<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.seciltotan.com</title>
	<atom:link href="http://www.seciltotan.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.seciltotan.com</link>
	<description>Bu web sitesi KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Seçil TOTAN tarafından hazırlanmaktadır.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Apr 2012 08:02:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA YAZ AYLARINDA SIK GÖRÜLEN KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/04/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/04/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 10:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[burun kırığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda en sık görülen kbb hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mantarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1150</guid>
		<description><![CDATA[2009 kışı &#8220;domuz gribi&#8221; paniğiyle başladı, soğuk ve kar yağışı uzadıkça; bronşitler, orta kulak iltihapları, sinüzitler etrafı sardıkça hepimizin kafasında &#8220;ah bir yaz gelse de hastalıklardan kurtulsak&#8221; fikri dolaşmaya başladı. Ailecek üst solunum yolu enfeksiyonlarının son kırıntılarını yaşadığımız ve &#8220;yaz tatiline ne kaldı ki!&#8221; dediğimiz şu dönemlerde hastalıklar gerçekten bitiyor mu dersiniz??? Hemen sevinmeyin derim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp">2009 kışı &#8220;domuz gribi&#8221; paniğiyle başladı, soğuk ve kar yağışı uzadıkça; bronşitler, orta kulak iltihapları, sinüzitler etrafı sardıkça hepimizin kafasında &#8220;ah bir yaz gelse de hastalıklardan kurtulsak&#8221; fikri dolaşmaya başladı. Ailecek üst solunum yolu enfeksiyonlarının son kırıntılarını yaşadığımız ve &#8220;yaz tatiline ne kaldı ki!&#8221; dediğimiz şu dönemlerde hastalıklar gerçekten bitiyor mu dersiniz??? Hemen sevinmeyin derim, maalesef sizi ve çocuklarınızı yaz aylarında bile bekleyen pek çok hastalık bulunmakta! Bu yazıda çoğunlukla yazın karşılaşabileceğiniz &#8220;Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları&#8221;nı ve yazın çocuklarımızı &#8220;aman dikkat et&#8221; diye defalarca uyarmamıza rağmen hepimizin başına gelebilen düşme ve çarpmaya bağlı &#8220;Burun-Yüz Travmaları&#8221;nı okuyacaksınız.</div>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">YAZ VE KULAK HASTALIKLARI:</span></strong></p>
<p>Yazın en sık görülen kulak hastalıkları <span style="text-decoration: underline;">dış kulak yolu iltihabı (YÜZÜCÜ KULAĞI) ve mantar enfeksiyonu (OTOMİKOZ)&#8217;</span>dur. Öncelikle dış kulak yolu hakkında biraz bilgi verelim.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu, kısmen kıkırdak ve kısmen kemikten oluşur, üzeri deri ile örtülüdür. Bu deri vücudun dış yüzünü örten derinin devamıdır. Normalde dış kulak yolu iyi korunaklıdır ve kendi kendini temizleme özelliği vardır. Dış kulak yolundaki salgı bezlerinin ürettiği salgılar ve deri döküntülerinden oluşan kulak kiri (ki aslında kir adı verilerek yanlış bir tanımlama yapılmıştır!) pH 4-5 civarında yani hafif asidik düzeydedir, dış kulak yolunu kaplayarak mikropların istilasını önlemektedir. Ancak bu asiditeyi değiştiren faktörler (banyo, deniz veya havuz sonrası kulağın ıslak kalması, pamuklu çubukla kurcalama sonrası kulak kirinin temizlenip koruyucu bariyerin ortadan kaldırılması, yine temizleme veya kaşıma amaçlı dış kulak yoluna sokulan yabancı cisimlerin yaptığı travmaya bağlı deride zedelenme, kulak kirinin itilip birikmesi ve suyla şişmesi sonucu mikropların yerleşimi için zemin oluşturması vb.) patojen bakterilerin ve mantarların üremesine ve dış kulak yolu iltihabına yol açar.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabına &#8220;yüzücü kulağı&#8221; adı verilmesinin nedeni ise bu iltihabın dış kulak yolu devamlı nemli kalan yüzücülerde çok sık görülmesidir. Hjyen şartları iyi olmayan havuz ve denizlerde yüzenlerde bu tür enfeksiyonlara, özellikle de mantara yakalanma riski artmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabı geliştiğinde hastanın en temel şikayeti şiddetli kulak ağrısıdır. Kulağa veya kulak önündeki çıkıntıya dokunmakla, kulak memesini aşağı doğru çekmekle, yemek yeme sırasında çene hareketleriyle ağrı artar. Bunun yanı sıra dış kulak yolunun şişmesine bağlı kulakta tıkanma, enfeksiyon şiddetine göre akıntı, bazen şiddetli enfeksiyonlarda kulak kepçesinde kızarıklık ve şişme görülebilmektedir. Tedavisi, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilip ek olarak antibiyotik verilerek enfeksiyonun geriletilmesi ve sonrasında kulağın kuru tutulması şeklindedir.</p>
<p lang="tr-TR">Otomikoz, yani mantar enfeksiyonun ilk bulguları ise kulakta siyah, gri, mavimsi-yeşil, sarı veya beyaz renkte akıntı ile şiddetli kaşıntıdır. Tedavisi ise yine bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya mantara karşı damlalarla enfeksiyonun önüne geçilmesi şeklindedir. Önemli olan mantar enfeksiyonun tekrarlamaması için sonrasında en az 1 ay kulağa su kaçırılmaması ve kulağın kurcalanmamasıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım? </span></span></p>
<p lang="tr-TR">Bu tür bir enfeksiyondan korunmak için banyo, deniz veya havuz sonrası kulağınızı pamuklu çubukla temizlemek yerine işaret parmağınıza doladığınız bir pamuk parçasını dış kulak yolunun girişine yerleştirip başınızı o kulağınız altta kalacak şekilde yana yatırıp hafifçe çalkalama hareketi yaparak içeri kaçan suyun dışarı çıkmasını sağlayabilirsiniz.</p>
<p lang="tr-TR">Yine kulağa kaçan su çıkmadıysa ve suyun hjyeninden emin değilseniz veya kulakta kaşıntı başladıysa, 4-5 damla elma sirkesini, yine 4-5 damla kaynatılıp soğutulmuş musluk suyu ile karıştırıp o kulağa damlatınız, 1-2 dakika o kulak yukarıda olacak şekilde yatıp sonra kulak girişine pamuk koyup o kulak altta kalacak şekilde hafifçe başınızı aşağıya sarkıtarak 1-2 dakika yatınız.</p>
<p lang="tr-TR">Hjyen şartlarından emin olmadığınız deniz ve havuzlara girmeyiniz, şüpheniz varsa kulaklarınızı özel tıpalarla tıkayarak giriniz ve başınızı mümkün olduğunca suya sokmayınız. Kullandığınız tıpaları kolonya ile iyice silip kuruttuktan sonra özel kılıfına yerleştiriniz, ıslak veya kirli tıpayı tekrar kulağınıza sokarsanız mantar enfeksiyonunu siz davet etmiş olursunuz.</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">YAZ VE BURUN HASTALIKLARI:</span></strong></p>
<p>Yazın çocuklarda en sık görülen burun hastalığı &#8220;burun kanaması&#8221;dır. </p>
<p lang="tr-TR">Burun bol damarlı ve travmaya açık bir yapıdır. Hele hele burun girişinden 1 cm mesafedeki damardan yoğun &#8220;Little alanı&#8221;, çocuklarda oldukça narin damarlar içermekte ve küçük parmakların yaptığı &#8220;sondaj!?&#8221; sırasında tırnak darbesiyle ya da minicik bir çarpma ile kolayca kanayabilmektedir.</p>
<p lang="tr-TR">Burun kanaması olduğunda ilk yapılması gereken çocuğu panik edip ağlatmamaktır, çünkü bu kanamanın artmasına yol açar. Böyle bir durumda hemen kanayan taraftaki burun içine suyla hafif ıslatılmış/yağlı bir kremle yağlandırılmış veya ideali dekonjestan (xylometazoline içeren) burun spreyi sıkılmış serçe parmak büyüklüğünde bir pamuk konulup dışarıdan o taraf buruna parmakla 2 dakika kadar eli hiç kaldırmadan basılmalı, çocuk dik oturtulmalı (yatarsa arkadan genizden inen kanlar solunum yoluna kaçabilir!) ve serin bir ortama geçilmelidir. Kanama bu yöntemlerle durmuyorsa en yakın hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım?</span></span></p>
<p lang="tr-TR">Özellikle kuru hava ve sıcak, kanama riskini daha çok arttırmaktadır. Bu nedenle güneşin en etkili olduğu öğlen saatlerinde mümkün olduğunca çocukları güneşe çıkarmamalı; gölgede oturup, şapka takıp bol bol sıvı tüketmeleri sağlanmalıdır.</p>
<div class="mceTemp">Yaz aylarında kış ve ilkbahardaki kadar sık olmamakla birlikte farenjit görülebilmektedir. Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin fazla tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla saptanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında gerekli bakımları ve temizliği yapılmadığında, bu yolla bulaşan bazı hastalıklar (özellikle mikoplazma zatürresi gibi) için mikrop yuvası olabilecekleri de akıldan çıkmamalıdır.</div>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım?</span></span></p>
<p lang="tr-TR">Yaz aylarında her zaman olduğu gibi en çok dikkat edilmesi gereken el hjyendir. Yazın elle yenen yiyeceklerin (meyve, dondurma, çerez vb.) daha çok tüketilmesi nedeniyle her yemekten önce ellerin iyice yıkanması gerekmektedir. Ayrıca klimaların ilk çalıştırılmasından önce gerekli bakım ve temizlikten geçirilmesi unutulmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR">Oyun parklarında salıncakta sallanma, su kaydıraklarından kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Yüze darbe alındığında hemen buz uygulanmalı ve baş oturur pozisyonda yüksek tutulmalıdır.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR">Göz etrafında morarma-şişlik</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Yüzde, yanaklarda ya da dudaklarda uyuşukluk</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Çift görme ya da bulanık görme</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Diş diziliminde bozulma ya da ağzı kapatmada güçlük</p>
</li>
<li>Burun dış görünüşünde değişiklik (çökme ya da sağa-sola kayma) gibi bulguların varlığında hemen bir doktora başvurulmalıdır.</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">MORARMA:</span> Kontüzyon da denen morarmanın nedeni, deri altında kan birikmesidir. Moraran yeri mümkünse kalp hizasından yüksekte tutmak (örneğin burun sırtında morarma varsa kişi oturur pozisyonda tutulmalıdır.), moraran yere basınç uygulamak ve ilk 48 saat her saat başı 20 dakika kadar ince bir beze sarılmış buz/buz torbası uygulamak (buz direkt ciltle temas etmemeli!) oluşacak olan renk değişikliğinin daha az belirgin ve daha kısa süre sürmesini kolaylaştırıcı yöntemlerdir. Tüm bu önlemlere rağmen mordan kırmızıya, sonra kahverengiye ve giderek yeşilden sarıya doğru bir renk skalası şeklinde morarma 1-2 hafta içinde yavaş yavaş ortadan kaybolacaktır. Yaz ayı olması nedeniyle, oluşacak morluğun deride kalıcı bir renk değişikliğine yol açmaması için, o bölge olabildiğince güneşten korunmalı, korunamıyorsa en az 25 faktörlü güneş koruyucular sık sık sürülmelidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">KESİK VE SIYRIKLAR:</span> Kesik ve sıyrığa bağlı dışa kanama varlığında, yara yerinin üzerine temiz bir bezle/tamponla en az 5 dakika bastırmak (ara ara bezi kaldırıp kanama durmuş mu diye bakmadan!!!) kanamayı durdurabilir. Kanama buna rağmen durmuyorsa hemen bir hastanenin acil servisine başvurmak gerekir.</p>
<p lang="tr-TR">Sıyrıklarda, saha , kum, cam parçası vb. yara içine girip enfeksiyon yaratabilecek yabancı cisimleri uzaklaştırmak amacıyla iyice sabunlanıp yıkanmalıdır. Ardından oksijen ya da batticon sürülüp, yara yeri kabuklanana kadar antibiyotikli krem sıkılmış bir gazlı bezle kapatılmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">BURUN TRAVMASI: </span>Burun, yüzün en çıkıntılı organı olması nedeniyle en çok darbe alan bölgelerinden biridir. Burnu sert bir cisme çarpma durumunda ilk yapılması gereken, etrafına gazlı bez ya da ince bir mendil sarılmış buz kalıbı ya da buz torbasını en az 20 dakika burun sırtı ve gözlerin üstüne denk gelecek şekilde tutmak ve bunu her saat başı 48 saat süresince devam ettirmektir. Ayrıca 1 hafta süreyle baş 45 derece yukarıda olacak şekilde yüksek yatılmalıdır. Burun tıkanıklığı, burun kanaması, burnun şeklinde bozulma ya da burun sırtında kesikler olması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Burun tıkanıklığı, genellikle kişinin başlangıçta fark etmediği, zamanla ortaya çıkan bir formda ise burun orta bölmesi kıkırdaklarında kırılma ve mukoza altına kan birikmesi sonucu &#8220;septal hematom&#8221; denilen bir olay gelişiyor demektir. Bu durumda, kişinin hemen bir KBB hekimine başvurması gerekir, çünkü o bölgede biriken kan, kıkırdakların beslenmesini bozup zamanla kıkırdakta erimeye, kapalı ortamda üreyen dirençli mikroplara bağlı ciddi hastalıklara (sepsis vb.) ve burun yapısında bozulmaya yol açabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Burun şeklinde bozulma, burun sırtında morarma ve gözlere doğru yayılan morluk durumunda burun kırığı akla gelmeli ve hemen bir KBB ya da Plastik Cerrahi uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz muayene ve gerekirse röntgen sonrası, kırık saptaması durumunda kişinin yaşı, ek hastalıkları, deformite olup olmaması, kırığın tipine göre kırığı düzeltip düzeltmemeye karar verecektir. İdeali ilk gün, kişi geç başvurduysa en geç 7 gün içinde düzeltilmesidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR">Kaynak: American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/04/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KESİLMEYEN ÖKSÜRÜK</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/04/kesilmeyen-oksuruk/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/04/kesilmeyen-oksuruk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 09:27:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[bitmeyen öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[geniz akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[gıcık öksürüğü]]></category>
		<category><![CDATA[kesilmeyen öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük ne zaman geçer]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük şurubu]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[sigaraya bağlı öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon ilacına bağlı öksürük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1715</guid>
		<description><![CDATA[Bir türlü kesilmeyen öksürük şikayetiyle başvuran hasta doktor için tam bir muammadır. Halkın % 40&#8242;ında görülen bu şikayet, belli bir nedene bağlı olabileceği gibi, ayrıntılı muayene ve tüm tetkiklere rağmen tanı konamayan öksürük tipleri de mevcuttur. Bu durumda tedaviden tanıya gidilmeye çalışılmaktadır. Geleneksel olarak, ses kutusu (larinks) ve üstündeki, üst solunum yolu adı verilen saha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir türlü kesilmeyen öksürük şikayetiyle başvuran hasta doktor için tam bir muammadır. Halkın % 40&#8242;ında görülen bu şikayet, belli bir nedene bağlı olabileceği gibi, ayrıntılı muayene ve tüm tetkiklere rağmen tanı konamayan öksürük tipleri de mevcuttur. Bu durumda tedaviden tanıya gidilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>Geleneksel olarak, ses kutusu (larinks) ve üstündeki, üst solunum yolu adı verilen saha Kulak Burun Boğaz uzmanlarının ilgi alanına girmekteyken, larinksten itibaren aşağıya inen alt solunum yollarını içeren saha ise Göğüs Hastalıkları uzmanlarını ilgilendirmektedir. Ancak bu şekilde tanı konulamayan ve uzun süren öksürüklerde iki branşın beraber çalışıp sonuca ulaşması en doğrusudur.</p>
<p>Öksürük refleksi, solunum yolundaki fazla salgının ve hava yoluyla giren materyallerin atılması için vücudun yarattığı normal bir koruyucu reflekstir. Öksürük 8 haftadan uzun sürdüğü zaman &#8220;kronik(müzmin) öksürük&#8221; adını alır.</p>
<p>Kronik öksürüğe yol açabilen üst ve alt solunum yollarına ait pek çok patoloji bulunmaktadır. Kişinin öyküsü sorgulandığında sigara tüketimi gibi bir neden ile hipertansiyonu olanlarda tansiyon düşürücü olarak verilen ACE inhibitörü içeren ilaçların yan etkisi olarak öksürük olduğu daha baştan saptanabilir. Öyküsünde bu 2 faktör yok, kişi sağlıklı, akciğer filmi normal ise doktor için zor kısım başlamış demektir. Acaba bu kişi neden bu kadar öksürüyor???</p>
<p>Bu tür hastalarda &#8220;kronik öksürüğün bermuda üçgeni&#8221; adı verilen 3 ana neden akla gelmelidir:<span id="more-1715"></span></p>
<ol>
<li>Üst havayolu öksürük sendromu (ÜÖS) (eskiden geniz akıntısına bağlı öksürük sendromu olarak adlandırılırdı.)</li>
<li>Astım</li>
<li>Reflü (özellikle ses teli reflüsü olarak basitleştirilebilecek Laringofaringeal reflü=LFR)</li>
</ol>
<p>Aslında son zamanlarda eklenen 4. bir neden daha vardır: Nonastmatik esozinofilik bronşit (NAEB)</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Üst havayolu öksürük sendromu (ÜÖS):</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğün %87&#8242;sinin nedenidir. ÜÖS, burun ve/veya sinüslerden genize akan salgıların kişide yarattığı sık boğaz temizleme ve öksürük ile gider. Hastaların %20&#8242;si bu akıntının farkında değildir. Muayenede geniz veya boğaz bölgesinde koyulaşmış salgı görülmesi ve farinkste kaldırım taşı görüntüsü (kronik farenjit) saptanır.</p>
<p>Geniz akıntısına yol açabilen nedenler şunlardır: (ayrıntılı bilgi için<a title="GENİZ AKINTISI" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/" target="_blank"> tıklayınız</a>!)</p>
<ol>
<li>Sinüzit</li>
<li>Alerjik rinit</li>
<li>Non-alerjik rinit</li>
<li>Mesleksel rinit</li>
<li>Enfeksiyon sonrası akıntı</li>
<li>Anatomik bozukluklara bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Kimyasal irritanlara bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Rinitis medikomentoza (burun damlası bağımlılığı)</li>
<li>Hamileliğe bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Vazomotor rinit</li>
</ol>
<p>Tedavisinde belli bir neden saptanmışsa (sinüzit, alerji vb.) antibiyotik, antihistaminik, dekonjestan ilaçlar verilebilir. Neden saptanamayan ancak geniz akıntısı olduğu muayene ile görülen kişilerde 2 hafta süreyle özellikle yeni çıkanlardan çok ilk kuşak antihistaminiklerden deksbromfeniramin + dekonjestan (psödoefedrin) içeren ilaçlar kullanmalıdır (ancak kişide glokom, prostat hipertrofisi veya hipertansiyon, ritm bozukluğu, epilepsi olmaması gerekir!).</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Astım:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Havayolu obstrüksiyonu + havayolunun aşırı duyarlılığı olarak tanımlanabilen astımda, nefes darlığı, ötme ve öksürük görülmektedir. Tanısı ve tedavisi Göğüs Hastalıkları uzmanlığına girer.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Reflü:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğü olan ve net tanı konamayan kişilerde, tedaviden tanıya gitme yöntemi ile ÜÖS, astım ve NAEB tedavileri yapılmış, ancak başarı sağlanamamışsa, tanı %92 reflüdür.</p>
<p>Reflü kaynaklı öksürükte 2 mekanizma bulunmaktadır: 1. Mideden yemek borusuna kaçan asitin alt solunum yollarıyla ortak sinir olan Vagus sinirini uyararak öksürüğe yol açması (Gastroözofageal reflü=GÖRS), 2. Yemek borusu içeriğinin mikroskopik boyutta da olsa soluk borusuna kaçmasına bağlı koruyucu refleks yaratması (Laringofaringeal reflü=LFR)</p>
<p>LFR&#8217;de, GÖRS&#8217;ün aksine göğüste yanma, yatar pozisyonda ağıza acı su gelmesi vb. yoktur. LFR, kronik öksürüğü olanların %75&#8242;inde görülmektedir. Kişide sık boğaz temizleme, seste kalınlaşma ve boğazda yabancı cisim hissi olur. Tedavisinde, diyet (ayrıntılı bilgi için <a title="REFLÜ" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/" target="_blank">tıklayınız</a>!) ve günlük hayatın düzenlenmesi başta olmak üzere, 2. hafta sonunda kişinin şikayetlerinde azalma görülse de minimum 6-8 hafta günde 2 kez proton pompa inhibitörü ve prokinetik ilaçların kullanımı önerilmektedir. Bazen tedavinin 6 aya kadar uzatılması gerekebilir.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Nonastmatik esozinofilik bronşit (NAEB):</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğü olan hastaların %13-33&#8242;ünde görülmektedir. Havayolu dokusunun eozinofil adı verilen alerji hücreleri tarafından zedelenmesi sonucu oluşur. Balgamda yüksek oranda eozinofil saptanması ve akciğerlerden dışarı atılan havada nitrik oksit seviyesinin artması ile tanı konulur. Tedavide solunum yoluyla verilen kortizon spreylerine iyi yanıt alınır.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Diğer nedenler:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğe yol açan diğer nedenler %5-10&#8242;dur. Bunlar:</p>
<ol>
<li>Bronşektazi</li>
<li>Bronşiolit</li>
<li>Bronkojenik karsinom</li>
<li>Kronik aspirasyon</li>
<li>KOAH</li>
<li>Konjestif kalp yetmezliği</li>
<li>Havayolunda yabancı cisim (ayrıntılı bilgi için tıklayınız!)</li>
<li>İnterstisyel akciğer hastalığı</li>
<li>Nöromuskuler hastalıklar</li>
<li>Boğmaca</li>
<li>Psikojenik öksürük</li>
<li>Sarkoidoz</li>
<li>Trakeoözofageal fistül</li>
<li>Verem</li>
<li>Zenker divertikülü olarak sayılabilir.</li>
</ol>
<p style="text-align: left;">Bu nedenleri ayırt etmek adına, muayene dışında akciğer filmi, tomografi, gerekirse bronkoskopi, biopsi ve balgam tetkikine gidilebilir.</p>
<p>Tedavide, nedene yönelik bir tedavi yapılamıyorsa, öksürük kesici kodein, dekstrometorfan vb. içeren ilaç ve şuruplar seçilmemelidir, çünkü bunların fazla da etkili olmadığı saptanmıştır.<span style="text-decoration: underline;">Varsa sigaranın bırakılması, 4 hafta içinde öksürükte azalma sağlayacaktır.</span> ACE inhibitörü ilaca bağlı öksürüklerde, <span style="text-decoration: underline;">ilaç değiştirildikten sonra 2 hafta içinde, genellikle de 26. günden sonra şikayet azalmaktadır</span>.</p>
<p>KAYNAK: Chronic Cough-eMedicine Otolaryngology and Facial Plastic Surgery- Henry H Chen, MD, MBA, STaff Physician, Department of Otolaryngology, University of Colorado Health Sciences Center, et all.Updated at Jun 4, 2010</p>
<p lang="tr-TR">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/04/kesilmeyen-oksuruk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KBB&#8217;DE ŞEHİR EFSANELERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/04/kbbde-sehir-efsaneleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/04/kbbde-sehir-efsaneleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 10:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[doğru bilinen yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[dondurma]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[klimaların zararı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizletme]]></category>
		<category><![CDATA[pamuklu çubuk]]></category>
		<category><![CDATA[şehir efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık farenjit olma]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk su içme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1171</guid>
		<description><![CDATA[    EFSANE: Soğuk su içersen/dondurma yersen farenjit olursun!&#8230;Klimanın önünde durursan/cereyanda kalırsan hasta olursun!&#8230; DOĞRUSU: Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla ispatlanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span><em> Soğuk su içersen/dondurma yersen farenjit olursun!&#8230;Klimanın önünde durursan/cereyanda kalırsan hasta olursun!&#8230;</em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla ispatlanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında gerekli bakımları ve temizliği yapılmadığında, bu yolla bulaşan bazı hastalıklar için mikrop yuvası olabilecekleri de akıldan çıkmamalıdır.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Burun kanarsa beyin kanamaz!..</em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Halk arasındaki inanışa göre, tansiyonu yükselen birinin burnu kanadığında, burun beynin subapıymış gibi, &#8220;Kan burundan aktı, artık beynin kanamaz&#8221; derler. Halbuki böyle bir durumda, burun kanaması bir nevi vücudun kişiyi uyarışıdır: &#8220;Aman dikkat et, tansiyonun çok yükseliyor, beynin kanayabilir, önlem al!&#8221; diye.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Burun kanadığında burnunun ucunu sıkıp başını geriye atman gerekir.</em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Burun kanaması, uçtaki damarlardan değil de özellikle yoğun kanamaya yol açan arkadaki geniş damarlardan geliyorsa, bu hareket kanamayı durdurmaz, hatta genize doğru akan bol miktardaki kanın soluk yoluna kaçmasına neden olur. Bu nedenle mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 3 dakika boyunca hiç parmakları gevşetmeden boylu boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, başını öne eğmeli, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li>
<div lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Kulak bir kez temizlendi mi, alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir.</em></div>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Normalde kulak kiri denen kulak salgısı, kulak zarı yakınındaki salgı bezleri tarafından yapılıp dış kulak yolu derisinde yer alan kıllar tarafından içeriden dışarıya doğru taşınarak vücut dışına atılır. Bu salgı, dış kulak yolunu kaplayıp hem bariyer etkisi ile, hem de hafif asidik olması nedeniyle, dıştan orta ve iç kulağa gidebilecek enfeksiyon ajanlarını, kir vb. yabancı materyalleri girişte tutmaya yarar.</p>
<p lang="tr-TR">Ancak dış kulak yolu doğuştan dar olan ya da geçirilen kaza/ameliyat vb. nedeniyle daralan, kulak salgısını yoğun üreten yağlı tip cilde sahip olan, egzema vb. nedeniyle dış kulak yoluna kepekler dökülmesine bağlı kulak kiri ağırlaşan ve nitelik değiştiren kişilerde bu işlem yavaşlar. Q-tips vb. cisimlerle kulak temizleme alışkanlığı olanlarda ise bu mekanizma bozulup kiri dışarı yönlendiremez ve tıkaç oluşumuna yol açar.</p>
<p>Sık sık kulak temizletenlere sorulsa, mutlaka hepsi Q-tips vb. kullanan ve tıkaç oluşumuna kendileri yol açan kişilerdir. <strong>Yani kulak temizletmek bir alışkanlığa yol açmaz, tam tersi yanlış bir alışkanlık sık kulak temizletme ihtiyacını doğurur!</strong><em> </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Bademcik ameliyatı sonrası sık sık farenjit olunur.</em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU: </span>Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı yapılan bilimsel yayınlarla da ispatlanmış şekilde aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span><strong> </strong><em>Bademcikler alındıktan sonra, bademciklerin süzgeç görevi ortadan kalkar ve mikroplar kolaylıkla boğazdan akciğerlere iner.</em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> 2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde azalma olmaz. Yani bademcikler bir &#8220;süzgeç&#8221; değildir.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Ağız kokusunu gidermek için naneli sakız çiğnemek gerekir.</em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Mentollü ve naneli sakızlar hem reflü dediğimiz mideden yukarı doğru asit kaçağını tetikleyerek, hem de tam tersine tükrük salgısı miktarını azaltarak ağız kuruluğuna yol açarak ağız kokusunu arttırabilmektedir. Bunların yerine tükrük salgısını arttırmak için şekersiz sakız çiğneyebilirsiniz.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span>  <em>6 <span style="color: #000000;">yaşından</span> önce genizeti ameliyatı yapılmaz.</em></li>
</ul>
<div><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"> </span></span></span></span></span></span><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Genizeti ameliyatı, 10 kilonun üstünde ve sağlıklı olmak kaydıyla her yaş grubunda -gerekli ise- yapılabilen bir ameliyattır. Son yıllarda uyku apnesi adı verilen uykuda nefes durması olan ileri derecede büyük genizeti-bademciği olan çocuklarda, yaş için bir alt sınır konulmamaktadır, çünkü uykuda nefes durması ve oksijensiz kalmanın geri dönüşümsüz pek çok riskleri vardır ve neden olan bu faktörler en erken zamanda ortadan kaldırılmalıdır.<span style="color: #ff0000;"> </span><span style="color: #ff0000;"> </span></div>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span>  <em>Her büyük genizeti ameliyat edilmelidir.  </em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU: </span>Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti, boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. O nedenle yılda 4 kezden fazla orta kulak iltihabı yapmadıkça, tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonuna ve uyku apnesine yol açmadıkça her büyük genizeti alınmaz, doğal süreci boyunca takip edilir.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE: </span> <em>Acı kavun burna sıkılınca sinüsler boşalır, sinüzit geçer.</em> <em>  </em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> <span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"> </span></span>Acı kavun (acı dülek), özellikle ülkemizde sinüzit hastalarının çok fazla kullandıkları bir maddedir.  Hastalar bu bitkinin suyunu burunlarına sıktıklarında başlangıçta burun salgıları artmakta ve sinüs içindeki iltihap boşalmaktadır, bu bitkinin bu etkisi yadsınamaz. Ancak oldukça alerjik olan bu bitkinin burun mukozasında yaptığı harabiyete bağlı geri dönüşsüz zararları görülmüştür.  (müzmin sinüzit, burun tıkanıklığında artış, burun içinde ya da sinüs ağzında yapışıklıklar vb.)</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/04/kbbde-sehir-efsaneleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BETA ENFEKSİYONU VE TAŞIYICILIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 14:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[beta salgını]]></category>
		<category><![CDATA[beta taşıyıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[impetigo]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[romatizmal ateş]]></category>
		<category><![CDATA[strep a testi]]></category>
		<category><![CDATA[streptokok]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[Streptococcus pyogenes (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür. Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em>Streptococcus pyogenes</em> (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür.</p>
<p>Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) yol açabilirken, diğer tipler daha az riskli hastalıklara yol açmaktadır.</p>
<p><em>S pyogenes&#8217;in </em>en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle <strong>boğaz kültürü</strong> (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle <strong>&#8220;taşıyıcılık&#8221;</strong> ( mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır. </p>
<p>Streptokok enfeksiyonları özellikle kışın ya da baharın erken dönemlerinde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak streptokoksik deri enfeksiyonlar istisna olarak yazın daha sık görülür.</p>
<p>Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, bu yaş grubunda en sık boğaz enfeksiyonu yapan ajandır. Özellikle de kreş ve okullarda salgınlar yapabilmektedir.</p>
<p>5-15 yaş arası çocuklarda ise streptokok enfeksiyonuna bağlı <strong>akut romatizmal ateş</strong> sık görülmektedir. Streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3&#8242;tür.</p>
<p><em>Streptococcus pyogenes</em> yaralar ortaya çıkmadan 1 hafta önce sağlıklı deri üzerinde yer alabilir ve bu süre zarfında bir başkasına bulaşabilir.  </p>
<p>İnsandan insana <em>S pyogenes</em> bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır.</p>
<p>Farenjit için mikrobun enkübasyon süresi (vücuda girdikten sonra üreyip hastalık bulgularının ilk ortaya çıktığı döneme kadar olan süre) 2-5 gündür. Antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonra bulaştırıcılık ortadan kalkar.</p>
<p>Tırnak araları ve anüs etrafı bölge de bu mükrobu barındırıp impetigo denen deri enfeksiyonunun yayılmasında rol oynayabilir.  </p>
<p><strong>Laboratuar tahlilleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Grup A beta hemolitik streptokok tanısı için kültür altın standarttır. Hastalık bulgularına göre boğaz, kan, beyin omurilik sıvısı, deri akıntısı ya da deri biopsisi materyali, balgam, bronşioalveoler sıvı aspirasyon materyali, abse sıvısı vb. kültürde üretilerek bu mikrop araştırılır.</li>
<li>Antistreptokokkal antikor (ASO) vb. serolojik testler de tanıya yardımcı testlerdir.  </li>
<li>Hemogram, periferik yayma, sedimentasyon, CRP gibi testler de tanı koymada yardımcı testlerdir.</li>
</ul>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Streptokok zatürresi, eklem iltihabı, beyin absesi, akut romatizmal ateş ve glomerülonefrit tanısında çeşitli röntgenler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, ultrasonografi, ekokardiyografi, radyoizotop böbrek taraması vb. kullanılabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">TANI VE TEDAVİ: </span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Farenjit:</span></em></span></strong></p>
<p>Genel kural olarak boğaz ağrısı olan her çocuğa yukarıda sayılan tanı yöntemlerinin uygulanması gerekmemektedir. Aile bireylerinden birinde ya da okul arkadaşlarında beta-hemolitik streptokok saptanmış olması, tek başına boğaz ağrısı ve ateş olması durumunda boğaz kültürü ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda öksürük, şeffaf burun akıntısı, gözlerde kaşıntı vb. viral enfeksiyon bulguları olmaz.</p>
<p>Bununla birlikte küçük çocuklarda streptokoksik boğaz enfeksiyonu atipik bulgu verebilir. Örneğin hafif ateş, iştahsızlık, koyu sarı-yeşil  burun akıntısı, kusma, karın ağrısı olabilir.</p>
<p>Boğaz muayene edildiğinde tipik olarak bademcik ve faringeal bölgede kızarıklık, küçük dilde şişme ve kızarma, yumuşak damakta mukoza altı kanama odakları, boyun üst kısmında iki taraflı şiş-ağrılı bezeler görülür.  Bademcikler büyümüş, yüzeylerinde beyaz zarlar oluşmuştur. Dil kırmızı ve şiş olabilir. (çilek dili) Bu bulgularla birlikte deride döküntülerin varlığı <strong>kızıl</strong>ı akla getirir.</p>
<p>Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test <strong>Rapid Strep-A testidir</strong>. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95&#8242;tir.</p>
<p>Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Akut romatizmal ateş gelişimini önlemek üzere hastalık bulgularının ortaya çıkışından sonra tedavi 9 gün gecikmeli olarak bile başlansa etkili olacaktır.</p>
<p>Tedavide penisilin (alerji varsa eritromisin) ilk tercihtir. Şikayetler geçse bile 10 gün alınması gerekir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Deri Enfeksiyonu:</span></em></span></strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">İmpetigo</span></em></strong> ya da tıbbi adıyla &#8220;Superficial pyoderma&#8221; en sık görülen grup A <em>Streptococcus </em>deri enfeksiyonudur<em>. </em>Düşük sosyoekonomik kültür ve buna bağlı kötü hjyen, böcek ısırması, uyuz, travma vb. sonucu deri bütünlüğünün bozulması sonrasında genellikle havanın sıcak olduğu mevsimlerde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaralar ağrısızdır ve ateş yapmaz. Çoğunlukla 2-5 yaş çocuklarda görülür. Öncelikle çevresi kızarık sivilcemsi (papüloveziküler) bir lezyon olarak başlar,  veziküller kısa zaman içinde pürülan hale geçer ve birbiriyle birleşerek kalın, bal sarısı rengi bir kabukla kaplanır. Daha çok yüzde ve el-kol-bacaklarda yerleşir. Tedavi edilmediğinde müzminleşir ve vücudun diğer kısımlarına yayılmaya başlar. Daha derin dokulara inerek ektima adı verilen yaralara yol açabilir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Streptokokkal sellülit</span></em></strong> akut gelişip hızla yayılan bir deri-derialtı enfeksiyonudur. Genellikle yanık, travmaya bağlı yara gelişimi, cerrahi yara, zona zemininde gelişir. Tutulan bölge ağrılı, sıcak ve kızarık, kişinin genel durumu bozuktur. Hızla tanı konulup tedavisi gerçekleşmediğinde nekrotizan fasciitise (streptokoksik gangren) dönüşebilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Kızıl:</span></em></span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;"> </span></em></span></strong> Genel olarak 3-12 yaş çocuklarda görülen kızıl(1-5 yaşları arasında %25, 5-10 yaşları arasında %50, 10-70 yaşları arasında %25) , 1-7 gün süren ( genellikle 2-4 gün) kuluçka döneminden sonra ani başlayan ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/kızıl.jpg"></a></p>
<p>Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 <sup>0</sup>C&#8217;ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer.</p>
<p>Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.</p>
<p>Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır.  Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur buna &#8220;<strong>perioral pallor</strong>&#8221; denir. Antekübital fossa (kol ön yüzündeki katlantı bölgesi), bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir ve buna &#8220;Pastia çizgileri&#8221; adı verilir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir.</p>
<p>Tanıda kızıl geçiren biriyle temas etmek önemli bir ipucudur. Boğazda mikrobun saptanması, ASO tetkiki ile de tanı netleştirilir. Tedavisinde penisilin (alerji varsa eritromisin) seçilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut romatizmal ateş:</span></em></span></strong></p>
<p>Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen ve streptokoksik enfeksiyonun yol açtığı bu komplikasyon, sadece streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocukların %3&#8242;ünde ve enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır.  Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi  <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F" target="_blank">http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F</a>web sayfasından edinebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut glomerülonefrit:</span></em></span></strong></p>
<p>Boğaz ya da deriyi tutan streptokok enfeksiyonunun 1-2 hafta sonrasında görülebilir.  Mekanizması akut romatizmal ateşteki gibidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KORUNMA:</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Okul ve kreşe giden çocukların %20&#8242;sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.</span></p>
<p>Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.</p>
<p>Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.</p>
<p>Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.</p>
<p>Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD&#8217;de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.</p>
<p>KAYNAK: http://www.emedicine.com/PED/topic2702.htm</p>
<p>http://www.healthcaresouth.com/pages/askthedoctor/strep.htm</p>
<p>http://www.aafp.org/afp/20030215/practice.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOĞAZ AĞRISI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 14:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boğazdan kulağa vuran ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[müzmin farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?     Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak-tipasi-atislarda.jpg"></a>En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?</span></strong></li>
</ul>
<blockquote>
<div><em> </em></div>
<div><em></em></div>
<p><em> </p>
<p>Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır suyu, boya maddeleri vb.) , iş icabı ya da değil sesini çok kullanan, az su içen ancak bol kahve-koyu çay-gazlı içecek tüketen kişilerdir. Bu tahrişlere bağlı olarak burun salgısı artmakta, bu durum</p>
<p></em><em><a title="GENİZ AKINTISI " href="http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/" target="_blank">geniz akıntısına </a></em><em>yol açmakta, kişi devamlı boğazını temizlemekte, bu durum boğazı tahriş edip boğazdaki kabarıklıkları daha da çok arttırmakta, mukozanın harabiyeti ile mikroplara davetiye çıkarılmaktadır.</em></p>
</blockquote>
<blockquote><p><em>Kronik farenjiti tetikleyen </em><em><a title="REFLÜ" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/" target="_blank">gastroözofageal veya laringofaringeal reflü</a></em><em>,<a title="SİNÜZİT" href="http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/" target="_blank"> </a></em><em><a title="SİNÜZİT" href="http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/" target="_blank">sinüzit </a></em><em>gibi bir neden varsa öncelikle bunlar tedavi edilmeli, boğazı tahriş edecek sigara, yukarıda bahsedilen gıda ve kimyasallardan kaçınılmalı, bol su (günde en az 2 litre) tüketilmelidir. Ayrıca kışın ev sıcaklığı 24 C dereceyi geçmeyecek şekilde ayarlanmalı, kalorifer üzerine ıslak havlu-soba üzerine su dolu tas konularak oturulan ve uyunan ortamlar nemlendirilmelidir. Çamaşır suyu vb. ile temizlik sırasında maske kullanılmalıdır.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok sık farenjit oluyorum, artık antibiyotik içmekten böbreklerim çürüyecek. Ne yapmalıyım?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Mikropların boğazda yutak bölgesini tutmasına <span style="color: #339966;">akut farenjit</span> denilmektedir. Beraberinde bademcik iltihabı (tonsillit) olabilir ya da olmayabilir. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artmakta, hafif kırgınlık ve ateş (38 dereceyi geçmeyen), yutkunurken acıma, boğazda kuruma ortaya çıkmakta, zaman zaman boğazdan kulağa vuran ağrı, gıcık öksürüğü, </em><em>geniz akıntısı </em><em>da buna eklenmektedir. <span style="color: #ff0000;">Bu tabloyla karşılaşıldığında hastaların genellikle yaptığı en büyük yanlış hemen eczaneden antibiyotik alıp kullanmaktır!</span> <span style="color: #339966;">Halbuki farenjite yol açan mikrop türü bakteri olmadıktan sonra</span> (ki bu durumda kişi yataktan kalkamayacak kadar hastadır, ateşi koltuk altından ölçmekle 38 dereceyi geçmektedir, eklemleri ağrır, boyunda ağrılı bezeleri olur) <span style="color: #339966;">antibiyotik</span> (adı üstünde bakteri öldüren ilaç demek!) <span style="color: #339966;">kullanmak boşuna olacaktır!</span> <span style="color: #ff0000;">Virüsler </span>(yani nezle-grip yapan mikroplar) <span style="color: #ff0000;">antibiyotikler tarafından yok edilemezler!!!</span> Onun için lütfen her seferinde ateşinizi takip ediniz ve bir Kulak Burun Boğaz uzmanına görününüz.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kızımın bademcikleri çok sık iltihaplanıyor, her seferinde yatak döşek yatıyor, ateşi 40&#8242;lara kadar çıkıyor. Sizce ameliyat olmalı mı?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><a href="http://www.seciltotan.com/?cat=85&amp;paged=2" target="_blank"><em>Bademcik ameliyatı kararını vermede 2 temel kriter vardır.</em></a><em>:</em></p>
<p><em><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span>Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.</em></p>
<p><em><strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></strong>Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 ‘şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 ‘er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.<strong> </strong></em></p>
<p><em>Eğer kızınızın durumu bu iki kriterdekilerden herhangi birine uyuyorsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurup ameliyat kararını birlikte almanızı öneririm.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok sık farenjit oluyorum, bademciklerimi aldırsam rahatlar mıyım?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bademcik iltihabı sıklığı yukarıda belirttiğim gibi erişkinde yılda 3&#8242;ü geçmiyorsa ya da peritonsiller abse, bademcik taşı, tümör şüphesi yoksa, bademciklerin alınmasına gerek yoktur. Sık farenjit geçirmeye yol açan etkeni saptamak üzere gerekli tetkikleri yaptırmalı (boğaz kültürü, reflü ve sinüzitin olup olmadığının araştırılması vb.), eğer kronik farenjitiniz varsa yukarıda belirttiğim önerilere uymalısınız.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Çocukken bademcik ameliyatı olmuşum, o yüzden çok sık farenjit oluyorum. Olmasaymışım keşke, ne dersiniz?</span></strong></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bu sözünü ettiğiniz durum halk arasında yanlış inanılan konulardan biridir. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır. Kronik farenjitiniz olma ihtimali yüksektir. Lütfen yukarıda bu konuda yazdığım yanıtı okuyunuz, kronik farenjitin tetiklenmesini sağlayan tahriş nedenlerinden uzak durunuz. </em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANİ İŞİTME KAYBI (AİK)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/ani-isitme-kaybi-aik/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/ani-isitme-kaybi-aik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 08:46:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ani işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[çınlama]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü sonrası işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[hiperbarik oksijen tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta ses]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1644</guid>
		<description><![CDATA[  Ani işitme kaybı, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları içinde en gizemli, en kafa karıştırıcı, en tartışmalı olanlarından biridir. Her yıl Amerika&#8217;da yılda 4000 kişi bu durumu yaşamaktadır. Her yaş grubunu tutabileceği gibi, en sık olarak 30-60 yaş arasında görülmektedir.  AİK&#8217;yı tanımlarsak, 3 günden kısa sürede, birden, çoğunlukla tek taraflı ortaya çıkan, işitme testinde (odyometri) bağlantılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: justify;">Ani işitme kaybı, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları içinde en gizemli, en kafa karıştırıcı, en tartışmalı olanlarından biridir. Her yıl Amerika&#8217;da yılda 4000 kişi bu durumu yaşamaktadır. Her yaş grubunu tutabileceği gibi, en sık olarak 30-60 yaş arasında görülmektedir. </p>
<p style="text-align: justify;">AİK&#8217;yı tanımlarsak, 3 günden kısa sürede, birden, çoğunlukla tek taraflı ortaya çıkan, işitme testinde (odyometri) bağlantılı en az 3 frekansta ortalama 30 dB&#8217;den (desibel=ses şiddet birimi) fazla kayıp olmasıdır (30 dB fısıltı sesinin şiddetidir). %50 hastada beraberinde dengesizlik veya başdönmesi olabilir. <span style="color: #ff0000;">Kulak Burun Boğaz&#8217;ın acillerinden biridir!!!</span> </p>
<p style="text-align: justify;">Kişi işitmesinin azaldığını çoğunlukla sabah kalktığı anda, telefonu o kulağına tuttuğunda ya da eşlik eden tıkanıklık ya da çınlama sesinden rahatsız olma sonucu fark eder. </p>
<p style="text-align: justify;">AİK&#8217;ya yol açabilecek yüzlerce neden vardır. Çoğu kişide neden saptanamaz, sadece %10-15 kişide buna yol açan belli bir etken bulunabilir. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>AİK&#8217;ya en sık yol açan nedenler şunlardır:</strong></span> </p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Enfeksiyonlar (grip, orta kulak iltihabı, menenjit vb.)</li>
<li>Kafa travması ve yüksek basınca maruz kalma</li>
<li>Ani gürültüye maruz kalmak (kulak önünde aniden çalan yüksek desibelli cep telefonu sesi, kulağa yakından düdük, korna vb. öttürmek, kulaklıkla müzik dinlerken sesin aniden yükselmesi, kişinin çok yakınında maytap, havai fişek, silah patlaması olması, vb.)</li>
<li>İmmünolojik hastalıklar (Lupus, Cogan sendromu vb.)</li>
<li>Ototoksik (kulağa zararlı) ilaç kullanımı (yüksek doz aspirin, bazı kanser ve romatizma ilaçları, gentamisin türü antibiyotikler vb.)</li>
<li>Dolaşım ve pıhtılaşma sorunları</li>
<li>Toksik nedenler (yılan ısırması vb.)</li>
<li>Nörolojik nedenler (multipl skleroz=MS, akustik nörinom vb.)</li>
<li>Meniere Hastalığı</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Eğer bu nedenlerden hiçbiri saptanmamışsa, idiyopatik (nedeni bilinmeden ortaya çıkan) AİK tanısı konulur. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Tanı:</strong></span> </p>
<p style="text-align: justify;">Öykü, işitme tetkikleri ve gerekirse bazı laboratuar testleri, beyin MR, vb. radyolojik tetkiklerle ayırıcı tanı yapılarak konulur. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Tedavi:</strong></span> </p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin olay ortaya çıktıktan sonra ne kadar kısa sürede Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurduğu, tedaviden alınacak yanıtı o kadar etkilemektedir!!! </p>
<p style="text-align: justify;">Nedeni çoğunlukla saptanamadığı için tedavisi ampiriktir ve farklı tedavi modaliteleri bulunmaktadır. İlk uygulanan tedavi kortizondur. Bu sayede işitme hücrelerindeki ödem giderilmekte ve can çekişmekte olan hücrelerin beslenip oksijenlenmesi hedeflenmektedir. Kortizon kullanımı sırasında tuz kısıtlaması da yine aynı nedenle önemlidir. Yine tedavide damar genişleticiler, kan sulandırıcılar, plazma genişleticiler, idrar söktürücüler, çeşitli vitaminler (özellikle B kompleks ve A) kullanılabilmektedir. Bu dönemde kişi gürültüden korunmalıdır. </p>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlarda başlangıçta tedaviye ek olarak ya da medikal tedaviden fayda görmemiş/ geç başvurmuş kişilerde Hiperbarik Oksijen Tedavisi de oldukça etkili bir tedavi şeklidir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen <a title="HİPERBARİK OKSİJEN TEDAVİSİ" href="http://www.itf.istanbul.edu.tr/sualtihekimligi/index_dosyalar/Page394.htm" target="_blank">tıklayınız&#8230; </a> </p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin yaşı, ek sağlık sorunları olup olmaması, sigara-alkol kullanımı olup olmaması, mesleki anlamda devamlı gürültüye maruz kalıp kalmaması gibi pek çok faktör, tedaviye verilen yanıtı değiştirebilmektedir. Bazı hastalarda işitme kaybı tamamen tedavi edilebilmekteyken, bazılarında tedaviye rağmen kalıcı olabilmektedir. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Yukarıdaki tüm bilgilerin sonucunda şunu söylemek lazım: İşitmenizde kısmen de olsan bir azalma, 24 saati geçen devamlı çınlama gibi bir şikayetiniz varsa, çoğu hastamızın yaptığı gibi, &#8220;Kulak kiridir, dur bakalım 1-2 gün bekleyeyim&#8221; demeyip, EN ACİL ŞEKİLDE bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurunuz!!!</span> </p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">KAYNAKLAR: </p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Sudden Sensorineural Hearing Loss , James O. Fordice, MD, November 18, 1993, BCM Bobby R. Alford Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</li>
<li>http://www.nidcd.nih.gov/health/hearing/sudden.asp, NIH Pub. No. 00-4757, Updated March 2003</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/ani-isitme-kaybi-aik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İŞİTSEL İŞLEMLEME BOZUKLUĞU VE ÇOCUKLARIN OKUL BAŞARISINDAKİ ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/isitsel-islemleme-bozuklugu-ve-cocuklarin-okul-basarisindaki-etkisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/isitsel-islemleme-bozuklugu-ve-cocuklarin-okul-basarisindaki-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 08:39:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ADHD]]></category>
		<category><![CDATA[başarısız]]></category>
		<category><![CDATA[CAPD]]></category>
		<category><![CDATA[hiperaktif]]></category>
		<category><![CDATA[Hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[İşitsel işlemleme bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime sağırlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Okul başarısızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tembel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2044</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Oğlum çok zeki, evde yapbozları hiç bakmadan tıkır tıkır yapıyor, kitap okuduğumda sonrasında sorduğum sorulara doğru yanıtlar veriyor, ödevlerini evde hiç zorlanmadan yapıyor ama okulda derslerini hiç dinlemiyor, başarısız, çok hareketli, derste gürültü yapıp arkadaşlarını rahatsız ediyor diye habire öğretmeninden şikayet geliyor. Acaba bir pedagoga mı götürsem?&#8221;  Üstteki konuşmalara pek çoğumuz yabancı değiliz sanırım. Günümüzün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR"><em>&#8220;Oğlum çok zeki, evde yapbozları hiç bakmadan tıkır tıkır yapıyor, kitap okuduğumda sonrasında sorduğum sorulara doğru yanıtlar veriyor, ödevlerini evde hiç zorlanmadan yapıyor ama okulda derslerini hiç dinlemiyor, başarısız, çok hareketli, derste gürültü yapıp arkadaşlarını rahatsız ediyor diye habire öğretmeninden şikayet geliyor. Acaba bir pedagoga mı götürsem?&#8221;</em> </p>
<p lang="tr-TR">Üstteki konuşmalara pek çoğumuz yabancı değiliz sanırım. Günümüzün i-pod kullanan, internette girmedik delik bırakmayan, you-tube, facebook, twitter&#8217;in daha 5 yaşındayken ne olduğunu bilen süper zeki Baby TV çocukları, bizler ne kadar engellediğimizi iddia etsek de teknolojinin bu çılgıncasına hayatımızı kontrol eden gücüne kapılmış durumda! Hiçbirimiz 5-6 yaşlarındayken alfabenin A&#8217;sını bilmezken, 2000&#8242;li yılların çocukları tüm harfleri, 100&#8242;e kadar saymayı, kendi özdilinin yanısıra kısmen de olsa yabancı bir dil bilerek, hatta bazıları okuma yazmayı öğrenmiş olarak ilköğretime başlamakta ve bu yeni neslin hızına nasıl yetişeceğini bilemeyen sınıf öğretmenlerini hayretler içinde bırakmaktadırlar. </p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/12/cpad.jpg"></a> </p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR">İlköğretimde sınıf içindeki bu seviye farklılıkları, doğal olarak standart ve müfredata uygun bir eğitim vermeye çalışan eğitmenleri de zor durumda bırakmaktadır. Ancak zeka seviyesi ve/veya temel bilgisi diğerlerinden fazla olan, ders dinlerken zaten 1-2 yıldır çok iyi bildiği bazı konuları dinlemekten sıkılan öğrenciler yanındaki-etrafındaki arkadaşlarına sarmakta ve yaramaz, sınıfın düzenini bozan çocuk damgası yemektedirler. </p>
<p lang="en">Bir de günümüzde giderek artan ihtiyaçların (kredi kartı borçları, ödev ve projeler için evde bilgisayar olması gerekliliği, çocukların her biri ayrı bir masraf ve efor gerektiren kurstan kursa koşturması, vb.) yarattığı maddi yük nedeniyle babanın yanısıra özellikle anneleri de çalışmak zorunda kalan, bakıcı abla/teyzelerle sadece iyi (?) bakılarak, oyun oynanmadan, &#8220;şunu ye, onu elleme, vb.&#8221; emirler dışında iletişim kurulmayan ortamda tek eğlencesi televizyonla başbaşa büyüyen 2000&#8242;li yılların şanssız çocukları, acaba okulda gerçekten zekalarını ve gerçek kapasitelerini gösterebiliyorlar mı dersiniz? </p>
<p lang="en">Siz ve çocuğunuz bu karmaşa içinde koşturur, elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırken &#8220;bu çocuk başarısız&#8221; denmesi insana ne kadar ağır geliyor. Başarısız ama neye göre, kime göre başarısız? Bu çocuk yeterince zeki değil de mi derslerini anlamıyor, yoksa yeterince zeki ama dersleri anlamasına engel bir sorun mu var? İşte size bu yazıda yaklaşık 10 yıl önce tanımlanan ve son zamanlarda özellikle Amerika&#8217;da okul çocuklarının başarısında giderek daha çok üzerinde durulan bir konu olan <strong>CAPD (Central Auditory Processing Disorder)</strong> yani <strong>Santral İşitsel İşlemleme Bozukluğu</strong>&#8216;ndan (<strong>SİİB, </strong>yeni adıyla<strong> İİB</strong>) bahsetmek istiyorum. </p>
<p lang="en"><strong>İİB</strong>, okul çocuklarının yaklaşık %5&#8242; ni etkileyen, işitme ve zeka normal olmasına rağmen, işitme yoluyla alınan bilgilerin işleme fonksiyonunda bozukluk şeklinde tanımlanan kompleks bir sorundur. Bu çocuklar ses yüksekliği yeterli ve anlaşılır kelimelere özellikle kalabalık ve gürültülü ortamlarda maruz kaldıklarında, kendilerine birşeyler söylendiğini anlamakta, ancak bu söylenenleri yanlış anlamlandırmaktadırlar. Örnek verecek olursa, &#8220;Bana sandal ve küreğin ortak özelliklerinden bahseder misin?&#8221; dendiğinde bunu &#8220;Bana mandal ve tüfeğin ortak özelliklerinden bahseder misin?&#8221; olarak algılamakta ve doğal olarak iki kelime arasında ilişki kuramadığı için bu soruyu yanıtlayamamakta ve öğretmeni tarafından başarısız kabul edilmektedir. <strong>İİB</strong> bu nedenle basitçe<strong> &#8220;Kelime Sağırlığı&#8221;</strong>olarak da adlandırılmaktadır. <sup>(1)</sup> </p>
<p lang="en">Nedeni genellikle bilinmemekle birlikte, erken yaşlarda geçirilen kronik orta kulak iltihaplarına bağlı iletim tipi işitme kayıpları, işitsel sistemin nöronal matürasyonunu geciktirmesi nedeniyle bu tür müzmin kulak sorunları olan çocukları <strong>İİB</strong> açısından yüksek risk grubuna sokmaktadır. <sup>(2) </sup>Bunun dışında bazı bilinen nedenler prematürite ve düşük doğum ağırlığı, ailede <strong>İİB</strong> öyküsü varlığı, kafa travması, santral işitme yollarının hastalıkları, kurşun ya da karbonmonoksit zehirlenmesi, Landau-Kleffner sendromu (genellikle 3-7 yaş arasındaki, o yaşa kadar normal gelişim göstermiş çocuklarda, ortada görünen herhangi bir sebep olmaksızın söylenen şeyleri anlamakta sorun yaşanmaya başlanması ve epileptik nöbetlerle karakterize bir sendrom), epilepsi, metabolik hastalıklar, serebrovasküler hastalıklar, Lyme Hastalığı (bir cins kenenin ısırması ile bulaşan bakteriyel bir enfeksiyon) ve yaygın gelişim bozukluğudur. <sup>(2)</sup> </p>
<p lang="tr-TR"> <strong>SİİB&#8217;NİN BULGULARI NELERDİR?</strong> </p>
<p>Bu çocukların tipik olarak zeka ya da işitme sorunu bulunmamaktadır. Çocuğunuzda ya da öğrencinizde İİB olup olmadığını öğrenmek için öncelikle şu sorulara yanıt aramalısınız:<sup>(1 , 3)</sup> </p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR">Sözel uyarılara dikkat ediyor ve söylenenleri hatırlıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Çok basamaklı yönergeleri tamamlamakta zorlanıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Hızlı konuşmaları anlamakta zorlanıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Kompleks sözel uyaranlarda devamlı &#8220;hı?&#8221;, &#8220;ne?&#8221;, &#8220;anlamadım&#8221; vb. deyip, söylenenleri tekrarlatıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Dinleme becerisi zayıf mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Bilgiyi işlemesi için diğerlerine oranla daha çok zamana mı ihtiyaç duyuyor? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Akademik başarısı düşük mü? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Davranış problemleri var mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Dil gelişiminde sorun var mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Okuma, kavrama, heceleme ve kelime dağarcığında yetersizlik var mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Ani ve yüksek gürültüler dikkatini kolayca dağıtır mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Gürültülü ortamlar onu mutsuz eder mi? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Daha sessiz ortamlarda davranış ve becerileri olumlu yönde değişiyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Sözel matematik sorularında zorlanıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Dezorganize ve pek çok şeyi unutuyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Konuşmaları takip etmekte zorlanıyor mu? </p>
</li>
</ul>
<p lang="en">Yukarıdaki soruların en az 3&#8242;üne evet diyorsanız, o zaman çocuğunuzda İİB olup olmadığının değerlendirilmesi için bir uzmana başvurmalısınız. </p>
<p lang="en">Yapılan bilimsel çalışmalarda İİB riski altında bulunan çocukların sorunlarının okula başladıkları anda değil, çok daha erken ortaya çıktığı, erken çocukluk işitsel dikkat ve öğrenme bozukluklarına sebep olduğu, okul çağında ise özellikle öğretmeni işitme yoluyla dinleyerek bilgi alma dönemlerinde belirginleştiği saptanmıştır.<sup>(4)</sup> </p>
<p lang="en">Adolesanlarda, akademik zorlukların temelinde erken tanı konulup önlem alınmamış İİB&#8217;nin yattığı düşünülmektedir.<sup>(5) </sup>Bu nedenle okul idarecileri, öğretmenler, rehberlik öğretmenlerinin çok yeni bir kavram olan İİB hakkında bilgilendirilmesi, bu çocukların ilerideki yaşam ve iş başarılarının olumlu anlamda değişmesini sağlayacaktır. </p>
<p lang="en"><strong>TANI NASIL KONULUR?</strong> </p>
<p lang="en">İşitme yolllarındaki nöronal matürasyon daha henüz tam olarak gelişmediği için İİB tanısı 6 yaşını tamamlamadan ve daha öncesinde konamaz. Çocukta konuşma ve dil gelişiminde gerilik varsa o zaman diğer olası tanılar araştırılır. </p>
<p lang="en">Öncelikle çocuğun müzmin orta kulak iltihabı, kronik seröz otit vb. bir orta kulak sorunu olup olmadığının anlaşılması için ayrıntılı KBB muayenesi yapılması gerekir. Özellikle İİB ve tekrarlayan orta kulak iltihabı/seröz otit arasında direkt bir ilişki olup olmadığına yönelik bilimsel araştırmalar devam etmektedir. Bazı çalışmalara göre bu ilişki ispatlanmışken bazıları bunu reddetmektedir. Tüm yayınlar incelendiğinde, orta kulak sorunlarının direkt olarak değil, ancak buna bağlı gelişen dönemsel işitme kayıplarının algıda kesintilere yol açmasına bağlı İİB&#8217;ye yol açtığı düşünülmektedir.<sup>(6) </sup> </p>
<p lang="en">Muayenesi normal olan çocuklarda, yaş gruplarına göre bazı testlere geçilir. Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından odyolog/odyometriste yönlendirilen çocuklarda, yaş grubuna bakılmaksızın timpanometri, akustik refleks testleri, çocuk 7 yaş ve üstünde ise saf ses odyometri, daha küçük ise oyun odyometrisi yapılır. Bunlar normal ise BERA (sesli uyarana işitme sinirinden beyindeki işitme merkezine kadar tüm geçiş yollarındaki tepkileri araştıran, objektif bir test) yapılmalı ve çocuğun işitmesinin normal olduğu ispat edilmelidir. </p>
<p lang="en">Eğer bu aşamaya kadar olan tüm testler normal ve çocukta konuşma ve dil gelişim bozukluğu düşünülüyorsa, çocuk 7 yaş altındaysa bir konuşma patoloğuna yönlendirilip bu açıdan değerlendirilmesi ve soruna yönelik konuşma egzersizlerine başlanması gerekir. Çocuk 6 yaşını tamamladıktan sonra, hala İİB ihtimali varsa o zaman uygun testlere geçilir. </p>
<p lang="en"> Çocuk 7 yaş üstünde ise İİB tanısı için bazı özel davranışsal testler (SCAN, Monaural konuşma testleri, Dikotik konuşma testleri, Staggered Spondaic Word-SSW testi <sup>(4)</sup>, vb.) yapılması gerekir. Bu testlerle işitsel matürasyon, dilin beyindeki dominant hemisferinin saptanması, nörolojik tabanlı dil/öğrenme bozuklukları tanımlanabilir. <sup>(2)</sup> </p>
<p lang="en"> Nisan 2000&#8242;de Dallas&#8217;ta Texas Üniversitesi&#8217;nde yapılan Bruton Konferansında, 14 bilim adamı İİB tanısı için uygulanacak test tipleri<sup> </sup>üzerinde ortak görüş birliğine varmış ve bu kriterler yayınlanmıştır. Ayrıca, &#8220;Santral İşitsel İşlemleme Bozukluğu&#8221;nun, belli bir anatomik bölgenin işaret edilmesinin doğru olmayacağından yola çıkılarak, <strong>İşitsel İşlemleme Bozukluğu (İİB)</strong> olarak tanımlanmasının daha anlamlı olacağına karar verilmiştir.<sup>(6)</sup> </p>
<p lang="en">Yetişkinlerdeki santral işitsel işlemleme bozukluğunu ölçen SSW testi, F. Akdaş tarafından Türkçe&#8217;ye adapte edilmiş ve Şaşırtmacalı Kelime Testi (ŞKT) olarak adlandırılmıştır.<sup>(4) </sup>Türkiye&#8217;de 2002 yılında F. Yalçınkaya ve E. Belgin tarafından yapılan bir bilimsel çalışmada, konuşma ve dil problemi olmayan 32 çocukla konuşma ve dil problemi olan 32 çocuğa (yaş aralıkları 83-153 ay) ŞKT<sup> </sup>uygulanmış ve ilk gruptaki çocukların ŞKT performansları normal değerler arasında bulunurken, konuşma ve dil problemi olan gruptaki 32 çocuktan 19&#8242;nun ŞKT performansları normal, 13 çocuğun ise anormal bulunmuştur. Bu çocuklardan 5&#8242;inin ŞKT bulguları İİB kategorisinde saptanmıştır.<sup>(4)</sup> </p>
<p lang="en"><strong>AYIRICI TANI:</strong> </p>
<p>İİB tanısı aslında, pek çok çocuk gelişim bozukluğuyla ortak bulgular içerdiği için komplikedir. Örneğin ADHD (Attention Deficit/Hyperactivity Disorder-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), izole konuşma geriliği, okuma ve öğrenme yetersizliği, otizm ve benzeri bozukluklar ve entellektüel fonksiyon azlığı vb. <sup>(2) </sup>Özellikle pek çok İİB&#8217;li çocuk yanlışlıkla Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alır, çünkü bulguları çok benzerdir. İkisi arasındaki farkları şöyle özetleyebiliriz:<sup>(2)</sup></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="640" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="311"></col>
<col span="1" width="311"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<td width="311"><strong><em>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu</em></strong></td>
<th width="311">
<p lang="tr-TR"><em><strong>İİB</strong></em> </p>
</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Savruk, özensiz </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Gürültülü ortamda duymada zorluktan kaynaklanan özensizlik </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Dikkati dağınık </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Sözel uyaranları takip etmekte güçlük ve buna bağlı dikkat dağınıklığı </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Hiperaktif </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Dinleme becerilerinde zayıflığa bağlı derse/konuşulanlara odaklanamama, sıkılıp etraftaki arkadaşlarına sarma </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Yerinde rahat duramaz </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Akademik yetersizlikleri nedeniyle ders dışı şeylerle uğraşır. </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Aceleci </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">İşitsel uyaranların algılanamamasına bağlı çağrışım etkisinde zayıflık, bu nedenle yarım yamalak cevaplar verme </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Sözünü kesme veya müdahil olma </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Dikkat dağınıklığına bağlı karşısındakinin cümlesinin bittiğini fark etmeden söze başlama </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu iki durumu birbirinden net olarak ayırt etmek gerekir, çünkü ADHD ilaçlarla tedavi edilmekteyken, İİB&#8217;nin tedavisinde ilacın yeri yoktur. </p>
<p lang="en"><strong>İİB TANISI ALMIŞ ÇOCUKLARDA EVDE VE OKULDA PROBLEM YARATAN FAKTÖRLER NELERDİR? </strong><sup>(3)</sup>  </p>
<ol>
<li><strong>İşitsel alan bazlı problemler: </strong>Ortam gürültülü ise çocuk dikkatini veremez.</li>
<li><strong>İşitsel hafıza sorunları:</strong> Yönerge, liste veya çalışma materyalleri sadece sözel olarak verildiğinde bunları hatırlamada zorlanır.</li>
<li><strong>İşitsel ayrımlama problemleri:</strong> Benzer seslere sahip kelimeleri duyduğunda ayırt edemez. (bot/kot gibi) Bu nedenle de duyduğunu yazma, yönergeleri yerine getirmede başarısız olur.</li>
<li><strong>İşitsel dikkat sorunu:</strong> Okulda uzun süren bir dersi ya da konferansı dinleme esnasında dikkatini uzun süreli odaklayamaz ve bu nedenle de sonrasında bu konuyla ilgili verilen görevi yerine getiremez.</li>
<li><strong>İşitsel bağıntı sorunu:</strong> Yüksek seviyeli dinleme gerektiren görevlerde (okunan metinden sonuçlar çıkarma, bilmeceleri çözme, sözel matematik problemlerini idrak etme vb.) zorlanır. Bu sorun, ancak üstteki 4 sorun çözüldükten sonra düzelebilmektedir.</li>
</ol>
<p lang="en"><strong>BU ÇOCUKLARA NASIL YARDIM EDİLEBİLİR?</strong> </p>
<p lang="en">İİB tanısı ve tedavisi için halen pek çok araştırma ve incelemeler devam etmekte ise de, ilk basamak olarak bu çocuklara sözel uyaranları, bunları daha rahat anlayabilecekleri şekilde ulaştırabilirsek pek çok sorunun da üstesinden gelebiliriz. <sup>(3) </sup>Altta yatan belli bir patoloji yoksa, çocuğun yaşı büyüdükçe nöronal olgunlaşmanın da gelişmesi ile, İİB&#8217;nin ortadan kalkabileceği görülmüştür. Bu süre zarfında, çocuğun okul başarısını yüksek tutabilmek adına aşağıda sayılan önlemler alınabilir:  </p>
<ul>
<li>
<p lang="en">İİB&#8217;li çocukların bulunduğu ortam gürültüsünü azaltmalıyız. Örneğin ders çalışırken televizyon açık olmamalı, olabildiğince kendine ait bir odada sessiz bir ortamda ders çalışmalı. Sınıfta da öğretmen ders sırasında olabildiğince gürültü ve karmaşaya engel olmalı. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Siz (aile ya da öğretmen) konuşurken çocuğun yüzünüze bakmasını sağlamalısınız. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Basit, kısa, vurgulu cümleler kurmalısınız. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Yavaş, hafif yüksek bir tonda, bağırmadan, tane tane konuşmalısınız. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Çocuğa bir yönerge verdiğinizde, verdiğiniz görevi size tekrar etmesini isteyiniz, hatta bu görev tamamlanana kadar sesli olarak bu yönergeleri tekrarlamasını söyleyiniz. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">İleri bir saat ya da tarih için verilen görevlerin &#8220;akıl defteri&#8221;ne yazılması sağlanmalı. Evde saatlere paylaştırılmış bir rutin oluşturup işlerini buna göre organize etmesi öğretilmeli. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Okulda öğretmenler bu çocukları sınıfın ön sıralarına, yüzleri pencereyi görmeyecek şekilde oturtmalı, dersi ara ara (özellikle vurgulanması gereken noktalarda mutlaka) yüzlerine bakarak anlatmalıdırlar. Çocuğun verilen görevleri not defterine kısa notlar halinde yazdığından emin olunmalı, eksikleri tamamlanmalı, hatta imkan varsa bir ses kayıt cihazına bu yönergeler okunarak çocuk eve o cihazla gönderilmelidir. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">İmkan varsa, bu çocuklara FM sistemi denilen sistemlerle, öğretmen mikrofona konuşacak şekilde kulaklıkla ders dinlettirilmelidir. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Dil geliştirme becerileri, işitsel hafıza güçlendirme egzersizleri, işitsel entegrasyon eğitimi ile bu çocukların okul başarıları arttırılabilir. </p>
</li>
</ul>
<p lang="en"> <strong>KAYNAKLAR:</strong> </p>
<ol>
<li>NIDCD- National Institude on Deafness and Other Communication Disorders, &#8220;Auditory Processing Disorder in Children&#8221;, <em>http://www.nidcd.nih.gov/health/voice/auditory.htm</em></li>
<li>Yalçınkaya F, Keith R. &#8220;Understanding auditory processing disorders in children&#8221;. <em>Turk J Pediatr 2008; 50: 101-105.</em></li>
<li>KidsHealth from Nemours, <em>http://kidshealth.org/parent/medical/ears/central_auditory.html</em></li>
<li>Yalçınkaya F, Belgin E. Konuşma ve lisan problemi olan ve olmayan çocukların uyarlanmış şaşırtmacalı kelime testi ile santral işitsel işlemleme performanslarının incelenmesi. <em>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 2002; 46: 195-202</em></li>
<li>Heine C, Slone M. The Impact of Mild Central Auditory Processing Disorder on School Performance During Adolescence. <em>Journal of School Health July 2008; Vol. 78, No:7, 405-407</em></li>
<li>Chermak G.D. Deciphering auditory processing disorders in children. <em>Otolaryngologic Clinics of North America 2002; 35, 733-749</em> </li>
</ol>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span> </p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="en">  </p>
<p lang="tr-TR">  </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/isitsel-islemleme-bozuklugu-ve-cocuklarin-okul-basarisindaki-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KREŞ VE ANAOKULUNA GİDEN ÇOCUKLARDA KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 10:29:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[allerji]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[sık hastalanma]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[    2000 yılında Amerika&#8217;da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21&#8242;inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17&#8242;sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12&#8242;sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9&#8242;unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7&#8242;sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3&#8242;ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş. Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="kindergarten-kids.jpg" rel="attachment wp-att-103" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=103"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p> </p>
<p>2000 yılında Amerika&#8217;da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21&#8242;inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17&#8242;sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12&#8242;sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9&#8242;unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7&#8242;sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3&#8242;ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş.</p>
<p><strong>Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara maruz kalma riski ne kadardır?<br />
</strong><br />
Ulusal Tıbbi Kütüphane ve Sağlık Enstitüsü olan <em>Medline&#8217;</em> da bildirildiği üzere<em>,</em> kreş ve anaokuluna giden çocuklar, hasta olması muhtemel diğer çocuklarla sık temas ediyor olmaları nedeniyle daha sık hastalanabilmektedir.</p>
<p>Bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle, kulak iltihabı ve ishal geçirme riski, bu nedenle artmıştır. Bazı çalışmalar astımın bu tür ortamlarda tetiklendiğini belirtmekle birlikte, diğer bazı çalışmalarda ise bu tip okullarda çeşitli mikroplara maruz kalmaya bağlı çocuğun bağışıklık sisteminin geliştiği vurgulanmaktadır.</p>
<p>Yapılan araştırmalarda her çocuğun yılda ortalama 8-10 kere soğuk algınlığı geçirdiği, hastalığın 10-14 gün sürdüğü ve özellikle de çocukların kış aylarında daha çok hastalandığı saptanmıştır. Bu hesaba göre bir çocuk her biri 2 hafta sürecek şekilde Mart-Eylül arası dönemde 2 kez, Eylül-Mart arası dönemde 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirse, kış ayının yarısından fazlasını hasta olarak geçirecek demektir.</p>
<p>Kreş-anaokuluna giden çocuklar ise yılda 3-10 kez orta kulak iltihabı geçirebilmektedir. Bu durum evde bakılan çocukların geçirdiğinin neredeyse 4 katıdır.</p>
<p><strong>Ne gibi durumlarda kreş-anaokuluna giden çocukları bir süre okula göndermemek gerekir?</strong></p>
<table style="width: 372px; height: 129px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="372">
<tbody>
<tr>
<td valign="middle">
<ul>
<li>Eğer çocuğunuzun koltukaltından ölçülen ateşi 37.5 C&#8217;un, kulaktan ölçülen ateşi 38 C&#8217; nin üzerinde ise okula göndermeyiniz. Çocuğunuz kendini iyi hissediyor olsa bile, ateş bulaşıcı bir hastalığın ilk bulgusu olabilir.</li>
<li>Okuldaki diğer çocuklarda suçiçeği, kızamık vb. bilinen bir bulaşıcı hastalık ortaya çıkmışsa en az 10 gün kadar çocuğunuzu okula göndermeyiniz.</li>
<li>Herhangi bir hastalık nedeniyle antibiyotik başlanmışsa, ilacın etkin doza ulaşacağı ilk 1-2 gün okula göndermeyiniz.</li>
<li>Çocuğunuz kusuyor ya da ishalse çocuğunuzu diğer çocuklardan uzak tutmak gerekir.</li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kreş-anaokuluna giden çocukları hastalıklardan korumak mümkün müdür? </strong><br />
Kısaca hayır! Hastalıklara yakalanma riskini azaltmak için alınabilecek önlemler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Çocuğunuza yemekten önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasını öğretebilirsiniz.</li>
<li>Enfeksiyonların en çok, çocukların ellerini ve kirli oyuncakları ağzına sokması ile yayıldığı saptanmış olduğundan, okulun bu tür materyalleri dezenfekte etme metodlarını ve sıklığını denetleyebilirsiniz.</li>
<li>Çocuğunuz okula başlamadan önce rutin bir muayeneden geçirebilirsiniz. Bu sayede bademciklerinin ve genizetinin büyük olup olmadığını, geçirmesi muhtemel enfeksiyonlarla bu dokuların daha da büyüyüp nefes yolunu tıkama riskinin olup olmadığını, kulaklarında sıvı birikimi olup olmadığını, boğaz kültürüyle beta hemolitik streptokok taşıyıcılığı olup olmadığını öğrenebilirsiniz.</li>
<li>Allerjik bünyeli çocuklarda öğretmenlerini uyararak özellikle allerjik gıdaların (çilek, fıstık ezmesi vb. ) verilmesini önleyebilirsiniz. </li>
</ul>
<p><strong>Günümüzün ekonomik şartlarında, çalışan anne sayısının da artışıyla kreş ve anaokullar pek çok aile için zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle çok sık hastalanıyor diye çocuğunuzu kreşten almak yerine sağlık durumunu sık sık takip ederek normalden fazla sayıda hastalık geçirmesini önleyebilirsiniz. </strong></p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\' type=\\\\'text/javascript\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOĞAZDA KILÇIK KALMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 20:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte kılçık]]></category>
