iletimi bu sayede geleneksel kemik iletim cihazlarından daha yüksek kaliteli bir işitme sağlar. Ses, ciltten geçerken zayıflatılmamıştır.</p>
<p>Baha® sistemi, çoğunlukla doğumsal dış kulak yolu yokluğu, kronik otit gibi tek taraflı ileti tipi işitme kaybı veya nadiren akustik nörinom gibi tek taraflı sinir tipi işitme kaybı olan kişilerde, sağlam olmayan kulağa gelen sesin, o taraf kafatası kemiğine takılan cihaz sayesinde kemik yoluyla diğer kulağa iletilip, sağlam kulağın kokleası tarafından duyulmasını sağlar.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/baha.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-837" title="baha" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/baha.jpg" alt="" width="267" height="153" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>BAHA, tek taraflı işitme kaybı olan kişilerde diğer kulaktan duymayı sağlayan özel bir işitme cihazı tipi olan CROS ile karşılaştırılırsa:</p>
<p>Avantajları:</p>
<ul>
<li>Ses netliği daha yüksek ve kullanımı daha konforlu.</li>
<li>Kulak kalıbı olmadığı için oklüzyon etkisi yok.</li>
<li>Feedback yok.</li>
<li>Dış kulak yoluna, burada iltihaba yol açabilecek herhangi bir cisim yerleştirilmiyor.</li>
<li>Cerrahi işlem olmasına rağmen, riskleri düşük.</li>
<li>MR ile uyumlu (kişi MR çektirebiliyor).</li>
</ul>
<p>Dezavantajları:</p>
<ul>
<li>Cerrahi işlem gerektirir.</li>
<li>Kemik yolu eşiklerinin iyi olması gerekir, yoksa hiçbir işe yaramaz.</li>
<li>Pil ömrü kısadır. (ancak kolayca değiştirilebilir)</li>
<li>İleti tipi işitme kayıplarında oklüzyon etkisi yok veya minimaldir.</li>
<li>Kafatası kemiği ince olan % 1-2 kişide cihaz kemiğe integre olamayabilir.</li>
<li>Kafatasında bir vida olmasının psikojenik etkileri olabilir.</li>
<li>Vidanın takıldığı sahanın düzenli bakımı, kişiler o kısmı kendileri göremedikleri için zor olabilir.</li>
<li>Kişi cihazı kullanmaktan vazgeçerse kafatasından çıkarılması zor olabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">4. Yarı-implante edilebilir cihazlar:</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">a. <span style="text-decoration: underline;"><em>Vibrant Soundbridge®:</em></span></span></strong></p>
<p>2000 yılında onay almış olan, Med-El firmasına ait yarı-implante edilebilir işitme cihazı olan Vibrant Soundbridge® cihazı oldukça yeni bir teknolojiye sahiptir. Geleneksel işitme cihazlarından fayda sağlayamayan orta ve ileri derecede işitme kayıplarının tedavisinde kullanılan ve ameliyatla yerleştirilen elektronik bir bioaktif protezdir. Bir işitme cihazından farkı, işitme cihazının sadece aldığı sesi yükseltmesi, Vibrant Soundbridge®&#8217;in ise aldığı sesi mekanik titreşimlere çevirebilmesidir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/orta-kulak-işitme-cihazı-2.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-838" title="orta kulak işitme cihazı-2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/orta-kulak-işitme-cihazı-2.gif" alt="" width="270" height="234" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Orta kulaktaki üç kemikçikten örs kemikçiğine bağlanan Vibrant Soundbridge®, sesin kulaktan içeri doğru hareketinde kulak zarındaki titreşimlerinin kemikçiklere aktarılması ile yaratılan doğal vibrasyonun hemen hemen aynısını mekanik olarak kemikçikler zincirini titreştirerek yapar. Bu titreşimlerin şiddeti iç kulaktaki kayıp işitme hassasiyeti telafi edilene kadar artırılır.</p>
<p>Vibrant Soundbridge® harici ses işlemcisi (Audio Processor) ve dahili (ameliyat ile orta kulağa yerleştirilen) parça olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ses işlemcisi bir aktarıcı mıknatıs vasıtası ile derinin içine yerleştirilmiş olan bobine tutturulur. Ses işlemcisi; bir mikrofon, bir adet pil ve mikrofondan gelen seslerin orta kulaktaki örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilmiş proteze iletilmesini sağlayan elektronik devreleri içeren, saçların arasında kalarak dışarıdan hiç bir şekilde ayırt edilemeyen 1.5 cm çapında ve 0.5 cm kalınlığında çok küçük bir cihazdır.</p>
<p>Vibrant Soundbridge&#8217;in implante edilen kısmı (Vibrating Ossicular Prosthesis-VORP), dahili aktarıcı mıknatıs (bobin) ve titreşimi sağlayan örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilen Seyyar Dönüştürücü Parça (Floating Mass Transducer-FMT) ile arasındaki bağlantıyı sağlayan kablodan oluşmaktadır.</p>
<p>Ses İşlemcisinden gelen sinyal deriden elektromanyetik olarak geçerek implante edilmiş VORP&#8217;a geçer ve bobin sinyali FMT&#8217;ye gönderir. Orta kulaktaki üç küçük kemikçikten biri olan örste bulunan FMT kemikçikleri titreştirir, beyin bu titreşimleri ses olarak algılar.</p>
<p>Dış parçada yer alan pilin ömrü 12-16 gündür.</p>
<p>FDA, 18 yaş ve üstü kişilerde 40-70 dB sinir tipi işitme kaybı varlığında, önceden işitme cihazı kullanmış olmak kaydıyla, işitme cihazına alternatif olarak seçilebileceğini belirtmektedir. İşitmesi kötü olan kulağa uygulanması gerekir.</p>
<p>Hasta aşağıda belirtilen koşullara uygun olmalıdır:</p>
<ul>
<li>Konuşmayı anlama eşiği %50&#8242;nin üstünde olmalıdır.</li>
<li>İşitme eşikleri implantasyon planlanan kulakta 500, 1000 ve 2000 Hz ortalaması olarak 30 dB&#8217;in üstünde, iki kulak arasında saf ses ortalaması farkı 20 dB&#8217;in altında olmalıdır.</li>
<li>Planlanan kulakta kemik yolu-hava yolu aralığı 10 dB&#8217;den az olmalıdır.</li>
<li>En az 3 ay boyunca günde 4 saat süreyle geleneksel işitme cihazı kullanmış olmalıdır.</li>
<li>Orta kulaktaki saptanmış herhangi bir rahatsızlık bulunmamalı, kişi herhangi bir kulak ameliyatı olmamalıdır.</li>
<li>İşitme kaybında değişkenlik olmamalıdır.</li>
<li>Santral işleme problemi olmamalıdır.</li>
<li>Audio İşlemcinin taşınacağı kısımda deri problemi olmaması gerekir.</li>
<li>18 yaş ve üstünde olup herhangi bir psikojenik hastalığı olmamalıdır.</li>
<li>Gerçekçi beklentiler oluşturulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Bu cihaz kimlere uygulanmaz?</p>
<ul>
<li>İleti tipi işitme kaybında</li>
<li>Retrokoklear patolojilerde (İşitme organı dışındaki beyine giden işitme yollarındaki patolojiler)</li>
<li>Psikojenik sorunu olanlarda</li>
<li>Mental retardasyonda</li>
<li>Takiplere gelinememesi durumunda</li>
</ul>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">b<em>. Soundtec ® Direct System:</em></span></span></strong></p>
<p>The Soundtec® Direkt Sistemi bir elektromanyetik cihazdır. İncus kemiğine fikse edilir, incus-stapes eklemi ayrılarak arasına konulur ve ileticisi dış kulak yolu kanalı derinlerine, bir kulak kalıbı içine gömülü olarak yerleştirilir. Oklüzyon vardır ama ses akustik olarak iletilmediği için feedback yoktur. Kullanan kişiler, sesleri daha doğal olarak duyduklarını ifade etmektedirler. Cerrahi işlem kolay ve az risklidir.</p>
<p>Kimlere uygulanabilir?</p>
<ul>
<li>Her iki kulakta simetrik ılımlıdan ciddi dereceye kadar sinir tipi işitme kaybı varlığında</li>
<li>Kemik yolu-hava yolu eşik farkı 15 dB ve altında ise</li>
<li>1000, 2000 ve 4000 Hz ortalaması 35-70 dB ise</li>
<li>Konuşmayı ayırt etme skoru % 60 ve üzerinde ise</li>
<li>İşitme kaybı, herhangi bir dalgalanma göstermeden en az 2 yıldır mevcutsa</li>
<li>En az 6 ay süreyle, özellikle de implante edilecek kulakta en az 45 gün işitme cihazı kullanmış olması gerekmekte</li>
<li>Dış kulak yolu kanalı genişliği uygun, kişinin motivasyonu yüksek, el becerileri yeterli olması gerekmekte</li>
<li>21-80 yaş arasında ise</li>
<li>Geleneksel işitme cihazı kullanımından memnun değilse</li>
</ul>
<p>Kimlere uygulanamaz?</p>
<p>Dış kulak yolu iltihabı, müzmin orta kulak iltihabı, işitme organı dışı işitme yollarında sorun varlığı, orta kulak cerrahisi geçirmiş olmak, rahatsız edici düzeyde çınlama varlığı, malformasyon, yüksek frekanslı seslerde 15 dB&#8217;den fazla asimetri olması, tek taraflı ya da değişken işitme kaybı olması durumunda uygulanmamalıdır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">c.<em> Envoy Device (St. Croix Medical):</em></span></span></strong></p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/orta-kulak-işitme-cihazı.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-840" title="orta kulak işitme cihazı" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/orta-kulak-işitme-cihazı.jpg" alt="" width="200" height="155" /></a> Henüz FDA onayı almamış bu cihaz, piezoelektrik kristaller kullanarak çalışır. Ses algılayıcısı incus&#8217;a, kemiğin bir kısmı çıkarılarak ve incus-stapes eklemi ayrılarak takılır. Piezoelektrik alet sesi saptar, elektriksel sinyale çevirir, ses işlemcisine bu sinyali gönderir. İşlemci sesi yükseltip, filtre edip stapesteki &#8220;driver&#8221;a gönderir. Pilin her 3-5 yılda bir lokal anestezi ile değiştirilmesi gerekir. Cihaz hafif-ciddi sinir tipi işitme kaybı vakalarına önerilmektedir. Henüz etkinliği hakkında yeterli deneyim ve bilgi yoktur.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></em></p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></em></p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">d. Otologics Device:</span></strong></span></em></p>
<p>The Otologics Middle Ear Transducer (MET) (orta kulak dönüştürücüsü) Ossicular</p>
<p>Stimulator Cihazı (kemikçik uyaranı), incus gövdesine kulak arkası kemiğinden girilerek takılır. The Otologics cihazı CE markasına sahiptir ancak henüz FDA onayı almamıştır. Hastalar, dış parça şeklinde düğmeleri olan bir cihaz takarlar, bunda mikrofon, pil ve dijital sinyal işleyicisi bulunur. Dış parça sesi saptar, elektrik enerjisine çevirir, deri yoluyla içerideki işlemciye gönderir, işlemci MET&#8217;e bağlanır.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/MET-orta-kulak-işitme-cihazı-3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-842" title="MET orta kulak işitme cihazı-3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/MET-orta-kulak-işitme-cihazı-3-282x300.jpg" alt="" width="214" height="220" /></a></p>
<p>Kimlere uygulanabilir?</p>
<ul>
<li>İki taraflı orta-ciddi (40-90 dB) derecede, dalgalanma ve ilerleme göstermeyen, simetrik sinir tipi işitme kayıplarında</li>
<li>Timpanometri testi normal olmalı</li>
<li>Orta kulak iltihabı olmamalı</li>
<li>Konuşmayı anlama skoru 65 dB&#8217;de %20&#8242;den iyi olmalı</li>
<li>Konuşmayı öğrendikten sonra normal işitmesini kaybetmiş ve iyi kognitif becerilere sahip İngilizce konuşan biri olmalı</li>
<li>İşitme eşikleri tüm frekanslarda 45-55 dB&#8217;den kötü olmamalı (bu cihazın en büyük avantajı, diğerlerinden farklı olarak 55 dB gibi daha yüksek işitme kayıplarında yardımcı olabilmesidir.)</li>
</ul>
<p>Dezavantajları:</p>
<p>Cerrahi işlem ayrıntılı! Takılan cihazın büyük boyutlu olması kişiyi vazgeçirebiliyor.</p>
<p>İmplante ve yarı-implante edilebilir cihazları karşılaştırırsak:</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="643" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="119"></col>
<col span="1" width="120"></col>
<col span="1" width="121"></col>
<col span="1" width="120"></col>
<col span="1" width="120"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<th width="119"><strong>Cihazın adı</strong></th>
<th width="120"><strong>Mikrofonun yerleşim yeri</strong></th>
<th width="121"><strong>Driver&#8217;in kulakta takıldığı yer</strong></th>
<th width="120"><strong>Güç kaynağı</strong></th>
<th width="120"><strong>FDA onayı</strong></th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="119">Vibrant Soundbridge</td>
<td width="120">Kulak arkasına, dıştan</td>
<td width="121">İncus kemiğine klipslenmiş</td>
<td width="120">Pil dışarıda</td>
<td width="120">Onaylanmış, ABD&#8217;de henüz üretilmedi, Avrupa&#8217;da kullanılıyor.</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">SoundTec</td>
<td width="120">Dış kulak yolunda</td>
<td width="121">İncus-stapes eklemine protez şeklinde</td>
<td width="120">Pil dışarıda</td>
<td width="120">Onaylanmış ancak henüz üretime geçilmemiş</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Otologics MET</td>
<td width="120">Kulak arkasında deri altında</td>
<td width="121">İncus gövdesine tutturulmuş</td>
<td width="120">Şarj edilebilir pil mevcut</td>
<td width="120">Onay bekliyor</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Tica</td>
<td width="120">Dış kulak yolunda deri altında</td>
<td width="121">İncus gövdesine tutturulmuş</td>
<td width="120">Şarj edilebilir pil mevcut</td>
<td width="120">Bilinmiyor</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Envoy</td>
<td width="120">Malleus algılayıcısı şeklinde</td>
<td width="121">Stapesin kafasına yapıştırılmış</td>
<td width="120">Kalp pili gibi</td>
<td width="120">Onay bekliyor</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">e. Diğer aletler:</span></strong></span></em></p>
<p>Alman Implex AG cihazı, incusu diyafram tipinde bir piezoelektirk driver ile uyarmakta. Feedback sorunlarını çözmek için malleus kemiğinin başının çıkarılması önerilmekte, ancak henüz kullanıma sunulmuş bir cihaz değil.</p>
<p>Japonlara ait Rion cihazı, stapese tutturulan bir piezo-seramik çubuğun deriden geçerek gönderilen elektriksel sinyallerle hareketlendirilmesi prensibine dayanmaktadır, henüz FDA onayı yoktur.</p>
<p>Belçika yapımı RetroX cihazı, dış kulak yolunu kulak arkası sahaya titanyum bir tüple bağlayan ve mikrofon, ses yükseltici, işlemci içeren bir alettir. Henüz yeterli deneyim yoktur ve FDA onayı mevcut değildir.</p>
<p>Tubingen cihazı (TICA) tamamıyla implante edilen bir iletişim yardımcısıdır. Mikrofon, dış kulak yolu derisinden geçerek sesi alır, yükseltir ve sinyali dönüştürüp kemikçikleri hareketlendirir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">Sinir Tipi İşitme Kaybında Cerrahinin Geleceği:</span></p>
<p>Eskiden sinir tipi işitme kaybında, cerrahi diye bir seçenek hiç yokken, artık günümüzde implante edilebilir cihazlar sayesinde cerrahi de seçilebilen bir yöntem olacaktır. Ancak asla geleneksel işitme cihazlarının yerini alacakları düşünülmemektedir.</p>
<p>Belki de gelecekte, bazı ilaçlarla bu kayıpların giderilmesi sağlanabilecek, iç kulağa uygulanan bazı kimyasal maddelerle tüysü hücre yenilenmesi ve büyümesi tetiklenebilecektir.</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Brian W. Blakley, MD, Phd, FRCSC,</p>
<p>Department Head, University of Manitoba, Health Sciences Center,Winnipeg, Canada</p>
<p><a href="http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm">http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK POPÜLASYONDA KBB HASTALIKLARINA YAKLAŞIM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:04:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[ileri yaş]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=497</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika&#8217;daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika&#8217;daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu insanların tedavi ve bakımlarını üstlenecek eğitime sahip hekim ve personele aşırı gereksinim olacağını işaret etmektedir. Çünkü ileri yaş kişilerde, pek çok hastalık ortaya çıkmakta ve atipik bulgular gösterebildikleri için bu yaş grubuna özel hastalıkların tanısı ve tedavisi konusunda yeterli deneyim sahibi olmayan ellerde bazı hastalıklar gözden kaçabilmektedir. Ayrıca, pek çok ilacın aynı anda kullanımı, ilaçları veren hekimlerin diğer ilaç gruplarına aşina olmaması durumunda yan etkilerde artışa yol açacaktır. Cerrahi konusunda ise oldukça dikkatli davranılması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/yaşlı-teyze.jpg"><img class="size-medium wp-image-846  aligncenter" title="yaşlı teyze" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/yaşlı-teyze-201x300.jpg" alt="" width="201" height="300" /></a></p>
<p>Amerikan Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Akademisi&#8217;nin Geriatri Komitesi tarafından hazırlanıp online yayınlanan oldukça kapsamlı kitapçıklar serisinde, ileri yaş kişileri ilgilendiren KBB Hastalıkları ayrı bölümler halinde ele alınmıştır. KBB uzmanları için hazırlanmış olan bu kitapçıkları, sizlerin anlayacağı şekilde medikal dilden arındırıp çevirerek diziler halinde web sitemde yayınlayacağım. Konulara ait başlıklar şu şekilde sıralanmaktadır:</p>
<ol>
<li>İşitme</li>
<li>Baş-boyun kanserleri</li>
<li>Ses bozuklukları</li>
<li>Yutma güçlüğü</li>
<li>Rinosinüzitler</li>
<li>Uyku bozuklukları</li>
<li>KBB&#8217;de geriatrik polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı)</li>
</ol>
<p> </p>
<p><span style="color: #ff0000;">ANLAR</span></p>
<p>Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,<br />
ikincisinde daha çok hata yapardım.<br />
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.<br />
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.<br />
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.<br />
Temizlik sorun bile olmazdı asla.<br />
Daha çok riske girerdim,<br />
seyahat ederdim daha fazla.<br />
Daha çok güneş doğuşu izler,<br />
daha çok dağa tırmanır,<br />
daha çok nehirde yüzerdim.<br />
Görmediğim bir çok yere giderdim.<br />
Dondurma yerdim doyasıya,<br />
Daha az bezelye.<br />
Gerçek sorunlarım olurdu<br />
hayali olanların yerine.<br />
Yaşamın her anını gerçek ve<br />
verimli kılan insanlardan olurdum.<br />
Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.<br />
Anlar, sadece anlar, siz de &#8220;an&#8221;ı yaşayın.<br />
Hiçbir yere, yanına; termometre, su, şemsiye ve<br />
paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.<br />
Yeniden başlayabilseydim,<br />
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.<br />
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.<br />
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,<br />
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer&#8230;<br />
Ama işte, 85&#8242;imdeyim ve biliyorum&#8230;<br />
Ölüyorum&#8230;</p>
<p>Jorge Luis Borges</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- <a href="http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm">http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUMANSIZ TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN KULLANIMI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 10:04:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[dumansız tütün]]></category>
		<category><![CDATA[lökoplaki]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[smokeless tobacco]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[  Dumansız tütün, çiğneme formu şeklinde ya da pudra formunda tütün ürünü demektir.   Amerikan erişkinlerinin %3&#8242;ü dumansız tütün kullanmaktadır. Bu ürünleri kullanan kişilerde diş eti hastalıkları, kalp hastalıkları ve çeşitli kanser tiplerine yatkınlık gibi sigara içenlerde görülen sorunlar yaklaşık olarak aynı sıklıkta görülmekte iken, ağız kanserleri ise daha sıktır. Amerika&#8217;da her yıl ortalama 30.000 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/kid-smoking.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/whatisincig2.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Dumansız tütün, çiğneme formu şeklinde ya da pudra formunda tütün ürünü demektir.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Amerikan erişkinlerinin %3&#8242;ü dumansız tütün kullanmaktadır. Bu ürünleri kullanan kişilerde diş eti hastalıkları, kalp hastalıkları ve çeşitli kanser tiplerine yatkınlık gibi sigara içenlerde görülen sorunlar yaklaşık olarak aynı sıklıkta görülmekte iken, ağız kanserleri ise daha sıktır. Amerika&#8217;da her yıl ortalama 30.000 kişi ağız-yutak kanseri tanısı almakta ve 8000&#8242;den fazla kişi bu hastalıklardan dolayı kaybedilmektedir. Tüm bu bilinen zararlarına rağmen bu maddeleri kullananlar ürünleri talep etmeye devam etmekte, bunları üreten firmalar da üretimlerini sürdürmektedirler. 2001 yılında dünyanın en büyük 5 tütün üreticisi, bu ürünlerin tanıtımı ve promosyonuna 236.7 milyon dolar harcamışlardır.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünü Nedir?</span></strong></span></p>
<p style="text-align: left;"> 2 türü mevcuttur:<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/cans-tobacco.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-850" title="cans-tobacco" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/cans-tobacco-200x300.jpg" alt="" width="135" height="216" /></a></p>
<ul>
<li>Çiğneme formu: Yaprak ya da kalıp şeklinde hazırlanarak yanakla dişetleri arasında sıkıştırılıp kullanılmaktadır. Kullanıcılar, etkisinin daha yoğun olması için bunu saatlerce sakız gibi çiğnemektedirler.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/smokeless-tobaco-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-852" title="smokeless tobaco-1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/smokeless-tobaco-1-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a></li>
</ul>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p> </p>
<ul>
<li>Pudra formu: Alt dudak-dişeti arasında konularak kullanılır (bu uygulamaya &#8220;dipping&#8221; deniyor).</li>
</ul>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/smokeless-tobaco-2.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-854" title="smokeless tobaco-2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/smokeless-tobaco-2-300x265.jpg" alt="" width="180" height="159" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Her 2 türün de içinde zehirli ve bağım<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/smokeless-tobaco-2.jpg"></a>lılık yapıcı maddeler bulunmaktadır. Her seferinde kullanıldıklarında kişinin kendini iyi hissettiği doza vücut adapte olmakta, bir sonrakinde kişi aynı etkiyi elde edebilmek için aldığı tütün miktarını arttırmaktadır. Ortalama büyüklükte bir çiğneme ya da pudra formunu 30 dakika kadar ağız içinde tutmak, kişiye 4 sigara içmişcesine nikotin dozu sağlamaktadır. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünleri Sigaradan Daha mı Zararlıdır?</span></strong></span></p>
<p>Amerikan Sağlık Dairesi Başkanlığı, 1986 yılında dumansız tütün ürünü kullanımına ilişkin olarak &#8220;Bu ürünler sigaranın yerine kullanılabilecek güvenli maddeler değildir. Kansere ve kanser dışı pek çok hastalığa ve ayrıca nikotin bağımlılığına yol <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/whatisincig2.jpg"><img class="size-medium wp-image-856 alignleft" title="whatisincig2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/whatisincig2-300x212.jpg" alt="" width="321" height="302" /></a>açabilmektedir.&#8221; şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Ayrıca 1991&#8242;de Ulusal Kanser Enstitüsü bu ürünlerin yüksek nitrozamin içeriği nedeniyle (ağız kanseri gelişimi riskini arttıran bir madde) kullanımından kaçınılması gerektiğini ifade etmiştir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünleri Neler İçermektedir?</span> </strong></span> </p>
<ul>
<li>Polonyum 210 (nükleer atık)</li>
<li>N-nitrozaminler (kanser yapıcı maddeler)</li>
<li>Formaldehid (tahnit sıvısı)</li>
<li>Nikotin (bağımlılık yapıcı)</li>
<li>Kadmiyum (nükleer reaktör kalkanlarında ve pillerde kullanılan madde)</li>
<li>Siyanid (zehirli madde)</li>
<li>Arsenik (zehirli metalik madde)</li>
<li>Benzen (böcek ilaçları ve motor yağlarında kullanılır)</li>
<li>Kurşun (sinir zehiri)</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Bu Ürünleri Daha Çok Kimler Kullanıyor?</span> </strong></span></p>
<p> 2000 yılında Madde Bağımlılığı ve Akıl Sağlığı Hizmetleri Yönetimi tarafından yürütülen Ulusal İlaç Kötüye Kullanımı Anketine göre 18-25 arası genç erişkinlerin bu ürünleri en çok kullanan yaş grubu olduğu açığa çıkmıştır. Bunda en büyük payın bu yaş grubunu hedef alan reklam ve pazarlama taktikleri olduğu düşünülmektedir.</p>
<p> Dumansız tütün üreticileri aromalı ürünler pazarlamaktadır. 2005 yılında Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü&#8217;nün yaptığı bir açıklamaya göre bu şirketler adeta bu sayede bir lehim lambasını aromalı bir lolipopa dönüştürerek milyonlarca genci ölümcül bir ürünü denemeye teşvik etmektedirler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Tüketiminin Fiziksel ya da Mental Etkileri Nedir?</span></strong></span></p>
<p> <strong>Kanser:</strong> Bu ürünler kansere yol açan yani kanserojen ürünlerdir. Kanser, özellikle bu ürünlerin ağız içinde tutulduğu alanlarda gelişmektedir, ancak dudak, dil, yanak ve boğazda da gelişebilmektedir.</p>
<p> <strong>Lökoplaki:</strong> Bu ürünleri kullana<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/lokoplaki2.jpg"></a>n kişilerde yanak içlerinde, dişetlerinde, bazen de dilde küçük beyaz noktalar şeklinde karşımıza çıkan bir lezyondur. Nedeni tütünün özsuyunun yarattığı tahriş olabilir. Bu lezyon prekanserözdür, yani ileride kansere dönüşebilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/lökoplaki.jpg"><img class="size-medium wp-image-858 alignleft" title="lökoplaki" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/lökoplaki-300x253.jpg" alt="" width="300" height="253" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><strong><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/lökoplaki-severe.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-859" title="lökoplaki severe" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/lökoplaki-severe-300x233.jpg" alt="" width="306" height="251" /></a></strong></p>
<p><strong>Kalp hastalıkları: </strong>Organik içerikleri karbon, hidrojen, nitrojen ve bazen oksijenden oluşan nikotinin uyarıcı etkisi kalp hızını ve kan basıncını arttırmakta ve bazen düzensiz kalp atışlarına yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Dişeti ve diş hastalıkları:</strong> Dumansız tütün ürünleri dişleri kalıcı olarak boyar, ağız kokusu yapar ve diş kayıplarına yol açar. Ayrıca çok yoğun şeker içerikleri nedeniyle dişin koruyucu tabakasını eriterek çürük ve ağız içi yaralara yol açarlar. Ayrıca bu maddelerin devamlı teması nedeniyle dişetlerinde çekilmelere yol açabilirler.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Ağız Kanserinin Erken Bulguları Nelerdir?</span></strong></span> </p>
<ul>
<li>Kolayca kanayan ve iyileşmeyen aftlar</li>
<li>Ağız veya boyunda şişlik ve kalınlaşma</li>
<li>Geçmeyen şişlik ya da yaralar</li>
<li>Geçmeyen kırmızı ya da beyaz alanlar</li>
<li>Çiğneme, yutma ve çeneyi oynatmada güçlük</li>
</ul>