		<category><![CDATA[balık kılçığı]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda batma]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda kılçık kalması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1565</guid>
		<description><![CDATA[  Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene edebilirim” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: justify;">Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene <span style="color: #000000;">edebilirim</span>” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir yerlere saplanmış kalmış ve ucu görünüyor olmasını da dilersiniz içinizden. Yoksa…</p>
<p style="text-align: justify;">Balık kılçıkları üst solunum yolu ve yemek borusunun en sık görülen yabancı cisimleridir. Bazı balık türlerinin kılçıkları, yoğun kalsiyum içermesi nedeniyle kemiksi ve röntgen çekildiğinde görülebilir iken (buna radyoopak denir), maalesef özellikle ülkemiz denizlerindeki balıkların çoğu ufak kılçıklı ve röntgende görülemeyecek dansitededir (buna radyolüsent denir).</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçık çıkarılamadığında ya da bazı derin organlara doğru ilerlemiş olduğunda komplikasyonlarla karşılaşılır. Bu nadir (%1-3) görülen ama ciddi sonuçları olan komplikasyonlar boyun apsesi, mediastinit (akciğerler arasındaki boşluğun iltihabı) ve ana atardamar yırtığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçıklar en sıklıkla bademciklere, dil köküne, vallekula adı verilen dil kökü ile gırtlak arası boşluğa ve nadiren de yemek borusunun üst kısmına takılırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişi,  boğazda yabancı cisim ve batma hissi, gıcıklanmaya bağlı öksürme ve ağrıya bağlı yutma zorluğu ile karşımıza gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıntılı boğaz-yutak muayenesinde görülebilen kılçıklar, kişiyi uyutmaya gerek olmadan özel aletlerle alınabilmektedir. Ancak öğürme refleksi aşırı olan kişilerde, bu refleksi baskılamak amacıyla boğaza bazı spreyler sıkılarak işlem gerçekleştirilmeye çalışılmakta, bu şekilde ulaşılamıyorsa kısa süreli narkoz altında kılçığa müdahale etmek zorunda kalınabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçık boğaz-yutak bölgesinde değil ve kişide bahsedilen şikayetler mevcutsa, kılçık muhtemelen yemek borusunun üst kısmında yerleşmiş olabilir. Bu durumda, röntgen çekip kılçık görülmeye çalışılabilir. Ancak radyolüsen kılçıkları ancak bilgisayarlı tomografi gösterebilmektedir. Diğer bir yöntem, endoskopi ile yemek borusunun muayenesi ve kılçığın çıkarılmasıdır ki, kişinin boğazı uyuşturularak ve sedasyon altında (yani tam narkoz vermeden) yapılabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011-2012 GRİP SEZONU-Güncel Bilgiler</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/10/2011-2012-grip-sezonu-guncel-bilgiler/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/10/2011-2012-grip-sezonu-guncel-bilgiler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2011 08:12:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2730</guid>
		<description><![CDATA[Mevsimsel grip en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsimsel grip en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir.</p>
<p>Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapar, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açar. Bu nedenle her yılın başında WHO (Dünya Sağlık Örgütü) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önerir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önler. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlar ve bu virüse karşı en fazla yüzde 80 koruma sağlayabilir.</p>
<p><strong>CDC’nin (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) yayınladığı 2011-2012 Grip Mevsimi Raporu’na göre, bu yıl gribe yol açması muhtemel virüs tiplerinin geçen yılkilerle aynı olabileceği ifade edilmiştir.</strong> <strong>Ancak 2009 yılında yaşanan Pandemik H1N1 2009 gribi (Domuz gribi) salgınında olduğu gibi, grip virüslerinin herhangi bir zamanda genetik yapılarını değiştirip yepyeni bir formla karşımıza çıkmaları mümkündür.</strong></p>
<p><strong>WHO’nun önerileri doğrultusunda 2011-2012 sezonu için hazırlanan grip aşılarındaki virüs içeriği geçen sezonda Kuzey Kutbu için hazırlanan aşı ile aynı olarak düzenlenmiştir.</strong> <strong>Ancak CDC geçen yıl grip aşısı olan kişilerin, özellikle risk grubunda olanların 1 yıllık süre sonrasında bağışıklık yanıtının azalmış olabileceğini, bu nedenle de içeriği aynı bile olsa bu yıl da aşılanmaları gerektiğini ifade etmektedir.</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hasta kişilerden grip kapmamak için ne yapmalıyım?</span></strong></p>
<p>*Ateş, öksürük, burun akıntısı olan hasta görünümlü kişilerle yakın temastan kaçınılmalı.<br />
* Eller sık sık sabunla yıkanmalı, kirli ellerle göz-ağız-buruna dokunulmamalı.<br />
* Yeterli uyku, düzgün beslenme, fiziksel aktivite, çocuğun yanında sigara içilmemesi önemli.<br />
* Evde hasta birinin varlığında, kişi ailenin diğer fertlerinden ayrı bir odada tutulmalı, oda sık sık havalandırılmalıdır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Hastalanmışsam evdekileri ve çevremdekileri nasıl koruyabilirim?</strong><br />
</span>* Öksürme ve hapşırma sonrasında eller iyice yıkanmalı, kullanılan kağıt mendil tekrar kullanılmak için saklanmadan atılmalı, bez mendil kullanımından kaçınılmalı,<br />
* İşe/okula en az 5 gün süreyle gidilmemeli, evde dinlenilmeli,<br />
* Yakındakilerle teması en aza indirmeli, öpüşülmemeli, ziyaretçi kabul edilmemeli,<br />
* Eller sık sabunlanmalı,<br />
* Kirli ellerle ortak kullanım alanlarındaki eşyalara dokunulmamalıdır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ne zaman doktora başvurulmalı?</span></strong></p>
<p>Çocuklarda acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
* Hızlı solunum ya da solunum zorluğu<br />
* Ciltte mavimsi renk değişikliği<br />
* Yeterli sıvı alamama<br />
* Sözlü uyarılara yanıt verememe ya da uyanamama<br />
* Aşırı hırçın olma<br />
* Grip şikayetleri tam geçmişken ateş ve yoğun bir öksürük başlamış olması<br />
* Döküntü ve ateş</p>
<p>Erişkinlerde acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
* Solunum zorluğu, nefes darlığı<br />
* Göğüs ya da karında ağrı-basınç<br />
* Ani baş dönmesi ve sersemlik<br />
* Zihin bulanıklığı<br />
* Şiddetli ve durmayan kusma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/10/2011-2012-grip-sezonu-guncel-bilgiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haberler&#8230;.</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/08/haberler/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/08/haberler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 09:11:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2692</guid>
		<description><![CDATA[  www. kadingozu.com web sitesinde ilginç yazılar yazmaya başladım&#8230;   *********************************************************************************** Yeni uzmantv videolarım için http://www.uzmantv.com/arama?expert=1347&#38;sort=vcd&#38;p=2 adresini tıklayabilirsiniz&#8230;..Konu: Yetişkinlerde kulak ağrısı *********************************************************************************** Bebeğim ve Biz Dergisi Ekim Sayısı için Çocuk Hast.  Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu ile birlikte  &#8220;Çocuklarda Kış Hastalıkları&#8221; kitapçığı hazırladık. Ateş nasıl ölçülür, kışın ne gibi hastalıklar görülür ve bulguları nelerdir, evde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><a href="www. kadingozu.com " target="_blank">www. kadingozu.com </a>web sitesinde ilginç yazılar yazmaya başladım&#8230;</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2717" title="kadingozu web sayfasi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2011/08/kadingozu-web-sayfasi-300x165.jpg" alt="" width="300" height="165" /></p>
<blockquote><p> </p>
<p>***********************************************************************************</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2721" title="uzmantv logo" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2011/08/uzmantv-logo-300x75.jpg" alt="" width="180" height="45" />Yeni uzmantv videolarım için <a href="http://www.uzmantv.com/arama?expert=1347&amp;sort=vcd&amp;p=2">http://www.uzmantv.com/arama?expert=1347&amp;sort=vcd&amp;p=2</a> adresini tıklayabilirsiniz&#8230;..Konu: Yetişkinlerde kulak ağrısı</p>
<p>***********************************************************************************</p>
<p>Bebeğim ve Biz Dergisi Ekim Sayısı için Çocuk Hast.  Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu ile birlikte  &#8220;Çocuklarda Kış Hastalıkları&#8221; kitapçığı hazırladık. Ateş nasıl ölçülür, kışın ne gibi hastalıklar görülür ve bulguları nelerdir, evde ne yapılabilir, hangi durumda doktora başvurmak gerekir gibi pek çok faydalı bilgiler içermekte&#8230;Şuı anda bayilerde&#8230;.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2715" title="ekim2011bebegimvebiz" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2011/08/ekim2011bebegimvebiz-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" /><img class="size-medium wp-image-2718 aligncenter" title="ekim2011bebegimvebizkitapcik" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2011/08/ekim2011bebegimvebizkitapcik-300x254.jpg" alt="" width="300" height="254" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/08/haberler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ACHOO (Hapşuuuu) Sendromu (Fotik Hapşırma Refleksi)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/06/achoo-hapsuuuu-sendromu-fotik-hapsirma-refleksi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/06/achoo-hapsuuuu-sendromu-fotik-hapsirma-refleksi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2011 13:35:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ACHOO Sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[fotik hapşırma refleksi]]></category>
		<category><![CDATA[güneş alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş ışığı]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırma]]></category>
		<category><![CDATA[Hapşuu]]></category>
		<category><![CDATA[ışık alerjisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2683</guid>
		<description><![CDATA[Güneş ışığına maruz kalma sonrasında ani, kontrol edilemeyen hapşırmalarla giden bir durumdur.  ACHOO Sendromu, “Autosomal dominant Compelling Heliopthalmic Outburst Syndrome” (Baskın Genetik Geçişli, Zorlayıcı, Göz Kaynaklı Patlama Sendromu) şeklindeki tıbbi tanımlamanın başharfleri kullanılarak oluşturulmuştur ki, güzel bir tesadüf olarak İngilizce’deki “Achoo” ibaresinin  bizdeki Türkçe karşılığı “Hapşuuu” dur.  Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere sendrom ailesel geçişlidir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş ışığına maruz kalma sonrasında ani, kontrol edilemeyen hapşırmalarla giden bir durumdur. </p>
<p>ACHOO Sendromu, “<strong>A</strong>utosomal dominant <strong>C</strong>ompelling <strong>H</strong>eliopthalmic <strong>O</strong>utburst <strong>S</strong>yndrome” (Baskın Genetik Geçişli, Zorlayıcı, Göz Kaynaklı Patlama Sendromu) şeklindeki tıbbi tanımlamanın başharfleri kullanılarak oluşturulmuştur ki, güzel bir tesadüf olarak İngilizce’deki “Achoo” ibaresinin  bizdeki Türkçe karşılığı “Hapşuuu” dur.  Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere sendrom ailesel geçişlidir (anne ya da babada bu duruma yol açan genin varlığında çocukta bu sendromun görülme oranı %50’dir) ve kişi güneş ışığına çıkınca ya da karanlık bir yerden parlak ışıklı bir yere ani geçiş yaptığında pek çok kez (nadir vakalarda 30-40 kez) hapşırmaktadır. </p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalarda bu durumun popülasyonda % 23-33 oranında görüldüğü saptanmıştır. Erkeklerde görülme sıklığı kadınlardan daha fazladır. </p>
<p>Bu arka arkaya gelen hapşırmalara nasıl bir reaksiyon zincirinin yol açtığı tam olarak saptanamamakla birlikte buna dair çeşitli teoriler bulunmaktadır.  Bir tanesi güneş/kuvvetli ışık alerjisidir. Polenlerle temasta vücutta nasıl alerjik şikayetleri ortaya çıkarak reaksiyonlar oluşuyorsa, kuvvetli ışıkla temasta da irritasyonun yol açtığı hapşırmalar karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer teori bu kişilerin ışığa karşı aşırı duyarlı olmaları ve hapşırma sayesinde gözlerin kapanarak vücudun kendini ışıktan koruması şeklindedir.  Bir başka teori ise, ışığa maruz kalma sonrasında Trigeminal sinir çekirdeğinin yanlış sinir deşarjlarına yol açarak hapşırmayı tetiklemesidir. Bu durum soğuğa maruz kalma ya da çok kuvvetli tat ve kokularda da karşımıza çıkmaktadır.  </p>
<p>Tanı kişinin ya da yakın akrabalarının kuvvetli ışığa maruz kalma sonrasında hapşırma ataklarının gelmesi öyküsüne dayanır, özel bir tanı koydurucu kan tahlili, alerji testi ya da tetkik bulunmamaktadır. </p>
<p>Nedenin ne olduğu bilinmediği için doğal olarak belli bir tedavi şekli de olmayan bu sendromda, gözlerin kuvvetli ışıktan korunması için UV filtreli, koyu camlı gözlüklerin kullanılması önerilmektedir. Kişinin hayatını olumsuz yönde etkileyecek bir olaya da yol açmadığı için, sadece nazal alerjilerle birlikte olan tipinde şikayetleri yoğun olan kişilerde antihistaminik ilaçlar önerilebilir. Bu sendromu tedavi etmeye yönelik herhangi bir alerji aşısı  da yoktur.</p>
<p>KAYNAK:  Yahoo Health</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/06/achoo-hapsuuuu-sendromu-fotik-hapsirma-refleksi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UÇAK YOLCULUĞU VE KULAK AĞRISI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/05/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/05/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 May 2011 05:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[dekonjestan]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarında yırtılma]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta kanama]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[öztaki tüpü]]></category>
		<category><![CDATA[saman nezlesi]]></category>
		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[uçak inerken kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[uçuş]]></category>
		<category><![CDATA[Valsalva manevrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[Uçuş sırasında neden kulaklarım ağrıyor? Östaki tüpünün ağzı burnun gerisinde genizde yer almaktadır, bu nedenle nezle-grip geçirirken nasıl burun mukozası şişiyorsa bu kanalın ağzı da şişip tıkanmaktadır. Zamanla orta kulakta hapsolan hava kaybolmakta ve oluşan negative basınç nedeniyle kulak zarı  içeri doğru vakumlanmaktadır. Bu durum kulak ağrısına yol açar. Tedavi olunmazsa negative basınç çevre dokulardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Uçuş sırasında neden kulaklarım ağrıyor?</span></strong></li>
</ul>
<div class="mceTemp"><em>Östaki tüpünün ağzı burnun gerisinde genizde yer almaktadır, bu nedenle nezle-grip geçirirken nasıl burun mukozası şişiyorsa bu kanalın ağzı da şişip tıkanmaktadır. Zamanla orta kulakta hapsolan hava kaybolmakta ve oluşan negative basınç nedeniyle kulak zarı  içeri doğru vakumlanmaktadır. Bu durum kulak ağrısına yol açar. Tedavi olunmazsa negative basınç çevre dokulardan orta kulağa sıvı çeker, &#8220;seröz otit&#8221; gelişir, bu sıvı nedeniyle işitme daha da bozulur. Son aşamada ise bu sıvıya yerleşen mikroplar orta kulak iltihabını başlatırlar ve kulak ağrısı artar, işitme kötüleşir, ateş çıkar. </em></div>
<p><em>Östaki tüpü ağzının tıkanmasının en sık görülen nedenleri nezle-grip ve saman nezlesidir (alerjik rinit).  Kişide bu hastalıkların varlığında uçuş, dalış, yüksek rakımlara çıkma vb. dış ortam basıncını arttırıcı bir ortamda bulunma durumunda östaki tüpü iki taraf arasındaki basıncı dengelemede yetersiz kalır ve  özellikle de uçağın inme anında kulak zarının içeri doğru vakumlanması kişide çok şiddetli kulak ağrısına neden olur. Hatta kulak zarında yırtılma, orta kulağa kanama da görülebilir. Bu nedenle hasta iken yani burun tıkalı iken uçuş vb. yapılmamalıdır. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Hasta iken uçağa binmem gerekirse ne gibi önlemler almalıyım?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Burnu açık tutmak için uçak kalkmadan 15 dk önce ve özellikle de uçak inişe geçmeden 15 dk önce burnunuzu temizleyip dekonjestan burun spreyi (Otrivine, İliadine vb.) sıkınız. Hatta uçuş süreniz 3 saatten uzun ise ve yüksek tansiyon, prostat büyüklüğü, kalp hastalığı, göz tansiyonu, epilepsi gibi bir hastalığınız yoksa  uçuştan 1 saat once almak ve dozunu tekrarlamak kaydıyla dekonjestan tabletlerden (Sudafed, Rinogest vb. ) de kullanabilirsiniz. </em></p>
<p><em>Uçuş boyunca sık aralarla sakız çiğnemek, kulakta basınç hissettiğiniz anda yutkunmak, esnemek veya su içmek, Valsalva manevrası yapmak (burun ucunu parmaklarla sıkıp  once yutkunup  sonra yanakları şişirip ağzınınzdan ve burnunuzdan hava kaçırmayacak şekilde sümkürmek) da faydalı yöntemlerdir. </em></p>
<p><em>Küçük çocuklar ve bebekler maalesef Valsalva vb. manevralar yapamayacakları veya kulaklarındaki basıncı ifade edemeyecekleri için mutlaka sık aralarla burunları temizlenmeli, 2 yaş altında ise tuzlu su, üstünde ise çocuk dekonjestan sprey ve şurupları kullanılmalıdır. Meme emen bebeklerde ise uçak kalkış ve inişlerinde, kendiniz kulağınızda basınç hissettiğinizde  mutlaka bebeğinizi emziriniz, emme hareketi östaki tüpü ağzındaki kasların çalışmasını ve böylece tüpün ağzının açık kalmasını sağlar. Biberon kullanan bebekler için de özellikle iniş sırasında aynı kural geçerlidir. </em></p>
<p><em>Uçak inişe geçtiğinde, yutkunma ile östaki ağzını açmayı uyurken gerçekleştiremeyeceğiniz için uyanık olmaya gayret ediniz.</em></p>
<p><em>Kulağı ani basınç değişikliklerinden korumak üzere kulak tıpası da kullanılabilir, özellikle küçük çocuklarda bunu tercih edebilirsiniz. Veya kulağın ön kısmında yer alan meme gibi çıkıntıyı dış kulak yoluna doğru bastırarak da aynı etkiyi sağlayabilirsiniz. </em></p>
<p><em>Tüm bu önlemlere rağmen uçuş sonrası kulak ağrınız veya işitme kaybınız varsa, mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir. </em></p>
<pre>KAYNAK:http://www.deafnessresearch.org.uk </pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/05/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖPÜCÜK HASTALIĞI (ENFEKSİYÖZ MONONÜKLEOZ)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/03/opucuk-hastaligi-enfeksiyoz-mononukleoz/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/03/opucuk-hastaligi-enfeksiyoz-mononukleoz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 07:16:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz zar]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda beze]]></category>
		<category><![CDATA[ebv]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyoz mononükleoz]]></category>
		<category><![CDATA[mono]]></category>
		<category><![CDATA[öpücük hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1845</guid>
		<description><![CDATA[Etkeni: Ebstein-Barr virüsü (EBV)  Kuluçka dönemi: 4-6 hafta  Süresi: Belirtileri 10 gün kadar sürer.  Bulaş yolu: Virüs öksürme ve hapşırma sırasında damlacık yoluyla, ortak kullanılan bardak, pipet vb.ile ya da öpüşmekle boğaza girer.  Seyri: 38-39 oC ateş, boyunda ağrılı lenf bezi büyümesi ile başlar, zamanla pek çok lenf bezi ile karaciğer ve dalak da büyür. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp"><strong>Etkeni:</strong> Ebstein-Barr virüsü (EBV) </div>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 4-6 hafta </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş yolu:</strong> Virüs öksürme ve hapşırma sırasında damlacık yoluyla, ortak kullanılan bardak, pipet vb.ile ya da öpüşmekle boğaza girer. </p>
<p><strong>Seyri:</strong> 38-39 <sup>o</sup>C ateş, boyunda ağrılı lenf bezi büyümesi ile başlar, zamanla pek çok lenf bezi ile karaciğer ve dalak da büyür. Bademcikler irileşmiş, kırmız ve/veya üzeri beyaz zarlarla kaplıdır. Yutkunmada zorluk, iştahsızlık, yorgunluk, başağrısı, kol ve bacaklarda ağrı vardır. </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Muayenenin yanısıra bazı kan tahllileri ve EBV virüsüne özel testlerle konulur. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Viral enfeksiyon olduğu için tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur. Karaciğer ve dalağı büyüten bir enfeksiyon olduğu için, çocuğun 1-2 hafta süreyle dinlenmesi ve 3 hafta boyunca bu organlara darbe alabileceği ağır sporlar yapmaması gerekir. Yorgunluk, halsizlik ve iştahsızlık daha uzun sürebilir. Vücut bu mikrobu bağışıklık sistemi ile yenip yok edeceği için, bağışıklığı destekleyici beslenme tarzı tercih edilmelidir. Ateş döneminde aspirin içermeyen ağrı kesici-ateş düşürücüler, boğaz ağrısı için çocuğun yaşı uygunsa boğaz spreyleri ve pastil kullanımı, gerekirse vitaminler önerilebilir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar:</strong> Karaciğer ve dalak bölgesine gelen darbelere ve ağır spora bağlı bu organlarda nadiren de olsa yırtılma ve iç kanama olabilir. </p>
<p><strong>Bulaştırıcılık: </strong>Kişi/çocuk bu virüsü 18 haftaya kadar etrafına bulaştırabilir. İyileşme gerçekleşse bile, bu süre bitene kadar genel hjyen önlemlerinin devamı önerilir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Bazı kişiler bu hastalığı tipik belirtileri ortaya çıkmadan, hafif bir grip gibi atlatıp bu virüse karşı bağışıklık kazanabilir. Bu nedenle çocuğun yakın temasında olan ve bulaştırma ihtimali olmuş olan kişilerin, şikayetleri ortaya çıkmadıktan sonra herhangi bir tetkik yaptırmasına ya da koruyucu bir ilaç almasına gerek yoktur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/03/opucuk-hastaligi-enfeksiyoz-mononukleoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA AĞIZ VE SES TELİ SİĞİLLERİ (HPV ENFEKSİYONU)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 11:14:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[HPV]]></category>
		<category><![CDATA[larinks papillomu]]></category>
		<category><![CDATA[siğil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2652</guid>
		<description><![CDATA[HPV (human papilomavirüs) deride, ses tellerinde, ağızda ve anogenital bölgede siğillere yol açabilen ve pek çok çeşidi bulunan bir virüstür. HPV virüsünün pek çok türü hayvanlarda da enfeksiyon yapabilmekteyse de, hayvanları etkileyen virüs tipleri insanlarda hastalığa yol açmamaktadır. Erişkinlerde kondilom ya da genital siğillerin %0,6-13&#8242;ünden sorumludur ve seksüel yolla en sık bulaşan mikrop türüdür. Erişkinlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HPV (human papilomavirüs) deride, ses tellerinde, ağızda ve anogenital bölgede siğillere yol açabilen ve pek çok çeşidi bulunan bir virüstür. HPV virüsünün pek çok türü hayvanlarda da enfeksiyon yapabilmekteyse de, hayvanları etkileyen virüs tipleri insanlarda hastalığa yol açmamaktadır.</p>
<p>Erişkinlerde kondilom ya da genital siğillerin %0,6-13&#8242;ünden sorumludur ve seksüel yolla en sık bulaşan mikrop türüdür. Erişkinlerde HPV virüsünün inkübasyon periyodu (virüsün vücuda girip çoğalarak hastalık oluşturmasına kadar geçen süre) 1-20 aydır ve bazen bu süre 2 yıla kadar uzayabilir, çocuklardaki süre ise net olarak bilinmemektedir.</p>
<div class="mceTemp">HPV virüsünün yol açtığı deri siğilleri çocukların %20&#8242;sinde görülmektedir ve en çok yüz, eller, ayaklar, dirsek ve dizlerde ortaya çıkmaktadır. Ayak tabanında yer alanlar hariç ağrı vb. bir şikayete pek yol açmazlar, sadece kozmetik sorun yaratırlar.</div>
<p><sup>HPV virüsünün yol açtığı ses teli papillomları tüm dünyada çocuklarda larinksi (ses kutusu) tutan tümörler içinde en sık görülenidir. Amerika&#8217;da 100.000 çocuktan 1.7-2.6&#8242; sında saptanmaktadır.</sup><sup>1</sup><sup> Tanı genellikle 4 yaş civarında konmaktadır ve maalesef hastalığın yineleyici özelliği nedeniyle bu çocuklar her yıl ortalama 5 kez cerrahi geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Larinks papillomu ilerleyici ses kısıklığı, nefes alıp verirken ötme ve öksürüğe neden olur. Nadiren de havayolunu tıkayarak akut nefes darlığı ile hayatı tehdit edici hale gelebilir. </sup></p>
<p><sup>Tekrarlayıcı larinks papillomu olan çocukların %30-60&#8242; ının annelerinde genital siğil saptanmıştır. Vajinal doğum, ilk doğan bebek olmak ve anne yaşının 20&#8242; nin altında olması, larinks papillomu gelişimi için risk faktörleridir. Ancak çoğu kadın doğum hekimi anogenital siğili olan kadınlarda, çocukta ileride laringeal papillom oluşumunu önlemek amacıyla sezaryan doğumu tercih etmekteyken, Danimarka&#8217;da yapılan bir bilimsel çalışmada anneden kan yoluyla veya amnion zarındaki defektlerden de bulaş olabileceği için sezaryan metodunun koruyucu olamayabileceği ifade edilmektedir.</sup><sup>1 </sup></p>
<p>Çocuklarda ağız içinde siğil gelişimi, larinks ve anogenital bölgeye oranla daha nadir gelişir. Ağızda herhangi bir yerde yerleşebileceği gibi, çoğunlukla dil, damak ve dudak iç yüzeylerinde görülebilmektedir. Beyaz renkli, sapsız, düzgün kenarlı, tek veya çoklu ufak kitleler şeklindedirler. Pek çoğu şikayete yol açmaz ve ebeveynler tarafından tesadüfen farkedilirler.</p>
<p>Çocuklarda anogenital siğil görülme yaşı ortalama 2.8-5.6&#8242; dır. Buna yol açabilen risk faktörleri ortak duş alanlarının kullanımı sonrası bulaşan ayak tabanı siğilini kaşıma yoluyla tırnaklardan bulaş, umumi tuvalet kullanımı sırasında bulaş ve çocuk istismarıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">TANI:</span></p>
<p>Pek çok anogenital siğilde tanı muayene ile konulur. Lezyonların asetik asit içeren özel bir madde sürüldüğünde beyaz renk alması karakteristiktir. Ağız ve larinks papillomlarında ise tanı biopsi ile konur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">TEDAVİ:</span></p>
<p>Pek çok siğil 12-24 ay içinde kendiliğinden ortadan kaybolur. Birden fazla ya da tekrarlayıcı siğillerde, larinks papillomu gibi hayati riskli yerleşimli siğillerde, ağrı yapan siğillerde ve kozmetik sorun yaratanlarda değişik tedavi metodları seçilmektedir. Bunlar aşağıdaki tabloda siğil yerleşimlerine göre sınıflandırılarak tanımlanmıştır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="643" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="312"></col>
<col span="1" width="312"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<td width="312"><span style="color: #ff0000;">TEDAVİ ŞEKLİ</span></td>
<td width="312"><span style="color: #ff0000;">SİĞİLİN YERLEŞİM YERİ</span></td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="312">Cerrahi olarak çıkarma</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal, ağız</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312">Lazerle yakma</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312">Kriyoterapi (sıvı nitrojen ile dondurma işlemi)</td>
<td width="312">Anogenital, ağız</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Kimyasal ablasyon (asetik asit)</td>
<td width="312">Anogenital</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Antimitotik ajanlar (Podofilox)</td>
<td width="312">Anogenital</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Immunomodülasyon</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Retinoidler</td>
<td width="312">Laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="12">Antiviral ilaçlar</td>
<td width="312">Laringeal</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color: #ff0000;">PROGNOZ VE TAKİP:</span></p>
<p>Anogenital siğili olan çocuklarda prognoz genellikle iyidir. Pek çoğu tedavi edilmeden 3-5 yıl içinde kaybolmaktadır. Bu tür lezyonların tedavisine yönelik çabalar, yüksek tekrarlama potansiyeli nedeniyle lezyonun kendiliğinden kaybolmasını beklemekten daha iyi sonuç vermemektedir.<sup> 1</sup></p>
<p>Laringeal siğiller ise özellikle 3 yaş altı çocuklarda ciddi havayolu darlıkları yaratabileceği için tedavi edilmelidir, ancak tekrarlamalar görülebileceği akıldan çıkmamalıdır.</p>
<p>HPV virüsünün kansere yol açma potansiyeli üzerinde durulması gereken bir konudur. Özellikle kadınlarda rahim ağzı kanserinin en sık nedenidir. Anogenital siğil saptanmış bir kız çocuğunda erişkin çağda rahim ağzı kanseri gelişme oranı henüz tam olarak saptanmamıştır. Ancak bu çocuklarda 18 yaş ve sonrasında yıllık rahim ağzı kanseri taraması yapılması önerilmektedir. Ayrıca bazı HPV tipleri ağız ve yutakta kansere de yol açabilmektedir.</p>
<p>Son yıllarda uygulanmaya başlanan HPV aşısı ile rahim ağzı kanseri sıklığında belirgin bir azalma görülmektedir. Ancak bu aşının ağız kanserini önleyici etkisi ve HPV&#8217;ye bağlı larinks papillomuna etkisi henüz bilinmemektedir.</p>
<p>KAYNAKLAR:</p>
<ol>
<li>Human papillomavirus infections of the genital and respiratory tracts in young children. Semin Pediatr Infect Dis 2005 Oct;16(4):306-16. Sinal SH, Woods CR.</li>
<li>Current concepts on human papillomavirus infections in children. APMIS 2010 Jun;118(6-7):494-509. Syrjänen S</li>
</ol>
<h6> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span> </p>
</h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK BURUN BOĞAZ’DA ACİLLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/01/kulak-burun-bogazda-aciller/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/01/kulak-burun-bogazda-aciller/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Jan 2011 10:38:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[beta enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaza delik açılması]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[epiglottit]]></category>
		<category><![CDATA[hematom]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak arkasında şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[kulak burun boğaz acil]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kepçesinde kan toplanması]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mantarı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak önünde iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarını delmek]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarının çizilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zonası]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta kist]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[küpe deliğinde yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[nefes tıkanması]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[trakeotomi]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek ateş]]></category>
		<category><![CDATA[yüz felci]]></category>
		<category><![CDATA[yüzücü kulağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1707</guid>
		<description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, genel cerrahi veya ortopedi gibi travma ağırlıklı branşlardaki kadar olmasa da pek çok branşla karşılaştırıldığında oldukça önemli acilleri olan bir bölümdür. Özellikle havayolunun kapanması ve yüz-boyun bölgesi travmaları çok acil müdahale gerektiren durumlardır. Trafik kazası, yüz-boyun bölgesinde ateşli silah yaralanması vb. büyük volümlü ve pek çok hayati organı etkileyen durumlarda bazen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, genel cerrahi veya ortopedi gibi travma ağırlıklı branşlardaki kadar olmasa da pek çok branşla karşılaştırıldığında oldukça önemli acilleri olan bir bölümdür. Özellikle havayolunun kapanması ve yüz-boyun bölgesi travmaları çok acil müdahale gerektiren durumlardır. Trafik kazası, yüz-boyun bölgesinde ateşli silah yaralanması vb. büyük volümlü ve pek çok hayati organı etkileyen durumlarda bazen acil trakeotomi (soluk borusuna boyun derisi üzerinden girerek delik açıp buradan tüp yerleştirerek solunumu sağlama işlemi) gerekebildiği için, ihtisas yaptığım dönemde acil serviste genel cerrahi, ortopedi, dahiliye, anestezi dışında bize de oda ayırmışlardı acile uzak olan kliniğimizden yetişemeyiz diye!</p>
<p>KBB&#8217;yi ilgilendiren acilleri şöyle sınıflandırabiliriz:</p>
<ol>
<li>Havayolu obstrüksiyonları ve aspire edilen ya da yutulan yabancı cisimler</li>
<li>Yüksek ateşli boğaz iltihapları</li>
<li>Burun kanaması</li>
<li>Kulak şikayetleri</li>
<li>Baş-boyun bölgesi enfeksiyonları</li>
<li>Ses kutusu ya da soluk borusuna travma</li>
</ol>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">HAVAYOLU OBSTRÜKSİYONLARI:</span></strong></li>
</ul>
<p><strong>ERİŞKİNLERDE:</strong> Aspirasyon (yenilen-içilen şeylerin soluk yoluna kaçması), travma, alerjik reaksiyon, enfeksiyon (gırtlak kapağı iltihabı=epiglottit, bademcik absesi=peritonsiller abse, derin boyun absesi vb.), mekanik nedenlerle (kusma, soluk borusuna kanama veya yabancı cisim ile) ve tümör (gırtlak kanserinin kitle etkisi) nedeniyle oluşabilir. Kişi nefes alamaz ya da çok zorlanır, sesi çıkmaz, morarır, öter, göğüs kafesi nefes alma çabasıyla yukarı doğru çekilir, bayılabilir ve önlem alınmazsa ölebilir.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?<span id="more-1707"></span></strong></p>
<p>Yabancı cisim nedeniyle oluşmuşsa Heimlich manevrası uygulanmalı. Ağız içinde birikmiş olan kan, kusmuk, yiyecek artıkları dişler arasına yan taraftan düz, uzun, sert bir cisim sokulup ağız açılarak (parmağınızın ısırılmaması için) parmaklarla temizlenmeli. Alerjik reaksiyon nedeniyle soluk yolunda şişme olmuşsa, kortizon ya da adrenalin iğneleri yapılmalı, oksijen maskesi takılmalıdır. Tüm bu önlemlere rağmen, travma, gırtlak kanseri vb. soluk yoluna tüp yerleştirmeyi zorlaştırıcı bir faktör yok ise kişi entübe edilmeli, edilemeyenlere acil trakeotomi açılmalıdır.</p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA: </strong>Doğumsal, yabancı cisim aspirasyonu, enfeksiyon (epiglottit, ileri derecede bademcik iltihabı, peritonsiller abse, krup, viral enfeksiyonlar ve papillom yani soluk yolu siğilleri),alerjik reaksiyon (arı sokması vb.), travma nedeniyle olabilir. Çocukta ateş, ötme, nefes alamama, kürek kemiği etrafı dokularda içeri çökme, morarma, bayılma, acil önlem alınmazsa ölüm görülebilmektedir.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Yabancı cisim nedeniyle oluşmuşsa Heimlich manevrası uygulanmalı. Ağız içinde birikmiş olan kan, kusmuk, yiyecek artıkları dişler arasına yan taraftan düz, uzun, sert bir cisim sokulup ağız açılarak (parmağınızın ısırılmaması için) parmaklarla temizlenmeli. Heimlich manevrası başarısız ise acilen en yakın hastanenin acil servisine başvurulmalı, bronkoskopi yapılıp cisim çıkarılmalıdır. (bu konuda ayrıntılı bilgi için<a title="HAVAYOLUNDA YABANCI CİSİM" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/" target="_blank"> tıklayınız</a>!)  Alerjik reaksiyon nedeniyle soluk yolunda şişme olmuşsa, kortizon ya da adrenalin iğneleri yapılmalı, oksijen maskesi takılmalıdır. Tüm bu önlemlere rağmen, travma vb. soluk yoluna tüp yerleştirmeyi zorlaştırıcı bir faktör yok ise çocuk olabildiğince entübe edilmelidir, nadiren acil trakeotomi gerekir.</p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">YÜKSEK ATEŞLİ BOĞAZ İLTİHAPLARI:</span></strong></li>
</ul>
<p>Çocuk veya erişkin pek çok hasta hastanelerin acil servislerine, kışın ağırlıklı olmak üzere yılın herhangi bir döneminde yüksek ateş, şiddetli boğaz ağrısı, yutkunmada güçlük, halsizlik, iştahsızlık, üşüme-titreme nedeniyle başvurabilir. Tanı çoğunlukla beta hemolitik streptokoklara bağlı bademcik iltihabıdır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için <a title="BETA ENFEKSİYONU" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/" target="_blank">tıklayınız</a>!)</p>
<p><strong>Ne yapılmalı? </strong></p>
<p>Ayrıntılı KBB muayenesi ve gerekirse bazı tetkikler sonrasında tanı konulup en kısa zamanda gerekirse damar yoluyla tıbbi tedaviye başlanmalıdır. Ateşi 38,5 ve üstünde olan çocuklar, ateşi düşürülüp sabitlenene kadar gözetim altında tutulmalıdır. Beslenemeyen erişkinlere ve sıvı alamayan çocuklara damar yoluyla sıvı ve besin takviyesi yapılması gerekebilir.</p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">BURUN KANAMASI:</span></strong></li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>Ne yapılmalı? </strong></p>
<p lang="tr-TR">Burun kanaması durumunda ilk yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır. Acil serviste, varsa KBB hekimi, yoksa ilk karşılayan hekim tarafından kanamayı durdurmak amacıyla burun içine tampon uygulanabilir. Kanama ilk anda durdurulduktan sonra, kişinin buna yol açabilen yüksek tansiyon, pıhtılaşma bozukluğu vb. var ise bunlara yönelik tedaviler uygulanır. Kanamanın burun ön tamponu ile durdurulamaması halinde, KBB hekimi tarafından burun arka tamponu (geniz bölgesine konan özel bir tampon)+ burun ön tamponu uygulanabilir. Burun ön tamponu genellikle 2-3. gün alınmaktayken, arka tampon 4-5 gün kalabilmekte, bu süre zarfında da arka tamponu olan hastanın yatırılarak takip edilmesi gerekir.</p>
<p lang="tr-TR">Tampon çekildikten sonra KBB hekimi burun içini ve geniz bölgesini endoskoplarla ayrıntılı muayene edip sorunun nerede olduğunu saptayacak ve gerekirse kanayan yerin koterizasyonu (düşük doz elektriksel akım ya da gümüş nitrat ile yakılması), kanayan damarın bağlanması vb. müdahalelerle tedavi edecektir. Burun içi ya da genizde kitle varlığında biopsi ile tanıya gidilip ileri cerrahi ve tedavi metodlarına geçilebilmektedir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">KULAK ŞİKAYETLERİ:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Çocuk veya erişkin, kulak şikayetiyle acil servislere başvuru oranı oldukça yüksektir. Kış aylarında çoğunlukla neden orta kulak iltihabı iken, yazın hjyenik olmayan havuzlardan kapılan mikroplar nedeniyle dış kulak yolu iltihabıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><em>KULAK ENFEKSİYONLARI:</em></span></span></p>
<ul>
<li>
<div lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"> </span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Dış kulak yolu iltihabı (mantara bağlı veya değil):</span></span> Dış kulak yolu, kısmen kıkırdak ve kısmen kemikten oluşur, üzeri deri ile örtülüdür. Bu deri vücudun dış yüzünü örten derinin devamıdır. Banyo, deniz veya havuz sonrası kulağın ıslak kalması, pamuklu çubukla kurcalama sonrası kulak kirinin temizlenip koruyucu bariyerin ortadan kaldırılması, yine temizleme veya kaşıma amaçlı dış kulak yoluna sokulan yabancı cisimlerin yaptığı travmaya bağlı deride zedelenme, kulak kirinin itilip birikmesi ve suyla şişmesi sonucu mikropların yerleşimi için zemin oluşturması vb. pek çok hazırlayıcı etken nedeniyle patojen bakterilerin ve mantarların üremesine ve dış kulak yolu iltihabına yol açar.</div>
</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;" lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabı geliştiğinde hastanın en temel şikayeti şiddetli kulak ağrısıdır. Kulağa dokunmakla, kulak memesini aşağı doğru çekmekle, yemek yeme sırasında çene hareketleriyle ağrı artar. Bunun yanı sıra dış kulak yolunun şişmesine bağlı kulakta tıkanma, enfeksiyon şiddetine göre akıntı, bazen şiddetli enfeksiyonlarda kulak kepçesinde kızarıklık ve şişme görülebilmektedir. Tedavisi, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilip ek olarak antibiyotik verilerek enfeksiyonun geriletilmesi ve sonrasında kulağın kuru tutulması şeklindedir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Otomikoz, yani mantar enfeksiyonun ilk bulguları ise kulakta siyah, gri, mavimsi-yeşil, sarı veya beyaz renkte akıntı ile şiddetli kaşıntıdır. Tedavisi ise yine bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya mantara karşı damlalarla enfeksiyonun önüne geçilmesi şeklindedir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Orta kulak iltihabı:</span></span> Özellikle çocuklarda en sık acil servise başvurma nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar.  Orta kulak iltihabı tek başına bulaşıcı değildir, buna yol açan nezle-grip virüsü burun salgıları yoluyla hapşırmakla, enfekte ellerle temas etmekle bulaşır. Bunların bulaştığı kişide eğer bağışıklık yetersizse, geniz eti, deviasyon gibi burun tıkanıklığına yol açan anatomik bir sorunu var ise, nezle-grip iken uçak yolculuğu yapmış ise östaki tüpünün (orta kulakla burun  arasında genizde yer alan ince bir kanal) ve enfeksiyona bağlı şişip kapanması nedeniyle orta kulak iyi havalanamaz ve bu kişi de dolaylı olarak orta kulak iltihabı yaşayabilir.  Tedavisinde antibiyotikler, gerekirse bazı kulak damlaları, ağrı kesici ilaçlar, burun tıkanıklığını açıcı ilaç ve spreyler kullanılır. Kulak zarının ileri derecede bombe olduğu ve iyileşmesi zor olan bir sahadan kendiliğinden delinmesi riski olduğu durumlarda, kulak zarı lokal anestezik spreylerle uyuşturulup uygun yerinden delinerek iltihap boşaltılabilir.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak zonası:</span> </span>Herpes Zoster Oticus (Ramsey Hunt Syndrome) adı verilen durumda, Herpes Zoster virüsü kulağı tutarak, kulak kepçesinde uçuk tarzında yaralar, şiddetli kulak ağrısı, o tarafta yüz felcine yol açmaktadır. Acilen antiviral ve kortizon tedavisi yapılması gerekir.</p>
</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Kulak önünde veya arkasında enfekte kist:</span>  </span>Bazı çocuklarda veya erişkinlerde dş kulak yolu girişindeki tragus adı verilen ufak çıkıntının 1 cm kadar önünde yer alan ufak doğumsal deliklere &#8220;brankial fistül&#8221; adı verilir. Bu fistül ağızlarının zaman zaman tıkanıp iltihaplanarak oluşturdukları kistlere de brankial kist adı verilir. Tedavisi antibiyotik ve özel pansumanlarla iltihabın giderilmesi sonrasında fistülün gerisinde yer alan kanalı ile birlikte cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Daha çok erişkinlerde görülen, tam kulak memesi arkasındaki girintide yerleşen, zaman zaman şişip iltihaplanan epidermal kistlerde de aynı tedavi protokolü uygulanır.</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><em><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">KULAK TRAVMALARI:</span></span></em></p>
<ol>
<li><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak kepçesinde hematom:</span></span> Kulak kepçesine herhangi bir nedenle gelen darbe vb. nedeniyle, kulak kıkırdağı ile deri arasında kan birikmesidir. Mutlaka kanın en kısa zamanda drene edilmesi gerekir, yoksa zamanla orada organize olan kan kıkırdağı kemikleştirir ve güreşçilerde gördüğümüz &#8220;karnıbahar kulak deformitesi&#8221; karşımıza çıkar.</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak kepçesinde yırtık:</span></span> Travmaya bağlı kulak kepçesinde ya da uzun, sallantılı küpe takanlarda küpenin bir yere takılıp çekmesi sonucu kulak memesinde oluşan yırtıkların cerrahi olarak tamir edilmesi gerekir.</p>
</li>
<li><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Dış kulak yolunda yabancı cisim:</span></span> Kiraz çekirdeği, fasülye, nohut, patlamamış mısır tanesi, saat pili, oyuncak parçaları, üzüm, oyun hamurları, kağıt mendil parçası vb. çocukların sıklıkla kulaklarına soktukları cisimlerdir. Erişkinler de çoğunlukla pamuklu çubukların pamuğunun çıkıp dış kulak yolunda kalması nedeniyle başvururlar. İşitme kaybı, ağrı, kulakta tıkanıklık, ufak çocuksa kulak memesini çekiştirme gibi şikayetlerle karşımıza gelebilir. Bazen de ufak sinekler, kurtçuklar, sivrisinek vb. de kulak yoluna girip orada kalabilir, böcek canlı ise kişi vızıltı sesi, kırt kırt sesleri duyduğunu ifade edebilir.</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Farkedildiğinde mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalı, çıkarılmaya çalışılmamalıdır. Çünkü özellikle yuvarlak yabancı cisimler, cımbız vb. aletlerle çıkarılmaya çalışıldığında daha ileri itilip, dış kulak yolunun dar alanlarına sıkıştırılabilir, hatta çok itilirse kulak zarını yırtabilir.  Kulak girişinde olduğu farkedilen metalik cisimleri kuvvetli mıknatıslarla ittirmeden alabilirsiniz. Böcek şüphesi varsa, kulağa zeytinyağı damlatılabilir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">BAŞ-BOYUN BÖLGESİ ENFEKSİYONLARI:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Sinüzitin, özellikle etmoid denen göz içi sinüslerinin iltihabının göze doğru yayılmasına bağlı gözde şişme, kızarıklık, görme kaybının başlaması en acil tıbbi ve gerekirse cerrahi tedavi gerektiren durumlardan biridir.</p>
<p lang="tr-TR">Bademcik iltihabının, özellikle bağışıklık sistemi zayıf kişilerde boyuna yayılması sonucu oluşan derin boyun enfeksiyonları, oradan hızla akciğerler arası bölgeye yayılması riski nedeniyle yine acil tedavi gerektirir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">SES KUTUSU YA DA SOLUK BORUSUNA TRAVMA:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">İster hafif, ister ağır olsun, tüm boyun ön ve yan kısım yaralanmalarında kişinin bir KBB hekimi tarafından da muayene edilmesi gerekir, çünkü büyük damarların yanısıra ses tellerine giden sinirler, tiroid, yemek borusu ve üst solunum yolunu oluşturan kıkırdaklardaki zedelenme hemen tanı konulup tedavi edilmesi gereken durumlardır. Kişide ses kısıklığı olması, boyunda şişlik ve nefes almada zorluk olması aciliyet göstergeleridir. En kısa sürede solunum kontrol altına alınmalı, vücudun gerekli sıvı ve kan ihtiyacı sağlandıktan sonra acilen zedelenen alanlar tamir edilmelidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/01/kulak-burun-bogazda-aciller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞAL ÜRÜNLERLE NEZLE GRİPTEN KORUNMAK MÜMKÜN MÜDÜR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/11/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/11/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 11:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[c vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[çinko]]></category>
		<category><![CDATA[doğal ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[doğal yollar]]></category>
		<category><![CDATA[echinacea]]></category>
		<category><![CDATA[ekinezya]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[  NEZLE, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #339966;"> </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">NEZLE</span>, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler. Rhinovirüs vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Bu virüs üst solunum yoluna girip tutunduğu andan itibaren kişide 2-3 gün içinde hastalık bulguları ortaya çıkmaya başlamaktadır. En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Genellikle bulgular 1 hafta kadar sürer ancak bazı durumlarda (yaşlılar, çocuklar, direnç bozukluğu olan kişiler, kalp ve şeker hastaları) 2 haftayı bulabilmektedir. En son olarak 1 hafta kadar süren kuru bir öksürük kalmakta, bu da geçtikten sonra hastalık tamamen atlatılmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/influenza_virus_poster-p228906187809557485qzz0_400.jpg"></a></p>
<p>Pratik anlamda kültür vb. yöntemlerle hangi virüsle hastalığın ortaya çıktığını saptamak gibi yöntemlere gerek yoktur, çünkü doktorunuz için, hastalığa hangi virüsün yol açtığından çok hastalığın ilerleyip daha şiddetli bir enfeksiyona dönüşüp dönüşmediğinin takibi önemlidir. Bazen virüsün üst solunum yollarında yarattığı hasar, daha saldırgan mikropların oraya yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Böyle bir durumda sinüzit, orta kulak iltihapları, zatürre gibi daha ağır hastalıklarla karşılaşılabilmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;">GRİP</span> </span>ise en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir.</p>
<p>Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. Amerikan Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde yapılan deneysel çalışmalarda bu aşının şu anda uygulanmakta olduğu biçimde iğne şeklinde değil de buruna sprey şeklinde uygulanmasının daha etkileyici olacağı ortaya çıkmıştır, bu konudaki çalışmalara devam etmektedir.<br />
Neden bazılarımız fazla nezle-grip olmazken bazılarımız da devamlı çantamızda kutu mendillerle gezmekteyiz? İşin genetik ve erken çocukluk döneminde yeterli beslenme olup olmaması kısmını bir tarafa bırakırsak kişinin sık enfeksiyonlara yakalanmasına yol açan 4 ana neden vardır: yetersiz uyku, stres, yetersiz beslenme ve sigara.<br />
Pek çok bağışıklık sistemi elemanı (doğal mikrop öldürücü hücreler vb.) özellikle uyku sırasında aktive edilmektedir. Bu nedenle düzensiz uyku ve dinlenememe direncimizi oldukça azaltmaktadır. Stres durumunda salınan hormonlar da bağışıklık sisteminin olumsuz etkilemesine yol açmaktadır. Yine direnç için gerekli vitamin, mineral ve proteinden fakir beslenme de hastalıkları davet etmektedir. Sigara ise solunum yolarını kaplayan koruyucu tabakanın zedelenmesine ve mikropların buralara kolayca tutunmasına yol açmaktadır.<br />
O zaman sık hastalanmamak için neler yapmalıyız? Öncelikle beslenmemize çok dikkat etmeliyiz. Şeker ve karbonhidrat alımımızı kısıtlamalı, kızartmalardan ve margarinle yapılan yiyeceklerden uzak kalmalı, balık tüketimini arttırmalı, zeytinyağını daha çok kullanıp mısırözü, ayçiçek yağı kullanımını azaltmalı, bol meyve-sebze tüketmeli ve bol bol su içmeliyiz. Çay- kahve yerine bitkisel çayları tercih etmeliyiz. En önemlisi de probiyotik denen doğal koruyucu içeren yoğurtlardan günde en az 2-3 kaşık tüketmeliyiz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">NEZLE –GRİPTEN KORUNMAK İÇİN DESTEK OLARAK NELER ALMALIYIZ?</span></p>
<p>Diyetinizi yukarıda belirtilen şekilde düzenledikten sonra aşağıda belirtilen bazı destekleyici vitaminlerin kullanımı bu tür enfeksiyonlara daha dayanıklı olmanızı sağlayacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">C VİTAMİNİ &#8211; ENFEKSİYONLA SAVAŞTA ALTIN ASKER:<br />
</span></span>C vitamini, virüs ve bakterilerle savaşta görevli kandaki beyaz küre hücrelerinin yapımını ve aktivitesini arttırmaktadır. Ayrıca bu mikroplarla savaşta kullanılan bazı maddelerin (interferon olarak adlandırılır) üretimini arttırarak vücudun direncini yükseltir. Antioksidan etkisiyle serbest radikal denen hücre hasarlayıcı maddelerin açığa çıkmasını önlemektedir. Bu kadar önemli bir vitaminin insanlarda vücutta üretilemiyor olması nedeniyle düzenli olarak ağızdan alınması gerekmektedir. Günlük gıdalarla (narenciyeler, yeşil biber, maydanoz, brokoli, kavun, domates suyu, patates, mısır, bezelye, muz ) alınması gereken en az C vitamini miktarı 60 miligramdır. Koruyucu olarak günde 1-2 kez 100-250 miligram, enfeksiyon durumunda ise günlük toplam 1000-1500 miligram kadar alınması önerilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">ÇİNKO &#8211; NEZLENİN EN KORKULU DÜŞMANI:</span></span></p>
<p>Boğazda kaşıntı, yanma, hapşırma şikayetleri ortaya çıktığı anda hemen birkaç tane çinko pastilini arka arkaya emerseniz birkaç saat içinde şikayetlerinizin büyük oranda azalacağını göreceksiniz. Nezle başladığında elimizdeki en iyi tedavi seçeneği olan çinko bunu nasıl sağlamaktadır? Yapılan çalışmalara göre çinko pastillerinden emerken erime sırasında açığa çıkan çinko iyonları yüz ve burun bölgesi damarlarına yayılmakta ve hapşırmaya yol açan sinirsel uyarımı durdurup buna bağlı burun salgısı oluşumu ve burun tıkanıklığını önlemektedir. Bu etki çinkonun vücut tarafından yıkılması sürecince devam ettiği için 2 saatte bir pastil kullanımının tekrarlanması gerekmektedir. Bir başka çalışmaya göre ise çinko, virüslerin hücre içine girmek için tutundukları proteinlerin üzerini kapatarak bu girişe engel olmaktadır.<br />
Sağlıklı bir erişkinin günlük çinko ihtiyacı 12-15 miligramdır. Özellikle kırmızı et, tavuk vb. kümes hayvanlarının eti, karaciğer, yumurtada bulunmaktadır. Bunun dışında vücut direncini arttırmak için çinko içeren vitaminlerden (çinko glukonat- 15 miligram/gün) alınabilir. Nezle başlangıcında, şikayetler geçene kadar, en hızlı şekilde çinko pastillerinden (çinko glukonat veya çinko asetat; 11.5-23 miligram/gün) 2 saatte bir emilmesi gerekmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">ECHİNACEA (EKİNEZYA-MOR KONİ ÇİÇEĞİ)-BİTKİSEL ÖZLÜ DİRENÇ ARTTIRICI:<br />
</span></span>Ekinezya, doğada yabani olarak yetişen, özellikle Kuzey Amerika’da sık görülen bir bitkidir. Bitki çayları ve bitkisel kaynaklı maddelerin yapımı için kültür şeklinde üretilmekte ve toplanmaktadır. Bu bitki, vücuda giren mikropların sindirilerek yok edilmesinde görevli olan fagositer hücrelerin üretimini arttırarak bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.<br />
Boğazda kuruma, yanma ortaya çıktığı anda 1 bardak ılık Ekinezya çayı içmek veya birkaç tane Ekinezya pastili emmek boğazınızı oldukça rahatlatacaktır. Bunun yanısıra Ekinezya kapsüllerinden günde 400-600 miligram kadar (yani günde 2-3 adet) kullanıp şikayetleriniz gerilediğinde bunu günde tek doz halinde almaya devam edebilirsiniz.<br />
Ekinezyanın bilinen herhangi bir yan etkisi olmamakla beraber lupus veya romatoid artrit gibi bağışıklık sistemi bozukluğu (otoimmün hastalık) olan kişilerle papatya alerjisi bulunan kişilerin bu doğal ilacı kullanmaması önerilmektedir.</p>
<p>Bu belirtilen vitamin ve doğal bitkisel ürünlerin yanı sıra A vitamini, E vitamini, balık yağı (yeterli balık tüketimi yoksa), Selenyum da ek olarak alınabilir.</p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nezle-grip başlangıcında günlük alınması gereken vitamin ve destek ilaçların dozları:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">İlk gün:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 1000-1500 miligram (500 miligramlık olanlarından 2-3 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde her 2 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 2-3 adet (400-600 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">İkinci gün:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde, her 4 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Üçüncü gün ve sonrasında:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde, her 6 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="text-decoration: underline;">NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALISINIZ?<br />
</span></strong>• Boğaz ağrısı 48 saatten uzun sürmüşse,<br />
• Bademciklerinizin üzerinde beyaz noktalar oluşmaya başlamışsa,<br />
• Burun akıntısı ve tıkanıklık 1 haftadan uzun sürmüşse,<br />
• Burun akıntınızın rengi sarı veya yeşil renge dönmüşse,<br />
• Yüzünüzde veya başınızda şiddetli ağrı ortaya çıkmışsa,<br />
• Öksürüğünüz 7 günden uzun sürmüş, nefesiniz daralmış ve balgam çıkarmaya başlamışsanız,<br />
• Kulağınızda şiddetli ağrı, akıntı veya 7günden uzun süren tıkanıklık varsa,<br />
• 38 dereceyi geçen ateşiniz olduysa,<br />
mutlaka bir doktora başvurmanız gerekmektedir.</span></p>
<p>Eski bir deyiş vardır: “Nezle 7 gün sürer, fakat uygun bir tedaviyle 1 haftada tedavi edilebilir”. Bahsedilen doğal koruyucu yöntemlerle bu deyiş günümüzde artık geçerliliğini yitirmiştir. Sağlıklı kalmanın yolu dengeli beslenme, sigaradan uzak durma, mümkün olduğunca kendinize zaman ayırıp dinlenme ve stresli ortamlarda kendi kendinizi telkin ederek sakinleştirmeden geçer. Doğal koruyucu yöntemlerle bağışıklık sisteminizi desteklemeyi ve kendinize çok iyi bakmayı sakın unutmayınız.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında Ray Sahelian, MD ve Victoria Dolby Toews, MPH tarafından yazılan 1999 baskılı “Finally..Common Cold Cure-Natural Remedies for Colds &amp; Flu” adlı kitaptan yararlanılmıştır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/11/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KEFİR VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/11/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/11/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Nov 2010 13:06:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık arttırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hazımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kabızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kefir]]></category>
		<category><![CDATA[laktoz intoleransı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=402</guid>
		<description><![CDATA[  KEFİR TANESİ: Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong>KEFİR TANESİ: </strong></p>
<p>Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır görünümündedir. Taneler sütü fermente edici rol oynar, en önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek tanenin yeniden kullanılabilmesidir. Kefir taneleri kazein ve birbirleri ile ortak yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi koloniler oluşturur. Bu mikroorganizmalar laktik asit bakterileri, laktozu fermente eden veya edemeyen mayalardır. Kefir tanesinden saf toz halinde liyofilize kültürler de üretilmiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>KEFİR ÜRETİMİ:</strong><strong> </strong></p>
<p>Kefir üretiminde çiğ süt veya pastorize süt kullanılır. Çiğ sütlerin mutlaka kaynatılması gerekir. Kaynatılan süt 20-25 dereceye kadar soğutulur. Kefir paslanmaz çelik bir kaba ya da cam bir kavanoza/bardağa yapılmalıdır. Bakır, alimünyum tencere kesinlikle kullanılmamalıdır.</p>
<p>1 kilo süte 30-50 gr kefir tanesi olacak şekilde (ya da 1 bardak süte 1 yeşil mercimek tanesi kadar) kefir tanesi ilave edilir. Ağzı hava alacak fakat toz, sinek vb. girmeyecek şekilde kapatılır (örneğin kabın üstüne tülbent parçası ya da kağıt havlu konulup lastikle ağzı kapatılabilir). 20-25 derecede yaklaşık 16-18 saat süren fermentasyon sonucu kefir oluşur. (sütten jöle gibi katı ama hareketli bir kıvama geçtiği noktada fermentasyonu sonlandırırsanız en güzel tada ulaşırsınız)</p>
<p>Fermentasyon sonunda kefir temiz bir süzgeçle (tel süzgeç olmasın, kefirin metalle temas etmemesi gerekir!) bir kaba süzülür, süzgeçte kalan kefir tanesi musluk suyuyla tahrip edilmeden, ovalanmadan yıkanır. Hemen kullanılmayacaksa (yani kefirin hazır olacağı saat hesaplanarak, ondan 16-18 saat öncesinde kefirin mayalanması gerekir, örneğin saat 18.00 gibi süzülür kıvama geliyorsa, bir gece önce saat 00.00’da kefiri yeniden süte koymanız gerekir) içi bir miktar su dolu küçük bir bardağa konup buzdolabında bekletilebilir. Sonrasında planlanan saatte kefir tekrar hazırlanır. Eğer kefir hemen içilmeyecekse, cam bardak içinde ağzı kapalı olarak (tanesi içinde olmayacak!) buzdolabında en fazla 1 gün bekletilebilir, ekşimez.</p>
<p>Kefir taneleri devamlı sütün içinde gelişip çoğalarak büyürler ve her geçen zaman daha fazla süte ihtiyaç duyulur. Eğer günlük belirlediğiniz miktardan daha fazlasına ihtiyacınız yoksa, kefir tanesinin bir kısmını koparıp ufak bir plastik kabın içine kaynatılıp soğutulmuş su doldurup taneyi de içine atarak, üstünü kapakla kapatıp buzluğa atabilirsiniz. Bir daha kullanmanız gerektiğinde oda ısısında bırakıp çözündükten sonra aynı şekilde fermente edebilirsiniz, ancak ilk mayalanma süresi biraz uzun olacaktır, ilk kefiri döküp ondan sonraki mayalanan kefiri içmeye başlayabilirsiniz. Hatta 7 günden kısa süreli olmak kaydıyla kefir yapılmayacaksa, temiz bir kavanoz içinde kaynatılmış soğutulmuş su içinde buzdolabında bekletilebilir. Ancak 7 günden uzun kullanılmayacaksa, kefir tanesinin belirtildiği şekilde dondurulması gerekir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kefir yapımında en çok rastlanan hatalar:</p>
<p>1. Oda sıcaklığında ya da buzdolabından alınıp 10-15 dk. oda ısısında bekletilmiş süt yerine 20-25 dereceden daha sıcak süt kullanılması<br />
2. Fermentasyon süresini uzun tutmak (ekşi bir tada yol açar!)<br />
3. Kefir yapılan kabın ağzının kapatılmamasına bağlı içine tozla vb. giren mikroorganizmalara bağlı kefirde gaz ve köpürme, serumun ayrışması, ekşilik gelişmesi<br />
4. Fermentasyonun bakır, alüminyum veya toprak kapta yapılması<br />
5. Fermente olmuş kefirin, içinde tane ile birlikte buzdolabında uzun süre bekletilmesi<br />
6. Kefir tanesinin metal süzgeçle süzülmesi ya da akan suda hırpalanarak yıkanması</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>KEFİRİN BİLEŞİMİ VE BESLENME DEĞERLERİ:</p>
<p>Kefir, sütün içindeki tüm besin maddelerini içerdiği için beslenme değeri yüksek bir maddedir. Süt alerjisi olanların içmesi önerilmez.</p>
<p>Kuru madde %11.63<br />
Yağ %2,8<br />
Protein %3.57<br />
Laktoz %3.35<br />
Asetaldehid %29.5</p>
<p>Mikroorganizmaların etkisi ile laktoz ve proteinlerdeki değişmeler kefirin hazmını kolaylaştırır. Ayrıca iştah açıcı, serinletici etkisi de mevcuttur. Kefirdeki laktoz oranı süte göre daha az olduğu için, laktoz intoleransı olan kişilerin fazla miktarda olmamak kaydıyla kefir denemesi önerilir. Diğer yandan kefirde başta B12 olmak üzere bazı B grubu vitaminler sentezlenmiş halde bulunur. Kefir düzenli olarak günde yarım litre içildiğinde içerdiği asetik asit vb. antibakteriyel maddeler E.coli, Salmonella vb. bazı mikropları yok etmektedir. Ayrıca kefir mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını arttırarak hazımsızlık, kabızlık, safra hastalıklarının da tedavisinde yardımcıdır. Bağışıklık sisteminin etkinliğini arttırarak grip vb. viral hastalıklara karşı dirençli olunmasında etkili olur.</p>
<p>Kaynak: Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü “Kefir” broşürü</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/11/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK ZONASI (Ramsay Hunt Sendromu)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/10/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/10/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 07:14:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zonası]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yara]]></category>
		<category><![CDATA[varicella zoster]]></category>
		<category><![CDATA[varisella zoster]]></category>
		<category><![CDATA[yüz felci]]></category>
		<category><![CDATA[zona]]></category>
		<category><![CDATA[zona zoster]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1727</guid>
		<description><![CDATA[  Ramsay Hunt Sendromu, kulak kepçesinin, dış kulak yolunun ve/veya ağız mukozasının akut periferik yüz felci ile giden Varicella Zoster (VZV) adı verilen virüsün yol açtığı bir zona türüdür. Virüs yüz sinirini tutmaktadır. Bu sinirin innerve etiği bölgeler olan kulak kepçesi, dış kulak yolu, dilin 2/3 ön kısmı, yumuşak damakta içi su dolu kesecikler şeklinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Ramsay Hunt Sendromu, kulak kepçesinin, dış kulak yolunun ve/veya ağız mukozasının akut periferik yüz felci ile giden Varicella Zoster (VZV) adı verilen virüsün yol açtığı bir zona türüdür. Virüs yüz sinirini tutmaktadır. Bu sinirin innerve etiği bölgeler olan kulak kepçesi, dış kulak yolu, dilin 2/3 ön kısmı, yumuşak damakta içi su dolu kesecikler şeklinde uçuklar ve bunların patlayıp iltihaplanması sonucu açığa çıkan yaralar ile gider.</p>
<p>VZV, çocuklarda sık görülen ve oldukça bulaşıcı olan su çiçeğinin etkenidir. Suçiçeği iyileştikten sonra, tüm uçuk virüslerinin hareket tarzı olan sinir bölgesine yerleşme, VZV için de geçerlidir. Kafa sinirleri ve bunların gangliyonlarında sessiz bir şekilde bekleyen virüs, kişinin direnci düştüğü anda, ilgili sinirin etkili olduğu alanlarda yukarıda bahsedilen zona döküntüleriyle karşımıza çıkar.</p>
<p>Kişide ilk önce şiddetli kulak ağrısı başlar, kulak memesinden yukarıya yayılan bir ağrıdır. Birkaç saat-gün içinde de döküntüler belirir. En geç 1 hafta içinde o taraf yüz kaslarında zayıflık, gözde kapanma kusuru, dudak kenarında sarkma, yanak-burun arası yüz çizgisinde silinme görülür, zamanla yüz felci oturur. Beraberinde o kulakta çınlama, işitme kaybı, başdönmesi, başağrısı, hafif ateş, boyunda beze olabilir.</p>
<p>Tanı klinik bulgularla konmaktadır, ikincil enfeksiyon durumunda hemogram, sedimentasyon vb. bazı kan tahlilleri, yara yeri kültürü gerekebilir. İşitme kaybı ve çınlama durumunda işitme testleri istenir. Yüz felcinin gidişatını takip etmek üzere elektronörografi ve elektromyografi istenebilir.</p>
<p> Tedavisinde VZV virüsüne karşı Asiklovir ve yüz felcini azaltmak için kortikosteroidler seçilmektedir. Kapanmayan gözün doğal gözyaşı jelleri ile nemlendirilmesi ve gece uyurken kişinin o gözünü özel pedlerle kapatması önerilir. Şiddetli ağrıyı gidermek üzere Karbamazepin tercih edilebilir. Hasta tedavi başladıktan sonra 2. hafta, 6. hafta ve 3. ay kontrole çağrılmalıdır.</p>
<p>Genellikle prognozu iyidir, ancak yüz felci hastaların %50&#8242;sinden azında tamamen düzelir. Yüz felci düzelmeyen kişilerde 6 ay beklendikten sonra, gerekirse sinir transferleri vb. cerrahi işlemler planlanabilir. Bu dönemde gözün korunması çok önemlidir, hatta göz kapağının kapanmasını sağlayıcı göz kapağı altına altın plak yerleştirme yöntemi seçilebilir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></span></p>
<p>KAYNAK: Ramsay Hunt Syndrome-Augusto A Miravalle, MD<strong>,</strong> Fellow, Department of Neurology, Beth Israel Deaconess Medical Center, Harvard Medical School, Updated: Aug 20, 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/10/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GRİP GİBİ BAŞLAYIP DÖKÜNTÜ İLE GİDEN ÇOCUK HASTALIKLARINDA AYIRICI TANI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/10/grip-gibi-baslayip-dokuntu-ile-giden-cocuk-hastaliklarinda-ayirici-tani/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/10/grip-gibi-baslayip-dokuntu-ile-giden-cocuk-hastaliklarinda-ayirici-tani/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 07:09:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[kızamıkçık]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[suçiçeği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1833</guid>
		<description><![CDATA[Mevsimsel grip en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ff0000;">Mevsimsel grip</span></strong> en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir. </p>
<p>Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. </p>
<p>Bunun yanısıra pek çok virüs, vücuda giriş yolu olan burun ve boğaz bölgesini ilk olarak hasta ettiği için grip gibi şikayetler başlayıp döküntülerle giden pek çok çocuk enfeksiyonu da bulunmaktadır. Bu hastalıkların tanısı ve tedavisi Çocuk Hastalıkları uzmanının işidir, ancak biz KBB hekimlerinin de ateş, öksürük, burun akıntısı gibi şikayetlerle karşımıza gelen bir çocukta muhtemel kızamık, kızamıkçık vb. döküntülü hastalıkları da tanıyıp, ipuçlarını yakalayabilmemiz gerekir. Bu nedenle bu yazıda kısa kısa bu hastalıklardan bahsedilecektir. </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">***************************************************************************************************************</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">KIZAMIK:</span></span></strong></p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Paramiksovirüs </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong>8-14 gün  </p>
<p><strong>Hastalık süresi:</strong> 1 hafta </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Virüs vücuda burun ya da boğaz yoluyla girer. Kızamık çok bulaşıcıdır. Hasta kişiyle solunum teması, öpüşme, aynı kaptan yeme gibi yollarla virüs alınır. Hastalığın en bulaşıcı olduğu dönem, ateş başlamadan öncesiyle döküntü çıktıktan 4 gün sonrasına kadarki dönemdir. Hasta çocuk, bu dönemde izole edilmeli, döküntü başladıktan sonra en az 5 gün okula gitmemelidir. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Önce basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar, 2-3 gün sonra ağız içinde koplik lekeleri denen beyaz lekeler belirir. Sonrasında 1-2 gün içinde yüz ve enseden başlayan, gövdeye de yayılan kırmızı renkte döküntü ortaya çıkar. Döküntü döneminde çocuk çok bitkin görülür. Döküntüden sonra ateş kaybolur. Kaybolmuyorsa başka bir komplikasyon ilave olmuş demektir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Kulak enfeksiyonu zatürre, ensefalomiyelit (beyin ve zarlarında iltihap), yıllar sonra ortaya çıkabilen ve çok nadir olan SSPE (kızamığa bağlı beyin hasarı yapan ensefalit) </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur.  </p>
<p><strong>Tedavi: </strong>Herhangi bir özel tedavisi yoktur. Yatak istirahati, bol sıvı tüketimi, öksürük için gerekirse soğuk buhar uygulaması yeterlidir. Ateş düşürücü ilaçlar <span style="color: #ff0000;">(ASLA ASPİRİN VERMEYİNİZ!)</span> ve vitamin takviyesi verilebilir. Bu hastalığı geçiren kişi ömür boyu bağışıklık kazanmış olur. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> </p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong>Aktif korunma:  </strong></span></li>
</ul>
<p>Kızamık aşısı canlı,zayıflatılmış bir aşıdır. Genellikle kızamıkçık kabakulak aşıları ile  birlikte karma bir aşı olarak verilir. Sağlık Bakanlığı&#8217;nın aşı takviminde 9. aydaki tek uygulanan kızamık aşısı kaldırılmış, 12. ayda karma olarak yapılmaktadır. </p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong>Pasif korunma:</strong></span></li>
</ul>
<p>Hasta biri ile temastan sonra  6 gün içinde verilen antikor, hastalığın hafif ve komplikasyonsuz atlatılmasını sağlayabilmektedir. </p>
<p>*************************************************************************************************************** </p>
<p><strong> </strong><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">KIZAMIKÇIK:</span></span></strong> </p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Togavirüs </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 14-21 gün </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Direkt temas ya da damlacık yoluyla bulaşır. Bulaştırıcılık döküntü ortaya çıkmadan 1-2 gün önce başlar ve döküntü başladıktan 5-7 gün sonra devam eder. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Özellikle kış sonu ve ilkbahar aylarında görülmektedir. Soluk kırmızı döküntü önce yüzden başlayıp 24 saat içinde boyun kollar, gövde ve kol bacaklara yayılır. Özellikle kulak arkası ve ensede şişmiş lenf bezleri tipiktir. Hafif bir ateş veya boğaz ağrısı olabilir. Nadiren, eklemlerde ağrı, şişlik görülür. Döküntü 3 günde genellikle kaybolur. Leke bırakmaz. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Artrit (eklem tutulumu), ensefalit ve kanama bozuklukları </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Özgün bir tedavisi yoktur. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Aşı yoluyla olur. 12-15 ay arasında kızamık ve kabakulağı da içeren karma canlı bir aşı verilir. 4-6 yaşta tekrarlanır. </p>
<p><strong>Hamilelerin kızamıkçık geçirmekte olan çocuktan uzak tutulması gerekir. Çünkü annenin kızamıkçığa yakalanması durumunda, a</strong>nne karnında kızamıkçığa maruz kalan bebeklerde &#8220;konjenital rubella&#8221; dediğimiz bir tablo ortaya çıkar ki, bu da büyüme gelişme geriliği, katarakt, glokom, sağırlık, kalp hastalığı, zeka geriliği gibi sonuçlara neden olabilir. Hastalığı geçirmemiş, aşılanmamış, hamilelik planlayan genç kadınların, işi gereği çocuklarla, gebelerle temasta olanların aşılanması gerekir. </p>
<p><strong>******************************************************************************************************************</strong> </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">SUÇİÇEĞİ</span></strong></p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Varicella virüsü</p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 12-16 gün  </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 7-10 gün sürer.  </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Solunum yolu ve yakın temasla bulaşır. Ev içi temasta bulaşma riski % 80-90 &#8216;dır. Tüm döküntü kabuklanana kadar (yaklaşık 1 hafta) bulaşıcıdır. Hasta çocuk bu nedenle 1 hafta sonra okula gidebilir. Hastayla temastan 10-21 gün sonrasında da diğer çocuklarda döküntü başlar. Hasta çocuğun izole edilmesi önemlidir, ancak döküntü başlamadan 1-2 gün öncesinde de bulaşıcı olduğundan diğerlerini tam olarak korumak için yeterli olmayacaktır. Suçiçeği geçirmemiş hamileler, yenidoğan bebekler, bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olanlar suçiçeği olan çocukla temastan kaçınmalıdırlar. </p>
<p> <strong>Seyri: </strong>Hasta çocukta ateş, iştahsızlık, halsizlik görülür. Özellikle büyük çocuklarda 1-3 günlük ateş ve üst solunum bulgularından sonra döküntü başlar. Suçiçeğinin oldukça kaşıntılı, su dolu kabarcıklardan oluşan döküntüsü önce gövde ve yüzde başlar, ardından ağız içi dahil olmak üzere tüm vücuda yayılır.<strong> </strong>Döküntü ilk başta yassı sonra sivilce şeklindedir. Daha sonra da kabuklanır. Gövdede çok, kol ve bacaklarda azdır. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar:</strong> Kulak iltihabı, zatürre ve nadir de olsa beyin iltihabı gibi komplikasyonlara yol açabilir. </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur.  </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Virüse özgü bir tedavi edici bir ilaç mevcuttur ( Acyclovir), ancak çok ağır durumlarda ve bu hastalığı ağır geçirme olasılığı yüksek olan ergenlik çağındaki çocuklarda kullanılır. Kaşıntıyı önlemek için antihistaminik şuruplar ve kaşıntı giderici losyonlar kullanılabilir.  </p>
<p><strong>Korunma: </strong>Oldukça etkili bir aşısı bulunmakla birlikte henüz sağlık bakanlığı aşı takvimine girmemiştir. Aşı  iki kez uygulanır. (Son yıllarda tek aşı koruyuculuğunun %60-70&#8242;lerde olduğu ortaya çıkıp rapel yapılması önerildiği için). 1 kez aşılanmış çocuklar bu virüse yakalandıklarında hastalık görülebilir, ancak çok hafif geçer. </p>
<p>Herpes (uçuk) virüsleri ailesinden olan bu virüs de su çiçeği bulguları iyileşmiş olmasına rağmen, sinir kökünde gizlenip kalır. Yıllar sonra, kişinin bağışıklığı zayıfladığında o sinirin işlev gördüğü alanda &#8220;zona&#8221; şeklinde yaralarla kendini gösterebilir. Aktif zona geçiren bir kişi, yenidoğan ve aşısız bir bebeğe/çocuğa bulaşıp suçiçeğine yol açabilir, bu nedenle bu kişi yarası kabuklanıp dökülene kadar bebek/çocuk ve hamilelerle temastan kaçınmalıdır. </p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span> </p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/10/grip-gibi-baslayip-dokuntu-ile-giden-cocuk-hastaliklarinda-ayirici-tani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ADENOID INFECTION IN CHILDREN</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/10/adenoid-infection-in-children/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/10/adenoid-infection-in-children/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Oct 2010 14:20:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NOSE PROBLEMS]]></category>
		<category><![CDATA[adenoid]]></category>
		<category><![CDATA[adenoid hypertrophy]]></category>
		<category><![CDATA[Adenoidectomy]]></category>
		<category><![CDATA[coughing in children]]></category>
		<category><![CDATA[dentition problems]]></category>
		<category><![CDATA[ear ache]]></category>
		<category><![CDATA[infection]]></category>
		<category><![CDATA[sleep apnea]]></category>
		<category><![CDATA[stuffy nose]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1989</guid>
		<description><![CDATA[  Tonsils and adenoid, which we are all born with, are masses of tissue that are similar to the lymph nodes or &#8220;glands&#8221; found in the neck, groin, and armpits. Tonsils are the two masses on the back of the throat. Adenoid is high in the throat behind the nose and the roof of the mouth [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>Tonsils and adenoid, which we are all born with, are masses of tissue that are similar to the lymph nodes or &#8220;glands&#8221; found in the neck, groin, and armpits. Tonsils are the two masses on the back of the throat. Adenoid is high in the throat behind the nose and the roof of the mouth (soft palate) and is not visible through the mouth without special instruments.</p>
<p>Tonsils and adenoid are near the entrance to the breathing passages where they can catch incoming germs, which cause infections. They &#8220;sample&#8221; bacteria and viruses and can become infected themselves. Infection of the tonsils are called &#8220;tonsillitis&#8221; and infection of the adenoid is called &#8220;adenoiditis&#8221;</p>
<p>In this article, I&#8217;ll give informations about recurrent adenoiditis and its possible effect on your child as he/she grows older.</p>
<p>As I have already mentioned, we&#8217;re all born with large tonsils and small adenoid, but as we recognize the viruses and bacterias, they get infected and especially the adenoid gets larger and larger by time. Also allergies can cause the adenoid grow although there&#8217;s no infection.</p>
<p>The adenoid becomes quite visible by examination around 6-12 months of age, reaches its biggest amount at 3-7 years, and after 11 years they tend to get smaller and disappear around  adolescence.</p>
<h3>How does adenoid become infected?</h3>
<p>When your child is exposed to an ill person/kid, he/she can have the virus from the air when the ill one sneezes or coughs. Or when the child touches a toy, cup or anything carrying the ill one&#8217;s secretions or being kissed by an ill person, the virus/bacteria can find a way to reach your child&#8217;s body after he/she sucks his/her thumb, eats something without washing his/her hands, bites his/her nail, etc, etc&#8230;.Then the microbe locates at the tonsils or adenoid, grow in amount and does its trick which we all know: nasal drainage, coughing, stuffy nose, sore throat, fever, ear ache&#8230;.</p>
<p>Especially if your child is in a day care center or has an older brother/sister going to a day care center or school, he/she gets more infected than the others.  Studies suggest that the average child will get 8-10 colds per year, lasting 10-14 days each, and occurring primarily in the winter months. This means that if a child gets 2 colds from March to September, and 8 colds from September to March, each lasting two weeks, the child will be sick more than over half of the winter. At the same time, children in a day care environment, exposed to the exchange of upper respiratory tract viruses every day, are expected to have 3-10 episodes of otitis media annually. This is four times the incidence of children staying at home.</p>
<h3>What is recurrent adenoiditis and why is it important?</h3>
<p>The large adenoid, locating at the back of the nose (which is called nasopharynx) first of all causes stuffiness and breathing from the mouth which is not right for the physiology of respiration and dentition. The chronic mouth breather kids have a high arched palate, malformations of the face and improper alignment of the teeth in their older age. Also if the tonsils are large enough, the child might experience snoring and disturbed sleep (which is called &#8220;Obstructive Sleep Apnea&#8221;) that leads to daytime sleepiness and/or behavioral problems.</p>
<p>Locating very close to the eustachian tube (an aeration pipe between the ear and the nose), the infections affecting the adenoid also affects the ears. Therefore recurrent adenoiditis can lead to frequent ear infections (acute infectious otitis media), chronic serous otitis media (unresolving fluid inside the middle ear) and even hearing loss.</p>
<p><strong>When should I take my child to a doctor?</strong></p>
<p>If your child has symptoms like:</p>
<ul>
<li>Breathing through the mouth instead of the nose most of the time</li>
<li>Nose sounds &#8220;blocked&#8221; when the child speaks</li>
<li>Noisy breathing during the day</li>
<li>Recurrent ear infections</li>
<li>Snoring at night</li>
<li>Breathing stops for a few seconds at night during snoring or loud breathing (sleep apnea), he/she most probably is having an enlarged adenoid or recurrent adenoiditis. You should take her to an Otolaryngologist (Ear, Nose and Throat Surgeon) to prevent future hearing, mental, facial growth and dentition problems.</li>
</ul>
<h3>What Should I Expect At the Exam?</h3>
<p>Your physician will ask about problems of the ear, nose, and throat and examine the head and neck. He or she will use a kid-size endoscope or a flexible lighted instrument to see the adenoid. If the child does not cooperate with the physician for endoscopic examination, then X-rays are sometimes helpful in determining the size and shape of the adenoid.</p>
<h3>What is the treatment for recurrent adenoiditis?</h3>
<p>First step is the medical treatment. Regular irrigation of the nose with saline solutions, using cold vapour machines throughout the winter, using antibiotics if needed are some of the medical treatment methods.</p>
<p>But, if the recurrent adenoiditis causes sleep apnea, recurrent acute otitis media, chronic serous otitis media, facial growth and dentition problems, and recurrent lower respiratuary tract infections, then the removal of  adenoid would be the best choice.</p>
<p>Cleft lip-palate and submucosal cleft palate are contraindications for this surgery.</p>
<p>Although there&#8217;s a lower age limit in tonsillectomy (which is 3 years), there&#8217;s in fact no lower or upper age limit for adenoidectomy unless the child is healthy and ready for anesthesia. </p>
<p>Adenoidectomy is an outpatient procedure and many patients are released after 2-3 hours.</p>
<p>SOURCE: <a href="http://www.entnet.org/healthinfo/throat/tonsils.cfm">http://www.entnet.org/healthinfo/throat/tonsils.cfm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/10/adenoid-infection-in-children/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEBEKLERDE VE ÇOCUKLARDA BURUN TIKANIKLIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/09/bebeklerde-ve-cocuklarda-burun-tikanikligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/09/bebeklerde-ve-cocuklarda-burun-tikanikligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2010 09:47:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[burunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1969</guid>
		<description><![CDATA[  Bebek ve çocuklarda burun tıkanıklığına yol açabilecek pek çok neden bulunmaktadır. Erişkinlerde en sık nedeni burnun yapısal bozuklukları (deviasyon vb.) iken çocuklarda en sık neden genizeti büyüklüğü, üst solunum yolu enfeksiyonları, burunda yabancı cisim ve alerjidir. GENİZETİNE BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI: Her bebek, geniz bölgesinde yerleşen ve boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biri olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Bebek ve çocuklarda burun tıkanıklığına yol açabilecek pek çok neden bulunmaktadır. Erişkinlerde en sık nedeni burnun yapısal bozuklukları (deviasyon vb.) iken çocuklarda en sık neden genizeti büyüklüğü, üst solunum yolu enfeksiyonları, burunda yabancı cisim ve alerjidir.<br />
<strong><span style="color: #ff0000;">GENİZETİNE BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI:</span></strong></p>
<p lang="tr-TR">Her bebek, geniz bölgesinde yerleşen ve boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biri olan geniz eti (adenoid) ile doğar. Bu doku bebek büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. İltihaplandığında boyutunda büyüme olması nedeniyle burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, bazen uykuda nefes durması; artan salgı ve iltihaba bağlı olarak özellikle çocuk sabah kalktığında ve gece uykuya daldığında yoğunlaşan gıcık öksürüğü, geniz akıntısına bağlı zaman zaman balgamlı öksürük, ağız kokusuna neden olur. Pek ateş yapmaz, sekonder olarak orta kulak iltihabına yol açtıysa ateş başlayabilir. Bu durumun uzun sürmesi ve sık tekrarlaması gelişmede gerilik, ağız ve diş yapısında bozulma ve kulaklarda sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve sıvı birikimine bağlı işitme kaybı ile sonuçlanabilmektedir. Tedavide ilk olarak tıbbi tedavi seçilir. Burnun günde en az 2 kez serum fizyolojik içeren damla ve spreylerle yıkanması, aspire edilmesi veya daha büyük çocukların hafifçe kesik kesik sümkürtülmesi önemlidir, gerekirse antibiyotik tedavisi başlanabilir. 3 aylık tıbbi tedaviye rağmen şikayetlerin devam etmesi, özellikle tekrarlayan/geçmeyen orta kulak sıvısı ve/veya uykuda nefes durması varlığında, 6 aylıktan büyük çocuklarda geniz etinin alınması  gerekebilir.</p>
<p> <strong><span style="color: #ff0000;">ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARINA BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI:</span></strong> </p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/2010/08/nezle/" target="_blank">&#8220;NEZLE&#8221;</a> ve <a href="http://www.seciltotan.com/2009/10/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/" target="_blank">&#8220;GRİP&#8221; </a>başlıkları altında ayrıntısıyla okuyacağınız üzere, bebek ve çocuklarda virüslerin üst solunum yolunu tutmasına bağlı mukozada ödem, burun ve genizetinde büyüme, burun salgısında artış ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, burun soluduğumuz havayı nemlendirip, vücut sıcaklığına getirip akciğere göndermekle görevli olduğu ve bunu sırasıyla sağlı-sollu büyüyüp küçülen burun etleriyle (konka) gerçekleştirdiği için, klima, aşırı sıcak ve kuru hava, sigara dumanı, kimyasallara maruz kalma (çamaşır suyu vb.) burun etlerini daha çok şişirip solunumu zorlaştıracaktır, çocuğu bu nedenle nezle/gripken özellikle bu tür tahrişlerden korumak gerekir. Nezle/grip tedavisinde burnun günde en az 2 kez serum fizyolojik içeren damla ve spreylerle yıkanması, aspire edilmesi veya daha büyük çocukların hafifçe kesik kesik sümkürtülmesi önemlidir. Beraberinde 2 yaş üstü çocuklarda nazal dekonjestan burun damla/spreyleri ( kullanım süresi 5 günü geçmeyecek şekilde!), 6 yaş üstü çocuklarda- 1 haftadan uzun kullanmamak kaydıyla- oral dekonjestan ilaçlar verilebilir. Sinüzit, orta kulak iltihabı gibi sekonder bakteriyel bir enfeksiyon eklenmedikçe tedavide antibiyotiğin yeri yoktur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>BURUNDA YABANCI CİSİM VARLIĞINA BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI:</strong></span></p>
<p>Amerika&#8217;da yılda ortalama 80.000 kişinin (19 yaş ve altı yaş gurubunda) yabancı cisim yutma nedeniyle çeşitli merkezlere başvurduğu bildirilmektedir. 1500 aileyle yapılan bir anket çalışmasında, %4&#8242;ü çocuklarının hayatında en az 1 kez yabancı cisim yuttuğunu ifade etmiştir. Bu durumun en sık görüldüğü yaş grubu ise 6 ay-4 yaş arasıdır.</p>
<p>Kiraz çekirdeği, fasülye, nohut, çerez, patlamamış mısır tanesi, saat pili, oyuncak parçaları, üzüm, oyun hamurları, kağıt mendil parçası, ufak taşlar, düğme ve daha niceleri çocukların sıklıkla burunlarına sokabildikleri ufak cisimlerdir. Burundaki yabancı cisim uzun süreli olarak orada kalırsa, o taraftan kötü kokulu, bazen kanlı akıntı ve burun tıkanıklığı başlar.</p>
<p lang="en-US"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı? </span></p>
<p lang="en-US">BURUNDAKİ YABANCI CİSİMLER ASLA EVDE ÇIKARILMAYA ÇALIŞILMAMALI, ÇOCUK PANİK EDİLİP AĞLATTIRILMADAN EN KISA ZAMANDA BİR HASTANENİN ACİL SERVİSİNE BAŞVURULMALIDIR!!! Çünkü, burundaki yabancı cisim ağlarken burun çekme ile ya da cımbızla tutulmaya çalışılırken geriye ittirilmekle kolayca soluk yoluna düşüp, çocuğun anlık boğulmasına, sonrasında nefes alma çabası ile cismin akciğerlere çekilmesine neden olabilir.</p>
<p>Bilye, ufak taşlar, çerez, oyuncak parçaları, üzüm, düğme, meyve çekirdekleri (özellikle ülkemizde karpuz!), saat pili, madeni para gibi ufak cisimlerin, çocuğun ulaşabileceği yerlerde olmamasına çok dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p>Yine, 4 yaş altı çocuklara yüzük, kolye, bilezik, küpe gibi koparak küçük parçalara ayrılabilecek süs eşyaları takmayınız, nazar boncuklarını çocuğun ulaşamayacağı kürek kemiği hizasına takınız!</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALERJİYE BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI:</strong></span> </p>
<p>Alerji  yabancı bir cisim, polen, ev tozu akarı, hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı vücutta oluşan aşırı reaksiyondur. Bazen besinler de buna yol açabilmektedir. Polenler ilkbaharda veya sonbaharda çocukta sorun yaratırlar. Ev tozu ise bütün bir yıl boyunca çocuğu rahatsız edebilir. Çocuk tipik olarak devamlı burnunu kaşır, hapşırır, sulu burun akıntısı vardır ve eliyle burnunu alttan alına doğru devamlı sildiği için burun ucunda hafif bir kıvrılma izi ortaya çıkar ki bu &#8220;alerjik selam bulgusu&#8221; tipiktir.</p>
<p>Alerjik hastalarda, burun tıkanıklığı ve burun akıntısının nedeni bu yabancı partiküllerin burun yoluyla vücuda girip vücutta &#8220;histamin&#8221; salgılanmasına neden olması ve bunun yarattığı zincirleme reaksiyondur.</p>
<p>Alerjinin ideal tedavisi , bazı durumlarda mümkün olamasa da (tatilde gittiğiniz oteldeki halıyı kaldırtamazsınız, güneş alerjiniz varsa çocuğunuzu eve hapsedemezsiniz!) şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmak ve buna rağmen vücutta histamin salınması durumunda bunun etkilerini azaltmaktır.</p>
<p>Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini önleyerek şikayetleri ortadan kaldırabilir. 6 yaşından sonra kullanılabilen sistemik dekonjestanlar (ki 1 haftadan uzun kullanımı önerilmez!) genişlemiş kan damarlarını büzerek burnun açılmasını sağlarlar. Nazal steroidler de çocuğun burun şikayetlerini azaltmada oldukça yardımcıdır, ancak uzun dönem kullanılamaz.</p>
<p lang="en-US">
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/09/bebeklerde-ve-cocuklarda-burun-tikanikligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FEVER CONUNDRUM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/fever-conundrum/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/fever-conundrum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 08:08:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[child]]></category>
		<category><![CDATA[fever]]></category>
		<category><![CDATA[pfapa syndrome]]></category>
		<category><![CDATA[relapsing fever]]></category>
		<category><![CDATA[throat ache]]></category>
		<category><![CDATA[Tonsillectomy]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillitis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1904</guid>
		<description><![CDATA[PFAPA syndrome, which was first described by Marshal and friends at 1987, is a syndrome mostly seen under the age of 5, including relapsing fever, oral aphtous lesions (mouth sores), pharyngitis and lumps on the neck. The fever is episodic, meaning in every 21-28 days (every month, often families know the exact day when an [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PFAPA syndrome, which was first described by Marshal and friends at 1987, is a syndrome mostly seen under the age of 5, including relapsing fever, oral aphtous lesions (mouth sores), pharyngitis and lumps on the neck. The fever is episodic, meaning in every 21-28 days (every month, often families know the exact day when an attack will start!), a 39<sup>o</sup>C fever occurs and lasts for 3-6 days. It can be accompanied by a sore throat, mouth ulcers, or enlarged cervical lymph nodes. During episodes, the child looks very ill and complains about at least one of the three symptoms mentioned above. On the day the fever starts, the child will feel a little bit ill before the attack and the family knows an attack is about to start. Not all children have all symptoms, especially mouth sores. Some children have other symptoms like joint pain, abdominal pain, headache, vomiting or diarrhea.</p>
<p>The answer to what causes this syndrome is not yet known. No gene defect has yet to be found in PFAPA, although in some cases more than one family member has the disease. No infectious cause has been found in PFAPA, thus it is not a contagious disease. It is clear that the inflammatory process is activated during episodes, but it is not clear why it is triggered.</p>
<p>There are no laboratory tests, or imaging procedures, specific for diagnosing PFAPA. The disease is diagnosed based on the results of a physical examination and other symptoms. Inflammatory blood tests like the white blood cell count, erythrocyte sedimentation rate and the C-reactive protein are increased during attacks. Before the diagnosis is confirmed, it is important to exclude all other diseases that may present with similar symptoms (especially a streptococcal throat). The dramatic response to treatment (see below) also helps diagnose PFAPA.</p>
<p>Beacuse the cause is unknown, there is no specific treatment to cure PFAPA. The aim of treatment is to control symptoms during the episodes of fever. In most children, the disease will resolve by itself without treatment, usually after the age of 10 years. A single dose of steroid (usually prednisone), given when symptoms first appear, has been shown to shorten an episode and sometimes even end the episode. However, the interval between episodes may also be shortened with this treatment, and the next episode may occur earlier than expected. In patients with very frequent attacks, a tonsillectomy (removing the tonsils by surgery) may be considered.</p>
<p>Over time, the intervals between the episodes will increase and usually after the age of 10 years resolve by itself. Children with PFAPA continue to grow and develop normally.</p>
<p>REFERENCES:</p>
<p>1. PFAPA Sendromu: Bir Periyodik Ateş Tablosu, Fırat Tıp Dergisi 2006;11(1): 75-77,</p>
<p>Metehan ÖZEN, Gül YÜCEL, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Malatya</p>
<p>2.http://my.clevelandclinic.org/disorders/periodic_fever_syndrome/rheumatology_overview.aspx</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/fever-conundrum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA SİNÜZİT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-sinuzit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-sinuzit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 08:02:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[başağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kanlı akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sarı sümük]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil sümük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1898</guid>
		<description><![CDATA[  Bebeğin anne karnındaki gelişimine paralel olarak doğum sonrası çok küçük olsa dahi var olan, başlangıçta bezelye büyüklüğünde olup burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen sinüsler çocukluk ve genç erişkinlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam ederler. Burnun iç yüzünü kaplayan zar (mukoza), sinüslerin de içini kaplar ve bir kurşun kalem ucu büyüklüğünde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Bebeğin anne karnındaki gelişimine paralel olarak doğum sonrası çok küçük olsa dahi var olan, başlangıçta bezelye büyüklüğünde olup burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen sinüsler çocukluk ve genç erişkinlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam ederler. Burnun iç yüzünü kaplayan zar (mukoza), sinüslerin de içini kaplar ve bir kurşun kalem ucu büyüklüğünde açıklıklarla burun boşluğuna bağlanmaktadırlar.<br />
Sinüsler normal salgı (mukus) oluşturan burun sisteminin bir parçasıdır. Burun ve sinüsler günde yaklaşık olarak yarım litre mukus salgılar. Üretilen mukus burun mukozası üzerinde hareket ederek toz parçacıklarını, bakterileri ve diğer havayla taşınan partikülleri süpürür ve yıkarlar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve genizden akıntı şeklinde yutulur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">SİNÜZİT NEDİR?</span></strong></p>
<p>Çocuklarda sinüzit, üst solunum yolu enfeksiyonlarının %30&#8242;unu oluşturur.  Bir nezle-grip sonrasında çocukların %0,5-5&#8242;inde akut sinüzit gelişmektedir. Sinüzit, sinüslerin enfeksiyonu veya enflamasyonudur. Tipik bir akut sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir atak sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlar o kadar çok şişebilir ki sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemezse mukus sinüsler içinde birikir ve basıncın artmasına neden olur. Hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yüzde veya alında, gözler arasında veya gerisinde, yanaklarda ve üst dişlerde ağrı ortaya çıkar. Çıkışı kapalı ve mukus dolu bir sinüs bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortamdır.</p>
<p><strong>Etkeni:</strong> S. pneumoniae, H. influenzae, M. catarrhalis, nadiren anaeroblar </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Nezle-grip 1 haftadan uzun sürerse, sümük rengi yeşil-sarıya dönerse, başağrısı, artmış geniz salgısına bağlı öksürük eklenirse muhtemel bakteriyel enfeksiyon gelişmiştir. Akut sinüzit, 7-10 gün süreyle sinüslerin iltihaplanmasıdır. Bu iltihaplanma 3 aydan fazla sürerse kronik (müzmin) sinüzit adını alır. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Sinüziti olan biri, bir başkasına sinüziti bulaştırmaz, ancak bahsedilen mikropların tükrük, balgam vb. ile ağız yoluyla bulaşı sonrasında kişinin bağışıklığına göre boğaz iltihabından tutun zatürreye kadar değişik hastalıklara neden olabilir. </p>
<p><strong>Seyri:</strong> Çocukta sarı-yeşil-kahverengi, bazen kanlı burun/geniz akıntısı, öksürük, ateş, başağrısı, yüzde-göz etrafında-alında dolgunluk hissi olabilir. 10 günden fazla zamandır öksürük şikayeti olan bir çocukta sinüzit tanısı mutlaka akla gelmelidir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Çok nadir görülen orbital sellülit (iltihabın göze yayılması ile), frontal kemik ostoemyeliti, menenjit, kavernöz sinüs trombozu </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik bulgulara dayanarak ve endoskopik KBB muayenesi ile konulur. Endoskopik muayeneyi tolere edemeyen çocuklarda gerekirse sinüs grafisi istenebilir. Komplikasyon şüphesinde sinüs tomografisine geçilebilir. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Akut sinüzit tedavisinde antibiyotik, burun yıkama, dekonjestanlar (2 yaştan büyük çocuklarda) kullanılırTedavi süresi minimum 10gün, ideali 14 gün olmalıdır. Kronik sinüzitte bazen kısıtlı minimal sinüs cerrahisi gerekebilmektedir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Genel hjyen önlemleri dışında nezle-grip olan çocuğun burnunu serum fizyolojiklerle günde2-3 kez yıkamak önemlidir. Ancak kuvvetli sümkürtme ya da burnu içeri doğru çekme orta kulak iltihabını davet edecektir. Ayrıca çocukların yanında sigara içilmemelidir, yapılan çalışmalarda sigara dumanına maruz kalan çocukların daha sık hasta olduğu görülmüştür. Allerjik çocukların daha sık sinüzit geçirdikleri saptandığı için, olabildiğince allerjenden soyutlanmış ortamlarda (evde kedi-köpek-kuş-çiçek olmadan, kaplama halılar ortadan kaldırılarak) yaşamaları sağlanmalı, mevsimsel allerjisi olanlarda allerji sezonu başlamadan 7-10 gün önce kortikosteroidli burun spreyleri ve antihistaminiklere başlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-sinuzit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIZIL</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:58:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademciklerde beyazlık]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[deride soyulma]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1891</guid>
		<description><![CDATA[  Etkeni: Beta hemolitik streptokok bakterisi  Kuluçka dönemi: 1-7 gün.(ortalama 3 gün)   Süresi: Belirtileri 10 gün kadar sürer.  Bulaş: Çok bulaşıcıdır. Bakteri vücuda boğaz yoluyla girer.  Seyri: Sıklıkla aynı mikrobun yol açtığı boğaz enfeksiyonu ile birliktedir. Çocuklarda her yaşta görülebilir, ancak 3 yaşın üstünde daha sıktır. Yüksek ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Beta hemolitik streptokok bakterisi </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 1-7 gün.(ortalama 3 gün)  </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Çok bulaşıcıdır. Bakteri vücuda boğaz yoluyla girer. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Sıklıkla aynı mikrobun yol açtığı boğaz enfeksiyonu ile birliktedir. Çocuklarda her yaşta görülebilir, ancak 3 yaşın üstünde daha sıktır. Yüksek ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider. </p>
<p>Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 <sup>0</sup>C&#8217;ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer. </p>
<p>Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.</p>
<p>Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır. Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur. Kol ön yüzündeki katlantı bölgesi, bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Akut romatizmal ateş, akut glomerülonefrit </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik olarak konur. Rapid Strep A testi ve boğaz kültürü ile desteklenir. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Kızılın tedavisinde penisilin grubu antibiyotikler kullanılır. Allerjisi olanlarda eritromisin grubu tercih edilebilir. TEDAVİYE 10 GÜN DEVAM EDİLMESİ SON DERECE ÖNEMLİDİR. Antibiyotik tedavisi akut romatizmal ateş tehlikesini önleyebilmektedir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Aşısı yoktur. Hasta çocuğun antibiyotik tedavisine başlandıktan 48 saat sonraya kadar diğer çocuklarla kontak kurmamasına çalışılmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EPİGLOTTİT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/epiglottit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/epiglottit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:54:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GIRTLAK VE SES HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[epiglottit]]></category>
		<category><![CDATA[nefes darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ötme]]></category>
		<category><![CDATA[salya akıtma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1887</guid>
		<description><![CDATA[Yutkunma sırasında gırtlağın üst kısmını kapak gibi kapatarak yiyeceklerin soluk yoluna kaçmasını önlemekle görevli epiglotun iltihabıdır. Şiddetli ödem ve kıkırdakta erimeye kadar giden ciddi ve acil tedavisi gereken bir enfeksiyondur. Genellikle 2-8 yaş arası çocuklarda görülür.  Etkeni: Çoğunlukla H. İnfluenza B tipi  Bulaş: Virüs vücuda damlacık yoluyla boğazdan girer.  Seyri: Şiddetli boğaz ağrısı, yüksek ateşle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yutkunma sırasında gırtlağın üst kısmını kapak gibi kapatarak yiyeceklerin soluk yoluna kaçmasını önlemekle görevli epiglotun iltihabıdır. Şiddetli ödem ve kıkırdakta erimeye kadar giden ciddi ve acil tedavisi gereken bir enfeksiyondur. Genellikle 2-8 yaş arası çocuklarda görülür. </p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Çoğunlukla H. İnfluenza B tipi </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Virüs vücuda damlacık yoluyla boğazdan girer. </p>
<p><strong>Seyri:</strong> Şiddetli boğaz ağrısı, yüksek ateşle başlayıp hızla ilerleyerek çocukta genel durumda bozulma, yutma güçlüğü, ötme, nefes darlığı ve boğazında yumru varmış gibi kabalaşmış bir sese neden olur. Çocuk çok hasta, endişeli,boğaz ağrısından çok şikayetçidir, nefes alabilmek için belden yukarısını öne doğru eğip oturup vücudunu kolları ile destekler. Dili hafif dışarıdadır ve tükrüğünü yutamadığı için devamlı salya akıtır. Kruptaki gıcık şeklinde öksürük bunda görülmez. Çocuk 2 yaşından küçükse salyayı yutamamaya bağlı öksürük, ötme, morarma belirgindir.</p>
<p> <strong>Tanı:</strong> Klinik yönden yapılır. Mümkünse boğazda derin endoskopi yapmaktan kaçınılmalıdır, çünkü dile fazla bastırılması, epiglota bağlı enflame sinir uçlarını uyararak nefesin durmasına neden olabilir. Mikrop, olabildiğince epiglotu fazla uyarmadan alınabilirse boğaz kültürü ile ya da kan kültürü ile tespit edilebilir. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Çocuk hemen doktora götürülmeli, hastaneye yatırılarak İV yoldan kuvvetli antibiyotikler verilerek, oksijen desteği verilmelidir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar:</strong> Acil tanı konulup tedavi edilmezse ölümcül olabilir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> H. Influenzaya karşı aşılama yapılarak</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/epiglottit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK İLTİHABI VE FARENJİT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğim ve biz dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[yutkunma güçlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1882</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarda farenjitlerin ancak %10’u bakterilere bağlıdır. Bunlardan en sık görüleni Beta-hemolitik streptokoklara bağlı tonsillofarenjittir.     STREPTOKOK TONSİLLOFARENJİTİ:  Etkeni: Beta hemolitik streptokok bakterisi  Kuluçka dönemi: 2-5 gün  Süresi : Tedavi ile 2 gün, tedavisiz genellikle 5-7 gün  Seyri: Ateş, boğaz ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kusma gibi belirtilere neden olur. Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Çocuklarda farenjitlerin ancak %10’u bakterilere bağlıdır. Bunlardan en sık görüleni Beta-hemolitik streptokoklara bağlı tonsillofarenjittir. <strong> </strong></p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><strong>STREPTOKOK TONSİLLOFARENJİTİ:</strong></span> </p>
<p><strong>Etkeni: </strong>Beta hemolitik streptokok bakterisi </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi: </strong>2-5 gün </p>
<p><strong>Süresi : </strong>Tedavi ile 2 gün, tedavisiz genellikle 5-7 gün </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Ateş, boğaz ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kusma gibi belirtilere neden olur. Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, tipik olarak kreş ve okul çocuklarının hastalığıdır. Bazen 1-2. gün kızıl döküntüsüne neden olabilir. Boğaz muayenesinde tipik olarak büyümüş kızarık bademcikler ile bademciklerin üzerini kaplayan beyaz bir tabaka (eksüda) görülür.</p>
<p><strong>Bulaş:</strong> İnsandan insana bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır. Antibiyotik alımının 24. ssatinden itibaren bulaştırıcılık ortadan kalkar.</p>
<p><strong>Komplikasyonları: </strong>En önemlisi akut eklem romatizmasıdır. 5-15 yaş grubunda streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3&#8242; tür. Bulguları genellikle enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır. Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. 9 gün içinde tedavi edilmesi bu komplikasyonu önler. Diğer komplikasyonlar bademcik etrafında apse, selülit, akut glomerülonefrit ve kulak iltihabıdır.</p>
<p><strong>Tanı:</strong> Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test <strong>Rapid Strep-A testidir</strong>. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95&#8242; tir.</p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Antibiyotikler (özellikle penisilin grubu). Antibiyotikler genellikle oldukça etkindir, tedavi başladıktan sonra 48-72 saat içinde yanıt alınır. </p>
<p><strong>Taşıyıcılık:</strong> Bu bakterinin en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle <strong>boğaz kültürü</strong> (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle <strong>&#8220;taşıyıcılık&#8221;</strong> (mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır.</p>
<p><strong>Korunma:</strong> Okul ve kreşe giden çocukların %20&#8242;sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.</p>
<p>Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.</p>
<p>Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.</p>
<p>Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.</p>
<p>Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD&#8217;de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZETİ İLTİHABI (ADENOİDİT)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/genizeti-iltihabi-adenoidit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/genizeti-iltihabi-adenoidit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:42:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı açık uyuma]]></category>
		<category><![CDATA[geceleri öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1876</guid>
		<description><![CDATA[  Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti (adenoid), boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır.    [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti (adenoid), boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. <em> </em> </p>
<p><strong>Şikayet:</strong> Burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, özellikle sabah kalktığında ve gece uykuya daldığında yoğunlaşan gıcık öksürüğü, geniz akıntısına bağlı zaman zaman balgamlı öksürük, ağız kokusudur. Pek ateş yapmaz, sekonder olarak orta kulak iltihabına yol açtıysa ateş başlayabilir. Bu durumun uzun sürmesi ve sık tekrarlaması gelişmede gerilik, ağız ve diş yapısında bozulma ve kulaklarda sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve sıvı birikimine bağlı işitme kaybı ile sonuçlanabilmektedir.   </p>
<p><strong>Tedavi: </strong>Geniz eti iltihaplanmasının yol açtığı öksürük, kulakta sıvı birikimi ve kulak  enfeksiyonları için öncelikle tıbbi tedavi (burnun serum fizyolojikle düzenli olarak yıkanması, gerekirse antibiyotik kullanımı) uygulanmaktadır. Ancak birkaç kez tekrarlanmasına rağmen kulaktaki sıvının gerilememesi, ağzı açık uyuma-horlama şikayetlerinin devam etmesi geniz etinin alınmasını  gerektirebilir. Geniz eti ameliyatı, çok düşük risklere sahip, çabuk iyileşme sağlayan basit ameliyatlardan biridir. Yarık damaklı olan veya yarık damak ameliyatı olup damağı tamir edilen hastalarla gizli yarık damağı (submuköz yarık damak) olan kişilere geniz eti ameliyatı yapılmaz.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/genizeti-iltihabi-adenoidit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NEZLE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/nezle/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/nezle/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:40:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırık]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1871</guid>
		<description><![CDATA[  Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Etkeni: Rhinovirüs, coronavirüs Kuluçka dönemi: 2-7 gün Süresi: Burun akıntısı geçene kadar, genellikle 1 hafta Bulaş: Bu virüsler vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p lang="tr-TR">Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır.</p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Rhinovirüs, coronavirüs</p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 2-7 gün</p>
<p><strong>Süresi:</strong> Burun akıntısı geçene kadar, genellikle 1 hafta</p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Bu virüsler vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler.</p>
<p><strong>Seyri: </strong>En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Ateş çoğu kez gözükmez, ancak ikincil bir bakteri enfeksiyonu olursa açığa çıkar. Burun akıntısı birkaç gün sonra epitel hücreler atıldığı için biraz koyulaşır, yeşilimsi bir kıvam kazanır. Bu illaki bakteriyel bir enfeksiyon ilave olduğu anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Komplikasyonlar:</strong> Orta kulak iltihabı, sinüzit vb. (sekonder bakteriyel enfeksiyona bağlı)</p>
<p><strong>Tanı:</strong> Anamnez ve muayene ile konulur, özel bir tetkike gerek yoktur.</p>
<p><strong>Tedavi: </strong>Antibiyotiklerin yeri yoktur. Soğuk algınlığı ilaçlarının çocuklardaki etkinliği kanıtlanmadığı gibi güvenlik verileri de, özellikle 2 yaş altında yeterli değildir. Özellikle burnun erken dönemde tuzlu su solüsyonlarıyla temizlenip açılması önemlidir. Nem-buhar makineleri çocuğu rahatlatmaya yardımcıdır. Bol sıvı, bal (1 yaş üstü), zencefil, kekik, taze sıkılmış meyve suları gibi doğal ürünler daha hızlı iyileşmeye yardımcı olabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Eğer 14 gün içinde hastalık geçmiyor ya da sonradan ateş ortaya çıkmışsa sekonder bir bakteri enfeksiyonu düşünülerek doktorunuz tarafından antibiyotik başlanabilir.</p>
<p><strong>Korunma:</strong>Çocuğa el yıkama alışkanlığının kazandırılması ve çocukların ortak kullandıkları eşyaların sık olarak dezenfekte edilmesi önemlidir. Erken dönemde burnun serum fizyolojiklerle temizlenip açık tutulması da kulak enfeksiyonu gibi ikincil komplikasyonları önleyebilir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/nezle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ORTA KULAK İLTİHABI (OTİTİS MEDİA)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/orta-kulak-iltihabi-otitis-media/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/orta-kulak-iltihabi-otitis-media/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:34:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[Otitis media]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1865</guid>
		<description><![CDATA[  Orta kulak iltihabı çocuklarda en sık doktora başvurma nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar. Etkeni: Pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu etkeni virüs ile Pnömokok, H. influenza, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<div id="attachment_1868" class="wp-caption alignleft" style="width: 213px"><img class="size-medium wp-image-1868" title="orta kulak iltihabı-seciltotan" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/orta-kulak-iltihabı-seciltotan-290x300.jpg" alt="Fotoğraf tarafıma ait olup izinsiz kullanılamaz. " width="203" height="210" /><p class="wp-caption-text">Fotoğraf tarafıma ait olup izinsiz kullanılamaz. </p></div>
<p>Orta kulak iltihabı çocuklarda en sık doktora başvurma nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar.</p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu etkeni virüs ile Pnömokok, H. influenza, Moraxella cataralis gibi bakteriler. Grip ve RSV sonrası sıklıkla ikincil bakteriye bağlı kulak enfeksiyonu görülür.</p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> Viral etkenlerde genellikle 3-7 gündür. Bakteriler virüslerin üzerine ilave oldukları için tam bir kuluçka döneminden söz edilemez.</p>
<p><strong>Süresi:</strong> Genellikle 10 gün sürer.</p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Orta kulak iltihabı tek başına bulaşıcı değildir, buna yol açan nezle-grip virüsü burun salgıları yoluyla hapşırmakla, enfekte ellerle temas etmekle bulaşır. Bunların bulaştığı kişide eğer bağışıklık yetersizse, geniz eti, deviasyon gibi burun tıkanıklığına yol açan anatomik bir sorunu var ise, nezle-grip iken uçak yolculuğu yapmış ise östaki tüpünün (orta kulakla burun  arasında genizde yer alan ince bir kanal) enfeksiyona bağlı olarak şişip kapanması nedeniyle orta kulak iyi havalanamaz ve bu kişi de dolaylı olarak orta kulak iltihabı yaşayabilir. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Şiddetli kulak ağrısı, ateş, bebekse huzursuzluk ve devamlı ağlama, kulakta tıkanıklık, işitmede azalma, bazen bulantı, kusma ile gider.</p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Kulak zarı şişmiş olduğu için ve arkasında hareket etmesini önleyen yoğun bir sıvı olduğu için bazen bu baskıya ve enflamasyona dayanamayıp bir yerinden delinip akmaya başlayabilir. Bu durumda çocuğun ağrısı geçer, ateşi düşer ancak bu sefer de orta kulak dışarısıyla temasa geçer ve müzmin orta kulak iltihabına dönüşebilir. Bu nedenle herhangi bir kulak akıntısı olduğunda bir uzmana başvurulması gerekir. Ayrıca tedavi edilmediğinde, özellikle bebeklerde kafada bazı önemli yapılara yayılabilir. Bu nedenden dolayı bebeğinizde huzursuzluk, devamlı o kulağını çekiştirme, kusma, ateş varsa, kulak arkasında şişlik ve kızarıklık ortaya çıkmışsa (mastoidit!) hemen bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir. Bazen kulak enfeksiyonu sonrası orta kulakta sıvı birikebilir. Bu duruma &#8220;seröz otit&#8221; adı verilir ve doktorunuz tarafından sık kontrollerle takip edilmesini gerektiren bir durumdur. Bu sıvı çoğu çocukta 3-6 haftada kendiliğinden kaybolmaktadır. En az 3 aylık takip sonrasında kulaktaki sıvının kaybolmadığı durumlarda, kulağa tüp takılması (ventilasyon tüpü) gerekebilmektedir.</p>
<p><strong>Tanı:</strong> Çocuk Hastalıkları Uzmanı veya Kulak Burun Boğaz Uzmanı tarafından kulak zarı ve orta kulağın muayenesi ile konulur.</p>
<p><strong>Tedavi: </strong>Son yıllarda dünyanın pek çok yerinde 2 yaşın üstünde ve hasta görünmeyen çocuklarda, etken çoğunlukla virüsler olduğu için, 2 gün antibiyotiksiz bekleme seçeneği kabul görmüştür. Çocuk günaşırı kontrol edilerek, 48-72 saatte düzelme olmazsa antibiyotiğe geçilmektedir. 2 yaşın altında ya da kulak ağrısı-ateşi olan çocuklarda ise ilk aşamada antibiyotikler seçilmelidir. Uygun bir antibiyotik seçimi ve gerekli sürede (en az 7 gün, ideali 10 gün)  kullanımı ile orta kulak iltihabı tedavi edilebilir. Beraberinde var olan patolojiye göre ateş düşürücü-ağrı kesici, 2 yaş üstünde gerekirse dekonjestan, antihistaminik (alerji ilacı) ilaçlar, burun damlaları verilebilir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Grip aşısı, pnömokok aşısı ve karma aşılar önemli koruma sağlar. Nezle-grip olan çocuğun burnunu serum fizyolojiklerle günde2-3 kez yıkamak önemlidir. Ancak kuvvetli sümkürtme ya da burnu içeri doğru çekme orta kulak iltihabını davet edecektir. Olabildiğince çocuk hastayken uçak yolculuğu yapılmamalı, el temizliği ve hjyene özen gösterilmeli, hasta çocuklarla bir araya getirilmemeli, vücut direncini yüksek tutmak için dengeli beslenme, yeterli uyku ve dinlenme sağlanmalıdır. </p>
<p>Bebek ve çocuklarda östaki tüpünün erişkinlere göre kısa ve geniş olması, genize kaçması durumunda mikropların ve yutulan sıvıların rahatça burundan orta kulağa geçmesine yol açar. Özellikle bebeklerin biberonla beslenmesi sırasında ve sonrasında bu konuya çok dikkat edilmesi gerekir. Bebek düz yatırılarak ya da yatağında beslenmemeli, beslenme sonrası 1-2 saat yatırılmamalı, yatağın başı yükseltilerek yatırılmalıdır.</p>
<p>Nezle-grip-orta kulak iltihabı olan çocukların tam iyileşene kadar kreşe/okula gönderilmemesi gerekir.</p>
<p>Ayrıca çocukların yanında sigara içilmemelidir (çocuk odasındayken salonda içiyoruz, sonra havalandırıyoruz gibi açıklamalar yetersizdir, çünkü sigaranın irritan partikülleri oda içindeki eşyalara sinmekte ve ne kadar havalandırılırsa havalandırılsın çocuğu etkilemektedir!!!), yapılan çalışmalarda sigara dumanına maruz kalan çocukların daha sık hasta olduğu görülmüştür.  </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/orta-kulak-iltihabi-otitis-media/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KRUP (AKUT VİRAL LARENJİT)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/krup-akut-viral-larenjit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/krup-akut-viral-larenjit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:25:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[krup]]></category>
		<category><![CDATA[larenjit]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[ötme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1859</guid>
		<description><![CDATA[Etkeni: Parainfluenza tip 1 (en sık), parainfluenza tip 2, İnfluenza A ve B, RSV, adenovirüs. Bir bakteri olan mycoplasma pneumoniae ise genellikle 5-6 yaş üstünde krupa yol açar.  Kuluçka dönemi: 1-3 gün  Süresi: 5-7 gün  Bulaş: Öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla burun-boğazdan girerek veya virüslerin 2 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla  Seyri: 6 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Etkeni:</strong> Parainfluenza tip 1 (en sık), parainfluenza tip 2, İnfluenza A ve B, RSV, adenovirüs. Bir bakteri olan mycoplasma pneumoniae ise genellikle 5-6 yaş üstünde krupa yol açar. </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 1-3 gün </p>
<p><strong>Süresi:</strong> 5-7 gün </p>
<p><strong>Bulaş: </strong>Öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla<strong> </strong>burun-boğazdan girerek veya virüslerin 2 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla </p>
<p><strong>Seyri:</strong> 6 ay-3 yaş arası sıktır. Üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularıyla (sulu burun akıntısı, hafif öksürük, hafif ateş, boğaz ağrısı) başlayıp zamanla çocukta ses kısıklığı, ötme, köpek havlaması gibi arka arkaya gelen öksürüklerle devam eder. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Enfeksiyonun alt solunum yollarına yayılmasına bağlı bronşit, bronşiolit ve zatürre görülebilir. Sekonder bakteriyel enfeksiyona bağlı (H. influenza tip B, Stafilokok, A grubu streptokok) olarak gelişen akut bakteriyel krupta çocuk belirgin hastadır, yüksek ateş, koyu sarı-yeşil balgam çıkarma, hızla ilerleyen solunum yetmezliği ortaya çıkar. Acil antibiyotik tedavisi gerektirir. </p>
<p><strong>Tanı: </strong>Özel bir tetkik yoktur, tanı anamnez ve muayene ile konulur. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Soğuk buhar uygulaması, gerekirse kortikosteroid, komplike ise antibiyotikler</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/krup-akut-viral-larenjit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KABAKULAK</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/kabakulak/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/kabakulak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:21:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda beze]]></category>
		<category><![CDATA[çenede şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[kabakulak]]></category>
		<category><![CDATA[yanakta şişlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1852</guid>
		<description><![CDATA[Etkeni: Rubulavirüs  Kuluçka dönemi: 16-18 gündür, 25. güne kadar uzayabilir.  Süresi: Belirtileri 10 gün kadar sürer.  Bulaş: Hasta ile yakın temasla, özellikle solunum yoluyla, öpmeyle, ortak bardak- çatal-kaşık-pipet kullanımı ile bulaşır. Bulaşıcı dönem, şişliğin ortaya çıkmasından 1 gün başlar, 9 gün sonrasına kadar sürer. Hasta ile temastan 2-3 hafta sonra, mikrobu alan diğer kişide de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Etkeni:</strong> Rubulavirüs </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 16-18 gündür, 25. güne kadar uzayabilir. </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Hasta ile yakın temasla, özellikle solunum yoluyla, öpmeyle, ortak bardak- çatal-kaşık-pipet kullanımı ile bulaşır. Bulaşıcı dönem, şişliğin ortaya çıkmasından 1 gün başlar, 9 gün sonrasına kadar sürer. Hasta ile temastan 2-3 hafta sonra, mikrobu alan diğer kişide de belirtiler başlar. Aşılı çocuklarda da hastalık oldukça hafif seyredebilir. </p>
<p><strong>Seyri:</strong> Genellikle 38,5- 39 <sup>o</sup>C ateş, iştahsızlık, halsizlik ile başlar. Ardından tükürük bezinin şişmesiyle yanakta tek veya iki taraflı dolgun bir görünüm ortaya çıkar. Çocuk çene hareketlerinde ağrıdan, yutma güçlüğünden, ağız kuruluğundan yakınır. Bazen başağrısı, karın ağrısı, kusma eklenebilir. Mikrobu almış kişilerin 1/3&#8242; ü ise herhangi bir belirti olmadan hastalığı gizlice geçirip bağışıklık kazanabilir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Nadiren menenjit, orşit (testislerde iltihap) pankreatit </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik ve muayene ile konulur. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Gerekirse ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Yumuşak, kolay çiğnenen, asitli olmayan gıdalar tercih edilmeli ve beslenme sonrası ağız içi güzelce çalkalanmalıdır. Bol sıvı tüketilmelidir. Eğer şiddetli başağrısı, yüksek ateş, kesilmeyen kusma atakları, uyku hali, testislerde ağrı varsa hemen doktorunuza başvurmalısınız. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Hasta olan okul çocuğunun 10 gün süreyle evde izole edilmesi, sık el yıkamaya önem verilmesi gereklidir. </p>
<p>Kabakulak aşısı MMR (kızamık kızamıkçık kabakulak ) aşısı şeklinde karma aşının içinde yapılmaktadır. İlk dozu 12-15. ay, ikinci dozu ise 4-6 yaş arası yapılır. Enfeksiyon başladıktan sonra etkili değildir, ancak henüz çocuk mikropla enfekte olmamışsa korumada etkili olabilir. Çevrede ya da okullarda kabakulak vakaları görüldüğünde aşılandırmanın hızlandırılması ve 4 yaş üstü tüm çocukların iki doz aşı olduklarından emin olunması gerekir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/kabakulak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA ÖKSÜRÜK, NEFES DARLIĞI-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-oksuruk-nefes-darligi-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-oksuruk-nefes-darligi-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:57:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[bronşiolit]]></category>
		<category><![CDATA[bronşit]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[krup]]></category>
		<category><![CDATA[nefes darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1947</guid>
		<description><![CDATA[  Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.   &#8220;Çocukta öksürük-nefes darlığı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.  çocukta öksürük-nefes darlığı çizelgesi *Yazının tüm hakları Op. Dr. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön</strong></span><span style="color: #ff0000;"><strong> tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </strong> </span></p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta öksürük-nefes darlığı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tı<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/boğaz-ağrısı-cocuk.jpg"></a>klayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/öksürük-dispne-chartforweb.pdf">çocukta öksürük-nefes darlığı çizelgesi</a></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">* Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-oksuruk-nefes-darligi-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA KULAK AĞRISI-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-kulak-agrisi-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-kulak-agrisi-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:53:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[çene ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1941</guid>
		<description><![CDATA[Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.   &#8220;Çocukta kulak ağrısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.  çocukta kulak ağrısı-çizelge *Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </strong> </span><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/burun-akintisi-cocuk.jpg"></a></p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta kulak ağrısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/burun-akintisi-chartforweb.pdf"></a></p>
<p lang="tr-TR"><strong> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/kulak-ağrısı-chartforweb.pdf">çocukta kulak ağrısı-çizelge</a></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<div id="attachment_1868" class="wp-caption alignright" style="width: 184px"><img class="size-medium wp-image-1868" title="orta kulak iltihabı-seciltotan" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/orta-kulak-iltihabı-seciltotan-290x300.jpg" alt="" width="174" height="180" /><p class="wp-caption-text">Fotoğrafın tüm hakkı Op. Dr. Seçil Totan&#39;a ait olup, kopyalanamaz. </p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-kulak-agrisi-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA BURUN AKINTISI-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-burun-akintisi-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-burun-akintisi-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:49:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidit]]></category>
		<category><![CDATA[allerjik rinit]]></category>
		<category><![CDATA[burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1931</guid>
		<description><![CDATA[  Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.      &#8220;Çocukta burun akıntısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız. çocukta burun akıntısı-çizelge   *Yazının tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #ff0000;"><strong></strong></span></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong> </p>
<p lang="tr-TR">Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </p>
<p> </p>
<p></strong></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta burun akıntısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/burun-akintisi-chartforweb.pdf">çocukta burun akıntısı-çizelge</a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/burun-akintisi-chartforweb.pdf"></a></p>
<p lang="tr-TR"><strong> </strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">* Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-burun-akintisi-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA BOĞAZ AĞRISI-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-bogaz-agrisi-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-bogaz-agrisi-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:45:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[mono]]></category>
		<category><![CDATA[öpücük hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1921</guid>
		<description><![CDATA[  Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.      &#8220;Çocukta boğaz ağrısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.   boğaz agrisi-çizelge *Yazının tüm hakları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #ff0000;"><strong></strong></span></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong> </p>
<p lang="tr-TR">Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </p>
<p> </p>
<p></strong></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta boğaz ağrısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/boğaz-agrisi-chartforweb.pdf">boğaz agrisi-çizelge</a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/boğaz-agrisi-chartforweb.pdf"></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">* Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-bogaz-agrisi-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA ATEŞ-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-ates-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-ates-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:34:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bronşiolit]]></category>
		<category><![CDATA[bronşit]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[epiglottit]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[kızamıkçık]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[krup]]></category>
		<category><![CDATA[mono]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[öpücük hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[suçiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1911</guid>
		<description><![CDATA[  Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.      &#8220;Çocukta ateş-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız. çocukta ateş çizelgesi ATEŞ HAKKINDA GENEL BİLGİLER: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #ff0000;"><strong></strong></span></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong> </p>
<p lang="tr-TR">Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;"> çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
<p></strong></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta ateş-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/ateş-chartforweb.pdf">çocukta ateş çizelgesi</a></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="text-decoration: underline;">ATEŞ HAKKINDA GENEL BİLGİLER:</span></strong></p>
<p lang="tr-TR">Çocuklarda ateş konusunda tek bir normal değer vermek doğru değildir, genellikle yaş gruplarına özel aralıklar koymak daha doğrudur. Vücut ısısı çocuktan çocuğa da değişir. Bazı çocuğun normal vücut ısısı 36<sup> o</sup>C, bazısının 37<sup> o</sup>C’dir. Günün değişik saatlerinde de vücut ısısı değişir. Sabah vücut ısısı daha düşük, akşamüstü daha yüksektir.</p>
<p>Ateş dediğimiz bulgu, çocuklarda makattan ölçülen vücut ısısının 38<sup>o</sup>C’nin üstüne çıkmasıdır. Koltuk altından ölçülen ateş, dil altından alınan ateşten ortalama 0,3-0,6<sup> o</sup>C düşük, dil altından ölçülen ateş ise rektal (makattan ölçülen) ateşten 0,3-0,6 <sup>o</sup>C düşüktür. Rektal ısı, kulaktan ölçülen ısı ile yaklaşık olarak eşittir. Bir örnek verirsek, rektal ısı 38,6 <sup>o</sup>C ise, kulaktan alınan ısı 38,6<sup>o</sup>C, dil altı ısısı 38<sup> o</sup>C, koltukaltı ısısı ise 37,4<sup> o</sup>C çıkacaktır.</p>
<p lang="tr-TR">Bebek ve çocuklarda kulağı kepçesinden tutup hafifçe arkaya çekerek ateşi ölçmeniz gerekir, ayrıca çocukta kulak ağrısı varsa diğer ateş ölçüm metodlarını tercih etmeniz önerilir, çünkü orta kulak iltihabı varlığında ateş daha yüksek ölçülebilir. Bir diğer nokta civa içeren termometrelerin kullanılmasının ABD ve pek çok ülkede yasaklanmış olmasıdır, bu nedenle dil altı, koltukaltı ve rektal ateşi dijital termometrelerle ölçmeyi tercih ediniz ve en az 3 dakika yerinden hareket ettirmeden tutunuz.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>VÜCUT SICAKLIĞINI ÖLÇMEDE YAŞLARA GÖRE ÖNERİLEN VÜCUT BÖLGELERİ </strong> </p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="7" width="463" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="139"></col>
<col span="1" width="140"></col>
<col span="1" width="141"></col>
</colgroup>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="139">
<p lang="tr-TR"><strong>YAŞ GRUBU </strong></p>
</td>
<td width="140">
<p lang="tr-TR"><strong>1.SEÇENEK </strong></p>
</td>
<td width="141">
<p lang="tr-TR"><strong>2.SEÇENEK </strong></p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="139">
<p lang="tr-TR"><strong>Yenidoğan-6 yaş  </strong></p>
</td>
<td width="140">
<p lang="tr-TR"><strong>Koltuk Altı </strong></p>
</td>
<td width="141">
<p lang="tr-TR"><strong>Rektal </strong></p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="139">
<p lang="tr-TR"><strong>6 yaş üzeri </strong></p>
</td>
<td width="140">
<p lang="tr-TR"><strong>Koltuk Altı </strong></p>
</td>
<td width="141">
<p lang="tr-TR"><strong>Kulaktan, Dil altından</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p lang="tr-TR"> <strong>ATEŞİN YOL AÇTIĞI BULGULAR </strong></p>
<p lang="tr-TR">Çocuklar ateşlenince genellikle kalp ve solunum hızları artar. Yanakları kızarır, daha fazla terlerler. Sıvı ihtiyaçları artar. Bazı çocuklar ateşleri olmasına rağmen kendilerini iyi hissederler, ancak enfeksiyon bulgularına sahip olabilirler.</p>
<p><strong>HAFİF ATEŞTE NE YAPMALI? </strong></p>
<p>6 aydan büyük çocuklar eğer koltukaltı ateşi 38.5 <sup>o</sup>C’nin altında ve kendilerini iyi hissediyorlarsa tedavi etmeye gerek yoktur.</p>
<p lang="tr-TR">Evin çok sıcak olmaması gerekir.</p>
<p lang="tr-TR">Çocuk ince giydirilmelidir.</p>
<p lang="tr-TR">Bol sıvı verilmeli ve çocuk çok fazla hareket etmemelidir.</p>
<p><strong>DOKTORUNUZU HEMEN ARAMAYI GEREKTİRECEK DURUMLAR </strong></p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR">Çocuğunuz yüksek ateşli ve çok halsizse</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Şiddetli başağrısı, boyun tutulması varsa</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Boğaz ya da kulak ağrısı varsa</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">6 aydan küçükse</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Bağışıklığını etkileyecek bir durum varsa</p>
</li>
<li>Ateş 39 <sup>o</sup>C ve üstünde, ilaçla düşmüyorsa</li>
</ul>
<p><strong>ATEŞ DÜŞÜRÜCÜLER </strong></p>
<p>Eğer çocuğunuzun ateşi yüksekse (38,5 <sup>o</sup>C’nin üstü) ya da belirgin hasta görünüyorsa ateş düşürücüler kullanılabilir. Sık kullanılan ateş düşürücüler asetaminofen (parasetamol) ve ibuprofendir. İbufen 6 aydan küçük çocuklara verilmez. ASPİRİN ÇOCUKLARDA KULLANILMAZ ÇÜNKÜ VİRAL BİR HASTALIĞIN VARLIĞINDA REYE SENDROMU DEDİĞİMİZ KARACİĞER HASTALIĞINA NEDEN OLABİLİR. Bebeklerde ve ağızdan ilaç alamayacak durumdaki çocuklarda fitil kullanılabilir.</p>
<p><strong>SOĞUK KOMPRES HANGİ DURUMLARDA GEREKLİDİR?</strong></p>
<ul>
<li>Ateş 40 <sup>o</sup>C’nin üstündeyse</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Çocuk ağızdan ilaç alamıyorsa</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Geçmişte ateşli havale geçirdiyse, uygulanmalıdır.</p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Kompres ılık suyla yapılmalıdır. Sirke, kolonya ya da aspirin kullanılmamalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Eğer çocuğunuz soğuk komprese itiraz ediyorsa ılık suyla banyo yaptırabilirsiniz. Banyoda 5-10 dakika geçirmesi bile çocuğun ateşini düşürmede etkilidir.</p>
<p><strong>ATEŞLİ HAVALE </strong></p>
<p lang="tr-TR">Genellikle 5 yaşından küçük çocuklarda olur. Nedeni çocuğun sinir sisteminin tam gelişmemiş olmasıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Ateşli havaleler telaş ve korkuya neden olurlar, ancak aslında sara hastalığıyla karşılaştırılırsa zararsızlardır.</p>
<p lang="tr-TR">Genetik bir yatkınlık vardır. Ailede birinde ateşli havale öyküsü varsa, çocuğun ateşli havale geçirme olasılığı daha yüksektir.</p>
<p lang="tr-TR">Bir defa ateşli havale geçiren çocukta bir başka ateşte havale geçirme olasılığı daha yüksektir.</p>
<p lang="tr-TR">Çocuk ateşli havale geçiriyorsa, mutlaka yatağa ya da yere yatırılmalı, sert ya da keskin objelerden uzakta olduğundan emin olunmalıdır. Başı yana çevrilmelidir ki tükürük ya da kusmuk ağzından çıkabilsin.</p>
<p lang="tr-TR">Ağzına hiçbir şey sokulmamalı ve acilen doktora ulaşılmalıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz. </span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">* Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-ates-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EFFECTS OF MOBILE PHONE USAGE ON EAR AND BRAIN</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/effects-of-mobile-phone-usage-on-ear-and-brain/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/effects-of-mobile-phone-usage-on-ear-and-brain/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 07:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[cell phone]]></category>
		<category><![CDATA[effect on brain]]></category>
		<category><![CDATA[effect on ear]]></category>
		<category><![CDATA[radiofrequency]]></category>
		<category><![CDATA[SAR limit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1820</guid>
		<description><![CDATA[  Mobile phones, are now an integral part of modern telecommunications because they allow people to maintain continuous communication without hampering freedom of movement. The widespread use of mobile telephones has given rise to concern about the potential influences of electromagnetic fields (EMFs) on human health. Mobile phones emit a pulsed high-frequency electromagnetic (EM) field [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Mobile phones, are now an integral part of modern telecommunications because they allow people to maintain continuous communication without hampering freedom of movement.</p>
<p>The widespread use of mobile telephones has given rise to concern about the potential influences of electromagnetic fields (EMFs) on human health. Mobile phones emit a pulsed high-frequency electromagnetic (EM) field that may have adverse effects. They transmit and receive microwave radiation at frequencies mainly ranged between 800 and 2000 MHz, which excites rotation of water molecules and some organic molecules, but is non-ionising and so would not be expected to damage DNA. This microwave radiation has been reported to have thermal and non-thermal effects in humans.</p>
<p>Hertz is a unit of frequency (of change in state or cycle in a sound wave, alternating current, or other cyclical waveform) of one cycle per second. For example, in the United States, common house electrical supply is at 60 hertz (meaning the current changes direction 60 cycles per second). Kilohertz (kHz) is 1000 times, Mega Hz (MHz) is 1 milion times, Giga Hz (GHz) is 1 billion times of hertz.</p>
<p>Mobile phone networks operate in one of three bands; 900 MHz, 1800 MHz and 2.2 GHz, using two different technologies, Global System for Mobile Communications (GSM) and Universal Mobile Telecommunication System (UMTS). GSM is the commonest international operating standard for the second generation of digital cellular mobile communications. It enables mobile phones to be used across national boundaries. In the UK this technology operates in the 900 MHz and 1800 MHz frequency bands. UMTS is the next generation (third generation ‘3G’) of mobile phone technology, which is every other day having a widespread usage of video phones and access to multimedia information.</p>
<p>After a press release on 9/12/2007, all of people&#8217;s minds were confused about the safety of these devices. According to research presented at the American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery Foundation&#8217;s Annual Meeting &amp; OTO EXPO in Washington, DC, 100 people who had used mobile phones for over a year suffered increases in the degree of hearing loss over the span of 12 months. Furthermore, the study also discovered that people who used their phones for more than 60 minutes a day had a worse hearing threshold than those with less use. The authors warn users of cell phones to look out for ear symptoms such as ear warmth, ear fullness, and ringing in the ears (tinnitus) as early warning signs that you may have an auditory abnormality. They also suggest the use of earphones, which they found to be safer than holding a mobile phone up to the ears.</p>
<p> So, this article would be about a review of recent researches about the effect of cell phone on the ear and brain.</p>
<p><strong>WHAT IS RADIOFREQUENCY? </strong></p>
<p>Telecom systems &#8211; radio, television, wireless telephones, mobile phones, pagers, radars and satellites &#8211; emit invisible electromagnetic radiation or radiofrequency (RF). The radiation spectrum includes microwaves (frequencies between 300 MHz and 300 GHZ) and reaches close to infrared radiation. RF is also used daily in microwave ovens and diathermy medical devices (thermoablation); the latter are used in treating cardiac arrhythmias, snoring and sleep apnea, tumors and other conditions.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Biological effects of radiofrequency/microwaves:</strong></span></p>
<p>RF is a non-ionizing radiation, as opposed to X-rays and gama radiation; it does not, therefore, have enough energy to destabilize electrons or break chemical bonds in DNA.</p>
<p>The effect of RF on living organisms may be didactically divided into the following: </p>
<p>1)<strong> Thermal effects:</strong> These are the best known effects. They result from water molecule polarization as electromagnetic waves course through tissues and produce heat (temperature variation over 1<sup>o</sup>C). This is the principle behind microwave ovens and medical diathermy devices.Devices that generate RF between 350 and 500 kHz or microwaves over 2 GHz are used for thermoablation surgery. Tissue temperatures reach 50-100oC, resulting in local necrosis and coagulation. Temperatures over 100<sup>o</sup>C vaporize and carbonize tissues. </p>
<p>The power of radio and television transmitters may reach many kilowatts; mobile phone base stations may reach over 100 W. On the other hand, the power of mobile phone handsets and cordless phone base units is very low, respectively around 0.01-2 W and 0.09W. For this reason mobile phones do not cause thermal effects on a user’s organisms. It has been calculated that the temperature in the head increases by not more than 0.11<sup>o</sup>C while using a mobile phone, although a feeling of warmth may be felt in the ear during a telephone call.</p>
<p> 2) <strong>Non-thermal effects</strong>: These take place with no temperature change in biological tissues. These effects have not yet been fully clarified, and are the reason for many debates among scientists.</p>
<p>These effects include electrical force induction and possibly an increase in heat shock protein synthesis in cells. Continuous heat shock protein synthesis, however, may be involved in oncogenesis (cancer formation. No study thus far has demonstrated that exposure to RF without thermal effects produces genetic mutations or chromosomal aberrations in mammal cells, which suggests that RF can not initiate tumors. </p>
<p><strong>The International Commission on Non-Ionizing Radiation Protection (ICNIRP)</strong> formulates and publishes exposure limit guidelines for EMF radiation, based on critical review of the published biological effects and health risks. In the frequency range 10 MHz to 10 GHz, which encompasses mobile phone related EM radiation, near-field models of energy absorption become important. Local (that is anatomical regional) energy absorption can be high and energy density reported as specific absorption rate in units of watts/kilograms (SAR) is the recommended dosiometric measure. Radiowaves transmitted by the most commonly used mobile cellular phones in the UK are within SAR limits set by the ICNIRP, because all makes of modern GSM (Global System for Mobile Communications) mobile phones, emit EMF radiation that results in less than 1 W/kg radiation in the head. Individual national governmental agencies set SAR guidelines, which indicate to the public safe levels of electromagnetic exposure related to electrical appliances.</p>
<p>The National Radiological Protection Board in the United Kingdom guideline recommends a limit of 10 W/kg in the head which is five times the ICNIRP limit. To learn about any cell phone SAR limit you can visit the web site of The Federal Communications Commission (FCC) of USA (<a href="http://www.fcc.gov/cgb/sar/">http://www.fcc.gov/cgb/sar/</a>). For example, did you ever read the safety information in the manual given with your cell phone? &#8220;The &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. device might not come with a holster (body-worn accessory). If you wear the &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. device on your body, always put the &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. device in a &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.device holster equipped with an integrated belt clip supplied or approved by Research In Motion. If you do not use a holster equipped with an integrated belt clip supplied or approved by RIM when you carry the &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. device, keep the&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;device at least 0.98 in. (25 mm) from your body when the &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.device is transmitting.&#8221; Will you still carry it in your pocket over your heart?</p>
<p><strong>WHAT IS THE EFFECT OF CELL PHONE ON HUMAN BODY? </strong></p>
<p>A number of case-control studies have investigated the relation between mobile phone use and CNS tumors. They are as follows:</p>
<p>Muscat et al. (2000) 17469 cases, 422 controls, Result: No increased risk</p>
<p>Inskip et al. (2001) 18782 cases: 96 acoustic neuromas, 799 controls, Result: No increased risk</p>
<p>Muscat et al. (2002) 1990 acoustic neuromas, 86 controls, Result: No increased risk</p>
<p>Hardell et al. (2003) 201429 cases,1470 controls, use&gt;5 years, Result: Increased risk when using analog handsets, and when using digital handsets for over 5 years</p>
<p>Christensen et al. (2004) 21106 acoustic neuromas, 212 controls, Result: No increased risk</p>
<p>Lönn et al. (2004) 7148 acoustic neuromas, 604 controls, Result: Increased risk when using analog</p>
<p>handsets for 10 years or more.</p>
<p>Hardell et al. (2005) 23413 cases: 84 acoustic neuromas, 692 controls, Result: Increased risk when using analog.</p>
<p>The International Agency for Research on Cancer (IARC) coordinated a feasibility study in 1998 and 1999, which concluded that an international study of the relationship between mobile phone use and brain tumour risk would be feasible and informative. Interphone was therefore initiated in 2000 as an international set of case-control studies in 13 countries around the world focusing on four types of tumours in tissues that most absorb RF energy emitted by mobile phones: tumours of</p>
<p>the brain (glioma and meningioma), of the acoustic nerve (schwannoma), and of the parotid gland. The objective was to determine whether mobile phone use increases the risk of these tumours. Interphone is the largest case control study of mobile phone use and brain tumours yet and includes the largest numbers of users with at least 10 years of exposure.</p>
<p>The Interphone Study Group concluded with the following key message:</p>
<p>A reduced odds ratio (OR) for glioma and meningioma related to ever having been a regular mobile phone user possibly reflects participation bias or other methodological limitations. No elevated OR for glioma or meningioma was observed ≥10 years after first phone use. There were suggestions of an increased risk of glioma, and much less so meningioma, in the highest decile of cumulative call time, in subjects who reported usual phone use on the same side of the head as their tumour and, for glioma, for tumours in the temporal lobe.</p>
<p>But, the majority of subjects in the Interphone Study Group were not heavy mobile phone users by today&#8217;s standards. The median lifetime cumulative call time was around 100 hours, with a median of 2 to 2½ hours of reported use per month. The cut-point for the heaviest 10% of users (1640 hours lifetime), spread out over 10 years, corresponds to about a half-hour per day. Today, mobile phone use has become much more prevalent and it is not unusual for young people to use mobile phones for an hour or more a day. This increasing use is tempered, however, by the lower emissions, on average, from newer technology phones, and the increasing use of texting and hands-free operations that keep the phone away from the head.</p>
<p>Professor Elisabeth Cardis (Interphone Principal Investigator) said that &#8220;the Interphone study will continue with additional analyses of mobile phone use and tumours of the acoustic nerve and parotid gland.&#8221; She added:,&#8221;Because of concerns about the rapid increase in mobile phone use in young people − who were not covered by Interphone −, CREAL is co-ordinating a new project,</p>
<p>MobiKids, funded by the European Union, to investigate the risk of brain tumours from mobile phone use in childhood and adolescence.&#8221;</p>
<p>IARC has scheduled a comprehensive review of the carcinogenic potential of mobile phone use under the auspices of its Monographs Programme. The review, scheduled for 24-31 May 2011, will consider all published epidemiological and experimental evidence, including the new data from the Interphone study.</p>
<p><strong>RESULT</strong></p>
<ol>
<li>Read the safety information on the instructions manual very carefully and search for the SAR limit of your cell phone.</li>
<li>Never carry your cell phone over your body without a holister and don&#8217;t use it for chat. Use it if there&#8217;s any emergency and the speech should not last long.</li>
<li>Don&#8217;t let your kids use the cell phone right to their ears or with a bluetooth. They should use it with a handsfree headset if needed. It has been suggested that, using a cell phone with a headset decreases the RF exposure 90% .</li>
<li>Don&#8217;t use your cell phone while it&#8217;s plugged, because there are some cases that the cell phone exploded while the person was speaking.</li>
</ol>
<p> </p>
<p><strong>REFERENCES:</strong></p>
<ol>
<li>http://www.newswise.com/articles/view/533259/</li>
<li>http://www.icnirp.de</li>
<li>Aracy Pereira Silveira Balbani, Jair Cortez Montovani. Mobile phones: influence on auditory and vestibular systems. Rev Bras Otorrinolaringol 2008;74(1):125-31;</li>
<li>Khalil S, Nunez DA. Do mobile &#8216;phones have a detrimental impact on auditory function? Laryngol Otol. 2006 Oct;120(10):822-6. Epub 2006 May 15.</li>