<p>Bu gibi durumlarda en kısa sürede bir Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurulmalı, bu ürünlerin kullanımına hemen son verilmelidir.</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA OBEZİTE VE KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARIYLA İLİŞKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 16:32:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı kilo]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[obesite]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku apnesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[  Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre erişkinlerin % 34&#8242;ü olması gereken kilonun üzerinde, %31&#8242;i (ort. 60 milyon)  ise obez olarak saptanmış. Yani toplamda 127 milyon Amerikalı kilolu! Halbuki 42 yıl önce %13&#8242;ü, 1980&#8242;de %15&#8242;i obez idi! Son 20 yılda aşırı kilolu ya da obez çocuk sayısında, panik olunacak şekilde 2 kat artış mevcut. Günümüzde 6-11 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez51.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez41.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez4.jpg"><img class="size-medium wp-image-865  aligncenter" title="obez4" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez4-300x237.jpg" alt="" width="300" height="237" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre erişkinlerin % 34&#8242;ü olması gereken kilonun üzerinde, %31&#8242;i (ort. 60 milyon)  ise obez olarak saptanmış. Yani toplamda 127 milyon Amerikalı kilolu! Halbuki 42 yıl önce %13&#8242;ü, 1980&#8242;de %15&#8242;i obez idi!</p>
<p style="text-align: left;">Son 20 yılda aşırı kilolu ya da obez çocuk sayısında, panik olunacak şekilde 2 kat artış mevcut. Günümüzde 6-11 yaş grubunda %15&#8242;den fazla, 12-19 yaş grubunda da %15&#8242;den fazla çocuk aşırı kilolu ya da obez!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez2.jpg"><img class="size-medium wp-image-868  aligncenter" title="obez2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez2-300x192.jpg" alt="" width="300" height="192" /></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez3.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Aşırı kilolu ile obez arasında ne gibi farklar vardır? Genellikle bu 2 terim birbiri yerine kullanımaktaysalar da aslında farklı şeyleri ifade eder.</p>
<p>Aşırı kilolu: BMI (body mass index=vücut kitle indeksi, yani kilo/boy<sup>2</sup>) 25 ve üzerinde ise</p>
<p> Obez: BMI 30 ve üzerinde ise</p>
<p>Morbid obez: BMI 40 ve üzerinde ise (Morbid demek, şişmanlığa bağlı hastalıkların ortaya çıkma riski yüksek demektir.)</p>
<p>Obezite, aslında erişkin yaşta görülen bazı hastalıkların çocukluk çağında ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bu çocuklar Tip 2 Diabet (şeker hastalığı), karaciğer yağlanması, kolesterol yüksekliği (ileri yaşlarda damar sertliği ve kalp krizi riski!), femur başı epifizinde kayma, menstrüasyon bozuklukları, uyku apnesi, metabolizma düzensizlikleri ile karşı karşıya kalırlar. Bunun yanısıra işin psikojenik kısmına bakarsak, depresyon, kendine güvensizlik ve arkadaşlarından izolasyon da sıktır.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><span style="color: #ff9900;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Çocuklarda Şişmanlık ve Otorinolaringolojik Problemler:</strong></span></span></p>
<p> ● <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"><strong><span style="color: #ff6600;">Uyku apnesi:</span></strong></span></span></p>
<p>Uyku apnesi olan çocuklarda bir gecede 10-60 kez 1 dakika ya da daha uzun süreyle nefes durmaktadır. Havayolu ya tamamen kapanmakta (apne) ya da kısmen daralıp yavaş yüzeyel solunum gerçekleşmektedir(hipopne). 2-5 yaş grubu çocukların %1-3&#8242;ünde uyku apnesi<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/tonsilapne.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-870" title="tonsilapne" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/tonsilapne-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>/hipopnesi görülmektedir. Genellikle nedeni bademciklerde aşırı büyüklüktür. Bunun yanısıra aşırı kilo da varsa, göğüs kafesi ve karnın nefes alma sırasındaki karşılıklı hareketinde bozulma da eklenip durum daha ciddi bir hal alabilir. Obez çocuklarda, uyku apnesinin cerrahi tedavisinde hipertrofik genizeti-bademciklerin ameliyatla alınması oldukça etkili bir yöntemdir, ancak bu çocuklara özel olarak hastanın hastanede 1 gece yatması önerilir.</p>
<p> Amerikan Pediatri Akademisi, obstrüktif (tıkayıcı) uyku apnesinin (OSAS) çocukluk çağında tedavi edilmediği takdirde, ciddi komplikasyonlara yol açacağını vurgulamaktadır. Bunlar büyümede gerilik, öğrenmede gecikme, dikkat ve davranış bozuklukları ile kalp-damar hastalıklarıdır. </p>
<p> ●  <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"><strong><span style="color: #ff6600;">Orta kulak iltihabı:</span></strong></span></span></p>
<p>Amerika&#8217;da her yıl 15-30 milyon kişinin doktora başvurma nedeni akut orta kulak iltihabı (AOM) ve kronik kulak sorunlarıdır, özellikle de çocuklarda en sık başvuru nedeni orta kulak iltihabıdır. Son yıllarda artan orta kulak iltihabı sıklığının aşırı kiloyla direkt ne gibi bir ilişkisi olduğu net olarak anlaşılamamış olsa da, özellikle kendini ifade edemeyen küçük çocuklarda, çocuğun kulağındaki rahatsızlıktan dolayı sürekli ağlamasının verilen çukulata-şekerler ya da abur cuburlarla susturulmaya çalışılması ve bunun da kiloda artışa yol açtığı iddia edilmektedir. Texas&#8217;ta yapılan bir bilimsel çalışma obez çocukların adenotonsillektomi sonrası yoğun bakımda kalma ve CPAP(maske ile soluma) ihtiyacının oldukça fazla olduğunu göstermiştir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;"><strong>Ne yapılmalı?</strong></span></span></p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez5.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-872" title="obez5" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez5-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p> Çocuğunuz aşırı kilolu ya da obez ise, mutlaka takip eden Çocuk Doktorunuza danışara<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/spor1.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-873" title="spor1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/spor1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>k sağlıklı bir diyet programına girmesi sağlanmalı, ailelerin çocuklara örnek teşkil ettiği düşünülürse, evdeki tüm fertlerin yemek alışkanlıkları da ona göre düzenlenmeli, eve abur cubur alınmamalı, ailece spor yaparak çocuk da bu konuda teşvik edilmeli, ek sağlık sorunlarının mevcudiyetinde bunlara yönelik tedaviler yapılmalı, uyku apnesi durumunda ise bir KBB hekimine başvurulmalı, eğer nedeni büyük oranda aşırı büyümüş bademcik-genizeti ise bunlar cerrahi olarak alınıp havayolu pasajı açılmalıdır. </p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/spor1.jpg"></a></p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALERJİ NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/alerji-nedir-nasil-tedavi-edilir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/alerji-nedir-nasil-tedavi-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 07:48:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[akarlar]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerji testi]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiden korunma]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[deri testi]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırma]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[prick test]]></category>
		<category><![CDATA[spesifik IgE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=475</guid>
		<description><![CDATA[  Alerji nedir? Saman nezlesi olarak da adlandırılan alerjik rinite bu ad, tarlalarda samanla uğraşan işçilerde sık hapşırma ve burun tıkanıklığının görülmesi nedeniyle verilmiştir. Saman nezlesi, astım ve egzema alerjik reaksiyonun en sık bulgusudur. Alerjik şikayetler, vücudun immun sisteminin antijen ya da alerjen adı verilen maddeleri tehlikeli bir saldırgan olarak algılamasıyla başlar. Bunu, yabancı maddenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-477 alignleft" style="float: left;" title="alerji2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji2-257x300.jpg" alt="" width="257" height="300" /> </p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerji nedir?</span></span></strong></p>
<p>Saman nezlesi olarak da adlandırılan alerjik rinite bu ad, tarlalarda samanla uğraşan işçilerde sık hapşırma ve burun tıkanıklığının görülmesi nedeniyle verilmiştir. Saman nezlesi, astım ve egzema alerjik reaksiyonun en sık bulgusudur.</p>
<p>Alerjik şikayetler, vücudun immun sisteminin antijen ya da alerjen adı verilen maddeleri tehlikeli bir saldırgan olarak algılamasıyla başlar. Bunu, yabancı maddenin vücuda girdiği bölgeye antikor adı verilen özel savunucular göndermesiyle sağlar. Alerjen ve antikor arasındaki savaş, kana histamin denilen kimyasal maddelerin salınmasıyla sonuçlanır. Bunlar gözlerde kaşıntı, burun tıkanıklığı, burunda dolgunluk ve akıntı ve bazen başağrısı şeklinde şikayetlere yol açan maddelerdir. Bazı insanlarda işitme sorunları, boğazda kaşıntı ve ağrı, öksürük de ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bazı alerji hastaları bu şikayetleri yıl boyu yaşar. Diğerleri belli mevsimlerde atak yaşarlar. Alerjik şikayetlerin kontrolünde en büyük başarı, eş zamanlı çoklu yaklaşım uygulandığında elde edilir. Alerjenle temasın en aza indirgenmesi, semptomların ilaçlarla baskılanması ve alerji aşılarıyla duyarsızlaştırma bir arada uygulanabilir.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji1.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerjenleri tanımak:</span></span></strong></p>
<p style="text-align: left;"> <img class="alignnone size-medium wp-image-476" title="alerji1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji1.jpg" alt="" width="229" height="200" /></p>
<p>Herşey alerjen olabilir. Bazı maddeler, bileşenleri nedeniyle insanlarda daha çok alerjik reaksiyon yaratmaya meyillidir. Polen, yiyecek, küf, toz, yün, hayvan tüyü, kimyasallar, penisilin gibi bazı ilaçlar ve çevresel kirleticiler buna yol açabilir.</p>
<p>Saman nezlesinin nedeni polenlerdir. Her ülkenin coğr<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/betula-hus-agaci.jpg"></a>afi özelliklerine göre yöresel polenleri ve buna bağlı alerji sezonları farklıdır. Ülkemizde astımlı hastalarda en sık duyarlanmaya yol açan alerjenler içinde, ev tozu akarı en başta yer almaktadır. (Kalyoncu AF, Türktaş H. Ulusal verilerle astım. Kent Matbaa; Ankara, 1999) Türkiye‘de ev tozu akarlarının yoğunluğu sahil bölgelerinde %46-85 gibi yüksek oranlarda bulunurken, İç Anadolu&#8217;da daha düşüktür.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-479" title="betula-hus-agaci" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/betula-hus-agaci.jpg" alt="" width="205" height="200" /></p>
<p>Alerjen duyarlılığının tesbitinde maruz kalınan alerjen tiplerinin bilinmesi testte kullanılacak alerjenlerin seçimi için gereklidir. Hava kaynaklı alerjenlerin sayısı çok fazladır. Belli bir coğrafi bölgede bulunan bitki, mantar, ev içi-dışı hayvan türleri çok fazla çeşitlilik gösterir. Bu çeşitlilik de bölgeden bölgeye farklılık gösterir.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı her yıl bölgesel olarak belirlenebilmektedir. Ancak ülkemizde sadece yerel raporlar bulunmakta, tüm ülke genelinde yaygın bir alerjen haritası bulunmamaktadır. Hava kaynaklı alerjen yoğunluğunu tahmin edebilmek için bir diğer yol bitki dağılımını belirlemektir. Bu amaçla botanik veya orman araştırmalarından faydalanılabilir. Bitki örtüsünün sonuçları da o yörenin alerjen dağılımı hakkında bir fikir verebilir. Ülkemizde alerjen haritalarının çıkarılmadığı bölgelerde o yörenin yeryüzü özellikleri (bitki dağılımı) ile bilgi alınarak alerjen dağılımı hakkında bilgi edinilmesi uygun test ajanlarının seçimi açısından faydalı olabilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Ancak alerji tesbitinde kullanılan test sayısının yine bitki örtüsü kadar çok olması gerekmez.</span> Çünkü taksonomik olarak aynı kökenden türeyen bitkiler arasında çapraz reaksiyon vardır ve aynı alt grup içinde her bir polen alerjenini kullanmak testin etkinliğini arttırmaz. Dolayısı ile testte genel alerjen grupları ile duyarlılık araştırılması rutin taramada yeterlidir. Bunun yanında en önemli adımlardan birisi hastanın öyküsüdür. Öyküde de testte kullanılacak alerjenlerin seçimi yapılabilir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-483" title="wheat" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/wheat.gif" alt="" width="150" height="193" /></p>
<p>Polenlerin atmosferdeki dağılımları yılın bölümlerine göre değişiklik gösterir. Ağaç polenleri erken bahar döneminde yayılır ve yaz başında sonlanırlar. Ot polenleri yaz başında yaygındır, yaz sonunda sonlanır. Hububat polenleri ve yabani ot polenleri ise geç yaz ve güz döneminde yayılım yaparlar. Çok yoğun kokulu ve rengarenk çiçeklerin polenlerinin özgül ağırlığının diğerlerine oranla daha fazla olması ve bu nedenle hava yoluyla taşınamayacağı için alerji yapma ihtimali düşüktür.</p>
<p> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/dust_mite.jpg"><img class="size-medium wp-image-883 alignleft" title="dust_mite" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/dust_mite-223x300.jpg" alt="" width="134" height="180" /></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/unseen_dustmite.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Ev tozu akarları ve mantar sporlarının tüm yıl ortamda bulunduğu kabul edilir, ancak mevsimsel özelliklere göre değişiklikler gösterir. Mantar sporları kuru yaz dönemlerinde ve güz döneminde artış gösterir. Ev tozu akarları da nemli dönemlerde artacağından nemin arttığı dönemlerde akar allerjisi olan hastaların şikayetleri bir miktar artış gösterebilir. Bunlar göz önünde bulundurularak hastanın anamnezinden elde edilen bulgularla test panelinde kullanılması gereken alerjenler seçilmelidir. Alerjenik funguslardan tabiatta yaygın olanları ve havada en çok bulunanları Alternaria, Aspergillus, Cladosporium ve Penisllium türleridir. Aspergillus türleri ev içinde nemli alanlarda, havalandırma cihazlarında ve ev tozunda da fazla miktarda bulunurlar.</p>
<p>Diğer ev içi alerjenlerin önemli grupları ev tozu akarları olan Dermatophagoides farinae ve</p>
<p>Dermatophagoides pterynosinuss, hamamböcekleri ile evcil hayvan (kedi-köpek) alerjenleridir. Ev tozu akarları ve kedi için standardize alerjen ürünleri mevcuttur. Ev tozu akarları arasında da çapraz reaksiyon olduğundan ikisinin eşit miktarda karışımı test amacıyla tek başına kullanılabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerjiler ciddi sorunlar yaratabilir mi?</span></span></strong></p>
<p>Alerjiler nadiren hayatı tehdit edici boyutta etki ederler (ilaç kullanımı sonrası anafilaksi gibi!), ancak daha çok yaşam kalitesini bozucu etkileri ön plandadır. Alerjik kişilerde sinüzit ve üst-alt solunum yolları enfeksiyonu gelişme ihtimali daha yüksektir.</p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/Allergy2.gif"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-886" title="Allergy2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/Allergy2-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Tanı, tedavi ve önlem:</span></span></strong> </p>
<p>Antihistaminikler, dekonjestanlar ve nazal dekonjestan spreyler (5 günden uzun olmamak kaydıyla!!!), kortizonlu burun spreyleri ve tuzlu su spreyleri alerjik kişilerin kullanabileceği ilaçlardır. Ancal alerjinin tedavisinde asıl önemli basamak korunmadır! </p>
<p>Kişi sık hapşırma, burun tıkanıklığı, kesilmeyen sulu burun akıntısı, gıcık öksürüğü, zaman zaman nefes darlığı şikayetleriyle bir KBB hekimine başvurduğunda, ayrıntılı öykü alınıp tam bir otorinolaringolojik muayene (özellikle ensokopik olarak sinüs ağzılarında polip olup olmadığına bakılmalı!) yapıldıktan sonra, kişinin ne gibi alerjenlerden etkilendiğini saptamak üzere bazı tetkikler yapılır. (kanda total IgE bakılması, nazal sürüntüde eozinofil aranması, deri prick testi, spesifik IgE testleri vb.) Gerekirse doktorunuz, sinüs tomografisi isteyerek burun içindeki poliplerin sinüslerde yarattığı değişiklikleri inceleyebilir. Ayrıca nefes darlığı ve ötme şikayeti mevcutsa, hastayı Dahiliye ya da Göğüs Hastalıkları uzmanına alerjik astım ya da havayolu duyarlılığının saptanması için konsülte edebilir.</p>
<p>&#8220;Alerjenleri tanımak&#8221; başlığı altında bahsedildiği üzere, deri alerji testlerinde en fazla 70 alerjenin kullanılabilir. Bu sayı polen alerjenleri için en fazla 25 olmalıdır. En az 6 karışım içeren alerjenle genel duyarlılık ortaya konulabilmektedir. <span style="text-decoration: underline;">Türkiye&#8217;nin alerjen dağılımı ve bitki örtüsü göz önüne alındığında rutin alerjen taramasında 10-15 testten fazlası genelde gerekli olmamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/Ouintest.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-888  aligncenter" title="Ouintest" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/Ouintest-150x133.jpg" alt="" width="150" height="133" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Deri prick testinde alerjenler ön kol iç kısmına veya sırt bölgesine aralarında en az 2 cm mesafe kalacak şekilde sırasıyla damlatılır ve steril sivri uçlu özel tıbbi maddeler ile derinin en üst kısmında bir çizik oluşturulur. 15-20 dakika beklenir ve belli ölçülerde kızarıklık-kabarıklık oluşması durumunda test pozitif kabul edilir.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p> Allerjene duyarlılığın değerlendirilebildiği başka bir test yöntemi serumda spesifik IgE (sIgE) düzeyini ölçmektir. Ancak bu test, sounum yoluyla alınan alerjen duyarlılığını değerlendirmek için genellikle ilk seçilen test yöntemi değildir. sIgE ölçümleri deri testinden daha değerli değildir. Hatta bazı dezavantajları da bulunmaktadır:</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="100%" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="128"></col>
<col span="1" width="128"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<th width="50%"><span style="color: #ff6600;">Deri prick testi</span></th>
<th width="50%"><span style="color: #ff6600;">sIgE testi</span></th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="50%">Daha spesifik ve sensitif</td>
<td width="50%">Duyarlılık ve özgüllük dahadüsük</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">Cevap hızlı</td>
<td width="50%">Geç cevap</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">Daha ucuz</td>
<td width="50%">Pahalı</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">Klinikle uyumu daha fazla</td>
<td width="50%">Standardizasyonda sorunlar var</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> Alerji tanısında sIgE düzeyi tesbitinin prick teste tercih edilmesi gereken durumlar şunlardır:</p>
<ul>
<li>
<div>Deri testi cevabını etkileyebilecek ilaç kullananlarda</div>
</li>
<li>
<div>Yüksek duyarlılıklı hastalarda (Özellikle gıda allerjisinde)</div>
</li>
<li>
<div>Anafilaksi (solunum yolunda daralmalarla ve/veya yaygın vücut döküntüsü ile giden hayati alerjik tepki) öyküsü olan kişilerde (Bu kişilerde prick testi sırasında anafilaksi gelişme riski olabileceği için)</div>
</li>
<li>
<div>Test yapılacak bölgelerde cilt hastalığı varlığı (dermatit, infeksiyon, vb.)</div>
</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Tanı konulup kişinin ne gibi alerjenlere tepki gösterdiği genel hatlarıyla anlaşıldıktan sonra hastaya alerjenden korunma-önlemler konusunda iyi bir eğitim verilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Çevresel alerjenlerin kontrolünde bazı ipuçları:</span></span></strong></p>
<ul>
<li>Ev temizliğinde, bahçe işlerinde, tahta yontma, torna vb. işçiliğinde, boya-badana sırasında mutlaka maske takalım.</li>
<li>Ev tozu akarından korunmak için nemli ortamdan uzak durmak, en azından yatak odasından halı, kilim ve benzeri toz tutucu eşyaları kaldırmak, odada peluş-tüylü oyuncak bulundurmamak, halı ve yerleri süpürmeden önce ıslak zemin temizliği yapmak ya da tozu suya çeken ve dışarıya vermeyen elektrikli süpürgelerden kullanmak önemli!</li>
<li>Klima ve ısıtıcıların hava filtrelerini sezon başında mutlaka değiştirtelim.</li>
<li>Polenlerin yoğun bulunduğu mevsimlerde camları ve kapıları açık bırakmayalım.</li>
<li>Ev içinde bitki ve diğer küf kaynaklarını bulundurmayalım.</li>
<li>Evinizde kedi, köpek, kuş gibi tüylü hayvanlar beslemeyin.</li>
<li>Kuş tüyü, kaz tüyü ve yün içeren yastık, yorgan ve kılıflarını, çarşaf ve battaniyeleri kullanmayalım. Bunun yerine pamuklu ve elyaf olanları tercih edebilirsiniz.</li>
<li>Yastık, yorgan, yatak ve minderleri plastik bariyerli iç kılıflarda tutalım.</li>
<li>Yeni alınan kıyafet, yastık vb. kılıflarını yıkamadan kullanmayın.</li>
<li>Antihistaminik ve dekonjestan ilaçları gerektiği zaman ve önerilen süre kadar kullanalım.</li>
<li>İçiyorsak sigara vb. tütün maddelerini bırakalım.</li>
<li>Kış aylarında kuru ev ortamında aşırı sıcak (24 dereceden yüksek oda ısısı) ve sıcak buhar alerjik kişilerde ataklara yol açabileceği için soğuk buhar makineleri kullanılması önerilmektedir. Oda içine, kaloriferlere çamaşır yumuşatıcısı kullanılmış çamaşır asmayınız.</li>
</ul>
<p>Kaynak:</p>
<ol>
<li>American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</li>
<li>Alerji testleri- Doç. Dr. Emel Kurt, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Göğüs Hastalıkları-Alerji BD.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/alerji-nedir-nasil-tedavi-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİNÜZİTE HIZLICA BİR BAKIŞ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 19:42:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[endoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit ameliyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[  Sinüzit sık görülen bir hastalık mıdır? Dünyada 30 milyonun üzerinde insan her yıl en az 1 kez sinüzit atağı geçirmektedir. Son yüzyılda sinüzit sıklığındaki artışın nedeni muhtemelen artan hava kirliliği ve mikropların antibiyotiklere direnç artışına bağlıdır. Sinüzit nedir? Sinüs denen boşlukları kaplayan solunum yolu mukozasının inflamasyonudur. Akut sinüzit kısa süreli bir gidişatı olan, antibiyotik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinus-basagrisi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-891" title="sinus basagrisi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinus-basagrisi-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Sinüzit sık görülen bir hastalık mıdır?</span></strong></p>
<p>Dünyada 30 milyonun üzerinde insan her yıl en az 1 kez sinüzit atağı geçirmektedir. Son yüzyılda sinüzit sıklığındaki artışın nedeni muhtemelen artan hava kirliliği ve mikropların antibiyotiklere direnç artışına bağlıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit nedir?</span></strong></p>
<p>Sinüs denen boşlukları kaplayan solunum yolu mukozasının inflamasyonudur. Akut sinüzit kısa süreli bir gidişatı olan, antibiyotik tedavisine genellikle iyi yanıt veren bir durumdur. Kronik sinüzit ise en az 4 tekrarlayıcı akut sinüzit atağı geçiren kişilerde görülen, tıbbi veya cerrahi tedavi gerektiren bir durumdur.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Akut sinüzitin bulguları nelerdir?</span></strong></p>
<p>Yüzde ağrı-basınç hissi, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, koku alma bozukluğu, çocuklarda sık olarak görülen öksürüktür. Ek olarak bazen ateş, ağız kokusu, halsizlik, dişlere vuran ağrı da olabilir. Akut sinüzit 4 hafta veya daha uzun sürebilir. Burun akıntısı koyu, yeşil-sarı renkli olabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Akut sinüzit nasıl tedavi edilir?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>Tedavisinde en az 14 günlük antibiyoterapi gerekir. Burun ya da oral yoldan uygulanan dekonjestanların da tedaviye eklenmesi gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Kronik sinüzitin bulguları nelerdir?</strong><br />
</span>Kronik sinüzit hastalarında en az 12 hafta süreyle yüzde ağrı-basınç hissi, yüzde dolgunluk, burun tıkanıklığı ve dolgunluğu, koyu sarı-yeşil renkli burun veya geniz akıntısı, nadiren de ateştir. Baş ağrısı, ağız kokusu ve halsizlik de eklenebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüs ağrısını azaltmak için ben ne yapabilirim?</span></strong></p>
<p>Ilık nemli hava, sinüs konjesyonunu azaltabilmektedir. Bu nedenle buğu veya buhar uygulamasından fayda görebilirsiniz. Yüze uygulanabilecek ılık kompresler de ağrıyı azaltabilir. Tuzlu su ile burun yıkama nazal pasajları açarak rahatlama sağlayabilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Burun tıkanıklığını açıcı spreyler (Otrivine, İliadine, Burnil vb.) ne kadar etkilidir?</strong><br />
</span>Bu ilaçların burun tıkanıklığını giderici etkisi olmakla birlikte uzun süreli kullanımda şikayetleri arttırabilir, bu nedenle 5 günden uzun kullanılmaması gerekir. Bu süreden sonra tuzlu su spreyleri kullanılabilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Akut veya kronik sinüzit tedavisinde en uygun tedavi nasıl belirlenir?</strong><br />
</span>Doktorunuz tarafından ayrıntılı anamnez ve muayene sonrasında elde edilen verilere göre tedaviniz belirlenecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tanısı için ne gibi tetkikler gerekebilir?</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Burun ve geniz endoskopisi, grafiler, alerji testleri, burun akıntısından kültür, sinüs tomografisi istenebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;">N<strong>azal endoskopi nedir?</strong><br />
</span>Endoskop bir kanalın ya da derin bir boşluğun muayenesinde kullanılan özel bir fiberoptik alettir. KBB&#8217;de burun ve sinüs drenaj bölgelerinin muayenesinde kullanılır.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinus-muayenesi.bmp"><img class="alignleft size-full wp-image-892" title="sinus muayenesi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinus-muayenesi.bmp" alt="" width="277" height="291" /></a></p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Neden KBB hekimi nazal endoskopi yapar?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>KBB hekimi, nazal endoskopi yoluyla, özellikle kronik sinüzitte tekrarlayıcı sinüzite yol açan polip oluşumu, koyu burun akıntısı gibi bulguları arar.<br />
 </p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tedavisi sırasında hayatımda nelere dikkat etmeliyim?<br />
</span></strong>Sigara kullanıyorsanız, sinüzit tedavisi sırasında kullanmamanız, hatta sigaralı ortamlara bile girmemeniz yararınıza olacaktır. Özel bir diyet önerilmez, ancak koyu salgıyı yumuşatmak adına bol sıvı tüketilmesi ve burnun tuzlu sularla sık sık yıkanması gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Ne zaman sinüs cerrahisi gerekir?</strong> </span></p>
<p>Burun tarafından oluşturulan ve mukus olarak adlandırılan salgı, sinüs ağızlarında kayganlaştırıcı etkiye sahiptir. Alerji veya enfeksiyona bağlı inflamasyon sinüs ağızlarını daraltarak, mukus hareketini bloke etmektedir. Bu durumu çözmede antibiyotiklerin yetersiz olduğu noktada cerrahi müdahaleye geçilmektedir. </p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinusler.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Cerrahi müdahale nasıl uygulanır?</span></strong></p>
<p>Lokal veya genel anestezi altında uygulanan bu cerrahide sinüs ağızlarındaki darlıklar giderilir, varsa polipler alınır, sinüs içinde biriken salgılar temizlenir. Ağrılı bir işlem değildir, günümüzde bazı özel durumlar dışında artık tampon bile konulmamaktadır. Kişi 4 gün içinde normal aktivitelerine geri dönebilir. Tam iyileşme 4 haftayı bulur, onun için bu dönemde hastanın haftada bir görülmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff9900;"><img class="size-thumbnail wp-image-895  alignnone" title="sinusler" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinusler-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff9900;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tedavi edilmediğinde nelerle karşılaşılabilir?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>Kişide geçmeyen baş ağrıları, devamlı geniz akıntısı ve buna bağlı boğaz temizleme, gıcıklanma ve öksürük, burunda tıkanıklık, koku almada güçlük, devamlı burnu temizleme ihtiyacı gibi sonuçları olabilir. Nadiren menenjit, beyin apsesi, sinüs üstü kemikte iltihaplanma da görülebilir.</p>
<p> *Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SPOR VEYA OYUN ESNASINDA GELİŞEBİLECEK YÜZ TRAVMALARINA YAKLAŞIM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/spor-veya-oyun-esnasinda-gelisebilecek-yuz-travmalarina-yaklasim/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/spor-veya-oyun-esnasinda-gelisebilecek-yuz-travmalarina-yaklasim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 11:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[burun kırığı]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[morarma]]></category>
		<category><![CDATA[ses kısıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[sıyrık]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[ Oyun parklarında salıncakta sallanma, kaydıraktan kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir. Bu gibi durumlarda ilk olarak neler yapılması gerektiğini pek çoğumuz tam anlamıyla bilmiyoruz. Bu yazıda ilk müdahale üzerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"></a> Oyun parklarında salıncakta sallanma, kaydıraktan kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında <img class="alignright size-medium wp-image-1138" title="oyun parkı" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyun-parkı-198x300.jpg" alt="" width="198" height="300" />kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir. Bu gibi durumlarda ilk olarak neler yapılması gerektiğini pek çoğumuz tam anlamıyla bilmiyoruz. Bu yazıda ilk müdahale üzerinde özellikle duracağım.</p>
<p>Herhangi bir yaralanma durumunda elinizde (mümkünse acil çantasında) ne gibi malzemelerin olması gerekir?</p>
<ul>
<li>Steril tamponlar</li>
<li>Makas</li>
<li>Buz veya ulaşmak mümkünse buz torbası</li>
<li>Bant</li>
<li>Steril bandajlar</li>
<li>Hidrojen peroksit veya Batticon (tendürdiyot)</li>
<li>Burun damlası</li>
<li>Antibiyotikli kremler</li>
</ul>
<p>Kişi düştüğünde, özellikle de başını çarpmışsa mutlaka kişiye adını, bulunduğu yeri bilip bilmediğini vb. sorup bilincinin yerinde olup olmadığını ve ayrıca nefes alıp verebilir halde olduğunu kontrol etmeniz gerekir.</p>
<p>Bilinçte bozulma, nefes almada güçlük ve morarma, yüzünde herhangi bir asimetri, göz kapaklarını açıp kapatamama, dudakta çarpılma (yüz felci?), bacaklarını oynatmada güçlük bulguları varsa acilen bir sağlık kuruluşuna transferi için 112 Acil&#8217;i aramak gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">ASLA KİŞİYİ OLDUĞU YERDEN KALDIRMAYA ÇALIŞMAYINIZ!!!</span> <span style="color: #ff0000;">Kafasını ve boynunu oynatacak şekilde başından örtüsünü, kaskını vb. almaya çalışmayınız! Kişiye su veya ağrı kesici vermeyiniz (belki acilen ameliyata alınması gerekebilir!). </span></p>
<p>Aktif kanama varsa, üzerinde temiz bir bezle bastırarak kanamayı azaltınız. Ancak kanama göz, göz kapağı veya kafatasındaki kırık bir kemiğin üzerinden geliyorsa baskı uygulamadan, temiz bir bezle sadece kanayan yeri kapatınız. Darbe alan bölgeye, ince bir tülbent ya da havluya sarılmış buz tatbik ediniz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;"> YÜZ KIRIKLARI:</span> </span></p>
<p>Top çarpması, iki kişinin çarpışması, yüzün sert bir cisme ya da zemine çarpması sonucu yüzün bir veya birkaç kemiğinde kırılmaya kadar varan travmalar karşımıza çıkabilir. Bu tür bir kırık olup olmadığını gösteren bazı bulgular vardır:</p>
<ul>
<li>Göz etrafında morarma-şişlik</li>
<li>Yüzde, yanaklarda ya da dudaklarda uyuşukluk</li>
<li>Çift görme ya da bulanık görme</li>
<li>Diş diziliminde bozulma ya da ağzı kapatmada güçlük</li>
<li>Burun dış görünüşünde değişiklik (çökme ya da sağa-sola kayma)</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Yüze darbe alındığında hemen buz uygulanmalı ve baş oturur pozisyonda yüksek tutulmalıdır. Yukarıda belirtilen bulguların varlığında hemen bir doktora başvurulmalıdır.</p>
<p> <span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">MORARMA:</span> </span></p>
<p>Kontüzyon da denen morarmanın nedeni, deri altında kan birikmesidir. Moraran yeri mümkünse kalp hizasından yüksekte tutmak (örneğin burun sırtında morarma varsa kişi oturur pozisyonda tutulmalıdır.), moraran yere basınç uygulamak ve ilk 48 saat her saat başı 20 dakika kadar ince bir beze sarılmış buz/buz torbası uygulamak (buz direkt ciltle temas etmemeli!) oluşacak olan renk değişikliğinin daha az belirgin ve daha kısa süre sürmesini kolaylaştırıcı yöntemlerdir. Tüm bu önlemlere rağmen mordan kırmızıya, sonra kahverengiye ve giderek yeşilden sarıya doğru bir renk skalası şeklinde morarma 1-2 hafta içinde yavaş yavaş ortadan kaybolacaktır.</p>
<p> <span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">KESİK VE SIYRIKLAR:<img class="alignright size-full wp-image-1143" title="yüzde kesi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/yüzde-kesi.jpg" alt="" width="180" height="250" /></span></span></span></p>
<p>Kesik ve sıyrığa bağlı dışa kanama varlığında, yara yerinin üzerine temiz bir bezle/tamponla en az 5 dakika bastırmak (ara ara bezi kaldırıp kanama durmuş mu diye bakmadan!!!) kanamayı durdurabilir. Kanama buna rağmen durmuyorsa hemen bir hastanenin acil servisine başvurmak gerekir.</p>
<p>Sıyrıklarda, saha , kum, cam parçası vb. yara içine girip enfeksiyon yaratabilecek yabancı cisimleri uzaklaştırmak amacıyla iyice sabunlanıp yıkanmalıdır. Ardından oksijen ya da batticon sürülüp, yara yeri kabuklanana kadar antibiyotikli krem sıkılmış bir gazlı bezle kapatılmalıdır.</p>
<p>Derin kesilerde dikiş atılması gerekebilir. İlk birkaç günden sonra doktorunuz aksini belirtmedikçe dikişlerin üzerini kapatmak gerekmeyebilir. Ancak vücudun kıyafet altında kalan kısımlarında var olan dikişlerin sürtünmeye bağlı irrite olmaması için dikişlerin üzeri temiz bir gazlı bezle kapatılabilir. Yara yeri etrafında aylarca süren hissizlik olabilir. Yaranın tam olarak iyileşmesi 6 ay-1 yıl alacağı için bu sürede olabildiğince güneş koruyucu kremlerle yarayı kapatıp izin en az kalması sağlanabilir. Yara yerinde özellikle 6. haftadan sonra aşırı kabarma ve kızarıklık ortaya çıkması, &#8220;keloid&#8221; adı verilen kötü yara iyileşmesinin başladığının belirtisi olabilir, bu durumda mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.</p>
<p><span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">BURUN TRAVMASI:</span></span></span></p>
<p>Burun, yüzün en çıkıntılı organı olması nedeniyle en çok darbe alan <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/burun-travması.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1146" title="burun travması" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/burun-travması-300x288.jpg" alt="" width="300" height="288" /></a>bölgelerinden biridir. Burnu sert bir cisme çarpma durumunda ilk yapılması gereken, etrafına gazlı bez ya da ince bir mendil sarılmış buz kalıbı ya da buz torbasını en az 20 dakika burun sırtı ve gözlerin üstüne denk gelecek şekilde tutmak ve bunu her saat başı 48 saat süresince devam ettirmektir. Ayrıca 1 hafta süreyle baş 45 derece yukarıda olacak şekilde yüksek yatılmalıdır. Burun tıkanıklığı, burun kanaması, burnun şeklinde bozulma ya da burun sırtında kesikler olması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Burun tıkanıklığı, genellikle kişinin başlangıçta fark etmediği, zamanla ortaya çıkan bir formda ise burun orta bölmesi kıkırdaklarında kırılma ve mukoza altına kan birikmesi sonucu &#8220;septal hematom&#8221; denilen bir olay gelişiyor demektir. Bu durumda, kişinin hemen bir KBB hekimine başvurması gerekir, çünkü o bölgede biriken kan, kıkırdakların beslenmesini bozup zamanla kıkırdakta erimeye, kapalı ortamda üreyen dirençli mikroplara bağlı ciddi hastalıklara (sepsis vb.) ve burun yapısında bozulmaya yol açabilir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <span style="color: #ff6600;">Burunda kanama:</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Burunda travmadan tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan tutun kan sulandırıcı ilaç kullanımına kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Burun kanaması durumunda ilk<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/nosebleed2.jpg"></a> yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını Otrivine, İliadine vb. dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="color: #ff6600;">Burun kırığı:</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Burun şeklinde bozulma, burun sırtında morarma ve gözlere doğru yayılan morluk durumunda burun kırığı akla gelmeli ve hemen bir KBB uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz muayene ve gerekirse röntgen sonrası, kırık saptaması durumunda kişinin yaşı, ek hastalıkları, deformite olup olmaması, kırığın tipine göre kırığı düzeltip düzeltmemeye karar verecektir. İdeali ilk gün, kişi geç başvurduysa en geç 7 gün içinde düzeltilmesidir.</p>
<p> <span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">BOYUN YARALANMALARI:</span></span></span></p>
<p>İster hafif, ister ağır olsun, tüm boyun ön ve yan kısım yaralanmalarında kişinin bir KBB hekimi tarafından da muayene edilmesi gerekir, çünkü büyük damarların yanısıra ses tellerine giden sinirler, tiroid, yemek borusu ve üst solunum yolunu oluşturan kıkırdaklardaki zedelenme hemen tanı konulup tedavi edilmesi gereken durumlardır. Kişide ses kısıklığı olması, boyunda şişlik ve nefes almada zorluk olması aciliyet göstergeleridir.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/spor-veya-oyun-esnasinda-gelisebilecek-yuz-travmalarina-yaklasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞAL ÜRÜNLERLE NEZLE GRİPTEN KORUNMAK MÜMKÜN MÜDÜR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/10/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/10/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 11:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[c vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[çinko]]></category>
		<category><![CDATA[doğal ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[doğal yollar]]></category>
		<category><![CDATA[echinacea]]></category>
		<category><![CDATA[ekinezya]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[  NEZLE, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #339966;"> </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">NEZLE</span>, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalık<img class="size-medium wp-image-1237 alignright" title="influenza_virus_poster-p228906187809557485qzz0_400" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/influenza_virus_poster-p228906187809557485qzz0_400-300x300.jpg" alt="" width="210" height="210" />tır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler. Rhinovirüs vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Bu virüs üst solunum yoluna girip tutunduğu andan itibaren kişide 2-3 gün içinde hastalık bulguları ortaya çıkmaya başlamaktadır. En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Genellikle bulgular 1 hafta kadar sürer ancak bazı durumlarda (yaşlılar, çocuklar, direnç bozukluğu olan kişiler, kalp ve şeker hastaları) 2 haftayı bulabilmektedir. En son olarak 1 hafta kadar süren kuru bir öksürük kalmakta, bu da geçtikten sonra hastalık tamamen atlatılmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/influenza_virus_poster-p228906187809557485qzz0_400.jpg"></a></p>
<p>Pratik anlamda kültür vb. yöntemlerle hangi virüsle hastalığın ortaya çıktığını saptamak gibi yöntemlere gerek yoktur, çünkü doktorunuz için, hastalığa hangi virüsün yol açtığından çok hastalığın ilerleyip daha şiddetli bir enfeksiyona dönüşüp dönüşmediğinin takibi önemlidir. Bazen virüsün üst solunum yollarında yarattığı hasar, daha saldırgan mikropların oraya yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Böyle bir durumda sinüzit, orta kulak iltihapları, zatürre gibi daha ağır hastalıklarla karşılaşılabilmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;">GRİP</span> </span>ise en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıç<img class="alignleft size-full wp-image-1238" title="flu-cartoon_1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/flu-cartoon_1.bmp" alt="" />ta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir.</p>
<p>Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. Amerikan Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde yapılan deneysel çalışmalarda bu aşının şu anda uygulanmakta olduğu biçimde iğne şeklinde değil de buruna sprey şeklinde uygulanmasının daha etkileyici olacağı ortaya çıkmıştır, bu konudaki çalışmalara devam etmektedir.<br />
Neden bazılarımız fazla nezle-grip olmazken bazılarımız da devamlı çantamızda kutu mendillerle gezmekteyiz? İşin genetik ve erken çocukluk döneminde yeterli beslenme olup olmaması kısmını bir tarafa bırakırsak kişinin sık enfeksiyonlara yakalanmasına yol açan 4 ana neden vardır: yetersiz uyku, stres, yetersiz beslenme ve sigara.<br />
Pek çok bağışıklık sistemi elemanı (doğal mikrop öldürücü hücreler vb.) özellikle uyku sırasında aktive edilmektedir. Bu nedenle düzensiz uyku ve dinlenememe direncimizi oldukça azaltmaktadır. Stres durumunda salınan hormonlar da bağışıklık sisteminin olumsuz etkilemesine yol açmaktadır. Yine direnç için gerekli vitamin, mineral ve proteinden fakir beslenme de hastalıkları davet etmektedir. Sigara ise solunum yolarını kaplayan koruyucu tabakanın zedelenmesine ve mikropların buralara kolayca tutunmasına yol açmaktadır.<br />
O zaman sık hastalanmamak için neler yapmalıyız? Öncelikle beslenmemize çok dikkat etmeliyiz. Şeker ve karbonhidrat alımımızı kısıtlamalı, kızartmalardan ve margarinle yapılan yiyeceklerden uzak kalmalı, balık tüketimini arttırmalı, zeytinyağını daha çok kullanıp mısırözü, ayçiçek yağı kullanımını azaltmalı, bol meyve-sebze tüketmeli ve bol bol su içmeliyiz. Çay- kahve yerine bitkisel çayları tercih etmeliyiz. En önemlisi de probiyotik denen doğal koruyucu içeren yoğurtlardan günde en az 2-3 kaşık tüketmeliyiz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">NEZLE –GRİPTEN KORUNMAK İÇİN DESTEK OLARAK NELER ALMALIYIZ?</span></p>
<p>Diyetinizi yukarıda belirtilen şekilde düzenledikten sonra aşağıda belirtilen bazı destekleyici vitaminlerin kullanımı bu tür enfeksiyonlara daha dayanıklı olmanızı sağlayacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">C VİTAMİNİ &#8211; ENFEKSİYONLA SAVAŞTA ALTIN ASKER:<img class="alignright size-medium wp-image-1247" title="portakal suyu" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/portakal-suyu-300x234.jpg" alt="" width="240" height="187" /><br />
</span></span>C vitamini, virüs ve bakterilerle savaşta görevli kandaki beyaz küre hücrelerinin yapımını ve aktivitesini arttırmaktadır. Ayrıca bu mikroplarla savaşta kullanılan bazı maddelerin (interferon olarak adlandırılır) üretimini arttırarak vücudun direncini yükseltir. Antioksidan etkisiyle serbest radikal denen hücre hasarlayıcı maddelerin açığa çıkmasını önlemektedir. Bu kadar önemli bir vitaminin insanlarda vücutta üretilemiyor olması nedeniyle düzenli olarak ağızdan alınması gerekmektedir. Günlük gıdalarla (narenciyeler, yeşil biber, maydanoz, brokoli, kavun, domates suyu, patates, mısır, bezelye, muz ) alınması gereken en az C vitamini miktarı 60 miligramdır. Koruyucu olarak günde 1-2 kez 100-250 miligram, enfeksiyon durumunda ise günlük toplam 1000-1500 miligram kadar alınması önerilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">ÇİNKO &#8211; NEZLENİN EN KORKULU DÜŞMANI:</span></span></p>
<p>Boğazda kaşıntı, yanma, hapşırma şikayetleri ortaya çıktığı anda hemen birkaç tane çinko pastilini arka arkaya emerseniz birkaç saat içinde şikayetlerinizin büyük oranda azalacağını göreceksiniz. Nezle başladığında elimizdeki en iyi tedavi seçeneği olan çinko bunu nasıl sağlamaktadır? Yapılan çalışmalara göre çinko pastillerinden emerken erime sırasında açığa çıkan çinko iyonları yüz ve burun bölgesi damarlarına yayılmakta ve hapşırmaya yol açan sinirsel uyarımı durdurup buna bağlı burun salgısı oluşumu ve burun tıkanıklığını önlemektedir. Bu etki çinkonun vücut tarafından yıkılması sürecince devam ettiği için 2 saatte bir pastil kullanımının tekrarlanması gerekmektedir. Bir başka çalışmaya göre ise çinko, virüslerin hücre içine girmek için tutundukları proteinlerin üzerini kapatarak bu girişe engel olmaktadır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1249" title="yumurta-çinko" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/yumurta-çinko-300x200.jpg" alt="" width="180" height="120" /><br />
Sağlıklı bir erişkinin günlük çinko ihtiyacı 12-15 miligramdır. Özellikle kırmızı et, tavuk vb. kümes hayvanlarının eti, karaciğer, yumurtada bulunmaktadır. Bunun dışında vücut direncini arttırmak için çinko içeren vitaminlerden (çinko glukonat- 15 miligram/gün) alınabilir. Nezle başlangıcında, şikayetler geçene kadar, en hızlı şekilde çinko pastillerinden (çinko glukonat veya çinko asetat; 11.5-23 miligram/gün) 2 saatte bir emilmesi gerekmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">ECHİNACEA (EKİNEZYA-MOR KONİ ÇİÇEĞİ)-BİTKİSEL ÖZLÜ DİRENÇ ARTTIRICI:<br />
</span></span>Ekinezya, doğada yabani olarak yetişen, özellikle Kuzey Amerika’da sık görülen bir bitkidir. Bitki çayları ve bitkisel k<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/ekinezya1.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-1253" title="ekinezya" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/ekinezya1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>aynaklı maddelerin yapımı için kültür şeklinde üretilmekte ve toplanmaktadır. Bu bitki, vücuda giren mikropların sindirilerek yok edilmesinde görevli olan fagositer hücrelerin üretimini arttırarak bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.<br />
Boğazda kuruma, yanma ortaya çıktığı anda 1 bardak ılık Ekinezya çayı içmek veya birkaç tane Ekinezya pastili emmek boğazınızı oldukça rahatlatacaktır. Bunun yanısıra Ekinezya kapsüllerinden günde 400-600 miligram kadar (yani günde 2-3 adet) kullanıp şikayetleriniz gerilediğinde bunu günde tek doz halinde almaya devam edebilirsiniz.<br />
Ekinezyanın bilinen herhangi bir yan etkisi olmamakla beraber lupus veya romatoid artrit gibi bağışıklık sistemi bozukluğu (otoimmün hastalık) olan kişilerle papatya alerjisi bulunan kişilerin bu doğal ilacı kullanmaması önerilmektedir.</p>
<p>Bu belirtilen vitamin ve doğal bitkisel ürünlerin yanı sıra A vitamini, E vitamini, balık yağı (yeterli balık tüketimi yoksa), Selenyum da ek olarak alınabilir.</p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nezle-grip başlangıcında günlük alınması gereken vitamin ve destek ilaçların dozları:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">İlk gün:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 1000-1500 miligram (500 miligramlık olanlarından 2-3 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde her 2 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 2-3 adet (400-600 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">İkinci gün:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde, her 4 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Üçüncü gün ve sonrasında:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde, her 6 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="text-decoration: underline;">NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALISINIZ?<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/dikkat.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1255" title="dikkat" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/dikkat.jpg" alt="" width="132" height="121" /></a><br />
</span></strong>• Boğaz ağrısı 48 saatten uzun sürmüşse,<br />
• Bademciklerinizin üzerinde beyaz noktalar oluşmaya başlamışsa,<br />
• Burun akıntısı ve tıkanıklık 1 haftadan uzun sürmüşse,<br />
• Burun akıntınızın rengi sarı veya yeşil renge dönmüşse,<br />
• Yüzünüzde veya başınızda şiddetli ağrı ortaya çıkmışsa,<br />
• Öksürüğünüz 7 günden uzun sürmüş, nefesiniz daralmış ve balgam çıkarmaya başlamışsanız,<br />
• Kulağınızda şiddetli ağrı, akıntı veya 7günden uzun süren tıkanıklık varsa,<br />
• 38 dereceyi geçen ateşiniz olduysa,<br />
mutlaka bir doktora başvurmanız gerekmektedir.</span></p>
<p>Eski bir deyiş vardır: “Nezle 7 gün sürer, fakat uygun bir tedaviyle 1 haftada tedavi edilebilir”. Bahsedilen doğal koruyucu yöntemlerle bu deyiş günümüzde artık geçerliliğini yitirmiştir. Sağlıklı kalmanın yolu dengeli beslenme, sigaradan uzak durma, mümkün olduğunca kendinize zaman ayırıp dinlenme ve stresli ortamlarda kendi kendinizi telkin ederek sakinleştirmeden geçer. Doğal koruyucu yöntemlerle bağışıklık sisteminizi desteklemeyi ve kendinize çok iyi bakmayı sakın unutmayınız.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında Ray Sahelian, MD ve Victoria Dolby Toews, MPH tarafından yazılan 1999 baskılı “Finally..Common Cold Cure-Natural Remedies for Colds &amp; Flu” adlı kitaptan yararlanılmıştır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/10/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KEFİR VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/10/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/10/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 13:06:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık arttırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hazımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kabızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kefir]]></category>
		<category><![CDATA[laktoz intoleransı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=402</guid>
		<description><![CDATA[  KEFİR TANESİ: Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong>KEFİR TANESİ: </strong></p>
<p>Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır görünümündedir. Taneler sütü fermente edici rol oynar, en önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek tanenin yeniden kullanılabilmesidir. Kefir taneleri kazein ve birbirleri ile ortak yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi koloniler oluşturur. Bu mikroorganizmalar laktik asit bakterileri, laktozu fermente eden veya edemeyen mayalardır. Kefir tanesinden saf toz halinde liyofilize kültürler de üretilmiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong> <img class="size-medium wp-image-1259  aligncenter" title="kefir taneleri" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/kefir-taneleri-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></strong></p>
<p>KEFİR ÜRETİMİ:</p>
<p>Kefir üretiminde çiğ süt veya pastorize süt kullanılır. Çiğ sütlerin mutlaka kaynatılması gerekir. Kaynatılan süt 20-25 dereceye kadar soğutulur. Kefir paslanmaz çelik bir kaba ya da cam bir kavanoza/bardağa yapılmalıdır. Bakır, alimünyum tencere kesinlikle kullanılmamalıdır.</p>
<p>1 kilo süte 30-50 gr kefir tanesi olacak şekilde (ya da 1 bardak süte 1 yeşil mercimek tanesi kadar) kefir tanesi ilave edilir. Ağzı hava alacak fakat toz, sinek vb. girmeyecek şekilde kapatılır (örneğin kabın üstüne tülbent parçası ya da kağıt havlu konulup lastikle ağzı kapatılabilir). 20-25 derecede yaklaşık 16-18 saat süren fermentasyon sonucu kefir oluşur. (sütten jöle gibi katı ama hareketli bir kıvama geçtiği noktada fermentasyonu sonlandırırsanız en güzel tada ulaşırsınız)</p>
<p>Fermentasyon sonunda kefir temiz bir süzgeçle (tel süzgeç olmasın, kefirin metalle temas etmemesi gerekir!) bir kaba süzülür, süzgeçte kalan kefir tanesi musluk suyuyla tahrip edilmeden, ovalanmadan yıkanır. Hemen kullanılmayacaksa (yani kefirin hazır olacağı saat hesaplanarak, ondan 16-18 saat öncesinde kefirin mayalanması gerekir, örneğin saat 18.00 gibi süzülür kıvama geliyorsa, bir gece önce saat 00.00’da kefiri yeniden süte koymanız gerekir) içi bir miktar su dolu küçük bir bardağa konup buzdolabında bekletilebilir. Sonrasında planlanan saatte kefir tekrar hazırlanır. Eğer kefir hemen içilmeyecekse, cam bardak içinde ağzı kapalı olarak (tanesi içinde olmayacak!) buzdolabında en fazla 1 gün bekletilebilir, ekşimez.</p>