<li>Interphone study reports on mobile phone use and brain cancer risk- IARC press release, 17 May 2010</li>
<li>Lönn S, Ahlbom A, Hall P, Feychting M. Mobile phone use and the risk of acoustic neuroma. Epidemiology 2004; 15: 653-9.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/effects-of-mobile-phone-usage-on-ear-and-brain/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İĞNE ATTIRMAK??…</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/igne-attirmak/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/igne-attirmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 08:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[iğne attırmak]]></category>
		<category><![CDATA[iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1808</guid>
		<description><![CDATA[  Geçen hafta 3 tane hastam oldu aynı şikayetlerle başvuran, üçünün de şikayeti kulak altında boyuna yayılan şişlik ve şiddetli ağrı idi. Muayenelerinde 2&#8242;sinde herhangi bir boğaz iltihabı vb. yokken biri 1 hafta önce farenjit nedeniyle antibiyotik kullanmaya başlamıştı. İlk hastama, lenf bezi iltihabı tanısı koyup tedavisini verip takiplerde bezde küçülme olmaması ve sonradan ateş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Geçen hafta 3 tane hastam oldu aynı şikayetlerle başvuran, üçünün de şikayeti kulak altında boyuna yayılan şişlik ve şiddetli ağrı idi. Muayenelerinde 2&#8242;sinde herhangi bir boğaz iltihabı vb. yokken biri 1 hafta önce farenjit nedeniyle antibiyotik kullanmaya başlamıştı. İlk hastama, lenf bezi iltihabı tanısı koyup tedavisini verip takiplerde bezde küçülme olmaması ve sonradan ateş ortaya çıkması üzerine ileri tetkik yaptırıp &#8220;Öpücük Hastalığı&#8221; tanısı koydum. Bu hastalık EBV adı verilen bir virüsle ağız yoluyla ve öpmekle bulaşan, boyunda beze, boğaz iltihabı, ateş, karaciğer-dalak büyüklüğü ile giden ve 3-6 hafta içinde vücudun bağışıklık sistemi yoluyla yenebildiği, mikrobu yok edebilecek özel bir tedavinin olmadığı bir hastalıktır. Nitekim hastanın zamanla ateşi düştü ve boyundaki bezesi küçüldü. İkinci hastama yine boyunda lenf bezi iltihabı tanısıyla tedavi başladım, bu hastanın ateşi çıkmadı ve tetkikleri sonucunda nedeni saptanamayan (çünkü her virüsün kan tahlili yok!) bir viral enfeksiyon geçirdiğini anladım, bu hastanın da 1 hafta içinde bezesi küçüldü. Son hastam ise (antibiyotik kullanan) boyunda lenf bezi iltihabı tanısıyla takip ederken 38,8 ateşi oldu ve tetkiklerinde yine virüsü saptanamadı. Her 3 hastaya da bunun bir viral enfeksiyon olduğunu, antibiyotiklere gerek olmadığını anlattım, ancak son hastamın yakınları bana ısrarla &#8220;antibiyotik iğnesi attıracak mısınız?&#8221; diye sordukça ben de onlara virüs-bakteri farkını defalarca anlatmak zorunda kaldım.</p>
<p>Aslında bu soru her boğazı ağrıyan, burnu akan hastada devamlı yanıtlamamız gereken bir soru haline gelmiştir ne yazık ki! Boğaz ağrısında, ateşten bir an önce kurtulmak, ayağa kalıp işine devam etmek isteyen ısrarlı hasta, sizin neden antibiyotik vermediğinizi, defalarca anlatsanız da anlamak istemez. Çünkü Türkiye&#8217;de maalesef eczaneye gidip marketten yoğurt alır gibi pek çok tür antibiyotikten istediğiniz dozda ve miktarda alabilirsiniz. Halbuki Amerika&#8217;da antibiyotiği sadece ve sadece doktorunuz reçete eder, eczaneye kaç gün kullanacağınızı, bu nedenle kaç adet gerektiğini bildirir ve size turuncu ufak bir silindir kutuda o kadar sayıda antibiyotiğiniz verilir. Bu neyi sağlar, gerekli gereksiz antibiyotik kullanılmasının önüne geçilmesini ve bakteri direncinin oluşmasının önlenmesini!!!</p>
<p>Geçenlerde bir gazete haberi vardı, &#8220;süper bakteri&#8221; diye! En güçlü antibiyotiklere karşı bile dirençli olan yeni bir süper mikrobun İngiltere&#8217;de hastanelere girdiği, NDM-1 olarak adlandırılan bir enzim üreten bakterinin, içine girdiği bakteriyi antibiyotiklere karşı tamamen dirençli kıldığı ve İngiltere&#8217;de şu ana kadar 50 vaka tespit edildiğini belirtiyordu. Uzmanların NDM-1&#8242;in, zaten pek çok antibiyotiğe dirençli olan bakterilere bulaşmasından endişe ettikleri, bu durumda daha da güçlenecek olan bakterilerin insandan insana geçip tedavisi neredeyse imkansız yeni bir salgın türü ortaya çıkarabileceğini ifade ediyorlardı. Acaba bu süper bakterileri bizler mi yaratıyoruz diye hiç düşündünüz mü? Örneğin geçen yıl patlayan 2009 H1N1 virüsü ya da diğer iyi bilinen adıyla Domuz Gribi&#8217;nde kaçınız antibiyotik kullandı boş yere? (zatürre vb. sonradan eklenen bakteriyel enfeksiyona bağlı komplikasyon olanları bunun dışında bırakıyorum)</p>
<p><strong>Virüs nedir? Bakteri nedir?</strong></p>
<p>Virüs, bakterilerden oldukça küçük boyutta olan, canlı bir organizmada (insan, hayvan, bitki) yaşamak ve çoğalmak zorunda olan bir mikroptur. Vücudumuza girince, hücrelerimizin içine yerleşir ve onların makinelerini ele geçirip kendini çoğalttırmakta kullanır.</p>
<p>Bakteri ise tek hücrelidir ve pek çok canlı-cansız ortamda yaşayabilir. Bazısı soğuğu, bazısı sıcağı sever, bazısı insan bağırsağında yerleşip sindirime yardımcı olur, bazısı ağızda ve üst solunum yolunda yerleşip orada hiçbir zarar vermeden yaşar (onun için insanın köpeği ısırması, köpeğin insanı ısırmasından daha tehlikeli ve ölümcüldür!).</p>
<p>Bakterilerin ne gibi durumlarda zararlı olduğuna en tipik örnek dünyanın en büyük kertenkele çeşidi olan komodo ejderleridir. Komodo ejderleri genellikle 3 metre boyda ve 140 kilo civarındadırlar. Endonezya&#8217;ya bağlı Komodo, Rintja ve Flores adalarında bulunurlar. Yılanlarda olduğu gibi, uzun, çatallı dillerini kullanarak yiyecekleri bulurlar. Geyikleri, yaban domuzlarını ve hatta kendilerinden kat be kat güçlü olan manda kadar iri hayvanları bile öldürebilirler. Bunu salyalarında bulunan ancak ejderin kendisine hiçbir zarar vermeyen çoğu tehlikeli 50&#8242;den fazla çeşit bakteri sayesinde yaparlar. Gözüne kestirdikleri bir hayvanı birkaç yerinden ısırıp sonra haftalar boyunca o hayvanı takip ederler. Yara yerinde üreyen bakteriler zamanla hayvanın kanına yayılıp hayvanın ölmesine yol açar ve bu oldukça sabırlı bekleyişten sonra bir araya gelen ejderler leşi afiyetle yerler.</p>
<p>Peki bu bakteriler ne zaman bize zararlı hale gelir? Vücudun bağışıklık sistemini bozan herhangi bir olay (grip gibi bir viral enfeksiyon, uykusuzluk, sigara ve alkol kullanımı, vb.) bu sayıca baskılanmış bakterilerin bunu fırsat bilip hızla çoğalması ve kişiyi hasta edecek sayıya ulaşınca belli bir organı tutup oraya zarar vermesine yol açar. Bunun sonucunda bademcik iltihabı, zatürre, kemik iltihabı, menenjit vb. karşımıza çıkar.</p>
<p>Her iki mikrop türü de ateş yapabilir, ancak bakteriyel enfeksiyonlarda ateş 39,5-40 derecelere kadar çıkar ve tipik olarak antibiyotiğin 48. saatinden sonra düşer. Viral enfeksiyonlarda ise 39-39,5&#8242;lara kadar varan ateş nadir de olsa olabilir, ateş düşürücünün etkisi geçtiği anda 4-6 saatte bir ateş tekrar yükselir, tipik olarak antibiyotiğe rağmen ateş düşmez ve kişinin şikayetleri gerilemez, çünkü ANTİBİYOTİKLER VİRÜSLERİ ÖLDÜRMEZ!!!</p>
<p>Özetle, her boğazınız ağrıdığında ya da ateşiniz koltukaltından 38,5 dereceyi, kulaktan 39 dereceyi geçmedikten sonra asla ve asla doktora danışmadan, kendi başınıza gidip eczaneden antibiyotik almayınız ya da iğne attırmayınız!</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/igne-attirmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CEP TELEFONU KULLANIMININ KULAK VE BEYİN ÜZERİNE ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 12:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[3G]]></category>
		<category><![CDATA[akustik nörinom]]></category>
		<category><![CDATA[ani işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[bluetooth]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonun kulaklıkla kullanılması]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun beyine etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun kulağa etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun zararları]]></category>
		<category><![CDATA[çınlama]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar cep telefonu kullanmalı mı]]></category>
		<category><![CDATA[GSM]]></category>
		<category><![CDATA[hertz nedir]]></category>
		<category><![CDATA[IARC]]></category>
		<category><![CDATA[ICNIRP]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[mikrodalga fırın]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyofrekans]]></category>
		<category><![CDATA[SAR değeri]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1750</guid>
		<description><![CDATA[  1980&#8242;lerin başında kullanıma sunulan cep telefonu, devamlı eklenen yeni teknolojik fonksiyonları sayesinde (fotoğraf çekme, görüntülü telefon hizmeti, internet bağlantısı vb.) günümüze kadar  kullanıcı sayısında müthiş hızlı bir artış göstererek tüm dünyada en çok kullanılan elektronik aletler arasında yer almıştır. Ancak cihazın elektromanyetik radyasyon dalgaları üzerinden fonksiyon görmesi, sağlığa olumsuz etkileri olabileceği açısından bu kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>1980&#8242;lerin başında kullanıma sunulan cep telefonu, devamlı eklenen yeni teknolojik fonksiyonları sayesinde (fotoğraf çekme, görüntülü telefon hizmeti, internet bağlantısı vb.) günümüze kadar  kullanıcı sayısında müthiş hızlı bir artış göstererek tüm dünyada en çok kullanılan elektronik aletler arasında yer almıştır. Ancak cihazın elektromanyetik radyasyon dalgaları üzerinden fonksiyon görmesi, sağlığa olumsuz etkileri olabileceği açısından bu kadar rutin kullanımına şüpheyle yaklaşılmasına neden olmaya başlamıştır.</p>
<p>Bu nedenle cep telefonlarının yaydıkları elektromanyetik radyasyon dalga miktarının yasal prosedürlerle sınırlandırılması ve kısa-uzun dönem etkilerinin takibi için, pek çok kuruluş devreye girmiştir. Bunlardan ilki <span style="color: #ff0000;">ICNIRP</span><sup>2 </sup>(International Commission on Non-Ionizing Radiation Protection), yani Uluslararası Non-İyonize Radyasyondan Korunma Komitesi&#8217;dir. Bir diğer kurum ise <span style="color: #ff0000;">IARC</span> (International Agency for Research on Cancer), yani Uluslararası Kanser Araştırmaları Birliği&#8217;dir ve bu radyasyonun beyin tümörüne yol açıp açmadığına ilişkin pek çok bilimsel çalışmanın yürütülmesini sağlamaktadır.</p>
<p>12.09.2007&#8242;de Amerikan Kulak Burun Boğaz Derneği&#8217;nden yapılan bir basın açıklaması<sup>1</sup> pek çok insanın kafasında &#8220;Acaba cep telefonları işitmeyi bozar mı?&#8221; sorusunu uyandırdı: Basın açıklamasında, yapılan bilimsel bir çalışmada 1 yıldan fazla cep telefonu kullanan 100 kişide işitme kaybında artış olduğu saptanmıştı. Ayrıca günde 60 dakikadan fazla cep telefonu kullananlarda, daha az kullananlara oranla işitme eşiğinde azalma olduğu da belirlenmişti. Bunun üzerine araştırmacılar, cep telefonu kullanımı sırasında kepçede ısınma, kulakta dolgunluk, çınlama gibi kişiyi uyaran şikayetlerin varlığında, derhal cihazın direkt kulağa tutularak kullanımının bırakılmasını, bunun yerine kulaklık (bluetooth değil!) ile kullanılmasını önermekteydi.</p>
<p>Bu yazıda cep telefonlarının yaydığı radyasyonun niteliği  ile son dönemde yapılan bilimsel çalışmaların sonuçlarını tartışıp bu konuda ne gibi önlemler alınması gerektiğini irdeleyeceğiz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TANIMLAMA</strong> </span></p>
<p>Radyo, televizyon, kablosuz telefonlar, cep telefonları, radar ve uydu gibi telekom sistemleri görünmez elektromanyetik radyasyon ya da radyofrekans dalgaları yayarlar<sup>3</sup> (bkz. aşağıdaki tablo). <span id="more-1750"></span></p>
<p>Radyofrekans dalgaları ayrıca mikrodalga fırınlarda ve kalp aritmilerinin tedavisinde kullanılan diatermi tıbbi cihazları (termoablasyon) ile horlama cerrahisi ve bacaklarda varis tedavisi gibi amaçlarla pek çok cerrahi branş tarafından kullanılan radyofrekans cihazlarında da mevcuttur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Hertz (Hz) nedir?</span></span></strong></p>
<p>Saniye başına oluşan siklusun frekans değeridir. Örneğin bir işlem saniyede 120 kez gerçekleşiyorsa, frekansı 120 Hz&#8217;dir. KiloHz (kHz) bunun 1000 katı, Mega Hz (MHz) 1 milyon katı,  Giga Hz (GHz) ise 1 milyar katıdır. </p>
<p><span style="color: #ff0000;"> <strong><span style="text-decoration: underline;">Radyofrekans nedir?</span></strong></span></p>
<p>Radyofrekans (RF) non-iyonize radyasyondur. İyonize radyasyon saçan röntgen ışınlarıyla kıyaslandığında, DNA&#8217;yı bozup hücre yapısını tamamen değiştirecek kadar zararlı etkiye sahip değildir. Bununla birlikte RF&#8217;in termal ve non-termal etkileri bulunmaktadır.</p>
<ol>
<li><span style="text-decoration: underline;">Termal etki:</span> Elektromanyetik dalgalar dokulara yayıldıkça ısı üretmektedir, bu da mikrodalgaların ve medikal diatermi cihazlarının kullanım amacına uygundur. 350-500 kHz RF yayan cihazlar ya da 2 GHz üzerindeki mikrodalgalar termoablasyon cerrahisinde kullanılmaktadır. Doku içindeki sıcaklık 50-100 <sup>o</sup>C&#8217;ye kadar çıkmakta ve bu da dokuda nekroz (doku ölümü) ve koagülasyona (dokunun yanması) neden olmaktadır. 100 <sup>o</sup>C&#8217;nin üstündeki ısılarda doku buharlaşmakta ve kömürleşmektedir. Bu cihazların kafaya/kulağa tutulması sonucunda başağrısı,  kulak kepçesinde ve o taraf yüz derisinde ısınma-yanma hissi, kan-beyin bariyeri değişiklikleri oluşabilmektedir.<sup>4</sup> Yapılan bazı çalışmalarda ise cep telefonu kullanımı sırasında kafa içi ısısının 0,11 <sup>o</sup>C&#8217;den daha fazla ısınmadığı, ancak kulak kepçesinde sıcaklık hissi olabileceği belirtilmektedir.<sup>3</sup> Radyo-televizyon ileticilerinin gücü pek çok kilowatt&#8217;ı (güç kaynağının verdiği akım gücüne watt denir!) değerine ulaşmakta, cep telefonu istasyonlarınınki ise 100 watt&#8217;ı aşmaktadır. Bununla birlikte, cep telefonlarının ele alınıp kulaklıkla kulağa kullanılması durumunda 0.01-2 watt güç oluşmaktadır.      </li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Non-termal etki</span>: Biyolojik dokularda herhangi bir ısı değişikliği olmaksızın, hücre içinde elektriksel güç uyarılması, &#8220;ısı şoku proteinleri&#8221; sentezini arttırmaktadır. Bu da kanser hücrelerinin oluşumunu tetikleyebilecek bir faktördür. Bilimsel yayınlarda bu etkiye bağlı olarak uyku paterninde değişiklikler, kan basıncı artışı ve bilişsel fonksiyonlarda etkilenme olduğu tanımlanmaktadır. Non-termal etkinin uzun dönem sonuçları, bu konuda yapılmış hücre düzeyinde çalışmaların henüz tamamlanmamış olması nedeniyle henüz bilinmemektedir. </li>
</ol>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Cep telefonu ağları ve Hz değerleri: </span></span></strong></p>
<p>Cep telefonu ağları 3 temel bantta çalışır: 900 MHz, 1800 MHz ve 2.2 GHz. Bu ağlar 2 farklı teknoloji kullanırlar: 1. Mobil İletişim için Global Sistem (GSM), 2. Universal Mobil Telekomünikasyon Sistemi (UMTS). 900 ve 1800 MHz frekans bantlarına sahip olan GSM tüm dünyada en çok kullanılan 2. kuşak teknoloji iken,  2,2 GHz frekans bandındaki UMTS ise 3G teknolojisi olarak bilinen 3. kuşaktır ve hızla GSM&#8217;in yerini almaktadır.</p>
<p> <strong>Uluslararası Non-İyonize Radyasyondan Korunma Komitesi (ICNIRP)</strong>, yapılan bilimsel çalışmalara ve sağlık risklerine dayanarak bu tür cihazların yaydığı elektromanyetik alan (EMF) limitlerini hesaplayıp sınırlandırmaktadır. Lokal (anatomik bölgeye özgü) enerji emilimi yüksek olabilir ve enerji depolanma oranı watt/kilogram üzerinden hesaplanarak <strong><span style="color: #ff0000;">SAR (spesifik emilim oranı)</span></strong> değeri olarak belirtilir. (Tüm cep telefonlarının SAR değerlerini öğrenmek için Amerikan Federal İletişim Komitesine ait  <a href="http://www.fcc.gov/cgb/sar/ " target="_blank">http://www.fcc.gov/cgb/sar/ </a>adresindeki web sitesine girip bilgi alabilirsiniz.)</p>
<p>İngiltere&#8217;de<strong> </strong>ICNIRP tarafından cep telefonlarının kafaya yaymasına izin verilen maksimum SAR limiti 1 W/kg&#8217;dır, pek çok GSM şebekesi bu değerin altında çalışır. Ancak 3G sistemine sahip cep telefonlarında bu değer aşılmaktadır, bu nedenle ürün kullanıcı rehberinde bu tür cep telefonlarını kullanırken, veri aktarırken vücuttan en az 25 mm uzakta tutmanız gerektiği ve vücutta taşınırken özel kılıflı klipsli kemere takılarak taşınması gerektiği yazmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Cep telefonlarının kulak ve beyine etkisi:</span> </span></strong></p>
<p> Bu konuda özellikle Uluslararası Kanser Araştırmaları Birliği (IARC)&#8217;nin öncülüğünde yapılan pek çok bilimsel çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalar çoğunlukla erişkinler ve deney hayvanları üzerinde yapılmıştır, çocuklar ile ilgili çalışmalar henüz yetersizdir.</p>
<p>İşitme ile ilgili yapılan çalışmalarda, cep telefonu kullanımının işitmede herhangi bir kayıba yol açmadığı saptanmış olsa da bunlar kısa süreli çalışmalar olduğu için 10 yıl ve üzerinde cep telefonlarına maruz kalan kişilerde işitmenin ne kadar etkilendiği henüz bilinmemektedir.</p>
<p>Beyin tümörleri açısından bugüne kadar yapılan en geniş kapsamlı ve en uzun süreli araştırma, IARC tarafından koordine edilen ve 2000 yılında başlatılan, 13 ülkeyi kapsayan <strong>Interphone Çalışması&#8217;</strong>dır. Bu çalışmada RF enerjisini en çok emen dokulardaki 4 tip tümör üzerinde durulmuştur: beyin tümörü tipleri olan gliom ve menengiom, akustik nörinom (işitme siniri kaynaklı tümör) ve tükrük bezi tümörleri. Bu çalışmanın sonucunda 17 Mayıs 2010&#8242;da yapılan basın açıklamasında cep telefonu kullanan kişilerde bu tür tümörlerin görülme sıklığının kullanmayanlara oranla <span style="text-decoration: underline;">artmadığı</span> saptanmıştır. Ancak bu 10 yıllık sürede, çalışmaya alınan kişilerin günümüzdeki kadar yoğun cep telefonu kullanmadıkları (çalışmada kişi başına yıllık kullanım süresi ortalama 100 saatti, yani ayda 2-2,5 saat) ve sahip oldukları telefonların SAR değerlerinin ise günümüzün en son teknolojik özelliklerine ve yüksek SAR değerlerine sahip olanlardan çok daha eski teknolojide olduğu aşikardır. Bu nedenle IARC cep telefonlarının karsinojenik etkilerini araştıran bu Interphone çalışması uzatılmış ve kapsamı genişletilmiştir. 24-31 Mayıs 2011&#8242;de çalışmanın ilk özetinin halka sunulacağı belirtilmiştir.<sup>5</sup></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> <strong>SONUÇ</strong></span></p>
<p>Bu konu hakkında onlarca makale tarayıp araştırma yaparak bu yazıyı yazmaya karar vermemde 4 hastam etkili olmuştur. Bir tanesi cep telefonu şarja takılı iken konuşmaya çalışmış ve bu sırada oluşan bir patlama sonrası yüzde yanık, telefonu tutan elinde yanık, kulak zarında yırtılma ve işitme kaybı, çınlama şikayetiyle acile başvurmuştu. Bir başkası, telefon şarjda değilken konuşma esnasında ani bir patlama sesi duyup çınlama ve işitme kaybı yaşayan ileri yaşta bir bayandı, ani işitme kaybı (ayrıntılı bilgi için <a title="ANİ İŞİTME KAYBI" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/ani-isitme-kaybi-aik/" target="_blank">tıklayınız</a>!) tanısı ile kortizon ve hiperbarik tedavi almasına rağmen işitmesinde kısmen düzelme oldu. Diğer 2 hastamda ise birisini aramak üzere numarayı tuşladıktan hemen sonra telefonu kulağına tuttuğu sırada birden yüksek şiddette bir arama sesiyle ani işitme kaybı yaşamıştı, biri olayın hemen arkasından başvurduğu için %100 düzeldi, diğeri 15 gün gecikmeyle başvurduğu için kısmen düzelebildi. </p>
<p>Cep telefonlarının hatta mikrodalga fırınların erişkinlerde, özellikle de çocuklardaki uzun dönem etkileri, çalışmaların yetersizliği nedeniyle henüz bilinemediği için, olabildiğince çocukların bu tür cihazları kullanması engellenmeli ya da çocukların yaşadıkları ortamlarda (ev, kreş, okul) kullanımı kısıtlanmalıdır. </p>
<p>Cep telefonu sadece acil durumlarda kullanılmalı ve çok kısa konuşmalar yapılmalıdır.   </p>
<p>Cep telefonlarını direkt olarak kulağa tutmak yerine, kulaklık yoluyla kullanmak beyine ve işitme organına radyasyon yayılma oranını % 90 azaltmaktadır.<sup>6 </sup></p>
<p><sup> </sup><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p> KAYNAK:</p>
<ol>
<li>http://www.newswise.com/articles/view/533259/</li>
<li>http://www.icnirp.de</li>
<li>Aracy Pereira Silveira Balbani, Jair Cortez Montovani. Mobile phones: influence on auditory and vestibular systems. Rev Bras Otorrinolaringol 2008;74(1):125-31.</li>
<li>Khalil S, Nunez DA. Do mobile &#8216;phones have a detrimental impact on auditory function? Laryngol Otol. 2006 Oct;120(10):822-6. Epub 2006 May 15.</li>
<li>Interphone study reports on mobile phone use and brain cancer risk- IARC press release, 17 May 2010</li>
<li>Lönn S, Ahlbom A, Hall P, Feychting M. Mobile phone use and the risk of acoustic neuroma. Epidemiology 2004; 15: 653-9.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PATÜLÖZ ÖSTAKİ TÜPÜ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 09:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak seslerini duymak]]></category>
		<category><![CDATA[boyuna bastırınca ses kayboluyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalp atışını duymak]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta çiğneme sesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta takur tukur ses]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta tıkanıklık hissi]]></category>
		<category><![CDATA[nefes alıp verme sırasında kulakta uğultu sesi]]></category>
		<category><![CDATA[östaki ağzı açık]]></category>
		<category><![CDATA[östaki tüpü çalışmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[patülöz östaki tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1742</guid>
		<description><![CDATA[  İlk olarak 1864&#8242;de Scwartze tarafından tanımlanan ve 1867&#8242;de Jago tarafından tam anlamıyla tarif edilen bu durum, normalde yutkunma ve çiğneme sırasında açılıp diğer zamanlarda kapalı olması gereken östaki tüpünün devamlı olarak açık kalması nedeniyle kulak zarının soluk alıp verme sırasında dalgalanması ve buna bağlı bazı şikayetlere yol açması olarak tanımlanabilir. Görülme sıklığı % 0.3-6.6&#8242; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>İlk olarak 1864&#8242;de Scwartze tarafından tanımlanan ve 1867&#8242;de Jago tarafından tam anlamıyla tarif edilen bu durum, normalde yutkunma ve çiğneme sırasında açılıp diğer zamanlarda kapalı olması gereken östaki tüpünün devamlı olarak açık kalması nedeniyle kulak zarının soluk alıp verme sırasında dalgalanması ve buna bağlı bazı şikayetlere yol açması olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Görülme sıklığı % 0.3-6.6&#8242; dir ve bunların %10-20&#8242;si bu durumdan şikayetçi olup doktora başvurur. Kadınlarda görülme oranı daha fazladır.</p>
<p>Nedeni çoğunlukla belirsiz olsa da hızlı kilo verme ve hamilelik gibi hazırlayıcı faktörler olduğu bilinmektedir. Bunun dışında östaki tüpü kaslarını etkileyen sistemik kas hastalıkları (MS, felç vb.) da buna yol açabilmektedir. Nadiren doğum kontrol hapları ve idrar söktürücü bazı ilaçlar buna neden olabilmektedir.</p>
<p>Kişi ara ara kulakta tıkanıklık hissi, nefes alıp verme sırasında kulakta uğultu sesi, kendi iç seslerinin (kalp atışı, mide-bağırsak gurultusu, solunum sesleri vb.) kulakta toplanması hissi, kulakta ses yankılanması, yemek yerken kulağında çiğneme sesi şikayetleriyle doktora başvurabilir.</p>
<p>Bunların yanısıra başdönmesi ve işitme kaybı da olabilir, çünkü orta kulağa kademeli olarak girmesi gereken hava, açık kalan östaki ağzından devamlı olarak orta kulağa çekildiği için bu basınç değişiklikleri, kulak kemikçik hareketleri ile iç kulağa iletilebilmektedir.</p>
<p>Tanı öykü ve klinik bulgulara göre konulur. Kişi boynundaki büyük damarlara bastırmakla ya da başını eğmekle sesin ortadan kalktığını ifade edebilir. Muayenede kulak zarına bakılırken kişinin nefes alıp vermesi ile senkronize kulak zarı hareketi olması tipiktir. Kişinin burnu önden kapatılıp yutkundurulduğunda, içeri çökmesi gereken kulak zarının tam tersine dışarı bombeleştiği, burun kapalı sümkürtüldüğünde ise dışarı bombeleşmesi gereken zarın içeri çöktüğü görülür. Endoskopla geniz bölgesine ulaşıldığında östaki ağızlarının açık kaldığı görülecektir.</p>
<p>Tedavisinde, kişi var olan bu durumdan çok rahatsız ise, bir miktar kilo alması, kullanıyorsa doğum kontrol hapı ya da idrar söktürücü ilaçları bırakması önerilir. Bu önlemlerle rahatlamayan kişilerde kulak zarına tüp takılması önerilebilir. Östaki tüpü ağzını daraltıcı pek çok yöntem olmasına rağmen, yüz güldürücü sonuçları azdır ve komplikasyon riski yüksektir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p>KAYNAK: Patulous Eustachian Tube, Alpen A Patel, MD<strong>,</strong> Assistant Professor, Department of Otolaryngology, Emory University; Consulting Staff, Division of Otolaryngology, Veterans Affairs Medical Center of Atlanta; Samuel C Levine, MD, Professor of Otolaryngology and Neurosurgery, University of Minnesota Medical School-Updated: May 29, 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PFAPA SENDROMU (TEKRARLAYAN ATEŞ SENDROMU)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 08:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta her ay boğaz iltihabı ve ateş]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta yüksek ateş]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[kortizon tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[PFAPA sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan ateş]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1735</guid>
		<description><![CDATA[PFAPA sendromu, ilk olarak 1987&#8242;de Marshal ve arkadaşları tarafından tanımlanan, tekrarlayan ateş, bazen ağızda aft, farenjit ve boyunda beze ile giden ve çocuklarda görülen bir klinik tablodur.21-28 günde bir tekrarlayan ve 3-6 gün 39oC’nin üzerinde devam eden yüksek ateş tespit edilmektedir. Bu bulgulara ek olarak nadiren kırgınlık, baş ağrısı, eklem ağrısı, karın ağrısı, kusma ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">PFAPA sendromu, ilk olarak 1987&#8242;de Marshal ve arkadaşları tarafından tanımlanan, tekrarlayan ateş, bazen ağızda aft, farenjit ve boyunda beze ile giden ve çocuklarda görülen bir klinik tablodur.21-28 günde bir tekrarlayan ve 3-6 gün 39<sup>o</sup>C’nin üzerinde devam eden yüksek ateş tespit edilmektedir. Bu bulgulara ek olarak nadiren kırgınlık, baş ağrısı, eklem ağrısı, karın ağrısı, </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">kusma ve karaciğer-dalak büyüklüğü olabilmektedir. </span></span></span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Hastaların çoğu 5 yaş altındadır ve erkeklerde daha sıktır. Gidişatı selim seyirli olup, uzun dönemde sekel bırakmamaktadır. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Bu sendromun tanısı diğer olası sebepleri ekarte ederek klinik olarak konmaktadır. Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Etiyolojide viral ve otoimmün mekanizmalar ileri sürülmektedir. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Tanıda iki temel bulgu hem gerekli, hem de ayırt edici özelliğe sahiptir:</span></span></span></p>
<ol>
<li><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">39<sup>o</sup>C’yi aşan ve 3-6 gün süren, 3-8 haftada bir görülen yüksek ateş olması</span></span></span></li>
<li><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Ataklar arasında hastanın tamamen sağlıklı olması</span></span></span></li>
</ol>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Hastalığa özgü tanı koydurucu belirli kan tahlilleri bulunmamaktadır. Atak sırasında lökosit sayısı hafif yüksek ve sedimentasyon artmış olsa da ataklar arasında tamamen normal değerlere inerler. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Nedeni belli olmadığı için tedavisi de tamamen semptomatiktir, ateş düşürücüler, sıvı-mineral desteği dışında fazla bir şey yapılamaz, antibiyotikler etkisizdir. Bununla birlikte, hastalık atağının herhangi bir zamanında verilecek tek doz kortizon (prednizon) tedavisi ile semptomların kısa sürede tamamen kaybolması, PFAPA sendromu için tanısal bir kriter olarak kullanılabilir. Kortizon tedavisi ile kontrol edilemeyen vakalara tonsillektomi (bademcik ameliyatı) uygulanabilmektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Sonuç olarak, tekrar eden yüksek ateş şikayeti ile başvuran hastaların uygunsuz antibiyotikler ile tedavisinden önce PFAPA Sendromu mutlaka akla gelmelidir. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">KAYNAK: PFAPA Sendromu: Bir Periyodik Ateş Tablosu, Fırat Tıp Dergisi 2006;11(1): 75-77,</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Metehan ÖZEN, Gül YÜCEL, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Malatya</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZDA MANTAR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 07:12:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda beyaz zarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda mantar]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda süt artıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda yara]]></category>
		<category><![CDATA[angüler stomatit]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte ağızda beyazlık]]></category>
		<category><![CDATA[çatlak]]></category>
		<category><![CDATA[damakta yara]]></category>
		<category><![CDATA[dilin ortasında kırmızı renk]]></category>
		<category><![CDATA[gargara]]></category>
		<category><![CDATA[median romboid glossit]]></category>
		<category><![CDATA[pamukçuk]]></category>
		<category><![CDATA[perleş]]></category>
		<category><![CDATA[takma diş]]></category>
		<category><![CDATA[takma diş bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1689</guid>
		<description><![CDATA[Kandida, deri ve mukozaları (ağız, genital) tutan bir mantar türüdür ve partnerler tarafından birbirine bulaştırılabilir. Genel olarak bakıldığında 2 tip ağız mantarı tutulumu vardır: Pamukçuk da denen akut psödomembranöz kandidiazis: Ağız içinde, sanki süt artıkları varmış gibi pek çok alanda ufak beyaz noktacıklar şeklindedir. Temiz bir bezle silindiklerinde altlarında kırmızı bir alan bırakarak yerlerinden ayrılırlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Kandida, deri ve mukozaları (ağız, genital) tutan bir mantar türüdür ve partnerler tarafından birbirine bulaştırılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Genel olarak bakıldığında 2 tip ağız mantarı tutulumu vardır:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">Pamukçuk da denen akut psödomembranöz kandidiazis:</span> Ağız içinde, sanki süt artıkları varmış gibi pek çok alanda ufak beyaz noktacıklar şeklindedir. Temiz bir bezle silindiklerinde altlarında kırmızı bir alan bırakarak yerlerinden ayrılırlar. Sağlıklı yenidoğanlarda, antibiyotik, kortikosteroid kullananlarda ya da ağız kuruluğu olanlarda saptanabilmektedir.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">Eritematöz kandidiazis:</span> Ağız içinde, çoğunlukla dilde, damakta ve yanak içinde yaygın kızarıklık mevcuttur, ağrılıdır. Antibiyotik tedavisi sonrasında veya bağışıklığı düşük veya baskılanmış kişilerde (lösemi, lenfoma, şeker hastalığı, kanser, AIDS, kortizon tedavisi nedeniyle) ve <span id="more-1689"></span>baş-boyun bölgesine radyoterapi uygulananlarda sık görülmektedir. Kandida enfeksiyonu tedavi edilmediğinde, bağışıklığı düşük/baskılanmış kişilerde yemek borusuna doğru ilerleyip komplikasyona yol açabilir. Eritematöz kandidiazisin birkaç türü vardır:</p>
</li>
</ol>
<ul style="text-align: justify;">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">&#8220;Median romboid glossit&#8221;</span> dilin arka 2/3 kısmında ve orta hatta yerleşen kızarıklık şeklinde tanımlanabilen bir eritematöz kandidazis türüdür, sigara içenlerde sık görülür.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Takma dişe bağlı <span style="color: #ff6600;">&#8220;Kronik atrofik eritematöz kandidiazis&#8221;</span> ise özellikle üst takma dişlerin damağa temas ettiği alanlarda yaygın kızarıklık, bazen yanma ve ağrıya yol açar. Özellikle de gece uyurken takma dişlerini çıkarmayan kişilerde, takma diş ile damak arasında biriken salgıda mantar sayısının hızla artması sonucu şikayetler artar.</p>
</li>
<li><span style="color: #ff6600;">&#8220;Angüler stomait&#8221;</span> (perleş yani dudak kenarında çatlak), sık görülen bir mantar enfeksiyonudur ve beraberinde bakteriyel enfeksiyon olabilir. Dudak kenarında kızarıklık, hassasiyet ve yarılma mevcuttur. Genellikle takma dişe bağlı kronik atrofik eritematöz kandidiazis ile birliktedir. Kansızlık ya da vitamin eksikliğinin ilk bulgusu da olabilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Tanı muayene ile konulur, çok özel durumlar dışında kültür vb. laboratuar tetkiklerine gerek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">TEDAVİ:</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Tedavide ağız bakım gargaraları ve antifungal denen mantar gargaraları kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde mantar ortaya çıktığında, bazen antifungal ilaçlar (tablet şeklinde) kullanmak gerekebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Altta yatan nedenin olabildiğince giderilmesi, tedavinin süresini kısaltacaktır. Örneğin mantar enfeksiyonu antibiyotik veya kortizon kullanımına bağlı ise, ilaçların dozunu azaltmak ya da tedaviyi değiştirmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Bol sıvı tüketimi, ağız kuruluğunu gidermede en önemli koruyucu noktalardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Bağışıklığı baskılanmış kişilerde, ağız mantarının ortaya çıkmaması için korunma (düzenli klorheksidin içeren gargara kullanmak) ve ağız bakımı çok önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takma dişi olanların çoğunda kandida enfeksiyonu görüldüğü için, takma dişin hjyen ve temizliğine çok dikkat edilmelidir. Benzoik asit içeren takma diş temizleyici solüsyonlar kandidaya oldukça etkilidir. %0.12 klorheksidin glukonat içeren solüsyonlar da oldukça başarılıdır. Takma dişler, önce diş fırçasıyla (damak kısmı dahil!) iyice fırçalanmalı, sonra bu solüsyonların içinde 5-10 dakika bekletildikten sonra sudan geçirilip öyle takılmalıdır. <span style="text-decoration: underline;">Kişi geceleri uyurken asla takma dişiyle yatmamalıdır.</span> Çok şekerli yiyecekler yendikten sonra mutlaka dişler çıkarılıp bu bakım tekrar yapılmalıdır, çünkü mantar damakla takma diş arasında kalan bölgede şeker artıklarıyla beslenerek çoğalmaya meyil gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUDAKTA KİST</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 12:19:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda kist]]></category>
		<category><![CDATA[dudağımı ısırdım]]></category>
		<category><![CDATA[dudakta kist]]></category>
		<category><![CDATA[kriyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[müköz kist]]></category>
		<category><![CDATA[yanağımı ısırdım]]></category>
		<category><![CDATA[yanakta kist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1671</guid>
		<description><![CDATA[  Ağız içinin iyi huylu, içinde mukus barındıran kistik lezyonlarına &#8220;müköz kist&#8221; adı verilmektedir. Küçük tükrük bezi ağızlarının, genellikle dudağı ısırma, bir şey batması vb. travma sonrası tıkanması sonucu oluşurlar. Çoğunlukla, travmaya açık olan alt dudak iç yan kısımlarında saptanırlar. Yüzeyel yerleşimli kistlerde, kişi ağzında zaman zaman kendiliğinden patlayan, şeffaf su dolu keseciklerin oluştuğundan bahseder. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Ağız içinin iyi huylu, içinde mukus barındıran kistik lezyonlarına &#8220;müköz kist&#8221; adı verilmektedir. Küçük tükrük bezi ağızlarının, genellikle dudağı ısırma, bir şey batması vb. travma sonrası tıkanması sonucu oluşurlar. Çoğunlukla, travmaya açık olan alt dudak iç yan kısımlarında saptanırlar.</p>
<p>Yüzeyel yerleşimli kistlerde, kişi ağzında zaman zaman kendiliğinden patlayan, şeffaf su dolu keseciklerin oluştuğundan bahseder. Derin yerleşimli olanlarda ise kişi aylardır var olan, üzeri düzgün, parlak, hafif mavimsi renkte, kubbe şeklinde, yavaşça büyüyen ufak şişlik tarif eder. Kişi yanlışlıkla kisti ısırırsa, zamanla üzerinde beyazlaşma ve pütürlenme gelişebilir. Her iki tür kist de ağrı yapmaz.</p>
<p>Tanısı öyküye dayanarak ve muayene ile konulur. Tedavisi, kistin, tıkalı olan küçük tükrük bezi dahil edilerek lokal anestezi altında cerrahi olarak çıkarılması şeklindedir. Alternatif olarak kriyoterapi (yani dokunun dondurularak yok edilmesi işlemi) seçilebilir, işlem sonrasında 1 hafta içinde kist yerinden kopar ve altında iyileşme dokusu oluşmaya başlar. Ancak, buna yol açan bez çıkarılmadığı için, kistin tekrarlama riski vardır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİNÜSTE KİST</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 09:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[başağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[MR]]></category>
		<category><![CDATA[mukosel]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs kisti]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs retansiyon kisti]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tomografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1664</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok kişi başağrısı şikayetiyle başvurduğu doktorun, istediği beyin tomografisi ya da MR&#8217;ı incelerken şu cümleyi söylediğini duymuştur: &#8220;Beyinde bir şey yok ama sinüste kist var, bir KBB doktoruna başvursanız iyi olur.&#8221; Bunu duyan kişi beyinde kötü bir şey yok diye rahatlar önce, ancak kist lafını duyunca panikle KBB doktoruna başvurur. Halbuki sokaktan geçen herhangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok kişi başağrısı şikayetiyle başvurduğu doktorun, istediği beyin tomografisi ya da MR&#8217;ı incelerken şu cümleyi söylediğini duymuştur: &#8220;Beyinde bir şey yok ama sinüste kist var, bir KBB doktoruna başvursanız iyi olur.&#8221; Bunu duyan kişi beyinde kötü bir şey yok diye rahatlar önce, ancak kist lafını duyunca panikle KBB doktoruna başvurur. Halbuki sokaktan geçen herhangi 100 kişiye sinüs filmi çektirseniz, 10&#8242;unda sinüs kisti dediğimiz, tıbbi adıyla &#8220;sinüs retansiyon kisti&#8221;ni görmeniz mümkündür.</p>
<p>Bu kadar sık görülen, zararsız, herhangi bir şikayete yol açmayan (başağrısı, geniz akıntısı vb. yapmaz!), herhangi bir tıbbi/cerrahi tedavi gerektirmeyen ufak kistlerin yanısıra bazen gerçekten de müdahale edilmesi gereken &#8220;mukosel&#8221; adı verilen büyük kistler de yok değildir hani! O zaman bu ikisi nasıl ayırt edilir, onu bir inceleyelim.</p>
<p>Sinüs retansiyon kistleri, sinüs içindeki salgı bezlerin birinin ağzının tıkanması ve içi sümük dolu bir kesecik haline gelmesi ile oluşur. Çoğunlukla yanakta yer alan &#8220;maksiller sinüs&#8221;te görülürler. Çok ileri derecede büyüyüp sinüsün tavanında yer alan sinüs ağzını kapatmadıktan sonra hiçbir şikayete neden olmazlar ve iyi huyludurlar. Saptanması çoğunlukla tesadüfen olur, düz fimlerle görünebileceği gibi sinüs tomografisi ile en iyi tanı konulur. Tipik görüntüsü kistin üst kısmında hava olmasıdır. Tedavisinde sadece 2-3 yılda bir kontrol önerilir, hiçbir tıbbi ya da cerrahi tedaviye gerek yoktur. Dalgıçların &#8220;dalarak patlattım&#8221; dedikleri kistler genellikle bunlardır.</p>
<p>Mukoseller ise sinüs ağzının enfeksiyon, polip vb. nedenlerle tıkanması sonrasında, sinüs içinde yapılan salgıların dışarı atılamayıp etrafı kemik çerçeve ile çevrili sinüs boşluğunu giderek doldurması, iltihaplı sıvının eritici etkisi ve dışarı boşalmak için kemiğe baskı yapması sonucunda kemiğin genişlemesi, buna bağlı başağrısı, göze vuran şiddetli ağrı, yanakta şişme, gözün yukarı itilmesi ile giden bir patolojidir. Sinüs retansiyon kisti gibi masum ve zararsız değildir. Çoğunlukla frontal ve etmoid (alın ve göz çevresi) sinüsleri tutar. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur. Sinüs retansiyon kistinden tipik ayırıcı bulgu, sinüsün tamamen homojen sıvı ile tepesine kadar dolu olup sinüs içinde hiç hava olmamasıdır. Sinüs duvarları normal olabileceği gibi genişlemiş, incelmiş veya kalınlaşmış, yer yer erimiş olabilir. Tedavi edilmediğinde, sinüs kemiğini eritip göz, beyin gibi dokulara açılarak enfeksiyon vb. komplikasyonlara yol açabilir. Tedavisi cerrahi olarak tüm kistin çıkarılması ve sinüs içini kaplayan mukozanın temizlenmesi, sinüs ağızlarının endoskopik olarak genişletilmesi şeklindedir. Hastanın yıllık kontrol edilmesi gerekir, çünkü yıllar içinde tekrar edebilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜKRÜK BEZİNDE TAŞ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 10:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TÜKRÜK BEZİ HASTALIKLARI ve BOYUNDA KİTLE]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[çenede şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[dilaltında iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[dilaltında taş]]></category>
		<category><![CDATA[sialoadenit]]></category>
		<category><![CDATA[sialoadenitis]]></category>
		<category><![CDATA[sialolithiasis]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezi]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezi iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezinde taş]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük taşı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek yerken şişlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1657</guid>
		<description><![CDATA[Tükrük bezi taşı, ağız tabanında yer alan tükrük bezleri içindeki salgının pek çok nedene bağlı olarak göllenmesi sonrası zamanla oluşmaktadır. %80&#8242;i çenenin hemen altında yer alan submandibüler tükrük bezlerinde oluşmaktadır, çünkü bu bezin salgısı diğerlerine nazaran daha koyudur ve ağız içine tükürüğü, yukarı doğru yerleşmiş olan kanalıyla yerçekiminin tersi yönünde iletmektedir.   Taşın oluşumunu başlatan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Tükrük bezi taşı, ağız tabanında yer alan tükrük bezleri içindeki salgının pek çok nedene bağlı olarak göllenmesi sonrası zamanla oluşmaktadır. %80&#8242;i çenenin hemen altında yer alan submandibüler tükrük bezlerinde oluşmaktadır, çünkü bu bezin salgısı diğerlerine nazaran daha koyudur ve ağız içine tükürüğü, yukarı doğru yerleşmiş olan kanalıyla yerçekiminin tersi yönünde iletmektedir.</p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR">Taşın oluşumunu başlatan faktörler tükrük bezi iltihabı, batın ameliyatı sonrası uzun bir süre ağızdan sıvı-gıda alımının kesilmesi, az su içme (günde 1 litreden az) olarak belirtilebilir.</p>
<p lang="tr-TR">Tükrük bezi taşı olan kişilerde bu taşın kanal içine ilerleyip sıkışması durumunda, tipik olarak gıda alımı sonrasında çene altında aniden beliren ağrılı şişlik ortaya çıkar. Şişlik zamanla inebilir ya da kalıcı olabilir. Şişliğin var olma süresi uzadıkça, taşın arkasında göllenen salgıya ağız içindeki mikropların ulaşıp tükrük bezi iltihabı yapması riski artmaktadır. Bu durumda kişide şişlikte artış, üzerindeki deride hafif kızarıklık, sıcaklık, dil altında acı ve bazen ekşimsi, acımsı tatta bir akıntı ortaya çıkar.</p>
<p lang="tr-TR"> Tanısı öykü, muayene ve bazı radyolojik tetkiklerle (ultrason, bilgisayarlı tomografi vb.) konmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR">Tedavisinde tükrük bezi taşı mevcut, ancak enfeksiyon bulguları yoksa bol sıvı alımı, tükrük bezine hafif masaj, sakız çiğneme gibi yöntemlerle şişlik azaltılmaya çalışılır. Ancak bunlarla şişlik azalmıyorsa,bezin üstündeki deri kızarık ise taşın tükrük bezi kanalında sıkıştığı düşünülerek antibiyotik ve antienflamatuar ilaçlar verilmelidir. Tedavi sonrası yapılan ultrasonda taş kanal içinde, tükrük bezi yapısı bozuk veya olay tekrarlamaya başlarsa ameliyatla o taraf tükrük bezi ve taşın alınması gerekmektedir. Tek taraflı alındığı için ağız kuruluğuna neden olmaz.</p>
<p lang="tr-TR"> Tükrük taşı, bezin dil altında yerleşen kanal ağzında sıkışıp kalmışsa, kanal ağzını lokal anestezi yapıp minik bir kesiyle hafifçe genişleterek taş çıkarıldığında, şikayetlerin hızla gerilediği görülecektir.</p>
<p lang="tr-TR"> Ultrasonik tükrük taşı kırma pek etkili bir yöntem değildir ve fazla önerilmemektedir.</p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA BOYUNDA BEZE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 12:25:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TÜKRÜK BEZİ HASTALIKLARI ve BOYUNDA KİTLE]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[büyük lenf bezi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta boyunda beze]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta lenf bezi]]></category>
		<category><![CDATA[Kawasaki hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kedi tırmığı hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mikobakteri iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[stafilokok enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tüberküloz]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>
		<category><![CDATA[viral lenfadenit]]></category>
		<category><![CDATA[virüs enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1624</guid>
		<description><![CDATA[1 yaş altı çocukların yaklaşık olarak % 40&#8242;ında, tüm çocuk yaş gruplarına bakıldığında ise % 55&#8242;inde herhangi bir belirgin hastalık bulgusu yokken boyunda ele gelen beze/bezeler olabilir. Bu bezelerin çoğunluğu enfeksiyon sonrası, az bir kısmı doğumsal, çok az bir kısmı ise malign (kötü huylu) kaynaklı olabilmektedir. Bezeler değerlendirilirken, aileye bazı önemli sorular sorulmalıdır: Eşliğinde ateş oldu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1 yaş altı çocukların yaklaşık olarak % 40&#8242;ında, tüm çocuk yaş gruplarına bakıldığında ise % 55&#8242;inde herhangi bir belirgin hastalık bulgusu yokken boyunda ele gelen beze/bezeler olabilir. Bu bezelerin çoğunluğu enfeksiyon sonrası, az bir kısmı doğumsal, çok az bir kısmı ise malign (kötü huylu) kaynaklı olabilmektedir.</p>
<p>Bezeler değerlendirilirken, aileye bazı önemli sorular sorulmalıdır:</p>
<ol>
<li>Eşliğinde ateş oldu mu?</li>
<li>Üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları veya boğazda beyaz zarlar var mı?</li>
<li>Kilo kaybı ya da yorgunluk var mı?</li>
<li>Beze giderek büyüyor mu? Öyleyse ne kadar sürede büyüdü?</li>
<li>Antibiyotik kullanımına yanıt verdi mi?</li>
<li>Hayvan tırmalaması ya da böcek ısırması var mı?</li>
<li>Verem aşısı yapıldı mı? Yakınlarında verem geçiren var mı?</li>
<li>Yurtdışına yolculuk öyküsü var mı?</li>
<li>Çiğ gıda (iyi pişmemiş et, çiğ köfte, çiğ yumurta kullanılan gıdalar, vb.) tüketimi var mı?</li>
</ol>
<p> </p>
<p>Bezeleri muayene ederken hekimin kendisine sorması gereken bazı sorular vardır:</p>
<ol>
<li>Tek mi birden fazla beze mi var?</li>
<li>Bezeler 1 cm&#8217;den küçük mü, büyük mü?</li>
<li>Beze dokunmakla ağrılı mı?</li>
<li>Beze dokunmakla hareketli mi?</li>
<li>Beze sert mi yumuşak mı?</li>
<li>Beze ve üzerindeki deri sıcak mı?</li>
<li>Bezeler ayrı ayrı mı birleşip yumak mı yapmış?</li>
<li>Bezeler tek taraflı mı çift taraflı mı?</li>
<li>Boynun önünde, yanında veya arkasında mı?</li>
<li>Bezenin üzerindeki deride renk değişikliği, akıntı var mı?</li>
<li>Karaciğer-dalak büyüklüğü var mı?</li>
<li>Kan tahlil sonuçları (hemogram, beyaz küre, sedimentasyon, CRP, ASO) nasıl?</li>
</ol>
<p>Bu sorulara alınan yanıtlara göre hekimin kafasında bazı ön tanılar oluşur. Sırasıyla örnek verirsek:</p>
<ul>
<li>Beze sayısı 1&#8242;den fazla, 1 cm&#8217;den küçük, yumuşak, hareketli, boynun iki tarafında yerleşimli, üstündeki deri normal ise <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">viral lenf bezi iltihabı</span></span></strong> akla gelmelidir. Bu bezeler genellikle 1 ay, maksimum 3 ay içinde küçülüp kendi kendine ortadan kaybolur. EBV enfeksiyonu, yani bilinen adıyla Öpücük Hastalığı&#8217;nda bezeler 6 aya kadar kalabilir, beraberinde karaciğer ve dalak büyüklüğü olabilir. </li>
<li>Beze sayısı 1&#8242;den fazla, hızla büyüyor, ağrılı, sıcak, yumuşak, hareketli, tek/iki taraflı, boğaz ağrısı-öksürük-ateş eşlik ediyor, özellikle çene altı ve boyun ön üst kısmında yerleşimli ise stafilokok veya beta hemolitik streptokok gibi <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">bakteriyel lenf bezi enfeksiyonları</span></span></strong> akla gelir. Tedavisi antibiyotiktir. 2-3 gün içinde bezeler küçülmeye başlar ve haftalar içinde normal boyutuna iner. </li>
<li>Beze hafif hassas, kısmen yumuşak ve ek şikayetleri yok, antibiyotiklere yanıt vermiyorsa akla ilk gelmesi gereken <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Mycobacterium enfeksiyonu</span></span></strong>dur, çocuklardaki boyun bezelerinin %10&#8242;unu oluştururlar. İki türü vardır: 1. Tüberküloz (Verem), 2. Atipik mikobakteri</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"> Atipik mikobakteriler toprak, su ve sütte bulunur. Çocukların kirli objeleri ağzına koymasıyla ya da çürük diş yoluyla boğaza ulaşırlar. İnsandan insana bulaş yoktur. Genellikle bu bezeler haftalar boyunca var olur ve antibiyotiklere yanıt vermezler. Muayenede hassas değildirler ve hafif yumuşaktırlar, tek taraflı ve çene altı yerleşimlidirler. Üstteki deride de hafif şişlik ve bazen mor-kırmızı renk, hatta tedavi edilmezse dışa iltihaplı akıntı olabilir. Verem deri testinde tüberküloz bakterisiyle akrabalık nedeniyle hafif pozitiflik olabilir (5-15 mm), akciğer filmi normaldir. Tedavisinde klaritromisin verilebilir ancak dirençli vakalarda tedavi bezenin cerrahi olarak çıkarılmasıdır.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tüberküloz</span></strong>  </span>yani vereme bağlı bezeler genellikle boynun arka tarafında yerleşir, çoğunlukla iki taraflı, yumuşak ve dışarı akmaya meyillidir. Hastaların % 85&#8242;inde verem deri testi pozitiftir (15 m&#8217;den fazla). %40-60 çocukta akciğer filmi normal çıkabilir. Ailede ya da yakın birisinde verem olması tipiktir. Vereme özgü kombine, 6-8 aylık ilaç tedavisi gerektirmektedir. Bezeler bu tedavi ile genellikle 3 aydan sonra küçülmeye başlar.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kedi tırmığı hastalığı</span>, </strong></span>ılıman iklimlerde ve özellikle sonbahar-kış aylarında görülür. Hastaların %90&#8242;ında kedi ile temas bulunur, bunların sadece %75&#8242;inde tırmalama vardır, %25&#8242;inde kesinlikle tırmalanma yoktur. Yapılan bilimsel bir çalışmada 12 aylıktan küçük bir kedi beslerseniz bu hastalığa yakalanma riskiniz 15 kat, kedi sizi ısırır ya da tırmalarsa 27 kat artmaktadır. Hastaların sadece üçte birinde , tırmıklama ya da temastan 3-10 gün sonra ateş olur. Tırmalanan alanda sivilce gibi bir papüler püstül çıkar, günler-aylar boyunca sürer, hatta böcek ısırığı sanılır. 2 hafta sonra o bölgenin drene olduğu yerdeki (çocuklarda genellikle koltuk altı ya da dirsek üstü) lenf bezleri şişer ve 60-70 gün şiş kalır. Tanısı özel testlerle konur. Spesifik bir tedavisi yoktur. Bezeler düzenli olarak takip edilir.</li>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kawasaki Hastalığı</span></span></strong>, birden açığa çıkan, kendi kendine kaybolan bir hastalıktır. Uzamış ateş, dudak ve yanaklarda enflamasyon, deri değişiklikleri, boyunda lenf bezi büyüklüğü ve yaygın küçük damar iltihabı ile gider, tedavi edilmeyen hastaların %20&#8242;sinde kalp damarlarını tutup anevrizma yapabilir (bu durum genellikle hastalığın 10. gününde saptanabilir ancak 4 haftada iyice oturur. Bu anevrizmaların %50&#8242;si kendiliğinden ortadan kaybolur). Genellikle Japonya&#8217;da yaygın olsa da tüm dünyada görülebilir. Günümüzde çocukluk çağı kazanılmış kalp hastalıklarının en sık nedeni olarak romatizmal ateşin yerini almıştır. Hastaların %8&#8242;i 4 yaş altındadır ve çoğu 1 yaşındadır. Nedeni bilinmemektedir. Tanısında 6 kritere dikkat edilir:  </li>
</ul>
<ol>
<li>1-2 hafta süren, 40 derecelere varan yüksek ateş</li>
<li>Her iki gözde konjunktivit (ağrısız, iltihapsız, ateşten sonra ortaya çıkan)</li>
<li>Dudaklarda çatlama, kuruma, kızarıklık, bazen çilek dil</li>
<li>Vücutta ve kol-bacaklarda makülopapüler döküntü, kol-bacaklarda kızarıklık ve hafif şişlik, şişlik ortadan kaybolurken tırnak etrafındaki deride soyulma</li>
<li>Boyunda lenf bezi büyüklüğü (%50-75): Yumuşak değil, çoğunlukla tek taraflı</li>
<li>Kan tahlilinde sola kayma ile giden lökositoz, sedimentasyon yüksekliği, trombosit sayısında artış (1 milyondan fazla)</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Bu 6 kriterin 5&#8242;i mevcutsa veya 4&#8242;ü mevcut ve kalp damar anevrizması da varsa tanı konulmuş olur. Tedavide yüksek doz immunglobulin ve aspirin kullanılır. Anevrizma gelişen çocukların hayat boyu aspirin kullanması gerekir.</p>
<p>  </p>
<p>KAYNAK: Benign Pediatric Cervical Lymphadenopathy, Jayson Greenberg M.D., Nov. 16, 2000</p>
<p>BCM Otolaryngology-Head and Neck Surgery Grand Rounds Archive</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA HAVAYOLUNDA, YEMEK YOLUNDA VE KULAKTA YABANCI CİSİM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 08:19:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerlerde yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[boğulma]]></category>
		<category><![CDATA[burunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[heimlich manevrası]]></category>
		<category><![CDATA[kızım ..... yuttu]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[nefes darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[oğlum ..... yuttu]]></category>
		<category><![CDATA[soluk yolunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı cisim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1613</guid>
		<description><![CDATA[Hiçbirimiz gözünün içine baktığımız çocuklarımızın bir leblebi yüzünden boğularak ölmesini istemeyiz!! Adını bile anmak insanın içini ürpertiyor ama maalesef bu kadar basit birşey yüzünden ölen bir çok çocuk var. Zararlı olabileceği hiç aklınıza bile gelmeyen onlarca materyalle dolu evlerimiz. Bir çocuk gibi yere yüzünüzü dayayıp o mesafeden herşeye bakmayı bir deneyin, üstten bakınca hiçbir şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="en-US">Hiçbirimiz gözünün içine baktığımız çocuklarımızın bir leblebi yüzünden boğularak ölmesini istemeyiz!! Adını bile anmak insanın içini ürpertiyor ama maalesef bu kadar basit birşey yüzünden ölen bir çok çocuk var. Zararlı olabileceği hiç aklınıza bile gelmeyen onlarca materyalle dolu evlerimiz. Bir çocuk gibi yere yüzünüzü dayayıp o mesafeden herşeye bakmayı bir deneyin, üstten bakınca hiçbir şekilde görmeyeceğiniz ya da dikkat etmeyeceğiniz koltuk altına kaçmış bir düğme ya da fındık gözünüze çarpacak! Yeni emekleyen bir bebek için ne de ilginç cisimlerdir bunlar. Hele hele o herşeyi merak edip ağzına atma, burnuna-kulağına sokuşturma isteği yok mu? İşte bebeklerin başına ne geliyorsa bundan geliyor!!!  </p>
<p>Amerika&#8217;da yılda ortalama 80.000 kişinin (19 yaş ve altı yaş grubu) yabancı cisim yutma nedeniyle çeşitli merkezlere başvurduğu bildirilmektedir. 1500 aileyle yapılan bir anket çalışmasında, %4&#8242;ü çocuklarının hayatında en az 1 kez yabancı cisim yuttuğunu ifade etmiştir.<sup>*</sup> Bu durumun en sık görüldüğü yaş grubu ise 6 ay-4 yaş arasıdır. </p>
<p>Bilye, ufak taşlar, çerez, oyuncak parçaları, üzüm, düğme, meyve çekirdekleri (özellikle ülkemizde karpuz!), saat pili, madeni para gibi ufak cisimlerin,çocuğun ulaşabileceği yerlerde olmamasına çok dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Özellikle de çocuk çerez, meyve, mısır, üzüm vb. yerken çocuğu gıdıklamak, koşturarak ya da kaydıraktan kayarken bu tür şeyleri yemesine izin vermek, ağlarken ağzında yiyecekle içini çeke çeke ağlamasına seyirci olmak bu cisimlerin soluk yoluna kaçma riskini arttırmaktadır. BU NEDENLE LÜTFEN 4 YAŞ ALTINDAKİ ÇOCUKLARA ÇEREZ VERMEYİNİZ, ÜZÜM VB. MEYVELERİN ÇEKİRDEKLERİNİ ÇIKARIP MEYVEYİ YARIYA-DÖRDE BÖLEREK TANE TANE VERİNİZ!!!</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yine 4 yaş altı çocuklara yüzük, kolye, bilezik, küpe gibi koparak küçük parçalara ayrılabilecek süs eşyaları takmayınız, nazar boncuklarını çocuğun ulaşamayacağı kürek kemiği hizasına ortaya doğru takınız!</span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em>Çocuklarda yabancı cisimlerin yerleşim yerlerine göre bulguları ve tedavisi:</em></span></strong></p>
<ul>
<li><strong><em>KULAK:</em></strong> Kiraz çekirdeği, fasülye, nohut, patlamamış mısır tanesi, saat pili, oyuncak parçaları, üzüm, oyun hamurları, kağıt mendil parçası vb. çocukların sıklıkla kulaklarına soktukları cisimlerdir. İşitme kaybı, ağrı, kulakta tıkanıklık, ufak çocuksa kulak memesini çekiştirme gibi şikayetlerle karşımıza gelebilir. Bazen de ufak sinekler, kurtçuklar, sivrisinek vb. de kulak yoluna girip orada kalabilir, böcek canlı ise çocuklar vızıltı sesi, kırt kırt sesleri duyduklarını ifade edebilirler.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı?</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Farkedildiğinde mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalı, çıkarılmaya çalışılmamamalıdır. Çünkü özellikle yuvarlak yabancı cisimler, cımbız vb. aletlerle çıkarılmaya çalışıldığında daha ileri itilip, dış kulak yolunun dar alanlarına sıkıştırılabilir, hatta çok itilirse kulak zarını yırtabilir.  Kulak girişinde olduğu farkedilen metalik cisimleri kuvvetli mıknatıslarla ittirmeden alabilirsiniz. Böcek şüphesi varsa, kulağa zeytinyağı damlatılabilir.</p>
<ul>
<li><strong><em>BURUN:</em></strong> Yukarıda sayılan tüm cisimler buruna da sıklıkla sokulmaktadır. Burundaki yabancı cisim uzun süreli olarak orada kalırsa, o taraftan kötü kokulu, bazen kanlı akıntı ve burun tıkanıklığı başlar.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı? </span></p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="color: #ff0000;">BURUNDAKİ YABANCI CİSİMLER ASLA EVDE ÇIKARILMAYA ÇALIŞILMAMALI, ÇOCUK PANİK EDİLİP AĞLATTIRILMADAN EN KISA ZAMANDA BİR HASTANENİN ACİL SERVİSİNE BAŞVURULMALIDIR!!! </span>Çünkü, burundaki yabancı cisim ağlarken burun çekme ile ya da cımbızla tutulmaya çalışılırken geriye ittirilmekle kolayca soluk yoluna düşüp, çocuğun anlık boğulmasına, sonrasında nefes alma çabası ile cismin akciğerlere çekilmesine neden olabilir. Burun ön kısmından görülebilen metalik cisimleri, ittirmeden kuvvetli bir mıknatısla çekebilirsiniz.</p>
<ul>
<li><strong><em>HAVAYOLU ve YEMEK BORUSU:</em></strong> Havayoluna kaçabilen/takılabilen yabancı cisimlere bakarsak, madeni para, yuvarlak sert şeker, tavuk kemiği, toka, balık kılçığı, meyve çekirdekleri, çerez, ufak plastik oyuncaklar, toplu iğne, çengelli iğne, raptiye, anahtar, düğme, ufak taşlar, yüzük, küpe, vida, zımba teli, kolye ucu&#8230; şeklinde uzayıp giden bir liste mevcuttur. Bu cisimlerin bir kısmı röntgenle görülebilecek yapıya sahipken, bir kısmı da ancak öykü uyumlu, üst havayolu muayenesi sonrası cismin alt havayolunda olduğundan şüpheleniliyorsa bronkoskopi, yemek borusuna takıldığı düşünülüyorsa gastroskopi adı verilen özel endoskopik muayenelerle saptanabilir.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı?</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Yemek borusundan geçip mideye ulaşan bir cisim, sivri değil ya da pil gibi toksik maddeler içermiyorsa, genellikle büyük abdestle çıkana kadar takip edilir. Belli risklere sahipse genellikle endoskopik yolla çıkarılır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Havayolunda yer alan, bademciklere takılan kılçık, tavuk kemiği vb. cisimler KBB uzmanları tarafından lokal anestezi ile kolayca alınabilmektedir. Ancak, çocukta aspirasyon (cismin alt solunum yoluna kaçma) bulguları varsa- ki bunlar cismin soluk yoluna girdiği ilk anda arkaya arkaya öksürük, cisim büyük ise morarıp nefes alamama, ses boğuklaşması, öterek nefes alıp verme, dudakların mavi renge dönüşmesi, cisim nispeten küçük ise anlık bir morarma ve ötme şeklindedir- çocuğun acilen en yakın hastanenin acil servisine götürülmesi gerekir. Cisim çok küçükse anlık bir öksürük sonrasında çocuk hiçbirşey olmamış gibi oyununa devam edebilir. Ancak, alt solunum yoluna inip günler sonra orada bir enfeksiyon yarattıktan sonra ateş, öksürük, hırıltı gibi şikayetlere yol açar.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Aile veya çocukla ilgilenen kişi, yabancı cisim aspirasyonuna şahit olmamış, ancak çocukta ilaçlarla düzelmeyen öksürük, açıklanamayan ateş, nefes darlığı varsa ve akciğer filmi çekilip tek taraflı zatürre olduğu saptanırsa, yabancı cisim aspirasyonu gibi yaklaşılmalıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Aile ya da çocukla ilgilenen kişi yabancı cismin aspirasyonuna şahit olmuşsa ve çocukta morarma, nefes alamama, bilinçte bozulma başladıysa <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">HEİMLİCH MANEVRASI</span></span></strong> yapmalıdır. Hatta bebek ve çocukların bakımını üstelenen kişilere evdeki kap-kacak düzeninden çok daha öncelikli olarak öğretilmesi gereken şeydir bence!!! Bu manevra ile yabancı cisim çıkarılamıyorsa, en hızlı şekilde bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p style="text-align: center; padding-left: 30px;"> </p>
<p>KAYNAK:  </p>
<p lang="en-US">*Encyclopedia of Children&#8217;s Health- Foreign Objects</p>
<p lang="en-US">**Heimlich Manevrası Resmi: McKesson Corporation-ADAM</p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KOANAL ATREZİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 10:42:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[biberon emememe]]></category>
		<category><![CDATA[burundan kötü kokulu akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[koanal atrezi]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[meme emememe]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı burun tıkanıklığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1590</guid>
		<description><![CDATA[Koanal atrezi, burun arka deliklerinin yani genize açılan kapıların doğumsal olarak tek veya iki taraflı tıkalı olmasıdır. Çift taraflı koanal atrezi 5000-8000 doğumda 1 görülür, tek taraflı olanın sıklığı ise bunun 2 katıdır. Kız/erkek oranı 2/1&#8242;dir. Tipik bulguları bebeğin emzirme veya biberonla mama alma sırasında tıkanıp memeyi ya da biberonu bırakması, burun tıkanıklığı, burundan kötü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Koanal atrezi, burun arka deliklerinin yani genize açılan kapıların doğumsal olarak tek veya iki taraflı tıkalı olmasıdır. Çift taraflı koanal atrezi 5000-8000 doğumda 1 görülür, tek taraflı olanın sıklığı ise bunun 2 katıdır. Kız/erkek oranı 2/1&#8242;dir. Tipik bulguları bebeğin emzirme veya biberonla mama alma sırasında tıkanıp memeyi ya da biberonu bırakması, burun tıkanıklığı, burundan kötü kokulu akıntıdır. Tanı, en basit haliyle, burun ön deliğinden incecik bir sondanın genize kadar sokulup boğaza uzanıp uzanmadığının kontrolü ile konur. Tanı bilgisayarlı tomografi ile doğrulanabilir, bu sayede atrezinin yapısı da (sadece zar şeklinde bir deri ile mi kaplı, yoksa kemik bir duvar mı var?) anlaşılabilir. Tedavisi, özellikle iki taraflı ise acilen burun arka deliklerinin cerrahi (günümüzde çoğunlukla endoskopik yoldan lazer) ile açılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-US">Tek taraflı atrezilerde, burun tıkanıklığı nefes durmasına yol açmıyor, çocuk diğer taraftan rahat nefes alıp uyuyabiliyor ve beslenebiliyorsa herhangi bir müdahale yapılmadan takip yolu seçilebilir. Tek yaratacağı sorun burun akıntısı ve ilerleyen yaşlarda sinüzit atakları olacaktır. Tek taraflı kötü kokulu burun akıntılarında yabancı cisim, sinüzit gibi tanıları ekarte etmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEM ANNE, HEM KADIN, HEM KULAK BURUN BOĞAZ UZMANI OLMAK</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 14:53:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bayan doktor]]></category>
		<category><![CDATA[bayan KBB doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklu doktor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın doktor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın KBB doktoru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1574</guid>
		<description><![CDATA[“Hemşireanııımmm” diye arkamdan seslenen hastaya dönüp kaç kere “Ben doktorum” dedim kimbilir şu 12 yıllık Kulak Burun Boğaz hekimliğim boyunca !!! Ya da “Neden kadın KBB uzmanı bu  kadar az?” diye başlayan sorulara makul yanıtlar bulmaya çalıştım.  TUS (tıpta uzmanlık sınavı) gibi adil bir yöntem gelmeden önce, üniversitedeki tüm başarılı notlarına rağmen, bazı anlamsız önyargılardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Hemşireanııımmm” diye arkamdan seslenen hastaya dönüp kaç kere “Ben doktorum” dedim kimbilir şu 12 yıllık Kulak Burun Boğaz hekimliğim boyunca !!! Ya da “Neden kadın KBB uzmanı bu  kadar az?” diye başlayan sorulara makul yanıtlar bulmaya çalıştım. </p>
<div id="attachment_1982" class="wp-caption alignright" style="width: 236px"><img class="size-medium wp-image-1982" title="anne ve dr olmak" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/anne-ve-dr-olmak-226x300.jpg" alt="" width="226" height="300" /><p class="wp-caption-text">Fotoğrafın tüm hakkı Op. Dr. Seçil Totan&#39;a ait olup, kopyalanamaz. </p></div>
<p>TUS (tıpta uzmanlık sınavı) gibi adil bir yöntem gelmeden önce, üniversitedeki tüm başarılı notlarına rağmen, bazı anlamsız önyargılardan dolayı mülakat sonrası uzmanlık hakkı kazanamayan, elinin hamuruyla erkek işine soyunmaya kalkan pek çok kadının maalesef yitirdiği bu payeyi, TUS sayesinde bileğimin hakkıyla kazanarak girmiştim 1998’de KBB ihtisasına! </p>
<p>İhtisasa başladığım ilk gün bana verilen en önemli öğüt (!) ihtisasım süresince hamile kalmamam şeklindeydi. Çünkü her erkek egemen işkolunda olduğu gibi, oldukça zahmetli ve ağır bir cerrahi branş olan Kulak Burun Boğaz’da, hamileliğe bağlı ağırlaşan, koşturma ve angarya yapma kabiliyeti azalan bizler, “aman düşük tehdidi filan olur da rapor alır, işler bize kalır” tasası ve bebek doğduktan sonra da “yok bebek hastalanır da izin alır” kaygısı ve mızırtısı içindeki erkek meslektaşlarımızın bu tavrı karşısında, bebek doğduktan sonra günaşırı nöbetlere eklenen uykusuz gecelerin getirdiği yorgunluğa rağmen “hem iyi anne olurum, hem de iyi bir cerrah” inadıyla daha bir canla başla çalışır hale geliriz!</p>
<p>4,5 yıllık KBB ihtisasım boyunca hamile kalmadım çok şükür, uzmanlık sonrası tattığım bu güzel duygu ve annelik ise erkek meslektaşlarımın asla yaşayamayacakları pek çok deneyim kazandırdı bana. Çocuklarımın zaman zaman orta kulak iltihabı olması, bademciklerinin iltihaplanması, doktor olmanıza ve öğrendiğiniz her tedavi metodunu uygulamanıza rağmen bir türlü kesemediğiniz öksürükler veya düşüremediğiniz ateşler sayesinde, bir çocuğun ve ailenin bu dönemlerde yaşadıklarını birebir yaşamak ve zamanla bu gibi durumlarla baş edebilmeyi çocuklarınızda öğrenerek, hastanızın ailesine ufak ufak ipuçları verebilmek, doğal yöntemler önerebilmek (ki kefir benim için en özelidir!); muayene olmaya direnen çocuğunuzu nasıl ikna ediyorsanız, hastanızı da ikna edebilmek; hangi ilaçların tadının iğrenç olduğunu, hangi bulguların neyin habercisi olduğunu (anneler çocuklarının akşama ateşinin çıkacağını bir şekilde hisseder!) bilip aileyle öyle konuşabilmek ve daha niceleri…</p>
<p>Bu yazıyı yazmamda, “Kızım çok zor muayene olur ve ben de bir kadın KBB uzmanı muayene ederse belki korkmaz diye saatlerce interneti taradım,  ancak ne kadar az sayıda bayan KBB doktoru varmış, çok zorlandım” diyen bir hastamın sevgili annesi bana ilham kaynağı oldu. Sonra şöyle bir düşündüm, ne kadar da çok çocuk hastam varmış! Neredeyse her hafta birinin annesi ya da babası aradığında kalbim çarpar sanki kendi çocuklarım hastalanmışçasına, eyvah ateşi çok mu yüksek, lütfen yine orta kulak iltihabı olmasın, yoksa ameliyat etmek zorunda kalacağım düşünceleriyle açarım telefonu! Tedavisi tamamlandıktan sonra neşe içinde kontrole gelişi ve ailenin teşekkür edişi ya da hastamın mutlulukla bay bay deyişi en güzel geri dönüştür bana!</p>
<p>Duvarları “Şeni çok seviyoyum doktoy apla!” yazıları ve sevgiyle yapılmış onlarca resimle dolu odama girerken koşup bana sarılıp öpen ve muayene koltuğuna mızırdanmadan oturup ağzını kocaman açan minik hastalarıma ve Kulak Burun Boğaz hekimi olarak tarzımı ve duruşumu anne olduktan sonra tamamen değiştiren biricik yavrularıma binlerce teşekkürler&#8230;</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK DELDİRME VE KÜPE TAKMA ÜZERİNE TIBBİ UYARILAR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 15:51:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aids]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[keloid]]></category>
		<category><![CDATA[kulak absesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirdikten sonra]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirdikten sonra bakım]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirmek]]></category>
		<category><![CDATA[kulak delme tabancası]]></category>
		<category><![CDATA[küpe]]></category>
		<category><![CDATA[küpe deliği iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[küpe tabancası]]></category>
		<category><![CDATA[metal küpe allerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[nikel allerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[steril kulak deldirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=19</guid>
		<description><![CDATA[    Siz de işe gitmeden önce veya arkadaşlarınızla buluşmaya giderken kıyafet seçimine olduğu kadar takı kutusundan küpe seçmekle vakit harcayanlardan mısınız? Ufacık bir kızken annenizi taklit etmek için klipsli küpelerini gizlice alıp takmadınız mı? Peki ya genç kızlığa geçiş döneminizde kulaklarınızı deldirme hevesiyle coşup taşmadınız mı? İşte bu yazımda bayanların olduğu kadar son yıllarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="pierc_06.jpg" rel="attachment wp-att-79" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=79"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p> </p>
<p>Siz de işe gitmeden önce veya arkadaşlarınızla buluşmaya giderken kıyafet seçimine olduğu kadar takı kutusundan küpe seçmekle vakit harcayanlardan mısınız? Ufacık bir kızken annenizi taklit etmek için klipsli küpelerini gizlice alıp takmadınız mı? Peki ya genç kızlığa geçiş döneminizde kulaklarınızı deldirme hevesiyle coşup taşmadınız mı?</p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">İşte bu yazımda bayanların olduğu kadar son yıllarda erkeklerin de rağbet ettiği kulak deldirme ve küpe takma konusuna tıbbi açıdan değinmek istiyorum. </span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Liseye başladığım dönemlerde küpe takma merakıma yenilip kendimi bir kuyumcuda tabanca ile kulaklarımı deldirirken bulmuştum. O zamanlar aslında ne kadar büyük riskleri göze aldığımı ve bu masum hevesin başıma neler açabileceği hakkında en ufak bilgim bile olmadığını şimdi farkediyorum. Kulak deldirmenin özel teknikleri ve hjyen açısından dikkat edilmesi gereken bazı kuralları mevcuttur. Bazı kişilerin kulaklarını deldirmesi sakıncalıdır; bunlar yara yeri enfeksiyonuna yakalanma riski yüksek olan şeker hastaları, pıhtılaşma mekanizması bozuk olan özel bazı kan hastalıkları olanlar, yara iyileşmesi sırasında dokunun aşırı reaksiyonu sonucu sert, kabarık ve kötü görünümlü yara izi anlamındaki “keloid” dokusu oluşturma ihtimali olanlar ( bunu anlamak için aşı yerlerinizde bu tür kabarıklıklar olup olmadığına bakmanızı tavsiye ederim), deldirme işlemi sırasında strese bağlı atak geçirebilecek epilepsi hastaları, deldirme bölgesinde mantar vb. cilt hastalığı olanlar şeklinde sıralanabilir. Ayrıca kulak deldirme işlemi sırasında hjyen kurallarına dikkat edilmediği takdirde kulak memesi veya kepçesinde şiddetli iltihap, abse, hatta kulak kıkırdağında erime ve ileride buna bağlı deformiteler, kan yoluyla hepatit-B ve AİDS gibi hastalıkların bulaşması vb. risklere maruz kalınabilir. Bunun dışında nikel vb. metallere allerjisi olanlarda, deldirme işlemi sırasında kullanılacak tabanca, iğne veya küpelerin allerjen madde içermemesine dikkat edilmesi gerekir. </span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulak nasıl delinmeli?</span></p>
<p><span style="color: #339966;"> </span><span lang="TR">Kulak deldirme işlemi için kuyumcu, dövme dükkanları vb. nonhjyenik yerlerden çok hjyenik şartların kullanıldığından emin olduğunuz ve bu işlemi yapan sağlık kurumlarını tercih etmelisiniz. İşlemi gerçekleştirecek olan kişi steril eldiven giymeli, delik açılacak olan bölge sterilize edici özel solüsyonlarla temizlenmeli, delme işleminde kullanılacak olan küpe steril olarak özel tabancaya yerleştirilmeli ve kulak bu şekilde delinmelidir. Delmek için kulağın kıkırdaksız olan meme kısmı tercih edilmeli, enfeksiyona açık olan, daha az kanlanan ve kıkırdak içeren kulağın diğer kısımları pek seçilmemelidir. Sizler de bu nedenle kulak memesi dışındaki bölgelerin delinmesi için ısrarcı olmamalısınız. Delmede kullanılacak olan küpe sallantısız, en az allerjik olan titanyum veya 14 ayar altın alaşımlı olmalıdır. Çok sıkı ve ufak küpe klipsleri seçilmemelidir. </span></p>
<p><span lang="TR"> </span><span lang="TR"><span style="text-decoration: underline;">Pek çok KBB uzmanı, tabanca yöntemi yerine cerrahi olarak küpe deliği açma tekniğini tercih etmektedir.  Diğer teknikten daha steril,  daha az ağrılı ve daha güvenli bir yöntemdir. </span></span></p>