<p>Kefir taneleri devamlı sütün içinde gelişip çoğalarak büyürler ve her geçen zaman daha fazla süte ihtiyaç duyulur. Eğer günlük belirlediğiniz miktardan daha fazlasına ihtiyacınız yoksa, kefir tanesinin bir kısmını koparıp ufak bir plastik kabın içine kaynatılıp soğutulmuş su doldurup taneyi de içine atarak, üstünü kapakla kapatıp buzluğa atabilirsiniz. Bir daha kullanmanız gerektiğinde oda ısısında bırakıp çözündükten sonra aynı şekilde fermente edebilirsiniz, ancak ilk mayalanma süresi biraz uzun olacaktır, ilk kefiri döküp ondan sonraki mayalanan kefiri içmeye başlayabilirsiniz. Hatta 7 günden kısa süreli olmak kaydıyla kefir yapılmayacaksa, temiz bir kavanoz içinde kaynatılmış soğutulmuş su içinde buzdolabında bekletilebilir. Ancak 7 günden uzun kullanılmayacaksa, kefir tanesinin belirtildiği şekilde dondurulması gerekir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kefir yapımında en çok rastlanan hatalar:</p>
<p>1. Oda sıcaklığında ya da buzdolabından alınıp 10-15 dk. oda ısısında bekletilmiş süt yerine 20-25 dereceden daha sıcak süt kullanılması<br />
2. Fermentasyon süresini uzun tutmak (ekşi bir tada yol açar!)<br />
3. Kefir yapılan kabın ağzının kapatılmamasına bağlı içine tozla vb. giren mikroorganizmalara bağlı kefirde gaz ve köpürme, serumun ayrışması, ekşilik gelişmesi<br />
4. Fermentasyonun bakır, alüminyum veya toprak kapta yapılması<br />
5. Fermente olmuş kefirin, içinde tane ile birlikte buzdolabında uzun süre bekletilmesi<br />
6. Kefir tanesinin metal süzgeçle süzülmesi ya da akan suda hırpalanarak yıkanması</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>KEFİRİN BİLEŞİMİ VE BESLENME DEĞERLERİ:</p>
<p>Kefir, sütün içindeki tüm besin maddelerini içerdiği için beslenme değeri yüksek bir maddedir. Süt alerjisi olanların içmesi önerilmez.</p>
<p>Kuru madde %11.63<br />
Yağ %2,8<br />
Protein %3.57<br />
Laktoz %3.35<br />
Asetaldehid %29.5</p>
<p>Mikroorganizmaların etkisi ile laktoz ve proteinlerdeki değişmeler kefirin hazmını kolaylaştırır. Ayrıca iştah açıcı, serinletici etkisi de mevcuttur. Kefirdeki laktoz oranı süte göre daha az olduğu için, laktoz intoleransı olan kişilerin fazla miktarda olmamak kaydıyla kefir denemesi önerilir. Diğer yandan kefirde başta B12 olmak üzere bazı B grubu vitaminler sentezlenmiş halde bulunur. Kefir düzenli olarak günde yarım litre içildiğinde içerdiği asetik asit vb. antibakteriyel maddeler E.coli, Salmonella vb. bazı mikropları yok etmektedir. Ayrıca kefir mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını arttırarak hazımsızlık, kabızlık, safra hastalıklarının da tedavisinde yardımcıdır. Bağışıklık sisteminin etkinliğini arttırarak grip vb. viral hastalıklara karşı dirençli olunmasında etkili olur.</p>
<p>Kaynak: Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü “Kefir” broşürü</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/10/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KBB HASTALIKLARI VE TAMAMLAYICI-ALTERNATİF TIP YÖNTEMLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/10/kbb-hastaliklari-ve-tamamlayici-alternatif-tip-yontemleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/10/kbb-hastaliklari-ve-tamamlayici-alternatif-tip-yontemleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 13:47:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[acı dülek]]></category>
		<category><![CDATA[acı kavun]]></category>
		<category><![CDATA[akupunktur]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif tıp]]></category>
		<category><![CDATA[altınbaş otu]]></category>
		<category><![CDATA[aromaterapi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[efedra]]></category>
		<category><![CDATA[ekinezya]]></category>
		<category><![CDATA[gingko]]></category>
		<category><![CDATA[ginseng]]></category>
		<category><![CDATA[glukozamin]]></category>
		<category><![CDATA[homeopati]]></category>
		<category><![CDATA[kapsaisin]]></category>
		<category><![CDATA[kava]]></category>
		<category><![CDATA[kondroitin]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mumu]]></category>
		<category><![CDATA[meryemana dikeni]]></category>
		<category><![CDATA[oscillococcinum]]></category>
		<category><![CDATA[sarımsak]]></category>
		<category><![CDATA[şifalı bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[tai chi]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlayıcı tıp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=369</guid>
		<description><![CDATA[     Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Ulusal Merkezi (The National Center for Complementary and Alternative Medicine-CAM), Ulusal Sağlık Enstitü&#8217;sünün (NIH) bir dalıdır ve tamamlayıcı ve alternatif tıbbı 4 temel kategoriye ayırarak tanımlamaktadır: Biyolojik tabanlı ürünler: Şifalı bitkiler ve vitaminler Enerji tıbbı: Akupunktur, çigong Zihin-vücut tıbbı: Meditasyon ve yoga Manipülatif ve vücut tabanlı alıştırmalar: Masaj ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/homeopati1x.jpg"></a> <img class="size-medium wp-image-1268  aligncenter" title="homeopati2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/homeopati2-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p> <span style="color: #ff9900;">Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Ulusal Merkezi (The National Center for Complementary and Alternative Medicine-CAM),</span> Ulusal Sağlık Enstitü&#8217;sünün (NIH) bir dalıdır ve tamamlayıcı ve alternatif tıbbı 4 temel kategoriye ayırarak tanımlamaktadır:</p>
<ol type="1">
<li>Biyolojik tabanlı ürünler: Şifalı bitkiler ve vitaminler</li>
<li>Enerji tıbbı: Akupunktur, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87igong" target="_blank">çigong </a></li>
<li>Zihin-vücut tıbbı: Meditasyon ve yoga</li>
<li>Manipülatif ve vücut tabanlı alıştırmalar: Masaj ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Chiropractors" target="_blank">şiropraktik</a></li>
</ol>
<p> </p>
<p>Bu yüzyılın son yarısından beri tamamlayıcı alternatif tıbba (CAM) olan ilgi giderek artmaktadır.  Örneğin Amerika&#8217;da erişkinlerin %36&#8242;sının son 12 ay içinde çeşitli nedenlerle herhangi bir CAM yöntemini kullandığı saptanmıştır. 2002 yılında yapılan bir araştırmada doğal ürünler, derin nefes egzersizleri, meditasyon ve şiropraktik yöntemlerinin en sık seçilen CAM türleri olduğu saptanmıştır. Yine aynı çalışmada % 55&#8242;inin bu yöntemleri konvansiyonel tedavilere tamamlayıcı olarak seçtikleri, %27&#8242;sinin ise konvansiyonel tedavinin işe yaradığına inanmadıkları için sadece bu yöntemleri tercih ettikleri ortaya çıkmıştır.</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1271" title="kulak mumu" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/kulak-mumu-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Kulak Burun Boğaz Hastalıkları alanında tamamlayıcı ve alternatif tıp kullanımının en çok bilinen şekli <span style="color: #ff0000;">&#8220;kulak mumları&#8221;</span>dır, bu yöntemi 3000 yıl önce Kızılderililerin Hopi kabilesinin uyguladığı ve ziyarete gelen Avrupalılara bu tekniği öğrettikleri düşünülmektedir. Bu tedavi şeklinde, içi boş tüp şeklinde bir mumun ucu yakılıp, yanmayan ucu dış kulak kanalına yerleştirilmektedir. Bu sayede bir vakum etkisi yaratılarak kulak kiri ve diğer birikintilerin dışarı atılacağı sanılmaktadır. Ayrıca sinüzit ağrılarını azalttığı, zihni berraklaştırdığı, dış kulak yolu iltihabı ya da diğer kulak iltihaplarını iyileştirdiği, koku-tat alma ve renk algısını arttırdığı, çınlama ve baş dönmesini tedavi ettiğine inanılmaktadır.</p>
<p>2004 yılında yapılan bir bilimsel çalışmada Seely ve arkadaşları kulak mumunu yaktıktan sonra dış kulak basıncını ölçmüşler ve tabii ki bırakın vakum etkisini herhangi bir basınç bile saptamamışlardır. Mumun orta kısmında görülen maddelerin spektrometrik incelemesinde ise biriken materyalin mumun kendi yağı olduğu, kulak kiri olmadığı saptanmıştır.</p>
<p>Kulak mumlarının pek çok komplikasyonları görülebilmektedir. Amerika&#8217;da 1996 yılında 122 KBB uzmanına uygulanan bir ankette 1/3&#8242;ünden fazlası hastalarının kulak mumu kullandıklarını tespit etmiştir.  Uzmanların %10&#8242;u bu mumun yarattığı komplikasyonları yaşamış kişileri tedavi etmiştir. Bu komplikasyonlar kulak kepçesi ve dış kulak yolunda yanıklar, dış kulak yolunun mumla tıkanması, dış kulak yolu iltihabı ve hatta kulak zarında delinmedir.  Bu nedenle kulak mumu kullanımı kesinlikle engellenmelidir.</p>
<p>Ginkgo, <span style="color: #ff0000;">Ginkgo biloba</span> yapraklarından elde edilen bir ekstre olup 5000 yıldır Çin&#8217;de tıbbi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Avrupa&#8217;da ve ülkemizde lisanslı bir ilaç olarak kullanılmakta olan Ginkgo biloba, flavanoid ve terpenoid denen bazı özel maddeler içermektedir. Kısmen de olsa vücutta kan akımını arttırıcı ve deri beslenmesini düzenleyici olduğu düşünülmektedir. Bu etkisi nedeniyle periferik damar hastalıklarında tercih edilmektedir. Yapılan hayvan deneylerinde terpenoid maddesinin pıhtılaşmayı sağlayan mekanizmayı engelleyerek beyinde pıhtı oluşumuna bağlı hasar oluşumunu önlediği saptanmıştır.  İnme gibi beyin hastalıklarında da bazı tedavi edici etkileri olduğu iddia edilmektedir.  Yine laboratuar ortamında yapılan hücre çalışmalarında salınan serbest radikallerin hücreleri zedelemesini engellemektedir. Bilinen en tipik yan etkisi mide bulantısı ve pıhtılaşmayı önleyici ilaç kullananlarda bu etkiyi arttırmasına bağlı kanamalardır. Bilimsel yayınlarda Ginkgo&#8217;nun çınlama tedavisinde çok küçük bir olumlu etkisi olduğu görülmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1273" title="akupunktur" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/akupunktur-150x150.jpg" alt="" width="105" height="105" />Akupunktur,</span> M.Ö. 200&#8242;den beri uygulanan geleneksel Çin tıbbi yöntemidir. Bu yöntemde vücudun belli noktalarına yerleştirilen akupunktur iğnelerinin sistemik homeostazı düzenlediğine inanılmaktadır. Batı toplumlarında genellikle ağrı gidermede kullanılmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda <a href="http://www.seciltotan.com/?p=12" target="_blank">çınlamayı</a> gidermede fazla etkisi olmadığı saptanmıştır.  <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/akupunktur1x.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"> <img class="alignright size-thumbnail wp-image-1276" title="tai chi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/tai-chi-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Tai Chi</span>, Çin savunma sanatından kaynaklanan bir egzersiz şeklidir. Ortalama olarak 30 dk sürer, bazı özel hareketlerin setler halinde artarda yapılması ile gerçekleştirilir. Standart bir sette 108 hareket bulunmaktadır. Bunlardan &#8220;Tekerlek Çevirme&#8221; yöntemi , biz KBB hekimlerinin denge egzersizi olarak hastalara önerdiğimiz egzersizlere çok benzemektedir. Hain ve arkadaşları 8 hafta boyunca haftada 1 saat Tai Chi egzersizi yapan 22 dengesizlik şikayetli hastanın objektif ve subjektif ölçümlerle şikayetlerinde belirgin azalma olduğunu saptamışlardır.   </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Baş-boyun kanseri olan hastaların en sık kulland<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/tai-chi2x.jpg"></a>ığı CAM yöntemi (%50) şifalı bitkilerdir. Özellikle geniz kanseri veya nüks kanser hastaları tarafından seçilmektedir. En sık seçilme nedeni ise kanser tedavisi sırasında ortaya çıkan şikayetlerin giderilmesidir. (örneğin bulantıyı gidermede zencefil kullanılması gibi)</p>
<p style="text-align: left;">Kemoterapiye bağlı kusmaların giderilmesinde akupunktur uygulamasının etkisi geçen sene yapılan bir bilimsel çalışma ile incelenmiştir. Araştırmacılar, bulantı kesici ilaç+akupunktur kullanan grupla sadece akupunktur kullanan grubu karşılaştırmışlar ve akupunktur uygulanan kişilerde akut kusmaların sayısında azalma saptamışlardır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1279" title="aromaterapi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/aromaterapi-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Aromaterapi masajı</span>, özellikle İngiltere&#8217;de, kanser tedavisi gören hastaların hayat standartlarını artırmaya yardımcı tekniklerden en çok seçilenidir. Endişenin kısa süreli de olsa giderilmesi ve psikolojik destek anlamında faydası görülmüştür. Buna karşılık depresyon, bulantı ve kusmayı giderici herhangi bir etkisi saptanmamıştır.</p>
<p>Şifalı bitkilerin kullanımı bazen kanser ilaçlarının emilimini, metabolizmasını ve vücuttan atılımını etkileyebilmektedir. Ginkgo ve ginseng içeren bitkilerin bu işlemi geciktirdiği, St. John&#8217;s Wort ve kavanın ise kanser ilaçlarıyla birlikte kullanıldığında karaciğere zarar verebileceği belirtilmektedir. Özellikle siklofosfamid, taxane ve vinka alkaloidleri içeren ilaçlarla şifalı bitkilerin beraber alınmaması gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Homeopati</span>yi savunanlar kişiyi aynı şikayetleri başlatacak maddelerle  iyileştirme sanatı olarak adlandırmakta, karşıtları ise kişideki rahatlamayı kendi kendine bırakılsa da gerçekleşecek bir kader olayı olarak değerlendirmektedirler.  Bir seri ekstrenin alkol bazlı bir solüsyonda seyreltilip bir kaptan diğerine aktarılıp tekrar seyreltilmesi şeklinde 200 kere tekrarlanan bir işlemdir. Sonuç olarak elde edilen solüsyonda, o kadar çok seyreltmeden sonra ekstrenin tek bir molekülü bile kalmamaktadır. İşin ilginç yanı FDA&#8217;in (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) 1990 yılında raf ilacı (over-the-counter) olan homeopatik ilaçların bir kısmını reçetelenecek ürünler sıfatına sokmasıdır. O zaman akla gelen ilk soru &#8220;Elde edilen son solüsyonda ilk maddenin nerdeyse olmamasına rağmen bu ilaçlar nasıl etki etmektedir?&#8221; Alerjik rinitte (saman nezlesi) homeopatik ilaçların burundan geçen hava miktarını arttırarak şikayetleri azalttığı saptanmıştır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/homeopati1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1281" title="homeopati1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/homeopati1-192x300.jpg" alt="" width="154" height="240" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Oscillococcinum</span>, grip tedavisinde kullanılan patentli bir homeopatik ilaçtır. Özellikle İngiltere, Fransa ve Almanya&#8217;da çok popüler olup grip tedavisinde mucize ilaç olarak lanse edilmektedir. Yabani ördek karaciğer ve kalp dokusundan elde edilip üretilmektedir. 2004 yılında Vickers ve Smith tarafından 3000 bireyde yapılan kontrollü randomize çalışmada oscillococcinum&#8217;un grip şikayetlerini herhangi bir şekilde azaltmadığı saptanmıştır. Ancak ilacın hastalık süresini ortalama 0.28 gün azalttığı görüldü. Sonuç olarak, yapılan pek çok bilimsel çalışmanın ortak sonucu homeopatinin <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Plasebo" target="_blank">plasebo</a> etkili olduğudur.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/biber.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-1283" title="biber" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/biber-150x150.jpg" alt="" width="90" height="90" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kapsaisin</span> nezlenin tedavisinde kullanılan ve acı biberin içinde bulunan bir maddedir. Burun içine uygulanan kapsaisin, P maddesi ve kalsitonin adı verilen maddelerin salınımını tetiklemektedir. Sinir uçlarını duyarsızlaştırarak alerjik olmayan nezlelerde akıntı vb. şikayetleri azaltmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Acı kavun (acı dülek) </span>Özellikle ülkemizde sinüzit hastalarının çok fazla kullandıkları bir maddedir.  Hastalar bu bitkinin suyunu burunlarına sıktı<img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1286" title="acı kavun" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/acı-kavun-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />klarında başlangıçta burun salgıları artmakta ve sinüs içindeki iltihap boşalmaktadır, bu bitkinin bu etkisi yadsınamaz. Ancak oldukça alerjik olan bu bitkinin burun mukozasında yaptığı harabiyete bağlı geri dönüşsüz zararları görülmüştür.  (müzmin sinüzit, burun tıkanıklığında artış, burun içinde ya da sinüs ağzında yapışıklıklar vb.)</p>
<p>Yapılan bir bilimsel çalışmada cerrahi geçiren hastaların %22&#8242;sinin CAM kullandıkları saptanmıştır.  Bu çalışmaya dahil edilen hastaların %51&#8242;i vitamin kullanmaktaydı. Özellikle 40-60 yaş arası bayanlarda vitamin kullanımı oldukça fazladır. Şifalı bitkiler içeren bu vitaminlerde en sık görülen maddeler ekinezya, Ginkgo, St. John&#8217;s Wort, sarımsak ve ginsengdir. Özellikle de estetik cerrahi geçiren hastalar, cerrahi öncesi bu ilaçları kullanmaktaydılar. En sık tercih edilen ilk 10 maddeyi sondan başa doğru şöyle sıralarsak:</p>
<p>10.<span style="color: #ff0000;"> Sarımsak:</span> Enfeksiyon, tansiyon ve kanseri önlemede <span style="color: #ff0000;">(<span style="text-decoration: underline;">ancak pıhtılaşma mekanizmasını bozduğu için ameliyata 1 hafta kala kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>9. <span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">Kava:</span></span> Anksiyolitik ve kas gevşetici <span style="color: #ff0000;">(<span style="text-decoration: underline;">ancak anestezi ilaçlarının sakinleştirici etkisini arttırabileceği için ameliyattan 5 gün önce kesilmesi gerekir.) </span></span></p>
<p>8.<span style="color: #ff0000;"> Ginseng:</span> Antioksidan etki ve yemek sonrası şekeri düşürmede kullanılmaktadır. <span style="color: #ff0000;">(<span style="text-decoration: underline;">ancak pıhtılaşma mekanizmasını bozduğu için ameliyata 1 hafta kala kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>7. <span style="color: #ff0000;">Meryemana dikeni:</span> Anti-enflamatuar olarak (şişlik giderici)</p>
<p>6. <span style="color: #ff0000;">Altınbaş otu:</span>  Anti-enflamatuar olarak (şişlik giderici)</p>
<p>5. <span style="color: #ff0000;">Ginkgo biloba:</span> Demans, damar hastalığı, astım ve çınlama için<span style="color: #ff0000;"> (<span style="text-decoration: underline;">pıhtılaşmayı bozduğu için ameliyattan 36 saat önce kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>4. <span style="color: #ff0000;">Glukozamin:</span> Artrit için</p>
<p>3. <span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">Ekinezya</span>:</span> <a href="http://www.seciltotan.com/?p=20" target="_blank">Nezle ve enfeksiyonda </a><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">(ancak 8 haftadan uzun kullanıldığında bağışıklık sistemini baskılamakta ve yara iyileşmesinde gecikme ve fırsatçı enfeksiyonlara yol açmaktadır!!!) </span></span></p>
<p>2. <span style="color: #ff0000;">Efedra:</span> Enerji yükleme ve kilo kaybı için <span style="color: #ff0000;">(<span style="text-decoration: underline;">2004 yılında FDA  efedra içeren ilaçların çarpıntı, kalp spazmı,uykusuzluk ve titreme yan etkileri nedeniyle Amerika&#8217;da kullanımını yasaklamıştır.</span>)</span></p>
<p>1.<span style="color: #ff9900;"> <span style="color: #ff0000;">Kondroitin:</span></span> Artrit için</p>
<p>Konuyu özetlersek, biz hekimler tamamlayıcı alternatif tıbbı uygulamak isteyen ya da uygulayan hastalarımıza öncelikle ispatlanmış konvansiyonel tıbbi tedavileri önermeli, tam olarak etkisi ispatlanamamış ve muhtemel yan etkileri olan bu yöntemlerin her zaman doğal ama güvenli olmadığı konusunda onları bilgilendirmeli ve uygulamak istedikleri yöntemi konvansiyonel tedaviye olumsuz etkisi olmayanlardan ve bünyesine zarar verme potansiyeli olmayanlardan seçmelerini öğütlemeliyiz. Bunun yanı sıra anneannelerimizin ıhlamurunu, nane-limonunu, zencefilli-tarçınlı çayını küçümsememeli, tamamlayıcı alternatif tıp yöntemlerinin gelişimini ve yeniliklerini takip ederek bu konuda hastalara bilgi verebilecek kadar kendimizi eğitmeliyiz.</p>
<p>KAYNAK: Complementary and Alternative Medicine in Otolaryngology-Tang Ho , M.D.- April 27,2006- BCM Otolaryngology Grand Rounds </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/10/kbb-hastaliklari-ve-tamamlayici-alternatif-tip-yontemleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KREŞ VE ANAOKULUNA GİDEN ÇOCUKLARDA KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/10/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/10/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 10:29:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[allerji]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[sık hastalanma]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[  2000 yılında Amerika&#8217;da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21&#8242;inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17&#8242;sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12&#8242;sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9&#8242;unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7&#8242;sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3&#8242;ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş. Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara maruz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="kindergarten-kids.jpg" rel="attachment wp-att-103" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=103"></a></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1204" title="kreş" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/kreş-300x57.jpg" alt="" width="300" height="57" /> </p>
<p>2000 yılında Amerika&#8217;da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21&#8242;inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17&#8242;sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12&#8242;sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9&#8242;unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7&#8242;sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3&#8242;ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş.</p>
<p><strong>Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara maruz kalma riski ne kadardır?<br />
</strong><br />
Ulusal Tıbbi Kütüphane ve Sağlık Enstitüsü olan <em>Medline&#8217;</em> da bildirildiği üzere<em>,</em> kreş ve anaokuluna giden çocuklar, hasta olması muhtemel diğer çocuklarla sık temas ediyor olmaları nedeniyle daha sık hastalanabilmektedir.</p>
<p>Bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle, kulak iltihabı ve ishal geçirme riski, bu nedenle artmıştır. Bazı çalışmalar astımın bu tür ortamlarda tetiklendiğini belirtmekle birlikte, diğer bazı çalışmalarda ise bu tip okullarda çeşitli mikroplara maruz kalmaya bağlı çocuğun bağışıklık sisteminin geliştiği vurgulanmaktadır.</p>
<p>Yapılan araştırmalarda her çocuğun yılda ortalama 8-10 kere soğuk algınlığı geçirdiği, hastalığın 10-14 gün sürdüğü ve özellikle de çocukların kış aylarında daha çok hastalandığı saptanmıştır. Bu hesaba göre bir çocuk her biri 2 hafta sürecek şekilde Mart-Eylül arası dönemde 2 kez, Eylül-Mart arası dönemde 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirse, kış ayının yarısından fazlasını hasta olarak geçirecek demektir.</p>
<p>Kreş-anaokuluna giden çocuklar ise yılda 3-10 kez orta kulak iltihabı geçirebilmektedir. Bu durum evde bakılan çocukların geçirdiğinin neredeyse 4 katıdır.</p>
<p><strong>Ne gibi durumlarda kreş-anaokuluna giden çocukları bir süre okula göndermemek gerekir?</strong></p>
<table style="width: 372px; height: 129px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="372">
<tbody>
<tr>
<td valign="middle">
<ul>
<li>Eğer çocuğunuzun koltukaltından ölçülen ateşi 37.5 C&#8217;un, kulaktan ölçülen ateşi 38 C&#8217; nin üzerinde ise okula göndermeyiniz. Çocuğunuz kendini iyi hissediyor olsa bile, ateş bulaşıcı bir hastalığın ilk bulgusu olabilir.</li>
<li>Okuldaki diğer çocuklarda suçiçeği, kızamık vb. bilinen bir bulaşıcı hastalık ortaya çıkmışsa en az 10 gün kadar çocuğunuzu okula göndermeyiniz.</li>
<li>Herhangi bir hastalık nedeniyle antibiyotik başlanmışsa, ilacın etkin doza ulaşacağı ilk 1-2 gün okula göndermeyiniz.</li>
<li>Çocuğunuz kusuyor ya da ishalse çocuğunuzu diğer çocuklardan uzak tutmak gerekir.</li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kreş-anaokuluna giden çocukları hastalıklardan korumak mümkün müdür? </strong><br />
Kısaca hayır! Hastalıklara yakalanma riskini azaltmak için alınabilecek önlemler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Çocuğunuza yemekten önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasını öğretebilirsiniz.</li>
<li>Enfeksiyonların en çok, çocukların ellerini ve kirli oyuncakları ağzına sokması ile yayıldığı saptanmış olduğundan, okulun bu tür materyalleri dezenfekte etme metodlarını ve sıklığını denetleyebilirsiniz.</li>
<li>Çocuğunuz okula başlamadan önce rutin bir muayeneden geçirebilirsiniz. Bu sayede bademciklerinin ve genizetinin büyük olup olmadığını, geçirmesi muhtemel enfeksiyonlarla bu dokuların daha da büyüyüp nefes yolunu tıkama riskinin olup olmadığını, kulaklarında sıvı birikimi olup olmadığını, boğaz kültürüyle beta hemolitik streptokok taşıyıcılığı olup olmadığını öğrenebilirsiniz.</li>
<li>Allerjik bünyeli çocuklarda öğretmenlerini uyararak özellikle allerjik gıdaların (çilek, fıstık ezmesi vb. ) verilmesini önleyebilirsiniz. </li>
</ul>
<p><strong>Günümüzün ekonomik şartlarında, çalışan anne sayısının da artışıyla kreş ve anaokullar pek çok aile için zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle çok sık hastalanıyor diye çocuğunuzu kreşten almak yerine sağlık durumunu sık sık takip ederek normalden fazla sayıda hastalık geçirmesini önleyebilirsiniz. </strong></p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\' type=\\\\'text/javascript\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/10/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK KİRİ NASIL TEMİZLENMELİ?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/10/kulak-kiri-buson/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/10/kulak-kiri-buson/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 15:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[buşon]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri nasıl temizlenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[pamuklu çubuk]]></category>
		<category><![CDATA[q-tips]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[Hani çoğumuz banyodan çıkar çıkmaz kulak temizleme çubuklarına (Q-tips-kütips) saldırırız ya! Bunların nasıl icat edildiğini biliyor musunuz ? Q-tips, Polonya asıllı bir Amerikalı olan Leo Gerstenzang tarafından 1920&#8242;de icat edilmiş. Leo&#8217;nun güzel ve titiz karısı her banyodan sonra bebeğinin kulaklarını kürdana sardığı ufak bir pamuk parçasıyla temizlermiş, fakat en büyük problem kürdanın kırılıp veya pamuğun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Hani çoğumuz banyodan çıkar çıkmaz kulak temizleme çubuklarına (Q-tips-kütips) saldırırız ya! Bunların nasıl icat edildiğini biliyor musunuz ?</p>
<p>Q-tips, Polonya asıllı bir Amerikalı olan Leo Gerstenzang tarafından 1920&#8242;de icat edilmiş. Leo&#8217;nun güzel ve titiz karısı her banyodan sonra bebeğinin kulaklarını kürdana sardığı ufak bir pamuk parçasıyla temizlermiş, fakat en büyük problem kürdanın kırılıp veya pamuğun çıkıp kulak içinde kalmasıymış.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/q-tips2.jpg"><img class="size-medium wp-image-1166  aligncenter" title="q-tips2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/q-tips2-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<address> </address>
<p>Hele hele bir gün annenin yanlış bir hareketi sonucu bebeğin kulağında zedelenme ve kanama olunca, Leo daha az riskli bir temizleyici yaratmayı aklına koymuş. Derken bildiğimiz pamuklu çubuğu bulmuş. İcat ettiği bu nesneye de İngilizce deki Quality (Kalite) kelimesinin baş harfini koyarak &#8220;Q-tips&#8221; (Kaliteli Uçlar) adını vermiş. Gel gelelim, Leo Bey böyle bir icatla iyi mi yapmış, kötü mü, biraz bunu tartışalım.</p>
<p>Önce halk arasında<span style="color: #ff0000;"> </span><strong><span style="color: #ff0000;">“kulak kiri”</span> </strong>olarak bilinen salgının ne olduğundan bahsetmek gerekir. Kulak üç kısımdan oluşur: Deriyle kaplı olan ve yağ bezleri içeren dış kulak yolu, işitmemizde önemli bir basamağı oluşturan çekiç, örs, üzengi kemikçiklerini içeren orta kulak ve sesin algılanıp beyne elektrik sinyalleri olarak iletilmesini sağlayan salyangozun yer aldığı iç kulak. Dış kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha iç kısımlarına gitmesini önleyen bir tabaka oluşturan faydalı bir salgıdır; asla çoğumuzun sandığı gibi utanılacak, pis, iğrenç bir materyal değildir. Serümen veya wax (mum) da denilen kulak kirinin içeriği ve miktarı kişiden kişiye değişir.</p>
<p>Genellikle iki tip kulak kiri vardır: Islak ve kuru. Kuru tip genellikle Asya kıtasında yaşayanlarda görülmekteyken, ıslak (yani yağ oranı fazla) tip ise özellikle Batı Avrupa&#8217;dakilere özgüdür. Kulak kirinin az üretilmesi enfeksiyon riskini artırır, fazla üretilmesi de tıkaç oluşumu ve buna bağlı işitme kaybı, tıkaç arkasında biriken materyalin enfekte olması gibi riskler taşır. Normalde kulak kiri, dış kulak yolu derisinde yer alan kıllar tarafından içeriden dışarıya doğru taşınarak vücut dışına atılır. Ancak dış kulak yolu doğuştan dar olan veya geçirilen herhangi bir kaza veya ameliyat sonrasında daralmış olan kişilerde bu işlem yavaşlar.</p>
<p>Q-tips vb. cisimlerle kulak temizleme alışkanlığı olanlarda ise bu mekanizma bozulup kiri dışarı yönlendiremez ve tıkaç oluşumuna yol açar. Tıkaç oluştuğunda işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama, yabancı cisim hissi ve bizlere en sık başvurma nedeni olan yüzme veya banyo sonrası kulakta tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. KBB doktorlarının hastalarına söyledikleri ünlü bir söz vardır: <strong><span style="color: #ff0000;">&#8220;Kulağınıza dirseğinizden daha küçük bir şeyi asla sokmayınız!&#8221; </span></strong></p>
<p>Her gün poliklinik ve muayenehanelerimizde Q-tips, saç tokası, örgü şişi, tığ, araba anahtarı veya kendi icat ettikleri herhangi bir cisimle (bir keresinde İzmir&#8217;de çalıştığım üniversite hastanesi polikliniğinde kocaman bir çivinin baş kısmını biraz değiştirerek bu amaçla kullanan bir hastayla karşılaşmıştım!) kulak kirlerini temizlediklerini ifade eden fazla titiz (!) hastalarla karşılaşmaktayız. Bizler de bu kişilerin kiri içeri itip biriktirerek tıkaç oluşumuna yol açtıklarını, dış kulak yolu derisini yırtıp kanattıklarını görmekte; bu yırtık bölgesinden giren bakteri ve mantarların yarattığı, çok şiddetli ağrıya yol açan dış kulak yolu enfeksiyonlarını, temizleme işlemi sırasında  fazla çaba sonucu veya kazayla birisinin çarpmasına bağlı oluşan kulak zarı yırtıklarını ve bunun yol açtığı kronik orta kulak enfeksiyonlarını tedavi etmekteyiz. Bilimsel makalelerde kuru kulak kiri tipine sahip Japon halkının, bizimkinden farklı olan pamuksuz ve ucu ufak bir kaşık gibi olan çubuklarla kulak kirlerini temizlemeye çalışırken çok sık olarak kulak zarını yırtmakla kalmayıp, çekiç- örs-üzengi kemikçiklerini de kırıp dışarı çıkardıklarını (!) okumaktayız.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak nasıl temizlenmeli? </span></strong></p>
<p>Peki öyleyse kulağımızı nasıl temizleyeceğiz diye sorabilirsiniz. Kulak kiri, kulağı korumakla görevli normal bir salgı olarak kabul edilmeli ve temizleme görevi, bunu kendi kendine yapabilen kulağa bırakılmalıdır. Tozlu ortamlarda çalışanlar kulak tıpaları kullanarak, dış kulak yoluna toz kaçmasını önleyip kulağın işini hafifletebilirler. Üzerine deri döküntüleri, toz ve partiküller yapışmış olan kir, zamanla dışarı atılacak, siz de dış kulak yolu girişine gelen bu materyali havlu kenarı veya işaret parmağınızla doladığınız bir parça pamukla oradan alabileceksiniz. Eğer kulak zarınızın yırtık veya delik olmadığından eminseniz, haftada bir kez banyo öncesi birkaç damla gliserin veya bebe yağını kulağınıza damlatmak da uygulanabilecek metotlardan biridir. Sonrasında o kulak üstte olacak şekilde bir süre yan yatıp, ardından altına havlu koyarak diğer tarafa yatarsanız, yumuşayan kulak kirinizin kendiliğinden dışarı aktığını göreceksiniz.</p>
<p>Başka bir metot ise 6 ay-l yıllık aralarla düzenli olarak bir Kulak-Burun-Boğaz doktoruna başvurarak kulaklarınızı temizletmektir. Halk arasında yanlış bir inanış vardır, &#8220;Kulak bir kez temizlendi mi, alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir&#8221;, diye. Oysa sık sık kulak temizletenlere sorulsa, mutlaka hepsi Q-tips vb. kullanan ve tıkaç oluşumuna kendileri yol açan kişilerdir. <strong>Yani kulak temizletmek bir alışkanlığa yol açmaz, tam tersi yanlış bir alışkanlık sık kulak temizletme ihtiyacını doğurur!</strong> Özellikle pamuklu çubukla kulak temizleme sonrası ya da deniz/havuz/banyo sonrası işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama, kulakta tıkanıklık şikayetleriniz ortaya çıktıysa, bir kulak tıkacınız olma ihtimali yüksektir. Q-tips vb. cisimlerle daha fazla uğraşarak bunu çıkarmaya asla çalışmamalı, temiz (!) olacağım diye kulağınıza zarar verebileceğinizi unutmamalı ve en kısa sürede bir bilene başvurmalısınız. Evet şimdi düşünürsek, sizce Leo Bey iyi bir şey mi icat etmiş, yoksa kötü bir şey mi?</p>
<address><span style="color: #ff0000;">* Bu yazı bizzat Dr. Seçil Totan tarafından hazırlanmış olup 2002 yılında Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi&#8217;nde yayınlanmıştır. Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></address>
<p lang="tr-TR">
<p style="text-align: center;"> </p>
<div><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"><span style="color: #339966;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"><span style="color: #339966;"> </span></span> </div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/10/kulak-kiri-buson/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAĞIM DEVAMLI KAŞINIYOR !!!</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulagim-devamli-kasiniyor/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulagim-devamli-kasiniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 14:18:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak damlası]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kaşıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[kuru kulak]]></category>
		<category><![CDATA[otitis eksterna]]></category>
		<category><![CDATA[psöriasis]]></category>
		<category><![CDATA[seboreik dermatit]]></category>
		<category><![CDATA[sedef hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[    Deriden oluşan dış kulak kanalı sinirden zengin, bu nedenle de oldukça hassas bir yapıdır. Normalde üzeri &#8220;kulak kiri&#8221; olarak adlandırılan özel bir salgı ile kaplıdır. Kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak-kasintisi.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/kulak-kasintisi-300x170.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1401" title="kulak-kasintisi-300x170" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/kulak-kasintisi-300x170.jpg" alt="" width="300" height="170" /></a> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Deriden oluşan dış kulak kanalı sinirden zengin, bu nedenle de oldukça hassas bir yapıdır. Normalde üzeri <a href="http://www.seciltotan.com/?p=15" target="_blank">&#8220;kulak kiri&#8221; </a>olarak adlandırılan özel bir salgı ile kaplıdır. Kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha iç kısımlarına gitmesini önleyen bir tabaka oluşturan faydalı bir salgıdır. Serümen veya wax (mum) da denilen kulak kirinin içeriği ve miktarı kişiden kişiye değişir.Bazı kişilerin kulak kiri üretimi azalmıştır <span style="color: #339966;">(kuru kulak!)</span> (ailesel olarak ya da pamuklu çubukla kulağı devamlı temizleme, az su içme vb. nedenlerden dolayı), bu da kulağın kendi kendini temizleme mekanizmasını bozarak asiditesini değiştirir ve kişide kulak kaşıntısına yol açar. Yine aynı nedenle dışarı atılamayan toz, tüy, kıl gibi materyaller de kaşıntı yapar.</p>
<p>İşitme cihazı kullanmakta olan bazı kişilerde dış kulak yolu kalıbına ya da cilasına alerjik reaksiyon olarak kulak kaşıntısı oluşabilir. Anti-alerjik materyalden yapılanların seçilmesi çözüm olabilir. Ayrıca kalıbın ittirmesi ile dış kulak yolunda kir birikimi de kaşıntıyı tetikleyebilmektedir. Bu nedenle 6 ayda bir kulakların muayene edilmesi, gerekirse kirlerin temizlenmesi gerekir.</p>
<p>Alerjik dermatit, psöriyazis (sedef hastalığı), egzema, seboreik dermatit gibi dış kulak yolu derisinin pul pul dökülüp birikmesine yol açan bazı cilt hastalıkları da kulakta kaşıntı yaratabilmektedir. Tedavisi hastalığın özgün tedavisi iledir. Kortizonlu kulak damlaları ya da kremleri şikayetleri azaltabilir. Alerji yaratabilecek ajanlardan (havuz kloru, <a href="http://www.seciltotan.com/?p=19" target="_blank">immitasyon küpe kullanımı</a>, saç spreyi, kulak arkasına parfüm sıkılması, vb.) mümkün olduğunca uzak durulması gerekir.</p>
<p>Bazen de kişi stres altında, sinirli iken vücut pek çok doku ve organdan uyarı verebileceği gibi kulak kaşıntısı şeklinde reaksiyon da gösterebilir. Bu durumda tek yapılması gereken kişinin sinirle kulağına travma yaratıcı yabancı cisimler (kalem kapağı, şiş, tığ, araba anahtarı vb.) sokup kaşımamasıdır. Yoksa <a href="http://www.seciltotan.com/?p=15" target="_blank">otitis externa (dış kulak yolu iltihabı) ve mantar</a> gelişebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Tedavi:</span> </strong></p>
<p>Genel prensip kulağın pamuklu çubuk vb. ile temizlenmemesi, abdest alırken ya da banyolarda kulak içine su verilmemesi, kulak içinin sabun-şampuan ile yıkanmaması, kulak girişlerinin kolonya ya da alkolle silinmemesidir.</p>
<p>Kuru kulağı olan kişilerin her gün ya da gün aşırı kulaklarına 1-2 damla bebe yağı ya da zeytinyağı damlatması faydalı olabilir.</p>
<pre>*http://www.deafnessresearch.org.uk/Itchy%20ears+1896.twl</pre>
<pre>**http://www.dizziness-and-balance.com/disorders/symptoms/</pre>
<pre>dry%20ears.htm, Timothy C. Hain, MD, Most recent</pre>
<pre>update: June 10, 2003.</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulagim-devamli-kasiniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK TÜPÜ NEDİR, NEDEN TAKILIR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulak-tupu-nedir-neden-takilir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulak-tupu-nedir-neden-takilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 16:02:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[kulak tüpü]]></category>
		<category><![CDATA[sekretuar otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[ventilasyon tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[    Sekretuar otitis media (veya diğer adıyla kronik effüzyonlu otitis media), genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında, yani orta kulakta sıvı toplanmasıdır. Bu durum, başta orta kulak iltihabı olmak üzere, kulakla burun arasında yer alıp orta kulağın havalanmasını sağlayan öztaki tüpünün çalışma mekanizmasını bozan basınç travması, geniz eti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Georgia;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;"> </span></p>
<p><span style="color: #339966;">Sekretuar otitis media</span> (veya diğer adıyla kronik effüzyonlu otitis media), genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında, yani orta kulakta sıvı toplanmasıdır. Bu durum, başta orta kulak iltihabı olmak üzere, kulakla burun arasında yer alıp orta kulağın havalanmasını sağlayan öztaki tüpünün çalışma mekanizmasını bozan basınç travması, geniz eti vb. kitleler, allerji ve vücut bağışıklık sistemindeki bozukluklardan da kaynaklanabilir.</p>
<p>Orta kulak iltihabının iyileşmesinden sonra biriken sıvının %50’si 4 hafta içinde, %80’i ise 8 hafta içinde kaybolmaktadır. Ancak orta kulak iltihabı iyileşip üstünden 3 ay geçmesine rağmen sıvı birikimi devam etmekteyse bunun ileri tedavisi gerekmektedir. Bu durum öztaki tüpü fonksiyonlarını uzun süreli olarak bozan diğer hastalıklar için de geçerlidir. Tanı yapılan kulak muayenesi ve gerekirse doktorunuzun isteyeceği işitme testleri (tonal odiyometri ve timpanometri) ile konur.</p>
<p>Tıbbi tedaviye rağmen düzelmeyen ve işitme kaybına yol açan sekretuar otitis media’da seçilen tedavi yöntemi kulak zarına tüp yerleştirilmesidir. Amacı öztaki borusunun koruyuculuk ve drenaj fonksiyonlarını geri kazandırmak üzere orta kulağa iki yönlü hava giriş çıkışını sağlamak, oksijenlenmeyi arttırarak orta kulaktaki hücrelerin yenilenmelerini sağlamaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-1404    aligncenter" title="kulak tüpü-revised" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/kulak-tüpü-revised-300x188.jpg" alt="" width="300" height="188" /></p>
<p>Ventilasyon tüpü olarak adlandırılan bu kulak tüpleri silikon, polietilen, teflon ya da altından yapılan, çapları 1-1.5 mm olan, makara gibi iki ucunda deliği olan özel tüplerdir. Özel aletlerle tutulup bir ucu orta kulağa, diğer ucu dış kulak yoluna bakacak şekilde kulak zarına yerleştirilir.</p>
<p>Ventilasyon tüplerinin kalış süreleri 2 ay ile 2 sene arasında değişmektedir. Sıklıkla 6. ayda dış kulak yoluna atılmaktadırlar. Bu dış kulak yoluna atılan tüpler özel aletlerle poliklinik şartlarında dışarı çıkarılabilmektedir. Yeterli orta kulak iyileşmesi sağlandıktan sonra atılmayan tüpler, yabancı cisim reaksiyonu yapıp enfeksiyon ve et oluşumuna yol açmaması için özel aletlerle yerinden alınmaktadır.</p>
<div><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Ventilasyon tüpü takılması ameliyatının riskleri nelerdir?</span></span></div>
<p>Sekretuar otitis media tedavisinde ventilasyon tüpü takılması ile tedavinin tamamlandığı düşünülmemelidir. Bu tüplerin takibi en az takılması kadar önemlidir.</p>
<ul>
<li>Bu ameliyat genellikle pek ağrılı değildir. Sadece lokal anestezi yapılan bölgelerde ilk gün hafif ağrı olabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kulak zarına tüp takılması ameliyatı sırasında ve sonrasında ilk 1 hafta kulaktan kan veya kanlı sıvı gelmesi sık görülen bir durumdur, zamanla azalmaktadır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Özellikle tüp düşene kadar ve kulak zarı iyileşip tamamen kapanana kadar kulağa su kaçmasından şiddetle kaçınılmalıdır. Bu duruma dikkat edilmediğinde orta kulakta iltihaplanma ve buna bağlı bir akıntı gelişebilmektedir. Bu akıntı genellikle tıbbi tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Nadiren tüpün erken çıkarılması gerekebilmektedir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Tüpün ağzı kulak kiri veya deri döküntüleri ile tıkanabilmektedir. Bu nedenle tüp takıldıktan sonraki 1. hafta ve sonrasında ayda bir kontrolü gerekir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Tüp etrafında et (granülasyon dokusu) oluşumu nadiren de olsa görülebilmektedir. Bu durumda verilecek kulak damlalarıyla tedavi edilmeye çalışılmakta, başarılı olunamadığı taktirde tüpün çıkarılıp etlerin yakılması (gümüş nitrat koterizasyonu) gerekebilmektedir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Tüp kendiliğinden düştüğünde veya alındığında kulak zarında oluşan tüpe ait delik çok büyük olasılıkla kendiliğinden iyileşecektir. 30 hastadan 1’inde, nadiren tüpe ait delik kendiliğinden iyileşmemekte ve deliği onarmak için ek cerrahi girişimler gerekebilmektedir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Eğer tüp erken düşer veya istenmeyen sebeple erken alınması gerekirse ileride tekrar yerleştirilmesi gerekebilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Nadiren orta ve iç kulakta gelişen ek başka problemler nedeni ile işitme kaybında düzelme olmayabilir. Bu durumda işitme testleri ve gerekirse bilgisayarlı tomografi gibi ileri inceleme yöntemleriyle problemin nereden kaynaklandığı saptanıp buna yönelik çözümler aranabilir.</li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<div><em> </em></div>
<div><em> </em></div>
<p> </p>
<p><em><span style="font-size: x-small; font-family: Georgia;"> </span></em></p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında Türk Kulak Burun Boğaz ve</p>
<p> Baş Boyun Cerrahisi Vakfı’na ait web sitesindeki</p>
<p>Hasta Bilgilendirme metninden yararlanılmıştır.</p>
<p><span style="font-family: Georgia;"> </span></p>
<div><em> </em></div>
<div><em> </em></div>
<p><em> </em></p>
<p><script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\' type=\\\\'text/javascript\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulak-tupu-nedir-neden-takilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK VE SİGARA</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/cocuk-ve-sigara/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/cocuk-ve-sigara/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 00:56:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve sigara]]></category>
		<category><![CDATA[ETS]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte sigara]]></category>
		<category><![CDATA[pasif sigara içiciliği]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigara ve KBB hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[sigaranın çocuklara etkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[  Pasif sigara içiciliği, yanan bir sigaradan tüten duman ile sigara içenin dışarıya üflediği dumanın kombinasyonuyla karşımıza çıkar. Pasif sigara içiciliği ya da diğer adıyla Çevresel Sigara İçiciliği&#8217;nde (Environmental Tobacco Smoke -ETS) kişinin bulunduğu hava kirlidir ve ayrıca sigara partikülleri mobilya, perde, kıyafetler, masa örtüsü gibi yerlere sinerek yerleşmiştir. Pek çok kişi bu durumdan gözlerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Pasif sigara içiciliği</span>, yanan bir sigaradan tüten duman ile sigara içenin dışarıya üflediği dumanın kombinasyonuyla karşımıza çıkar. Pasif sigara içiciliği ya da diğer adıyla Çevresel Sigara İçiciliği&#8217;nde (Environmental Tobacco Smoke -ETS) kişinin bulunduğu hava kirlidir ve ayrıca sigara partikülleri mobilya, perde, kıyafetler, masa örtüsü gibi yerlere sinerek yerleşmiştir. Pek çok kişi bu durumdan gözlerinde yanma, burun tıkanıklığı vb. nedeniyle rahatsız olmaktadır. Halbuki en önemlisi bu durumun ciddi sağlık tehdidi oluşturmasıdır. Sigara dumanına bu şekilde maruz kalma halinde, yaklaşık 4000 farklı kimyasalla temas ve bunlardan en az 43&#8242;ünün kanser oluşturma potansiyeline de maruz kalınmış olunur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-1212  aligncenter" title="sigara ve cocuk" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/sigara-ve-cocuk-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /> </p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>ETS&#8217;ye maruz kalma sıklığı nedir? </strong></span></p>
<p>Dünyada kadınların yüzde 10-12&#8242;si, erkeklerin ise yüzde 47-52&#8242;si sigara içmektedir. Türkiye&#8217;de sigara içme oranı ise kadınlarda yüzde 24, erkeklerde yüzde 63 ile dünya ortalamasının oldukça üzerinde maalesef.</p>
<p>Amerika&#8217;da erişkinlerin %26&#8242;sının sigara içtiği ve 5 yaş altı çocukların %50-67&#8242;sinin evde en az 1 sigara içen ebeveynle yaşadıkları saptanmıştır.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif sigara içiciliği açısından risk altındaki bireyler kimlerdir?</strong></span></p>
<p>ETS herkes için oldukça tehlikeli olsa da, özellikle anne karnındaki bebekler, yenidoğanlar ile küçük çocuklar çok daha fazla risk altındadır. Bunun nedeni ETS&#8217;nin gelişmekte olan organları (akciğer, beyin vb.) zedeleyebilme yeteneğidir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif sigara içiciliğinin etkileri:</strong></span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Anne karnındaki bebek ve yenidoğanlarda:</span></strong> Hamile bir kadın sigara içtiğinde plasenta ile bebek arasındaki kan akımında değişiklikler oluşmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda hamilelik sırasında sigara kullanımının yarık damak-dudak riskini arttırdığı saptanmıştır.<strong> </strong> Sigara içen annelerin süt üretimi azalmakta ve bebekleri düşük ağırlıklı olmaktadır. Ayrıca annenin sigara kullanımının, özellikle doğumdan sonraki ilk 1 ay ile 1 yıl arası dönemde bebeklerde ani ölümlere yol açabildiği bildirilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Akciğerler ve solunum yolları: </span></strong>ETS&#8217;ye maruz kalma, çocuklarda tüm yaş gruplarında  akciğer kapasitesini azaltmakta ve  akciğer fonksiyonlarını bozmaktadır. Çocuklarda görülen astım krizlerinin sıklığı ve şiddetini arttırmaktadır. Pasif sigara içiciliği sinüzit, rinit, kistik fibrosis ile geçmeyen öksürük ve geniz akıntısıyla giden kronik solunum yolları hastalıklarına yol açabilmektedir. Ayrıca çocukların nezle-gribe yakalanma ve farenjit olma sıklığını da arttırmaktadır. 2 yaş altındaki çocuklarda, ETS&#8217;ye maruz kalma bronşit ve zatüree olma riskini arttırmaktadır. Ne yazık ki 1992 yılında yapılan bir bilimsel çalışmada ETS&#8217;nin her yıl 18 aylıktan küçük çocuklarda  150,000-300,000  kez arasında alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açtığı saptanmıştır. Bu hastalık yüzünden 15.000 kere hastaneye yatırılarak tedavi gerekmiştir. Günde yarım paket veya daha fazla sigara kullanan ebeveynlerin çocuklarında solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastaneye  yatırılma riski iki katına çıkmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kulaklar:</span> </strong>ETS&#8217;ye maruz kalma, orta kulak iltihabına yakalanma riskini ve bunun süresini arttırmaktadır. Solunum yoluyla giren sigara dumanı ve içindeki zararlı maddeler öztaki tüpünü irrite etmekte, tüpün ağzı şişip orta kulağın havalanmasını bozmakta ve bu da kulakta sıvı birikimi ve sonrasında orta kulak iltihabına yol açmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Beyin:</span></strong> Hamileliğinde sigara kullanan annelerin çocuklarında hiperaktivite vb. pek çok davranış bozukluğu saptanmıştır. Bu çocuklarda okul başarısında ve  entelektüel beceride azalma da görülmüştür.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif Sigara İçiciliği Kansere Yol Açar!</strong></span></p>
<p>ETS&#8217; nin pek çok potansiyel zararından haberdar olabilirsiniz ama ETS&#8217;nin dış ortamdaki kanser yapıcı hava kirliliğinden 100 kat daha fazla kanser riski yarattığını biliyor muydunuz? ETS&#8217;nin her yıl sigara içmeyen 3000&#8242;den fazla kişide akciğer kanserinden ölüme yol açtığının farkında mısınız? Bu rakamlar çocuğunuzun yanında sigara içmekten sizi alıkoyacak kadar korkutucu değil mi?</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif Sigara İçiciliğini Önlemek İçin Ne Yapmalısınız?</strong></span></p>
<ol>
<li>İçiyorsanız sigarayı bırakınız!</li>
<li>Siz değil de ev sakinleri sigara içiyorsa, bırakmalarını söyleyiniz. Bu mümkün değilse veya ziyaretçileriniz geldiğinde sigara içiliyorsa evin dışında balkonda vb. içmeleri konusunda ısrar ediniz.  <span style="color: #ff0000;">&#8220;Çocuğun odasında içilmiyor&#8221;, &#8220;Çocuk gelince odayı havalandırıyoruz&#8221;, &#8220;Sadece mutfakta içiliyor&#8221; gibi cümlelerle kendinizi kandırmayınız, ne kadar havalandırılsa da, ortamdaki materyallere sinen zararlı partikülleri uzaklaştıramazsınız!</span></li>
<li>Arabada sigara içmeyiniz/içirmeyiniz. </li>
<li>Çocuğunuzun okulda/kreşte ve serviste sigaraya maruz kalmadığına emin olunuz.</li>
</ol>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head</p>
<p>and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden</p>
<p>yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/cocuk-ve-sigara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAŞDÖNMESİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/basdonmesi-sss/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/basdonmesi-sss/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 17:39:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[apley manevrası]]></category>
		<category><![CDATA[araba tutması]]></category>
		<category><![CDATA[başdönmesi manevraları]]></category>
		<category><![CDATA[başdönmesi ve diyet]]></category>
		<category><![CDATA[başdönmesi ve kahve]]></category>
		<category><![CDATA[başdönmesi ve tuz]]></category>
		<category><![CDATA[başın dönüp eşyaların dönmemesi]]></category>
		<category><![CDATA[bulantı]]></category>
		<category><![CDATA[dengesizlik]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kristalleri]]></category>