<p><span lang="TR">Deldirme işlemi sonrasında herhangi bir problem olmadıkça (enfeksiyon, allerji vb.) iyileşme periyodu olan 6 hafta boyunca küpeyi çıkarmamalısınız. Ayrıca halka açık telefon ahizelerini kulağınıza tutmamalı, yastık kılıfınızı düzenli değiştirmeli, küpenizi ellerinizi yıkamadan ellememelisiniz. </span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulağınızı deldirdikten sonra nasıl bakım yapmalısınız?</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Günde 2 kez eller sabunlandıktan sonra küpeyi çıkarmadan küpe delik içinde 3 kez döndürülmeli, deliğin ön ve arka tarafı ucu kolonya emdirilmiş papiks ile silinmelidir (bu işlem için antiseptik bir solüsyon kullanılacaksa fazla tahrişi önlemek için steril su ile seyreltilmelidir).</span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulak deldirme işlemi sonrasında ne gibi sorunlarla karşılaşabiliriz?</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR"> Kulak deldirenlerin yaklaşık %30’unda takip eden birkaç gün ya da hafta içinde bazı minör komplikasyonların olduğu belirtilmektedir.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Bunlardan en sık görüleni yara yerinin enfeksiyonudur. Delik etrafında kızarıklık, sıcaklık, hassasiyet, ağrı, bazen pü dediğimiz kötü kokulu sarı-yeşil bir akıntı olması akla enfeksiyonu getirmelidir. Bu durumda iltihap ilerlemeden mutlaka bir uzmana başvurmanız gerekmektedir. Aksi takdirde tüm kulak kepçesini kaplayabilen ve kıkırdakta erimeye yol açan, ağrılı, ateşe ve vücutta kırıklığa yol açan şiddetli bir enfeksiyon (bakteriyel perikondrit) gelişebilir. Bizler ne yapıyoruz? Küpeyi çıkartıp kabuk ve akıntıları temizliyoruz, pü varsa kültür alıp ilaç tedavisini ona göre düzenliyoruz, yara yerini özel antiseptikli solüsyonlarla temizleyip ardından delik ön ve arka tarafı ile küpe klipsine antibiyotikli krem sürüp küpeyi tekrar yerine takıyoruz. Temizleme işlemini hastaya öğretip günde 3 kez yapmasını sağlıyoruz. </span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Diğer bir komplikasyon metal (özellikle de nikel) allerjisidir. Her ne kadar deldirme işlemi altın küpe ile gerçekleştirilmekteyse de, bazı allerjik kişilerde kullanılan tabancanın nikel kaplaması bile reaksiyon yapabilmektedir. Yurtdışında gündelik kullanılacak küpelerin nikel içerip içermediğini gösteren bazı özel kitler üretilmiştir. Dimethyl glyoxine ve Amonyum hidroksit içeren bu solüsyonlar küpeye sürüldüğünde metalin pembe renk alması nikel içerdiğinin göstergesidir. Allerjik kişilerde yara iyileşmesinin gerçek anlamda tamamlanacağı 6. aya kadar nikel içeren küpeler takmaması önerilmektedir. Eğer bunları dikkate almamış ve taktığınız küpe deliğinin etrafı  kızarık, kaşıntılı ve sulanıyor ise allerji ortaya çıkmış demektir. Bu durumda hemen küpeyi çıkarmalı ve bir uzmana başvurmalısınız.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Bir başka komplikasyon küpe arkası klipsinin deri altına kaçmasıdır. Bunun nedeni klipsin küçük seçilmesi veya tahriş sonucu arka deliğin büyümesidir. Bu durumda küpeyi kesinlikle çıkarmaya çalışmayınız ve bir uzmana başvurunuz.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Delik iyileştikten sonra (ortalama 6. haftadan sonra) hjyen kurallarına dikkat etmeye devam etmelisiniz. Küpelerinizi takmadan önce alkol veya kolonya ile silmeli, küpeyi ellerinizi yıkadıktan sonra takmalı, gece yatarken deliğin havalanması için küpelerinizi çıkarmalısınız.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Sıklıkla erken dönemde, bazen de geç dönemde başınıza gelebilecek bir başka komplikasyon, özellikle büyük sallantılı küpe kullananlarda, küpenin yanlışlıkla bir yere (kıyafet vb.) takılması veya ani çekilmesi sonucu kulak memesinin yırtılmasıdır. Bunu önlemek için spor yaparken, ufak çocuklarla oynarken, dans ederken veya saçlarınızı yıkarken/yıkatırken küpelerinizi çıkarmalısınız. Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığınızda  kanayan yeri temiz bir parça kuru pamuk veya steril tampon ile 5-10 dakika süreyle tutup, elinizi hiç kaldırmadan iki tarafından parmaklarınızla sıkıştırıp baskı uygulamalı ve en kısa sürede bir uzmana başvurmalısınız.</span><span lang="TR"> </span> </p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: left;"><span lang="TR">Geç dönem görülen bir diğer komplikasyon <a href="http://serhattotan.com/?p=35" target="_blank">keloid</a> (ayrıntılı bilgi için keloid kelimesini tıklayınız!)  dediğimiz kötü ve kabarık yara iyileşmesidir. Tedavisi yine uzmanlar tarafından gerçekleştirilmelidir.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: left;"><span lang="TR">Küpe deliğinde genişleme ve tedavisi hakkında ayrıntılı bilgiler edinmek için<a title="GENİŞLEMİŞ KÜPE DELİĞİ" href="http://serhattotan.com/?p=801" target="_blank"> lütfen tıklayınız</a>!</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Güzelleşmek uğruna ne gibi riskleri göze aldığımıza bir bakın! Aman dikkat, basit bir küpe takma olayını kabusa çevirmeyin! Hele hele hepatit-B ve AIDS’e yakalanma ihitmallerini düşünürseniz! Siz siz olun, bu uyarıları dikkate alın ve o muhteşem desen ve şekillerdeki küpeleri gönül rahatlığıyla takın.</span></p>
<p><!-- // < ![CDATA[ // < ![CDATA[ // < ![CDATA[ // < ![CDATA[             var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\' type=\\\\\'text/javascript\\\\\'%3E%3C/script%3E")); // -->* Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[<SPAN style="COLOR: #ff0000" mce_style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan'a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
            var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// </SPAN>
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK TAŞI NEDİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 10:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[ağızdan pütür pütür birşeyler gelmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik taşı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz nokta]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz zar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1512</guid>
		<description><![CDATA[  Hepimiz ceviz gibi hafif girintili çıkıntılı, nispeten basık küre gibi bademciklerle başlarız hayata ve yaşımız büyüdükçe, karşılaşılan enfeksiyon ajanlarıyla savaşa savaşa 4 yaşından sonra artık bademcikler aktif bağışıklık sağlayıcı görevlerini kemik iliğine terk ederler. &#8220;Kullanılmayan organların atrofiye gitmesi&#8221; felsefesine dayanarak, yıllar içinde bademcikler &#8220;badem&#8221; formundan &#8220;bademcikçik&#8221; formuna doğru yavaş yavaş küçülmeye başlarlar. Bu süreçte, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Hepimiz ceviz gibi hafif girintili çıkıntılı, nispeten basık küre gibi bademciklerle başlarız hayata ve yaşımız büyüdükçe, karşılaşılan enfeksiyon ajanlarıyla savaşa savaşa 4 yaşından sonra artık bademcikler aktif bağışıklık sağlayıcı görevlerini kemik iliğine terk ederler. &#8220;Kullanılmayan organların atrofiye gitmesi&#8221; felsefesine dayanarak, yıllar içinde bademcikler &#8220;badem&#8221; formundan &#8220;bademcikçik&#8221; formuna doğru yavaş yavaş küçülmeye başlarlar. Bu süreçte, girintiler artar ve eriyen bademcik dokularının yerlerinde küçük cepçikler oluşur. İşte bu cepçiklerin içine giren yiyecek artıklarına ağız içinde normalde var olan mikroplar yerleşir ve vahaya düşmüşcesine o bölgeden beslenmeye başlarlar. Bunun sonucunda açığa çıkan maddeler sayesinde de kişide ağır bir ağız kokusu olur. Bazen kişi ağzını çalkalarken, bu materyaller (ki biz bunlara <span style="color: #ff0000;">magma</span> deriz!) lavaboya tükürülür, görüntüsü sanki ufalanmış peynir parçaları şeklinde, gri-beyaz renktedir ve kokusu da bozulmuş yumurtaya benzer.</p>
<p>Kişilerin ağız kokusunu gidermek için yapmadığı şey kalmaz (ağız kokusu hakkında daha ayrıntılı bilgi için <a title="AĞIZ KOKUSU" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/" target="_blank">lütfen tıklayınız!) </a>Reflüm mü var acaba deyip Dahiliye ve Gastroenteroloji Hekimlerine başvurulur, dişlerim mi çürük diye Diş Hekimi&#8217;ne gidilir. Bir sonuca ulaşılamadığında sinüzit mi acaba düşüncesiyle bir de KBB doktoru görsün denilmesi üzerine hasta bize kadar ulaşır. Yapılan muayene sonrasında bademcik girintileri içinden çıkardığınız magmaları hastaya koklattığınızda &#8220;Iyyk! İşte bu o koku!&#8221; dediklerinde artık tanı bellidir, halk arasındaki adıyla bademcik taşı!</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bademcikteki bu birikintilerden nasıl kurtulunabilir?</span></p>
<ol>
<li>Kişi düzenli ağız bakımı yapmalıdır. Yani diş fırçalama sonrasında hazır preparatlarla ya da evde kendisinin hazırlayacağı tuzlu gargarayla (Kaynatılıp soğutulmuş 1 litre suya 1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı karbonat koyarak) güzelce boğazının arka tarafını günde 2-3 kez gargara yaparak yıkamalıdır. Bu sayede fazla derin olmayan ceplerde yerleşmiş olan materyalleri atabilir.</li>
<li>Bazı hastalarım diş fırçalarının arka tarafıyla ya da uzun pamuklu çubuklarla bu materyalleri alabildiklerini ifade etmektedirler (öğürmeden nasıl becerebildikleri hakkında hiçbir fikrim yok!!!). Böyle bir şeyi denemek isterseniz, lütfen bademciklerinizi kanatmamaya dikkat ediniz!!!</li>
<li>Ayda 1 kez ya da koku belirginleştiğinde KBB doktorunuza başvurup ceplerdeki materyalleri kendisine temizlettirebilirsiniz. (Diş Hekimlerinin yaptığı diş taşı temizliği gibi!)</li>
<li>Cepleri çok derin olan, bademciğin ulaşılamayan yerlerinde magma biriken ya da aşırı oral refleks nedeniyle gargara yapamayan, bademcikleri temizlenemeyen hastalarda son çare &#8220;Bademcik ameliyatı&#8221;dır (ayrıntılı bilgi için <a title="BADEMCİK AMELİYATI" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/" target="_blank">lütfen tıklayınız</a>!).</li>
</ol>
<p> <span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAHU NEDİR BU VUVUZELA????</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 10:48:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[futbol maçı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı pamukla tıkamak]]></category>
		<category><![CDATA[kulak koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[vuvuzela]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1506</guid>
		<description><![CDATA[  Güney Afrika&#8217;da düzenlenen Dünya Kupası&#8217;nda, borazana benzeyen, fil sesini taklit ettiği söylenen ve rahatsızlık verici bir ses çıkarması nedeniyle sporseverlerin büyük bölümünün &#8220;kabusu&#8221; haline gelen yerel çalgı vuvuzelanın aslında ne kadar tehlikeli bir alet olduğunu biliyor muydunuz? Fısıltı sesi 30 desibel, günlük konuşma sesi 60 desibel, çim biçme makinasının ses şiddeti 90 desibel, elektrikli testerenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Güney Afrika&#8217;da düzenlenen Dünya Kupası&#8217;nda, borazana benzeyen, fil sesini taklit ettiği söylenen ve rahatsızlık verici bir ses çıkarması nedeniyle sporseverlerin büyük bölümünün &#8220;kabusu&#8221; haline gelen yerel çalgı vuvuzelanın aslında ne kadar tehlikeli bir alet olduğunu biliyor muydunuz? Fısıltı sesi 30 desibel, günlük konuşma sesi 60 desibel, çim biçme makinasının ses şiddeti 90 desibel, elektrikli testerenin 100 desibel iken,<strong> bu garip aletin sesi 127 desibel ile jet motoru gürültüsüne yaklaşmaktadır. </strong></p>
<p>Bu tarz yüksek şiddetli seslere yeterince uzun süre maruz kalmak işitmeyi bozabilir. İşitmeyi sağlayan iç kulaktaki hassas hücrelerin yapısında bozulmalar ortaya çıkmakta ve bu da “Sinirsel tip işitme kaybı”na (nörosensoriyel tip işitme kaybı) yol açmaktadır.  Canlılığını kaybetmiş hücrelerin kendini yenileme şansı, aklınıza gelebilecek her tür tedavi yapılsa bile, maalesef yoktur ve bu tür işitme kayıpları kalıcı olmaktadır. Devamlı olarak 85 dB ve üstü şiddette sese maruz kalmak bu nedenden dolayı tehlikelidir.</p>
<p>Çim biçme makinesi sesine korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 8 saat, elektrikli testere sesine korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 2 saat olması gerekirken, vuvuzelanınki gibi yüksek ses şiddetine maruz kalma süresi 10 dakikayı geçmemelidir. Düşünün bir de maç izliyorsunuz ve kulağınızın dibinde 1 saatten fazla devamlı öten bu ses!!!</p>
<p>Sadece vuvuzela mı, futbol fanlarının maç izlerken coşmada kullandıkları diğer ses çıkaran zımbırtılar daha az mı masum dersiniz? Yapılan bilimsel bir çalışmaya göre:</p>
<p>Havalı düdük 123.6 dB (desibel)</p>
<p>Samba davulu 122.2 dB</p>
<p>Hakem düdüğü 121.8 dB</p>
<p>2 futbol fanı birlikte şarkı söylerken 121.6 dB</p>
<p>İnek çanı 114.9 dB</p>
<p>Tahta çıngırak 108.2 dB</p>
<p>Şişebilen futbol fan değnekleri 99.1 dB ses çıkarmaktadır.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı? </strong> </p>
<p>İlle de maçı yerinde izlerim diyorsanız, ya yukarıda saydığımız aletlerin çalındığı tribünlerde 15 dakikadan fazla oturmayınız (ki bunu tercih edeceğinize evde maç izleyin daha iyi!) ya da iyi bir kulak koruyucusu kullanınız. Çünkü 85 dB civarı gürültüye devamlı maruz kalmanın giderek artan bir işitme kaybına neden olduğu bilinmekte, bundan daha yüksek şiddetteki seslerde ise işitme kaybının ilerleme hızı artmaktadır. Korunmayan bir kulakta ortalama gürültü seviyesinin her 5 dB üstündeki seste izin verilen maruziyet süresi yarı süreye inmelidir. Örneğin 90 dB sese 8 saat, 95 dB sese 4 saat, 100 dB ses ise 2 saatten fazla maruz kalınmaması gerekir. Yine korunmayan bir kulakta müsaade edilen maksimum ses şiddeti 115 dB ve 15 dakikayı geçmeyecek şekildedir. 140 dB ve üstündeki herhangi bir sese korunmasız maruz kalınmaması gerekir.  </p>
<p><strong>Kulak koruyucu nedir ? </strong></p>
<p>Kulak koruyucular, kulak zarına ulaşan sesin şiddetini azaltmaya yarar. 2 tiptir: Kulak tıpası ve kulaklık. Kulak tıpaları dış kulak yoluna tam oturmalı, yıpranmış olmamalı, gerekirse dış kulak yolu kalıbı alınarak kişiye özel olarak yapılmalıdır. Kulaklık ise kulak kepçesini tam olarak saran ve ayarlanabilir bir baş bandıyla yerinde tutulan bir alettir.</p>
<p>Uygun yerleştirilmiş bir kulak tıpası ya da kulaklık ses şiddetini 15-30 dB kadar azaltmaktadır. Düşük frekanslı sesler için tıpalar, yüksek frekanslı sesler için ise kulaklıklar seçilmelidir. 105 dB’i geçen  gürültülerde kombine kullanımı önerilir.</p>
<p><strong>Kulak girişini sadece pamukla tıkamak asla yetmez,</strong> çünkü pamuk topları ya da kağıt mendil parçası tıkaçları en zayıf tıkaç türleridir ve gürültüyü ortalama 7 dB azaltabilirler.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUTLULUĞU KOKLAYABİLİR MİSİNİZ?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 11:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aguzi]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[anosmi]]></category>
		<category><![CDATA[anosmia]]></category>
		<category><![CDATA[anozmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Cohen]]></category>
		<category><![CDATA[disguzi]]></category>
		<category><![CDATA[feromen]]></category>
		<category><![CDATA[Grant Achatz]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra]]></category>
		<category><![CDATA[koklama]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[koku alamama]]></category>
		<category><![CDATA[koku bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[parfüm]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Süskind]]></category>
		<category><![CDATA[tat alamama]]></category>
		<category><![CDATA[tat bozukluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=398</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya koku? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya <span style="color: #ff9900;">koku</span>? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya da bir pastanenin önünden geçerken aldığınız koku, size annenizin çocukken cebinize tıkıştırdığı o enfes kurabiyeleri anımsatmaz mı?  </p>
<p>Parfüm kokladığımız zaman, sıvıdaki koku molekülleri burnun tepesindeki <span style="color: #ff9900;">koku epit</span><span style="color: #ff9900;">elyumu</span> diye adlandırılan küçük bir düğme büyüklüğünde bir doku parçasındaki alıcılara yapışır. Alıcılar, epitelyumdan beyine 3-4 cm boyunda uzayan nöronların parçalarıdır. Kafatasına kapatılmış olan diğer nöronlardan ayrı olarak, koku epitelyumunda bulunan nöronlar içimize çektiğimiz havaya maruz kalırlar. Burundaki her koku nöronunda, üzerindeki kemikte bulunan küçük bir alan olan, kemiğin kalbur şeklindeki delikli bölümüne doğru ilerleyen uzun bir lif ya da akson vardır. Orada, arkasında bulunan, yaklaşık olarak bir kurşun kalem genişliğindeki iki silindir ile bağlantı kurar. Telefon santrali gibi, koku alma merkezleri de anahtar bağlantıların merkezidir; güdüler oradan, beynin duyguları, cinselliği, enerjiyi ve bilgiyi hafızaya kodladığı düşünülen hipokampusu yöneten limbik sistemine nakledilir. Koku alma merkezi ile beynin düşünceler, dil ve davranışlarından sorumlu parçası olan neo-korteks arasındaki bağlantılar daha karmaşıktır.* Bu sayede mutluluğu koklayabiliriz…Hüznü de, nefreti de…Çok üzücü bir olay öncesinde yediğiniz en son yemek ya da duyduğunuz en son koku, sonrasında her karşılaştığınız anda sizde hayat boyu öfke uyandırabilir. * 
</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: left;">Yale Üniversitesi’nde Sinir Bilimi Uzmanı olan Prof. Dr. Gordon Shepherd koku duyusunu çok güzel açıklar: &#8220;Burnumuzla koku aldığımızı söylemek, kulak memelerimizle duyuyoruz demek kadar saçma bir şeydir. Gerçekte, dıştan gördüğümüz burnun görevi koku moleküllerini içeren havayı içine çekip bir kanal gibi gereken yere iletmektir, yani koku epiteli ve koku organına…” ** </p>
<p>Beyin hücrelerinin yenilenip yenilenmediği üzerinde önemli bir bilimsel tartışma varken, araştırmacılar koku nöronlarının her 2 ayda bir kendilerini yeniledikleri fikrinde birleşirler. Bir kök hücresi katmanı, sağlıklı bir şekilde temin etmeyi sürdürerek kendi altında yeni bir nöron üretmektedir. * </p>
<p>Normalde bir insanın ortalama 10.000 farklı kokuyu algılayabildiği bilinmektedir. Kokuların çoğu farklı moleküllerden oluşur. Bu demektir ki, beyin belirlediği alıcılarla farklı kokuları “yorumlar”. Nöronlar beyne “A, G ve X noktalarında bir şeyler görüyorum” der, Sonrasında beyin hesaplamayı yapar: “Eğer A, G ve X birarada ise , bu sarımsak olmalı!” sonucuna varır.* </p>
<p><span style="color: #ff9900;">“Feromenler”</span> özellikle bir anatomi uzmanı olan Dr. David Berliner’in üzerinde çok çalıştığı bir konudur. 1959 yılında Peter Karlson and Martin Lüscher tarafından ortaya atılan ve Pherein (taşımak) ve hormon (heyecan) kelimelerinden türetilen bu kelime, bireylerden yayılan ve aynı türün diğer bireylerini etkileyen kimyasal bir maddeyi tanımlamaktadır. Dr. Berliner, 1960’larda Utah Üniversitesi’nde bir profesör olarak insan derisinde bulduğu maddeler üzerinde deneyler yaparken ilginç bir şey yakaladı. Acil servise çeşitli kemik kırıkları nedeniyle başvurup alçı uygulanmış olan hastaların, alçıları çıkarıldıktan sonra alçı iç yüzeyine yapışmış olan deri parçalarını inceleyen Berliner, bu amaçla deri hücrelerini özel çözücülerin içine koyup bekletmeye başladı. Tesadüfen, bu çözücülerin kapaklarını açık bıraktığı günlerde, iş arkadaşları arasındaki ilişkinin çok daha yakın ve sevecen olduğunu, kapakları kapalı tuttuğu günlerde ise birbirlerine karşı kırıcı olduklarını ve daha çok yalnız başına kalmayı tercih ettiklerini farketti. Bu da Berliner’i deri hücrelerinden yayılan feromenlerin insan davranışlarında önemli olduğuna ikna etti. * </p>
<p>Bazı araştırmacılar, insanların koltukaltlarından bol miktarda feromen salgılandığını saptamışlardır. Hatta kadınların eşlerini seçerken bu feromenlerden etkilenip, genetik geçmişleri kendilerininkinden farklı olan ve bu sayede bağışıklık sistemi güçlü olana yumurtalarını sunmak amacıyla bu kişileri seçtikleri iddia edilmektedir. *  </p>
<p>Bilim, kokuları algılama yeteneğinin yaşam için ne kadar önemli olduğunu saptamıştır: cinsellik ve aşk için, yemek yemek ve hatırlamak için, ilham almak ve cezbetmek için. Bu hiçbir yerde, <span style="color: #ff9900;">Patrick Süskind’in romanı “Koku”</span> da olduğu kadar açık değildir. Kitabın kahramanı olan Jean-Baptiste Grenouille tuhaf bir şekilde keskin bir koku alma duyusuyla 18. Yüzyıl Paris’inin varoşlarında dünyaya gelmişti. Her insanın kendine has bir kokusu varken Grenouille’in kendi kokusu yoktu, bu da onu doğumundan itibaren toplum dışı bırakmıştı. Bir parfüm üreticisinin yanında çıraklık yapan Grenouille’in yeteneği, insan burnunun daha önce hiç duymadığı bir kokuyu yaratma takıntısını ortaya çıkarıyordu. Fakat Grenouille bunu yapmak için öncelikle genç güzel bakirelerin vücutlarında bulunan bu kokuların en iyilerini elde etmeliydi. Kokularına sahip olmak için kızları öldüren seri bir katil haline geldi.*** Aylarca uluslararası en iyi satanlar listesinde zirvede olan “Koku” kitabı, kokunun gücünü düşünmenin bile bizi hala cezbettiğini göstermektedir.* </p>
<p>Koku kaybı kişinin hayatını oldukça etkileyen bir durumdur. Pek çok anozmik (hiç koku alamayan kişi) 4 temel tadı (tatlı, ekşi, tuzlu, acı) hala alabilmekte ancak bu kişilerin neredeyse tamamı (%95) bir yiyeceğin ne gibi bir aroma içerdiğini ayırt edememektedir. Koku duyusunun kaybı sadece çiçekleri, fırından yeni çıkmış ekmeği, yenidoğan bir bebeği koklayamama ile açıklanamaz. Anozmik kişilerin çok daha karmaşık hisleri vardır bu konuyla ilgili: öfke, savunmasız, izole edilmiş ve farklı hissetme, vücudunun ya da nefesinin kokuyor olması korkusu, depresyon, kendini güçsüz hissetme vb. Yanan yemeğin, açık bırakılan tüp vanasının, altını kirletmiş bir bebeğin kokusunu bile alamamak kişide güvensizlik ve yetersizlik hissini daha çok kamçılar. </p>
<p>Amerika’nın en ünlü aşçısı iken dil kanserine yakalanıp kemoterapi ve radyoterapi aldıktan sonra tat alma duygusunu tamamen yitiren Grant Achatz’ın yaşadıklarını bir düşünün! </p>
<p>Ben &amp; Jerry&#8217;s dondurmalarının yaratıcısı ve tadıcısı olan Ben Cohen’ın anozmik olduğu ve bu nedenden dolayı firmanın ürünlerin içine diğer duyuları (görme, dokunma vb.) uyaracak abartılı renkler, çukulata ve bisküvi parçacıklarını ekledikleri bilinmektedir. #, # # </p>
<p>Diğer ünlü anozmik kişilere birkaç örnek daha:<br />
 William Wordsworth, 17 yy.’da yaşamış bir İngiliz şair<br />
 Bill Pullman, aktör<br />
 Brian Mulroney, Kanada Eski Başbakanı (1984-1993 yılları arasında)<br />
 Michael Hutchence, Rock müzik grubu INXS’in eski şarkıcısı </p>
<p>Koku ve tat duyusu hala tam anlaşılamayan sırlar barındırmakta olan oldukça ilginç konulardır. Koku alabiliyorsanız ne mutlu size, bu değerli hazinenizi iyi koruyun… </p>
<p><em><strong>Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var<br />
(ATAOL BEHRAMOĞLU) </strong></em> </p>
<p><em>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi<br />
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten<br />
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği </em> </p>
<p><em>&#8230;&#8230;&#8230;</em> </p>
<p><em>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına<br />
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır<br />
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana. </em> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAK:<br />
</strong>* “Burun-Cinselliğin, Güzelliğin ve Kurtuluşun Karakter Portresi”, Gabrielle Galser, Ledo Yayınları 10, 2007<br />
**http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml<br />
***”Koku”, Patrick Süskind, Can Yayınları, 2005<br />
#http://www.guardian.co.uk/lifeandstyle/wordofmouth/2008/jul/21/anosmiasensetaste<br />
## http://en.wikipedia.org/wiki/Ben_Cohen_(businessman)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEARING LOSS AND HEARING AIDS</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/05/561/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/05/561/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 08:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[hearing aid]]></category>
		<category><![CDATA[hearing loss]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=561</guid>
		<description><![CDATA[I Don&#8217;t Hear Well. What Should I Do? What Should I Expect?   Because some hearing problems can be medically corrected, first visit a physician who can refer you to an  otolaryngologist (an ear, nose, and throat specialist ). If you have ear pain, drainage, excess earwax, hearing loss in only one ear, sudden or [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>I Don&#8217;t Hear Well. What Should I Do? What Should I Expect?</h3>
<p> </p>
<p>Because some hearing problems can be medically corrected, first visit a physician who can refer you to an <strong> </strong><strong>otolaryngologist</strong> (an ear, nose, and throat specialist ). If you have ear pain, drainage, excess earwax, hearing loss in only one ear, sudden or rapidly progressive hearing loss, or dizziness, it is especially important that you see an otolaryngologist. Then, get a hearing assessment from an audiologist (a nonphysician health care professional). A screening test from a hearing aid dealer may not be adequate. Many otolaryngologists have an audiologist associate in their office who will assess your ability to hear pure tone sounds and to understand words. The results of these tests will show the degree of hearing loss and whether it is <em><strong>conductive</strong></em> or <strong><em>sensorineural</em></strong> and may give other medical information about your ears and your health.</p>
<ul>
<li>
<div style="text-align: left;"> <em><strong>Conductive Hearing Loss</strong></em></div>
</li>
</ul>
<blockquote dir="ltr">
<p style="text-align: justify;" dir="ltr">A hearing loss is conductive when there is a problem with the ear canal, the eardrum and/or the three bones connected to the eardrum. Common reasons for this type of hearing loss are a plug of excess wax in the ear canal or fluid behind the eardrum. Medical treatment or surgery may be available for these and more complex forms of conductive hearing loss.  </p>
</blockquote>
<ul dir="ltr">
<li>
<div><em><strong>Sensorinural Hearing Loss</strong></em></div>
</li>
</ul>
<blockquote dir="ltr">
<p style="text-align: justify;">A hearing loss is sensorineural when it results from damage to the inner ear (cochlea) or auditory nerve, often as a result of the aging process and/or noise exposure. Sounds may be unclear and/or too soft. Sensitivity to loud sounds may occur. Medical or surgical intervention cannot correct most sensorineural hearing losses. However, hearing aids may help you reclaim some sounds that you are missing as a result of nerve deafness.   </p>
</blockquote>
<p style="text-align: left;"><strong>Styles Of Hearing Aids</strong></p>
<p>There are several styles of hearing aids:  </p>
<ul>
<li>Behind-the-ear (BTE) hearing aids are placed over the ear and connected with tubing to custom-fitted earpieces.</li>
<li>In-the-ear (ITE) hearing aids fill the entire bowl of the ear and part of the ear canal.</li>
<li>Smaller versions of ITEs are called half-shell and in-the-canal (ITC).</li>
<li>The least visible aids are completely-in-the-canal (CIC).</li>
</ul>
<p>Hearing aid options, which are appropriate for your particular hearing loss and listening needs, the size, and shape of your ear and ear canal, and the dexterity of your hands will all be considered in deciding what type of hearing aid is the best for you. Many hearing aids have special telecoil &#8220;T&#8221; switches to aid in use of the telephone and certain public sound systems. Discuss your need for a T-coil switch while you are considering hearing aid options.</p>
<p style="text-align: left;"> <strong>  </strong><strong>Will I Need A Hearing Aid For Each Ear?</strong></p>
<p>Usually, if you have hearing loss in both ears, using two hearing aids is best. Listening in a noisy environment is difficult with amplification in one ear only, and it is more difficult to distinguish where sounds are coming from. If, however, the quality of hearing in one ear is very different from the other, one hearing aid may be better than two.<strong>What Other Questions Should I Ask?</strong></p>
<ul>
<li>Ask about charges for the hearing evaluation, dispensing fee(s), and future servicing and repair.</li>
<li>Inquire about the trial period policy and what fees are refundable if you return the hearing aid(s) during the trial period.</li>
<li>Ask about the warranty coverage for your hearing aids and the consumers&#8217; protection program for hearing aid purchasers in your state.</li>
</ul>
<p><strong>What Will Happen At My Hearing Aid Fitting?</strong></p>
<ul>
<li>The hearing aids will be fitted for your ears.</li>
<li>Then, while wearing your hearing aids, you will be tested for word understanding in quiet and in noise and for improvement in hearing tones.</li>
<li>Next, you will receive instruction about the care of your hearing aids, the batteries used to power them, a suggested wearing schedule, general expectations, and helpful communication strategies.</li>
<li>You will also practice properly inserting and removing the hearing aids and batteries.</li>
</ul>
<p> <strong>How Should I Begin Wearing The Aids?</strong>  </p>
<ul>
<li>Start using your hearing aids in quiet surroundings, gradually building up to noisier environments.</li>
<li>Note where and when that you find the hearing aids beneficial.</li>
<li>Be patient and allow yourself to get used to the aids and the &#8220;new&#8221; sounds they allow you to hear.</li>
<li>Keep a diary to help you remember your experiences.</li>
<li>Report any concerns on a follow-up appointment</li>
</ul>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/hearing/hearing_aid.cfm)  </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/05/561/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEVIATED SEPTUM AND SURGERY</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/05/deviated-septum-and-surgery/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/05/deviated-septum-and-surgery/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 06:52:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NOSE PROBLEMS]]></category>
		<category><![CDATA[deviated septum]]></category>
		<category><![CDATA[deviation]]></category>
		<category><![CDATA[nasal blockage]]></category>
		<category><![CDATA[nasal stuffiness]]></category>
		<category><![CDATA[septum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=552</guid>
		<description><![CDATA[  The shape of your nasal cavity could be the cause of chronic sinusitis. The nasal septum is the wall dividing the nasal cavity into halves; it is composed of a central supporting skeleton covered on each side by mucous membrane. The front portion of this natural partition is a firm but bendable structure made [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: left;">The shape of your nasal cavity could be the cause of chronic sinusitis. The nasal septum is the wall dividing the nasal cavity into halves; it is composed of a central supporting skeleton covered on each side by mucous membrane. The front portion of this natural partition is a firm but bendable structure made mostly of cartilage and is covered by skin that has a substantial supply of blood vessels. The ideal nasal septum is exactly midline, separating the left and right sides of the nose into passageways of equal size.</p>
<p>Estimates are that 80 percent of all nasal septums are off-center, a condition that is generally not noticed. A &#8220;deviated septum&#8221; occurs when the septum is severely shifted away from the midline. The most common symptom from a badly deviated or crooked septum is difficulty breathing through the nose. The symptoms are usually worse on one side, and sometimes actually occur on the side opposite the bend. In some cases the crooked septum can interfere with the drainage of the sinuses, resulting in repeated sinus infections.</p>
<p>Septoplasty is the preferred surgical treatment to correct a deviated septum. This procedure is not generally performed on minors, because the cartilaginous septum grows until around age 18. Septal deviations commonly occur due to nasal trauma.</p>
<p>A deviated septum may cause one or more of the following: <a title="seotum-deviye.jpg" rel="attachment wp-att-70" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=70"></a></p>
<ul>
<li>Blockage of one or both nostrils</li>
<li>Nasal congestion, sometimes one-sided</li>
<li>Frequent nosebleeds</li>
<li>Frequent sinus infections</li>
<li>At times, facial pain, headaches, postnasal drip</li>
<li>Noisy breathing during sleep (in infants and young children)</li>
</ul>
<p>In some cases, a person with a mildly deviated septum has symptoms only when he or she also has a &#8220;cold&#8221; (an upper respiratory tract infection). In these individuals, the respiratory infection triggers nasal inflammation that temporarily amplifies any mild airflow problems related to the deviated septum. Once the &#8220;cold&#8221; resolves, and the nasal inflammation subsides, symptoms of a deviated septum often resolve, too.</p>
<p> <strong>Diagnosis Of A Deviated Septum:</strong> Patients with chronic sinusitis often have nasal congestion, and many have nasal septal deviations. However, for those with this debilitating condition, there may be additional reasons for the nasal airway obstruction. The problem may result from a septal deviation, reactive edema (swelling) from the infected areas, allergic problems, mucosal hypertrophy (increase in size), other anatomic abnormalities, or combinations thereof. A trained specialist in diagnosing and treating ear, nose, and throat disorders can determine the cause of your chronic sinusitis and nasal obstruction.</p>
<p><strong>Your First Visit:</strong> After discussing your symptoms, the primary care physician or specialist will inquire if you have ever incurred severe trauma to your nose and if you have had previous nasal surgery. Next, an examination of the general appearance of your nose will occur, including the position of your nasal septum. This will entail the use of a bright light and a nasal speculum (an instrument that gently spreads open your nostril) to inspect the inside surface of each nostril.</p>
<p>Surgery may be the recommended treatment if the deviated septum is causing troublesome nosebleeds or recurrent sinus infections. Additional testing may be required in some circumstances.</p>
<p><strong>Septoplasty:</strong> Septoplasty is a surgical procedure performed entirely through the nostrils, accordingly, no bruising or external signs occur. The surgery might be combined with a rhinoplasty, in which case the external appearance of the nose is altered and swelling/bruising of the face is evident. Septoplasty may also be combined with sinus surgery.</p>
<p>The time required for the operation averages about one to one and a half hours, depending on the deviation. It can be done with a local or a general anesthetic, and is usually done on an outpatient basis. After the surgery, nasal packing is inserted to prevent excessive postoperative bleeding. During the surgery, badly deviated portions of the septum may be removed entirely, or they may be readjusted and reinserted into the nose.</p>
<p>If a deviated nasal septum is the sole cause for your chronic sinusitis, relief from this severe disorder will be achieved.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/sinus/deviated-septum.cfm )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/05/deviated-septum-and-surgery/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BURUN KANARSA BEYİN KANAMAZ&#8230;.MI?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 08:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adet]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[burun tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[geniz tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[menstrüasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=512</guid>
		<description><![CDATA[BURUN KANAMASI: Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ff6600;">BURUN KANAMASI:</span></strong></p>
<p>Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p>Halk arasındaki inanışa göre, tansiyonu yükselen birinin burnu kanadığında, burun beynin subapıymış gibi, &#8220;Kan burundan aktı, artık beynin kanamaz&#8221; derler. Halbuki böyle bir durumda, burun kanaması bir nevi vücudun kişiyi uyarışıdır: &#8220;Aman dikkat et, tansiyonun çok yükseliyor, beynin kanayabilir, önlem al!&#8221; diye.</p>
<p style="text-align: left;"> <span style="color: #ff6600;"><strong>ADET DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BURUN KANAMALARI:</strong></span></p>
<p>Bazı kadınların adet kanamaları öncesinde burun kanamaları olmaktadır. Bunun 3 muhtemel nedeni olduğu düşünülmektedir:</p>
<ol>
<li>Endometriosis yani rahim içini örten zar tabakasının olması gereken yer dışında (yumurtalıklar, karın içi, akciğer, deri, beyin vb.) herhangi bir yerde bulunmasıdır. Çok nadiren de olsa, bu tabakanın burun içinde yer aldığı kadınlarda, östrojen hormon değişikliklerinde sanki rahim içinden kanama gibi adet öncesi dönemde burundan kanama olabilmektedir.</li>
<li>Bayanlarda adet dönemlerinde hormonlardaki değişikliğe bağlı olarak pıhtılaşma fonksiyonlarında (pıhtılaşmayı sağlatan trombosit sayısında azalma vb.) değişiklikler olabildiği bilinmektedir. Bu durum adet döneminde ciltte morarmalar, burun kanaması ve aşırı menstrüel kanama ile karşımıza çıkabilmektedir.</li>
<li>Adet dönemlerinde artan östrojen seviyesi özellikle geniz bölgesindeki mukozada kızarma ve şişmeye yol açmakta, bu da burun kanamasına zemin oluşturmaktadır. Bu durumu ise yumurtlamanın hemen öncesinde östrojen en yüksek seviyedeyken görmekteyiz.</li>
</ol>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">NE YAPILMALI?</span></strong></p>
<p>Burun kanaması durumunda ilk yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır. </p>
<p>Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p>Burun kanamalarının tekrar etmesi durumunda bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz burun içini ve geniz bölgesini endoskoplarla ayrıntılı muayene edip sorunun nerede olduğunu saptayacak ve gerekirse kanayan yerin koterizasyonu (düşük doz elektriksel akım ya da gümüş nitrat ile yakılması), kanayan damarın bağlanması vb. müdahalelerle tedavi edecektir. Burun içi ya da genizde kitle varlığında biopsi ile tanıya gidilip ileri cerrahi ve tedavi metodlarına geçilebilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #000000;">*</span>Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOMUZ GRİBİ (SWINE FLU), yeni adıyla PANDEMİK H1N1 2009 GRİBİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 09:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[DOMUZ GRİBİ]]></category>
		<category><![CDATA[flu]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[influenza A H1N1]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[relenza]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[swine flu]]></category>
		<category><![CDATA[swine influenza]]></category>
		<category><![CDATA[tamiflu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=404</guid>
		<description><![CDATA[Pandemik H1N1 2009 gribi nedir? Domuz gribi,  domuzlar arasında oldukça bulaşıcı olan ve domuzlarda akut solunum yetmezliğine yol açan “Influenza A” virüsünün bir tipidir. Domuzlarda ölüm oranı yüksektir (%1-4). Domuzlar arasında hava yoluyla, direkt ya da indirekt (ortak kullanılan malzemelerle) temasla ve taşıyıcı olan ancak semptomu olmayan domuzlar yoluyla bulaşır. Yıl içinde herhangi bir zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff0000;">Pandemik H1N1 2009 gribi nedir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuz gribi,  domuzlar arasında oldukça bulaşıcı olan ve domuzlarda akut solunum yetmezliğine yol açan “Influenza A” virüsünün bir tipidir. Domuzlarda ölüm oranı yüksektir (%1-4). Domuzlar arasında hava yoluyla, direkt ya da indirekt (ortak kullanılan malzemelerle) temasla ve taşıyıcı olan ancak semptomu olmayan domuzlar yoluyla bulaşır. Yıl içinde herhangi bir zaman görülebilse de genellikle sonbahar ve kış aylarında salgınları en sıktır. Pek çok ülkede bu nedenle domuzlara özel grip aşısı yapılmaktadır. </span><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">H1N1 alt tip Influenza A genellikle en sık görülen tiptir, ancak H1N2, H3N1, H3N2 gibi tipleri de görülmektedir. Domuzlar ayrıca kuş gribi hatta insan gribi ile de hasta olabilmektedir. Bazen insan gribi ile domuz gribi, hayvanı aynı anda hasta edebilmekte ve hayvanın vücudunda üreyen bu virüsler birbiriyle gen birleşimi yaparak “reassortant=üretilmiş yeni cins” virüs haline gelebilmektedir. Bu durumda, aslında sadece domuzlarda hastalık yapabilen domuz gribi insanları da hasta edebilir hale gelmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Nisan 2009&#8242;da ilk olarak Meksika&#8217;da bir çiftlikte domuzdan insana bulaşan H1N1 virüsü, bir kuş gribi etkeni ve insan gribi etkeni ile genetik olarak birleşmiş ve Pandemik H1N1 2009 virüsü adı verilen, artık insandan insana bulaşa oldukça virulan bir ajan haline gelmiştir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Günümüzde yaşanan salgınlara benzer salgınlar ya da birkaç kişiyle sınırlı enfeksiyonlar eskiden de görülmüştür. Örneğin 2005-Ocak 2009 tarihleri arasında Amerika’da 12 kişinin bu hastalığa yakalandığı, ancak hiçbir ölüm olmadığı saptanmıştır. Eylül 1988’de Wisconsin’de yaşayan 32 yaşında hamile bir kadın, domuz gribine yakalandıktan 8 gün sonra zatürre nedeniyle vefat etmiştir. 1976’da New Jersey’de 200’den fazla insan bu gribe yakalanmış ve sadece 1 kişi ölmüştür. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hastalık insanlara nasıl bulaşır?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu yeni virüs türü insandan insana damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Yayılımı aynı insan gribindeki gibi öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla ya da kapı kolu, kafeterya masaları vb. mikrobun 2 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla olmaktadır. </span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Kağıt havlu ve kumaş gibi gözenekli yüzeylerde en fazla 12 saat, metal gibi düzgün yüzeylerde 1-2 gün, kâğıt paralarda kâğıdın özelliğine göre 3 güne kadar canlı kalabilmektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hasta olan kişiler ne kadar süre bulaştırıcıdır?</span></p>
<p>Domuz gribi olan kişiler, şikayetler ortaya çıkmadan 1 gün önce ve çıktıktan sonra ise 7 gün sonrasına kadar hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Çocuklarda bu süre daha uzun olabilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Domuz eti ya da ürünlerini tüketmekle mikrop bulaşır mı?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuz gribi virüsü 160-170 derecede yok olmaktadır, bu nedenle iyi pişirilmiş bir eti tüketmekle bulaşmaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">H1N1 gribi hangi ülkeleri etkilemiştir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuzları etkileyen gripten bahsedersek Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa (İngiltere, İsveç, İtalya), Afrika (Kenya) ve Çin ile Japonya’da salgınlar görülmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsanları etkileyen domuz gribi için konuşacak olursak, Nisan 2009&#8242;da başlayan pandemi tüm dünyaya yayuılarak ülkemiz de dahil olmak üzere 74 ülkeyi etkilemiştir. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hastalığın belirtileri nedir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan gribinde ortaya çıkanla oldukça benzer şekilde ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücutta yaygın ağrı, baş ağrısı, üşüme-titreme ve halsizliktir. Bazı kişilerde bulantı, kusma ve ishal şikayetleri de olduğu görülmüştür. Önceden kronik bir hastalığı olan (kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, kanser, bağışıklık eksikliği vb) kişilerde zatürre ve akciğer yetmezliğine yol açabilmekte ve buna bağlı ölüm riski artmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Tedavisi mümkün müdür?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yukarıda bahsedilen, daha önceki yıllarda görülen domuz gribi vakalarında herhangi bir özel tedavi uygulanmadan kişiler hastalığı atlatabilmiştir. Şu anda var olan salgına yol açan virüsler üzerinde yapılan çalışmalarda, mikrobun Oselatmivir (Tamiflu®) ve Zanamivir (Relenza®) içeren ilaçlara duyarlı olduğu, ancak Amantadin ve Rimantadin’e dirençli olduğu saptanmıştır. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">H1N1 gribine karşı herhangi bir aşı var mıdır?</span></p>
<p>Öncelikle insan grip aşısı nasıl hazırlanmaktadır, onu öğrenelim. Her sene mevsimsel grip aşısı hazırlanırken 3 tür grip virüsünden yararlanılır. Biri Influenza A subtip H3N2, diğeri Influenza A subtip H1N1 (domuz gribiolan değil!) ve üçünsüsü Influenza B’dir.</p>
<p>Yeni aşı bir önceki grip sezonuna ait ülkelerarası verilere ve bilim adamlarının öngörülerine dayanılarak hazırlanır!</p>
<p>Kuzey yarımküre için planlanan aşı için WHO her sene Şubat ayında, Güney yarımküre içinse Eylül ayında önermede bulunur. Sonrasında her ülke kendi bünyesinde hangi 3’lü kombinasyonu seçeceğine karar verir.</p>
<p>FDA bunu onayladıktan sonra aşı üreten firmalar üretime başlar ve en az 6 ay içinde aşılar üretilip grip sezonuna yetiştirilir. (Kuzey yarımküre için Eylül-Ekim dönemi)</p>
<p>Aşılama sonrası 2 hafta içinde bağışıklık sağlanmış olur.</p>
<p>Aşının etkinliği seçilen virüs tiplerinin o sene dolaşan grip virüsüne genetik olarak ne kadar benzer olduğuna bağlı olarak değişir.</p>
<p>Hazırlanma şekli mevsimsel grip aşısı ile tıpatıp aynı olan H1N1 aşısı ise monovalandır. Yani sadece bu virüsün antijenini içerir, 3 antijen değil.  Bu nedenle koruyuculuğunun %90 olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>10 yaş ve üzerindeki kişilere tek doz, 9 yaş ve altında olan kişiler ile immun suprese kişilerde iki doz uygulanması gerekmektedir. İki doz arasındaki süre en az 3 hafta olmalıdır.</p>
<p>Aşının koruyucu etkisi 10-14 gün sonra başlamaktadır. Bu nedenle bu süre zarfında korunma ve hjyen kurallarına dikkat edilmelidir. </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bu aşı ilk uygulanmaya başlandığında, pek çok insanın kafasında beliren &#8220;civalı aşı zararlıdır&#8221; konusu hakkında ne söyleyebilirsiniz?</span></p>
<p>Mikrobiyolojik bulaşmayı engellemek üzere aşı flakonlarına eklenen koruyucu madde Thiomersal  (Etil Cıva) maddesi 1930’lu yıllardan bu yana birçok aşı ve ilaçta koruyucu olarak kullanılmaktadır. Çoklu doz aşılarda halen yaygın olarak kullanılmaktadır. Etil cıvanın metil cıva gibi vücutta birikici özelliği yoktur ve güvenli olduğu bilinen bir maddedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Aşının ne gibi yan etkileri vardır?</span></p>
<p>Sık görülen yan etkiler (1/100-1/10): Aşı uygulanan bölgede kızarıklık, şişlik, sertlik, morarma, ağrı, vücut kırıklığı, yorgunluk, baş ağrısı, terleme, titreme, eklem ağrısı, kas ağrısı.</p>
<p>Yaygın olmayan yan etkiler (1/1.000-1/100): Yaygın cilt reaksiyonu (ürtiker/kurdeşen dahil).</p>
<p>Nadir görülen yan etkiler(1/10.000-1/1.000): Tansiyonda düşme, şok, sinirlerin geçtiği yol boyunca ağrı, pıhtılaşma hücrelerinde azalma nedeniyle kanama.</p>
<p>Çok nadir görülen yan etkiler (&lt;1/10.000): Vaskülit (damar iltihabı), nörit (sinir iltihabı), ensefalomiyelit (beyin-omurilik dokusu iltihabı), Guillain-Barre Sendromu (1976’da milyonda 1 vakada görüldü.)</p>
<p>Ülkemizde bugüne kadar yapılan sağlık çalışanlarındaki yaygın aşılama sonrasındaki erken sonuçlara göre beklenmeyen önemli bir yan etki tespit edilmemiştir.</p>
<p>Aşı sonrası görülen bazı yan etkiler mevsimsel grip aşılarında görülen sıklıktadır.</p>
<p>Görülebilen bu yan etkilere rağmen, aşının yararı olumsuz etkileri ile kıyaslandığında çok daha yüksektir. (hastalıktan ölüm %1 !!!)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kimlere aşı yapılmaz?</span></p>
<p>6 ay ve altındaki bebeklere aşı uygulanmamalıdır. </p>
<p>Aşının 20. haftadan ileri gebeliklerde güvenilir olduğu gösterilmiştir. 20. haftadan erken gebeliklerde de herhangi bir istenmeyen etki görülmemiştir. Bu nedenle; 20. haftadan sonraki gebeliklerde aşının önerilmesi, 20. haftadan önceki gebeliklerde ise kişinin yazılı onamı ile aşının uygulanması gerekmektedir. </p>
<p>Emzirme döneminde aşının uygulanması için bir sakınca yoktur. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Aşı için kontrendikasyonlar:</span></p>
<p>Yumurtaya karşı anafilaksi öyküsü,</p>
<p>Önceki grip aşılaması sonrası anafilaksi öyküsü</p>
<p>Guillian Barré Sendromu geçirme öyküsü</p>
<p>Latekse karşı anafilaksi öyküsü (aşının tıpasından kaynaklanabilecek)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hasta kişilerden domuz gribi kapmamak için ne yapmalıyım?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan gribinde nasıl önlemler almak gerekiyorsa, aynı şekilde davranılmalıdır. Yani:<br />
- Ateş, öksürük, burun akıntısı olan hasta görünümlü kişilerle yakın temastan kaçınılmalı.<br />
- Eller sık sık sabunla yıkanmalı, kirli ellerle göz-ağız-buruna dokunulmamalı.<br />
- Yeterli uyku, düzgün beslenme, fiziksel aktivite, sigara ve alkolden mümkün olduğunca kaçınma önemli.<br />
- Evde hasta birinin varlığında, kişi ailenin diğer fertlerinden ayrı bir odada tutulmalı, kişinin bakımı sırasında ağız-burun maskeyle kapatılmalı ve eldiven takılmalı, sonrasında eller iyice sabunlanmalı, oda sık sık havalandırılmalı, temizlik malzemeleriyle evde dezenfeksiyon sağlanmalıdır. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Hastalanmışsam evdekileri ve çevremdekileri nasıl koruyabilirim?<br />
</span>- Öksürme ve hapşırma sonrasında eller iyice yıkanmalı, kullanılan kağıt mendil tekrar kullanılmak için saklanmadan atılmalı, bez mendil kullanımından kaçınılmalı<br />
- İşe/okula 1 hafta süre ile gidilmemeli, evde dinlenilmeli<br />
- Yakındakilerle teması en aza indirmeli, öpüşülmemeli, ziyaretçi kabul edilmemeli<br />
- Eller sık sabunlanmalı<br />
- Kirli ellerle ortak kullanım alanlarındaki eşyalara dokunulmamalıdır.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Ne zaman doktora başvurulmalı?</span></p>
<div><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">Domuz gribi vakalarının görüldüğü alanlarda yaşıyorsanız ve grip şikayetleriniz varsa (ateş, öksürük, yaygın vücut ağrıları, burun akıntısı, boğaz ağrısı, bulantı, kusma, ishal vb.) mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.</span><span style="color: #000000;">Çocuklarda acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
- Hızlı solunum ya da solunum zorluğu<br />
- Ciltte mavimsi renk değişikliği<br />
- Yeterli sıvı alamama<br />
- Sözlü uyarılara yanıt verememe ya da uyanamama<br />
- Aşırı hırçın olma<br />
- Grip şikayetleri tam geçmişken ateş ve yoğun bir öksürük başlamış olması<br />
- Döküntü ve ateş</span></span></div>
<div><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">Erişkinlerde acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
- Solunum zorluğu, nefes darlığı<br />
- Göğüs ya da karında ağrı-basınç<br />
- Ani baş dönmesi ve sersemlik<br />
- Zihin bulanıklığı<br />
- Şiddetli ve durmayan kusma</span></span></div>
<div>
<p><span style="color: #ff0000;">Yurtdışına seyahate gideceğim, iptal edeyim mi? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">WHO (Dünya Sağlık Örgütü) henüz H1N1 virüsü grip salgını nedeniyle uluslararası seyahate kısıtlama getirilmesine gerek duymamıştır. Dünyanın pek çok ülkesinde bu virüse bağlı salgınlar görülmektedir. Şu anda hasta kişilerin hızla tanımlanması ve izolasyonu için büyük çaba harcanmaktadır. Ancak kişide semptomlar çıkmadan önce insandan insana bulaştırıcılığın gerçekleşebilmesi nedeniyle kişisel hjyen önlemleri çok daha büyük önem kazanmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Seyahate çıkacak olan kişilerin kendilerini ve başkalarını koruyabilmesi için çok basit önlemler bulunmaktadır. Özellikle hasta olan kişilerin, toplum sağlığını düşünerek yolculuk etmemesi gerekir. Yolculuk sonrası hastalanan kişilerin ise en yakın sağlık kurumuna başvurması gerekir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hastalanmamak için yolcuların mümkünse kalabalık ortamlara girmemesi, hasta olan kişilerle temas etmemesi, temas durumunda ellerin iyice sabunlanması önerilir. Hasta kişiler 1 kez kullanılıp atılacak şekilde kağıt mendille ağızlarını kapatarak öksürmeli ve söksürme-sümkürme sonrası da mendili hemen çöpe atıp ellerini iyice yıkamalıdırlar. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolcuların hastalanmamak için ortak kullanılan eşyalarla temas sonrasında ellerini alkol bazlı jellerle ya da sabunlayarak temizlemeleri, ellerini yıkamadan ağıza-buruna-göze götürmemeleri önerilir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolculuk öncesi grip ilacı alayım mı enfeksiyondan koruması için? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolculuk öncesi koruyucu olarak antiviral ilaç alımı konusunda henüz netleşmiş veriler yoktur. Bu tür ilaçlara direnç gelişimini önlemek adına, koruyucu amaçlı kullanımından çok ilk şikayetlerin ortaya çıkmasından sonra alınması önerilmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">KAYNAKLAR: </span></span></p>
</div>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">1. WHO&#8217;nun web sitesi ilgili sayfası (</span><a href="http://www.who.int/csr/disease/swineflu/en/index.html"><span style="color: #000000;">http://www.who.int/csr/disease/swineflu/en/index.html</span></a><span style="color: #000000;">)</span></span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">2. CDC&#8217;nin ilgili web sayfası (</span><a href="http://www.cdc.gov/h1n1flu/"><span style="color: #000000;">http://www.cdc.gov/h1n1flu/</span></a><span style="color: #000000;">)</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-YUTMA BOZUKLUKLARI:</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 08:53:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[aspirasyon pnömonisi]]></category>
		<category><![CDATA[disfaji]]></category>
		<category><![CDATA[yediklerini soluk borusuna kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[yutma güçlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=517</guid>
		<description><![CDATA[  Yutma, 4 ana fazdan oluşan, oldukça yüksek koordinasyonlu bir süreçtir: ağızda hazırlık fazı, ağız, yutak ve yemek borusu fazları. Normal yutma oldukça hızlı ve dinamik bir işlemken, yutma bozukluğu yani &#8220;disfaji&#8221; bu fazlardan herhangi birinde bir sorun ortaya çıkmasına bağlı olarak bu dinamiğin bozulması durumudur. Ağız-yutak veya mide içeriğinin yanlış yöne yani larinks (ses [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: left;">Yutma, 4 ana fazdan oluşan, oldukça yüksek koordinasyonlu bir süreçtir: ağızda hazırlık fazı, ağız, yutak ve yemek borusu fazları. Normal yutma oldukça hızlı ve dinamik bir işlemken, yutma bozukluğu yani &#8220;disfaji&#8221; bu fazlardan herhangi birinde bir sorun ortaya çıkmasına bağlı olarak bu dinamiğin bozulması durumudur. Ağız-yutak veya mide içeriğinin yanlış yöne yani larinks (ses kutusu) ve alt solunum yollarına yönelmesi durumunda da &#8220;aspirasyon&#8221; (yenilen veya içilen maddelerin soluk yoluna kaçması) adı verilir. Bu durumun yarattığı en büyük risk, &#8220;aspirasyon pnömonisi&#8221; yani bu yabancı cisimlerin akciğerde yol açtığı ağır zatürre halidir. Maalesef ki bu sorun ileri yaş kişilerde oldukça sık görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;"> </span></span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">İleri yaşta yutma bozuklukları ve risk faktörleri:</span></span></p>
<p>Yaşın ilerledikçe yaşamın doğal bir süreci olarak mı yutma güçlüğü ortaya çıkar yoksa bu durum daima patolojik midir? Yaşlanmanın yanısıra şeker hastalığı, kalp hastalıkları vb. gibi ek sağlık sorunları olan kişilere oranla bu sorunları olmayan yaşlı kişilerde yutma güçlükleri ve buna bağlı komplikasyonlar daha sıktır.</p>
<p>İleri yaşta yutma güçlüğünün en sık nedeni serebrovasküler ataktır. Akut bir atak sonrası disfaji gelişme oranı % 40-70&#8242;dir. Bu hastaların yaklaşık % 50&#8242;si yediklerini soluk borusuna kaçırmakta ve bunların da % 25&#8242;i 1 yıl içinde aspirasyon pnömonisi nedeniyle kaybedilmektedir.</p>
<p>Parkinson hastalığı da ileri yaşta kişilerde en sık görülen sinir-kas hastalığı olarak yutma fonksiyonlarını oldukça bozan bir patolojidir.</p>
<p>Çoklu ilaç kullanımı da ileri yaş kişilerde yutma fonksiyonlarını bozup aspirasyon riskini arttıran bir faktördür. Benzodiazepin içeren anksiyolitikler sakinleştirici etkileriyle ve santral sinir sisteminin baskılanması ile buna yol açmaktadırlar. Antihistaminikler(alerji ilaçları), nöroleptikler, fenotiazin bazlı bulantı kesiciler, antikonvülsanlar, antipsikotikler, opiyatlar ve lityum bilinç ve farkındalığı bozarak etki etmektedirler. Antikolinerjik ilaçlar ağız kuruluğu yaparak yiyeceklerin yutağa iletilmesinde gecikmeye yol açmaktadır.</p>
<p>İleri yaşta sıvı alımının azalması, efektif ağız bakımının azalması ve şeker hastalığı vb. ek sağlık sorunları nedeniyle, ağız içi florasında değişiklikler meydana gelmektedir. Normalde her insanın ağız mukozasında miktar olarak baskılanmış zararsız kabul edilebilir bazı mikroplar bulunmaktadır. Bunların sayıca çoğalması ve patojen etkilerinin ortaya çıkması, farenjit, bademcik iltihabı, diş eti iltihabı vb. pek çok enfeksiyona yol açmaktadır. İleri yaşta özellikle bu mikroplardan stafilokokların ve gram negatif aeropların artışı aspirasyon pnömonisi gelişiminde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Dişleri olmayan ileri yaş kişilerde, bakımsız, çürük dişleri olanlara göre bu risk azalmaktadır. </p>
<p>İleri yaş kişilerde hepimizin tanık olduğu şekilde giderek gıda alım miktarı ve su tüketiminde azalma olur. Bunun nedeni yaşa bağlı olarak tat tomurcuklarının ve koku hücrelerinin fonksiyonlarındaki bozulmanın kişinin tat ve koku duygusunu değiştirmesi, buna bağlı olarak da yedikleri yiyeceklerden keyif almanın azalıp kişinin beslenme miktarı ve şeklini değiştirmek zorunda kalmasıdır. Bu da kişinin genel durumunu, bağışıklığını, kas gücünü ve bunun gibi pek çok faktörü etkileyerek kişiyi hastalıklara açık bırakmaktadır. Bu nedenle bu kişilerin diyetlerinin tüm bu yukarıda sayılan faktörler de göz önüne alınarak kişiye özel belirlenmesi gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Yaşa bağlı değişiklikler ve disfaji:</span> </span></p>
<p>Yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan kas iskelet sistemindeki değişiklikler, yüz kaslarının gücünde azalmaya bağlı çiğneme fonksiyonlarında azalma, dil kaslarındaki zayıflığa bağlı yiyeceklerin yutağa iletilmesinde zorlanma, dil bağ dokusunun kalınlaşmasına bağlı dili ağız içinde rahat döndürememe ve bunun sonucu olarak yiyeceklerin ağız içinden temizlenememesi, yutağa yeterli hız ve miktarda iletilemeyen gıdaların, ağız içinde birikerek dil kökünden yutağa kontrolsüz taşması olarak sayılabilir.</p>
<p>İleri yaş kişilerde yutmanın hemen arkasından nefes alma-verme döngüsünün bozulması, soluk borusuna yiyecek kaçması riskini arttırmaktadır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Özet:</span></span></p>
<p>İleri yaş kişilerde yutma bozukluğu (disfaji) aslında çok üstünde durulmayan ancak önemli bir konudur. Özellikle aspirasyon pnömonisi gibi sonuçları ağır olabilecek bir sorunu, çok basit önlemlerle ortaya çıkmadan engellemek mümkündür.</p>
<p>KAYNAK:</p>
<ol>
<li>American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Donna S. Lundy, PhD,  Adjunct Asst. Professor, Department of Otolaryngology, University of Miami School of Medicine, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FDA&#8217;İN 19.03.2010 TARİHLİ SON KARARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 08:24:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[fda]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=518</guid>
		<description><![CDATA[ÇOCUK VE GENÇLERE SİGARA YA DA DUMANSIZ TÜTÜN SATIŞI YA DA PAZARLANMASINA İLİŞKİN KISITLAMALAR:  Her gün 18 yaş altındaki 4000 çocuk ilk sigarasını denemekte ve 18 yaş altındaki 1000 çocuk ise sigara kullanıcısı haline dönüşmektedir. Bu çocukların ek çoğu sigara ve tütün ürünlerinin zararlarını idrak edebileceği yaşa gelmeden sigara bağımlısı haline gelecek ve muhtemelen de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ÇOCUK VE GENÇLERE SİGARA YA DA DUMANSIZ TÜTÜN SATIŞI YA DA PAZARLANMASINA İLİŞKİN KISITLAMALAR:</strong></span> </p>
<p>Her gün 18 yaş altındaki 4000 çocuk ilk sigarasını denemekte ve 18 yaş altındaki 1000 çocuk ise sigara kullanıcısı haline dönüşmektedir. Bu çocukların ek çoğu sigara ve tütün ürünlerinin zararlarını idrak edebileceği yaşa gelmeden sigara bağımlısı haline gelecek ve muhtemelen de sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle erken yaşta kaybedileceklerdir. Bu nedenle FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) çocukların sağlığının korunması ve tütün kullanımına bağlı ölüm oranını azaltmak üzere bazı kurallar çıkarmıştır.</p>
<p>19 Mart 2010 tarihinde yayınlanıp 22 Haziran 2010&#8242;dan itibaren uygulanmaya başlayacak olan bu kurallara göre:</p>
<ol>
<li>18 yaş ve altı çocuklara sigara veya dumansız tütün ürünlerinin satışı yasaklanmıştır.</li>
<li>20 adetten daha az sigara paketlerinin satışı yasaklanmıştır.</li>
<li>Reklam amaçlı ücretsiz sigara dağıtılması yasaklanmıştır.</li>
<li>Reklam amaçlı ücretsiz dumansız tütün ürünlerinin dağıtılması sınırlandırılmıştır.</li>
<li>Sigara ve benzeri ürünleri üreten firmaların herhangi bir spor, müzik yada sosyal-kültürel etkinliğe sponsor olması yasaklanmıştır.</li>
</ol>
<p>Ayrıca yine FDA tarafından 22 Eylül 2009&#8242;da çıkarılan bir kurala göre meyve, şeker ya da karanfil aroması gibi gibi çocukları özendirecek tat ve kokudaki tütün ürünlerinin üretimi yasaklanmıştır.</p>
<p>Dumansız sigara ürünleri hakkında bilgi edinmek için lütfen <a href="http://www.seciltotan.com/archives/519" target="_blank">tıklayınız!</a>&#8230;</p>
<p>Sigaranın özellikle çocuklar üzerindeki zararlarını okumak için lütfen <a href="http://www.seciltotan.com/archives/170" target="_blank">tıklayınız</a>!&#8230;</p>
<p>KAYNAK:</p>
<p>1. <a href="http://www.hhs.gov/news/press/2010pres/03/20100318a.html">http://www.hhs.gov/news/press/2010pres/03/20100318a.html</a></p>
<p>2. <a href="http://www.fda.gov/TobaccoProducts/ProtectingKidsfromTobacco/default.htm">http://www.fda.gov/TobaccoProducts/ProtectingKidsfromTobacco/default.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-SES: YAŞA BAĞLI SES DEĞİŞİKLİKLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 17:20:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[andropoz]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[menapoz]]></category>
		<category><![CDATA[presbifoni]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[  İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır.   Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan&#8217;da sesin kişinin karakteri için çok önemli olduğunu ifade etmek için sesin kalpten çıktığına inanırlardı. Ancak bu kadar özel olan ses, maalesef ki yaş ilerledikçe vücutta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff9900;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: left;">İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan&#8217;da sesin kişinin karakteri için çok önemli olduğunu ifade etmek için sesin kalpten çıktığına inanırlardı.</p>
<p>Ancak bu kadar özel olan ses, maalesef ki yaş ilerledikçe vücutta ortaya çıkan hormonal, nörolojik vb. bazı değişikliklerden etkilenmekte ve niteliğini değiştirmektedir. En yetenekli ve elit ses sanatçıların çok çok azı 50-60&#8242;lı yaşlardan sonra bazı zor parçalarda performanslarını devam ettirebilmektedir. Kişiler 80-90&#8242;lı yaşlara eriştiğinde, ses aralığındaki kaybın yanısıra sesin gücü azalmakta ve kadın-erkek sesi arasındaki fark da yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff9900;">Sesin fizyolojisi:</span><br />
</span></em></strong>Ses telleri adı verilen, aslında sanılanın aksine hiç de elektrik kabloları gibi bir anatomiye sahip olmayan mukozal 2 katlantı, sesin titreştirilmesinden sorumlu organlardır. Konuşma ve şarkı söyleme sırasında sese esnekliğini veren ses telleri, ses kutusu adı verilen larinks organının bütünüyle hareketi ile bunu gerçekleştirmektedir. Bunun dışında yüz yapısı, sinüsler ve göğüs kafesi de rezonatörler (sesin yankılanmasını sağlayan organlar) olarak sesin rengini ve karakterini verirler.<br />
Bu 3 yapıya ek olarak vücudun pek çok alanı da sesin niteliğini etkiler. Örneğin çene ya da boyundaki gerginlik sesin esnekliğini azaltıp seste yorgunluğa yol açar. Kişi dik durduğunda ses en güçlü formuna ulaştığı için, kas-iskelet sorunları olan kişilerde de ses olumsuz etkilenir. Bunun yanısıra, diyafram (göğüs kafesi ile karın boşluğunu birbirinden ayıran kastan oluşan zar) ve karın bölgesindeki kramp, bağırsak sorunları gibi durumlar da sesi bozabilir. Psikolojik sorunları olan kişilerde kişinin ses tonundaki kendine güven kaybolacağından, daha zayıf ve titrek bir ses oluşmaktadır. Nörolojik sorunları olan kişilerde de tüm bu organların çalışmasını sağlayan sinirlerdeki sorunlar ses kalitesini bozmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanmanın Larinks ve Ses Tellerine Etkisi:<br />
</span></em></strong>Larinks, kıkırdaktan oluşan bir yapıdır ve hayatın ilk anlarından itibaren olgunlaşma sürecine başlayıp hayatın sonuna kadar bunu devam ettirebilen bir organdır. Yaş ilerledikçe kemikleşme başlar ve buna bağlı olarak daha sert bir yapı haline gelir. Ses tellerinin 3 boyutlu hareketini sağlayan larinks içi eklemlerde de bu sertleşmeye bağlı hareket kısıtlılığı başlar ve ayrıca kas yapısı da yaşa bağlı zayıfladıkça ses telleri kütlesinde azalma gerçekleşir. Ses telleri hafifçe yaylanır ve bu da konuşma sırasında bazı seslerde ses tellerinin birbiriyle tam olarak yakınlaşmasını engeller ve aradaki boşluktan olan hava kaçağına bağlı daha &#8220;soluklu&#8221; bir ses karşımıza çıkar.</p>
<p>Ses tellerinin titreşebilmesi için ses telleri yüzeyinde nemlilik olması gerekir. Yaş ilerledikçe tükrük salgısının azalmasına bağlı ortaya çıkan ağız kuruluğunun yanısıra ses telleri üzerindeki tabakada da kuruma gerçekleşir. Bu da titreşimin dalga hareketi şeklindeki esnekliğini kaybettiren önemli bir faktördür. Bunu önlemek adına günde 2-3 litre su tüketilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanmaya bağlı Ses Tellerini Etkileyen Nörolojik Olaylar:<br />
</span></em></strong>Larinksin ve sesin ortaya çıkmasında yardımcı organların oldukça sofistike ve koordineli hareketi, kompleks bir sinir ağı sayesinde olmaktadır. Yaş arttıkça bu sinir liflerindeki uyarı iletim hızı azalmakta ve kasların birbiriyle uyumu bozulmaktadır.</p>
<p>Yaş ilerledikçe en sık karşılaşılan ses sorunu seste titremedir. Herhangi bir nedene bağlı olmaksızın gelişebileceği gibi (Primer Vokal Tremor), Parkinson vb. bazı hastalıklar nedeniyle de oluşabilir. Bunun yanısıra ses tellerinde felce yol açan nöromüsküler paraliziler, ses teli eklem hareket bozukluğu gibi hastalıklar yaş ilerledikçe daha çok karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda erken tanı konması, ses fonksiyonlarının geri kazanılmasında oldukça önemlidir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Gastrointestinal Sistem Hastalıkları ve Ses:</span></em></strong><br />
Ses tellerini negatif olarak etkileyebilen en sık karşılaşılan gastrointestinal sistem hastalığı Reflü&#8217;dür. Reflü her yaşta karşımıza çıkabileceği gibi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı artmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Solunum Hastalıkları ve Ses:<br />
</span></em></strong>Sesin oluşturulma sürecini nefes alıp vermek başlatır. Akciğer ve göğüs kafesine ilişkin hastalıklar solunum kapasitesini azaltıp yetkin bir konuşma ve şarkı söyleme için gerekli solunumsal desteği ve kontrolü sınırlandırmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Hormonal Sorunlar ve Ses:<br />
</span></em></strong>● <span style="text-decoration: underline;"><strong>Tiroid hormonu:<br />
</strong></span>Kişi yaşlandıkça, tiroid hormon salınımında azalma meydana gelir ki, bu hormon kasların enerjisini ve dokuların nemliliğini sağlamada oldukça önemlidir. Menapoz ya da andropoza bağlı Presbifoni&#8217;de (yaşlılığa bağlı ses bozukluğu) tiroid hormonlarının kontrol altında tutulması gerekir.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Progesteron:<br />
</span></strong>Progesteron yumurtalıklar tarafından salgılanan ve sadece üreme fonksiyonunda görevli olduğu sanılan bir hormondur. Halbuki Gago tarafından yapılan bilimsel çalışmalarda bu hormonun sinir hücreleri tarafından da salındığı gösterilmiştir. Çünkü progesteron, sinirlerin etrafını çeviren koruyucu bir tabaka olan Myelin&#8217;in yapımını aktive etmektedir ve bu sayede sinir hücresini koruyucu etkiye sahiptir. Myelinle kaplı sinirler uyarıları daha iyi ve daha hızlı iletirler. Menapoz döneminde, progesteron hormon yapımındaki azalma, myelin kılıfının yapımında azalmaya ve bunun sonucunda sesin özellikle şarkı söyleme esnasındaki kontrolünde azalmaya yol açmaktadır.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Menapoz:<br />
</span></strong>Menapozda östrojen seviyesinin azalması, ses tellerini kaplayan mukus tabakasının kalınlaşması ve bunun sonucunda ses tellerinin tonüsünü ve kontürünü kaybetmesine, bu da kadın sesinin derinleşip kalınlaşarak erkek sesine dönüşmesine neden olmaktadır.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Andropoz:<br />
</span></strong>Testislerden üretilen androjenler vücutta kan akımını hızlandırmakta ve oksijenlenmedeki bu artış sayesinde kasların performansı artmaktadır. 70&#8242;li yaşlarda andropoz denilen androjen hormon eksikliğinde, larinks kaslarının yeterli çalışmaması ses bozukluğuna neden olmaktadır. Prostat büyüklüğü ya da kanseri vb. bir engel durum yoksa, androjen tedavisi ses tellerinin şeklini düzeltmede, kasların eski tonüsüne kavuşmasını sağlamada ve bu sayede daha güçlü bir sesin sağlanmasında oldukça yardımcı bir yöntemdir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanan Sesin Paradoksu:<br />
</span></em></strong>Kadınlarda menapoz döneminde hormonal dengedeki androjen lehine kayma nedeniyle her iki ses teli zamanla atrofiye uğrar. Ses tellerinin üzerini kaplayan müköz tabaka incelir ve dehidrate olur. Bunun sonucunda ilk olarak sesin aralığı daralır, yüksek harmonikler kaybolur, ses güçsüzleşir ve çabuk yorulur. Tedavisinde hormon replasman tedavisi, ses koruyucu beslenme ve yaşam tarzı, ses terapisi, ses tellerinin kalınlaştırılması için ses telleri içine bazı maddeler enjekte edilmesi gibi seçenekler bulunmaktadır.</p>
<p>Erkeklerde de benzer mekanizmayla ortaya çıkan ses bozukluklarında, prostat hipertrofisi vb. engel bir durum yoksa hormon replasman tedavisi, ses terapisi, düzenli egzersiz ve konuşma önerilmektedir.<br />
Bunun yanısıra ek nörolojik hastalıkların tedavisi, reflü tedavisi, sigara ve irritanlardan kaçınma, bol sıvı tüketimi, nemlendirme ve kısa süreli balgam söktürücü kullanımı da bu tedavilere eklenmelidir.</p>
<p>Önemli olan ses bozulmadan koruyucu önlemleri çok daha genç yaşlarda alabilmektir. Bu da düzenli spor, bol sıvı alımı, ses tellerinin nemlendirilmesi ve yağlandırılması için özel spreylerin kullanımı, diş bakımı, dengeli beslenme, C vitamini, E vitamini, magnezyum kullanımı ve sigara gibi tütün maddelerinin tüketilmemesi ile sağlanabilecektir.</p>
<p>KAYNAK:<br />
1. American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Michael S. Benninger, M.D.<br />
Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery, Henry Ford Hospital, MI, Jean Abitbol, M.D.<br />
Chief Medical Officer, Faculty of Medicine, Paris-France, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-BAŞ-BOYUN KANSERLERİ: KEMOTERAPİ-RADYOTERAPİ SONRASINDA YAŞAM KALİTESİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 10:14:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Amifostine]]></category>
		<category><![CDATA[baş boyun kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Ethyol]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[quality of life]]></category>
		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir. Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak kanserinin günümüzdeki tedavi protokolünde ya organ koruma (gırtlak alınmadan) yani kemoterapi+radyoterapi (CRT) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir.</p>
<p>Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak kanserinin günümüzdeki tedavi protokolünde ya organ koruma (gırtlak alınmadan) yani kemoterapi+radyoterapi (CRT) ya da gırtlağın tamamen çıkarılması (total larenjektomi) sonrası radyoterapi uygulanmaktadır. Ayrıca orofarinks (boğaz) ve hipofarinks (yutak) kanserlerinde de kemoterapi+radyoterapi uygulanmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/02/elde-hap.jpg"></a></p>
<p> CRT protokolleri her ne kadar organ koruma sağlasa da kişinin yaşam kalitesinde (quality of life=QOL) bazı sıkıntılı değişiklikler yaratabilmektedir. QOL hasta anketleriyle değerlendirilmektedir. Ankette hastaların verdiği bilgiler psikolojik, sosyal, mesleki ve fiziksel donelere göre (örneğin ağrı, dış görünüm, günlük aktivite, boş zamanlarını değerlendirme, yutma, çiğneme, konuşma, omuz hareketinde rahatlık, tat, tükürük miktarı, ruh hali, endişe) puanlanır ve elde edilen rakam yüksekse kişinin yaşam kalitesi de yüksek demektir, düşük ise kişinin tedavi sonrası yaşam kalitesi o oranda düşmüş demektir.</p>
<p>Baş-boyun kanserli kişilerin, genellikle uzun yıllar sigara ve/veya alkol kullanımına bağlı ek sağlık sorunları (kronik akciğer hastalığı, koroner arter hastalığı vb.) olmaktadır. Yutak bölgesini tutan kanserlerde, yutma sorunlarına bağlı kilo kaybı ve malnütrisyon karşımıza çıkabilmektedir. Ek olarak şeker hastalığı gibi bir faktörün varlığında sorunlar daha da büyümektedir.</p>
<p>Baş-boyun bölgesinde, özellikle ağız tabanı ve yutak bölgesi tümörleri, belli bir büyüklüğe ulaşmadan belirgin semptom vermedikleri için maalesef ki erken tanıda gecikilebilen tümörlerdir. Bu da prognozu oldukça etkilemektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">CRT (kemoradyoterapi) SONRASI ERKEN DÖNEM SORUNLARI:</span></p>
<p>En sok karşılaşılan sorun mukozittir (ağız-boğaz bölgesinde yaralar oluşması), bu da bazen tedaviye ara verdirecek kadar şiddetli olabilir. Ayrıca kansızlık, lökosit sayısında azalmaya bağlı enfeksiyonlara yatkınlık, enfeksiyon ortaya çıktığında buna bağlı komplikasyonlar, böbrek toksisitesi, işitme sinirinin kemoterapiden etkilenmesi (ototoksisite), deri değişiklikleri (radyasyon yanığı vb.), halsizlik ve kilo kaybı da erken dönem sorunlarındandır.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff6600;"> </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"> </span><span style="color: #ff6600;">CRT (kemoradyoterapi) SONRASI GEÇ DÖNEM SORUNLARI:</span></p>
<p>Erken dönemde ortaya çıkan pek çok sorun, tedavi bittikten sonra şiddetini yitirmektedir. Yayınlara göre tedaviden 6-12 ay sonra QOL skorları tedavi öncesi skorlama derecelerine yaklaşmaktadır. Ancak geç dönemde hastaların yaşadığı sorunların başında da ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü gelmektedir. Bu da hastaların %50&#8242;sinde normal beslenmeye geçişi güçleştirmektedir. Hatta bazı hastalar uzun süre nazogastrik tüpten (burundan mideye yerleştirilen yumuşak beslenme tüpü) beslenmek zorunda kalmaktadır.</p>
<p>Ağız kuruluğunu gidermek üzere, CRT sırasında Amifostine (<strong>ETHYOL®) </strong>adı verilen ilacın kullanılması önerilmektedir. Amifostine, hücre koruyucu bir ilaç olup, kemoterapiden veya radyoterapiden 30 dk önce kol damarından serum şeklinde uygulanır. Uygulama sonrası bu ilacın özellikle tükrük bezlerinde fazlaca biriktiği ve bu sayede ağız kuruluğunu azalttığı ifade edilmektedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bu ilaç, SGK önergesine göre, 3 uzman hekim tarafından düzenlenen ve tedavi protokolünü gösterir sağlık kurulu raporuna dayanılarak sadece ruhsatlı endikasyon alanlarında kullanılabilen ve uzman hekimlerce reçetelendirilecek  ilaçlar listesindedir. Ayaktan kemoterapi yapılacak kanserli hastalara tedavi protokolünü gösterir uzman hekim raporuna dayanılarak kür tanımına uyacak tedavi uygulanıyor ise bir kürlük, kür tanımına uymayan tedavi uygulanıyor ise en fazla 3 aylık dozda ilaç verilebilmektedir. *</p>
<p>Diğer geç dönem sorunları ağrının devam etmesi, ses kısıklığı, tat duyusunda azalma ve çiğnemede zorluktur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">SONUÇ:</span></p>
<p>Hekimlerin baş-boyun kanserli hastaların tedavisinde hangi tedavi protokolünün daha uygun olacağını belirlemede hastayla birlikte karar verebilmeleri adına, hastalarına muhtemel erken dönem ve geç dönem yan etkilerini ayrıntılı anlatarak hastayı hazırlamaları, olabildiğince bu yan etkilere karşı önlem almaları, sonrasında bunlar geliştiğinde ise yeterli destek tedaviyi sağlayabilmeleri hastanın tedavi sonrası yaşam kalitesini oldukça olumlu anlamda etkileyen bir faktördür.</p>
<p>KAYNAK:</p>
<ol>
<li>American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Marilene B. Wang MD, Associate Professor, UCLA School of Medicine, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</li>
<li>*http://istanbul.sgk.gov.tr/sss/index.php?action=article&amp;cat_id=001&amp;id=23379</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-İŞİTME: YAŞA BAĞLI İŞİTME KAYBINDA CERRAHİ NE GİBİ DURUMLARDA UYGUNDUR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 12:19:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[Baha®]]></category>
		<category><![CDATA[Envoy Device]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[İmplante edilebilir işitme cihazları]]></category>