		<category><![CDATA[kulak taşları]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[yatarken yoğun başdönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[yürürken sersemlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[Dizziness başdönmesi mi demektir? Kafada boşluk ve sersemlik hissi var, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş gibi olma var,  etrafta-eşyalarda  dönme yok ise bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken başdönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir başdönmesi değildir. Vertigoda yani başdönmesinde ise hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Dizziness başdönmesi mi demektir?<img class="alignright size-thumbnail wp-image-1019" title="Big wheel on a fun fair" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/ferris-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></strong></span></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"><em>Kafada boşluk ve sersemlik hissi var, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş gibi olma var,  etrafta-eşyalarda  dönme yok ise bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken başdönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir başdönmesi değildir. Vertigoda yani başdönmesinde ise hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, bazen bu duruma bulantı, kusma, dengesizlik, hatta düşme de eklenmektedir.</em> </span></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Hangi hastalıklar vertigo veya dizziness&#8217;a yol açar? </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Dolaşım bozukluğu: </strong>Beyninize giden kan miktarı yetersiz kaldığında kafanız boş gibi hissedersiniz. Bunu en çok yatarken hızla ayağa kalktığımızda yaşarız hepimiz. Ancak yüksek tansiyon, şeker hastalığı veya kolesterol yüksekliği olan hastalarda görülen ateroskleroz (damar sertliği) ya da kalp yetmezliği ya da kansızlık gibi bazı kronik dolaşım bozukluklarında bu durum sık sık yaşanabilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Bazı ilaçlar, nikotin ve kafein de beyne giden kan miktarını azaltmaktadır. Stres, endişe ve gerginliğe bağlı damarlarda spazm oluşması da aynı etkiye sahiptir. Fazla tuzlu beslenmek kan dolaşımını zayıflatır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">İç kulağa giden kan miktarında azalma olduğunda, kan akımındaki en ufak değişikliklere çok hassas olan bu organ çabucak etkilenmekte ve vertigo tablosu karşımıza çıkabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Travma:</strong> Temporal kemik adı verilen iç ve orta kulağın içinde yer aldığı kemikte herhangi bir kırık oluşturan bir travmada bulantı, kusma ve işitme kaybı ile giden şiddetli birvertigo görülebilmektedir. Ancak zamanla sağlam kulağın sinyal verme görevini üstlenmesi ile vertigo yerini birkaç hafta içinde düzelebilen dizziness&#8217;a bırakacaktır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Enfeksiyon:</strong> Nezle gribe yol açan virüsler iç kulağı ve beyne giden sinirleri tuttuğunda şiddetli bir baş dönmesi karşımıza çıkabilmektedir, bu durumda genelikle işitme pek etkilenmez. Ancak mastoidit yapan şiddetli birbakteriyel enfeksiyonda iç kulağın duyma ve denge fonksiyonu tamamen zedelenebilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Alerji:</strong> Bazı kişilerde alerjik olduğu yiyecek ya da inhale partiküle (toz, küf, polen, hayvan tüyü) maruz kalma sonrasında alerjik reaksiyonların dolaşımda yaptığı değişikliklere bağlı dizziness ortaya çıkabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Nörolojik hastalıklar:</strong> Multipl skleroz, sifiliz, tümörler vb. denge sistemini etkileyebilen nadir hastalıklardandır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>İç kulak hastalıkları:</strong> Meniere Hastalığı, Benign paroksismal pozisyonel vertigo vb. çeşitli iç kulak hastalıklarına bağlı pek çok vertigo nedeni bulunmaktadır. Tedavisi neden olan hastalığa göre değişmektedir.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Dizziness ve vertigo tanısı konduğunda neler yapılır?<img class="alignright size-thumbnail wp-image-1020" title="nystagmus" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/nystagmus-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></strong></span></li>
</ul>
<div><span style="color: #000000;"> </span><em><span style="color: #000000;">Doktorunuz ayrıntılı bir anamnez (şikayet sorgulaması) ve otonörolojik muayene sonrasında varolan şikayetlerinizin dizziness mı vertigo mu olduğuna karar verir. Gerekirse işitme testi, ENG (elektronistagmografi-iç kulağın durumunu değerlendirmek üzere yapılan bazı özel başdönmesi testleri) bazı grafiler, bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) isteyebilir. Bazen kan tahlilleri veya kardiyolojik tetkikler gerekebilir. Sonrasında doktorunuz tanınızı koyup ona göre tedavinize başlayacaktır<strong>.</strong></span></em></div>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Dizziness ya da vertigo durumunda nelere dikkat etmeliyim?   </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Ani hareketlerden kaçınınız, özellikle yatar poziyondan dik pozisyona geçişte veya bir taraftan diğer tarafa dönüşte yavaş hareket edin ve kendinizi korumaya alın (etrafta tutunabileceğiniz bir şeyler olsun ama düştüğünüzde sizi yaralayabilecek şeyler de olmasın).</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Abartılı baş hareketlerinden kaçınız (yüksek bir yerden bir eşya almak, başı hızlı sallamak, hızlı döndürmek gibi).</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Kan dolaşımını azaltan nikotin, kafein ve tuzdan uzak durunuz.Stres, endişe vb. den mümkün olduğunca uzak kalınız ya da bunları azaltmaya yönelik destek alınız.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Aşırı aktiviteden kaçınınız. Kendinizi sersemlemiş gibi hissettiğinizde vey başınız dönerken araba kullanmayınız, merdiven çıkmayınız, spor yapmayınız.</span></em></p>
<ul>
<li> <span style="color: #ff0000;"><strong>Araba tutmasının mekanizması nedir? </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Dizziness, vertigo ve taşıt tutmasının üçü de denge sistemiyle ilişkili hastalıklardır. Bu sistem beynimize vücudun konumunu (nereye doğru hareket ettiği, dönüp dönmediği, yerinde durup durmadığı gibi) bildirmekle görevlidir. Bunu da, aşağıda saydığımız sinir sisteminin bazı kısımlarıyla ortak çalışarak gerçekleştirir.</span></em></p>
<ul>
<li><em><span style="color: #000000;">İç kulak-labirent sistemi: Dönme, öne-arkaya, yanlara, aşağı-yukarı hareketin algısını sağlar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Gözler: Vücudun uzaydaki konumunu (düz durma , amuda kalkma, sağa-sola yatma vb.) ve hareket yönünü gözetler.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Deri basınç alıcıları: Eklemlerde ve omurgadaki bu sistem, vücudun hangi parçasının aşağıya dönük ve yere değer pozisyonda olduğunu algılar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Kas ve eklen duysal alıcıları: Vücudun hangi kısmının hareket ettiğini algılar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Santral sinir sistemi (beyin ve omurilik): Diğer 4 sistemden gelen bilgileri işleyip buna yönelik hisleri oluşturur.</span></em></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Bu nedenle taşıt tutması ve dizziness semptomları, santral sinir sisteminin bu 4 sistemden çelişkili uyarılar alması sonucunda çıkar ortaya. Örneğin fırtınalı bir havada uçağınız türbülansa girdi diyelim, siz uçağın içinde bu türbülans hareketini gözlerinizle göremezsiniz, ancak iç kulağınız sarsıntıdan kaynaklanan bir bozukluk sinyali verir beyninize. Beyin birbiriyle uyuşmayan bu mesajları alınca da, vücutta ona göre bir tepki yaratır ve sizi taşıt tutabilir. Bir başka örnek, arabada arka koltukta oturmuş kitap okuyorsunuz. İç kulak ve deri alıcılarınız hareketi algılıyor ama gözleriniz sabit duran kitabı görüyor. Bu durumda da sizi taşıt tutabilir. Yine, kafa travması ya da geçirilen bir hastalığa bağlı bir iç kulak hastalığınız olduğunu varsayalım, hastalıklı kulağınız sağlam kulağınızla yanı sinyalleri gönderemediğinden, beyne giden çapraşık sinyaller sizde baş dönmesi, bulantı, kusma yaratabilir.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Araba tutmasını önlemek için ne yapabilirim</strong></span>?</li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Her zaman vücudunuz ve iç kulağınızın aynı hisleri algılamasını sağlayacak şekilde yolculuk yapınız. Örneğin arabada ön koltukta oturun ve uzaktaki manzaraya bakın. Gemide güverteye çıkıp ufka bakın. Uçakta pencere yanında oturun ve dışarıyı izleyin. Hareketin en az algılandığı kanat üstünde yer ayırtın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Yolculukta kitap okumayın, arkası yola dönük koltuklara oturmayın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Taşıt tutan bir başka yolcuyla bu konuda konuşmayın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Yolculuktan önce ya da sonra kuvvetli kokulardan ve yoğun baharatlı veya yağlı yiyeceklerden uzak durun.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Yolculuktan önce doktorunuzun tavsiye edeceği bir koruyucu ilaç kullanın.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;"><strong><span style="color: #ff0000;">1 hafta önce gece su içmeye kalkayım dedim, başım çok şiddetli döndü ve düştüm. O zamandan beri özellikle sağa yatınca çok şiddetli başım dönüyor, ayağa kalkamıyorum, biraz sonra geçiyor. Neyim var?</span></strong> </span></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"><em>Anlattıklarınıza bakılınca, gerçi muayene etme şansım olsa daha net bir şey söylerdim ama çok büyük ihtimalle BPPV geçiriyorsunuz. Benign (gidişatı iyi) Paroksismal (aniden başlayan) Pozisyonel (baş hareketleri ile tetiklenen) Vertigo (baş dönmesi) yani baş harfleriyle  &#8221;BPPV&#8221; erişkinlerde en sık başdönmesi nedeni olarak karşımıza çıkan ve en tipik bulgusu pozisyon değişikliği sonrasında oluşup 1-2 sn süren, etrafın fıldır fıldır döndüğü bir vertigo atağıdır.  Bu durum genellikle yataktan kalkma ya da  yatağa yatma anında, yatakta sağdan sola dönerken, yerden eğilip ya da yukarı uzanıp bir şey alma sırasında ortaya çıkar.  Kişi birden bu şekilde bir dönme yaşayınca korkar ve bir yerlere tutunma ihtiyacı hisseder. Bazen tutunamayıp düşebilir. Bulantı ve kusma da eklenebilir. Kişinin gözlerine dikkatli bakıldığında göz bebeklerinin bir tarafa doğru döner gibi hızlı hızlı hareket ettiği görülür(nistagmus).</em><br />
<em>BPPV&#8217;nin nedeni iç kulakta denge sağlayan organların içinde yer alan mikroskopik taşların/kristallerin (otokonya)  yerlerinden kopup iç kulak sıvısında serbest yüzmesi ve yarım daire kanallarının içine kaçmalarıdır. Yarım daire kanallarının görevi yatay, dikey ve çapraz düzlemdeki hareketleri algılayıp beyne sinyal göndermek ve bu sayede kişinin dengesini sağlamaktır. Yanlışlıkla bu kanalların içine giren bu taşların hareketi sanki kişi bu düzlemlerden birinde devamlı hare</em>ket <em>ediyormuş gibi bir yanlış algılamaya neden olur. Bu da baş dönmesi şikayetlerini açığa çıkarır. </em></span></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Tanı, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından detaylı bir anamnez alma sonrasında yapılacak ayrıntılı KBB muayenesi ve otonörolojik muayene ile ayırıcı tanılar ekarte edilerek konulur. &#8220;Dix-Hallpike&#8221; adı verilen muayenede kişi başı aşağı sarkacak şekilde yatağa yatırıldıktan sonra doktor tarafından çeşitli baş hareketleri yaptırılarak kristallerin yerinden oynayıp oynamadığı, oynadıysa hangi kulağın etkilendiği saptanır. </span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"> <strong>Pozisyonel başdönmesi tedavi edilebilir mi?<img class="alignright size-full wp-image-1031" title="eiskunst1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/eiskunst1.png" alt="" width="280" height="333" /></strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">BPPV tedavi edilmesi en kolay başdönmesi nedenlerinden biridir. Tipik tedavisi taşların eski yerine dönmesini sağlayan özel manevraların uygulanmasıdır (Apley, Modifiye Apley vb.)  Genellikle ilaç tedavisi eklenmesine gerek yoktur.  Manevra sonrasında kristallerin yerinden oynamaması için 3 gün kesin istirahat edilmeli, herhangi bir eğilip kalkma, yukarı uzanma yapılmamalı, baş ve vücut adeta bir robot gibi beraber hareket ettirilmeli, 1 hafta süreyle araç kullanılmamalı ve baş yüksek olacak şekilde (45 derece açı ile)  etkilenmeyen kulak üstüne yatılarak uyunmalıdır. Doktorunuz 1. hafta sonunda sizi kontrole çağırıp muayenenizi tekrarlayacak ve gerekirse tedavi edici manevrayı tekrar uygulayacaktır. Çoğu hastada şikayetlerin çoğu 1 haftada geçmekte, hafif dengesizlik ve sendeleme hissi ise 1 ay kadar sürmektedir. </span></em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Pozisyonel başdönmesi tekrarlar mı?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Yukarıda anlatılan önlemlere dikkat edilmesine rağmen tekrarlayan BPPV atakları olan kişilerde konjenital/akkiz anatomik problemler ya da </span></em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=45" target="_blank"><em><span style="color: #000000;">Meniere Hastalığı </span></em></a><em><span style="color: #000000;">akla gelmelidir.</span></em></p>
<ul>
<li> <strong><span style="color: #ff0000;">Meniere Hastalığı nedir?</span></strong></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"><em>Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek tutulma oranı eşittir.</em>  </span></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">1 yıldır neredeyse her ay çok şiddetli başdönmesi ataklarım oluyor. Önce sağ kulağım tıkanıyor, çınlıyor, ardından 1-2 gün sonra atak başlıyor. Başvurduğum bir doktor Meniere olduğumu söyledi. Bende bu hastalığın kesin olup olmadığı nasıl anlaşılır?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Ara ara tekrarlayan, rotasyonel vertigo (bkz. </span></em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=24#more-24" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #000000;">Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması</span></em></span></a><em><span style="color: #000000;">) yani etrafın döndüğü bir başdönmesi, işitme kaybı, çınlama ve etkilenen kulakta dolgunluk hissi Meniere Hastalığı için tipik şikayetlerdir.  Çınlama ve kulak dolgunluğu ataklardan hemen önce veya atak sırasında ortaya çıkıp atak sonrası ortadan kalkabilmekte ya da kalıcı olabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Hastalığın erken fazında özellikle pes frekanslarda orta derecede bir işitme kaybı görülebilmekte, ancak zamanla tüm frekansları tutan kalıcı bir işitme kaybı karşımıza çıkabilmektedir. Etkilenen kulakta yüksek seslerden rahatsız olma ve seslerde bozulma şikayeti karşımıza çıkabilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Tüm bu şikayetler içinde hastaların yaşam kalitesini en çok bozan başdönmesidir.  Bu dönme hissi 20 dakika ile 2 saat veya daha uzun süreli olabilir. Atak sırasında kişi evde ya da işte günlük aktivitelerini gerçekleştiremez.  Sonrasında birkaç saat süren uykululuk hali ve günlerce süren dengesizlik hissi olabilir. </span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Başvuracağınız bir Kulak Burun Boğaz uzmanı  öncelikle  size atakların sıklığı, süresi, şiddeti, karakteri, işitme kaybının süresi ve  değişken olup olmaması, çınlamanın olup olmadığı, bir ya da iki kulağı birden tutup tutmadığı ile ilgili ayrıntılı sorular soracaktır. Ayrıntılı kulak burun boğaz ve nörolojik muayenenizi yaptıktan sonra şu tetkikleri isteyebilir:</span></em></p>
<ul>
<li><em><span style="color: #000000;">İşitme testleri: Saf ses odyometrisi ile etkilenen kulakta sinirsel tipte bir kayıp, konuşmayı ayırt etme testiyle etkilenen kulakta bu yeteneğin kaybı saptanabilir.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Denge testleri: ENG (elektronistagmografi)  ile denge fonksiyonları değerlendirilebilir. Bu testte, birkaç değişik parametreye bakılmaktadır. Örneğin karanlık bir odada gözlerin yan taraflarına kayıt yapan elektrotlar yerleştirilip her iki kulak kanalına ılık ve soğuk su veya hava uygulanarak bu uyarıya bağlı göz hareketleri kaydedilip  analiz edilerek patolojinin orijini saptanabilir. Hastaların yaklaşık % 50&#8242;sinde etkilenen kulakta denge fonksiyonu azalmış olarak bulunur.  Ayrıca rotasyon testleri ve denge platformu da uygulanabilir.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Diğer testler:</span></em></li>
</ul>
<blockquote>
<blockquote><p><em><span style="color: #000000;">o Elektrokokleografi (ECoG) bazı Meniere hastalarında iç kulakta basınç artışını göstermede bize yardımcı olmaktadır.</span></em></p></blockquote>
</blockquote>
<blockquote>
<blockquote><p><em><span style="color: #000000;">o İşitsel beyin sapı yanıtları (BERA-ABR), yani işitme sinirleri ve beyine giden işitme yolaklarının bilgisayarlı incelemesi, beynin bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) ile incelenmesi tümörlerin ekarte edilebilmesi amaçlı istenebilecek diğer tetkiklerdir. Hem işitme hem de dengeyi etkileyen bu tür tümörler çok çok nadir görülürler ancak Meniere Hastalığı&#8217;nı taklit edebilirler.</span></em></p></blockquote>
</blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Meniere Hastalığı tedavi edilebilir mi?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Meniere Hastalığı&#8217;nın halen günümüzde nedeni tam bilinemediği için nedenine yönelik bir tedavisi maalesef bulunmamaktadır. Atak sıklığını azaltmaya yönelik bazı öneriler mevcuttur.  Bunların başında tuz kısıtlaması gelmektedir.  Ataklar sırasında diüretik (iç kulakta biriken fazla sıvıyı atmaya yönelik idrar söktürücü), başdönmesi ve bulantı hissini azaltıcı ilaçlar (jenerik adıyla Meklizin, Diazepam, Dimenhidrinat, Betahistidin)  kullanılabilir.</span></em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Meniere hastaları günlük yaşamlarında nelere  dikkat etmelidir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Tuz tüketimini kısıtlamaları (yemek yapılırken en fazla 1/2 çay kaşığı tuz konulacak, yenirken ekstra tuz konulmayacak, sodyum tuzlarının yerine potasyum tuzları seçilecek)</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Alkol, sigara, kafein, koyu demlenmiş çay, çukulata, beyaz peynir ve aşırı stresten kaçınmaları</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Dengeli ve sağlıklı beslenmeleri</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Düzenli ve yeterli uyumaları</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Fiziksel aktivitelerini kısıtlamamaları gerekmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Baş dönmesi  atağının geleceğinin sinyalini veren işitme kaybı, çınlama, kulakta dolgunluk hissi vb. ortaya çıkmadan atak geçiren kişilerin meslek olarak şoförlük, pilotluk vb. yapmamaları gerekir.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Yıllardır Meniere hastasıyım. Çok sık atak geçirdiğim için ameliyat önerdiler. Bu ameliyat hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Başdönmesi atakları çok sık ve kişinin günlük yaşantısını bozuyor ise bazı cerrahi yöntemler gündeme gelebilir.</span></em></p>
<ul type="disc">
<li><em><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">İntratimpanik tedavi:</span> Son dönemlerde yeni bir teknik olarak hem ofis şartlarında uygulanabilen hem de vertigo kontrolü en az kese ameliyatları kadar başarılı olan intratimpanik (kulak zarı arkasına) gentamisin/kortizon prosedürleri yapılmaktadır. Bu işlemlerde (özellikle gentamisin) her zaman, çok az da olsa işitmenin total olarak kaybedilme riski vardır. Bu ya kulak zarına doktorunuz tarafından özel bir tüp (ventilasyon tüpü)  takılıp hastanın düzenli olarak kulağına gentamisin/kortizon damlasını uygulaması suretiyle olur ya da doktorunuz  tarafından seanslar halinde kulak zarından iğne ile geçilip orta kulağa enjeksiyonlar yapılarak olur.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">Endolenfatik şant ya da dekompresyon ameliyatı:</span> İşitmeyi koruyucu, hastaların ½ ile 2/3&#8242;ünde atakların kontrol edilebildiği ancak hastaların tümünde kalıcı çözüm sağlayamayan bir ameliyattır.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">Selektif vestibüler nörektomi:</span> Bu işlemde denge siniri, iç kulaktan çıkıp beyne gittiği bölgede kesilmektedir. Çoğu hastada işitme korunmakta ve çoğu hastada ataklar ortadan kalkmaktadır.  </span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">Labirentektomi ve 8. sinir kesileri:</span> Uygulanan kulakta işitme ve dengeyi tamamen ortadan kaldıran ameliyatlardır. Ancak o kulakta belirgin işitme kaybı olan hastalara uygulanmalıdır.  Başdönmesi ataklarını ortadan kaldırma başarısı en yüksek olan yöntemlerdir.  </span></em></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/basdonmesi-sss/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DİZZİNESS, VERTİGO ve TAŞIT TUTMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/dizziness-sersemlik-hissi-vertigo-bas-donmesi-ve-tasit-tutmasi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/dizziness-sersemlik-hissi-vertigo-bas-donmesi-ve-tasit-tutmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 09:48:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[apley manevrası]]></category>
		<category><![CDATA[benign paroksismal pozisyonel vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[denge sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness nedir]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[iç kulak]]></category>
		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sersemlik hissi]]></category>
		<category><![CDATA[taşıt tutması]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[      Her yıl ortalama 2 milyon insan sersemlik ya da baş dönmesi şikayetiyle doktorlara başvurmakta, özellikle uçak, otobüs, gemi vb. yolculuklarından sonra bu şikayetlerin ortaya çıktıklarını belirtmektedirler. Dizziness nedir? Bazı kişiler kafasında boşluk ve sersemlik hissi, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş hissi gibi müphem şikayetlerle başvurmaktadır. Sorulduğunda etrafın ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/vertigo2.jpg"></a> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/vertigo-analysis-800X800.jpg"><img class="size-full wp-image-1037  aligncenter" title="vertigo-analysis-800X800" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/vertigo-analysis-800X800.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><span style="color: #000000;">Her yıl ortalama 2 milyon insan sersemlik ya da baş dönmesi şikayetiyle doktorlara başvurmakta, özellikle uçak, otobüs, gemi vb. yolculuklarından sonra bu şikayetlerin ortaya çıktıklarını belirtmektedirler.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Dizziness nedir?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Bazı kişiler kafasında boşluk ve sersemlik hissi, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş hissi gibi müphem şikayetlerle başvurmaktadır. Sorulduğunda etrafın ya da kendilerinin dönmediği, sadece dengelerini sağlamada zorlandıklarını ifade ederler. Bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken baş dönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir baş dönmesi değildir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Vertigo-Baş dönmesi nedir?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Vertigo terimi Latinceden çevrilirse &#8220;dönmek&#8221; kelimesinden gelmektedir. Bu durumda hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, bazen bu duruma bulantı, kusma, dengesizlik, hatta düşme de eklenmektedir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Taşıt tutması nedir?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Uçak, araba, gemi seyahati sırasında ve sonrasında ya da lunaparkta dönme dolap vb. hızlı dönme hareketi olan araçlara binme sırasında veya sonrasında karşımıza çıkan bu durum çoğunlukla geçicidir. Bu durumu sık yaşayan kişilerin yolculuk öncesi bazı koruyucu ilaçları alması önerilir. Bu konuya yazının sonunda değinilecektir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Denge sisteminin anatomisi:</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Dizziness, vertigo ve taşıt tutmasının üçü de denge sistemiyle ilişkili hastalıklardır. Bu sistem beynimize vücudun konumunu (nereye doğru hareket ettiği, dönüp dönmediği, yerinde durup durmadığı gibi) bildirmekle görevlidir. Bunu da, aşağıda saydığımız sinir sisteminin bazı kısımlarıyla ortak çalışarak gerçekleştirir.</span></p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;">İç kulak-labirent sistemi: Dönme, öne-arkaya, yanlara, aşağı-yukarı hareketin algısını sağlar.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Gözler: Vücudun uzaydaki konumunu (düz durma , amuda kalkma, sağa-sola yatma vb.) ve hareket yönünü gözetler.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Deri basınç alıcıları: Eklemlerde ve omurgadaki bu sistem, vücudun hangi parçasının aşağıya dönük ve yere değer pozisyonda olduğunu algılar.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Kas ve eklen duysal alıcıları: Vücudun hangi kısmının hareket ettiğini algılar.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Santral sinir sistemi (beyin ve omurilik): Diğer 4 sistemden gelen bilgileri işleyip buna yönelik hisleri oluşturur.</span></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;">Bu nedenle taşıt tutması ve dizziness semptomları, santral sinir sisteminin bu 4 sistemden çelişkili uyarılar alması sonucunda çıkar ortaya. Örneğin fırtınalı bir havada uçağınız türbülansa girdi diyelim, siz uçağın içinde bu türbülans hareketini gözlerinizle göremezsiniz, ancak iç kulağınız sarsıntıdan kaynaklanan bir bozukluk sinyali verir beyninize. Beyin birbiriyle uyuşmayan bu mesajları alınca da, vücutta ona göre bir tepki yaratır ve sizi taşıt tutabilir. Bir başka örnek, arabada arka koltukta oturmuş kitap okuyorsunuz. İç kulak ve deri alıcılarınız hareketi algılıyor ama gözleriniz sabit duran kitabı görüyor. Bu durumda da sizi taşıt tutabilir. Yine, kafa travması ya da geçirilen bir hastalığa bağlı bir iç kulak hastalığınız olduğunu varsayalım, hastalıklı kulağınız sağlam kulağınızla yanı sinyalleri gönderemediğinden, beyne giden çapraşık sinyaller sizde baş dönmesi, bulantı, kusma yaratabilir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Hangi hastalıklar vertigo veya dizziness&#8217;a yol açar? </span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><em>Dolaşım bozukluğu:</em> </strong>Beyninize giden kan miktarı yetersiz kaldığında kafanız boş gibi hissedersiniz. Bunu en çok yatarken hızla ayağa kalktığımızda yaşarız hepimiz. Ancak yüksek tansiyon, şeker hastalığı veya kolesterol yüksekliği olan hastalarda görülen ateroskleroz (damar sertliği) ya da kalp yetmezliği ya da kansızlık gibi bazı kronik dolaşım bozukluklarında bu durum sık sık yaşanabilir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bazı ilaçlar, nikotin ve kafein de beyne giden kan miktarını azaltmaktadır. Stres, endişe ve gerginliğe bağlı damarlarda spazm oluşması da aynı etkiye sahiptir. Fazla tuzlu beslenmek kan dolaşımını zayıflatır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İç kulağa giden kan miktarında azalma olduğunda, kan akımındaki en ufak değişikliklere çok hassas olan bu organ çabucak etkilenmekte ve vertigo tablosu karşımıza çıkabilmektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><em>Travma:</em></strong> Temporal kemik adı verilen iç ve orta kulağın içinde yer aldığı kemikte herhangi bir kırık oluşturan bir travmada bulantı, kusma ve işitme kaybı ile giden şiddetli birvertigo görülebilmektedir. Ancak zamanla sağlam kulağın sinyal verme görevini üstlenmesi ile vertigo yerini birkaç hafta içinde düzelebilen dizziness&#8217;a bırakacaktır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em><strong>Enfeksiyon:</strong></em> Nezle gribe yol açan virüsler iç kulağı ve beyne giden sinirleri tuttuğunda şiddetli bir baş dönmesi karşımıza çıkabilmektedir, bu durumda genelikle işitme pek etkilenmez. Ancak mastoidit yapan şiddetli birbakteriyel enfeksiyonda iç kulağın duyma ve denge fonksiyonu tamamen zedelenebilir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em><strong>Allerji:</strong></em> Bazı kişilerde alerjik olduğu yiyecek ya da inhale partiküle (toz, küf, polen, hayvan tüyü) maruz kalma sonrasında alerjik reaksiyonların dolaşımda yaptığı değişikliklere bağlı dizziness ortaya çıkabilmektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em><strong>Nörolojik hastalıklar:</strong></em> Multipl skleroz, sifiliz, tümörler vb. denge sistemini etkileyebilen nadir hastalıklardandır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><em>İç kulak hastalıkları:</em></strong> Meniere Hastalığı, Benign paroksismal pozisyonel vertigo vb. çeşitli iç kulak hastalıklarına bağlı pek çok vertigo nedeni bulunmaktadır. Tedavisi neden olan hastalığa göre değişmektedir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Dizziness ve vertigo tanısı konduğunda neler yapılır?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Doktorunuz ayrıntılı bir anamnez (şikayet sorgulaması) ve otonörolojik muayene sonrasında varolan şikayetlerinizin dizziness mı vertigo mu olduğuna karar verir. Gerekirse işitme testi, ENG (elektronistagmografi-iç kulağın durumunu değerlendirmek üzere yapılan bazı özel başdönmesi testleri) bazı grafiler, bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) isteyebilir. Bazen kan tahlilleri veya kardiyolojik tetkikler gerekebilir. Sonrasında doktorunuz tanınızı koyup ona göre tedavinize başlayacaktır.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Dizziness ya da vertigo durumunda nelere dikkat etmeliyim?   </span></strong></p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;">Ani hareketlerden kaçınınız, özellikle yatar poziyondan dik pozisyona geçişte veya bir taraftan diğer tarafa dönüşte yavaş hareket edin ve kendinizi korumaya alın (etrafta tutunabileceğiniz bir şeyler olsun ama düştüğünüzde sizi yaralayabilecek şeyler de olmasın).</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Abartılı baş hareketlerinden kaçınız (yüksek bir yerden bir eşya almak, başı hızlı sallamak, hızlı döndürmek gibi).</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Kan dolaşımını azaltan nikotin, kafein ve tuzdan uzak durunuz.Stres, endişe vb. den mümkün olduğunca uzak kalınız ya da bunları azaltmaya yönelik destek alınız.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Aşırı aktiviteden kaçınınız. Kendinizi sersemlemiş gibi hissettiğinizde vey başınız dönerken araba kullanmayınız, merdiven çıkmayınız, spor yapmayınız.</span></li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #000000;">Taşıt tutmasını önlemek için ne yapabilirim?</span></strong></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #000000;">Her zaman vücudunuz ve iç kulağınızın aynı hisleri algılamasını sağlayacak şekilde yolculuk yapınız. Örneğin arabada ön koltukta oturun ve uzaktaki manzaraya bakın. Gemide güverteye çıkıp ufka bakın.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;">Uçakta pencere yanında oturun ve dışarıyı izleyin. Hareketin en az algılandığı kanat üstünde yer ayırtın.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong><strong><span style="color: #000000;">Yolculukta kitap okumayın, arkası yola dönük koltuklara oturmayın.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">Taşıt tutan bir başka yolcuyla bu konuda konuşmayın.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong><strong><span style="color: #000000;">Yolculuktan önce ya da sonra kuvvetli kokulardan ve yoğun baharatlı veya yağlı yiyeceklerden uzak durun.</span></strong></li>
<li><strong></strong><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong><strong><span style="color: #000000;">Yolculuktan önce doktorunuzun tavsiye edeceği bir koruyucu ilaç kullanın.</span></strong></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\' type=\\\\\\'text/javascript\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/dizziness-sersemlik-hissi-vertigo-bas-donmesi-ve-tasit-tutmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MENİERE HASTALIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/meniere-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/meniere-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 12:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[baş dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[intratimpanik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ventilasyon tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[  Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek tutulma oranı eşittir.  </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Semptomları nelerdir?<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/cure-vertigo-800X800.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1039" title="cure-vertigo-800X800" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/cure-vertigo-800X800.jpg" alt="" width="290" height="277" /></a></span></span></p>
<p>Ara ara tekrarlayan, rotasyonel vertigo (bkz. <a href="http://www.seciltotan.com/?p=24#more-24" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması</span></a>) yani etrafın döndüğü bir baş dönmesi, işitme kaybı, çınlama ve etkilenen kulakta dolgunluk hissidir.  Çınlama ve kulak dolgunluğu ataklardan hemen önce veya atak sırasında ortaya çıkıp atak sonrası ortadan kalkabilmekte ya da kalıcı olabilmektedir.</p>
<p>Hastalığın erken fazında özellikle pes frekanslarda orta derecede bir işitme kaybı görülebilmekte, ancak zamanla tüm frekansları tutan kalıcı bir işitme kaybı karşımıza çıkabilmektedir. Etkilenen kulakta yüksek seslerden rahatsız olma ve seslerde bozulma şikayeti karşımıza çıkabilir.</p>
<p>Tüm bu şikayetler içinde hastaların yaşam kalitesini en çok bozan baş dönmesidir.  Bu dönme hissi 20 dakika ile 2 saat veya daha uzun süreli olabilir. Atak sırasında kişi evde ya da işte günlük aktivitelerini gerçekleştiremez.  Sonrasında birkaç saat süren uykululuk hali ve günlerce süren dengesizlik hissi olabilir. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Nasıl tanı konulur?</span></span></p>
<p>Bu konuda başvuracağınız kişi bir Kulak Burun Boğaz uzmanı  olmalıdır.  Doktorunuz öncelikle atakların sıklığı, süresi, şiddeti, karakteri, işitme kaybının süresi ve  değişken olup olmaması, çınlamanın olup olmadığı, bir ya da iki kulağı birden tutup tutmadığı ile ilgili ayrıntılı sorular soracaktır. Ayrıntılı kulak burun boğaz ve nörolojik muayenenizi yaptıktan sonra şu tetkikleri isteyebilir:</p>
<ol>
<li>İşitme testleri: Saf ses odyometrisi ile etkilenen kulakta sinirsel tipte bir kayıp, konuşmayı ayırt etme testiyle etkilenen kulakta bu yeteneğin kaybı saptanabilir.</li>
<li>Denge testleri: ENG (elektronistagmografi)  ile denge fonksiyonları değerlendirilebilir. Bu testte, birkaç değişik parametreye bakılmaktadır. Örneğin karanlık bir odada gözlerin yan taraflarına kayıt yapan elektrotlar yerleştirilip her iki kulak kanalına ılık ve soğuk su veya hava uygulanarak bu uyarıya bağlı göz hareketleri kaydedilip  analiz edilerek patolojinin orijini saptanabilir. Hastaların yaklaşık % 50&#8242;sinde etkilenen kulakta denge fonksiyonu azalmış olarak bulunur.  Ayrıca rotasyon testleri ve denge platformu da uygulanabilir.</li>
<li>Elektrokokleografi (ECoG) bazı Meniere hastalarında iç kulakta basınç artışını göstermede bize yardımcı olmaktadır.</li>
<li>İşitsel beyin sapı yanıtları (BERA-ABR), yani işitme sinirleri ve beyine giden işitme yolaklarının bilgisayarlı incelemesi, beynin bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) ile incelenmesi tümörlerin ekarte edilebilmesi amaçlı istenebilecek diğer tetkiklerdir. Hem işitme hem de dengeyi etkileyen bu tür tümörler çok çok nadir görülürler ancak Meniere Hastalığı&#8217;nı taklit edebilirler.</li>
</ol>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Meniere Hastalığı tedavi edilebilir mi?</span></span></p>
<p>Meniere Hastalığı&#8217;nın halen günümüzde nedeni tam bilinemediği için nedene yönelik bir tedavi maalesef uygulanamamaktadır. Atak sıklığını azaltmaya yönelik bazı önerilerde bulunulmaktadır.  Bunların başında tuz kısıtlaması gelmektedir.  Ataklar sırasında diüretik (iç kulakta biriken fazla sıvıyı atmaya yönelik idrar söktürücü), baş dönmesi ve bulantı hissini azaltıcı ilaçlar (jenerik adıyla Meklizin, Diazepam, Dimenhidrinat, Betahistidin)  kullanılabilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Meniere hastaları günlük yaşamlarında nelere  dikkat etmelidir?</span></span></p>
<ul>
<li>Tuz tüketimini kısıtlamaları (yemek yapılırken en fazla 1/2 çay kaşığı tuz konulacak, yenirken ekstra tuz konulmayacak, sodyum tuzlarının yerine potasyum tuzları seçilecek)</li>
<li>Alkol, sigara, kafein, koyu demlenmiş çay, çukulata, beyaz peynir ve aşırı stresten kaçınmaları</li>
<li>Dengeli ve sağlıklı beslenmeleri</li>
<li>Düzenli ve yeterli uyumaları</li>
<li>Fiziksel aktivitelerini kısıtlamamaları gerekmektedir.</li>
</ul>
<p>Baş dönmesi  atağının geleceğinin sinyalini veren işitme kaybı, çınlama, kulakta dolgunluk hissi vb. ortaya çıkmadan atak geçiren kişilerin meslek olarak şoförlük, pilotluk vb. yapmamaları gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Cerrahi tedavisi var mıdır?</span> </span></p>
<p>Baş dönmesi atakları çok sık ve kişinin günlük yaşantısını bozuyor ise bazı cerrahi yöntemler gündeme gelebilir.</p>
<ul type="disc">
<li><span style="text-decoration: underline;">İntratimpanik tedavi:</span> Son dönemlerde yeni bir teknik olarak hem ofis şartlarında uygulanabilen hem de vertigo kontrolü en az kese ameliyatları kadar başarılı olan intratimpanik (kulak zarı arkasına) gentamisin/kortizon prosedürleri yapılmaktadır. Bu işlemlerde (özellikle gentamisin) her zaman, çok az da olsa işitmenin total olarak kaybedilme riski vardır. Bu ya kulak zarına doktorunuz tarafından özel bir tüp (ventilasyon tüpü)  takılıp hastanın düzenli olarak kulağına gentamisin/kortizon damlasını uygulaması suretiyle olur ya da doktorunuz  tarafından seanslar halinde kulak zarından iğne ile geçilip orta kulağa enjeksiyonlar yapılarak olur.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Endolenfatik şant ya da dekompresyon ameliyatı:</span> İşitmeyi koruyucu, hastaların ½ ile 2/3&#8242;ünde atakların kontrol edilebilidği ancak hastaların tümünde kalıcı çözüm sağlayamayan bir ameliyattır.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Selektif vestibüler nörektomi:</span> Bu işlemde denge siniri, iç kulaktan çıkıp beyne gittiği bölgede kesilmektedir. Çoğu hastada işitme korunmakta ve çoğu hastada ataklar ortadan kalkmaktadır.  </li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Labirentektomi ve 8. sinir kesileri:</span> Uygulanan kulakta işitme ve dengeyi tamamen ortadan kaldıran ameliyatlardır. Ancak o kulakta belirgin işitme kaybı olan hastalara uygulanmalıdır.  Başdönmesi ataklarını ortadan kaldırma başarısı en yüksek olan yöntemlerdir.  </li>
</ul>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\' type=\\\\\\'text/javascript\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/meniere-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TİNNİTUS (ÇINLAMA)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/tinnitus-cinlama/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/tinnitus-cinlama/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 08:50:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[akupunktur]]></category>
		<category><![CDATA[buşon]]></category>
		<category><![CDATA[çınlama]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tinnitus]]></category>
		<category><![CDATA[tinnitus retraining therapy (TRT)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[    Tinnitus nedir? Tinnitus, Latince çınlamak anlamına gelen tinnire kelimesinden türetilmiş bir tıbbi terimdir ve Türkçe karşılığı &#8220;Çınlama&#8221; dır. Kişinin bir ve/veya her iki kulağında ya da kafasında,  ara ara ya da devamlı duyduğu  cırcır böceği sesi, kuş sesi, ıslık sesi, metale vurulurmuş gibi bir ses veya zil sesi olarak tanımladığı, bazen dışarıdan da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/tinnitus2.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1412" title="hearing loss" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/hearing-loss-300x257.jpg" alt="" width="300" height="257" /> </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Tinnitus nedir?</span></p>
<p>Tinnitus, Latince çınlamak anlamına gelen tinnire kelimesinden türetilmiş bir tıbbi terimdir ve Türkçe karşılığı &#8220;Çınlama&#8221; dır. Kişinin bir ve/veya her iki kulağında ya da kafasında,  ara ara ya da devamlı duyduğu  cırcır böceği sesi, kuş sesi, ıslık sesi, metale vurulurmuş gibi bir ses veya zil sesi olarak tanımladığı, bazen dışarıdan da duyulabilen anormal bir ses duymasıdır.</p>
<p><span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;">Çınlamanın görülme sıklığı nedir? Genellikle kaç yaş grubunda görülür?</span> </span></p>
<p>Popülasyonun %10-15&#8242;inde çınlama şikayeti mevcuttur. Çınlama her yaştan insanda görülebilmektedir ancak daha çok erişkinlerde görülmektedir. Yüksek gürültüye maruz kalan çocuklarda da erken dönemde çınlama ortaya çıkabileceği için ailelerin bu konuda bilinçli olması gerekmektedir. Çocuklarını bu tür gürültülere maruz kalabilecekleri ortamlara (araba yarışı, futbol maçları, konserler) fazla götürmemeli, götürdüklerinde ise hoparlörden mümkün olduğunca uzakta tutmalıdırlar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"> Çınlama nasıl sınıflandırılır?</span></p>
<p>Objektif ve subjektif olarak ikiye ayrılarak sınıflandırılır. Objektif tinnitusta kişinin hissettiği çınlamayı çevresindekiler ve hatta muayene ederken bizler de duyabiliriz. Subjektif tinnitus ise sadece hastanın duyabildiği çınlamadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çınlama bir hastalık mıdır?</span></p>
<p>Çınlama bir hastalık değil, şikayettir. Buna yol açan bir hastalığın varlığını işaret eder.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1414" title="çınlama" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/07/çınlama.jpg" alt="" width="210" height="209" /></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çınlamaya yol açan hastalıklar nelerdir?</span></p>
<p>Bu hastalıkları şu şekilde sıralarsak:</p>
<p><span style="color: #339966;">1. Kulak kiri (buşon):</span> En basitinden dış kulak yolunu tıkayan kulak kiri kulakta uğultu şeklinde çınlama yapabilir. Tedavisi kiri temizlemektir.</p>
<p><span style="color: #339966;">2. Gürültüye bağlı çınlama:</span> Ani veya uzun süreli yüksek gürültü sonrası iç kulaktaki işitme hücrelerindeki zedelenmeye bağlı ortaya çıkar. Ani olarak ortaya çıkmışsa hiç vakit kaybetmeden bir KBB doktoruna başvurup tedavi almak gerekir, tedavi ile kısmen de olsa düzelme şansı olabilir. Uzun süreli gürültüye maruz kalmaya bağlı olan çınlamalarda ise tedavi ile düzelme pek beklenemez.</p>
<p><span style="color: #339966;">3. Bazı ilaçların kullanımına bağlı çınlama</span>: Ototoksik (iç kulağı zedeleyici) ilaçların kullanımına bağlıdır. Bunlar aspirin ve aspirin türevi ilaçlar, bazı idrar söktürücüler (doza bağlı olmak kaydıyla), bazı kanser veya romatizma ilaçları, bazı antibiyotikler(gentamisin, vb.) olarak sıralanabilir.Yine tedavi ile düzelme şansı düşüktür.</p>
<p><span style="color: #339966;">4. Kulak enfeksiyonları:</span> Orta kulak iltihabı ya da kulakta sıvı birikimi (seröz otit) gibi durumlarda ortaya çıkan çınlama, eğer iç kulağı etkilememişse, tıbbi tedavi ile çok büyük oranda düzelmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">5. Çene eklem problemleri:</span> Kulakla çok yakın temasta olan çene kasları ve sinirlerinin etkilendiği çene hastalıklarında, işitme sinirinin de dolaylı yoldan etkilenmesine bağlı çınlama ortaya çıkabilmektedir. Bu hastaları Diş Doktoru ve Çene Cerrahları&#8217;na yönlendirmek gerekir.</p>
<p><span style="color: #339966;">6. Presbiakuzi:</span> Yaşlanmaya bağlı işitme sinirindeki giderek artan kalıcı kayıplara bağlıdır. Çınlamayı tamamen geçirmek günümüz şartlarında hala mümkün değildir ama daha sonra bahsedeceğim bazı yöntemlerle en azından çınlamanın kişide yarattığı rahatsızlığı azaltmaya çalışmaktayız.</p>
<p><span style="color: #339966;">7. Kardiyovasküler hastalıklar:</span> Tinnitus hastalarının ortalama %3&#8242;ü pulsatil tinnitus hastasıdır, yani bu kişiler genellikle kalp atışlarıyla eş zamanlı giden ritmik, nabız sesi gibi bir ses duyarlar. Bu durum yüksek tansiyon, damar sertliği, boyundaki ana atardamarın anormal kıvrım yapması, boyundaki toplardamarın kafatabanına girerken kulağa yakın kısmının orta kulağa çok yakın geçmesi (juguler bulbus) gibi damarsal kaynaklı olabilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">8. Kafa ya da boyun travması:</span> Bu gibi durumlarda beraberinde başağrısı, başdönmesi, hafıza kaybı vb. de görülebilir. İşitme sinirinde harabiyet varsa çınlama kalıcı kabul edilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">9. Meniere Hastalığı:</span> Ataklar halinde başdönmesi, ara ara çınlama ve işitme kayıplarıyla giden bir hastalıktır. Yıllar içinde çınlama kalıcı hal alabilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">10. Otoskleroz:</span> Kulak kemikçiklerinden stapeste kireçlenme ile giden bir kulak hastalığı olan otosklerozda hastada işitme kaybı, kendi sesini o kulakta toplanırmış gibi hissetme olur. Tedavisi cerrahidir. Ancak beraberinde çınlama da varsa bu kireçlenme işitme sinirini de tutmuş demektir, o zaman kireçlenen kemik cerrahi olarak çıkarılsa bile çınlama büyük oranda geçmeyebilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">11. Bazı tümörler:</span> Çok çok nadiren iyi huylu ve yavaş büyüyen işitme siniri veya denge sinirini tutan tümörler de çınlamaya yol açabilirler. Bu gibi bir durumda genellikle tek taraflı bir çınlama, belirgin tek taraflı işitme kaybı, dengesizlik, başdönmesi de olmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çınlama şikayeti ile gelen hastalarda ne gibi tetkikler istiyorsunuz?</span></p>
<p> Öncelikle ayrıntılı KBB muayenesi yapıyoruz. Orta kulak enfeksiyonu, çene problemi vb. var mı fizik muayenede bunu değerlendiriyoruz. Sonrasında  işitme testlerini(odyometri, timpanometri, akustik refleks vb.) istiyoruz. Gerekirse beyin MR, MR anjiografi gibi ileri tetkikler de istenebilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çınlama tedavisinde neler uygulanmaktadır?</span></p>
<p>Çınlama tedavisinde zeminde orta kulak iltihabı vb. organik bir neden saptandıysa ona yönelik bir tedavi başlanıyor. Ancak işitme sinirinde herhangi bir harabiyet oluşmuşsa, çınlamanın kişide yarattığı rahatsızlığı azaltmaya yönelik yardımcı tedavi ve teknikleri uygulamaktan başka birşey yapamıyoruz ne yazık ki günümüzde. Belki ileride işitme sinirini yenileyebilecek DNA ve hücre çalışmaları ile sinir tamiri mümkün olur ve biz de hastalarımıza daha çok yardımcı olabiliriz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bahsettiğiniz yardımcı tedavi ve teknikler nelerdir?</span></p>
<p>Seçeneklerden biri olan tıbbi tedavide (trimetazidine, betahistidine, ginkgo biloba) gibi tablet şeklinde kullanılan ilaçların en az 12 hafta süreyle uygulanması gerekmektedir. Çınlama derecesi kişiden kişiye nasıl değişmekteyse tıbbi tedaviden fayda görme derecesi de aynı şekilde değişmektedir. Bazı hastalar bu tedaviyle çınlamalarının belirgin azaldığını söylemekteyken, bazıları da hiçbir fayda görmediklerini belirtmektedir. Bunun yanısıra çınlamanın eşlik ettiği depresyon vb. psikiyatrik bozuklukların tedavi edilmesinin de çınlama şiddetini azaltmada oldukça faydalı olduğu görülmüştür.</p>
<p>Diğer bir tedavi seçeneği &#8220;Tinnitus Maskelemesi&#8221;dir. Kulak içi ya da kulak arkasına takılan ve işitme cihazına benzeyen bu cihazlar hastanın çınlayan kulağına düşük seviyede beyaz gürültü dediğimiz sabit bir ses vererek kişinin varolan çınlamasının bir nevi maskelenmesini yani duyulmamasını sağlar. Bu şekilde bir cihaz takmak istemeyen ve çınlamasına takılıp gece uykuya dalmakta zorlanan hastalar yataklarının başucuna zaman ayarlı bir radyo koyup, fm kanalını cızırtı duyulacak şekilde ayarlayıp yatarlarsa, benzer etkiyle çınlamaları maskelenecek ve daha rahat uykuya dalacaklardır.</p>
<p>Biofeedback denen bir başka yöntemde çınlamaya eşlik eden stres ve anksiyetenin azaltılması hedeflenmektedir. Kişiye rahatlama teknikleri öğretilir ve çınlamanın derecesini azaltmada bu teknikleri kullanması öğütlenir. Aylar boyunca bir psikolog eşliğinde haftalık seanslar halinde terapi gerektirir. Yapılan bilimsel çalışmalarda hastaların %80&#8242;ninde çınlamada azalma olduğu saptanmıştır.</p>
<p>&#8220;Tinnitus feedback retraining terapi&#8221; adı verilen son zamanlarda popüler olan bir başka teknikte, biofeedback terapisi esnasında kişinin çınlayan kulağına beyaz gürültü veren özel programlanmış bir işitme cihazı takılır, kişinin çınlamasıyla başedebilmesi öğretilmeye çalışılır. 1-2 yıl süren bu tedavi çınlama şiddetine göre minimum  haftada 1 saat ile ayda bir saat arası değişen sıklıkta uygulanır. Yapılan bilimsel çalışmalarda %82 başarı elde edildiği görülmüştür.</p>
<p>Geleneksel Çin Tıbbında, çınlamanın karaciğer ya da böbreğe &#8220;chi&#8221; denen enerji akışındaki bozukluktan kaynaklandığına inanılmaktadır. Belirli bölgelere uygulanan Akupunktur tedavisi, çınlamanın şiddetini azaltmada kısmen de olsa yardımcı olabilmektedir.</p>
<p>Son zamanlarda ülkemizde de uygulanmaya başlanan bir diğer yöntem Tinnimed denen düşük seviyeli lazer uygulamasıdır. Fiberoptik bir kablo ve yumuşak silikon başlıklı bir adaptör ile kulağa takılarak en az 10 hafta günde 1 kez 20 dakika süreyle düşük doz lazer ışını kulak zarı içinden geçirilerek kokleaya gönderilmektedir. Amacı zedelenmek üzere olan sinir hücrelerinin tamiri için gerekli hücresel yanıtın uyarılmasıdır.</p>
<p>  <span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/tinnitus-cinlama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>METROBÜSTE BANGIR BANGIR MÜZİK DİNLEYEN ARKADAŞIM, SÖZÜM SANA!</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/06/metrobuste-bangir-bangir-muzik-dinleyen-genc-kiz-sozum-sana/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/06/metrobuste-bangir-bangir-muzik-dinleyen-genc-kiz-sozum-sana/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2009 07:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek sesle müzik dinlemek]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek sesle müzik dinlemenin kulağa zararı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1377</guid>
		<description><![CDATA[Siz de metrobüste, otobüste, vapurda çıstım çıstım şeklinde sesler duyup acaba kimden geliyor diye bakanlardan mısınız? Peki benim gibi, kaç kere müziği o kadar yüksek sesle dinleyen kişiyi uyarmak geçti içinizden ya da uyardınız? İnanın bana, bir erken yaşta  sağırlar ordusu yetişiyor!!! Peki, gürültü veya yüksek sesle müzik dinlemenin zararları nedir? Aşağıda okuyacağınız yazı, soru-cevap şeklinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Siz de metrobüste, otobüste, vapurda çıstım çıstım şeklinde sesler duyup acaba kimden geliyor diye bakanlardan mısınız? Peki benim gibi, kaç kere müziği o kadar yüksek sesle dinleyen kişiyi uyarmak geçti içinizden ya da uyardınız? İnanın bana, bir erken yaşta  sağırlar ordusu yetişiyor!!!</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1386  aligncenter" title="gürültü-ipod-jpeg" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/gürültü-ipod-jpeg.jpg" alt="" width="250" height="167" /></p>
<p>Peki, gürültü veya yüksek sesle müzik dinlemenin zararları nedir? Aşağıda okuyacağınız yazı, soru-cevap şeklinde bu konuyu açıklamaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Gürültüye maruz kalmak kulaklarımı nasıl etkiler?</span></strong></p>
<p>Yeterince yüksek ya da yeterince uzun süre gürültüye maruz kalmak işitmenizi bozabilir. Bu durumda işitmeyi sağlayan iç kulaktaki hassas hücrelerin yapısında bozulmalar ortaya çıkmakta ve bu da “Sinirsel tip işitme kaybı”na (nörosensoriyel tip işitme kaybı) yol açmaktadır.  Canlılığını kaybetmiş hücrelerin kendini yenileme şansı, aklınıza gelebilecek her tür tedavi yapılsa bile, maalesef yoktur. Bu nedenle bu tür işitme kayıpları kalıcı olmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Ne tür gürültüler kulağım için zararlıdır? </span></strong></p>
<p>Kişilerin farklı gürültü tiplerine verdikleri tepkiler ve hassasiyetleri farklıdır. Genel bir kural olarak, eğer zeminde yer alan gürültüde kendi sesinizi duyurabilmek için bağırmanız gerekiyorsa bu gürültü size zarar verebilecek boyutta demektir.  </p>