		<category><![CDATA[Implex AG]]></category>
		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>
		<category><![CDATA[RetroX]]></category>
		<category><![CDATA[Rion]]></category>
		<category><![CDATA[Soundtec®]]></category>
		<category><![CDATA[The Otologics Middle Ear Transducer (MET)]]></category>
		<category><![CDATA[Tubingen cihazı (TICA)]]></category>
		<category><![CDATA[Vibrant Soundbridge®]]></category>
		<category><![CDATA[yaşılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[Klasik KBB Eğitimi&#8217;nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza girmesi ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu yaklaşım değişmektedir. Sinir tipi işitme kaybında, işitme kaybının derecesi ve yerine göre seçilebilen bazı yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Klasik KBB Eğitimi&#8217;nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için <a href="http://www.seciltotan.com/2008/03/isitme-cihazi-kullanimi/" target="_blank">tıklayınız</a>.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza girmesi ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu yaklaşım değişmektedir. Sinir tipi işitme kaybında, işitme kaybının derecesi ve yerine göre seçilebilen bazı yeni tedavi modelleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Koklear implant ve beyin sapı implantı, </li>
<li>İmplante edilebilir işitme cihazları,</li>
<li>Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları,</li>
<li>Yarı-implante edilebilir cihazlar,</li>
<li>İç kulağa bazı ilaçların uygulanması (bu konu daha deneysel aşamada olduğu için ayrıntılı bilgi verilmeyecektir.)</li>
</ol>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">1. Koklear implant:</span></strong></span></p>
<p>Koklear implant, eskiden 90 dB ve üstü işitme kayıplı kişilerde uygulanmaktayken, artık bu sınır 70 dB&#8217;e indirilmiştir (ayrıntılı bilgi için <a href="http://www.seciltotan.com/archives/360" target="_blank">tıklayınız</a>.) Özellikle bu işleme karar vermede konuşmayı anlama eşiğindeki düşüklük önemli bir kriterdir. </p>
<p>FDA tarafından onaylanan son değerlendirmeye göre erişkinlerde koklear implant kriterleri şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li>18 yaş ve üstü olup ileri-çok ileri derecede işitme kaybı varlığı, örneğin 500, 1000 ve 2000 Hz&#8217;de 70 dB ve üstü işitme kaybı</li>
<li>Uygun ve iyi ayarlanmış çift işitme cihazı kullanımına rağmen bundan fayda görülmemesi</li>
<li>İmplant planlanan kulakta konuşmayı anlama eşiğinin % 50 ve altında, diğer kulağın ise % 60&#8242;ın altında olması</li>
</ul>
<p>Koklear implant uygulanması ve sonrasındaki gerekli eğitim sürecinin tamamlanmasının ardından elde edilen sonuca bakarsak, her ne kadar bu durum kişinin işitme kaybının miktarı, takılan implantın özellikleri vb. pek çok faktöre bağımlı olsa da hastaların büyük bir kısmının telefonda arama-meşgul çalma sesini ve konuştukları kişinin sesini tanıyabildikleri bilinmektedir.</p>
<p>Koklear implantın geleceğine göz atarsak, daha şimdiden kriterler açısından işitme cihazlarıyla bazı noktalarda çakıştıklarını görmekteyiz. Teknoloji geliştikçe, hasta seçim kriterleri de değişecek ve işitme cihazı mı koklear implant mı sorusu daha sık sorulur olmaya başlanacak. Bunun dışında, yakın gelecekte kokleadaki işitmeyi sağlayan tahrip olmuş tüysü hücrelerin yeni tekniklerle yenilenerek değiştirilmesi ile koklear implant da eski bir yöntem olarak kalabilecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"> <span style="text-decoration: underline;"><strong>2. İmplante edilebilir işitme cihazları:</strong></span></span></p>
<p>Ses titreşimin hissedilmesi demektir. İşitme kaybı olan birçok vakada, kişilere geleneksel hava iletimli cihazlar takılır. Tipik olarak, bu işitme yardımcıları kulak kanalı içine veya kulağın arkasına yerleştirilir. Ancak bazı kişiler bu tip cihazlardan faydalanamazlar.</p>
<p>Kokleanın, orta kulağa kemikçiklere takılan bir cihazla mekanik olarak uyarılması işitilen sesin yükseltilebilmesi için oldukça doğal ve mantıklı bir yoldur. Hoparlör ve işitme cihazları sesin niteliğini değiştirdikleri için (distorsiyon) yüksek duyarlılıkta ses yükseltmede sıkıntılar yaşanmaktadır. İmplante edilebilen işitme cihazlarında ise, alınan ses enerjisi yükseltilir ve/veya işlenir ve sonra bu elektriksel enerji kokleayı uyarmak üzere mekanik enerjiye dönüştürülür.</p>
<p>Bu cihazların, klasik işitme cihazlarına göre avantajları:</p>
<ul>
<li>Ses netliği daha iyi</li>
<li>Oklüzyon (kalıpla dış kulak yolunun tıkanması) etkisinin olmaması</li>
<li>Feedback&#8217;te azalma (işitme cihazından çıkan ses dalgasının kulak zarında yansıyarak geri dönmesi ile oluşan ıslık sesi)</li>
<li>Fonksiyonel kazancın daha fazla olması</li>
<li>Gürültülü ortam gibi durumlardan etkilenmemesi</li>
<li>Kulak kalıbına bağlı daha sık kir birikmesi ve dış kulak yolunda nemlenme problemlerinde azalma</li>
</ul>
<p> Dezavantajları:</p>
<ul>
<li>Bu cihazların takılması cerrahi ile olmaktadır. Bu da enfeksiyon vb. pek çok risk getirmektedir.</li>
<li>Orta kulaktaki kemikçiğe implante edilen cihaz zamanla kemikçikte yıpranma ve erimeye yol açabilmektedir.</li>
<li>Pilin gücü ve uzun süreli etkinliği zayıf olabilir.</li>
<li>Uzun dönem etkileri bilinmemektedir.</li>
<li>Orta kulaktaki alanın küçük olması, bu cihazların da oldukça küçük olmasını gerektirmekte, bu durum da akustik çıkışı sınırlandırmaktadır. İşitme kaybı şiddeti arttıkça cihazın etkinliği azalır.</li>
<li>Pek çoğu MR (manyetik rezonans) cihazı ile uyumlu değildir. (kişiye herhangi bir sağlık sorununda MR çekilemez!)</li>
<li>Konvansiyonel işitme cihazlarından daha pahalıdırlar.</li>
<li>Bazısı henüz FDA onayı almamıştır.</li>
</ul>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">3. Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları:</span></span></strong></p>
<p>Kemik iletimi üzerine kurulu Baha® sistemi, kulağın arkasında kafatası kemiğine yerleştirilen bir titanyum implanttan yararlanmaktadır. İç parça, ses işlemcisiyle implantı kemik içinde bağlar. Bu durum, doğrudan kemik iletimini (deri içinden geçerek) meydana getirir. Buna karşılık, geleneksel kemik iletimli cihazlar kesilmemiş ciltten kemiğe dolaylı olarak bağlar ve kafa kemiklerine basınç uygulayarak çalışır. Baha&#8217;nın doğrudan kemik iletimi bu sayede geleneksel kemik iletim cihazlarından daha yüksek kaliteli bir işitme sağlar. Ses, ciltten geçerken zayıflatılmamıştır.</p>
<p>Baha® sistemi, çoğunlukla doğumsal dış kulak yolu yokluğu, kronik otit gibi tek taraflı ileti tipi işitme kaybı veya nadiren akustik nörinom gibi tek taraflı sinir tipi işitme kaybı olan kişilerde, sağlam olmayan kulağa gelen sesin, o taraf kafatası kemiğine takılan cihaz sayesinde kemik yoluyla diğer kulağa iletilip, sağlam kulağın kokleası tarafından duyulmasını sağlar. </p>
<p>BAHA, tek taraflı işitme kaybı olan kişilerde diğer kulaktan duymayı sağlayan özel bir işitme cihazı tipi olan CROS ile karşılaştırılırsa:</p>
<p>Avantajları:</p>
<ul>
<li>Ses netliği daha yüksek ve kullanımı daha konforlu.</li>
<li>Kulak kalıbı olmadığı için oklüzyon etkisi yok.</li>
<li>Feedback yok.</li>
<li>Dış kulak yoluna, burada iltihaba yol açabilecek herhangi bir cisim yerleştirilmiyor.</li>
<li>Cerrahi işlem olmasına rağmen, riskleri düşük.</li>
<li>MR ile uyumlu (kişi MR çektirebiliyor).</li>
</ul>
<p>Dezavantajları:</p>
<ul>
<li>Cerrahi işlem gerektirir.</li>
<li>Kemik yolu eşiklerinin iyi olması gerekir, yoksa hiçbir işe yaramaz.</li>
<li>Pil ömrü kısadır. (ancak kolayca değiştirilebilir)</li>
<li>İleti tipi işitme kayıplarında oklüzyon etkisi yok veya minimaldir.</li>
<li>Kafatası kemiği ince olan % 1-2 kişide cihaz kemiğe integre olamayabilir.</li>
<li>Kafatasında bir vida olmasının psikojenik etkileri olabilir.</li>
<li>Vidanın takıldığı sahanın düzenli bakımı, kişiler o kısmı kendileri göremedikleri için zor olabilir.</li>
<li>Kişi cihazı kullanmaktan vazgeçerse kafatasından çıkarılması zor olabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">4. Yarı-implante edilebilir cihazlar:</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">a. <span style="text-decoration: underline;"><em>Vibrant Soundbridge®:</em></span></span></strong></p>
<p>2000 yılında onay almış olan, Med-El firmasına ait yarı-implante edilebilir işitme cihazı olan Vibrant Soundbridge® cihazı oldukça yeni bir teknolojiye sahiptir. Geleneksel işitme cihazlarından fayda sağlayamayan orta ve ileri derecede işitme kayıplarının tedavisinde kullanılan ve ameliyatla yerleştirilen elektronik bir bioaktif protezdir. Bir işitme cihazından farkı, işitme cihazının sadece aldığı sesi yükseltmesi, Vibrant Soundbridge®&#8217;in ise aldığı sesi mekanik titreşimlere çevirebilmesidir. </p>
<p>Orta kulaktaki üç kemikçikten örs kemikçiğine bağlanan Vibrant Soundbridge®, sesin kulaktan içeri doğru hareketinde kulak zarındaki titreşimlerinin kemikçiklere aktarılması ile yaratılan doğal vibrasyonun hemen hemen aynısını mekanik olarak kemikçikler zincirini titreştirerek yapar. Bu titreşimlerin şiddeti iç kulaktaki kayıp işitme hassasiyeti telafi edilene kadar artırılır.</p>
<p>Vibrant Soundbridge® harici ses işlemcisi (Audio Processor) ve dahili (ameliyat ile orta kulağa yerleştirilen) parça olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ses işlemcisi bir aktarıcı mıknatıs vasıtası ile derinin içine yerleştirilmiş olan bobine tutturulur. Ses işlemcisi; bir mikrofon, bir adet pil ve mikrofondan gelen seslerin orta kulaktaki örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilmiş proteze iletilmesini sağlayan elektronik devreleri içeren, saçların arasında kalarak dışarıdan hiç bir şekilde ayırt edilemeyen 1.5 cm çapında ve 0.5 cm kalınlığında çok küçük bir cihazdır.</p>
<p>Vibrant Soundbridge&#8217;in implante edilen kısmı (Vibrating Ossicular Prosthesis-VORP), dahili aktarıcı mıknatıs (bobin) ve titreşimi sağlayan örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilen Seyyar Dönüştürücü Parça (Floating Mass Transducer-FMT) ile arasındaki bağlantıyı sağlayan kablodan oluşmaktadır.</p>
<p>Ses İşlemcisinden gelen sinyal deriden elektromanyetik olarak geçerek implante edilmiş VORP&#8217;a geçer ve bobin sinyali FMT&#8217;ye gönderir. Orta kulaktaki üç küçük kemikçikten biri olan örste bulunan FMT kemikçikleri titreştirir, beyin bu titreşimleri ses olarak algılar.</p>
<p>Dış parçada yer alan pilin ömrü 12-16 gündür.</p>
<p>FDA, 18 yaş ve üstü kişilerde 40-70 dB sinir tipi işitme kaybı varlığında, önceden işitme cihazı kullanmış olmak kaydıyla, işitme cihazına alternatif olarak seçilebileceğini belirtmektedir. İşitmesi kötü olan kulağa uygulanması gerekir.</p>
<p>Hasta aşağıda belirtilen koşullara uygun olmalıdır:</p>
<ul>
<li>Konuşmayı anlama eşiği %50&#8242;nin üstünde olmalıdır.</li>
<li>İşitme eşikleri implantasyon planlanan kulakta 500, 1000 ve 2000 Hz ortalaması olarak 30 dB&#8217;in üstünde, iki kulak arasında saf ses ortalaması farkı 20 dB&#8217;in altında olmalıdır.</li>
<li>Planlanan kulakta kemik yolu-hava yolu aralığı 10 dB&#8217;den az olmalıdır.</li>
<li>En az 3 ay boyunca günde 4 saat süreyle geleneksel işitme cihazı kullanmış olmalıdır.</li>
<li>Orta kulaktaki saptanmış herhangi bir rahatsızlık bulunmamalı, kişi herhangi bir kulak ameliyatı olmamalıdır.</li>
<li>İşitme kaybında değişkenlik olmamalıdır.</li>
<li>Santral işleme problemi olmamalıdır.</li>
<li>Audio İşlemcinin taşınacağı kısımda deri problemi olmaması gerekir.</li>
<li>18 yaş ve üstünde olup herhangi bir psikojenik hastalığı olmamalıdır.</li>
<li>Gerçekçi beklentiler oluşturulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Bu cihaz kimlere uygulanmaz?</p>
<ul>
<li>İleti tipi işitme kaybında</li>
<li>Retrokoklear patolojilerde (İşitme organı dışındaki beyine giden işitme yollarındaki patolojiler)</li>
<li>Psikojenik sorunu olanlarda</li>
<li>Mental retardasyonda</li>
<li>Takiplere gelinememesi durumunda</li>
</ul>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">b<em>. Soundtec ® Direct System:</em></span></span></strong></p>
<p>The Soundtec® Direkt Sistemi bir elektromanyetik cihazdır. İncus kemiğine fikse edilir, incus-stapes eklemi ayrılarak arasına konulur ve ileticisi dış kulak yolu kanalı derinlerine, bir kulak kalıbı içine gömülü olarak yerleştirilir. Oklüzyon vardır ama ses akustik olarak iletilmediği için feedback yoktur. Kullanan kişiler, sesleri daha doğal olarak duyduklarını ifade etmektedirler. Cerrahi işlem kolay ve az risklidir.</p>
<p>Kimlere uygulanabilir?</p>
<ul>
<li>Her iki kulakta simetrik ılımlıdan ciddi dereceye kadar sinir tipi işitme kaybı varlığında</li>
<li>Kemik yolu-hava yolu eşik farkı 15 dB ve altında ise</li>
<li>1000, 2000 ve 4000 Hz ortalaması 35-70 dB ise</li>
<li>Konuşmayı ayırt etme skoru % 60 ve üzerinde ise</li>
<li>İşitme kaybı, herhangi bir dalgalanma göstermeden en az 2 yıldır mevcutsa</li>
<li>En az 6 ay süreyle, özellikle de implante edilecek kulakta en az 45 gün işitme cihazı kullanmış olması gerekmekte</li>
<li>Dış kulak yolu kanalı genişliği uygun, kişinin motivasyonu yüksek, el becerileri yeterli olması gerekmekte</li>
<li>21-80 yaş arasında ise</li>
<li>Geleneksel işitme cihazı kullanımından memnun değilse</li>
</ul>
<p>Kimlere uygulanamaz?</p>
<p>Dış kulak yolu iltihabı, müzmin orta kulak iltihabı, işitme organı dışı işitme yollarında sorun varlığı, orta kulak cerrahisi geçirmiş olmak, rahatsız edici düzeyde çınlama varlığı, malformasyon, yüksek frekanslı seslerde 15 dB&#8217;den fazla asimetri olması, tek taraflı ya da değişken işitme kaybı olması durumunda uygulanmamalıdır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">c.<em> Envoy Device (St. Croix Medical):</em></span></span></strong></p>
<p> Henüz FDA onayı almamış bu cihaz, piezoelektrik kristaller kullanarak çalışır. Ses algılayıcısı incus&#8217;a, kemiğin bir kısmı çıkarılarak ve incus-stapes eklemi ayrılarak takılır. Piezoelektrik alet sesi saptar, elektriksel sinyale çevirir, ses işlemcisine bu sinyali gönderir. İşlemci sesi yükseltip, filtre edip stapesteki &#8220;driver&#8221;a gönderir. Pilin her 3-5 yılda bir lokal anestezi ile değiştirilmesi gerekir. Cihaz hafif-ciddi sinir tipi işitme kaybı vakalarına önerilmektedir. Henüz etkinliği hakkında yeterli deneyim ve bilgi yoktur.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">d. Otologics Device:</span></strong></span></em></p>
<p>The Otologics Middle Ear Transducer (MET) (orta kulak dönüştürücüsü) Ossicular</p>
<p>Stimulator Cihazı (kemikçik uyaranı), incus gövdesine kulak arkası kemiğinden girilerek takılır. The Otologics cihazı CE markasına sahiptir ancak henüz FDA onayı almamıştır. Hastalar, dış parça şeklinde düğmeleri olan bir cihaz takarlar, bunda mikrofon, pil ve dijital sinyal işleyicisi bulunur. Dış parça sesi saptar, elektrik enerjisine çevirir, deri yoluyla içerideki işlemciye gönderir, işlemci MET&#8217;e bağlanır.</p>
<p>Kimlere uygulanabilir?</p>
<ul>
<li>İki taraflı orta-ciddi (40-90 dB) derecede, dalgalanma ve ilerleme göstermeyen, simetrik sinir tipi işitme kayıplarında</li>
<li>Timpanometri testi normal olmalı</li>
<li>Orta kulak iltihabı olmamalı</li>
<li>Konuşmayı anlama skoru 65 dB&#8217;de %20&#8242;den iyi olmalı</li>
<li>Konuşmayı öğrendikten sonra normal işitmesini kaybetmiş ve iyi kognitif becerilere sahip İngilizce konuşan biri olmalı</li>
<li>İşitme eşikleri tüm frekanslarda 45-55 dB&#8217;den kötü olmamalı (bu cihazın en büyük avantajı, diğerlerinden farklı olarak 55 dB gibi daha yüksek işitme kayıplarında yardımcı olabilmesidir.)</li>
</ul>
<p>Dezavantajları:</p>
<p>Cerrahi işlem ayrıntılı! Takılan cihazın büyük boyutlu olması kişiyi vazgeçirebiliyor.</p>
<p>İmplante ve yarı-implante edilebilir cihazları karşılaştırırsak:</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="643" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="119"></col>
<col span="1" width="120"></col>
<col span="1" width="121"></col>
<col span="1" width="120"></col>
<col span="1" width="120"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<th width="119"><strong>Cihazın adı</strong></th>
<th width="120"><strong>Mikrofonun yerleşim yeri</strong></th>
<th width="121"><strong>Driver&#8217;in kulakta takıldığı yer</strong></th>
<th width="120"><strong>Güç kaynağı</strong></th>
<th width="120"><strong>FDA onayı</strong></th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="119">Vibrant Soundbridge</td>
<td width="120">Kulak arkasına, dıştan</td>
<td width="121">İncus kemiğine klipslenmiş</td>
<td width="120">Pil dışarıda</td>
<td width="120">Onaylanmış, ABD&#8217;de henüz üretilmedi, Avrupa&#8217;da kullanılıyor.</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">SoundTec</td>
<td width="120">Dış kulak yolunda</td>
<td width="121">İncus-stapes eklemine protez şeklinde</td>
<td width="120">Pil dışarıda</td>
<td width="120">Onaylanmış ancak henüz üretime geçilmemiş</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Otologics MET</td>
<td width="120">Kulak arkasında deri altında</td>
<td width="121">İncus gövdesine tutturulmuş</td>
<td width="120">Şarj edilebilir pil mevcut</td>
<td width="120">Onay bekliyor</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Tica</td>
<td width="120">Dış kulak yolunda deri altında</td>
<td width="121">İncus gövdesine tutturulmuş</td>
<td width="120">Şarj edilebilir pil mevcut</td>
<td width="120">Bilinmiyor</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Envoy</td>
<td width="120">Malleus algılayıcısı şeklinde</td>
<td width="121">Stapesin kafasına yapıştırılmış</td>
<td width="120">Kalp pili gibi</td>
<td width="120">Onay bekliyor</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">e. Diğer aletler:</span></strong></span></em></p>
<p>Alman Implex AG cihazı, incusu diyafram tipinde bir piezoelektirk driver ile uyarmakta. Feedback sorunlarını çözmek için malleus kemiğinin başının çıkarılması önerilmekte, ancak henüz kullanıma sunulmuş bir cihaz değil.</p>
<p>Japonlara ait Rion cihazı, stapese tutturulan bir piezo-seramik çubuğun deriden geçerek gönderilen elektriksel sinyallerle hareketlendirilmesi prensibine dayanmaktadır, henüz FDA onayı yoktur.</p>
<p>Belçika yapımı RetroX cihazı, dış kulak yolunu kulak arkası sahaya titanyum bir tüple bağlayan ve mikrofon, ses yükseltici, işlemci içeren bir alettir. Henüz yeterli deneyim yoktur ve FDA onayı mevcut değildir.</p>
<p>Tubingen cihazı (TICA) tamamıyla implante edilen bir iletişim yardımcısıdır. Mikrofon, dış kulak yolu derisinden geçerek sesi alır, yükseltir ve sinyali dönüştürüp kemikçikleri hareketlendirir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">Sinir Tipi İşitme Kaybında Cerrahinin Geleceği:</span></p>
<p>Eskiden sinir tipi işitme kaybında, cerrahi diye bir seçenek hiç yokken, artık günümüzde implante edilebilir cihazlar sayesinde cerrahi de seçilebilen bir yöntem olacaktır. Ancak asla geleneksel işitme cihazlarının yerini alacakları düşünülmemektedir.</p>
<p>Belki de gelecekte, bazı ilaçlarla bu kayıpların giderilmesi sağlanabilecek, iç kulağa uygulanan bazı kimyasal maddelerle tüysü hücre yenilenmesi ve büyümesi tetiklenebilecektir.</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Brian W. Blakley, MD, Phd, FRCSC,</p>
<p>Department Head, University of Manitoba, Health Sciences Center,Winnipeg, Canada</p>
<p><a href="http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm">http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK POPÜLASYONDA KBB HASTALIKLARINA YAKLAŞIM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:04:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[ileri yaş]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=497</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika&#8217;daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika&#8217;daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu insanların tedavi ve bakımlarını üstlenecek eğitime sahip hekim ve personele aşırı gereksinim olacağını işaret etmektedir. Çünkü ileri yaş kişilerde, pek çok hastalık ortaya çıkmakta ve atipik bulgular gösterebildikleri için bu yaş grubuna özel hastalıkların tanısı ve tedavisi konusunda yeterli deneyim sahibi olmayan ellerde bazı hastalıklar gözden kaçabilmektedir. Ayrıca, pek çok ilacın aynı anda kullanımı, ilaçları veren hekimlerin diğer ilaç gruplarına aşina olmaması durumunda yan etkilerde artışa yol açacaktır. Cerrahi konusunda ise oldukça dikkatli davranılması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Amerikan Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Akademisi&#8217;nin Geriatri Komitesi tarafından hazırlanıp online yayınlanan oldukça kapsamlı kitapçıklar serisinde, ileri yaş kişileri ilgilendiren KBB Hastalıkları ayrı bölümler halinde ele alınmıştır. KBB uzmanları için hazırlanmış olan bu kitapçıkları, sizlerin anlayacağı şekilde medikal dilden arındırıp çevirerek diziler halinde web sitemde yayınlayacağım. Konulara ait başlıklar şu şekilde sıralanmaktadır:</p>
<p> </p>
<ol>
<li>İşitme</li>
<li>Baş-boyun kanserleri</li>
<li>Ses bozuklukları</li>
<li>Yutma güçlüğü</li>
<li>Rinosinüzitler</li>
<li>Uyku bozuklukları</li>
<li>KBB&#8217;de geriatrik polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı)</li>
</ol>
<p><span style="color: #ff0000;">ANLAR</span></p>
<p>Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,<br />
ikincisinde daha çok hata yapardım.<br />
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.<br />
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.<br />
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.<br />
Temizlik sorun bile olmazdı asla.<br />
Daha çok riske girerdim,<br />
seyahat ederdim daha fazla.<br />
Daha çok güneş doğuşu izler,<br />
daha çok dağa tırmanır,<br />
daha çok nehirde yüzerdim.<br />
Görmediğim bir çok yere giderdim.<br />
Dondurma yerdim doyasıya,<br />
Daha az bezelye.<br />
Gerçek sorunlarım olurdu<br />
hayali olanların yerine.<br />
Yaşamın her anını gerçek ve<br />
verimli kılan insanlardan olurdum.<br />
Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.<br />
Anlar, sadece anlar, siz de &#8220;an&#8221;ı yaşayın.<br />
Hiçbir yere, yanına; termometre, su, şemsiye ve<br />
paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.<br />
Yeniden başlayabilseydim,<br />
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.<br />
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.<br />
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,<br />
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer&#8230;<br />
Ama işte, 85&#8242;imdeyim ve biliyorum&#8230;<br />
Ölüyorum&#8230;</p>
<p>Jorge Luis Borges</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- <a href="http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm">http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUMANSIZ TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN KULLANIMI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 10:04:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[dumansız tütün]]></category>
		<category><![CDATA[lökoplaki]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[smokeless tobacco]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[Dumansız tütün, çiğneme formu şeklinde ya da pudra formunda tütün ürünü demektir.  Amerikan erişkinlerinin %3&#8242;ü dumansız tütün kullanmaktadır. Bu ürünleri kullanan kişilerde diş eti hastalıkları, kalp hastalıkları ve çeşitli kanser tiplerine yatkınlık gibi sigara içenlerde görülen sorunlar yaklaşık olarak aynı sıklıkta görülmekte iken, ağız kanserleri ise daha sıktır. Amerika&#8217;da her yıl ortalama 30.000 kişi ağız-yutak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/kid-smoking.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/whatisincig2.jpg"></a></p>
<div id="attachment_2371" class="wp-caption alignleft" style="width: 266px"><img class="size-full wp-image-2371" title="tobacco leaf" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/tobacco-leaf.jpg" alt="" width="256" height="192" /><p class="wp-caption-text">This file is licensed under the Creative Commons Attribution-Share Alike 3.0 Unported license.</p></div>
<p style="text-align: left;">Dumansız tütün, çiğneme formu şeklinde ya da pudra formunda tütün ürünü demektir. </p>
<p>Amerikan erişkinlerinin %3&#8242;ü dumansız tütün kullanmaktadır. Bu ürünleri kullanan kişilerde diş eti hastalıkları, kalp hastalıkları ve çeşitli kanser tiplerine yatkınlık gibi sigara içenlerde görülen sorunlar yaklaşık olarak aynı sıklıkta görülmekte iken, ağız kanserleri ise daha sıktır. Amerika&#8217;da her yıl ortalama 30.000 kişi ağız-yutak kanseri tanısı almakta ve 8000&#8242;den fazla kişi bu hastalıklardan dolayı kaybedilmektedir. Tüm bu bilinen zararlarına rağmen bu maddeleri kullananlar ürünleri talep etmeye devam etmekte, bunları üreten firmalar da üretimlerini sürdürmektedirler. 2001 yılında dünyanın en büyük 5 tütün üreticisi, bu ürünlerin tanıtımı ve promosyonuna 236.7 milyon dolar harcamışlardır.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünü Nedir?</span></strong></span></p>
<p style="text-align: left;"> 2 türü mevcuttur:</p>
<ul>
<li>Çiğneme formu: Yaprak ya da kalıp şeklinde hazırlanarak yanakla dişetleri arasında sıkıştırılıp kullanılmaktadır. Kullanıcılar, etkisinin daha yoğun olması için bunu saatlerce sakız gibi çiğnemektedirler. </li>
<li>Pudra formu: Alt dudak-dişeti arasında konularak kullanılır (bu uygulamaya &#8220;dipping&#8221; deniyor). </li>
</ul>
<p>Her 2 türün de içinde zehirli ve bağım<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/smokeless-tobaco-2.jpg"></a>lılık yapıcı maddeler bulunmaktadır. Her seferinde kullanıldıklarında kişinin kendini iyi hissettiği doza vücut adapte olmakta, bir sonrakinde kişi aynı etkiyi elde edebilmek için aldığı tütün miktarını arttırmaktadır. Ortalama büyüklükte bir çiğneme ya da pudra formunu 30 dakika kadar ağız içinde tutmak, kişiye 4 sigara içmişcesine nikotin dozu sağlamaktadır. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünleri Sigaradan Daha mı Zararlıdır?</span></strong></span></p>
<p>Amerikan Sağlık Dairesi Başkanlığı, 1986 yılında dumansız tütün ürünü kullanımına ilişkin olarak &#8220;Bu ürünler sigaranın yerine kullanılabilecek güvenli maddeler değildir. Kansere ve kanser dışı pek çok hastalığa ve ayrıca nikotin bağımlılığına yol açabilmektedir.&#8221; şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Ayrıca 1991&#8242;de Ulusal Kanser Enstitüsü bu ürünlerin yüksek nitrozamin içeriği nedeniyle (ağız kanseri gelişimi riskini arttıran bir madde) kullanımından kaçınılması gerektiğini ifade etmiştir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünleri Neler İçermektedir?</span> </strong></span> </p>
<ul>
<li>Polonyum 210 (nükleer atık)</li>
<li>N-nitrozaminler (kanser yapıcı maddeler)</li>
<li>Formaldehid (tahnit sıvısı)</li>
<li>Nikotin (bağımlılık yapıcı)</li>
<li>Kadmiyum (nükleer reaktör kalkanlarında ve pillerde kullanılan madde)</li>
<li>Siyanid (zehirli madde)</li>
<li>Arsenik (zehirli metalik madde)</li>
<li>Benzen (böcek ilaçları ve motor yağlarında kullanılır)</li>
<li>Kurşun (sinir zehiri)</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Bu Ürünleri Daha Çok Kimler Kullanıyor?</span> </strong></span></p>
<p> 2000 yılında Madde Bağımlılığı ve Akıl Sağlığı Hizmetleri Yönetimi tarafından yürütülen Ulusal İlaç Kötüye Kullanımı Anketine göre 18-25 arası genç erişkinlerin bu ürünleri en çok kullanan yaş grubu olduğu açığa çıkmıştır. Bunda en büyük payın bu yaş grubunu hedef alan reklam ve pazarlama taktikleri olduğu düşünülmektedir.</p>
<p> Dumansız tütün üreticileri aromalı ürünler pazarlamaktadır. 2005 yılında Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü&#8217;nün yaptığı bir açıklamaya göre bu şirketler adeta bu sayede bir lehim lambasını aromalı bir lolipopa dönüştürerek milyonlarca genci ölümcül bir ürünü denemeye teşvik etmektedirler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Tüketiminin Fiziksel ya da Mental Etkileri Nedir?</span></strong></span></p>
<p> <strong>Kanser:</strong> Bu ürünler kansere yol açan yani kanserojen ürünlerdir. Kanser, özellikle bu ürünlerin ağız içinde tutulduğu alanlarda gelişmektedir, ancak dudak, dil, yanak ve boğazda da gelişebilmektedir.</p>
<p> <strong>Lökoplaki:</strong> Bu ürünleri kullana<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/lokoplaki2.jpg"></a>n kişilerde yanak içlerinde, dişetlerinde, bazen de dilde küçük beyaz noktalar şeklinde karşımıza çıkan bir lezyondur. Nedeni tütünün özsuyunun yarattığı tahriş olabilir. Bu lezyon prekanserözdür, yani ileride kansere dönüşebilmektedir. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kalp hastalıkları: </strong>Organik içerikleri karbon, hidrojen, nitrojen ve bazen oksijenden oluşan nikotinin uyarıcı etkisi kalp hızını ve kan basıncını arttırmakta ve bazen düzensiz kalp atışlarına yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Dişeti ve diş hastalıkları:</strong> Dumansız tütün ürünleri dişleri kalıcı olarak boyar, ağız kokusu yapar ve diş kayıplarına yol açar. Ayrıca çok yoğun şeker içerikleri nedeniyle dişin koruyucu tabakasını eriterek çürük ve ağız içi yaralara yol açarlar. Ayrıca bu maddelerin devamlı teması nedeniyle dişetlerinde çekilmelere yol açabilirler.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Ağız Kanserinin Erken Bulguları Nelerdir?</span></strong></span> </p>
<ul>
<li>Kolayca kanayan ve iyileşmeyen aftlar</li>
<li>Ağız veya boyunda şişlik ve kalınlaşma</li>
<li>Geçmeyen şişlik ya da yaralar</li>
<li>Geçmeyen kırmızı ya da beyaz alanlar</li>
<li>Çiğneme, yutma ve çeneyi oynatmada güçlük</li>
</ul>
<p>Bu gibi durumlarda en kısa sürede bir Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurulmalı, bu ürünlerin kullanımına hemen son verilmelidir.</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA OBEZİTE VE KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARIYLA İLİŞKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 16:32:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı kilo]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[obesite]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku apnesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre erişkinlerin % 34&#8242;ü olması gereken kilonun üzerinde, %31&#8242;i (ort. 60 milyon)  ise obez olarak saptanmış. Yani toplamda 127 milyon Amerikalı kilolu! Halbuki 42 yıl önce %13&#8242;ü, 1980&#8242;de %15&#8242;i obez idi!   Son 20 yılda aşırı kilolu ya da obez çocuk sayısında, panik olunacak şekilde 2 kat artış mevcut. Günümüzde 6-11 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez51.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez41.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;">Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre erişkinlerin % 34&#8242;ü olması gereken kilonun üzerinde, %31&#8242;i (ort. 60 milyon)  ise obez olarak saptanmış. Yani toplamda 127 milyon Amerikalı kilolu! Halbuki 42 yıl önce %13&#8242;ü, 1980&#8242;de %15&#8242;i obez idi!</p>
<p> </p>
<p style="text-align: left;">Son 20 yılda aşırı kilolu ya da obez çocuk sayısında, panik olunacak şekilde 2 kat artış mevcut. Günümüzde 6-11 yaş grubunda %15&#8242;den fazla, 12-19 yaş grubunda da %15&#8242;den fazla çocuk aşırı kilolu ya da obez!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez3.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;">Aşırı kilolu ile obez arasında ne gibi farklar vardır? Genellikle bu 2 terim birbiri yerine kullanımaktaysalar da aslında farklı şeyleri ifade eder.</p>
<p>Aşırı kilolu: BMI (body mass index=vücut kitle indeksi, yani kilo/boy<sup>2</sup>) 25 ve üzerinde ise</p>
<p> Obez: BMI 30 ve üzerinde ise</p>
<p>Morbid obez: BMI 40 ve üzerinde ise (Morbid demek, şişmanlığa bağlı hastalıkların ortaya çıkma riski yüksek demektir.)</p>
<p>Obezite, aslında erişkin yaşta görülen bazı hastalıkların çocukluk çağında ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bu çocuklar Tip 2 Diabet (şeker hastalığı), karaciğer yağlanması, kolesterol yüksekliği (ileri yaşlarda damar sertliği ve kalp krizi riski!), femur başı epifizinde kayma, menstrüasyon bozuklukları, uyku apnesi, metabolizma düzensizlikleri ile karşı karşıya kalırlar. Bunun yanısıra işin psikojenik kısmına bakarsak, depresyon, kendine güvensizlik ve arkadaşlarından izolasyon da sıktır.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Çocuklarda Şişmanlık ve Otorinolaringolojik Problemler:</span></strong></span></span></p>
<p> ● <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"><strong><span style="color: #ff6600;">Uyku apnesi:</span></strong></span></span></p>
<p>Uyku apnesi olan çocuklarda bir gecede 10-60 kez 1 dakika ya da daha uzun süreyle nefes durmaktadır. Havayolu ya tamamen kapanmakta (apne) ya da kısmen daralıp yavaş yüzeyel solunum gerçekleşmektedir(hipopne). 2-5 yaş grubu çocukların %1-3&#8242;ünde uyku apnesi/hipopnesi görülmektedir. Genellikle nedeni bademciklerde aşırı büyüklüktür. Bunun yanısıra aşırı kilo da varsa, göğüs kafesi ve karnın nefes alma sırasındaki karşılıklı hareketinde bozulma da eklenip durum daha ciddi bir hal alabilir. Obez çocuklarda, uyku apnesinin cerrahi tedavisinde hipertrofik genizeti-bademciklerin ameliyatla alınması oldukça etkili bir yöntemdir, ancak bu çocuklara özel olarak hastanın hastanede 1 gece yatması önerilir.</p>
<p> Amerikan Pediatri Akademisi, obstrüktif (tıkayıcı) uyku apnesinin (OSAS) çocukluk çağında tedavi edilmediği takdirde, ciddi komplikasyonlara yol açacağını vurgulamaktadır. Bunlar büyümede gerilik, öğrenmede gecikme, dikkat ve davranış bozuklukları ile kalp-damar hastalıklarıdır. </p>
<p> ●  <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"><strong><span style="color: #ff6600;">Orta kulak iltihabı:</span></strong></span></span></p>
<p>Amerika&#8217;da her yıl 15-30 milyon kişinin doktora başvurma nedeni akut orta kulak iltihabı (AOM) ve kronik kulak sorunlarıdır, özellikle de çocuklarda en sık başvuru nedeni orta kulak iltihabıdır. Son yıllarda artan orta kulak iltihabı sıklığının aşırı kiloyla direkt ne gibi bir ilişkisi olduğu net olarak anlaşılamamış olsa da, özellikle kendini ifade edemeyen küçük çocuklarda, çocuğun kulağındaki rahatsızlıktan dolayı sürekli ağlamasının verilen çukulata-şekerler ya da abur cuburlarla susturulmaya çalışılması ve bunun da kiloda artışa yol açtığı iddia edilmektedir. Texas&#8217;ta yapılan bir bilimsel çalışma obez çocukların adenotonsillektomi sonrası yoğun bakımda kalma ve CPAP(maske ile soluma) ihtiyacının oldukça fazla olduğunu göstermiştir.</p>
<p style="text-align: left;"> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;"><strong>Ne yapılmalı?</strong></span></span> </p>
<p> </p>
<p> Çocuğunuz aşırı kilolu ya da obez ise, mutlaka takip eden Çocuk Doktorunuza danışarak sağlıklı bir diyet programına girmesi sağlanmalı, ailelerin çocuklara örnek teşkil ettiği düşünülürse, evdeki tüm fertlerin yemek alışkanlıkları da ona göre düzenlenmeli, eve abur cubur alınmamalı, ailece spor yaparak çocuk da bu konuda teşvik edilmeli, ek sağlık sorunlarının mevcudiyetinde bunlara yönelik tedaviler yapılmalı, uyku apnesi durumunda ise bir KBB hekimine başvurulmalı, eğer nedeni büyük oranda aşırı büyümüş bademcik-genizeti ise bunlar cerrahi olarak alınıp havayolu pasajı açılmalıdır. </p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/spor1.jpg"></a></p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALERJİ NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/alerji-nedir-nasil-tedavi-edilir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/alerji-nedir-nasil-tedavi-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 07:48:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[akarlar]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerji testi]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiden korunma]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[deri testi]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırma]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[prick test]]></category>
		<category><![CDATA[spesifik IgE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=475</guid>
		<description><![CDATA[Alerji nedir? Saman nezlesi olarak da adlandırılan alerjik rinite bu ad, tarlalarda samanla uğraşan işçilerde sık hapşırma ve burun tıkanıklığının görülmesi nedeniyle verilmiştir. Saman nezlesi, astım ve egzema alerjik reaksiyonun en sık bulgusudur. Alerjik şikayetler, vücudun immun sisteminin antijen ya da alerjen adı verilen maddeleri tehlikeli bir saldırgan olarak algılamasıyla başlar. Bunu, yabancı maddenin vücuda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerji nedir?</span></span></strong></p>
<p>Saman nezlesi olarak da adlandırılan alerjik rinite bu ad, tarlalarda samanla uğraşan işçilerde sık hapşırma ve burun tıkanıklığının görülmesi nedeniyle verilmiştir. Saman nezlesi, astım ve egzema alerjik reaksiyonun en sık bulgusudur.</p>
<p>Alerjik şikayetler, vücudun immun sisteminin antijen ya da alerjen adı verilen maddeleri tehlikeli bir saldırgan olarak algılamasıyla başlar. Bunu, yabancı maddenin vücuda girdiği bölgeye antikor adı verilen özel savunucular göndermesiyle sağlar. Alerjen ve antikor arasındaki savaş, kana histamin denilen kimyasal maddelerin salınmasıyla sonuçlanır. Bunlar gözlerde kaşıntı, burun tıkanıklığı, burunda dolgunluk ve akıntı ve bazen başağrısı şeklinde şikayetlere yol açan maddelerdir. Bazı insanlarda işitme sorunları, boğazda kaşıntı ve ağrı, öksürük de ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bazı alerji hastaları bu şikayetleri yıl boyu yaşar. Diğerleri belli mevsimlerde atak yaşarlar. Alerjik şikayetlerin kontrolünde en büyük başarı, eş zamanlı çoklu yaklaşım uygulandığında elde edilir. Alerjenle temasın en aza indirgenmesi, semptomların ilaçlarla baskılanması ve alerji aşılarıyla duyarsızlaştırma bir arada uygulanabilir.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji1.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerjenleri tanımak:</span></span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Herşey alerjen olabilir. Bazı maddeler, bileşenleri nedeniyle insanlarda daha çok alerjik reaksiyon yaratmaya meyillidir. Polen, yiyecek, küf, toz, yün, hayvan tüyü, kimyasallar, penisilin gibi bazı ilaçlar ve çevresel kirleticiler buna yol açabilir.</p>
<p> </p>
<p>Saman nezlesinin nedeni polenlerdir. Her ülkenin coğr<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/betula-hus-agaci.jpg"></a>afi özelliklerine göre yöresel polenleri ve buna bağlı alerji sezonları farklıdır. Ülkemizde astımlı hastalarda en sık duyarlanmaya yol açan alerjenler içinde, ev tozu akarı en başta yer almaktadır. (Kalyoncu AF, Türktaş H. Ulusal verilerle astım. Kent Matbaa; Ankara, 1999) Türkiye‘de ev tozu akarlarının yoğunluğu sahil bölgelerinde %46-85 gibi yüksek oranlarda bulunurken, İç Anadolu&#8217;da daha düşüktür. </p>
<p>Alerjen duyarlılığının tesbitinde maruz kalınan alerjen tiplerinin bilinmesi testte kullanılacak alerjenlerin seçimi için gereklidir. Hava kaynaklı alerjenlerin sayısı çok fazladır. Belli bir coğrafi bölgede bulunan bitki, mantar, ev içi-dışı hayvan türleri çok fazla çeşitlilik gösterir. Bu çeşitlilik de bölgeden bölgeye farklılık gösterir.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı her yıl bölgesel olarak belirlenebilmektedir. Ancak ülkemizde sadece yerel raporlar bulunmakta, tüm ülke genelinde yaygın bir alerjen haritası bulunmamaktadır. Hava kaynaklı alerjen yoğunluğunu tahmin edebilmek için bir diğer yol bitki dağılımını belirlemektir. Bu amaçla botanik veya orman araştırmalarından faydalanılabilir. Bitki örtüsünün sonuçları da o yörenin alerjen dağılımı hakkında bir fikir verebilir. Ülkemizde alerjen haritalarının çıkarılmadığı bölgelerde o yörenin yeryüzü özellikleri (bitki dağılımı) ile bilgi alınarak alerjen dağılımı hakkında bilgi edinilmesi uygun test ajanlarının seçimi açısından faydalı olabilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Ancak alerji tesbitinde kullanılan test sayısının yine bitki örtüsü kadar çok olması gerekmez.</span> Çünkü taksonomik olarak aynı kökenden türeyen bitkiler arasında çapraz reaksiyon vardır ve aynı alt grup içinde her bir polen alerjenini kullanmak testin etkinliğini arttırmaz. Dolayısı ile testte genel alerjen grupları ile duyarlılık araştırılması rutin taramada yeterlidir. Bunun yanında en önemli adımlardan birisi hastanın öyküsüdür. Öyküde de testte kullanılacak alerjenlerin seçimi yapılabilir.</p>
<p style="text-align: left;">Polenlerin atmosferdeki dağılımları yılın bölümlerine göre değişiklik gösterir. Ağaç polenleri erken bahar döneminde yayılır ve yaz başında sonlanırlar. Ot polenleri yaz başında yaygındır, yaz sonunda sonlanır. Hububat polenleri ve yabani ot polenleri ise geç yaz ve güz döneminde yayılım yaparlar. Çok yoğun kokulu ve rengarenk çiçeklerin polenlerinin özgül ağırlığının diğerlerine oranla daha fazla olması ve bu nedenle hava yoluyla taşınamayacağı için alerji yapma ihtimali düşüktür.</p>
<p> Ev tozu akarları ve mantar sporlarının tüm yıl ortamda bulunduğu kabul edilir, ancak mevsimsel özelliklere göre değişiklikler gösterir. Mantar sporları kuru yaz dönemlerinde ve güz döneminde artış gösterir. Ev tozu akarları da nemli dönemlerde artacağından nemin arttığı dönemlerde akar allerjisi olan hastaların şikayetleri bir miktar artış gösterebilir. Bunlar göz önünde bulundurularak hastanın anamnezinden elde edilen bulgularla test panelinde kullanılması gereken alerjenler seçilmelidir. Alerjenik funguslardan tabiatta yaygın olanları ve havada en çok bulunanları Alternaria, Aspergillus, Cladosporium ve Penisllium türleridir. Aspergillus türleri ev içinde nemli alanlarda, havalandırma cihazlarında ve ev tozunda da fazla miktarda bulunurlar.</p>
<p>Diğer ev içi alerjenlerin önemli grupları ev tozu akarları olan Dermatophagoides farinae ve</p>
<p>Dermatophagoides pterynosinuss, hamamböcekleri ile evcil hayvan (kedi-köpek) alerjenleridir. Ev tozu akarları ve kedi için standardize alerjen ürünleri mevcuttur. Ev tozu akarları arasında da çapraz reaksiyon olduğundan ikisinin eşit miktarda karışımı test amacıyla tek başına kullanılabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerjiler ciddi sorunlar yaratabilir mi?</span></span></strong></p>
<p>Alerjiler nadiren hayatı tehdit edici boyutta etki ederler (ilaç kullanımı sonrası anafilaksi gibi!), ancak daha çok yaşam kalitesini bozucu etkileri ön plandadır. Alerjik kişilerde sinüzit ve üst-alt solunum yolları enfeksiyonu gelişme ihtimali daha yüksektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Tanı, tedavi ve önlem:</span></span></strong> </p>
<p>Antihistaminikler, dekonjestanlar ve nazal dekonjestan spreyler (5 günden uzun olmamak kaydıyla!!!), kortizonlu burun spreyleri ve tuzlu su spreyleri alerjik kişilerin kullanabileceği ilaçlardır. Ancal alerjinin tedavisinde asıl önemli basamak korunmadır! </p>
<p>Kişi sık hapşırma, burun tıkanıklığı, kesilmeyen sulu burun akıntısı, gıcık öksürüğü, zaman zaman nefes darlığı şikayetleriyle bir KBB hekimine başvurduğunda, ayrıntılı öykü alınıp tam bir otorinolaringolojik muayene (özellikle ensokopik olarak sinüs ağzılarında polip olup olmadığına bakılmalı!) yapıldıktan sonra, kişinin ne gibi alerjenlerden etkilendiğini saptamak üzere bazı tetkikler yapılır. (kanda total IgE bakılması, nazal sürüntüde eozinofil aranması, deri prick testi, spesifik IgE testleri vb.) Gerekirse doktorunuz, sinüs tomografisi isteyerek burun içindeki poliplerin sinüslerde yarattığı değişiklikleri inceleyebilir. Ayrıca nefes darlığı ve ötme şikayeti mevcutsa, hastayı Dahiliye ya da Göğüs Hastalıkları uzmanına alerjik astım ya da havayolu duyarlılığının saptanması için konsülte edebilir.</p>
<p>&#8220;Alerjenleri tanımak&#8221; başlığı altında bahsedildiği üzere, deri alerji testlerinde en fazla 70 alerjenin kullanılabilir. Bu sayı polen alerjenleri için en fazla 25 olmalıdır. En az 6 karışım içeren alerjenle genel duyarlılık ortaya konulabilmektedir. <span style="text-decoration: underline;">Türkiye&#8217;nin alerjen dağılımı ve bitki örtüsü göz önüne alındığında rutin alerjen taramasında 10-15 testten fazlası genelde gerekli olmamaktadır.</span> </p>
<div id="attachment_2387" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><img class="size-medium wp-image-2387" title="alerji testi-SON" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji-testi-SON-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /><p class="wp-caption-text">Fotoğrafın tüm hakkı Op. Dr. Seçil Totan&#39;a ait olup, kopyalanamaz. </p></div>
<p style="text-align: left;">Deri prick testinde alerjenler ön kol iç kısmına veya sırt bölgesine aralarında en az 2 cm mesafe kalacak şekilde sırasıyla damlatılır ve steril sivri uçlu özel tıbbi maddeler ile derinin en üst kısmında bir çizik oluşturulur. 15-20 dakika beklenir ve belli ölçülerde kızarıklık-kabarıklık oluşması durumunda test pozitif kabul edilir. </p>
<p>Allerjene duyarlılığın değerlendirilebildiği başka bir test yöntemi serumda spesifik IgE (sIgE) düzeyini ölçmektir. Ancak bu test, sounum yoluyla alınan alerjen duyarlılığını değerlendirmek için genellikle ilk seçilen test yöntemi değildir. sIgE ölçümleri deri testinden daha değerli değildir. Hatta bazı dezavantajları da bulunmaktadır:</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="100%" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="128"></col>
<col span="1" width="128"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<th width="50%"><span style="color: #ff6600;">Deri prick testi</span></th>
<th width="50%"><span style="color: #ff6600;">sIgE testi</span></th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="50%">Daha spesifik ve sensitif</td>
<td width="50%">Duyarlılık ve özgüllük dahadüsük</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">Cevap hızlı</td>
<td width="50%">Geç cevap</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">Daha ucuz</td>
<td width="50%">Pahalı</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">Klinikle uyumu daha fazla</td>
<td width="50%">Standardizasyonda sorunlar var</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>  Alerji tanısında sIgE düzeyi tesbitinin prick teste tercih edilmesi gereken durumlar şunlardır:</p>
<ul>
<li>
<div>Deri testi cevabını etkileyebilecek ilaç kullananlarda</div>
</li>
<li>
<div>Yüksek duyarlılıklı hastalarda (Özellikle gıda allerjisinde)</div>
</li>
<li>
<div>Anafilaksi (solunum yolunda daralmalarla ve/veya yaygın vücut döküntüsü ile giden hayati alerjik tepki) öyküsü olan kişilerde (Bu kişilerde prick testi sırasında anafilaksi gelişme riski olabileceği için)</div>
</li>
<li>
<div>Test yapılacak bölgelerde cilt hastalığı varlığı (dermatit, infeksiyon, vb.)</div>
</li>
</ul>
<p>Tanı konulup kişinin ne gibi alerjenlere tepki gösterdiği genel hatlarıyla anlaşıldıktan sonra hastaya alerjenden korunma-önlemler konusunda iyi bir eğitim verilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Çevresel alerjenlerin kontrolünde bazı ipuçları:</span></span></strong></p>
<ul>
<li>Ev temizliğinde, bahçe işlerinde, tahta yontma, torna vb. işçiliğinde, boya-badana sırasında mutlaka maske takalım.</li>
<li>Ev tozu akarından korunmak için nemli ortamdan uzak durmak, en azından yatak odasından halı, kilim ve benzeri toz tutucu eşyaları kaldırmak, odada peluş-tüylü oyuncak bulundurmamak, halı ve yerleri süpürmeden önce ıslak zemin temizliği yapmak ya da tozu suya çeken ve dışarıya vermeyen elektrikli süpürgelerden kullanmak önemli!</li>
<li>Klima ve ısıtıcıların hava filtrelerini sezon başında mutlaka değiştirtelim.</li>
<li>Polenlerin yoğun bulunduğu mevsimlerde camları ve kapıları açık bırakmayalım.</li>
<li>Ev içinde bitki ve diğer küf kaynaklarını bulundurmayalım.</li>
<li>Evinizde kedi, köpek, kuş gibi tüylü hayvanlar beslemeyin.</li>
<li>Kuş tüyü, kaz tüyü ve yün içeren yastık, yorgan ve kılıflarını, çarşaf ve battaniyeleri kullanmayalım. Bunun yerine pamuklu ve elyaf olanları tercih edebilirsiniz.</li>
<li>Yastık, yorgan, yatak ve minderleri plastik bariyerli iç kılıflarda tutalım.</li>
<li>Yeni alınan kıyafet, yastık vb. kılıflarını yıkamadan kullanmayın.</li>
<li>Antihistaminik ve dekonjestan ilaçları gerektiği zaman ve önerilen süre kadar kullanalım.</li>
<li>İçiyorsak sigara vb. tütün maddelerini bırakalım.</li>
<li>Kış aylarında kuru ev ortamında aşırı sıcak (24 dereceden yüksek oda ısısı) ve sıcak buhar alerjik kişilerde ataklara yol açabileceği için soğuk buhar makineleri kullanılması önerilmektedir. Oda içine, kaloriferlere çamaşır yumuşatıcısı kullanılmış çamaşır asmayınız.</li>
</ul>
<p>Kaynak:</p>
<ol>
<li>American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</li>
<li>Alerji testleri- Doç. Dr. Emel Kurt, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Göğüs Hastalıkları-Alerji BD.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/alerji-nedir-nasil-tedavi-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİNÜZİTE HIZLICA BİR BAKIŞ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 19:42:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[endoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit ameliyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[   Sinüzit sık görülen bir hastalık mıdır? Dünyada 30 milyonun üzerinde insan her yıl en az 1 kez sinüzit atağı geçirmektedir. Son yüzyılda sinüzit sıklığındaki artışın nedeni muhtemelen artan hava kirliliği ve mikropların antibiyotiklere direnç artışına bağlıdır. Sinüzit nedir? Sinüs denen boşlukları kaplayan solunum yolu mukozasının inflamasyonudur. Akut sinüzit kısa süreli bir gidişatı olan, antibiyotik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p> <strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit sık görülen bir hastalık mıdır?</span></strong></p>
<p>Dünyada 30 milyonun üzerinde insan her yıl en az 1 kez sinüzit atağı geçirmektedir. Son yüzyılda sinüzit sıklığındaki artışın nedeni muhtemelen artan hava kirliliği ve mikropların antibiyotiklere direnç artışına bağlıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit nedir?</span></strong></p>
<p>Sinüs denen boşlukları kaplayan solunum yolu mukozasının inflamasyonudur. Akut sinüzit kısa süreli bir gidişatı olan, antibiyotik tedavisine genellikle iyi yanıt veren bir durumdur. Kronik sinüzit ise en az 4 tekrarlayıcı akut sinüzit atağı geçiren kişilerde görülen, tıbbi veya cerrahi tedavi gerektiren bir durumdur.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Akut sinüzitin bulguları nelerdir?</span></strong></p>
<p>Yüzde ağrı-basınç hissi, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, koku alma bozukluğu, çocuklarda sık olarak görülen öksürüktür. Ek olarak bazen ateş, ağız kokusu, halsizlik, dişlere vuran ağrı da olabilir. Akut sinüzit 4 hafta veya daha uzun sürebilir. Burun akıntısı koyu, yeşil-sarı renkli olabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Akut sinüzit nasıl tedavi edilir?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>Tedavisinde en az 14 günlük antibiyoterapi gerekir. Burun ya da oral yoldan uygulanan dekonjestanların da tedaviye eklenmesi gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Kronik sinüzitin bulguları nelerdir?</strong><br />
</span>Kronik sinüzit hastalarında en az 12 hafta süreyle yüzde ağrı-basınç hissi, yüzde dolgunluk, burun tıkanıklığı ve dolgunluğu, koyu sarı-yeşil renkli burun veya geniz akıntısı, nadiren de ateştir. Baş ağrısı, ağız kokusu ve halsizlik de eklenebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüs ağrısını azaltmak için ben ne yapabilirim?</span></strong></p>
<p>Ilık nemli hava, sinüs konjesyonunu azaltabilmektedir. Bu nedenle buğu veya buhar uygulamasından fayda görebilirsiniz. Yüze uygulanabilecek ılık kompresler de ağrıyı azaltabilir. Tuzlu su ile burun yıkama nazal pasajları açarak rahatlama sağlayabilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Burun tıkanıklığını açıcı spreyler (Otrivine, İliadine, Burnil vb.) ne kadar etkilidir?</strong><br />
</span>Bu ilaçların burun tıkanıklığını giderici etkisi olmakla birlikte uzun süreli kullanımda şikayetleri arttırabilir, bu nedenle 5 günden uzun kullanılmaması gerekir. Bu süreden sonra tuzlu su spreyleri kullanılabilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Akut veya kronik sinüzit tedavisinde en uygun tedavi nasıl belirlenir?</strong><br />
</span>Doktorunuz tarafından ayrıntılı anamnez ve muayene sonrasında elde edilen verilere göre tedaviniz belirlenecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tanısı için ne gibi tetkikler gerekebilir?</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Burun ve geniz endoskopisi, grafiler, alerji testleri, burun akıntısından kültür, sinüs tomografisi istenebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;">N<strong>azal endoskopi nedir?</strong><br />
</span>Endoskop bir kanalın ya da derin bir boşluğun muayenesinde kullanılan özel bir fiberoptik alettir. KBB&#8217;de burun ve sinüs drenaj bölgelerinin muayenesinde kullanılır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Neden KBB hekimi nazal endoskopi yapar?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>KBB hekimi, nazal endoskopi yoluyla, özellikle kronik sinüzitte tekrarlayıcı sinüzite yol açan polip oluşumu, koyu burun akıntısı gibi bulguları arar. </p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tedavisi sırasında hayatımda nelere dikkat etmeliyim?<br />
</span></strong>Sigara kullanıyorsanız, sinüzit tedavisi sırasında kullanmamanız, hatta sigaralı ortamlara bile girmemeniz yararınıza olacaktır. Özel bir diyet önerilmez, ancak koyu salgıyı yumuşatmak adına bol sıvı tüketilmesi ve burnun tuzlu sularla sık sık yıkanması gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Ne zaman sinüs cerrahisi gerekir?</strong> </span></p>
<p>Burun tarafından oluşturulan ve mukus olarak adlandırılan salgı, sinüs ağızlarında kayganlaştırıcı etkiye sahiptir. Alerji veya enfeksiyona bağlı inflamasyon sinüs ağızlarını daraltarak, mukus hareketini bloke etmektedir. Bu durumu çözmede antibiyotiklerin yetersiz olduğu noktada cerrahi müdahaleye geçilmektedir.  </p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Cerrahi müdahale nasıl uygulanır?</span></strong></p>
<p>Lokal veya genel anestezi altında uygulanan bu cerrahide sinüs ağızlarındaki darlıklar giderilir, varsa polipler alınır, sinüs içinde biriken salgılar temizlenir. Ağrılı bir işlem değildir, günümüzde bazı özel durumlar dışında artık tampon bile konulmamaktadır. Kişi 4 gün içinde normal aktivitelerine geri dönebilir. Tam iyileşme 4 haftayı bulur, onun için bu dönemde hastanın haftada bir görülmesi gerekir.<strong><span style="color: #ff9900;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tedavi edilmediğinde nelerle karşılaşılabilir?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>Kişide geçmeyen baş ağrıları, devamlı geniz akıntısı ve buna bağlı boğaz temizleme, gıcıklanma ve öksürük, burunda tıkanıklık, koku almada güçlük, devamlı burnu temizleme ihtiyacı gibi sonuçları olabilir. Nadiren menenjit, beyin apsesi, sinüs üstü kemikte iltihaplanma da görülebilir.</p>
<p> *Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SPOR VEYA OYUN ESNASINDA GELİŞEBİLECEK YÜZ TRAVMALARINA YAKLAŞIM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/spor-veya-oyun-esnasinda-gelisebilecek-yuz-travmalarina-yaklasim/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/spor-veya-oyun-esnasinda-gelisebilecek-yuz-travmalarina-yaklasim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 11:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[burun kırığı]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[morarma]]></category>
		<category><![CDATA[ses kısıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[sıyrık]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[ Oyun parklarında salıncakta sallanma, kaydıraktan kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir. Bu gibi durumlarda ilk olarak neler yapılması gerektiğini pek çoğumuz tam anlamıyla bilmiyoruz. Bu yazıda ilk müdahale üzerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"></a> Oyun parklarında salıncakta sallanma, kaydıraktan kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir. Bu gibi durumlarda ilk olarak neler yapılması gerektiğini pek çoğumuz tam anlamıyla bilmiyoruz. Bu yazıda ilk müdahale üzerinde özellikle duracağım.</p>
<p>Herhangi bir yaralanma durumunda elinizde (mümkünse acil çantasında) ne gibi malzemelerin olması gerekir?</p>
<ul>
<li>Steril tamponlar</li>
<li>Makas</li>
<li>Buz veya ulaşmak mümkünse buz torbası</li>
<li>Bant</li>
<li>Steril bandajlar</li>
<li>Hidrojen peroksit veya Batticon (tendürdiyot)</li>
<li>Burun damlası</li>
<li>Antibiyotikli kremler</li>
</ul>
<p>Kişi düştüğünde, özellikle de başını çarpmışsa mutlaka kişiye adını, bulunduğu yeri bilip bilmediğini vb. sorup bilincinin yerinde olup olmadığını ve ayrıca nefes alıp verebilir halde olduğunu kontrol etmeniz gerekir.</p>
<p>Bilinçte bozulma, nefes almada güçlük ve morarma, yüzünde herhangi bir asimetri, göz kapaklarını açıp kapatamama, dudakta çarpılma (yüz felci?), bacaklarını oynatmada güçlük bulguları varsa acilen bir sağlık kuruluşuna transferi için 112 Acil&#8217;i aramak gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">ASLA KİŞİYİ OLDUĞU YERDEN KALDIRMAYA ÇALIŞMAYINIZ!!!</span> <span style="color: #ff0000;">Kafasını ve boynunu oynatacak şekilde başından örtüsünü, kaskını vb. almaya çalışmayınız! Kişiye su veya ağrı kesici vermeyiniz (belki acilen ameliyata alınması gerekebilir!). </span></p>
<p>Aktif kanama varsa, üzerinde temiz bir bezle bastırarak kanamayı azaltınız. Ancak kanama göz, göz kapağı veya kafatasındaki kırık bir kemiğin üzerinden geliyorsa baskı uygulamadan, temiz bir bezle sadece kanayan yeri kapatınız. Darbe alan bölgeye, ince bir tülbent ya da havluya sarılmış buz tatbik ediniz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;"> YÜZ KIRIKLARI:</span> </span></p>
<p>Top çarpması, iki kişinin çarpışması, yüzün sert bir cisme ya da zemine çarpması sonucu yüzün bir veya birkaç kemiğinde kırılmaya kadar varan travmalar karşımıza çıkabilir. Bu tür bir kırık olup olmadığını gösteren bazı bulgular vardır:</p>
<ul>
<li>Göz etrafında morarma-şişlik</li>
<li>Yüzde, yanaklarda ya da dudaklarda uyuşukluk</li>
<li>Çift görme ya da bulanık görme</li>
<li>Diş diziliminde bozulma ya da ağzı kapatmada güçlük</li>
<li>Burun dış görünüşünde değişiklik (çökme ya da sağa-sola kayma)</li>
</ul>
<p> Yüze darbe alındığında hemen buz uygulanmalı ve baş oturur pozisyonda yüksek tutulmalıdır. Yukarıda belirtilen bulguların varlığında hemen bir doktora başvurulmalıdır.</p>
<p> <span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">MORARMA:</span> </span></p>
<p>Kontüzyon da denen morarmanın nedeni, deri altında kan birikmesidir. Moraran yeri mümkünse kalp hizasından yüksekte tutmak (örneğin burun sırtında morarma varsa kişi oturur pozisyonda tutulmalıdır.), moraran yere basınç uygulamak ve ilk 48 saat her saat başı 20 dakika kadar ince bir beze sarılmış buz/buz torbası uygulamak (buz direkt ciltle temas etmemeli!) oluşacak olan renk değişikliğinin daha az belirgin ve daha kısa süre sürmesini kolaylaştırıcı yöntemlerdir. Tüm bu önlemlere rağmen mordan kırmızıya, sonra kahverengiye ve giderek yeşilden sarıya doğru bir renk skalası şeklinde morarma 1-2 hafta içinde yavaş yavaş ortadan kaybolacaktır.</p>
<p> <span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">KESİK VE SIYRIKLAR:</span></span></span></p>
<p>Kesik ve sıyrığa bağlı dışa kanama varlığında, yara yerinin üzerine temiz bir bezle/tamponla en az 5 dakika bastırmak (ara ara bezi kaldırıp kanama durmuş mu diye bakmadan!!!) kanamayı durdurabilir. Kanama buna rağmen durmuyorsa hemen bir hastanenin acil servisine başvurmak gerekir.</p>
<p>Sıyrıklarda, saha , kum, cam parçası vb. yara içine girip enfeksiyon yaratabilecek yabancı cisimleri uzaklaştırmak amacıyla iyice sabunlanıp yıkanmalıdır. Ardından oksijen ya da batticon sürülüp, yara yeri kabuklanana kadar antibiyotikli krem sıkılmış bir gazlı bezle kapatılmalıdır.</p>
<p>Derin kesilerde dikiş atılması gerekebilir. İlk birkaç günden sonra doktorunuz aksini belirtmedikçe dikişlerin üzerini kapatmak gerekmeyebilir. Ancak vücudun kıyafet altında kalan kısımlarında var olan dikişlerin sürtünmeye bağlı irrite olmaması için dikişlerin üzeri temiz bir gazlı bezle kapatılabilir. Yara yeri etrafında aylarca süren hissizlik olabilir. Yaranın tam olarak iyileşmesi 6 ay-1 yıl alacağı için bu sürede olabildiğince güneş koruyucu kremlerle yarayı kapatıp izin en az kalması sağlanabilir. Yara yerinde özellikle 6. haftadan sonra aşırı kabarma ve kızarıklık ortaya çıkması, &#8220;keloid&#8221; adı verilen kötü yara iyileşmesinin başladığının belirtisi olabilir, bu durumda mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.</p>
<p><span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">BURUN TRAVMASI:</span></span></span></p>
<p>Burun, yüzün en çıkıntılı organı olması nedeniyle en çok darbe alan bölgelerinden biridir. Burnu sert bir cisme çarpma durumunda ilk yapılması gereken, etrafına gazlı bez ya da ince bir mendil sarılmış buz kalıbı ya da buz torbasını en az 20 dakika burun sırtı ve gözlerin üstüne denk gelecek şekilde tutmak ve bunu her saat başı 48 saat süresince devam ettirmektir. Ayrıca 1 hafta süreyle baş 45 derece yukarıda olacak şekilde yüksek yatılmalıdır. Burun tıkanıklığı, burun kanaması, burnun şeklinde bozulma ya da burun sırtında kesikler olması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Burun tıkanıklığı, genellikle kişinin başlangıçta fark etmediği, zamanla ortaya çıkan bir formda ise burun orta bölmesi kıkırdaklarında kırılma ve mukoza altına kan birikmesi sonucu &#8220;septal hematom&#8221; denilen bir olay gelişiyor demektir. Bu durumda, kişinin hemen bir KBB hekimine başvurması gerekir, çünkü o bölgede biriken kan, kıkırdakların beslenmesini bozup zamanla kıkırdakta erimeye, kapalı ortamda üreyen dirençli mikroplara bağlı ciddi hastalıklara (sepsis vb.) ve burun yapısında bozulmaya yol açabilir.</p>
<ul>
<li>
<div style="padding-left: 30px;"> <span style="color: #ff6600;">Burunda kanama:</span></div>
</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;">Burunda travmadan tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan tutun kan sulandırıcı ilaç kullanımına kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Burun kanaması durumunda ilk<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/nosebleed2.jpg"></a> yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını Otrivine, İliadine vb. dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır. </p>
<p style="padding-left: 30px;">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li>
<div style="padding-left: 30px;"><span style="color: #ff6600;">Burun kırığı:</span></div>
</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;">Burun şeklinde bozulma, burun sırtında morarma ve gözlere doğru yayılan morluk durumunda burun kırığı akla gelmeli ve hemen bir KBB uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz muayene ve gerekirse röntgen sonrası, kırık saptaması durumunda kişinin yaşı, ek hastalıkları, deformite olup olmaması, kırığın tipine göre kırığı düzeltip düzeltmemeye karar verecektir. İdeali ilk gün, kişi geç başvurduysa en geç 7 gün içinde düzeltilmesidir.</p>
<p> <span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">BOYUN YARALANMALARI:</span></span></span></p>
<p>İster hafif, ister ağır olsun, tüm boyun ön ve yan kısım yaralanmalarında kişinin bir KBB hekimi tarafından da muayene edilmesi gerekir, çünkü büyük damarların yanısıra ses tellerine giden sinirler, tiroid, yemek borusu ve üst solunum yolunu oluşturan kıkırdaklardaki zedelenme hemen tanı konulup tedavi edilmesi gereken durumlardır. Kişide ses kısıklığı olması, boyunda şişlik ve nefes almada zorluk olması aciliyet göstergeleridir.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/spor-veya-oyun-esnasinda-gelisebilecek-yuz-travmalarina-yaklasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KBB HASTALIKLARI VE TAMAMLAYICI-ALTERNATİF TIP YÖNTEMLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/10/kbb-hastaliklari-ve-tamamlayici-alternatif-tip-yontemleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/10/kbb-hastaliklari-ve-tamamlayici-alternatif-tip-yontemleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 13:47:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[acı dülek]]></category>
		<category><![CDATA[acı kavun]]></category>
		<category><![CDATA[akupunktur]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif tıp]]></category>
		<category><![CDATA[altınbaş otu]]></category>
		<category><![CDATA[aromaterapi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[efedra]]></category>
		<category><![CDATA[ekinezya]]></category>
		<category><![CDATA[gingko]]></category>
		<category><![CDATA[ginseng]]></category>
		<category><![CDATA[glukozamin]]></category>
		<category><![CDATA[homeopati]]></category>
		<category><![CDATA[kapsaisin]]></category>
		<category><![CDATA[kava]]></category>
		<category><![CDATA[kondroitin]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mumu]]></category>
		<category><![CDATA[meryemana dikeni]]></category>
		<category><![CDATA[oscillococcinum]]></category>
		<category><![CDATA[sarımsak]]></category>
		<category><![CDATA[şifalı bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[tai chi]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlayıcı tıp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=369</guid>
		<description><![CDATA[ Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Ulusal Merkezi (The National Center for Complementary and Alternative Medicine-CAM), Ulusal Sağlık Enstitü&#8217;sünün (NIH) bir dalıdır ve tamamlayıcı ve alternatif tıbbı 4 temel kategoriye ayırarak tanımlamaktadır: Biyolojik tabanlı ürünler: Şifalı bitkiler ve vitaminler Enerji tıbbı: Akupunktur, çigong Zihin-vücut tıbbı: Meditasyon ve yoga Manipülatif ve vücut tabanlı alıştırmalar: Masaj ve şiropraktik  Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"> <span style="color: #ff9900;">Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Ulusal Merkezi (The National Center for Complementary and Alternative Medicine-CAM),</span> Ulusal Sağlık Enstitü&#8217;sünün (NIH) bir dalıdır ve tamamlayıcı ve alternatif tıbbı 4 temel kategoriye ayırarak tanımlamaktadır:</p>
<ol type="1">
<li>Biyolojik tabanlı ürünler: Şifalı bitkiler ve vitaminler</li>
<li>Enerji tıbbı: Akupunktur, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87igong" target="_blank">çigong </a></li>
<li>Zihin-vücut tıbbı: Meditasyon ve yoga</li>
<li>Manipülatif ve vücut tabanlı alıştırmalar: Masaj ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Chiropractors" target="_blank">şiropraktik</a></li>
</ol>
<p> Bu yüzyılın son yarısından beri tamamlayıcı alternatif tıbba (CAM) olan ilgi giderek artmaktadır.  Örneğin Amerika&#8217;da erişkinlerin %36&#8242;sının son 12 ay içinde çeşitli nedenlerle herhangi bir CAM yöntemini kullandığı saptanmıştır. 2002 yılında yapılan bir araştırmada doğal ürünler, derin nefes egzersizleri, meditasyon ve şiropraktik yöntemlerinin en sık seçilen CAM türleri olduğu saptanmıştır. Yine aynı çalışmada % 55&#8242;inin bu yöntemleri konvansiyonel tedavilere tamamlayıcı olarak seçtikleri, %27&#8242;sinin ise konvansiyonel tedavinin işe yaradığına inanmadıkları için sadece bu yöntemleri tercih ettikleri ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları alanında tamamlayıcı ve alternatif tıp kullanımının en çok bilinen şekli <span style="color: #ff0000;">&#8220;kulak mumları&#8221;</span>dır, bu yöntemi 3000 yıl önce Kızılderililerin Hopi kabilesinin uyguladığı ve ziyarete gelen Avrupalılara bu tekniği öğrettikleri düşünülmektedir. Bu tedavi şeklinde, içi boş tüp şeklinde bir mumun ucu yakılıp, yanmayan ucu dış kulak kanalına yerleştirilmektedir. Bu sayede bir vakum etkisi yaratılarak kulak kiri ve diğer birikintilerin dışarı atılacağı sanılmaktadır. Ayrıca sinüzit ağrılarını azalttığı, zihni berraklaştırdığı, dış kulak yolu iltihabı ya da diğer kulak iltihaplarını iyileştirdiği, koku-tat alma ve renk algısını arttırdığı, çınlama ve baş dönmesini tedavi ettiğine inanılmaktadır.</p>
<p>2004 yılında yapılan bir bilimsel çalışmada Seely ve arkadaşları kulak mumunu yaktıktan sonra dış kulak basıncını ölçmüşler ve tabii ki bırakın vakum etkisini herhangi bir basınç bile saptamamışlardır. Mumun orta kısmında görülen maddelerin spektrometrik incelemesinde ise biriken materyalin mumun kendi yağı olduğu, kulak kiri olmadığı saptanmıştır.</p>
<p>Kulak mumlarının pek çok komplikasyonları görülebilmektedir. Amerika&#8217;da 1996 yılında 122 KBB uzmanına uygulanan bir ankette 1/3&#8242;ünden fazlası hastalarının kulak mumu kullandıklarını tespit etmiştir.  Uzmanların %10&#8242;u bu mumun yarattığı komplikasyonları yaşamış kişileri tedavi etmiştir. Bu komplikasyonlar kulak kepçesi ve dış kulak yolunda yanıklar, dış kulak yolunun mumla tıkanması, dış kulak yolu iltihabı ve hatta kulak zarında delinmedir.  Bu nedenle kulak mumu kullanımı kesinlikle engellenmelidir.</p>
<p>Ginkgo, <span style="color: #ff0000;">Ginkgo biloba</span> yapraklarından elde edilen bir ekstre olup 5000 yıldır Çin&#8217;de tıbbi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Avrupa&#8217;da ve ülkemizde lisanslı bir ilaç olarak kullanılmakta olan Ginkgo biloba, flavanoid ve terpenoid denen bazı özel maddeler içermektedir. Kısmen de olsa vücutta kan akımını arttırıcı ve deri beslenmesini düzenleyici olduğu düşünülmektedir. Bu etkisi nedeniyle periferik damar hastalıklarında tercih edilmektedir. Yapılan hayvan deneylerinde terpenoid maddesinin pıhtılaşmayı sağlayan mekanizmayı engelleyerek beyinde pıhtı oluşumuna bağlı hasar oluşumunu önlediği saptanmıştır.  İnme gibi beyin hastalıklarında da bazı tedavi edici etkileri olduğu iddia edilmektedir.  Yine laboratuar ortamında yapılan hücre çalışmalarında salınan serbest radikallerin hücreleri zedelemesini engellemektedir. Bilinen en tipik yan etkisi mide bulantısı ve pıhtılaşmayı önleyici ilaç kullananlarda bu etkiyi arttırmasına bağlı kanamalardır. Bilimsel yayınlarda Ginkgo&#8217;nun çınlama tedavisinde çok küçük bir olumlu etkisi olduğu görülmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Akupunktur,</span> M.Ö. 200&#8242;den beri uygulanan geleneksel Çin tıbbi yöntemidir. Bu yöntemde vücudun belli noktalarına yerleştirilen akupunktur iğnelerinin sistemik homeostazı düzenlediğine inanılmaktadır. Batı toplumlarında genellikle ağrı gidermede kullanılmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda <a href="http://www.seciltotan.com/?p=12" target="_blank">çınlamayı</a> gidermede fazla etkisi olmadığı saptanmıştır.   </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Tai Chi</span>, Çin savunma sanatından kaynaklanan bir egzersiz şeklidir. Ortalama olarak 30 dk sürer, bazı özel hareketlerin setler halinde artarda yapılması ile gerçekleştirilir. Standart bir sette 108 hareket bulunmaktadır. Bunlardan &#8220;Tekerlek Çevirme&#8221; yöntemi , biz KBB hekimlerinin denge egzersizi olarak hastalara önerdiğimiz egzersizlere çok benzemektedir. Hain ve arkadaşları 8 hafta boyunca haftada 1 saat Tai Chi egzersizi yapan 22 dengesizlik şikayetli hastanın objektif ve subjektif ölçümlerle şikayetlerinde belirgin azalma olduğunu saptamışlardır.    </p>
<p>Baş-boyun kanseri olan hastaların en sık kulland<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/tai-chi2x.jpg"></a>ığı CAM yöntemi (%50) şifalı bitkilerdir. Özellikle geniz kanseri veya nüks kanser hastaları tarafından seçilmektedir. En sık seçilme nedeni ise kanser tedavisi sırasında ortaya çıkan şikayetlerin giderilmesidir. (örneğin bulantıyı gidermede zencefil kullanılması gibi)</p>
<p style="text-align: left;">Kemoterapiye bağlı kusmaların giderilmesinde akupunktur uygulamasının etkisi geçen sene yapılan bir bilimsel çalışma ile incelenmiştir. Araştırmacılar, bulantı kesici ilaç+akupunktur kullanan grupla sadece akupunktur kullanan grubu karşılaştırmışlar ve akupunktur uygulanan kişilerde akut kusmaların sayısında azalma saptamışlardır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Aromaterapi masajı</span>, özellikle İngiltere&#8217;de, kanser tedavisi gören hastaların hayat standartlarını artırmaya yardımcı tekniklerden en çok seçilenidir. Endişenin kısa süreli de olsa giderilmesi ve psikolojik destek anlamında faydası görülmüştür. Buna karşılık depresyon, bulantı ve kusmayı giderici herhangi bir etkisi saptanmamıştır.</p>
<p>Şifalı bitkilerin kullanımı bazen kanser ilaçlarının emilimini, metabolizmasını ve vücuttan atılımını etkileyebilmektedir. Ginkgo ve ginseng içeren bitkilerin bu işlemi geciktirdiği, St. John&#8217;s Wort ve kavanın ise kanser ilaçlarıyla birlikte kullanıldığında karaciğere zarar verebileceği belirtilmektedir. Özellikle siklofosfamid, taxane ve vinka alkaloidleri içeren ilaçlarla şifalı bitkilerin beraber alınmaması gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Homeopati</span>yi savunanlar kişiyi aynı şikayetleri başlatacak maddelerle  iyileştirme sanatı olarak adlandırmakta, karşıtları ise kişideki rahatlamayı kendi kendine bırakılsa da gerçekleşecek bir kader olayı olarak değerlendirmektedirler.  Bir seri ekstrenin alkol bazlı bir solüsyonda seyreltilip bir kaptan diğerine aktarılıp tekrar seyreltilmesi şeklinde 200 kere tekrarlanan bir işlemdir. Sonuç olarak elde edilen solüsyonda, o kadar çok seyreltmeden sonra ekstrenin tek bir molekülü bile kalmamaktadır. İşin ilginç yanı FDA&#8217;in (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) 1990 yılında raf ilacı (over-the-counter) olan homeopatik ilaçların bir kısmını reçetelenecek ürünler sıfatına sokmasıdır. O zaman akla gelen ilk soru &#8220;Elde edilen son solüsyonda ilk maddenin nerdeyse olmamasına rağmen bu ilaçlar nasıl etki etmektedir?&#8221; Alerjik rinitte (saman nezlesi) homeopatik ilaçların burundan geçen hava miktarını arttırarak şikayetleri azalttığı saptanmıştır. </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Oscillococcinum</span>, grip tedavisinde kullanılan patentli bir homeopatik ilaçtır. Özellikle İngiltere, Fransa ve Almanya&#8217;da çok popüler olup grip tedavisinde mucize ilaç olarak lanse edilmektedir. Yabani ördek karaciğer ve kalp dokusundan elde edilip üretilmektedir. 2004 yılında Vickers ve Smith tarafından 3000 bireyde yapılan kontrollü randomize çalışmada oscillococcinum&#8217;un grip şikayetlerini herhangi bir şekilde azaltmadığı saptanmıştır. Ancak ilacın hastalık süresini ortalama 0.28 gün azalttığı görüldü. Sonuç olarak, yapılan pek çok bilimsel çalışmanın ortak sonucu homeopatinin <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Plasebo" target="_blank">plasebo</a> etkili olduğudur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kapsaisin</span> nezlenin tedavisinde kullanılan ve acı biberin içinde bulunan bir maddedir. Burun içine uygulanan kapsaisin, P maddesi ve kalsitonin adı verilen maddelerin salınımını tetiklemektedir. Sinir uçlarını duyarsızlaştırarak alerjik olmayan nezlelerde akıntı vb. şikayetleri azaltmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Acı kavun (acı dülek) </span>Özellikle ülkemizde sinüzit hastalarının çok fazla kullandıkları bir maddedir.  Hastalar bu bitkinin suyunu burunlarına sıktıklarında başlangıçta burun salgıları artmakta ve sinüs içindeki iltihap boşalmaktadır, bu bitkinin bu etkisi yadsınamaz. Ancak oldukça alerjik olan bu bitkinin burun mukozasında yaptığı harabiyete bağlı geri dönüşsüz zararları görülmüştür.  (müzmin sinüzit, burun tıkanıklığında artış, burun içinde ya da sinüs ağzında yapışıklıklar vb.)</p>