<p>Ses bilimsel olarak 2 şekilde ölçülür. 1-Ses yüksekliği (ses şiddeti-intensity) Desibel (dB) olarak ölçülür. 2-Sesin perdesi (tını-pitch) yani sesin saniyedeki titreşim frekansı Hertz (Hz) ile ölçülür. Düşük perdeli seslere kalın ses tonu veya tuba (bir tür müzik aleti) sesi örnek verilebilir. Yüksek perdeli sese ise keman sesi iyi bir örnektir.  </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Sesin titreşim sıklığının işitme kaybıyla bağlantısı nedir?</span> </strong></p>
<p>İşitmesi en iyi olan küçük yaş çocuklar genellikle 20 Hz (örn. borulu orgun en düşük sesi) -20.000 Hz (örn. köpek çağırma düdüğünün en tiz sesi-ki çoğu insan duyamaz) arası sesleri ayırt edebilir.</p>
<p>İnsan sesi genellikle 300-4000 Hz arasında bir tınıya sahiptir. İşitme kaybı ortaya çıktığında öncelikle ince seslerde kayıp başlar, bu da yüksek frekanstaki kadın ve çocuk seslerinin duyulmasını zorlaştırır. Ayrıca yüksek frekansı algılayan hücrelerin kaybında duyulan seste deformasyon ortaya çıkar ve bu da kişi sesleri duysa bile konuşmayı algılamada zorlanır.</p>
<p>Desibeli incelersek, insan kulağının duyabileceği en düşük ses şiddeti 0 dB, en yükseği ise  180 dB (örn. uzay mekiğinin kakış anındaki gürültü) civarıdır. dBA ise insan işitme sisteminin en çok duyarlı olduğu orta ve yüksek frekanslara daha fazla ağırlık veren bir ses düzeyi ölçütünü gösterir. A ağırlıklı ses düzeyi olarak tabir edilen dBA, gürültünün etkilenim değerlendirilmesi ve kontrolünde yaygın olarak kullanılır.</p>
<p>Aşağıda çevremizde yer alan bazı seslerin dB olarak karşılıkları listelenmiştir:</p>
<p>      0 dB İnsan sesinin duyabileceği en düşük ses şiddeti</p>
<p>      30 dB Fısıltı sesi</p>
<p>      60 dB Günlük konuşma sesi, dikiş makinesi, daktilo sesi</p>
<p>      90 dB Çim biçme makinesi sesi, kamyon sesi-Bunlara korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 8 saat olmalı!</p>
<p>      100 dB Testere, matkap, kar aracı sesi-Bunlara korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 2 saat olmalı!</p>
<p>      115 dB Kum püskürtme arabası, rock konseri, araba kornası-Bunlara korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 15 dakika olmalı!</p>
<p>      140 dB Silah atışı, jet motoru gürültüsü- Mutlaka kulak koruyucu takmalı, yoksa şiddetli ağrı ve kısa süre maruz kalınsa bile işitme sinirinde harabiyet ortaya çıkabilir.</p>
<p>Uzmanlar devamlı olarak 85 dB ve üstü şiddette sese maruz kalmanın tehlikeli olduğunu belirtmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1389" title="gürültü3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/gürültü3.jpg" alt="" width="360" height="198" /></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Gürültüye maruz kalma süresi değişince işitme kaybının miktarı da değişir mi? </span></strong></p>
<p>Tabii ki! Ne kadar uzun süre yüksek gürültüye maruz kalınırsa, hasar o kadar fazla olur. Bir de gürültüyü yaratan şeye ne kadar yakınsanız hasar o kadar artar.</p>
<p>Her silah atışı, yakın planda duran herhangi birinin kulaklarını zedeleyecek bir gürültü yaratır. Geniş kalibreli silahlar ve topçu sınıfı ağır silahlar ses şiddetleri en fazla olduğu için en kötü olanlarıdır. Ancak mantar tabancası ve maytaplar bile kulağınıza yakın patlamışsa işitme sinirine zarar verebilir</p>
<p>Özellikle son yıllarda gençlerde işitme kaybı görülme sıklığında dikkat çekici bir artış olduğu saptanmıştır. Bu duruma i-pod vb. taşınabilir kulaklıklı aletlerin yaygınlaşması ve gençlerin günün çoğu kısmını kulaklıkla yüksek şiddetli rock müzik dinleyerek geçirmesinin yol açtığına inanılmaktadır.  </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Bu nedenle, kulaklıkla müzik dinlerken, ses ayarını öyle bir ayarlamanız gerekir ki, sizin müzik dinlediğinizi hemen yanınızdaki kişi duymamalı!!!</span></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Gürültü başka nelere neden olur?</span></strong></p>
<p>Gürültüye maruziyet sonrasında genellikle çınlama (tinnitus) ortaya çıkmaktadır ve maalesef sıklıkla kalıcı olmaktadır.</p>
<p>Bazı kişiler yüksek ses altındayken sinirli ve hassas olurlar. Bu da kan basıncını, kalp atım hızını ve mide asit miktarını arttırmaktadır.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/gürültü2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1391" title="gürültü2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/gürültü2.jpg" alt="" width="278" height="281" /></a></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kimler kulak koruyucu takmalıdır? </span></strong></p>
<p>Gürültülü bir ortamda çalışmanız gerekiyorsa mutlaka kulak koruyucu takmanız gerekir. Ayrıca elektrikli tamir aletleri, gürültülü bahçe aletleri, silah atışı, motosiklet ya da kar aracı kullanırken mutlaka takmalısınız.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Koruma takmadan yüksek sese ne kadar süre maruz kalınabilir?</span> </strong></p>
<p>85 dB civarı gürültüye devamlı maruz kalmanın giderek artan bir işitme kaybına neden olduğu saptanmıştır, bundan daha yüksek şiddetteki seslerde ise işitme kaybının ilerleme hızı artmaktadır. Korunmayan bir kulakta ortalama gürültü seviyesinin her 5 dB üstündeki seste izin verilen maruziyet süresi yarı süreye inmelidir. Örneğin 90 dB sese 8 saat, 95 dB sese 4 saat, 100 dB ses ise 2 saatten fazla maruz kalınmaması gerekir. Yine korunmayan bir kulakta müsaade edilen maksimum ses şiddeti 115 dB ve 15 dakikayı geçmeyecek şekildedir. 140 dB ve üstündeki herhangi bir sese korunmasız maruz kalınmasına izin verilmez.  </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Türkiye’de işyeri gürültüsü hakkındaki yasal düzenlemeler nasıldır?</span></strong></p>
<p>Türkiye’de gürültü hakkındaki yasal sınırlamalar 23 Aralık 2003 Tarihli Resmi Gazetede 25325 Sayı no ile yayınlanan “Gürültü Yönetmeliği” adı altında belirlenmiştir, bu konuda ayrıntılı bilgiye <a href="http://www.alomaliye.com/gurultu_yonetmelik.htm">http://www.alomaliye.com/gurultu_yonetmelik.htm</a> adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Bu yönetmeliğin 2. bölümünde yer alan İşveren Yükümlülükleri başlığında 5. maddede belirtildiği üzere günlük gürültü maruziyet sınır değeri 8 saatlik iş günü için 87 dB, en yüksek maruziyet etkin değeri 8h = 85 dB, en düşük maruziyet etkin değeri 8h = 80 dB olarak belirlenmiş, işçiyi etkileyen maruziyetin belirlenmesinde, işçinin kullandığı kişisel kulak koruyucularının koruyucu etkisi de dikkate alınarak maruziyet sınır değeri  uygulanacağı, maruziyet etkin değerlerinde kulak koruyucularının etkisinin dikkate alınmayacağı vurgulanmıştır. Yeterli ölçümle tespit edilen haftalık gürültü maruziyet düzeyinin 87 dB’i aşmayacağı, bu işlerdeki riskleri en aza indirmek için yeterli önlemlerin alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>Amerika’daki yasal uygulamalara bakıldığında yüksek gürültüde çalışan kişilerin 8 saatlik çalışma süresince 90 dB’den daha fazla gürültüye maruz kalması durumunda kulak koruyucu takmaları zorunludur. İşveren bu işte çalışan kişilere ücretsiz olarak kulak tıpası ve kulaklık sağlamakla yükümlüdür. Yıllık işitme tetkiklerinde herhangi bir kulakta yüksek frekanslarda 10 dB ve üstünde bir kayıp saptandığında 8 saatlik çalışma süresi içinde 85 dB ve üstü gürültüde de kulak koruyucusu takma zorunluluğu getirilir. Daha fazla bir işitme kaybı varlığında ise bir KBB uzmanına başvurulmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Çevresel gürültü konusunda Türkiye’de ne gibi yasal düzenlemeler bulunmaktadır?</span> </strong></p>
<p>Çevre ve Orman Bakanlığının “Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği” (2002/49/EC) bu konuya ayrıntılı olarak değinmektedir. (<a href="http://www.cevreorman.gov.tr/yasa/y/25862.doc">http://www.cevreorman.gov.tr/yasa/y/25862.doc</a>) Örneğin “<strong>Rekreasyon ve eğlence yerlerinin çevresel gürültü kriterleri” </strong>başlıklı Madde 27’de üzeri ve etrafı fiziksel olarak açık ve yarı açık olan bahçeli gazino, dans salonları, lunaparklar, animasyon ve eğlence merkezleri, fuar, piknik yerleri, açık hava sinemaları, lokantalar, kahvehane ve dükkanlar gibi kamuya açık yerler ile diskotek, kulüpler, barlar, restoran ve düğün salonları gibi kapalı ve/veya yarı açık olan yerlerde elektronik olarak yükseltilmiş müzik ve her türlü ses kaynağının tam yükte çalışması durumunda eğlence yerlerinde çevreye yayılan gürültü düzeyinin mevcut arka plan gürültü düzeyini 5 dBA’dan fazla aşamayacağı vurgulanmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak koruyucular nedir ?</span> </strong></p>
<p>Kulak koruyucular, kulak zarına ulaşan sesin şiddetini azaltmaya yarar. 2 tiptir: Kulak tıpası ve kulaklık. Kulak tıpaları dış kulak yoluna tam oturmalı, yıpranmış olmamalı, gerekirse dış kulak yolu kalıbı alınarak kişiye özel olarak yapılmalıdır. Kulaklık ise kulak kepçesini tam olarak saran ve ayarlanabilir bir baş bandıyla yerinde tutulan bir alettir.</p>
<p>Uygun yerleştirilmiş bir kulak tıpası ya da kulaklık ses şiddetini 15-30 dB kadar azaltmaktadır. Düşük frekanslı sesler için tıpalar, yüksek frekanslı sesler için ise kulaklıklar seçilmelidir. 105 dB’i geçen  gürültülerde kombine kullanımı önerilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak girişini sadece pamukla tıkasam yetmez mi? </span></strong></p>
<p>Pamuk topları ya da kağıt mendil parçası tıkaçları en zayıf tıkaç türleridir, gürültüyü ortalama 7 dB azaltabilirler.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak koruyucu kullanımı yeterli olmakta mıdır? </span></strong></p>
<p>Yapılan çalışmalarda işçilerin yarısında koruyucuyu düzgün takmama ya da devamlı kullanmama nedeniyle beklenen koruma etkisine ulaşılamadığı saptanmıştır. Kulak koruyucunun 8 saat boyunca devamlı kullanımı ile 30 dB gürültü azalması sağlanırken, 1 saatliğine kullanmama durumunda ortalamaya vurulduğunda bu azalma 9 dB’e düşmektedir.</p>
<p>Kulaklık ya da tıpanın iyi yerleştirildiğinin kriteri kişinin kendi sesini daha yüksek ve derin duymasıdır. Bu sağlanamamışsa yeterli koruma yok demektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak koruyucu takınca diğer insanları ya da makineleri duyabilecek miyim?</span></strong></p>
<p>Nasıl bir güneş gözlüğü çok fazla ışık altında görmeye yardımcı ise, kulak koruyucular da çok gürültülü ortamlarda konuşmanın anlaşılabilirliğini sağlamaktadır. Anck, işitmesinde sorun olan veya konuşulanı algılamada sorunu olan kişilerde, bu görevini etkin bir şekilde yerine getiremez.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/06/metrobuste-bangir-bangir-muzik-dinleyen-genc-kiz-sozum-sana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖSTAKİ TÜPÜ FONKSİYON BOZUKLUĞU</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/05/ostaki-tupu-fonksiyon-bozuklugu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/05/ostaki-tupu-fonksiyon-bozuklugu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 May 2009 09:56:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[akut otit]]></category>
		<category><![CDATA[antihistaminik]]></category>
		<category><![CDATA[dekonjestan]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı çizdirme]]></category>
		<category><![CDATA[östaki disfonksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[öztaki]]></category>
		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>
		<category><![CDATA[uçuşta kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Valsalva manevrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=348</guid>
		<description><![CDATA[Kulak 3 kısıma ayrılır: Dış kulak yolu-kulak kepçesi, orta kulak ve iç kulak. Östaki tüpü burnun gerisi ile orta kulağı birbirine bağlayan ince bir tüptür. Normalde yutkunmakla, esnemekle açılıp kapanarak dış ortamla orta kulak hava basıncını eşitlemekle görevlidir. Ayrıca orta kulağı kaplayan ince mukus tabakasının da burun yoluyla dışarı atılmasını da sağlar.   Östaki tüpünün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak 3 kısıma ayrılır: Dış kulak yolu-kulak kepçesi, orta kulak ve iç kulak. Östaki tüpü burnun gerisi ile orta kulağı birbirine bağlayan ince bir tüptür. Normalde yutkunmakla, esnemekle açılıp kapanarak dış ortamla orta kulak hava basıncını eşitlemekle görevlidir. Ayrıca orta kulağı kaplayan ince mukus tabakasının da burun yoluyla dışarı atılmasını da sağlar.</p>
<p style="text-align: center;"> <img class="size-medium wp-image-1418  aligncenter" title="öztaki" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/öztaki-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></p>
<p>Östaki tüpünün nezle, grip, alerji vb. nedenlerle tıkanması durumunda hava basınçları eşitlenemez, orta kulakta hapsolan hava zamanla absorbe olur ve bu durumda orta kulakta negatif basınç karşımıza çıkar. Bu durum kulak zarının orta kulağa doğru vakum gibi çekilmesine yol açar. Sinir bakımından zengin bir yapı olduğu için kişide ağrı, basınç hissi, tıkanıklık ve hafif işitme kaybı ortaya çıkar. Östaki tıkanıklığı uzun sürerse zamanla bu negatif basınç çevre dokulardan orta kulağa sıvı çekilmesine yol açar, bu durumda basınç ve işitme kaybı artar. Buna &#8220;seröz (effüzyonlu) otit&#8221; adı verilir. Bu biriken sıvının bakteri ile istilası durumunda ise orta kulak iltihabı (akut otit) karşımıza çıkar. </p>
<p>Östaki tüpünün müzmin tıkanıklığına ya da fonksiyonundaki yapısal  bozukluğa &#8220;Östaki disfonksiyonu&#8221; adı verilir. Bu durum genellikle burnun müzmin bir tahriş edici etkene (alerji, yoğun hava kirliliği, sigara kullanımı vb.) maruz kalması durumunda östaki ağzı mukozasının da devamlı etkilenip daralması ile oluşur. Ayrıca, östaki ağzı etrafında fazla yağ depolanması ve daralmaya yol açması nedeniyle şişmanlık da buna yol açmaktadır. Tam tersi olarak hızla kısa sürede kilo vermek ya da aşırı zayıflık da östaki ağzı etrafı yağ dokusunun azlığına bağlı kollapsına yol açıp fonksiyonunu bozabilir. Çok nadiren de burun etleri (nazal polip), yarık damak ve geniz tümörleri de östaki disfonksiyonu nedeni olabilir.</p>
<p>1-6 yaş arası çocuklarda östaki tüpünün oldukça dar ve düz olması nedeniyle seröz otit, akut otit vb. östaki disfonksiyonuna bağlı sorunlar sık görülebilmektedir. Bu yaş grubunda müzmin  geniz eti iltihapları olması da, buraya anatomik olarak çok yakın olan östaki ağzını oldukça etkilemektedir. Yine bu tüpün düz olması da özellikle biberonla beslenme sırasında sütün burnun arka tarafından östaki yoluyla orta kulağa kaçışına yol açabilmektedir ki, bu nedenle biberonla beslerken bebeğin/çocuğun oturura yakın tutulması, yatakta yatarken beslenmemesi, emzirme/biberonla besleme sonrası en az 2 saat dike yakın oturtulması, hemen uyutulmaması önerilir.</p>
<p>Bazen de östaki ağzını tıkayacak herhangi bir neden yokken fonksiyon yetersizliği karşımıza çıkabilir. Bu durum genellikle genetik geçişli olup östaki ağzını açıp kapatmakla görevli çiğneme kaslarının anatomik/fizyolojik bozukluklarına bağlanmaktadır. <span style="text-decoration: underline;">Genellikle sık orta kulak iltihabı geçiren ve geniz eti sorunu olmayan bir çocuk ya da erişkinin aile öyküsünde  anne/babasının da çocukken kulak sorunları yaşadığını öğrenirsiniz. </span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Tıbbi tedavi:</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">1. <strong><span style="text-decoration: underline;">Anti-alerjik ve Dekonjestan ilaçlar</span>:</strong><br />
</span>Alerjik kişilerde gerekli testlerden sonra alerjenlerin tanımlanması ve kişinin mümkün olduğunca bunlardan kaçınması gerekmektedir. Aşı tedavisi kısmen yardımcı olsa da etkileri uzun sürede görülmektedir. .Buruna sıkılan kortizonlu spreyler, burun ve östaki mukozasının şişliğini azaltarak sorunu ortadan kaldırabilmektedir. Ancak ilacın bu etkisi 2. haftadan sonra başlar.</p>
<p>Antihistaminikler ise burun mukozasının alerjenle teması sonrası ortaya çıkan reaksiyona vücudun tepkisini azaltmaktadırlar.</p>
<p>Dekonjestan ilaçlar burun içi kan damarlarını büzerek östaki tüpü ağzı etrafındaki mukoza şişliğini azaltarak etki gösterirler. Bu etki ilaç uygulanmaya başlar başlamaz görülür. Ancak vücut buna adaptasyon gösterip 5. günden uzun kullanımda bu etkisini ortadan kaldırmakta, hatta tam tersi burun ve östaki ağzı mukozasında şişmeye yol açmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2. </span><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Kulakların havalandırılması:</span><br />
</span></strong>Bilinen en basit<strong> </strong>havalandırma yöntemi sakız çiğnemektir, bu sayede östaki ağzını açıp kapatmakla görevli kasları çalıştırıp östaki ağzından sıvı drenajını sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Burun ucunu parmaklarınızla tamamen kapatacak şekilde sıkıp, yanaklarınızı havayla doldurup, parmaklarınızı çekmeden ve ağzınızdan hava kaçırmadan sümkürme hareketi yapmanız halinde -ki buna Valsalva manevrası-denir, östaki ağzından orta kulağa doğru zorlu bir hava akışı sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Bir diğer yöntem, burun deliklerinizden birini kapatıp diğerinin ucuna bir pipet ya da içi çıkarılmış tükenmez kalem ucunu sadece girişe yerleştirip bunun ucuna takacağınız bir balonu burun yoluyla şişirmeye çalışmaktır.</p>
<p>Her iki manevra da burun akıntısı varken yapılmamalıdır, çünkü enfekte mukusu havayla birlikte östaki tüpüne itebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Cerrahi Tedavi: </span></span></strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin primer amacı çalışmayan östaki tüpünü bypass edip orta kulağı havalandıracak başka bir yol bulmaktır.</p>
<ol type="1">
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>Miringotomi:</strong><br />
</span></em>Kulak zarının belli bir bölgesine yapılacak ince bir kesi-halk arasındaki tabiriyle kulağı çizme- orta kulakta birikmiş olan sıvının vakumlanarak temizlenmesine imkan sağlar. Genellikle 1-3 gün içinde bu kesi kapanır, bu süre zarfında da östaki tıkanıklığını açıcı ilaçların etkisi başlar. Ancak sorun devam ederse orta kulakta tekrar sıvı birikebilir.</li>
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>Ventilasyon tüpü (kulak tüpü) uygulanması:</strong><br />
</span></em>Bazı durumlarda, kulağı çizmenin yetersiz olacağı düşünülüyorsa kulak zarı üzerine küçük bir tüp yerleştirilir. Bu sayede östaki ağzı ve orta kulağa iyileşmesi için dahya uzun süre verilmiş olur. Genellikle 6-12 ay süreyle orta kulağın havalanmasını sağladıktan sonra zamanla tüp kendiliğinden atılır ya da hekim tarafından çıkarılır. Bu işlemin dezavantajı tüp yerinde olduğu müddetçe kulağa su kaçırılmamasını gerektirmesidir. Bir diğer dezavantaj ise nadir de olsa tüp takılan yerin iyileşmeyip delik kalmasıdır. Bu durumda kulak zarının yamanması gerekecektir.</li>
</ol>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Uçmaya bağlı Östaki Disfonksiyonu:</span></strong></p>
<p>Uçuş sırasında kulaklar devamlı olarak değişen basınç farklılıklarına maruz kalmaktadır. Özellikle iniş sırasında kabin basıncı düşmekte ve bu durumda orta kulakta rölatif olarak pozitif basınç ortaya çıkmaktadır. Pek çok kişide östaki yoluyla bu basınçlı hava atılabilmekte ve kişi herhangi bir sorun yaşamamaktadır. Esnemek, yutkunmak, sakız çiğnemek veya valsalva manevrası yoluyla kulağa hava vermeye çalışmak, basınç nedeniyle ağzı kapanan östakinin açılmasını sağlayarak sorunu ortadan kaldırabilmektedir. Ancak östaki ağzının nezle vb&#8217;ye bağlı mukozada şişme nedeniyle tıkalı olması durumunda bu hareketler fazla işe yaramamaktadır.  Bu nedenle nezle-grip iken uçağa binilmemesi gerekir. <a href="http://www.seciltotan.com/?p=160" target="_blank">Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi &#8220;UÇAK YOLCULUĞU VE KULAK AĞRISI&#8221; konulu sayfada bulabilirsiniz</a>.</p>
<p>*KAYNAK: http://www.bcm.edu/oto/jsolab/eust_tub.htm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/05/ostaki-tupu-fonksiyon-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZDA YARA-TANI, TEDAVİ VE ÖNLEM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/05/agizda-yara-tani-tedavi-ve-onlem/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/05/agizda-yara-tani-tedavi-ve-onlem/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:24:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aft]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda yara]]></category>
		<category><![CDATA[kandidiazis]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kıllı dil]]></category>
		<category><![CDATA[lökoplaki]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[uçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=427</guid>
		<description><![CDATA[  Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir. Uçuk nedir? Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Uçuk nedir?<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/uçuk.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-930" title="uçuk" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/uçuk-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></span></strong></p>
<p>Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, içi sıvı dolu küçük baloncuk şeklinde lezyonlardır. Uçuk oldukça ağrılıdır, lezyonlar ortaya çıkmadan 1-2 gün önce ağrı ilk bulgu olabilir. Uçuk ortaya çıktıktan sonra saatler içinde patlar ve üzeri kabuklanır. 7-10 gün içinde de kaybolur. </p>
<p><strong>Uçuk nasıl oluşur?</strong></p>
<p>Herpes Simplex adı verilen uçuk virüsü kişiye bir kez bulaşınca, lezyonlar kaybolduktan sonra vücutta zararsız bir şekilde yuvalanır ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ile güneşe yoğun maruz kalma gibi bir uyaranla aktive olup tekrar aynı yerde ortaya çıkar.<strong> </strong></p>
<p><strong>Uçuk bulaşıcı mıdır?</strong> </p>
<p>Baloncukların patlayıp kabukların düşüp yaranın tamamen iyileşmesine kadarki dönemde oldukça bulaşıcıdır. Direkt temasla (öpmekle vb.), uçuk yarasını kaşıyan kişinin ellerinden kendisinin/bir başkasının gözüne, dudağına, oral kavite ve genital bölgesine bulaşabilir. </p>
<p><strong>Uçuk nasıl tedavi edilir?</strong> </p>
<p>Tedavisinde %5 asiklovir içeren yağlı bir virüs öldürücü pomat kullanılarak yaranın koruyucu bir bariyerle kaplanması hedeflenir. Vücuttan tamamen yok etmeye yönelik halen geçerli bir tedavi yöntemi bulunamamıştır, buna yönelik çalışmalar devam etmektedir. </p>
<p><strong>Uçuk bulaştırmamak için nelere dikkat edilmelidir?</strong> </p>
<ul type="disc">
<li>Direkt temastan (öpme ve cinsel ilişki) kaçınılmalıdır.</li>
<li>Baloncukları patlatmamalı, kabukları koparmamalı ve yarayı kaşımamalıdır.</li>
<li>Kendinizin veya bir başkasının gözlerine, genital bölgesine ve dudaklarına dokunmadan önce eller iyice yıkanmalıdır.</li>
<li>Maalesef ki baloncuklar ortaya çıkmadan önce de kişiden kişiye bulaş olabilmektedir.  </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff0000;">Aft nedir? </span></strong> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/aft.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-932" title="aft" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/aft-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Ufak, kırmızı ya da beyaz renkli, fazla derin olmayan ülser şeklindeki yaralardır. Genellikle dilde, yumuşak damakta, dudak ya da yanak içinde ortaya çıkarlar. Dişetlerinde ya da sert damakta pek görülmezler. Oldukça ağrılıdırlar ve iyileşmesi 5-10 gün sürer. </p>
<p><strong>Aft neden oluşur?</strong> </p>
<p>Genellikle kişinin bağışıklık sisteminde zayıflama yaratan stres, travma, irritasyon (domates, portakal, mandalina, limon gibi asitli meyve sebzeler ile bazı fındık türleri ile) ya da kansızlık gibi durumlarda karşımıza çıkar.</p>
<p><strong>Aft bulaşıcı mıdır?</strong> </p>
<p>Hayır, çünkü nedeni mikrobik değildir. Bu nedenle de bulaşıcı değildir.</p>
<p><strong>Aft nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Tedavide ana hedefler kişinin ağrısını azaltmak ve yaranın iltihaplanmasını önlemektir.<strong> </strong>Bunun için iyileşme gerçekleşene kadar günde 3 kez diş fırçalama sonrası antiseptik ağız gargarası yapılması ve yara ulaşılabilir yerde ise triamsinolon içeren bir ağız pomadı ile yarayı kapatmak gerekir.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora başvurulmalı? </strong></p>
<p>Yara 2 hafta olmasına rağmen geçmediyse veya tekrarlıyorsa bir doktora başvurmak gerekir. Düzenli sigara-alkol kullanan, kemoterapi ya da radyoterapi alan, kemik iliği ya da organ nakli yapılan ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin düzenli ağız-boğaz kontrolü yaptırmaları gerekir.</p>
<p><strong>Ne gibi tetkikler yapılması gerekir?</strong></p>
<p>Doktorunuz ayrıntılı bir kulak burun boğaz muayenesi sonrasında şüpheli bir yara gördüğünde, oradan biopsi alabilir ve patolojik incelemeye gönderebilir.</p>
<p><strong>Başka ne tür ağız yaraları vardır?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/lökoplaki.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-934" title="lökoplaki" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/lökoplaki-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Lökoplaki</span></strong><strong>-</strong>Yanakların iç kısmında, dişetlerinde ya da dilde yerleşen, kalın, beyazımsı renkte kabarık lezyonlardır. Genellikle sigara kullanıcılarında görülür, o bölgelerde fazla doku üretilmesine bağlıdır. Ayrıca artık ağıza uymayan eskimiş damak protezlerinin baskı yaptığı yerlerde ya da yanak iç kısmını çiğneme alışkanlığı olan kişilerde de görülebilmektedir. Zamanla kansere dönüşebilir.</p>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/kandida.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-935" title="kandida" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/kandida-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Kandidiyazis</span>-</strong>Pamukçuk da denilen<strong> </strong>bir tür mantar enfeksiyonudur. Genellikle damak protezi takanlarda, bebeklerde, yaşlılarda ya da sistemik bir sağlık sorunu olup bağışıklığı düşük olan kişilerde karşımıza çıkar. Ağız kuruluğu olan kişilerde ağızda mantar gelişme riski yüksektir. Antibiyotik tedavisi sonrası, ağız içi florasının değişmesine bağlı olarak da gelişebilir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> <span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/kıllı-dil.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-936   alignright" title="kıllı dil" src="http://www.seciltotan