<p>Yapılan bir bilimsel çalışmada cerrahi geçiren hastaların %22&#8242;sinin CAM kullandıkları saptanmıştır.  Bu çalışmaya dahil edilen hastaların %51&#8242;i vitamin kullanmaktaydı. Özellikle 40-60 yaş arası bayanlarda vitamin kullanımı oldukça fazladır. Şifalı bitkiler içeren bu vitaminlerde en sık görülen maddeler ekinezya, Ginkgo, St. John&#8217;s Wort, sarımsak ve ginsengdir. Özellikle de estetik cerrahi geçiren hastalar, cerrahi öncesi bu ilaçları kullanmaktaydılar. En sık tercih edilen ilk 10 maddeyi sondan başa doğru şöyle sıralarsak:</p>
<p>10.<span style="color: #ff0000;"> Sarımsak:</span> Enfeksiyon, tansiyon ve kanseri önlemede <span style="color: #ff0000;">(<span style="text-decoration: underline;">ancak pıhtılaşma mekanizmasını bozduğu için ameliyata 1 hafta kala kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>9. <span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">Kava:</span></span> Anksiyolitik ve kas gevşetici <span style="color: #ff0000;">(<span style="text-decoration: underline;">ancak anestezi ilaçlarının sakinleştirici etkisini arttırabileceği için ameliyattan 5 gün önce kesilmesi gerekir.) </span></span></p>
<p>8.<span style="color: #ff0000;"> Ginseng:</span> Antioksidan etki ve yemek sonrası şekeri düşürmede kullanılmaktadır. <span style="color: #ff0000;">(<span style="text-decoration: underline;">ancak pıhtılaşma mekanizmasını bozduğu için ameliyata 1 hafta kala kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>7. <span style="color: #ff0000;">Meryemana dikeni:</span> Anti-enflamatuar olarak (şişlik giderici)</p>
<p>6. <span style="color: #ff0000;">Altınbaş otu:</span>  Anti-enflamatuar olarak (şişlik giderici)</p>
<p>5. <span style="color: #ff0000;">Ginkgo biloba:</span> Demans, damar hastalığı, astım ve çınlama için<span style="color: #ff0000;"> (<span style="text-decoration: underline;">pıhtılaşmayı bozduğu için ameliyattan 36 saat önce kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>4. <span style="color: #ff0000;">Glukozamin:</span> Artrit için</p>
<p>3. <span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">Ekinezya</span>:</span> <a href="http://www.seciltotan.com/?p=20" target="_blank">Nezle ve enfeksiyonda </a><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">(ancak 8 haftadan uzun kullanıldığında bağışıklık sistemini baskılamakta ve yara iyileşmesinde gecikme ve fırsatçı enfeksiyonlara yol açmaktadır!!!) </span></span></p>
<p>2. <span style="color: #ff0000;">Efedra:</span> Enerji yükleme ve kilo kaybı için <span style="color: #ff0000;">(<span style="text-decoration: underline;">2004 yılında FDA  efedra içeren ilaçların çarpıntı, kalp spazmı,uykusuzluk ve titreme yan etkileri nedeniyle Amerika&#8217;da kullanımını yasaklamıştır.</span>)</span></p>
<p>1.<span style="color: #ff9900;"> <span style="color: #ff0000;">Kondroitin:</span></span> Artrit için</p>
<p>Konuyu özetlersek, biz hekimler tamamlayıcı alternatif tıbbı uygulamak isteyen ya da uygulayan hastalarımıza öncelikle ispatlanmış konvansiyonel tıbbi tedavileri önermeli, tam olarak etkisi ispatlanamamış ve muhtemel yan etkileri olan bu yöntemlerin her zaman doğal ama güvenli olmadığı konusunda onları bilgilendirmeli ve uygulamak istedikleri yöntemi konvansiyonel tedaviye olumsuz etkisi olmayanlardan ve bünyesine zarar verme potansiyeli olmayanlardan seçmelerini öğütlemeliyiz. Bunun yanı sıra anneannelerimizin ıhlamurunu, nane-limonunu, zencefilli-tarçınlı çayını küçümsememeli, tamamlayıcı alternatif tıp yöntemlerinin gelişimini ve yeniliklerini takip ederek bu konuda hastalara bilgi verebilecek kadar kendimizi eğitmeliyiz.</p>
<p>KAYNAK: Complementary and Alternative Medicine in Otolaryngology-Tang Ho , M.D.- April 27,2006- BCM Otolaryngology Grand Rounds </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/10/kbb-hastaliklari-ve-tamamlayici-alternatif-tip-yontemleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK KİRİ NASIL TEMİZLENMELİ?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/10/kulak-kiri-buson/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/10/kulak-kiri-buson/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 15:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[buşon]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri nasıl temizlenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[pamuklu çubuk]]></category>
		<category><![CDATA[q-tips]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[Hani çoğumuz banyodan çıkar çıkmaz kulak temizleme çubuklarına (Q-tips-kütips) saldırırız ya! Bunların nasıl icat edildiğini biliyor musunuz ?   Q-tips, Polonya asıllı bir Amerikalı olan Leo Gerstenzang tarafından 1920&#8242;de icat edilmiş. Leo&#8217;nun güzel ve titiz karısı her banyodan sonra bebeğinin kulaklarını kürdana sardığı ufak bir pamuk parçasıyla temizlermiş, fakat en büyük problem kürdanın kırılıp veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Hani çoğumuz banyodan çıkar çıkmaz kulak temizleme çubuklarına (Q-tips-kütips) saldırırız ya! Bunların nasıl icat edildiğini biliyor musunuz ?</p>
<p> </p>
<p>Q-tips, Polonya asıllı bir Amerikalı olan Leo Gerstenzang tarafından 1920&#8242;de icat edilmiş. Leo&#8217;nun güzel ve titiz karısı her banyodan sonra bebeğinin kulaklarını kürdana sardığı ufak bir pamuk parçasıyla temizlermiş, fakat en büyük problem kürdanın kırılıp veya pamuğun çıkıp kulak içinde kalmasıymış. </p>
<p>Hele hele bir gün annenin yanlış bir hareketi sonucu bebeğin kulağında zedelenme ve kanama olunca, Leo daha az riskli bir temizleyici yaratmayı aklına koymuş. Derken bildiğimiz pamuklu çubuğu bulmuş. İcat ettiği bu nesneye de İngilizce deki Quality (Kalite) kelimesinin baş harfini koyarak &#8220;Q-tips&#8221; (Kaliteli Uçlar) adını vermiş. Gel gelelim, Leo Bey böyle bir icatla iyi mi yapmış, kötü mü, biraz bunu tartışalım.</p>
<p>Önce halk arasında<span style="color: #ff0000;"> </span><strong><span style="color: #ff0000;">“kulak kiri”</span> </strong>olarak bilinen salgının ne olduğundan bahsetmek gerekir. Kulak üç kısımdan oluşur: Deriyle kaplı olan ve yağ bezleri içeren dış kulak yolu, işitmemizde önemli bir basamağı oluşturan çekiç, örs, üzengi kemikçiklerini içeren orta kulak ve sesin algılanıp beyne elektrik sinyalleri olarak iletilmesini sağlayan salyangozun yer aldığı iç kulak. Dış kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha iç kısımlarına gitmesini önleyen bir tabaka oluşturan faydalı bir salgıdır; asla çoğumuzun sandığı gibi utanılacak, pis, iğrenç bir materyal değildir. Serümen veya wax (mum) da denilen kulak kirinin içeriği ve miktarı kişiden kişiye değişir.</p>
<p>Genellikle iki tip kulak kiri vardır: Islak ve kuru. Kuru tip genellikle Asya kıtasında yaşayanlarda görülmekteyken, ıslak (yani yağ oranı fazla) tip ise özellikle Batı Avrupa&#8217;dakilere özgüdür. Kulak kirinin az üretilmesi enfeksiyon riskini artırır, fazla üretilmesi de tıkaç oluşumu ve buna bağlı işitme kaybı, tıkaç arkasında biriken materyalin enfekte olması gibi riskler taşır. Normalde kulak kiri, dış kulak yolu derisinde yer alan kıllar tarafından içeriden dışarıya doğru taşınarak vücut dışına atılır. Ancak dış kulak yolu doğuştan dar olan veya geçirilen herhangi bir kaza veya ameliyat sonrasında daralmış olan kişilerde bu işlem yavaşlar.</p>
<p>Q-tips vb. cisimlerle kulak temizleme alışkanlığı olanlarda ise bu mekanizma bozulup kiri dışarı yönlendiremez ve tıkaç oluşumuna yol açar. Tıkaç oluştuğunda işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama, yabancı cisim hissi ve bizlere en sık başvurma nedeni olan yüzme veya banyo sonrası kulakta tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. KBB doktorlarının hastalarına söyledikleri ünlü bir söz vardır: <strong><span style="color: #ff0000;">&#8220;Kulağınıza dirseğinizden daha küçük bir şeyi asla sokmayınız!&#8221; </span></strong></p>
<p>Her gün poliklinik ve muayenehanelerimizde Q-tips, saç tokası, örgü şişi, tığ, araba anahtarı veya kendi icat ettikleri herhangi bir cisimle (bir keresinde İzmir&#8217;de çalıştığım üniversite hastanesi polikliniğinde kocaman bir çivinin baş kısmını biraz değiştirerek bu amaçla kullanan bir hastayla karşılaşmıştım!) kulak kirlerini temizlediklerini ifade eden fazla titiz (!) hastalarla karşılaşmaktayız. Bizler de bu kişilerin kiri içeri itip biriktirerek tıkaç oluşumuna yol açtıklarını, dış kulak yolu derisini yırtıp kanattıklarını görmekte; bu yırtık bölgesinden giren bakteri ve mantarların yarattığı, çok şiddetli ağrıya yol açan dış kulak yolu enfeksiyonlarını, temizleme işlemi sırasında  fazla çaba sonucu veya kazayla birisinin çarpmasına bağlı oluşan kulak zarı yırtıklarını ve bunun yol açtığı kronik orta kulak enfeksiyonlarını tedavi etmekteyiz. Bilimsel makalelerde kuru kulak kiri tipine sahip Japon halkının, bizimkinden farklı olan pamuksuz ve ucu ufak bir kaşık gibi olan çubuklarla kulak kirlerini temizlemeye çalışırken çok sık olarak kulak zarını yırtmakla kalmayıp, çekiç- örs-üzengi kemikçiklerini de kırıp dışarı çıkardıklarını (!) okumaktayız.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak nasıl temizlenmeli? </span></strong></p>
<p>Peki öyleyse kulağımızı nasıl temizleyeceğiz diye sorabilirsiniz. Kulak kiri, kulağı korumakla görevli normal bir salgı olarak kabul edilmeli ve temizleme görevi, bunu kendi kendine yapabilen kulağa bırakılmalıdır. Tozlu ortamlarda çalışanlar kulak tıpaları kullanarak, dış kulak yoluna toz kaçmasını önleyip kulağın işini hafifletebilirler. Üzerine deri döküntüleri, toz ve partiküller yapışmış olan kir, zamanla dışarı atılacak, siz de dış kulak yolu girişine gelen bu materyali havlu kenarı veya işaret parmağınızla doladığınız bir parça pamukla oradan alabileceksiniz. Eğer kulak zarınızın yırtık veya delik olmadığından eminseniz, haftada bir kez banyo öncesi birkaç damla gliserin veya bebe yağını kulağınıza damlatmak da uygulanabilecek metotlardan biridir. Sonrasında o kulak üstte olacak şekilde bir süre yan yatıp, ardından altına havlu koyarak diğer tarafa yatarsanız, yumuşayan kulak kirinizin kendiliğinden dışarı aktığını göreceksiniz.</p>
<p>Başka bir metot ise 6 ay-l yıllık aralarla düzenli olarak bir Kulak-Burun-Boğaz doktoruna başvurarak kulaklarınızı temizletmektir. Halk arasında yanlış bir inanış vardır, &#8220;Kulak bir kez temizlendi mi, alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir&#8221;, diye. Oysa sık sık kulak temizletenlere sorulsa, mutlaka hepsi Q-tips vb. kullanan ve tıkaç oluşumuna kendileri yol açan kişilerdir. <strong>Yani kulak temizletmek bir alışkanlığa yol açmaz, tam tersi yanlış bir alışkanlık sık kulak temizletme ihtiyacını doğurur!</strong> Özellikle pamuklu çubukla kulak temizleme sonrası ya da deniz/havuz/banyo sonrası işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama, kulakta tıkanıklık şikayetleriniz ortaya çıktıysa, bir kulak tıkacınız olma ihtimali yüksektir. Q-tips vb. cisimlerle daha fazla uğraşarak bunu çıkarmaya asla çalışmamalı, temiz (!) olacağım diye kulağınıza zarar verebileceğinizi unutmamalı ve en kısa sürede bir bilene başvurmalısınız. Evet şimdi düşünürsek, sizce Leo Bey iyi bir şey mi icat etmiş, yoksa kötü bir şey mi?</p>
<address><span style="color: #ff0000;">* Bu yazı bizzat Dr. Seçil Totan tarafından hazırlanmış olup 2002 yılında Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi&#8217;nde yayınlanmıştır. Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></address>
<p lang="tr-TR">
<p style="text-align: center;"> </p>
<div><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"><span style="color: #339966;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"><span style="color: #339966;"> </span></span> </div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/10/kulak-kiri-buson/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAĞIM DEVAMLI KAŞINIYOR !!!</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulagim-devamli-kasiniyor/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulagim-devamli-kasiniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 14:18:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak damlası]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kaşıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[kuru kulak]]></category>
		<category><![CDATA[otitis eksterna]]></category>
		<category><![CDATA[psöriasis]]></category>
		<category><![CDATA[seboreik dermatit]]></category>
		<category><![CDATA[sedef hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[Deriden oluşan dış kulak kanalı sinirden zengin, bu nedenle de oldukça hassas bir yapıdır. Normalde üzeri &#8220;kulak kiri&#8221; olarak adlandırılan özel bir salgı ile kaplıdır. Kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Deriden oluşan dış kulak kanalı sinirden zengin, bu nedenle de oldukça hassas bir yapıdır. Normalde üzeri <a href="http://www.seciltotan.com/?p=15" target="_blank">&#8220;kulak kiri&#8221; </a>olarak adlandırılan özel bir salgı ile kaplıdır. Kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha iç kısımlarına gitmesini önleyen bir tabaka oluşturan faydalı bir salgıdır. Serümen veya wax (mum) da denilen kulak kirinin içeriği ve miktarı kişiden kişiye değişir.Bazı kişilerin kulak kiri üretimi azalmıştır <span style="color: #339966;">(kuru kulak!)</span> (ailesel olarak ya da pamuklu çubukla kulağı devamlı temizleme, az su içme vb. nedenlerden dolayı), bu da kulağın kendi kendini temizleme mekanizmasını bozarak asiditesini değiştirir ve kişide kulak kaşıntısına yol açar. Yine aynı nedenle dışarı atılamayan toz, tüy, kıl gibi materyaller de kaşıntı yapar.</p>
<p> </p>
<p>İşitme cihazı kullanmakta olan bazı kişilerde dış kulak yolu kalıbına ya da cilasına alerjik reaksiyon olarak kulak kaşıntısı oluşabilir. Anti-alerjik materyalden yapılanların seçilmesi çözüm olabilir. Ayrıca kalıbın ittirmesi ile dış kulak yolunda kir birikimi de kaşıntıyı tetikleyebilmektedir. Bu nedenle 6 ayda bir kulakların muayene edilmesi, gerekirse kirlerin temizlenmesi gerekir.</p>
<p>Alerjik dermatit, psöriyazis (sedef hastalığı), egzema, seboreik dermatit gibi dış kulak yolu derisinin pul pul dökülüp birikmesine yol açan bazı cilt hastalıkları da kulakta kaşıntı yaratabilmektedir. Tedavisi hastalığın özgün tedavisi iledir. Kortizonlu kulak damlaları ya da kremleri şikayetleri azaltabilir. Alerji yaratabilecek ajanlardan (havuz kloru, <a href="http://www.seciltotan.com/?p=19" target="_blank">immitasyon küpe kullanımı</a>, saç spreyi, kulak arkasına parfüm sıkılması, vb.) mümkün olduğunca uzak durulması gerekir.</p>
<p>Bazen de kişi stres altında, sinirli iken vücut pek çok doku ve organdan uyarı verebileceği gibi kulak kaşıntısı şeklinde reaksiyon da gösterebilir. Bu durumda tek yapılması gereken kişinin sinirle kulağına travma yaratıcı yabancı cisimler (kalem kapağı, şiş, tığ, araba anahtarı vb.) sokup kaşımamasıdır. Yoksa <a href="http://www.seciltotan.com/?p=15" target="_blank">otitis externa (dış kulak yolu iltihabı) ve mantar</a> gelişebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Tedavi:</span> </strong></p>
<p>Genel prensip kulağın pamuklu çubuk vb. ile temizlenmemesi, abdest alırken ya da banyolarda kulak içine su verilmemesi, kulak içinin sabun-şampuan ile yıkanmaması, kulak girişlerinin kolonya ya da alkolle silinmemesidir.</p>
<p>Kuru kulağı olan kişilerin her gün ya da gün aşırı kulaklarına 1-2 damla bebe yağı ya da zeytinyağı damlatması faydalı olabilir.</p>
<pre>*http://www.deafnessresearch.org.uk/Itchy%20ears+1896.twl</pre>
<pre>**http://www.dizziness-and-balance.com/disorders/symptoms/</pre>
<pre>dry%20ears.htm, Timothy C. Hain, MD, Most recent</pre>
<pre>update: June 10, 2003.</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulagim-devamli-kasiniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK TÜPÜ NEDİR, NEDEN TAKILIR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulak-tupu-nedir-neden-takilir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulak-tupu-nedir-neden-takilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 16:02:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[kulak tüpü]]></category>
		<category><![CDATA[sekretuar otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[ventilasyon tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[ Sekretuar otitis media (veya diğer adıyla kronik effüzyonlu otitis media), genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında, yani orta kulakta sıvı toplanmasıdır. Bu durum, başta orta kulak iltihabı olmak üzere, kulakla burun arasında yer alıp orta kulağın havalanmasını sağlayan öztaki tüpünün çalışma mekanizmasını bozan basınç travması, geniz eti vb. kitleler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Georgia;"> </span><span style="color: #339966;">Sekretuar otitis media</span> (veya diğer adıyla kronik effüzyonlu otitis media), genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında, yani orta kulakta sıvı toplanmasıdır. Bu durum, başta orta kulak iltihabı olmak üzere, kulakla burun arasında yer alıp orta kulağın havalanmasını sağlayan öztaki tüpünün çalışma mekanizmasını bozan basınç travması, geniz eti vb. kitleler, allerji ve vücut bağışıklık sistemindeki bozukluklardan da kaynaklanabilir.</p>
<p>Orta kulak iltihabının iyileşmesinden sonra biriken sıvının %50’si 4 hafta içinde, %80’i ise 8 hafta içinde kaybolmaktadır. Ancak orta kulak iltihabı iyileşip üstünden 3 ay geçmesine rağmen sıvı birikimi devam etmekteyse bunun ileri tedavisi gerekmektedir. Bu durum öztaki tüpü fonksiyonlarını uzun süreli olarak bozan diğer hastalıklar için de geçerlidir. Tanı yapılan kulak muayenesi ve gerekirse doktorunuzun isteyeceği işitme testleri (tonal odiyometri ve timpanometri) ile konur.</p>
<p>Tıbbi tedaviye rağmen düzelmeyen ve işitme kaybına yol açan sekretuar otitis media’da seçilen tedavi yöntemi kulak zarına tüp yerleştirilmesidir. Amacı öztaki borusunun koruyuculuk ve drenaj fonksiyonlarını geri kazandırmak üzere orta kulağa iki yönlü hava giriş çıkışını sağlamak, oksijenlenmeyi arttırarak orta kulaktaki hücrelerin yenilenmelerini sağlamaktır. </p>
<p>Ventilasyon tüpü olarak adlandırılan bu kulak tüpleri silikon, polietilen, teflon ya da altından yapılan, çapları 1-1.5 mm olan, makara gibi iki ucunda deliği olan özel tüplerdir. Özel aletlerle tutulup bir ucu orta kulağa, diğer ucu dış kulak yoluna bakacak şekilde kulak zarına yerleştirilir.</p>
<p>Ventilasyon tüplerinin kalış süreleri 2 ay ile 2 sene arasında değişmektedir. Sıklıkla 6. ayda dış kulak yoluna atılmaktadırlar. Bu dış kulak yoluna atılan tüpler özel aletlerle poliklinik şartlarında dışarı çıkarılabilmektedir. Yeterli orta kulak iyileşmesi sağlandıktan sonra atılmayan tüpler, yabancı cisim reaksiyonu yapıp enfeksiyon ve et oluşumuna yol açmaması için özel aletlerle yerinden alınmaktadır.</p>
<div><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Ventilasyon tüpü takılması ameliyatının riskleri nelerdir?</span></span></div>
<p>Sekretuar otitis media tedavisinde ventilasyon tüpü takılması ile tedavinin tamamlandığı düşünülmemelidir. Bu tüplerin takibi en az takılması kadar önemlidir.</p>
<ul>
<li>Bu ameliyat genellikle pek ağrılı değildir. Sadece lokal anestezi yapılan bölgelerde ilk gün hafif ağrı olabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kulak zarına tüp takılması ameliyatı sırasında ve sonrasında ilk 1 hafta kulaktan kan veya kanlı sıvı gelmesi sık görülen bir durumdur, zamanla azalmaktadır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Özellikle tüp düşene kadar ve kulak zarı iyileşip tamamen kapanana kadar kulağa su kaçmasından şiddetle kaçınılmalıdır. Bu duruma dikkat edilmediğinde orta kulakta iltihaplanma ve buna bağlı bir akıntı gelişebilmektedir. Bu akıntı genellikle tıbbi tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Nadiren tüpün erken çıkarılması gerekebilmektedir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Tüpün ağzı kulak kiri veya deri döküntüleri ile tıkanabilmektedir. Bu nedenle tüp takıldıktan sonraki 1. hafta ve sonrasında ayda bir kontrolü gerekir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Tüp etrafında et (granülasyon dokusu) oluşumu nadiren de olsa görülebilmektedir. Bu durumda verilecek kulak damlalarıyla tedavi edilmeye çalışılmakta, başarılı olunamadığı taktirde tüpün çıkarılıp etlerin yakılması (gümüş nitrat koterizasyonu) gerekebilmektedir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Tüp kendiliğinden düştüğünde veya alındığında kulak zarında oluşan tüpe ait delik çok büyük olasılıkla kendiliğinden iyileşecektir. 30 hastadan 1’inde, nadiren tüpe ait delik kendiliğinden iyileşmemekte ve deliği onarmak için ek cerrahi girişimler gerekebilmektedir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Eğer tüp erken düşer veya istenmeyen sebeple erken alınması gerekirse ileride tekrar yerleştirilmesi gerekebilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Nadiren orta ve iç kulakta gelişen ek başka problemler nedeni ile işitme kaybında düzelme olmayabilir. Bu durumda işitme testleri ve gerekirse bilgisayarlı tomografi gibi ileri inceleme yöntemleriyle problemin nereden kaynaklandığı saptanıp buna yönelik çözümler aranabilir.</li>
</ul>
<p><em> </em><em><span style="font-size: x-small; font-family: Georgia;"> </span></em></p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında Türk Kulak Burun Boğaz ve  Baş Boyun Cerrahisi Vakfı’na ait web sitesindeki &#8220;Hasta Bilgilendirme&#8221; metninden yararlanılmıştır.</p>
<p><span style="font-family: Georgia;"> </span></p>
<div><em> </em></div>
<div><em> </em></div>
<p><em> </em></p>
<p><script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\' type=\\\\'text/javascript\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/kulak-tupu-nedir-neden-takilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK VE SİGARA</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/cocuk-ve-sigara/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/cocuk-ve-sigara/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 00:56:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve sigara]]></category>
		<category><![CDATA[ETS]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte sigara]]></category>
		<category><![CDATA[pasif sigara içiciliği]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigara ve KBB hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[sigaranın çocuklara etkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Pasif sigara içiciliği, yanan bir sigaradan tüten duman ile sigara içenin dışarıya üflediği dumanın kombinasyonuyla karşımıza çıkar.    Pasif sigara içiciliği ya da diğer adıyla Çevresel Sigara İçiciliği&#8217;nde (Environmental Tobacco Smoke -ETS) kişinin bulunduğu hava kirlidir ve ayrıca sigara partikülleri mobilya, perde, kıyafetler, masa örtüsü gibi yerlere sinerek yerleşmiştir. Pek çok kişi bu durumdan gözlerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff0000;">Pasif sigara içiciliği</span>, yanan bir sigaradan tüten duman ile sigara içenin dışarıya üflediği dumanın kombinasyonuyla karşımıza çıkar.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: left;"> Pasif sigara içiciliği ya da diğer adıyla Çevresel Sigara İçiciliği&#8217;nde (Environmental Tobacco Smoke -ETS) kişinin bulunduğu hava kirlidir ve ayrıca sigara partikülleri mobilya, perde, kıyafetler, masa örtüsü gibi yerlere sinerek yerleşmiştir. Pek çok kişi bu durumdan gözlerinde yanma, burun tıkanıklığı vb. nedeniyle rahatsız olmaktadır. Halbuki en önemlisi bu durumun ciddi sağlık tehdidi oluşturmasıdır. Sigara dumanına bu şekilde maruz kalma halinde, yaklaşık 4000 farklı kimyasalla temas ve bunlardan en az 43&#8242;ünün kanser oluşturma potansiyeline de maruz kalınmış olunur.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #339966;"><strong>ETS&#8217;ye maruz kalma sıklığı nedir? </strong></span></p>
<p>Dünyada kadınların yüzde 10-12&#8242;si, erkeklerin ise yüzde 47-52&#8242;si sigara içmektedir. Türkiye&#8217;de sigara içme oranı ise kadınlarda yüzde 24, erkeklerde yüzde 63 ile dünya ortalamasının oldukça üzerinde maalesef.</p>
<p>Amerika&#8217;da erişkinlerin %26&#8242;sının sigara içtiği ve 5 yaş altı çocukların %50-67&#8242;sinin evde en az 1 sigara içen ebeveynle yaşadıkları saptanmıştır.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif sigara içiciliği açısından risk altındaki bireyler kimlerdir?</strong></span></p>
<p>ETS herkes için oldukça tehlikeli olsa da, özellikle anne karnındaki bebekler, yenidoğanlar ile küçük çocuklar çok daha fazla risk altındadır. Bunun nedeni ETS&#8217;nin gelişmekte olan organları (akciğer, beyin vb.) zedeleyebilme yeteneğidir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif sigara içiciliğinin etkileri:</strong></span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Anne karnındaki bebek ve yenidoğanlarda:</span></strong> Hamile bir kadın sigara içtiğinde plasenta ile bebek arasındaki kan akımında değişiklikler oluşmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda hamilelik sırasında sigara kullanımının yarık damak-dudak riskini arttırdığı saptanmıştır.<strong> </strong> Sigara içen annelerin süt üretimi azalmakta ve bebekleri düşük ağırlıklı olmaktadır. Ayrıca annenin sigara kullanımının, özellikle doğumdan sonraki ilk 1 ay ile 1 yıl arası dönemde bebeklerde ani ölümlere yol açabildiği bildirilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Akciğerler ve solunum yolları: </span></strong>ETS&#8217;ye maruz kalma, çocuklarda tüm yaş gruplarında  akciğer kapasitesini azaltmakta ve  akciğer fonksiyonlarını bozmaktadır. Çocuklarda görülen astım krizlerinin sıklığı ve şiddetini arttırmaktadır. Pasif sigara içiciliği sinüzit, rinit, kistik fibrosis ile geçmeyen öksürük ve geniz akıntısıyla giden kronik solunum yolları hastalıklarına yol açabilmektedir. Ayrıca çocukların nezle-gribe yakalanma ve farenjit olma sıklığını da arttırmaktadır. 2 yaş altındaki çocuklarda, ETS&#8217;ye maruz kalma bronşit ve zatüree olma riskini arttırmaktadır. Ne yazık ki 1992 yılında yapılan bir bilimsel çalışmada ETS&#8217;nin her yıl 18 aylıktan küçük çocuklarda  150,000-300,000  kez arasında alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açtığı saptanmıştır. Bu hastalık yüzünden 15.000 kere hastaneye yatırılarak tedavi gerekmiştir. Günde yarım paket veya daha fazla sigara kullanan ebeveynlerin çocuklarında solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastaneye  yatırılma riski iki katına çıkmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kulaklar:</span> </strong>ETS&#8217;ye maruz kalma, orta kulak iltihabına yakalanma riskini ve bunun süresini arttırmaktadır. Solunum yoluyla giren sigara dumanı ve içindeki zararlı maddeler öztaki tüpünü irrite etmekte, tüpün ağzı şişip orta kulağın havalanmasını bozmakta ve bu da kulakta sıvı birikimi ve sonrasında orta kulak iltihabına yol açmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Beyin:</span></strong> Hamileliğinde sigara kullanan annelerin çocuklarında hiperaktivite vb. pek çok davranış bozukluğu saptanmıştır. Bu çocuklarda okul başarısında ve  entelektüel beceride azalma da görülmüştür.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif Sigara İçiciliği Kansere Yol Açar!</strong></span></p>
<p>ETS&#8217; nin pek çok potansiyel zararından haberdar olabilirsiniz ama ETS&#8217;nin dış ortamdaki kanser yapıcı hava kirliliğinden 100 kat daha fazla kanser riski yarattığını biliyor muydunuz? ETS&#8217;nin her yıl sigara içmeyen 3000&#8242;den fazla kişide akciğer kanserinden ölüme yol açtığının farkında mısınız? Bu rakamlar çocuğunuzun yanında sigara içmekten sizi alıkoyacak kadar korkutucu değil mi?</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif Sigara İçiciliğini Önlemek İçin Ne Yapmalısınız?</strong></span></p>
<ol>
<li>İçiyorsanız sigarayı bırakınız!</li>
<li>Siz değil de ev sakinleri sigara içiyorsa, bırakmalarını söyleyiniz. Bu mümkün değilse veya ziyaretçileriniz geldiğinde sigara içiliyorsa evin dışında balkonda vb. içmeleri konusunda ısrar ediniz.  <span style="color: #ff0000;">&#8220;Çocuğun odasında içilmiyor&#8221;, &#8220;Çocuk gelince odayı havalandırıyoruz&#8221;, &#8220;Sadece mutfakta içiliyor&#8221; gibi cümlelerle kendinizi kandırmayınız, ne kadar havalandırılsa da, ortamdaki materyallere sinen zararlı partikülleri uzaklaştıramazsınız!</span></li>
<li>Arabada sigara içmeyiniz/içirmeyiniz. </li>
<li>Çocuğunuzun okulda/kreşte ve serviste sigaraya maruz kalmadığına emin olunuz.</li>
</ol>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head</p>
<p>and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden</p>
<p>yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/cocuk-ve-sigara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAŞDÖNMESİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/basdonmesi-sss/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/basdonmesi-sss/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 17:39:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[apley manevrası]]></category>
		<category><![CDATA[araba tutması]]></category>
		<category><![CDATA[başdönmesi manevraları]]></category>
		<category><![CDATA[başdönmesi ve diyet]]></category>
		<category><![CDATA[başdönmesi ve kahve]]></category>
		<category><![CDATA[başdönmesi ve tuz]]></category>
		<category><![CDATA[başın dönüp eşyaların dönmemesi]]></category>
		<category><![CDATA[bulantı]]></category>
		<category><![CDATA[dengesizlik]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kristalleri]]></category>
		<category><![CDATA[kulak taşları]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[yatarken yoğun başdönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[yürürken sersemlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[Dizziness başdönmesi mi demektir?  Kafada boşluk ve sersemlik hissi var, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş gibi olma var,  etrafta-eşyalarda  dönme yok ise bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken başdönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir başdönmesi değildir. Vertigoda yani başdönmesinde ise hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Dizziness başdönmesi mi demektir? 
<p></strong></span></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"><em>Kafada boşluk ve sersemlik hissi var, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş gibi olma var,  etrafta-eşyalarda  dönme yok ise bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken başdönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir başdönmesi değildir. Vertigoda yani başdönmesinde ise hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, bazen bu duruma bulantı, kusma, dengesizlik, hatta düşme de eklenmektedir.</em> </span></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Hangi hastalıklar vertigo veya dizziness&#8217;a yol açar? </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Dolaşım bozukluğu: </strong>Beyninize giden kan miktarı yetersiz kaldığında kafanız boş gibi hissedersiniz. Bunu en çok yatarken hızla ayağa kalktığımızda yaşarız hepimiz. Ancak yüksek tansiyon, şeker hastalığı veya kolesterol yüksekliği olan hastalarda görülen ateroskleroz (damar sertliği) ya da kalp yetmezliği ya da kansızlık gibi bazı kronik dolaşım bozukluklarında bu durum sık sık yaşanabilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Bazı ilaçlar, nikotin ve kafein de beyne giden kan miktarını azaltmaktadır. Stres, endişe ve gerginliğe bağlı damarlarda spazm oluşması da aynı etkiye sahiptir. Fazla tuzlu beslenmek kan dolaşımını zayıflatır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">İç kulağa giden kan miktarında azalma olduğunda, kan akımındaki en ufak değişikliklere çok hassas olan bu organ çabucak etkilenmekte ve vertigo tablosu karşımıza çıkabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Travma:</strong> Temporal kemik adı verilen iç ve orta kulağın içinde yer aldığı kemikte herhangi bir kırık oluşturan bir travmada bulantı, kusma ve işitme kaybı ile giden şiddetli birvertigo görülebilmektedir. Ancak zamanla sağlam kulağın sinyal verme görevini üstlenmesi ile vertigo yerini birkaç hafta içinde düzelebilen dizziness&#8217;a bırakacaktır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Enfeksiyon:</strong> Nezle gribe yol açan virüsler iç kulağı ve beyne giden sinirleri tuttuğunda şiddetli bir baş dönmesi karşımıza çıkabilmektedir, bu durumda genelikle işitme pek etkilenmez. Ancak mastoidit yapan şiddetli birbakteriyel enfeksiyonda iç kulağın duyma ve denge fonksiyonu tamamen zedelenebilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Alerji:</strong> Bazı kişilerde alerjik olduğu yiyecek ya da inhale partiküle (toz, küf, polen, hayvan tüyü) maruz kalma sonrasında alerjik reaksiyonların dolaşımda yaptığı değişikliklere bağlı dizziness ortaya çıkabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>Nörolojik hastalıklar:</strong> Multipl skleroz, sifiliz, tümörler vb. denge sistemini etkileyebilen nadir hastalıklardandır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong>İç kulak hastalıkları:</strong> Meniere Hastalığı, Benign paroksismal pozisyonel vertigo vb. çeşitli iç kulak hastalıklarına bağlı pek çok vertigo nedeni bulunmaktadır. Tedavisi neden olan hastalığa göre değişmektedir.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Dizziness ve vertigo tanısı konduğunda neler yapılır?</strong></span></li>
</ul>
<div><span style="color: #000000;"> </span><em><span style="color: #000000;">Doktorunuz ayrıntılı bir anamnez (şikayet sorgulaması) ve otonörolojik muayene sonrasında varolan şikayetlerinizin dizziness mı vertigo mu olduğuna karar verir. Gerekirse işitme testi, ENG (elektronistagmografi-iç kulağın durumunu değerlendirmek üzere yapılan bazı özel başdönmesi testleri) bazı grafiler, bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) isteyebilir. Bazen kan tahlilleri veya kardiyolojik tetkikler gerekebilir. Sonrasında doktorunuz tanınızı koyup ona göre tedavinize başlayacaktır<strong>.</strong></span></em></div>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Dizziness ya da vertigo durumunda nelere dikkat etmeliyim?   </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Ani hareketlerden kaçınınız, özellikle yatar poziyondan dik pozisyona geçişte veya bir taraftan diğer tarafa dönüşte yavaş hareket edin ve kendinizi korumaya alın (etrafta tutunabileceğiniz bir şeyler olsun ama düştüğünüzde sizi yaralayabilecek şeyler de olmasın).</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Abartılı baş hareketlerinden kaçınız (yüksek bir yerden bir eşya almak, başı hızlı sallamak, hızlı döndürmek gibi).</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Kan dolaşımını azaltan nikotin, kafein ve tuzdan uzak durunuz.Stres, endişe vb. den mümkün olduğunca uzak kalınız ya da bunları azaltmaya yönelik destek alınız.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Aşırı aktiviteden kaçınınız. Kendinizi sersemlemiş gibi hissettiğinizde vey başınız dönerken araba kullanmayınız, merdiven çıkmayınız, spor yapmayınız.</span></em></p>
<ul>
<li> <span style="color: #ff0000;"><strong>Araba tutmasının mekanizması nedir? </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Dizziness, vertigo ve taşıt tutmasının üçü de denge sistemiyle ilişkili hastalıklardır. Bu sistem beynimize vücudun konumunu (nereye doğru hareket ettiği, dönüp dönmediği, yerinde durup durmadığı gibi) bildirmekle görevlidir. Bunu da, aşağıda saydığımız sinir sisteminin bazı kısımlarıyla ortak çalışarak gerçekleştirir.</span></em></p>
<ul>
<li><em><span style="color: #000000;">İç kulak-labirent sistemi: Dönme, öne-arkaya, yanlara, aşağı-yukarı hareketin algısını sağlar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Gözler: Vücudun uzaydaki konumunu (düz durma , amuda kalkma, sağa-sola yatma vb.) ve hareket yönünü gözetler.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Deri basınç alıcıları: Eklemlerde ve omurgadaki bu sistem, vücudun hangi parçasının aşağıya dönük ve yere değer pozisyonda olduğunu algılar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Kas ve eklen duysal alıcıları: Vücudun hangi kısmının hareket ettiğini algılar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Santral sinir sistemi (beyin ve omurilik): Diğer 4 sistemden gelen bilgileri işleyip buna yönelik hisleri oluşturur.</span></em></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Bu nedenle taşıt tutması ve dizziness semptomları, santral sinir sisteminin bu 4 sistemden çelişkili uyarılar alması sonucunda çıkar ortaya. Örneğin fırtınalı bir havada uçağınız türbülansa girdi diyelim, siz uçağın içinde bu türbülans hareketini gözlerinizle göremezsiniz, ancak iç kulağınız sarsıntıdan kaynaklanan bir bozukluk sinyali verir beyninize. Beyin birbiriyle uyuşmayan bu mesajları alınca da, vücutta ona göre bir tepki yaratır ve sizi taşıt tutabilir. Bir başka örnek, arabada arka koltukta oturmuş kitap okuyorsunuz. İç kulak ve deri alıcılarınız hareketi algılıyor ama gözleriniz sabit duran kitabı görüyor. Bu durumda da sizi taşıt tutabilir. Yine, kafa travması ya da geçirilen bir hastalığa bağlı bir iç kulak hastalığınız olduğunu varsayalım, hastalıklı kulağınız sağlam kulağınızla yanı sinyalleri gönderemediğinden, beyne giden çapraşık sinyaller sizde baş dönmesi, bulantı, kusma yaratabilir.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Araba tutmasını önlemek için ne yapabilirim</strong></span>?</li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Her zaman vücudunuz ve iç kulağınızın aynı hisleri algılamasını sağlayacak şekilde yolculuk yapınız. Örneğin arabada ön koltukta oturun ve uzaktaki manzaraya bakın. Gemide güverteye çıkıp ufka bakın. Uçakta pencere yanında oturun ve dışarıyı izleyin. Hareketin en az algılandığı kanat üstünde yer ayırtın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Yolculukta kitap okumayın, arkası yola dönük koltuklara oturmayın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Taşıt tutan bir başka yolcuyla bu konuda konuşmayın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Yolculuktan önce ya da sonra kuvvetli kokulardan ve yoğun baharatlı veya yağlı yiyeceklerden uzak durun.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Yolculuktan önce doktorunuzun tavsiye edeceği bir koruyucu ilaç kullanın.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;"><strong><span style="color: #ff0000;">1 hafta önce gece su içmeye kalkayım dedim, başım çok şiddetli döndü ve düştüm. O zamandan beri özellikle sağa yatınca çok şiddetli başım dönüyor, ayağa kalkamıyorum, biraz sonra geçiyor. Neyim var?</span></strong> </span></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"><em>Anlattıklarınıza bakılınca, gerçi muayene etme şansım olsa daha net bir şey söylerdim ama çok büyük ihtimalle BPPV geçiriyorsunuz. Benign (gidişatı iyi) Paroksismal (aniden başlayan) Pozisyonel (baş hareketleri ile tetiklenen) Vertigo (baş dönmesi) yani baş harfleriyle  &#8221;BPPV&#8221; erişkinlerde en sık başdönmesi nedeni olarak karşımıza çıkan ve en tipik bulgusu pozisyon değişikliği sonrasında oluşup 1-2 sn süren, etrafın fıldır fıldır döndüğü bir vertigo atağıdır.  Bu durum genellikle yataktan kalkma ya da  yatağa yatma anında, yatakta sağdan sola dönerken, yerden eğilip ya da yukarı uzanıp bir şey alma sırasında ortaya çıkar.  Kişi birden bu şekilde bir dönme yaşayınca korkar ve bir yerlere tutunma ihtiyacı hisseder. Bazen tutunamayıp düşebilir. Bulantı ve kusma da eklenebilir. Kişinin gözlerine dikkatli bakıldığında göz bebeklerinin bir tarafa doğru döner gibi hızlı hızlı hareket ettiği görülür(nistagmus).</em><br />
<em>BPPV&#8217;nin nedeni iç kulakta denge sağlayan organların içinde yer alan mikroskopik taşların/kristallerin (otokonya)  yerlerinden kopup iç kulak sıvısında serbest yüzmesi ve yarım daire kanallarının içine kaçmalarıdır. Yarım daire kanallarının görevi yatay, dikey ve çapraz düzlemdeki hareketleri algılayıp beyne sinyal göndermek ve bu sayede kişinin dengesini sağlamaktır. Yanlışlıkla bu kanalların içine giren bu taşların hareketi sanki kişi bu düzlemlerden birinde devamlı hare</em>ket <em>ediyormuş gibi bir yanlış algılamaya neden olur. Bu da baş dönmesi şikayetlerini açığa çıkarır. </em></span></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Tanı, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından detaylı bir anamnez alma sonrasında yapılacak ayrıntılı KBB muayenesi ve otonörolojik muayene ile ayırıcı tanılar ekarte edilerek konulur. &#8220;Dix-Hallpike&#8221; adı verilen muayenede kişi başı aşağı sarkacak şekilde yatağa yatırıldıktan sonra doktor tarafından çeşitli baş hareketleri yaptırılarak kristallerin yerinden oynayıp oynamadığı, oynadıysa hangi kulağın etkilendiği saptanır. </span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"> <strong>Pozisyonel başdönmesi tedavi edilebilir mi?</strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">BPPV tedavi edilmesi en kolay başdönmesi nedenlerinden biridir. Tipik tedavisi taşların eski yerine dönmesini sağlayan özel manevraların uygulanmasıdır (Apley, Modifiye Apley vb.)  Genellikle ilaç tedavisi eklenmesine gerek yoktur.  Manevra sonrasında kristallerin yerinden oynamaması için 3 gün kesin istirahat edilmeli, herhangi bir eğilip kalkma, yukarı uzanma yapılmamalı, baş ve vücut adeta bir robot gibi beraber hareket ettirilmeli, 1 hafta süreyle araç kullanılmamalı ve baş yüksek olacak şekilde (45 derece açı ile)  etkilenmeyen kulak üstüne yatılarak uyunmalıdır. Doktorunuz 1. hafta sonunda sizi kontrole çağırıp muayenenizi tekrarlayacak ve gerekirse tedavi edici manevrayı tekrar uygulayacaktır. Çoğu hastada şikayetlerin çoğu 1 haftada geçmekte, hafif dengesizlik ve sendeleme hissi ise 1 ay kadar sürmektedir. </span></em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Pozisyonel başdönmesi tekrarlar mı?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Yukarıda anlatılan önlemlere dikkat edilmesine rağmen tekrarlayan BPPV atakları olan kişilerde konjenital/akkiz anatomik problemler ya da </span></em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=45" target="_blank"><em><span style="color: #000000;">Meniere Hastalığı </span></em></a><em><span style="color: #000000;">akla gelmelidir.</span></em></p>
<ul>
<li> <strong><span style="color: #ff0000;">Meniere Hastalığı nedir?</span></strong></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"><em>Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek tutulma oranı eşittir.</em>  </span></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">1 yıldır neredeyse her ay çok şiddetli başdönmesi ataklarım oluyor. Önce sağ kulağım tıkanıyor, çınlıyor, ardından 1-2 gün sonra atak başlıyor. Başvurduğum bir doktor Meniere olduğumu söyledi. Bende bu hastalığın kesin olup olmadığı nasıl anlaşılır?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Ara ara tekrarlayan, rotasyonel vertigo (bkz. </span></em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=24#more-24" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #000000;">Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması</span></em></span></a><em><span style="color: #000000;">) yani etrafın döndüğü bir başdönmesi, işitme kaybı, çınlama ve etkilenen kulakta dolgunluk hissi Meniere Hastalığı için tipik şikayetlerdir.  Çınlama ve kulak dolgunluğu ataklardan hemen önce veya atak sırasında ortaya çıkıp atak sonrası ortadan kalkabilmekte ya da kalıcı olabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Hastalığın erken fazında özellikle pes frekanslarda orta derecede bir işitme kaybı görülebilmekte, ancak zamanla tüm frekansları tutan kalıcı bir işitme kaybı karşımıza çıkabilmektedir. Etkilenen kulakta yüksek seslerden rahatsız olma ve seslerde bozulma şikayeti karşımıza çıkabilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Tüm bu şikayetler içinde hastaların yaşam kalitesini en çok bozan başdönmesidir.  Bu dönme hissi 20 dakika ile 2 saat veya daha uzun süreli olabilir. Atak sırasında kişi evde ya da işte günlük aktivitelerini gerçekleştiremez.  Sonrasında birkaç saat süren uykululuk hali ve günlerce süren dengesizlik hissi olabilir. </span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Başvuracağınız bir Kulak Burun Boğaz uzmanı  öncelikle  size atakların sıklığı, süresi, şiddeti, karakteri, işitme kaybının süresi ve  değişken olup olmaması, çınlamanın olup olmadığı, bir ya da iki kulağı birden tutup tutmadığı ile ilgili ayrıntılı sorular soracaktır. Ayrıntılı kulak burun boğaz ve nörolojik muayenenizi yaptıktan sonra şu tetkikleri isteyebilir:</span></em></p>
<ul>
<li><em><span style="color: #000000;">İşitme testleri: Saf ses odyometrisi ile etkilenen kulakta sinirsel tipte bir kayıp, konuşmayı ayırt etme testiyle etkilenen kulakta bu yeteneğin kaybı saptanabilir.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Denge testleri: ENG (elektronistagmografi)  ile denge fonksiyonları değerlendirilebilir. Bu testte, birkaç değişik parametreye bakılmaktadır. Örneğin karanlık bir odada gözlerin yan taraflarına kayıt yapan elektrotlar yerleştirilip her iki kulak kanalına ılık ve soğuk su veya hava uygulanarak bu uyarıya bağlı göz hareketleri kaydedilip  analiz edilerek patolojinin orijini saptanabilir. Hastaların yaklaşık % 50&#8242;sinde etkilenen kulakta denge fonksiyonu azalmış olarak bulunur.  Ayrıca rotasyon testleri ve denge platformu da uygulanabilir.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;">Diğer testler:</span></em></li>
</ul>
<blockquote>
<blockquote><p><em><span style="color: #000000;">o Elektrokokleografi (ECoG) bazı Meniere hastalarında iç kulakta basınç artışını göstermede bize yardımcı olmaktadır.</span></em></p></blockquote>
</blockquote>
<blockquote>
<blockquote><p><em><span style="color: #000000;">o İşitsel beyin sapı yanıtları (BERA-ABR), yani işitme sinirleri ve beyine giden işitme yolaklarının bilgisayarlı incelemesi, beynin bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) ile incelenmesi tümörlerin ekarte edilebilmesi amaçlı istenebilecek diğer tetkiklerdir. Hem işitme hem de dengeyi etkileyen bu tür tümörler çok çok nadir görülürler ancak Meniere Hastalığı&#8217;nı taklit edebilirler.</span></em></p></blockquote>
</blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Meniere Hastalığı tedavi edilebilir mi?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Meniere Hastalığı&#8217;nın halen günümüzde nedeni tam bilinemediği için nedenine yönelik bir tedavisi maalesef bulunmamaktadır. Atak sıklığını azaltmaya yönelik bazı öneriler mevcuttur.  Bunların başında tuz kısıtlaması gelmektedir.  Ataklar sırasında diüretik (iç kulakta biriken fazla sıvıyı atmaya yönelik idrar söktürücü), başdönmesi ve bulantı hissini azaltıcı ilaçlar (jenerik adıyla Meklizin, Diazepam, Dimenhidrinat, Betahistidin)  kullanılabilir.</span></em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Meniere hastaları günlük yaşamlarında nelere  dikkat etmelidir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Tuz tüketimini kısıtlamaları (yemek yapılırken en fazla 1/2 çay kaşığı tuz konulacak, yenirken ekstra tuz konulmayacak, sodyum tuzlarının yerine potasyum tuzları seçilecek)</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Yoğun alkol, sigara ve aşırı stresten kaçınmaları</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Dengeli ve sağlıklı beslenmeleri</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Düzenli ve yeterli uyumaları</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Fiziksel aktivitelerini kısıtlamamaları gerekmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Eskiden kafein de kesinlikle yasaklanırdı, ancak vertigonun ortaya çıkmasına yol açan etken betyindeki denge merkezi ile kulak arasındaki bağlantıyı kopardığı ve bu bağlantı da uzun zamanda yeniden sağlandığı için, yapılan bilimsel çalışmalarda  günde 1 bardak kadar kahve içmenin bilakis bu olayı hızlandırdığı saptanmıştır. Ancak günlük kafein tüketiminin bunu geçmemesi gerekir.  </span></em></p>
<p><em><span style="color: #000000;">Baş dönmesi  atağının geleceğinin sinyalini veren işitme kaybı, çınlama, kulakta dolgunluk hissi vb. ortaya çıkmadan atak geçiren kişilerin meslek olarak şoförlük, pilotluk vb. yapmamaları gerekir.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Yıllardır Meniere hastasıyım. Çok sık atak geçirdiğim için ameliyat önerdiler. Bu ameliyat hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #000000;">Başdönmesi atakları çok sık ve kişinin günlük yaşantısını bozuyor ise bazı cerrahi yöntemler gündeme gelebilir.</span></em></p>
<ul type="disc">
<li><em><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">İntratimpanik tedavi:</span> Son dönemlerde yeni bir teknik olarak hem ofis şartlarında uygulanabilen hem de vertigo kontrolü en az kese ameliyatları kadar başarılı olan intratimpanik (kulak zarı arkasına) gentamisin/kortizon prosedürleri yapılmaktadır. Bu işlemlerde (özellikle gentamisin) her zaman, çok az da olsa işitmenin total olarak kaybedilme riski vardır. Bu ya kulak zarına doktorunuz tarafından özel bir tüp (ventilasyon tüpü)  takılıp hastanın düzenli olarak kulağına gentamisin/kortizon damlasını uygulaması suretiyle olur ya da doktorunuz  tarafından seanslar halinde kulak zarından iğne ile geçilip orta kulağa enjeksiyonlar yapılarak olur.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">Endolenfatik şant ya da dekompresyon ameliyatı:</span> İşitmeyi koruyucu, hastaların ½ ile 2/3&#8242;ünde atakların kontrol edilebildiği ancak hastaların tümünde kalıcı çözüm sağlayamayan bir ameliyattır.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">Selektif vestibüler nörektomi:</span> Bu işlemde denge siniri, iç kulaktan çıkıp beyne gittiği bölgede kesilmektedir. Çoğu hastada işitme korunmakta ve çoğu hastada ataklar ortadan kalkmaktadır.  </span></em></li>
<li><em><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">Labirentektomi ve 8. sinir kesileri:</span> Uygulanan kulakta işitme ve dengeyi tamamen ortadan kaldıran ameliyatlardır. Ancak o kulakta belirgin işitme kaybı olan hastalara uygulanmalıdır.  Başdönmesi ataklarını ortadan kaldırma başarısı en yüksek olan yöntemlerdir.  </span></em></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/basdonmesi-sss/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DİZZİNESS, VERTİGO ve TAŞIT TUTMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/dizziness-sersemlik-hissi-vertigo-bas-donmesi-ve-tasit-tutmasi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/dizziness-sersemlik-hissi-vertigo-bas-donmesi-ve-tasit-tutmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 09:48:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[apley manevrası]]></category>
		<category><![CDATA[benign paroksismal pozisyonel vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[denge sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness nedir]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[iç kulak]]></category>
		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sersemlik hissi]]></category>
		<category><![CDATA[taşıt tutması]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[ Her yıl ortalama 2 milyon insan sersemlik ya da baş dönmesi şikayetiyle doktorlara başvurmakta, özellikle uçak, otobüs, gemi vb. yolculuklarından sonra bu şikayetlerin ortaya çıktıklarını belirtmektedirler. Dizziness nedir?     Bazı kişiler kafasında boşluk ve sersemlik hissi, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş hissi gibi müphem şikayetlerle başvurmaktadır. Sorulduğunda etrafın ya da kendilerinin dönmediği, sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">Her yıl ortalama 2 milyon insan sersemlik ya da baş dönmesi şikayetiyle doktorlara başvurmakta, özellikle uçak, otobüs, gemi vb. yolculuklarından sonra bu şikayetlerin ortaya çıktıklarını belirtmektedirler. </span><strong><span style="color: #000000;">Dizziness nedir?</span></strong><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong></div>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong><span style="color: #000000;">Bazı kişiler kafasında boşluk ve sersemlik hissi, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş hissi gibi müphem şikayetlerle başvurmaktadır. Sorulduğunda etrafın ya da kendilerinin dönmediği, sadece dengelerini sağlamada zorlandıklarını ifade ederler. Bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken baş dönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir baş dönmesi değildir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Vertigo-Baş dönmesi nedir?</span></strong> </p>
<p><span style="color: #000000;">Vertigo terimi Latinceden çevrilirse &#8220;dönmek&#8221; kelimesinden gelmektedir. Bu durumda hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, bazen bu duruma bulantı, kusma, dengesizlik, hatta düşme de eklenmektedir.</span> </p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Taşıt tutması nedir?</span></strong> </p>
<p><span style="color: #000000;">Uçak, araba, gemi seyahati sırasında ve sonrasında ya da lunaparkta dönme dolap vb. hızlı dönme hareketi olan araçlara binme sırasında veya sonrasında karşımıza çıkan bu durum çoğunlukla geçicidir. Bu durumu sık yaşayan kişilerin yolculuk öncesi bazı koruyucu ilaçları alması önerilir. Bu konuya yazının sonunda değinilecektir.</span> </p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Denge sisteminin anatomisi:</span></strong> </p>
<p><span style="color: #000000;">Dizziness, vertigo ve taşıt tutmasının üçü de denge sistemiyle ilişkili hastalıklardır. Bu sistem beynimize vücudun konumunu (nereye doğru hareket ettiği, dönüp dönmediği, yerinde durup durmadığı gibi) bildirmekle görevlidir. Bunu da, aşağıda saydığımız sinir sisteminin bazı kısımlarıyla ortak çalışarak gerçekleştirir.</span> </p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;">İç kulak-labirent sistemi: Dönme, öne-arkaya, yanlara, aşağı-yukarı hareketin algısını sağlar.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Gözler: Vücudun uzaydaki konumunu (düz durma , amuda kalkma, sağa-sola yatma vb.) ve hareket yönünü gözetler.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Deri basınç alıcıları: Eklemlerde ve omurgadaki bu sistem, vücudun hangi parçasının aşağıya dönük ve yere değer pozisyonda olduğunu algılar.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Kas ve eklen duysal alıcıları: Vücudun hangi kısmının hareket ettiğini algılar.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Santral sinir sistemi (beyin ve omurilik): Diğer 4 sistemden gelen bilgileri işleyip buna yönelik hisleri oluşturur.</span></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;">Bu nedenle taşıt tutması ve dizziness semptomları, santral sinir sisteminin bu 4 sistemden çelişkili uyarılar alması sonucunda çıkar ortaya. Örneğin fırtınalı bir havada uçağınız türbülansa girdi diyelim, siz uçağın içinde bu türbülans hareketini gözlerinizle göremezsiniz, ancak iç kulağınız sarsıntıdan kaynaklanan bir bozukluk sinyali verir beyninize. Beyin birbiriyle uyuşmayan bu mesajları alınca da, vücutta ona göre bir tepki yaratır ve sizi taşıt tutabilir. Bir başka örnek, arabada arka koltukta oturmuş kitap okuyorsunuz. İç kulak ve deri alıcılarınız hareketi algılıyor ama gözleriniz sabit duran kitabı görüyor. Bu durumda da sizi taşıt tutabilir. Yine, kafa travması ya da geçirilen bir hastalığa bağlı bir iç kulak hastalığınız olduğunu varsayalım, hastalıklı kulağınız sağlam kulağınızla yanı sinyalleri gönderemediğinden, beyne giden çapraşık sinyaller sizde baş dönmesi, bulantı, kusma yaratabilir.</span> </p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Hangi hastalıklar vertigo veya dizziness&#8217;a yol açar? </span></strong> </p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><em>Dolaşım bozukluğu:</em> </strong>Beyninize giden kan miktarı yetersiz kaldığında kafanız boş gibi hissedersiniz. Bunu en çok yatarken hızla ayağa kalktığımızda yaşarız hepimiz. Ancak yüksek tansiyon, şeker hastalığı veya kolesterol yüksekliği olan hastalarda görülen ateroskleroz (damar sertliği) ya da kalp yetmezliği ya da kansızlık gibi bazı kronik dolaşım bozukluklarında bu durum sık sık yaşanabilir.</span> </p>
<p><span style="color: #000000;">Bazı ilaçlar, nikotin ve kafein de beyne giden kan miktarını azaltmaktadır. Stres, endişe ve gerginliğe bağlı damarlarda spazm oluşması da aynı etkiye sahiptir. Fazla tuzlu beslenmek kan dolaşımını zayıflatır.</span> </p>
<p><span style="color: #000000;">İç kulağa giden kan miktarında azalma olduğunda, kan akımındaki en ufak değişikliklere çok hassas olan bu organ çabucak etkilenmekte ve vertigo tablosu karşımıza çıkabilmektedir.</span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><em>Travma:</em></strong> Temporal kemik adı verilen iç ve orta kulağın içinde yer aldığı kemikte herhangi bir kırık oluşturan bir travmada bulantı, kusma ve işitme kaybı ile giden şiddetli birvertigo görülebilmektedir. Ancak zamanla sağlam kulağın sinyal verme görevini üstlenmesi ile vertigo yerini birkaç hafta içinde düzelebilen dizziness&#8217;a bırakacaktır.</span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><em><strong>Enfeksiyon:</strong></em> Nezle gribe yol açan virüsler iç kulağı ve beyne giden sinirleri tuttuğunda şiddetli bir baş dönmesi karşımıza çıkabilmektedir, bu durumda genelikle işitme pek etkilenmez. Ancak mastoidit yapan şiddetli birbakteriyel enfeksiyonda iç kulağın duyma ve denge fonksiyonu tamamen zedelenebilir.</span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><em><strong>Allerji:</strong></em> Bazı kişilerde alerjik olduğu yiyecek ya da inhale partiküle (toz, küf, polen, hayvan tüyü) maruz kalma sonrasında alerjik reaksiyonların dolaşımda yaptığı değişikliklere bağlı dizziness ortaya çıkabilmektedir.</span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><em><strong>Nörolojik hastalıklar:</strong></em> Multipl skleroz, sifiliz, tümörler vb. denge sistemini etkileyebilen nadir hastalıklardandır.</span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><em>İç kulak hastalıkları:</em></strong> Meniere Hastalığı, Benign paroksismal pozisyonel vertigo vb. çeşitli iç kulak hastalıklarına bağlı pek çok vertigo nedeni bulunmaktadır. Tedavisi neden olan hastalığa göre değişmektedir.</span> </p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Dizziness ve vertigo tanısı konduğunda neler yapılır?</span></strong> </p>
<p><span style="color: #000000;">Doktorunuz ayrıntılı bir anamnez (şikayet sorgulaması) ve otonörolojik muayene sonrasında varolan şikayetlerinizin dizziness mı vertigo mu olduğuna karar verir. Gerekirse işitme testi, ENG (elektronistagmografi-iç kulağın durumunu değerlendirmek üzere yapılan bazı özel başdönmesi testleri) bazı grafiler, bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) isteyebilir. Bazen kan tahlilleri veya kardiyolojik tetkikler gerekebilir. Sonrasında doktorunuz tanınızı koyup ona göre tedavinize başlayacaktır.</span> </p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Dizziness ya da vertigo durumunda nelere dikkat etmeliyim?   </span></strong> </p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;">Ani hareketlerden kaçınınız, özellikle yatar poziyondan dik pozisyona geçişte veya bir taraftan diğer tarafa dönüşte yavaş hareket edin ve kendinizi korumaya alın (etrafta tutunabileceğiniz bir şeyler olsun ama düştüğünüzde sizi yaralayabilecek şeyler de olmasın).</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Abartılı baş hareketlerinden kaçınız (yüksek bir yerden bir eşya almak, başı hızlı sallamak, hızlı döndürmek gibi).</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Kan dolaşımını azaltan nikotin, kafein ve tuzdan uzak durunuz.Stres, endişe vb. den mümkün olduğunca uzak kalınız ya da bunları azaltmaya yönelik destek alınız.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Aşırı aktiviteden kaçınınız. Kendinizi sersemlemiş gibi hissettiğinizde vey başınız dönerken araba kullanmayınız, merdiven çıkmayınız, spor yapmayınız.</span></li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #000000;">Taşıt tutmasını önlemek için ne yapabilirim?</span></strong> </p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #000000;">Her zaman vücudunuz ve iç kulağınızın aynı hisleri algılamasını sağlayacak şekilde yolculuk yapınız. Örneğin arabada ön koltukta oturun ve uzaktaki manzaraya bakın. Gemide güverteye çıkıp ufka bakın.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;">Uçakta pencere yanında oturun ve dışarıyı izleyin. Hareketin en az algılandığı kanat üstünde yer ayırtın.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong><strong><span style="color: #000000;">Yolculukta kitap okumayın, arkası yola dönük koltuklara oturmayın.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">Taşıt tutan bir başka yolcuyla bu konuda konuşmayın.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong><strong><span style="color: #000000;">Yolculuktan önce ya da sonra kuvvetli kokulardan ve yoğun baharatlı veya yağlı yiyeceklerden uzak durun.</span></strong></li>
<li><strong> </strong><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong><strong><span style="color: #000000;">Yolculuktan önce doktorunuzun tavsiye edeceği bir koruyucu ilaç kullanın.</span></strong></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"> </span> </p>
<p><span style="color: #000000;">*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\' type=\\\\\\'text/javascript\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/dizziness-sersemlik-hissi-vertigo-bas-donmesi-ve-tasit-tutmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MENİERE HASTALIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/meniere-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/meniere-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 12:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[baş dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[intratimpanik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ventilasyon tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[  Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek tutulma oranı eşittir.  </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Semptomları nelerdir?</span></span></p>
<p>Ara ara tekrarlayan, rotasyonel vertigo (bkz. <a href="http://www.seciltotan.com/?p=24#more-24" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması</span></a>) yani etrafın döndüğü bir baş dönmesi, işitme kaybı, çınlama ve etkilenen kulakta dolgunluk hissidir.  Çınlama ve kulak dolgunluğu ataklardan hemen önce veya atak sırasında ortaya çıkıp atak sonrası ortadan kalkabilmekte ya da kalıcı olabilmektedir.</p>
<p>Hastalığın erken fazında özellikle pes frekanslarda orta derecede bir işitme kaybı görülebilmekte, ancak zamanla tüm frekansları tutan kalıcı bir işitme kaybı karşımıza çıkabilmektedir. Etkilenen kulakta yüksek seslerden rahatsız olma ve seslerde bozulma şikayeti karşımıza çıkabilir.</p>
<p>Tüm bu şikayetler içinde hastaların yaşam kalitesini en çok bozan baş dönmesidir.  Bu dönme hissi 20 dakika ile 2 saat veya daha uzun süreli olabilir. Atak sırasında kişi evde ya da işte günlük aktivitelerini gerçekleştiremez.  Sonrasında birkaç saat süren uykululuk hali ve günlerce süren dengesizlik hissi olabilir. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Nasıl tanı konulur?</span></span></p>
<p>Bu konuda başvuracağınız kişi bir Kulak Burun Boğaz uzmanı  olmalıdır.  Doktorunuz öncelikle atakların sıklığı, süresi, şiddeti, karakteri, işitme kaybının süresi ve  değişken olup olmaması, çınlamanın olup olmadığı, bir ya da iki kulağı birden tutup tutmadığı ile ilgili ayrıntılı sorular soracaktır. Ayrıntılı kulak burun boğaz ve nörolojik muayenenizi yaptıktan sonra şu tetkikleri isteyebilir:</p>
<ol>
<li>İşitme testleri: Saf ses odyometrisi ile etkilenen kulakta sinirsel tipte bir kayıp, konuşmayı ayırt etme testiyle etkilenen kulakta bu yeteneğin kaybı saptanabilir.</li>
<li>Denge testleri: ENG (elektronistagmografi)  ile denge fonksiyonları değerlendirilebilir. Bu testte, birkaç değişik parametreye bakılmaktadır. Örneğin karanlık bir odada gözlerin yan taraflarına kayıt yapan elektrotlar yerleştirilip her iki kulak kanalına ılık ve soğuk su veya hava uygulanarak bu uyarıya bağlı göz hareketleri kaydedilip  analiz edilerek patolojinin orijini saptanabilir. Hastaların yaklaşık % 50&#8242;sinde etkilenen kulakta denge fonksiyonu azalmış olarak bulunur.  Ayrıca rotasyon testleri ve denge platformu da uygulanabilir.</li>
<li>Elektrokokleografi (ECoG) bazı Meniere hastalarında iç kulakta basınç artışını göstermede bize yardımcı olmaktadır.</li>
<li>İşitsel beyin sapı yanıtları (BERA-ABR), yani işitme sinirleri ve beyine giden işitme yolaklarının bilgisayarlı incelemesi, beynin bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) ile incelenmesi tümörlerin ekarte edilebilmesi amaçlı istenebilecek diğer tetkiklerdir. Hem işitme hem de dengeyi etkileyen bu tür tümörler çok çok nadir görülürler ancak Meniere Hastalığı&#8217;nı taklit edebilirler.</li>
</ol>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Meniere Hastalığı tedavi edilebilir mi?</span></span></p>
<p>Meniere Hastalığı&#8217;nın halen günümüzde nedeni tam bilinemediği için nedene yönelik bir tedavi maalesef uygulanamamaktadır. Atak sıklığını azaltmaya yönelik bazı önerilerde bulunulmaktadır.  Bunların başında tuz kısıtlaması gelmektedir.  Ataklar sırasında diüretik (iç kulakta biriken fazla sıvıyı atmaya yönelik idrar söktürücü), baş dönmesi ve bulantı hissini azaltıcı ilaçlar (jenerik adıyla Meklizin, Diazepam, Dimenhidrinat, Betahistidin)  kullanılabilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Meniere hastaları günlük yaşamlarında nelere  dikkat etmelidir?</span></span></p>
<ul>
<li>Tuz tüketimini kısıtlamaları (yemek yapılırken en fazla 1/2 çay kaşığı tuz konulacak, yenirken ekstra tuz konulmayacak, sodyum tuzlarının yerine potasyum tuzları seçilecek)</li>
<li>Alkol, sigara, kafein, koyu demlenmiş çay, çukulata, beyaz peynir ve aşırı stresten kaçınmaları</li>
<li>Dengeli ve sağlıklı beslenmeleri</li>
<li>Düzenli ve yeterli uyumaları</li>
<li>Fiziksel aktivitelerini kısıtlamamaları gerekmektedir.</li>
</ul>
<p>Baş dönmesi  atağının geleceğinin sinyalini veren işitme kaybı, çınlama, kulakta dolgunluk hissi vb. ortaya çıkmadan atak geçiren kişilerin meslek olarak şoförlük, pilotluk vb. yapmamaları gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Cerrahi tedavisi var mıdır?</span> </span></p>
<p>Baş dönmesi atakları çok sık ve kişinin günlük yaşantısını bozuyor ise bazı cerrahi yöntemler gündeme gelebilir.</p>
<ul type="disc">
<li><span style="text-decoration: underline;">İntratimpanik tedavi:</span> Son dönemlerde yeni bir teknik olarak hem ofis şartlarında uygulanabilen hem de vertigo kontrolü en az kese ameliyatları kadar başarılı olan intratimpanik (kulak zarı arkasına) gentamisin/kortizon prosedürleri yapılmaktadır. Bu işlemlerde (özellikle gentamisin) her zaman, çok az da olsa işitmenin total olarak kaybedilme riski vardır. Bu ya kulak zarına doktorunuz tarafından özel bir tüp (ventilasyon tüpü)  takılıp hastanın düzenli olarak kulağına gentamisin/kortizon damlasını uygulaması suretiyle olur ya da doktorunuz  tarafından seanslar halinde kulak zarından iğne ile geçilip orta kulağa enjeksiyonlar yapılarak olur.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Endolenfatik şant ya da dekompresyon ameliyatı:</span> İşitmeyi koruyucu, hastaların ½ ile 2/3&#8242;ünde atakların kontrol edilebilidği ancak hastaların tümünde kalıcı çözüm sağlayamayan bir ameliyattır.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Selektif vestibüler nörektomi:</span> Bu işlemde denge siniri, iç kulaktan çıkıp beyne gittiği bölgede kesilmektedir. Çoğu hastada işitme korunmakta ve çoğu hastada ataklar ortadan kalkmaktadır.  </li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Labirentektomi ve 8. sinir kesileri:</span> Uygulanan kulakta işitme ve dengeyi tamamen ortadan kaldıran ameliyatlardır. Ancak o kulakta belirgin işitme kaybı olan hastalara uygulanmalıdır.  Başdönmesi ataklarını ortadan kaldırma başarısı en yüksek olan yöntemlerdir.  </li>
</ul>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\' type=\\\\\\'text/javascript\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/meniere-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TİNNİTUS (ÇINLAMA)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/07/tinnitus-cinlama/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/07/tinnitus-cinlama/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 08:50:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[akupunktur]]></category>
		<category><![CDATA[buşon]]></category>
		<category><![CDATA[çınlama]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tinnitus]]></category>
		<category><![CDATA[tinnitus retraining therapy (TRT)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[Tinnitus nedir? Tinnitus, Latince çınlamak anlamına gelen tinnire kelimesinden türetilmiş bir tıbbi terimdir ve Türkçe karşılığı &#8220;Çınlama&#8221; dır. Kişinin bir ve/veya her iki kulağında ya da kafasında,  ara ara ya da devamlı duyduğu  cırcır böceği sesi, kuş sesi, ıslık sesi, metale vurulurmuş gibi bir ses veya zil sesi olarak tanımladığı, bazen dışarıdan da duyulabilen anormal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;">Tinnitus nedir?</span></p>
<p>Tinnitus, Latince çınlamak anlamına gelen tinnire kelimesinden türetilmiş bir tıbbi terimdir ve Türkçe karşılığı &#8220;Çınlama&#8221; dır. Kişinin bir ve/veya her iki kulağında ya da kafasında,  ara ara ya da devamlı duyduğu  cırcır böceği sesi, kuş sesi, ıslık sesi, metale vurulurmuş gibi bir ses veya zil sesi olarak tanımladığı, bazen dışarıdan da duyulabilen anormal bir ses duymasıdır.<span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;"> </span></span><span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;">Çınlamanın görülme sıklığı nedir? Genellikle kaç yaş grubunda görülür?</p>
<p><span style="color: #000000;">Popülasyonun %10-15&#8242;inde çınlama şikayeti mevcuttur. Çınlama her yaştan insanda görülebilmektedir ancak daha çok erişkinlerde görülmektedir. Yüksek gürültüye maruz kalan çocuklarda da erken dönemde çınlama ortaya çıkabileceği için ailelerin bu konuda bilinçli olması gerekmektedir. Çocuklarını bu tür gürültülere maruz kalabilecekleri ortamlara (araba yarışı, futbol maçları, konserler) fazla götürmemeli, götürdüklerinde </span><span style="color: #000000;">ise hoparlörden mümkün olduğunca uzakta tutmalıdırlar. </span></p>
<p></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> Çınlama nasıl sınıflandırılır?</span></p>
<p>Objektif ve subjektif olarak ikiye ayrılarak sınıflandırılır. Objektif tinnitusta kişinin hissettiği çınlamayı çevresindekiler ve hatta muayene ederken bizler de duyabiliriz. Subjektif tinnitus ise sadece hastanın duyabildiği çınlamadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çınlama bir hastalık mıdır?</span></p>
<p>Çınlama bir hastalık değil, şikayettir. Buna yol açan bir hastalığın varlığını işaret eder.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çınlamaya yol açan hastalıklar nelerdir?</span></p>
<p>Bu hastalıkları şu şekilde sıralarsak:</p>
<p><span style="color: #339966;">1. Kulak kiri (buşon):</span> En basitinden dış kulak yolunu tıkayan kulak kiri kulakta uğultu şeklinde çınlama yapabilir. Tedavisi kiri temizlemektir.</p>
<p><span style="color: #339966;">2. Gürültüye bağlı çınlama:</span> Ani veya uzun süreli yüksek gürültü sonrası iç kulaktaki işitme hücrelerindeki zedelenmeye bağlı ortaya çıkar. Ani olarak ortaya çıkmışsa hiç vakit kaybetmeden bir KBB doktoruna başvurup tedavi almak gerekir, tedavi ile kısmen de olsa düzelme şansı olabilir. Uzun süreli gürültüye maruz kalmaya bağlı olan çınlamalarda ise tedavi ile düzelme pek beklenemez.</p>
<p><span style="color: #339966;">3. Bazı ilaçların kullanımına bağlı çınlama</span>: Ototoksik (iç kulağı zedeleyici) ilaçların kullanımına bağlıdır. Bunlar aspirin ve aspirin türevi ilaçlar, bazı idrar söktürücüler (doza bağlı olmak kaydıyla), bazı kanser veya romatizma ilaçları, bazı antibiyotikler(gentamisin, vb.) olarak sıralanabilir.Yine tedavi ile düzelme şansı düşüktür.</p>
<p><span style="color: #339966;">4. Kulak enfeksiyonları:</span> Orta kulak iltihabı ya da kulakta sıvı birikimi (seröz otit) gibi durumlarda ortaya çıkan çınlama, eğer iç kulağı etkilememişse, tıbbi tedavi ile çok büyük oranda düzelmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">5. Çene eklem problemleri:</span> Kulakla çok yakın temasta olan çene kasları ve sinirlerinin etkilendiği çene hastalıklarında, işitme sinirinin de dolaylı yoldan etkilenmesine bağlı çınlama ortaya çıkabilmektedir. Bu hastaları Diş Doktoru ve Çene Cerrahları&#8217;na yönlendirmek gerekir.</p>
<p><span style="color: #339966;">6. Presbiakuzi:</span> Yaşlanmaya bağlı işitme sinirindeki giderek artan kalıcı kayıplara bağlıdır. Çınlamayı tamamen geçirmek günümüz şartlarında hala mümkün değildir ama daha sonra bahsedeceğim bazı yöntemlerle en azından çınlamanın kişide yarattığı rahatsızlığı azaltmaya çalışmaktayız.</p>
<p><span style="color: #339966;">7. Kardiyovasküler hastalıklar:</span> Tinnitus hastalarının ortalama %3&#8242;ü pulsatil tinnitus hastasıdır, yani bu kişiler genellikle kalp atışlarıyla eş zamanlı giden ritmik, nabız sesi gibi bir ses duyarlar. Bu durum yüksek tansiyon, damar sertliği, boyundaki ana atardamarın anormal kıvrım yapması, boyundaki toplardamarın kafatabanına girerken kulağa yakın kısmının orta kulağa çok yakın geçmesi (juguler bulbus) gibi damarsal kaynaklı olabilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">8. Kafa ya da boyun travması:</span> Bu gibi durumlarda beraberinde başağrısı, başdönmesi, hafıza kaybı vb. de görülebilir. İşitme sinirinde harabiyet varsa çınlama kalıcı kabul edilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">9. Meniere Hastalığı:</span> Ataklar halinde başdönmesi, ara ara çınlama ve işitme kayıplarıyla giden bir hastalıktır. Yıllar içinde çınlama kalıcı hal alabilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">10. Otoskleroz:</span> Kulak kemikçiklerinden stapeste kireçlenme ile giden bir kulak hastalığı olan otosklerozda hastada işitme kaybı, kendi sesini o kulakta toplanırmış gibi hissetme olur. Tedavisi cerrahidir. Ancak beraberinde çınlama da varsa bu kireçlenme işitme sinirini de tutmuş demektir, o zaman kireçlenen kemik cerrahi olarak çıkarılsa bile çınlama büyük oranda geçmeyebilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">11. Bazı tümörler:</span> Çok çok nadiren iyi huylu ve yavaş büyüyen işitme siniri veya denge sinirini tutan tümörler de çınlamaya yol açabilirler. Bu gibi bir durumda genellikle tek taraflı bir çınlama, belirgin tek taraflı işitme kaybı, dengesizlik, başdönmesi de olmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çınlama şikayeti ile gelen hastalarda ne gibi tetkikler istiyorsunuz?</span></p>
<p> Öncelikle ayrıntılı KBB muayenesi yapıyoruz. Orta kulak enfeksiyonu, çene problemi vb. var mı fizik muayenede bunu değerlendiriyoruz. Sonrasında  işitme testlerini(odyometri, timpanometri, akustik refleks vb.) istiyoruz. Gerekirse beyin MR, MR anjiografi gibi ileri tetkikler de istenebilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çınlama tedavisinde neler uygulanmaktadır?</span></p>
<p>Çınlama tedavisinde zeminde orta kulak iltihabı vb. organik bir neden saptandıysa ona yönelik bir tedavi başlanıyor. Ancak işitme sinirinde herhangi bir harabiyet oluşmuşsa, çınlamanın kişide yarattığı rahatsızlığı azaltmaya yönelik yardımcı tedavi ve teknikleri uygulamaktan başka birşey yapamıyoruz ne yazık ki günümüzde. Belki ileride işitme sinirini yenileyebilecek DNA ve hücre çalışmaları ile sinir tamiri mümkün olur ve biz de hastalarımıza daha çok yardımcı olabiliriz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bahsettiğiniz yardımcı tedavi ve teknikler nelerdir?</span></p>
<p>Seçeneklerden biri olan tıbbi tedavide (trimetazidine, betahistidine, ginkgo biloba) gibi tablet şeklinde kullanılan ilaçların en az 12 hafta süreyle uygulanması gerekmektedir. Çınlama derecesi kişiden kişiye nasıl değişmekteyse tıbbi tedaviden fayda görme derecesi de aynı şekilde değişmektedir. Bazı hastalar bu tedaviyle çınlamalarının belirgin azaldığını söylemekteyken, bazıları da hiçbir fayda görmediklerini belirtmektedir. Bunun yanısıra çınlamanın eşlik ettiği depresyon vb. psikiyatrik bozuklukların tedavi edilmesinin de çınlama şiddetini azaltmada oldukça faydalı olduğu görülmüştür.</p>
<p>Diğer bir tedavi seçeneği &#8220;Tinnitus Maskelemesi&#8221;dir. Kulak içi ya da kulak arkasına takılan ve işitme cihazına benzeyen bu cihazlar hastanın çınlayan kulağına düşük seviyede beyaz gürültü dediğimiz sabit bir ses vererek kişinin varolan çınlamasının bir nevi maskelenmesini yani duyulmamasını sağlar. Bu şekilde bir cihaz takmak istemeyen ve çınlamasına takılıp gece uykuya dalmakta zorlanan hastalar yataklarının başucuna zaman ayarlı bir radyo koyup, fm kanalını cızırtı duyulacak şekilde ayarlayıp yatarlarsa, benzer etkiyle çınlamaları maskelenecek ve daha rahat uykuya dalacaklardır.</p>
<p>Biofeedback denen bir başka yöntemde çınlamaya eşlik eden stres ve anksiyetenin azaltılması hedeflenmektedir. Kişiye rahatlama teknikleri öğretilir ve çınlamanın derecesini azaltmada bu teknikleri kullanması öğütlenir. Aylar boyunca bir psikolog eşliğinde haftalık seanslar halinde terapi gerektirir. Yapılan bilimsel çalışmalarda hastaların %80&#8242;ninde çınlamada azalma olduğu saptanmıştır.</p>
<p>&#8220;Tinnitus feedback retraining terapi&#8221; adı verilen son zamanlarda popüler olan bir başka teknikte, biofeedback terapisi esnasında kişinin çınlayan kulağına beyaz gürültü veren özel programlanmış bir işitme cihazı takılır, kişinin çınlamasıyla başedebilmesi öğretilmeye çalışılır. 1-2 yıl süren bu tedavi çınlama şiddetine göre minimum  haftada 1 saat ile ayda bir saat arası değişen sıklıkta uygulanır. Yapılan bilimsel çalışmalarda %82 başarı elde edildiği görülmüştür.</p>
<p>Geleneksel Çin Tıbbında, çınlamanın karaciğer ya da böbreğe &#8220;chi&#8221; denen enerji akışındaki bozukluktan kaynaklandığına inanılmaktadır. Belirli bölgelere uygulanan Akupunktur tedavisi, çınlamanın şiddetini azaltmada kısmen de olsa yardımcı olabilmektedir.</p>
<p>Son zamanlarda ülkemizde de uygulanmaya başlanan bir diğer yöntem Tinnimed denen düşük seviyeli lazer uygulamasıdır. Fiberoptik bir kablo ve yumuşak silikon başlıklı bir adaptör ile kulağa takılarak en az 10 hafta günde 1 kez 20 dakika süreyle düşük doz lazer ışını kulak zarı içinden geçirilerek kokleaya gönderilmektedir. Amacı zedelenmek üzere olan sinir hücrelerinin tamiri için gerekli hücresel yanıtın uyarılmasıdır.</p>
<p>  <span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/07/tinnitus-cinlama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>METROBÜSTE BANGIR BANGIR MÜZİK DİNLEYEN ARKADAŞIM, SÖZÜM SANA!</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/06/metrobuste-bangir-bangir-muzik-dinleyen-genc-kiz-sozum-sana/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/06/metrobuste-bangir-bangir-muzik-dinleyen-genc-kiz-sozum-sana/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2009 07:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek sesle müzik dinlemek]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek sesle müzik dinlemenin kulağa zararı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1377</guid>
		<description><![CDATA[  Siz de metrobüste, otobüste, vapurda &#8220;çıstım çıstım&#8221; şeklinde sesler duyup acaba kimden geliyor diye bakanlardan mısınız? Peki benim gibi, kaç kere müziği o kadar yüksek sesle dinleyen kişiyi uyarmak geçti içinizden ya da uyardınız? İnanın bana, bir erken yaşta  sağırlar ordusu yetişiyor!!!  Peki, gürültü veya yüksek sesle müzik dinlemenin zararları nedir? Aşağıda okuyacağınız yazı, soru-cevap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Siz de metrobüste, otobüste, vapurda &#8220;çıstım çıstım&#8221; şeklinde sesler duyup acaba kimden geliyor diye bakanlardan mısınız? Peki benim gibi, kaç kere müziği o kadar yüksek sesle dinleyen kişiyi uyarmak geçti içinizden ya da uyardınız? İnanın bana, bir erken yaşta  sağırlar ordusu yetişiyor!!! </p>
<p>Peki, gürültü veya yüksek sesle müzik dinlemenin zararları nedir? Aşağıda okuyacağınız yazı, soru-cevap şeklinde bu konuyu açıklamaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Gürültüye maruz kalmak kulaklarımı nasıl etkiler?</span></strong></p>
<p>Yeterince yüksek ya da yeterince uzun süre gürültüye maruz kalmak işitmenizi bozabilir. Bu durumda işitmeyi sağlayan iç kulaktaki hassas hücrelerin yapısında bozulmalar ortaya çıkmakta ve bu da “Sinirsel tip işitme kaybı”na (nörosensoriyel tip işitme kaybı) yol açmaktadır.  Canlılığını kaybetmiş hücrelerin kendini yenileme şansı, aklınıza gelebilecek her tür tedavi yapılsa bile, maalesef yoktur. Bu nedenle bu tür işitme kayıpları kalıcı olmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Ne tür gürültüler kulağım için zararlıdır? </span></strong></p>
<p>Kişilerin farklı gürültü tiplerine verdikleri tepkiler ve hassasiyetleri farklıdır. Genel bir kural olarak, eğer zeminde yer alan gürültüde kendi sesinizi duyurabilmek için bağırmanız gerekiyorsa bu gürültü size zarar verebilecek boyutta demektir.  </p>
<p>Ses bilimsel olarak 2 şekilde ölçülür. 1-Ses yüksekliği (ses şiddeti-intensity) Desibel (dB) olarak ölçülür. 2-Sesin perdesi (tını-pitch) yani sesin saniyedeki titreşim frekansı Hertz (Hz) ile ölçülür. Düşük perdeli seslere kalın ses tonu veya tuba (bir tür müzik aleti) sesi örnek verilebilir. Yüksek perdeli sese ise keman sesi iyi bir örnektir.  </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Sesin titreşim sıklığının işitme kaybıyla bağlantısı nedir?</span> </strong></p>
<p>İşitmesi en iyi olan küçük yaş çocuklar genellikle 20 Hz (örn. borulu orgun en düşük sesi) -20.000 Hz (örn. köpek çağırma düdüğünün en tiz sesi-ki çoğu insan duyamaz) arası sesleri ayırt edebilir.</p>
<p>İnsan sesi genellikle 300-4000 Hz arasında bir tınıya sahiptir. İşitme kaybı ortaya çıktığında öncelikle ince seslerde kayıp başlar, bu da yüksek frekanstaki kadın ve çocuk seslerinin duyulmasını zorlaştırır. Ayrıca yüksek frekansı algılayan hücrelerin kaybında duyulan seste deformasyon ortaya çıkar ve bu da kişi sesleri duysa bile konuşmayı algılamada zorlanır.</p>
<p>Desibeli incelersek, insan kulağının duyabileceği en düşük ses şiddeti 0 dB, en yükseği ise  180 dB (örn. uzay mekiğinin kakış anındaki gürültü) civarıdır. dBA ise insan işitme sisteminin en çok duyarlı olduğu orta ve yüksek frekanslara daha fazla ağırlık veren bir ses düzeyi ölçütünü gösterir. A ağırlıklı ses düzeyi olarak tabir edilen dBA, gürültünün etkilenim değerlendirilmesi ve kontrolünde yaygın olarak kullanılır.</p>
<p>Aşağıda çevremizde yer alan bazı seslerin dB olarak karşılıkları listelenmiştir:</p>
<p>      0 dB İnsan sesinin duyabileceği en düşük ses şiddeti</p>
<p>      30 dB Fısıltı sesi</p>
<p>      60 dB Günlük konuşma sesi, dikiş makinesi, daktilo sesi</p>
<p>      90 dB Çim biçme makinesi sesi, kamyon sesi-Bunlara korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 8 saat olmalı!</p>
<p>      100 dB Testere, matkap, kar aracı sesi-Bunlara korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 2 saat olmalı!</p>
<p>      115 dB Kum püskürtme arabası, rock konseri, araba kornası-Bunlara korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 15 dakika olmalı!</p>
<p>      140 dB Silah atışı, jet motoru gürültüsü- Mutlaka kulak koruyucu takmalı, yoksa şiddetli ağrı ve kısa süre maruz kalınsa bile işitme sinirinde harabiyet ortaya çıkabilir.</p>
<p>Uzmanlar devamlı olarak 85 dB ve üstü şiddette sese maruz kalmanın tehlikeli olduğunu belirtmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Gürültüye maruz kalma süresi değişince işitme kaybının miktarı da değişir mi? </span></strong></p>
<p>Tabii ki! Ne kadar uzun süre yüksek gürültüye maruz kalınırsa, hasar o kadar fazla olur. Bir de gürültüyü yaratan şeye ne kadar yakınsanız hasar o kadar artar.</p>
<p>Her silah atışı, yakın planda duran herhangi birinin kulaklarını zedeleyecek bir gürültü yaratır. Geniş kalibreli silahlar ve topçu sınıfı ağır silahlar ses şiddetleri en fazla olduğu için en kötü olanlarıdır. Ancak mantar tabancası ve maytaplar bile kulağınıza yakın patlamışsa işitme sinirine zarar verebilir</p>
<p>Özellikle son yıllarda gençlerde işitme kaybı görülme sıklığında dikkat çekici bir artış olduğu saptanmıştır. Bu duruma i-pod vb. taşınabilir kulaklıklı aletlerin yaygınlaşması ve gençlerin günün çoğu kısmını kulaklıkla yüksek şiddetli rock müzik dinleyerek geçirmesinin yol açtığına inanılmaktadır.  </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Bu nedenle, kulaklıkla müzik dinlerken, ses ayarını öyle bir ayarlamanız gerekir ki, sizin müzik dinlediğinizi hemen yanınızdaki kişi duymamalı!!!</span></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Gürültü başka nelere neden olur?</span></strong></p>
<p>Gürültüye maruziyet sonrasında genellikle çınlama (tinnitus) ortaya çıkmaktadır ve maalesef sıklıkla kalıcı olmaktadır.</p>
<p>Bazı kişiler yüksek ses altındayken sinirli ve hassas olurlar. Bu da kan basıncını, kalp atım hızını ve mide asit miktarını arttırmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kimler kulak koruyucu takmalıdır? </span></strong></p>
<p>Gürültülü bir ortamda çalışmanız gerekiyorsa mutlaka kulak koruyucu takmanız gerekir. Ayrıca elektrikli tamir aletleri, gürültülü bahçe aletleri, silah atışı, motosiklet ya da kar aracı kullanırken mutlaka takmalısınız.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Koruma takmadan yüksek sese ne kadar süre maruz kalınabilir?</span> </strong></p>
<p>85 dB civarı gürültüye devamlı maruz kalmanın giderek artan bir işitme kaybına neden olduğu saptanmıştır, bundan daha yüksek şiddetteki seslerde ise işitme kaybının ilerleme hızı artmaktadır. Korunmayan bir kulakta ortalama gürültü seviyesinin her 5 dB üstündeki seste izin verilen maruziyet süresi yarı süreye inmelidir. Örneğin 90 dB sese 8 saat, 95 dB sese 4 saat, 100 dB ses ise 2 saatten fazla maruz kalınmaması gerekir. Yine korunmayan bir kulakta müsaade edilen maksimum ses şiddeti 115 dB ve 15 dakikayı geçmeyecek şekildedir. 140 dB ve üstündeki herhangi bir sese korunmasız maruz kalınmasına izin verilmez.  </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Türkiye’de işyeri gürültüsü hakkındaki yasal düzenlemeler nasıldır?</span></strong></p>
<p>Türkiye’de gürültü hakkındaki yasal sınırlamalar 23 Aralık 2003 Tarihli Resmi Gazetede 25325 Sayı no ile yayınlanan “Gürültü Yönetmeliği” adı altında belirlenmiştir, bu konuda ayrıntılı bilgiye <a href="http://www.alomaliye.com/gurultu_yonetmelik.htm">http://www.alomaliye.com/gurultu_yonetmelik.htm</a> adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Bu yönetmeliğin 2. bölümünde yer alan İşveren Yükümlülükleri başlığında 5. maddede belirtildiği üzere günlük gürültü maruziyet sınır değeri 8 saatlik iş günü için 87 dB, en yüksek maruziyet etkin değeri 8h = 85 dB, en düşük maruziyet etkin değeri 8h = 80 dB olarak belirlenmiş, işçiyi etkileyen maruziyetin belirlenmesinde, işçinin kullandığı kişisel kulak koruyucularının koruyucu etkisi de dikkate alınarak maruziyet sınır değeri  uygulanacağı, maruziyet etkin değerlerinde kulak koruyucularının etkisinin dikkate alınmayacağı vurgulanmıştır. Yeterli ölçümle tespit edilen haftalık gürültü maruziyet düzeyinin 87 dB’i aşmayacağı, bu işlerdeki riskleri en aza indirmek için yeterli önlemlerin alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>Amerika’daki yasal uygulamalara bakıldığında yüksek gürültüde çalışan kişilerin 8 saatlik çalışma süresince 90 dB’den daha fazla gürültüye maruz kalması durumunda kulak koruyucu takmaları zorunludur. İşveren bu işte çalışan kişilere ücretsiz olarak kulak tıpası ve kulaklık sağlamakla yükümlüdür. Yıllık işitme tetkiklerinde herhangi bir kulakta yüksek frekanslarda 10 dB ve üstünde bir kayıp saptandığında 8 saatlik çalışma süresi içinde 85 dB ve üstü gürültüde de kulak koruyucusu takma zorunluluğu getirilir. Daha fazla bir işitme kaybı varlığında ise bir KBB uzmanına başvurulmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Çevresel gürültü konusunda Türkiye’de ne gibi yasal düzenlemeler bulunmaktadır?</span> </strong></p>
<p>Çevre ve Orman Bakanlığının “Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği” (2002/49/EC) bu konuya ayrıntılı olarak değinmektedir. (<a href="http://www.cevreorman.gov.tr/yasa/y/25862.doc">http://www.cevreorman.gov.tr/yasa/y/25862.doc</a>) Örneğin “<strong>Rekreasyon ve eğlence yerlerinin çevresel gürültü kriterleri” </strong>başlıklı Madde 27’de üzeri ve etrafı fiziksel olarak açık ve yarı açık olan bahçeli gazino, dans salonları, lunaparklar, animasyon ve eğlence merkezleri, fuar, piknik yerleri, açık hava sinemaları, lokantalar, kahvehane ve dükkanlar gibi kamuya açık yerler ile diskotek, kulüpler, barlar, restoran ve düğün salonları gibi kapalı ve/veya yarı açık olan yerlerde elektronik olarak yükseltilmiş müzik ve her türlü ses kaynağının tam yükte çalışması durumunda eğlence yerlerinde çevreye yayılan gürültü düzeyinin mevcut arka plan gürültü düzeyini 5 dBA’dan fazla aşamayacağı vurgulanmaktadır.</p>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong></div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong></div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"></span></strong></div>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"> </p>
<p>Kulak koruyucular nedir ?</p>
<p></span></strong></p>
<p>Kulak koruyucular, kulak zarına ulaşan sesin şiddetini azaltmaya yarar. 2 tiptir: Kulak tıpası ve kulaklık. Kulak tıpaları dış kulak yoluna tam oturmalı, yıpranmış olmamalı, gerekirse dış kulak yolu kalıbı alınarak kişiye özel olarak yapılmalıdır. Kulaklık ise kulak kepçesini tam olarak saran ve ayarlanabilir bir baş bandıyla yerinde tutulan bir alettir.</p>
<p>Uygun yerleştirilmiş bir kulak tıpası ya da kulaklık ses şiddetini 15-30 dB kadar azaltmaktadır. Düşük frekanslı sesler için tıpalar, yüksek frekanslı sesler için ise kulaklıklar seçilmelidir. 105 dB’i geçen  gürültülerde kombine kullanımı önerilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak girişini sadece pamukla tıkasam yetmez mi? </span></strong>Pamuk topları ya da kağıt mendil parçası tıkaçları en zayıf tıkaç türleridir, gürültüyü ortalama 7 dB azaltabilirler.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak koruyucu kullanımı yeterli olmakta mıdır? </span></strong></p>
<p>Yapılan çalışmalarda işçilerin yarısında koruyucuyu düzgün takmama ya da devamlı kullanmama nedeniyle beklenen koruma etkisine ulaşılamadığı saptanmıştır. Kulak koruyucunun 8 saat boyunca devamlı kullanımı ile 30 dB gürültü azalması sağlanırken, 1 saatliğine kullanmama durumunda ortalamaya vurulduğunda bu azalma 9 dB’e düşmektedir.</p>
<p>Kulaklık ya da tıpanın iyi yerleştirildiğinin kriteri kişinin kendi sesini daha yüksek ve derin duymasıdır. Bu sağlanamamışsa yeterli koruma yok demektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kulak koruyucu takınca diğer insanları ya da makineleri duyabilecek miyim?</span></strong></p>
<p>Nasıl bir güneş gözlüğü çok fazla ışık altında görmeye yardımcı ise, kulak koruyucular da çok gürültülü ortamlarda konuşmanın anlaşılabilirliğini sağlamaktadır. Anck, işitmesinde sorun olan veya konuşulanı algılamada sorunu olan kişilerde, bu görevini etkin bir şekilde yerine getiremez.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/06/metrobuste-bangir-bangir-muzik-dinleyen-genc-kiz-sozum-sana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖSTAKİ TÜPÜ FONKSİYON BOZUKLUĞU</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/05/ostaki-tupu-fonksiyon-bozuklugu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/05/ostaki-tupu-fonksiyon-bozuklugu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 May 2009 09:56:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[akut otit]]></category>
		<category><![CDATA[antihistaminik]]></category>
		<category><![CDATA[dekonjestan]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı çizdirme]]></category>
		<category><![CDATA[östaki disfonksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[öztaki]]></category>
		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>
		<category><![CDATA[uçuşta kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Valsalva manevrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=348</guid>
		<description><![CDATA[  Kulak 3 kısıma ayrılır: Dış kulak yolu-kulak kepçesi, orta kulak ve iç kulak. Östaki tüpü burnun gerisi ile orta kulağı birbirine bağlayan ince bir tüptür. Normalde yutkunmakla, esnemekle açılıp kapanarak dış ortamla orta kulak hava basıncını eşitlemekle görevlidir. Ayrıca orta kulağı kaplayan ince mukus tabakasının da burun yoluyla dışarı atılmasını da sağlar.  Östaki tüpünün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Kulak 3 kısıma ayrılır: Dış kulak yolu-kulak kepçesi, orta kulak ve iç kulak. Östaki tüpü burnun gerisi ile orta kulağı birbirine bağlayan ince bir tüptür. Normalde yutkunmakla, esnemekle açılıp kapanarak dış ortamla orta kulak hava basıncını eşitlemekle görevlidir. Ayrıca orta kulağı kaplayan ince mukus tabakasının da burun yoluyla dışarı atılmasını da sağlar. </p>
<p>Östaki tüpünün nezle, grip, alerji vb. nedenlerle tıkanması durumunda hava basınçları eşitlenemez, orta kulakta hapsolan hava zamanla absorbe olur ve bu durumda orta kulakta negatif basınç karşımıza çıkar. Bu durum kulak zarının orta kulağa doğru vakum gibi çekilmesine yol açar. Sinir bakımından zengin bir yapı olduğu için kişide ağrı, basınç hissi, tıkanıklık ve hafif işitme kaybı ortaya çıkar. Östaki tıkanıklığı uzun sürerse zamanla bu negatif basınç çevre dokulardan orta kulağa sıvı çekilmesine yol açar, bu durumda basınç ve işitme kaybı artar. Buna &#8220;seröz (effüzyonlu) otit&#8221; adı verilir. Bu biriken sıvının bakteri ile istilası durumunda ise orta kulak iltihabı (akut otit) karşımıza çıkar. </p>
<p>Östaki tüpünün müzmin tıkanıklığına ya da fonksiyonundaki yapısal  bozukluğa &#8220;Östaki disfonksiyonu&#8221; adı verilir. Bu durum genellikle burnun müzmin bir tahriş edici etkene (alerji, yoğun hava kirliliği, sigara kullanımı vb.) maruz kalması durumunda östaki ağzı mukozasının da devamlı etkilenip daralması ile oluşur. Ayrıca, östaki ağzı etrafında fazla yağ depolanması ve daralmaya yol açması nedeniyle şişmanlık da buna yol açmaktadır. Tam tersi olarak hızla kısa sürede kilo vermek ya da aşırı zayıflık da östaki ağzı etrafı yağ dokusunun azlığına bağlı kollapsına yol açıp fonksiyonunu bozabilir. Çok nadiren de burun etleri (nazal polip), yarık damak ve geniz tümörleri de östaki disfonksiyonu nedeni olabilir.</p>
<p>1-6 yaş arası çocuklarda östaki tüpünün oldukça dar ve düz olması nedeniyle seröz otit, akut otit vb. östaki disfonksiyonuna bağlı sorunlar sık görülebilmektedir. Bu yaş grubunda müzmin  geniz eti iltihapları olması da, buraya anatomik olarak çok yakın olan östaki ağzını oldukça etkilemektedir. Yine bu tüpün düz olması da özellikle biberonla beslenme sırasında sütün burnun arka tarafından östaki yoluyla orta kulağa kaçışına yol açabilmektedir ki, bu nedenle biberonla beslerken bebeğin/çocuğun oturura yakın tutulması, yatakta yatarken beslenmemesi, emzirme/biberonla besleme sonrası en az 2 saat dike yakın oturtulması, hemen uyutulmaması önerilir.</p>
<p>Bazen de östaki ağzını tıkayacak herhangi bir neden yokken fonksiyon yetersizliği karşımıza çıkabilir. Bu durum genellikle genetik geçişli olup östaki ağzını açıp kapatmakla görevli çiğneme kaslarının anatomik/fizyolojik bozukluklarına bağlanmaktadır. <span style="text-decoration: underline;">Genellikle sık orta kulak iltihabı geçiren ve geniz eti sorunu olmayan bir çocuk ya da erişkinin aile öyküsünde  anne/babasının da çocukken kulak sorunları yaşadığını öğrenirsiniz. </span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Tıbbi tedavi:</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">1. <strong><span style="text-decoration: underline;">Anti-alerjik ve Dekonjestan ilaçlar</span>:</strong><br />
</span>Alerjik kişilerde gerekli testlerden sonra alerjenlerin tanımlanması ve kişinin mümkün olduğunca bunlardan kaçınması gerekmektedir. Aşı tedavisi kısmen yardımcı olsa da etkileri uzun sürede görülmektedir. .Buruna sıkılan kortizonlu spreyler, burun ve östaki mukozasının şişliğini azaltarak sorunu ortadan kaldırabilmektedir. Ancak ilacın bu etkisi 2. haftadan sonra başlar.</p>
<p>Antihistaminikler ise burun mukozasının alerjenle teması sonrası ortaya çıkan reaksiyona vücudun tepkisini azaltmaktadırlar.</p>
<p>Dekonjestan ilaçlar burun içi kan damarlarını büzerek östaki tüpü ağzı etrafındaki mukoza şişliğini azaltarak etki gösterirler. Bu etki ilaç uygulanmaya başlar başlamaz görülür. Ancak vücut buna adaptasyon gösterip 5. günden uzun kullanımda bu etkisini ortadan kaldırmakta, hatta tam tersi burun ve östaki ağzı mukozasında şişmeye yol açmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2. </span><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Kulakların havalandırılması:</span><br />
</span></strong>Bilinen en basit<strong> </strong>havalandırma yöntemi sakız çiğnemektir, bu sayede östaki ağzını açıp kapatmakla görevli kasları çalıştırıp östaki ağzından sıvı drenajını sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Burun ucunu parmaklarınızla tamamen kapatacak şekilde sıkıp, yanaklarınızı havayla doldurup, parmaklarınızı çekmeden ve ağzınızdan hava kaçırmadan sümkürme hareketi yapmanız halinde -ki buna Valsalva manevrası-denir, östaki ağzından orta kulağa doğru zorlu bir hava akışı sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Bir diğer yöntem, burun deliklerinizden birini kapatıp diğerinin ucuna bir pipet ya da içi çıkarılmış tükenmez kalem ucunu sadece girişe yerleştirip bunun ucuna takacağınız bir balonu burun yoluyla şişirmeye çalışmaktır.</p>
<p>Her iki manevra da burun akıntısı varken yapılmamalıdır, çünkü enfekte mukusu havayla birlikte östaki tüpüne itebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Cerrahi Tedavi: </span></span></strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin primer amacı çalışmayan östaki tüpünü bypass edip orta kulağı havalandıracak başka bir yol bulmaktır.</p>
<ol type="1">
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>Miringotomi:</strong><br />
</span></em>Kulak zarının belli bir bölgesine yapılacak ince bir kesi-halk arasındaki tabiriyle kulağı çizme- orta kulakta birikmiş olan sıvının vakumlanarak temizlenmesine imkan sağlar. Genellikle 1-3 gün içinde bu kesi kapanır, bu süre zarfında da östaki tıkanıklığını açıcı ilaçların etkisi başlar. Ancak sorun devam ederse orta kulakta tekrar sıvı birikebilir.</li>
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>Ventilasyon tüpü (kulak tüpü) uygulanması:</strong><br />
</span></em>Bazı durumlarda, kulağı çizmenin yetersiz olacağı düşünülüyorsa kulak zarı üzerine küçük bir tüp yerleştirilir. Bu sayede östaki ağzı ve orta kulağa iyileşmesi için dahya uzun süre verilmiş olur. Genellikle 6-12 ay süreyle orta kulağın havalanmasını sağladıktan sonra zamanla tüp kendiliğinden atılır ya da hekim tarafından çıkarılır. Bu işlemin dezavantajı tüp yerinde olduğu müddetçe kulağa su kaçırılmamasını gerektirmesidir. Bir diğer dezavantaj ise nadir de olsa tüp takılan yerin iyileşmeyip delik kalmasıdır. Bu durumda kulak zarının yamanması gerekecektir.</li>
</ol>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Uçmaya bağlı Östaki Disfonksiyonu:</span></strong></p>
<p>Uçuş sırasında kulaklar devamlı olarak değişen basınç farklılıklarına maruz kalmaktadır. Özellikle iniş sırasında kabin basıncı düşmekte ve bu durumda orta kulakta rölatif olarak pozitif basınç ortaya çıkmaktadır. Pek çok kişide östaki yoluyla bu basınçlı hava atılabilmekte ve kişi herhangi bir sorun yaşamamaktadır. Esnemek, yutkunmak, sakız çiğnemek veya valsalva manevrası yoluyla kulağa hava vermeye çalışmak, basınç nedeniyle ağzı kapanan östakinin açılmasını sağlayarak sorunu ortadan kaldırabilmektedir. Ancak östaki ağzının nezle vb&#8217;ye bağlı mukozada şişme nedeniyle tıkalı olması durumunda bu hareketler fazla işe yaramamaktadır.  Bu nedenle nezle-grip iken uçağa binilmemesi gerekir. <a href="http://www.seciltotan.com/?p=160" target="_blank">Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi &#8220;UÇAK YOLCULUĞU VE KULAK AĞRISI&#8221; konulu sayfada bulabilirsiniz</a>.</p>
<p>*KAYNAK: http://www.bcm.edu/oto/jsolab/eust_tub.htm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/05/ostaki-tupu-fonksiyon-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZDA YARA-TANI, TEDAVİ VE ÖNLEM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/05/agizda-yara-tani-tedavi-ve-onlem/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/05/agizda-yara-tani-tedavi-ve-onlem/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:24:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aft]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda yara]]></category>
		<category><![CDATA[kandidiazis]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kıllı dil]]></category>
		<category><![CDATA[lökoplaki]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[uçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=427</guid>
		<description><![CDATA[Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir. Uçuk nedir? Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, içi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Uçuk nedir?</span></strong></p>
<p>Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, içi sıvı dolu küçük baloncuk şeklinde lezyonlardır. Uçuk oldukça ağrılıdır, lezyonlar ortaya çıkmadan 1-2 gün önce ağrı ilk bulgu olabilir. Uçuk ortaya çıktıktan sonra saatler içinde patlar ve üzeri kabuklanır. 7-10 gün içinde de kaybolur. </p>
<div><strong> </strong></div>
<p> </p>
<p><strong>Uçuk nasıl oluşur?</strong></p>
<p>Herpes Simplex adı verilen uçuk virüsü kişiye bir kez bulaşınca, lezyonlar kaybolduktan sonra vücutta zararsız bir şekilde yuvalanır ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ile güneşe yoğun maruz kalma gibi bir uyaranla aktive olup tekrar aynı yerde ortaya çıkar. </p>
<p><strong>Uçuk bulaşıcı mıdır?</strong> </p>
<p>Baloncukların patlayıp kabukların düşüp yaranın tamamen iyileşmesine kadarki dönemde oldukça bulaşıcıdır. Direkt temasla (öpmekle vb.), uçuk yarasını kaşıyan kişinin ellerinden kendisinin/bir başkasının gözüne, dudağına, oral kavite ve genital bölgesine bulaşabilir. </p>
<p><strong>Uçuk nasıl tedavi edilir?</strong> </p>
<p>Tedavisinde %5 asiklovir içeren yağlı bir virüs öldürücü pomat kullanılarak yaranın koruyucu bir bariyerle kaplanması hedeflenir. Vücuttan tamamen yok etmeye yönelik halen geçerli bir tedavi yöntemi bulunamamıştır, buna yönelik çalışmalar devam etmektedir. </p>
<p><strong>Uçuk bulaştırmamak için nelere dikkat edilmelidir?</strong> </p>
<ul type="disc">
<li>Direkt temastan (öpme ve cinsel ilişki) kaçınılmalıdır.</li>
<li>Baloncukları patlatmamalı, kabukları koparmamalı ve yarayı kaşımamalıdır.</li>
<li>Kendinizin veya bir başkasının gözlerine, genital bölgesine ve dudaklarına dokunmadan önce eller iyice yıkanmalıdır.</li>
<li>Maalesef ki baloncuklar ortaya çıkmadan önce de kişiden kişiye bulaş olabilmektedir.  </li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Aft nedir? </span></strong> </p>
<p>Ufak, kırmızı ya da beyaz renkli, fazla derin olmayan ülser şeklindeki yaralardır. Genellikle dilde, yumuşak damakta, dudak ya da yanak içinde ortaya çıkarlar. Dişetlerinde ya da sert damakta pek görülmezler. Oldukça ağrılıdırlar ve iyileşmesi 5-10 gün sürer. </p>
<p><strong>Aft neden oluşur?</strong> </p>
<p>Genellikle kişinin bağışıklık sisteminde zayıflama yaratan stres, travma, irritasyon (domates, portakal, mandalina, limon gibi asitli meyve sebzeler ile bazı fındık türleri ile) ya da kansızlık gibi durumlarda karşımıza çıkar.</p>
<p><strong>Aft bulaşıcı mıdır?</strong> </p>
<p>Hayır, çünkü nedeni mikrobik değildir. Bu nedenle de bulaşıcı değildir.</p>
<p><strong>Aft nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Tedavide ana hedefler kişinin ağrısını azaltmak ve yaranın iltihaplanmasını önlemektir.<strong> </strong>Bunun için iyileşme gerçekleşene kadar günde 3 kez diş fırçalama sonrası antiseptik ağız gargarası yapılması ve yara ulaşılabilir yerde ise triamsinolon içeren bir ağız pomadı ile yarayı kapatmak gerekir.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora başvurulmalı? </strong></p>
<p>Yara 2 hafta olmasına rağmen geçmediyse veya tekrarlıyorsa bir doktora başvurmak gerekir. Düzenli sigara-alkol kullanan, kemoterapi ya da radyoterapi alan, kemik iliği ya da organ nakli yapılan ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin düzenli ağız-boğaz kontrolü yaptırmaları gerekir.</p>
<p><strong>Ne gibi tetkikler yapılması gerekir?</strong></p>
<p>Doktorunuz ayrıntılı bir kulak burun boğaz muayenesi sonrasında şüpheli bir yara gördüğünde, oradan biopsi alabilir ve patolojik incelemeye gönderebilir.</p>
<p><strong>Başka ne tür ağız yaraları vardır?</strong><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Lökoplaki</span></strong><strong>-</strong>Yanakların iç kısmında, dişetlerinde ya da dilde yerleşen, kalın, beyazımsı renkte kabarık lezyonlardır. Genellikle sigara kullanıcılarında görülür, o bölgelerde fazla doku üretilmesine bağlıdır. Ayrıca artık ağıza uymayan eskimiş damak protezlerinin baskı yaptığı yerlerde ya da yanak iç kısmını çiğneme alışkanlığı olan kişilerde de görülebilmektedir. Zamanla kansere dönüşebilir.<strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kandidiyazis</span>-</strong>Pamukçuk da denilen<strong> </strong>bir tür mantar enfeksiyonudur.</p>
<p>Genellikle damak protezi takanlarda, bebeklerde, yaşlılarda ya da sistemik bir sağlık sorunu olup bağışıklığı düşük olan kişilerde karşımıza çıkar. Ağız kuruluğu olan kişilerde ağızda mantar gelişme riski yüksektir. Antibiyotik tedavisi sonrası, ağız içi florasının değişmesine bağlı olarak da gelişebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kıllı dil</span></strong>-Tat tomurcuklarının uzamasına bağlıdır. Ağız hjyeninin bozuk olması, kronik oral irritasyon ve sigara kaynaklı olabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Torus palatinus</span></strong><strong>-</strong>Sert damağın orta kısmında<strong> </strong>sert kemiksi bir çıkıntı oluşmasıdır.<strong> </strong>Genellikle 30 yaş üstü kadınlarda görülür ve nadiren tedavi gerektirir. Uzun yıllar boyunca diş gıcırdatanlarda daha sıktır. Damak protezi gerektiğinde, protezin ağız içine uyumu için çıkarılabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Oral kavite kanseri</span></strong><strong>-</strong>Ağızda beyaz ya da kırmızı bir kabarıklık şeklinde ya da ufak bir ülser şeklinde ortaya çıkarlar. Dudak dışında, dil ve sert damakta en sık görülürler.  Boyunda ya da ağız içinde şişlik, yutma güçlüğü ya da ağrılı yutma, uzun süren ses boğukluğu ya da ağız/yüz bölgesinde uyuşukluk diğer bulguları olabilir. Sigara vb. tütün maddelerini içenlerde ve tütün çiğneyenlerde daha çok görülür. Kesin tanısı biopsi ile konur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;">*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/05/agizda-yara-tani-tedavi-ve-onlem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ORTA KULAK İLTİHABI AŞILARLA ÖNLENEBİLİR Mİ?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/05/orta-kulak-iltihabi-asilarla-onlenebilir-mi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/05/orta-kulak-iltihabi-asilarla-onlenebilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:23:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=425</guid>
		<description><![CDATA[  Gelişmiş ülkelerde çocukların yaklaşık % 62&#8242;si 1 yaş civarında, % 80&#8242;i 3 yaş civarında ve %100&#8242;ü ise 5 yaş civarında ilk orta kulak iltihabı atağını geçirmektedir. Bu kadar sık ve yaygın görülen bu hastalığı önleyebilmek adına günümüzde pek çok araştırma ve çalışma yapılmaktadır. Bunlardan biri aşılamadır. Aşı nedir?Aşı, vücudun bağışıklık sistemini uyararak belli bakteri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Gelişmiş ülkelerde çocukların yaklaşık % 62&#8242;si 1 yaş civarında, % 80&#8242;i 3 yaş civarında ve %100&#8242;ü ise 5 yaş civarında ilk orta kulak iltihabı atağını geçirmektedir. Bu kadar sık ve yaygın görülen bu hastalığı önleyebilmek adına günümüzde pek çok araştırma ve çalışma yapılmaktadır. Bunlardan biri aşılamadır.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Aşı nedir?</strong></span>Aşı, vücudun bağışıklık sistemini uyararak belli bakteri ve virüslere karşı savaşa hazırlıklı olmasını sağlayan bir tür preparattır. Aşı uygulandıktan sonra, ilgili mikroba karşı vücutta &#8220;antikor&#8221; adı verilen proteinler (bir nevi silahlar) üretilir ve bu sayede o mikropla temas durumunda, mikrobun yok edilmesi ya da zararlı etkisinin hafifletilmesi amaçlanır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Pnömokok mikrobu (</span><em><span style="color: #ff0000;">Streptococcus pneumoniae)</span>  </em>orta kulak iltihabı, sinüzit, pnömoni (zatürre) ve menenjit gibi oldukça riskli  hastalıklara yol açtığı bilinen en sık görülen ajanlardan biridir.  Günümüzde bu mikrobun pek çok türüne karşı geliştirilmiş bir aşı bulunmakta ve<span style="color: #ff6600;"> <span style="text-decoration: underline;">Türkiye&#8217;de de rutin olarak uygulanmaktadır</span>. </span>Yaş gruplarına göre uygulama sıklığı ve sayısı değiştiği için bu konu hakkında bilgi almak üzere çocuk doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.</p>
<p><em><span style="color: #ff0000;">Konjuge Pnömokok Aşısı:</span></em> Oldukça etkili ve güvenli bir aşıdır.  Kişiden kişiye değişmekle birlikte, mikrobun tehlikeli formlarının % 97&#8242;sine karşı koruma sağlamaktadır. Aşı sonrası yan etki olarak iğne yapılan yerde kızarıklık, şişlik ve hassasiyet ile hafif ateş görülebilir. Allerjik reaksiyon ise çok nadirdir. Bebeklere uygulanabilen ve 2 yaş altına yapılabilen tek pnömokok aşısıdır. 5 yaş altı çocuklarda konjuge aşı orta kulak iltihabını önlemede oldukça etkilidir. </p>
<p><em><span style="color: #ff0000;">Haemophilus influenzae (NTHi) ve  Moraxella catarrhalis aşısı:</span></em> Orta kulak iltihabı ve sinüzite yol açan diğer en sık görülen ajanlardan olan Hemofilus ve Moraxella mikrobuna yönelik aşı geliştirme  çalışmaları devam etmektedir.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/05/orta-kulak-iltihabi-asilarla-onlenebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ORTA KULAK İLTİHABI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/05/orta-kulak-iltihabi-sss/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/05/orta-kulak-iltihabi-sss/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:22:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[biberon kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı çizdirme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak tüpü]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta sıvı birikimi]]></category>
		<category><![CDATA[miringotomi]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=135</guid>
		<description><![CDATA[Geçen gün kızım çok ateşlendi, çocuk doktoruna götürdük, orta kulak iltihabı dedi, antibiyotik verdi. Evde bir de küçük bebeğim var, ona bulaşır mı? Orta kulak iltihabı çocuklarda en sık doktora gitme nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>
<div style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff0000;">Geçen gün kızım çok ateşlendi, çocuk doktoruna götürdük, orta kulak iltihabı dedi, antibiyotik verdi. Evde bir de küçük bebeğim var, ona bulaşır mı?</span></strong><em><span style="color: #ff9900;"> </span></em><em><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #000000;">Orta kulak iltihabı çocuklarda en sık doktora gitme nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar.  Orta kulak iltihabı tek başına bulaşıcı değildir, buna yol açan nezle-grip virüsü burun salgıları yoluyla hapşırmakla, enfekte ellerle temas etmekle bulaşır. Bunların bulaştığı kişide eğer bağışıklık yetersizse, geniz eti, deviasyon gibi burun tıkanıklığına yol açan anatomik bir sorunu var ise, nezle-grip iken uçak yolculuğu yapmış ise östaki tüpünün (orta kulakla burun  arasında genizde yer alan ince bir kanal) ve enfeksiyona bağlı şişip kapanması nedeniyle orta kulak iyi havalanamaz ve bu kişi de dolaylı olarak orta kulak iltihabı yaşayabilir.  </span></p>
<p></span></em></p>
<p><em>Bu nedenle bebeğinizi diğer çocuğunuzla çok temas ettirmeyin, aynı odada yatırmayın, öptürmeyin ve örneğin kızınızın burnunu sildikten sonra ellerinizi yıkayıp bebeğinizi kucağınıza alın. Ancak tüm bu önlemlere rağmen bebekte burun tıkanıklığı, hapşırma, öksürme başlarsa burnunu açık tutmak için bebeklere uygun burun damlalarından (tuzlu su içeren!) kullanın ki östaki ağzı olabildiğince açık kalsın. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Orta kulak iltihabı ne gibi sorunlara yol açar?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Öncelikle oldukça fazla kulak ağrısı, ateş ve işitme kaybına yol açar.  Ayrıca tedavi edilmediğinde, özellikle bebeklerde kafada yer alan diğer bazı yapılara yayılabilir. Bu nedenden dolayı bebeğinizde huzursuzluk, devamlı o kulağını çekiştirme, kusma, ateş varsa, kulak arkasında şişlik ve kızarıklık ortaya çıkmışsa hemen bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir. </em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Orta kulak iltihabı nasıl oluşur?  </span></strong></li>
</ul>
<p><em>Nezle-grip, alerji vb. ‘ye bağlı östaki tüpünün ağzında tıkanıklık oluştuğunda öncelikle orta kulak havalanması bozulur, tedavi yapılmazsa orta kulakta negatif bir basınç ortaya çıkar ve bu da çevre dokulardan orta kulağa bazı sıvıların çekilmesine yol açar. Bakteri ya da virüsler ise bu sıvıya geçip (durağan sıvılarda mikrop çoğalması daha kolay olur- bataklık gibi!) orta kulak iltihabına yol açarlar. Bu iltihaplı sıvı kulak zarını dışarı ittirip, sonra da tutup kulak zarında şişme, kızarıklık ve buna bağlı şiddetli ağrı yaratır. Kulak zarı şişmiş olduğu için ve arkasında hareket etmesini önleyen yoğun bir sıvı olduğu için işitme görevini yerine getiremez ve kişide işitme kaybı ortaya çıkar. </em></p>
<p><em>Bazen bu baskıya ve inflamasyona dayanamayan kulak zarı bir yerinden delinip akmaya başlar. Bu durumda kişinin ağrısı geçer, ateşi düşer ancak bu sefer de orta kulak dışarısıyla temasa geçer ve müzmin orta kulak iltihabına dönüşebilir. Bu nedenle herhangi bir kulak akıntısı olduğunda bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulması gerekir.</em>   </p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Orta kulak iltihabı nasıl tedavi edilir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Uygun bir antibiyotik seçimi ve gerekli sürede (en az 7 gün, ideali 10 gün)  kullanım ile orta kulak iltihabı tedavi edilebilir.  Beraberinde var olan patolojiye göre ateş düşürücü-ağrı kesici, dekonjestan, antihistaminik (alerji ilacı) ilaçlar, burun damlaları eklenebilir. </em></p>
<p><em>Önemli olan sık sık doktor kontrolüne gitmektir. Tıbbi tedaviye rağmen ateşin düşmemesi, ağrının artması, kulak akıntısının başlaması, baş ağrısı ya da kulak arkasında şişlik-kızarıklık oluşması halinde tedavi yeniden düzenlenebilir veya bazı cerhi müdahaleler gerekebilir. </em></p>
<p><em>Halk arasında bilinen adıyla <span style="color: #339966;">&#8220;kulağı çizdirme&#8221;</span> dediğimiz <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">miringotomi</span></span> işlemi bunlardan biridir. Bu, kulak zarının ileri derecede bombe olduğu ya da baloncuk yapmaya başladığı durumda kulak zarının iyileşme potansiyeli en fazla olan yerinden bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından özel aletlerle çizilip iltihabın temizlenmesi işlemidir. Kesilen yer çoğunlukla birkaç gün içinde kendi kendine kapanmaktadır. Ancak tam kapanma olana kadar kulağa asla su kaçırılmaması gerekir. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Orta kulak iltihabından nasıl korunulur?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Orta kulak iltihabına yol açan faktörlerden korunmakla tabii ki! Nezle-grip olduğunuzda burun tıkanıklığını açmaya çalışmalı, kuvvetli sümkürme ya da tam tersi kuvvetli burun temizleme yapmamalı, hastayken uçak yolculuğu yapmamalı, çevrenizdeki insanların hastalanması el temizliği ve hjyene özen gösterilmeli, hastayken öpüşmemeli ve vücut direncini yüksek tutmak için dengeli beslenmeli, sigara içmemeli, yeterli uyumalı ve dinlenmelisiniz.  </em></p>
<p><em>Bebek ve çocuklarda östaki tüpünün erişkinlere göre kısa ve geniş olması, mikropların ve yutulan sıvıların genize kaçması durumunda rahatça burundan orta kulağa geçmesine yol açar. Özellikle bebeklerin biberonla beslenmesi sırasında ve sonrasında bu konuya çok dikkat edilmesi gerekir. Bebek düz yatırılarak ya da yatağında beslenmemeli, beslenme sonrası 1-2 saat yatırılmamalı, yatağın başı yükseltilerek yatırılmalıdır. </em></p>
<p><em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=25" target="_blank"><span style="color: #000000;">Nezle-grip-orta kulak iltihabı olan çocukların tam iyileşene kadar kreşe/okula gönderilmemesi gerekir. </span></a></em></p>
<p><em>Ayrıca çocukların yanında sigara içilmemelidir (çocuk odasındayken salonda içiyoruz, sonra havalandırıyoruz gibi açıklamalar yetersizdir, çünkü sigaranın irritan partikülleri oda içindeki eşyalara sinmekte ve ne kadar havalandırılırsa havalandırılsın çocuğu etkilemektedir!!!), yapılan çalışmalarda sigara dumanına maruz kalan çocukların daha sık hasta olduğu görülmüştür.</em>  </p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Oğlum 10 gün önce orta kulak iltihabı geçirdi, doktoru iltihabın geçtiğini ancak kulakta sıvı kaldığını söyledi. Bu sıvı nedir ve nasıl tedavi edilir?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>En az 7 günlük, ideali 10 günlük antibiyotik tedavisi sonrası, orta kulaktaki iltihap gerilemekte,  %40 çocukta geride iltihapsız bir sıvı kalmaktadır.  Bu sıvı çoğu çocukta 3-6 haftada kendiliğinden kaybolmaktadır. En az 3 aylık takip sonrasında kulaktaki sıvının kaybolmadığı durumlarda, kulağa tüp takılması (ventilasyon tüpü) gerekmektedir. Bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgileri <a href="http://www.seciltotan.com/?p=123" target="_blank">&#8220;Kulakta sıvı birikmesi ve kulak tüpü (SSS)&#8221;  </a>ve <a href="http://www.seciltotan.com/?p=48" target="_blank">&#8220;Kulak tüpü nedir, neden takılır?&#8221; </a>başlıklı yazılardan edinebilirsiniz. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Merhabalar. Benim 4 aylık yeğenimin kulağında bir şişlik var. Bir iki ay kadar önce çocuk rahatsızlandı ve doktora başvurduk, ortak kulak iltihabı teşhisi koyuldu ve ilaç falan kullandıktan sonra iyileşti. Birkaç haftadır da çocuğun kulağında gözle görülebilecek kadar bariz bir şişlik var, sağ kulağı diğer kulağına göre oldukça dışa açık görünmekte. Kulağında herhangi bir akıntı yok, yüksek ateş gibi bir şikayetimiz de yok çocuğun kulağına dokunduğumuzda aşırı tepki verip ağlamıyor. Tekrar doktora başvurduk ve biraz daha beklememiz gerektiği söylendi. MR çekilmesi gerekebilir ve MR çekmemiz için çocuğu uyutmamız gerekir gibi şeyler söylediler haklı olarak. Biraz daha bekleyip eğer kulak arkasında herhangi bir kırmızılık veya çocukta aşırı huzursuzluk gibi şeyler olursa acil götürmemizi söylediler. İsterseniz eğer fotoğrafını da size gönderebilirim. Acaba ne yapmalıyız? Şimdiden teşekkürler.</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Bahsettiğiniz durum, orta kulak iltihabinın bir komplikasyonu olan ve bebeklerde nispeten daha sık görülen &#8220;akut mastoidit&#8221; dediğimiz durumdur. Bunun nedeni bebeklerin kemik yapılarının yumuşak olması ve diger kafatası kemikleriyle tam birleşmemiş olmasından dolayı orta kulaktaki iltihabın<br />
kulak kemiğini (mastoid) tutması ve oradan iltihabın deri altına kaçmasıdır. Genellikle orta kulak iltihabından 2-3 hafta sonra, kulakarkası ve üstünde cilt alti dokularda sıvı birikimi, buna bağlı olarak<br />
kulağın öne ve aşağı dogru itilmesi ile karakterizedir. Tanısı için acilen Kulak Tomografisi çekilmesi gerekir. Tedavisinde yoğun antibiyotik kullanımı (genellikle damardan iğne seklinde), iltihabın<br />
boşaltılabilmesi için ameliyatla kulağa tüp takılması, hatta enfeksiyon çok ilerlemişsee mastoid kemiğin de içinin ameliyatla temizlenmesidir.  Size önerim, hafif bir sakinleştirici ilaç altında hemen tomografi çekilip ona göre tedaviye karar verilmesidir. Geçmis olsun.</em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">2005 doğumlu oğlumuz bundan 1 ay önce ateşlenince çocuk doktorumuza götürdük. Çocuğun sağ kulağının sıvı topladığını, 7 günlük N&#8230;.. 1 gr sabah akşam iğne tedavisi vereceğini ve eğer bu kürde geçmezse hemen KBB&#8217;ye gitmemiz gerektiğini söyledi. 7 gün geçtikten sonra bakıldı ve hemen KBB&#8217; ye gönderildik. KBB uzmanı bize 10 günlük L&#8230;.. sabah akşam önerdi ve toplamda 20 gün sonra timpanogram ve nazofarenks grafisi çektirip gelin dedi. Bizim bu süremiz dolmak üzere ve kulağındaki iltihap geçmiş ama sıvı hala duruyormuş(Çocuk doktoru baktı). Geceleri burnundan nefes alamıyor ve oğlumuz kreşe gidiyor. Bu aralar tekrar enfeksiyon kapma olasılığı da yüksek. Tympanogram right volume: 0.11 ml, compliance 0.16 ml, pressure -168 dapa, gradient 0.04 ml. Tympanogram left volume: 0.18 ml, compliance 0.14 ml, pressure -260 dapa, gradient 0.04 ml. Geniz filmini henüz çektirmedik. Sitenizden edindiğim bilgilere göre şu konularda bana yardımcı olabilirmisiniz?</span></strong></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><span style="color: #ff0000;">1. G</span></strong><strong><span style="color: #ff0000;">eniz filmini çektirmek için beklemelimiyim? Şu aralar öksürüyor, geniz etinin büyük gözüküp bizi yanıltma olasılığı varmı dır?</span></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><span style="color: #ff0000;">2. KBB uzmanı kulaklarına tüp takılıp geniz eti de alınır diyor. Biz ise beklesek ya da sadece genizetini aldırsak, kulağındaki sıvı toplaması zamanla geçer mi? Oğlumuzun<br />
kulağında duyma kaybına yol açmaktan da korkuyoruz. Bu olasılık söz konusu mudur? Sizden haber bekliyoruz. Şimdiden çok teşekkürler.</span></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Öncelikle gecmis olsun.  Çocuğunuzun geçirdigi hastalık ve buna ait tedavi ve tetkikleri ayrıntılı yazdığınız icin tesekkür ederim.  Birkaç noktayı sormam gerekiyor, bu orta kulak iltihabı bu sene ilk defa mı oldu? Ya da bebekliğinden beri yılda kaç kez orta kulak iltihabı geçirdi? Ağzı</em><em> açık uyuma, horlama sadece hastalı</em><em>k dönemine mi özgü? Horlamalar sırasında nefesi de duruyor mu? Eviniz çok aşırı sıcak ve kuru mu? Evde sigara içiliyor mu? Çocuğunuz allerjik mi?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Bilimsel istatistiklere gore tüm çocukların yaklaşık %75&#8242;i 5 yaşından önce yılda en az 1 kez orta kulak iltihabı geçirmektedir. Bunların %10&#8242;unda ise orta kulak iltihabı sonrası kulakta hapsolan sıvı (effüzyon) en az 8 hafta süreyle kalmaya meyillidir. Kreş faktörü, orta kulak iltihabı geçirme sıklıgını arttıran temel faktörlerdendir. Evde sigara içilmesi (çocuğun yanında içilmiyor ya da evi havalandırıyoruz gibi eylemler maalesef sigaranın çocuğa zararını engellemiyor!), evin çok sıcak ve kuru olması ya da çocuğun alerjik olmasına rağmen evde uyuduğu odada kedi-köpek-kuş-peluş,tüylü oyuncak-halı vb. bulundurulması da riski arttırır. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Orta kulak iltihabının tedavisinde ilk doktorunuzun seçtiği antibiyotik gayet uygun, sonrasında kullanılan ilaç ise bazen yeterli etkiyi gösteremeyebiliyor. İdeal olanı amoksisilin içeren bir ilacın minimum 10 gün, hatta kontrolünde sıvı devam ediyorsa 3 hafta boyunca verilmesidir. Kendi pratiğimde 10 gün amoksisilin kullandıktan sonra sıvının miktarinda azalma yok ya da koyulasma varsa beraberinde metronidazol içeren bir antibiyotik de ekleyerek ikili tedaviyi seçmekteyim. 3 haftalik etkin antibiyotik kullanımı sonrasi düzelme yok ise hastayı sık kontrollere çağırarak 3 ay kadar takip etmek gerekiyor. Bu süre zarfinda burun temizliği önemli! Burnunu asla içine çekmemeli ve kuvvetli sümkürtme yaptirilmamalı!!! Ev kuru ise soğuk buhar makinesi kullanılmalı! Sigara içiliyorsa asla evin içinde içilmemeli! Sıvının bu süre sonunda da dağılmaması durumunda ise maalesef geniz etinin alınması ve kulaklara tüp takılması aşamasına geçiliyor. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Sorularınıza gelince: </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>1. Yazdığınız tetkik (timpanometri) sonucunda her iki kulakta sıvı birikimi olduğu görülüyor. Geniz eti filmi tabii ki genizetinin boyutlarını takip etmede yardımcı bir tetkik. Ancak geniz eti cok küçük olup 3 ay kulaklardaki sıvının kaybolmadığı hastalar da olmaktadır, yani ameliyat kriteri kulaktaki sıvının durumu ve süresidir (orta kulaktaki çok koyu sıvının katılaşmasına bağlı kireçlenme ya da kulak zarının orta kulağa yapışması bulguları varsa 3 ayı da beklememek gerekir). Kendi pratiğimde ben geniz etini endoskopla muayene ederek takip etmeyi<br />
ya da çocuk bu muayeneye izin vermiyorsa tedavi sonrası 1 kere geniz eti filmi çektirip ondan sonra da kulaklarını takip etmeyi tercih ediyorum.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> 2. Çocuğunuzu muayene eden KBB hekimi eğer 3 ay beklemeyi engelleyecek bazı bulgular (kulak zarında yapışma, koyu yapışkan sıvı varlığı vb.) görmüşse, ameliyatı erkene alabilir. Size bununla ilgili bir yorum yapabilmem için çocuğunuzun kulaklarını muayene etmem gerekir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>3. KBB hekiminiz sizi belli aralarla kontrollere çağıracaktır, bu kontrollerde ileride duymasını bozabilecek sorunların ilk bulgularının ortaya çıkması halinde zaten hemen ameliyat kararını verecektir. </em></p>
</div>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/05/orta-kulak-iltihabi-sss/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAZ MEVSİMİ VE KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/05/yaz-mevsimi-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/05/yaz-mevsimi-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 May 2009 11:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[epistaksis]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[otomikoz]]></category>
		<category><![CDATA[yüzücü]]></category>
		<category><![CDATA[yüzücü kulağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süren bir kış mevsimi geçirdik. Bol bol burnumuz aktı, boğazımız ağrıdı, öksürdük, öksürdük, öksürdük&#8230;.Oh nihayet yaz geldi, tatil başladı, hastalıklar bitti derken gerçekten bitti mi acaba ??? Hemen sevinmeyin derim, sizi yaz aylarında bile bekleyen pek çok hastalık bulunmakta. Bu yazıda sadece yazın karşılaşabileceğiniz Kulak-Burun-Boğaz Hastalıklarını okuyacaksınız, ancak özellikle besin zehirlenmeleri, ishal vb.&#8217;nin bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="swimming_kids.jpg" rel="attachment wp-att-102" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=102"></a></p>
<p style="text-align: center;"><a title="epistaksis.jpg" rel="attachment wp-att-165" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=165"></a></p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/aspergillus-mantari.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/epistaksis.jpg"></a>Uzun süren bir kış mevsimi geçirdik. Bol bol burnumuz aktı, boğazımız ağrıdı, öksürdük, öksürdük, öksürdük&#8230;.Oh nihayet yaz geldi, tatil başladı, hastalıklar bitti derken gerçekten bitti mi acaba ??? Hemen sevinmeyin derim, sizi yaz aylarında bile bekleyen pek çok hastalık bulunmakta. Bu yazıda sadece yazın karşılaşabileceğiniz Kulak-Burun-Boğaz Hastalıklarını okuyacaksınız, ancak özellikle besin zehirlenmeleri, ishal vb.&#8217;nin bu mevsimde arttığını unutmayınız!</p>
<p><span style="color: #339966;">YAZ VE KULAK HASTALIKLARI:</span></p>
<p>Yazın en sık görülen kulak hastalıkları <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">dış kulak yolu iltihabı (YÜZÜCÜ KULAĞI) </span>ve <span style="color: #339966;">mantar enfeksiyonu (OTOMİKOZ)</span>&#8216;</span>dur. Öncelikle dış kulak yolu hakkında biraz bilgi verelim.</p>
<p>Dış kulak yolu, kısmen kıkırdak ve kısmen kemikten oluşur, üzeri deri ile örtülüdür. Bu deri vücudun dış yüzünü örten derinin devamıdır. Normalde dış kulak yolu iyi korunaklıdır ve kendi kendini temizleme özelliği vardır. Dış kulak yolundaki salgı bezlerinin ürettiği salgılar ve der<a title="nosebleed.jpg" rel="attachment wp-att-101" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=101"></a>i döküntülerinden oluşan kulak kiri (ki aslında kir adı verilerek yanlış bir tanımlama yapılmıştır!) pH 4-5 civarında yani hafif asidik düzeydedir, dış kulak yolunu kaplayarak mikropların istilasını önlemektedir. Ancak bu asiditeyi değiştiren faktörler (banyo, deniz veya havuz sonrası kulağın ıslak kalması, pamuklu çubukla kurcalama sonrası kulak kirinin temizlenip koruyucu bariyerin ortadan kaldırılması, yine temizleme veya kaşıma amaçlı dış kulak yoluna sokulan yabancı cisimlerin yaptığı travmaya bağlı deride zedelenme, kulak kirinin itilip birikmesi ve suyla şişmesi sonucu mikropların yerleşimi için zemin oluşturması vb.) patojen bakterilerin ve mantarların üremesine ve dış kulak yolu iltihabına yol açar. </p>
<p>Dış kulak yolu iltihabına <span style="color: #339966;">&#8220;yüzücü kulağı&#8221;</span> adı verilmesinin nedeni ise bu iltihabın dış kulak yolu devamlı nemli kalan yüzücülerde çok sık görülmesidir. Hjyen şartları iyi olmayan havuz ve denizlerde yüzenlerde bu tür enfeksiyonlara, özellikle de mantara yakalanma riski artmaktadır.</p>
<p>İşitme cihazı kullananlar da özellikle yaz aylarında daha çok dış kulak yolu enfeksiyonlarına adaydırlar. Kulak içi cihazlarda cihazın kendisi, kulak arkası olanlarda kulak kalıbı dış kulak yolunu tıkayarak dış kulak yolunun kendini temizleme mekanizmasını bozmakta, yazın özellikle terleme ile kulak yolu asiditesinin bozulması bu enfeksiyona zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle ara ara cihazınızı çıkarıp dış kulak yolunun havalanmasını sağlayınız, kalıbı cihazınızı her takmanızdan önce temizleyiniz.</p>
<p>Şeker hastalarında dış kulak yolunda mantar üreme riski daha fazladır. Bu nedenle kulağı pamuklu çubuk, kibrit çöpü vb. ile temizlemek mantara bağlı dış kulak yolu iltihabına davet çıkarır.</p>
<p>Dış kulak yolu iltihabı geliştiğinde hastanın en temel şikayeti şiddetli kulak ağrısıdır. Kulağa dokunmakla, kulak memesini aşağı doğru çekmekle, yemek yeme sırasında çene hareketleriyle ağrı artar. Bunun yanı sıra dış kulak yolunun şişmesine bağlı kulakta tıkanma, enfeksiyon şiddetine göre akıntı, bazen şiddetli enfeksiyonlarda kulak kepçesinde kızarıklık ve şişme görülebilmektedir. Tedavisi, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilip ek olarak antibiyotik verilerek enfeksiyonun geriletilmesi ve sonrasında kulağın kuru tutulması şeklindedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">Otomikoz</span>, yani mantar enfeksiyonun ilk bulguları ise kulakta siyah, gri, mavimsi-yeşil, sarı veya beyaz renkte akıntı ile şiddetli kaşıntıdır. Tedavisi ise yine bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya mantara karşı damlalarla enfeksiyonun önüne geçilmesi şeklindedir. Önemli olan mantar enfeksiyonun tekrarlamaması için sonrasında en az 3 ay kulağa su kaçırılmaması ve kulağın kurcalanmamasıdır.</p>
<p>Özetle bu tür bir enfeksiyondan korunmak için banyo, deniz veya havuz sonrası kulağınızı pamuklu çubukla temizlemek yerine işaret parmağınıza doladığınız bir pamuk parçasını dış kulak yolunuza tutup başınızı o kulağınız altta kalacak şekilde yana yatırıp hafifçe çalkalama hareketi yaparak içeri kaçan suyun dışarı çıkmasını sağlayabilirsiniz. Hjyen şartlarından emin olmadığınız deniz ve havuzlara girmeyiniz, şüpheniz varsa kulaklarınızı özel tıpalarla tıkayarak giriniz ve başınızı mümkün olduğunca suya sokmayınız.</p>
<p><span style="color: #339966;">YAZ VE BURUN HASTALIKLARI:</span></p>
<p>Yazın en sık görülen burun hastalığı <span style="color: #339966;"><span style="text-decoration: underline;">burun kanaması</span>dır</span>. </p>
<p>Burun bol damarlı ve travmaya açık bir<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/epistaksis.jpg"></a> yapıdır. Burnu kurcalama, sümkürme, ufak bir darbe ile bile kolayca kanayabilir. Özellikle kuru hava ve sıcak kanama riskini daha çok arttırmaktadır. Bu nedenle özellikle burun kanamasına yatkın olan küçük çocuklar, kan sulandırıcı ilaç kullanan kalp ve tansiyon hastaları güneşin en etkili olduğu öğlen saatlerinde mümkün olduğunca güneşe çıkmamalı veya gölgede oturup, şapka takıp bol bol sıvı tüketmelidirler. </p>
<p>Burun kanaması olduğunda ilk yapılması gereken panik olmamaktır, çünkü bu kanamanın artmasına yol açar. Böyle bir durumda hemen kanayan taraftaki burun içine hafif nemli büyükçe bir pamuk konulup yandan buruna parmakla bastırılmalı, dik oturulup enseye ve başa buz uygulanmalı, serin bir ortama geçilmelidir. İmkan varsa tansiyon ölçülmeli, yüksek ise düşürücü bir dil altı hapı alınmalıdır. Kanama bu yöntemlerle durmuyorsa en yakın hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p>Yaz aylarında kış ve ilkbahardaki kadar sık olmamakla birlikte <span style="color: #339966;">farenjit</span> görülebilmektedir. Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin fazla tüketilmesinin buna neden olduğu sanılmaktaysa da aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı saptanmıştır. Sadece müzmin farenjiti veya reflüsü olan (yani yeme alışkanlığı, stres ve bazı kullanılan ilaçlara bağlı olarak yemek borusu ile mide arasındaki kapağın gevşemesi ve mide asidinin yukarı kaçıp boğazı tahriş etmesi), sigara kullanan, beslenmesi yetersiz hastalarda zeminde vücut direncinde zayıflık ve müzmin bir tahriş olması, burun veya boğaz enfeksiyonu taşıyan biriyle temas sonrası bu enfeksiyonun yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle yine yaz aylarında da en çok dikkat edilmesi gereken hjyendir. Yazın elle yenen yiyeceklerin (meyve, dondurma, çerez vb.) daha çok tüketilmesi nedeniyle her yemekten önce ellerin iyice yıkanması gerekmektedir.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                    var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\\' type=\\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script></p>
<p style="text-align: center;"><script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
<img class="alignnone size-medium wp-image-285" title="icecream1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/icecream1-300x257.jpg" alt="" width="300" height="257" />
                    var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/05/yaz-mevsimi-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAKTAKİ KRİSTALLER VE BAŞDÖNMESİ (BPPV)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/04/kulaktaki-kristaller-ve-basdonmesi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/04/kulaktaki-kristaller-ve-basdonmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 17:34:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[apley manevrası]]></category>
		<category><![CDATA[baş dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bppv]]></category>
		<category><![CDATA[dengesizlik]]></category>
		<category><![CDATA[dix-hallpike]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness nedir]]></category>
		<category><![CDATA[iç kulak taşı]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta kristaller]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[manevra]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyonel vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[  Benign (gidişatı iyi) Paroksismal (aniden başlayan) Pozisyonel (baş hareketleri ile tetiklenen) Vertigo (baş dönmesi) yani baş harfleriyle  &#8221;BPPV&#8221; erişkinlerde en sık baş dönmesi nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. En tipik bulgusu pozisyon değişikliği sonrasında oluşan ve 1-2 sn süren etrafın fıldır fıldır döndüğü bir baş dönmesi atağı yaşanmasıdır.  Bu durum genellikle yataktan kalkma ya da  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #000000;"></span></div>
<p><span style="color: #000000;"> </p>
<p>Benign (gidişatı iyi) Paroksismal (aniden başlayan) Pozisyonel (baş hareketleri ile tetiklenen) Vertigo (baş dönmesi) yani baş harfleriyle  &#8221;BPPV&#8221; erişkinlerde en sık baş dönmesi nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. En tipik bulgusu pozisyon değişikliği sonrasında oluşan ve 1-2 sn süren etrafın fıldır fıldır döndüğü bir baş dönmesi atağı yaşanmasıdır.  Bu durum genellikle yataktan kalkma ya da  yatağa yatma anında, yatakta sağdan sola dönerken, yerden eğilip ya da yukarı uzanıp bir şey alma sırasında ortaya çıkar.  Kişi birden bu şekilde bir dönme yaşayınca korkar ve bir yerlere tutunma ihtiyacı hisseder. Bazen tutunamayıp düşebilir. Bulantı ve kusma da eklenebilir. Kişinin gözlerine dikkatli bakıldığında göz bebeklerinin bir tarafa doğru döner gibi hızlı hızlı hareket ettiği görülür(nistagmus).</p>
<p></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">BPPV&#8217;nin nedeni iç kulakta denge sağlayan organların içinde yer alan mikroskopik taşların/kristallerin (otokonya)  yerlerinden kopup iç kulak sıvısında serbest yüzmesi ve yarım daire kanallarının içine kaçmalarıdır. Yarım daire kanallarının görevi yatay, dikey ve çapraz düzlemdeki hareketleri algılayıp beyne sinyal göndermek ve bu sayede kişinin dengesini sağlamaktır. Yanlışlıkla bu kanalların içine giren bu taşların hareketi sanki kişi bu düzlemlerden birinde devamlı hareket ediyormuş gibi bir yanlış algılamaya neden olur. Bu da baş dönmesi şikayetlerini açığa çıkarır. (Bkz. <a href="http://www.seciltotan.com/?p=24" target="_blank"><span style="color: #000000;">Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması</span></a><span style="color: #000000;">)</span></span></p>
<p>Tanı, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından detaylı bir anamnez alma sonrasında yapılacak ayrıntılı KBB muayenesi ve otonörolojik muayene ile ayırıcı tanılar ekarte edilerek konulur. &#8220;Dix-Hallpike&#8221; adı verilen muayenede kişi başı aşağı sarkacak şekilde yatağa yatırıldıktan sonra doktor tarafından çeşitli baş hareketleri yaptırılarak kristallerin yerinden oynayıp oynamadığı, oynadıysa hangi kulağın etkilendiği saptanır.</p>
<p>BPPV tedavi edilmesi en kolay baş dönmesi nedenlerinden biridir. Tipik tedavisi taşların eski yerine dönmesini sağlayan özel manevraların uygulanmasıdır (Apley, Modifiye Apley vb.)  Genellikle ilaç tedavisi eklenmesine gerek yoktur.  Manevra sonrasında kristallerin yerinden oynamaması için 3 gün kesin istirahat edilmeli, herhangi bir eğilip kalkma, yukarı uzanma yapılmamalı, baş ve vücut adeta bir robot gibi beraber hareket ettirilmeli, 1 hafta süreyle araç kullanılmamalı ve baş yüksek olacak şekilde (45 derece açı ile)  etkilenmeyen kulak üstüne yatılarak uyunmalıdır. Doktorunuz 1. hafta sonunda sizi kontrole çağırıp muayenenizi tekrarlayacak ve gerekirse tedavi edici manevrayı tekrar uygulayacaktır. Çoğu hastada şikayetlerin çoğu 1 haftada geçmekte, hafif dengesizlik ve sendeleme hissi ise 1 ay kadar sürmektedir. </p>
<p>Tekrarlayan BPPV atakları olan kişilerde konjenital/akkiz anatomik problemler ya da <a href="http://www.seciltotan.com/?p=45" target="_blank">Meniere Hastalığı </a>akla gelmelidir.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/04/kulaktaki-kristaller-ve-basdonmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DÜNYADAN VE TÜRKİYE&#8217;DEN ÜNLÜLERİN KBB SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/03/dunyadan-ve-turkiyeden-unlulerin-kbb-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/03/dunyadan-ve-turkiyeden-unlulerin-kbb-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 12:33:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[atilla koç]]></category>
		<category><![CDATA[beethoven]]></category>
		<category><![CDATA[brahms]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada ve türkiyede ünlülerin kulak burun boğaz sorunl]]></category>
		<category><![CDATA[eng ve chang]]></category>
		<category><![CDATA[filiz akın]]></category>
		<category><![CDATA[frank sinatra]]></category>
		<category><![CDATA[franz haydn]]></category>
		<category><![CDATA[george washington]]></category>
		<category><![CDATA[grover cleveland]]></category>
		<category><![CDATA[juanito]]></category>
		<category><![CDATA[oscar wilde]]></category>
		<category><![CDATA[savaş ay]]></category>
		<category><![CDATA[sigmund freud]]></category>
		<category><![CDATA[thomas edison]]></category>
		<category><![CDATA[tuğba özay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[  *Johannes Brahms Ünlü Alman besteci Johannes Brahms 1833’de Hamburg’da doğdu.  Eldeki veriler Brahms’ın ileri yaşta uyku apnesi olduğunu düşündürüyor, çünkü yakınları Brahms’ın aşırı derecede horladığını belirtmekte, ayrıca kısa tıknaz vücudu ve  kalın boyun yapısı da bu duruma yatkın olduğunu akla getiriyor.  *Ludwig van Beethoven 27 yaş civarında klasik müzik bestecisi Ludwig van Beethoven (1770-1827) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">*Johannes Brahms</span></strong></p>
<p>Ünlü Alman besteci Johannes Brahms 1833’de Hamburg’da doğdu.  Eldeki veriler Brahms’ın ileri yaşta <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=88" target="_blank">uyku apnesi </a>olduğunu düşündürüyor, çünkü yakınları Brahms’ın aşırı derecede horladığını belirtmekte, ayrıca kısa tıknaz vücudu ve  kalın boyun yapısı da bu duruma yatkın olduğunu akla getiriyor. </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">*Ludwig van Beethoven</span></strong></p>
<p>27 yaş civarında klasik müzik bestecisi Ludwig van Beethoven (1770-1827) kaderin kurbanı oldu, tiz sesleri duymada sorun yaşamaya başladı. Ardından çınlama ve hiperakuzi (yüksek seslerden rahatsız olma) de tariflemeye başladı.  Bu kadar erken yaşta ortaya çıkan bu şikayetler, işitme sinirinde bir harabiyetin başladığını düşündürmektedir. </p>
<p>Buna rağmen Beethoven beste yapmaya devam etti ve uzmanlara göre yaşadığı işitme sorunları kendi müziğini dış gürültülerden izole olarak duymasını sağladı. Ancak topluluk içindeki müzik performansları bozulmaya başladı, bu da ilgisini sadece beste yapmaya yöneltti.  </p>
<p>Zamanla işitmesi iyice bozulan Beethoven 50 yaşında tamamen sağır oldu. Buna rağmen 1827 yılında ölene kadar beste yapmaya devam etti. </p>
<p>   *<strong><span style="text-decoration: underline;">Eng ve Chang</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span> </p>
<p>Tayland’da yapışık Siyam ikizleri olarak doğan ve hayatlarını bu şekilde devam ettiren Eng ve Chang bu anatomik anormallikleri nedeniyle çok popüler olmuşlardı. Amerika’ya göç ettikten sonra, Eng ve Chang vatandaş olup 1843’de Yates kardeşlerle evlendiler.  Yavaş yavaş , Chang&#8217;in her iki kulağında,  Eng&#8217;in ise sol kulağında işitme kaybı ortaya çıkmaya başladı. Bu durum, yaşamlarını avcılıkla kazanan bu kardeşlerin silah atışına bağlı işitme siniri travmasına bağlanmıştır.  Eng&#8217;in sağ kulağının etkilenmemesinin nedeni, silahı ikizlerin solda yer alanı olan  Chang&#8217;in sol omzuna dayayarak ateşlemeleri sırasında Eng&#8217;in kafasının bariyer gibi sesi kısmen de olsa izole ederek sağ kulağını korumasına bağlanmıştır.</p>
<p><strong>*<span style="text-decoration: underline;">Grover Cleveland</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p>Amerika’nın 22 ve 24. Dönem başkanı Grover Cleveland, 2 farklı dönemde başkanlık yapan ilk kişi olarak tarihe geçmiştir. Sol üst çenesindeki sarkom nedeniyle geniş bir ameliyat geçirmiştir. Sarkom bağ dokusunun oldukça agresif bir tür kanseridir ve genellikle kemik, kıkırdak, yağ dokusu, kas, kan damarlarını tutar.  Ancak günümüzde 1893’te konulan bu sarkom tanısının doğru olmadığı, verrüköz karsinom olduğu iddia edilmektedir. Verrüköz karsinom yakın dokulara yayılan ancak nadiren metastaz yapan, sarkoma kıyasla daha iyi huylu bir kanser türüdür.  Ameliyatta üst çenesi tamamen alınmış,  damağındaki boşluk konuşmasını devam ettirebilmesi için özel bir protez ile kapatılmıştı. Ameliyat 1917’ye kadar sır olarak saklandı. Cleveland 1908’de öldükten sonra doktoru W. W. Keen&#8217;in ünlü vakayla ilgili  “<em>The Surgical Operation on President Cleveland in 1893 (Başkan Cleveland’ın 1893’teki ameliyatı) ” </em>başlıklı<em> </em>bir<em> </em>bilimsel makalesi bulunmaktadır.  </p>
<p>  <strong>*<span style="text-decoration: underline;">Thomas Edison</span></strong></p>
<p> Ünlü mucit Thomas Edison (1847-1931)  elektrik ampülünü ve ekonomik, pratik aydınlatma sistemini icat etmiştir. Edison’un neredeyse tamamen sağır olduğu bilinmektedir. 14 yaşında geçirdiği kızıl sol kulağında tamamen, sağ kulağında ise %80 sağırlığa yol açmıştır.  </p>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">*Sigmund Freud</span></strong></p>
<p>Psikoanaliz, Ödipüs kompleksi ve insan psikolojisi üzerine çalışmaları olan Sigmund Freud,  yoğun sigara ve alkol kullanıyordu. Bu kötü alışkanlıklarından kurtulmaya çalışırken pek çok sağlık sorunu yaşamıştır. 67 yaşında çenesinde kanser saptanmıştır. Ölmeden önceki 16 yıl boyunca sert damaktaki kötü huylu ülser için devamlı tedavi aldı ve  büyük ameliyatlar geçirdi.  Buna rağmen kanser alt çeneye, göz tabanına ve yanağına atladı. Yapılan ameliyatlar başarısız oldu ve sonunda acıları 1939’da kalp yetmezliği ve yüksek doz morfin kullanımı ile ölmesiyle sona erdi.  </p>
<p><strong>*<span style="text-decoration: underline;">Franz Haydn</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p>&#8220;Sürpriz Senfoni&#8221;  ve &#8220;Mevsimler&#8221; in bestecisi Joseph Haydn kronik, tekrarlayıcı nazal polipten  (burun eti)  muzdaripti.  Baş ağrıları nedeniyle bir dönem beste yapması bile engellenmişti.  Ameliyat komplikasyonları ve sonradan yaşayacağını düşündüğü ağrıdan korktuğu için radikal cerrahi tedaviden hep kaçmıştı.<br />
<a href="http://www.seciltotan.com/?cat=1" target="_blank">Nazal polip</a>, sinüslerden kaynaklanıp buruna doğru sarkan şişmiş et gibi mukoza parçalarıdır. Bu iyi huylu kitleler sinüs ağızlarını tıkayarak sinüs içinde yoğun sıvı birikimine ve dolayısıyla şiddetli baş-yüz ağrısına yol açarlar. Haydn sadece etlerin sarkan kısımlarının alınmasına izin vermiş ve bu şekilde 4 ameliyat geçirmiş ama tabii ki geniş cerrahi uygulanmaması nedeniyle şikayetleri tekrarlamıştır.  Günümüzde bu poliplerin allerji/allerjik sinüzit, çocuklarda kistik fibrozis veya vazomotor rinit nedeniyle oluştuğu bilinmektedir. Bu etlerin küçültülmesi için çeşitli tedavi modaliteleri geliştirilmiştir. Cerrahi, kişinin burun tıkanıklığı ve baş ağrısını geçirmede etkiliyken, polip oluşumunu tetikleyen faktörlerin kontrol altına alınamaması durumunda tekrarlamalar olabilir.</p>
<p> <strong>*<span style="text-decoration: underline;">Frank Sinatra</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span> </p>
<p>Ünlü şarkıcı Frank Sinatra (1915-1998), tüm dünyada kadife gibi sesi ve mırıldanır gibi şarkı söylemesiyle bilinmektedir. Maalesef 1952’de ses telleri iltihaplıyken (<a href="http://www.seciltotan.com/?p=38" target="_blank">larenjit</a>) şarkı söylemeye çalıştığında ses telleri içine kanama oluşmuş ve bu durum kalıcı bir hal alarak bu özel yeteneğini kaybetmesine yol açmıştır.  </p>
<p> <strong>*<span style="text-decoration: underline;">George Washington</span></strong></p>
<p>George Washington Amerikan tarihinde en etkili ve bilinen başkanlardan biridir. Zamansız ölümü hastalığının tanısındaki çelişkilere ve o zamanlarda uygulanan tedavilere bağlanmaktadır. Aralık 1799’da  Washington şiddetli bir boğaz enfeksiyonu ve sıtma gibi ateş nöbetleri geçirmekteydi. Tedavisini yakın arkadaşlarından Dr. James Craik üstlenmişti.  Dr. Craik, anjin tanısı  koymuş, yardımcılarından Elisha Cullen Dick ise “boğazı rahatlatmak için” trakeotomi (üst havayolu tıkalı olduğunda daha aşağıdan havayolu sağlamak için boyun orta kısmından girilip nefes borusuna delik açılan cerrahi işlem)   önermiş ancak önerisi reddedilmişti.  Bunun yerine diğer doktorları iltihaplı dokuyu günde 4 kez kesip kan akıtarak tedavi etmeye çalışmışlardı. Bu da günde 2,5 litre kan kaybı demekti.  Günümüzde  Washington’un anjine yol açan  streptokok enfeksiyonunun yanısıra kan kaybına bağlı şok, kan akıtma sırasında boğulma ve susuz kalmaya bağlı öldüğü düşünülmektedir.  Boğazın streptokok enfeksiyonu, Streptococcus adı verilen bir tür bakterinin  bademcikleri ya da farinksi tutması ile gelişir ve basit bir antibiyotik tedavisi ile iyileşme sağlanır.  </p>
<p><strong>*<span style="text-decoration: underline;">Oscar Wilde</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p>Ünlü İngiliz yazar Oscar Wilde 1854 yılında doğduğunda, babası ünlü bir kulak doktoruydu. Maalesef Wilde, tüm çocukluğu boyunca tekrarlayan kulak enfeksiyonlarıyla boğuştu.  Uzun yıllar sonra 2 yıl hapishanede yattığı dönemde kulak iltihapları tekrarlama göstermişti.  1900’da yani hapishaneden çıktıktan 3 yıl sonra ölen Wilde’ın ölüm nedeninin kulak kolesteatomu  olduğu düşünülmektedir. Müzmin kulak iltihabının ileri ve ciddi bir şekli olan kolesteatom, orta kulakta çevre dokuları ve kemikleri eriten salgılar içeren bir deri topağı olarak tanımlanabilir.  Tedavi edilmediğinde üstteki kemiği eriten kolesteatom, enfeksiyonun beyine yayılmasına, dolayısıyla menenjite yol açmaktadır.  Bu da o dönemlerde kontrol altına alınamadığı için Oscar Wilde’in ölmesine neden olmuştur.</p>
<p>*(KAYNAK:  http://www.entnet.org/museum/famous_figures_index ) </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Filiz Akın </span></strong></p>
<p>Türk Sineması&#8217;nın efsanevi oyuncusu Filiz Akın’a 2002&#8242;de Nazofarinks kanseri (burnun arka tarafı yani geniz bölgesi kanseri) tanısı konuldu. Houston M.D. Anderson Kanser Merkezi&#8217;nde gördüğü uzun bir tedavi sonrasında tamamen iyileşen Filiz Akın, katıldığı bir konferansta, hastalığı yenmesindeki en önemli etkeninin moralini yüksek tutmak olduğunu söylemiştir.  </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Savaş Ay</span></strong></p>
<p>Ünlü televizyoncu ve gazeteci Savaş Ay&#8217;ın kanser teşhisi aslında tesadüfen çalan bir telefonla konulmuş. 1998&#8242;de bir doktor izleyicisinin sesiyle ilgili uyarısıyla kontrole giden ve gırtlak kanseri olduğunu öğrenen Savaş Ay, erken teşhis sayesinde dimdik ayakta. Hayatındaki her şeyi, tedavi sürecine göre değiştiren Ay, radyoterapi seanslarında dinlemek için hazırladığı şiir kasetleri ile moral bulmuş. Tabii aile ve dostlarının sevgisi de ünlü gazeteciye ilaç olmuş. Günümüzde gırtlak kanserine yol açan nedenlerin en başında sigara kullanımının olduğu bilinmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Juanito</span></strong></p>
<p>“Arkadaşımın Aşkısın”, “Kumsaldaki İzler”, “Ay Beyaz Deniz Mavi” gibi romantik şarkılarıyla 1960&#8242;lı ve 70&#8242;li yıllarda müzik listelerini sarsan Cezayir asıllı şarkıcı Juanito, 1960&#8242;ların ortasında grubu Los Alcorson ile İzmir&#8217;e gelmiş ve ilk kez Mogambo adlı kulüpte çıkmıştı. Ardından fuarda şarkı söylemeye başlayan, çok geçmeden de Fahrettin Aslan&#8217;ın dikkatini çekip Maksim Gazinosu&#8217;na transfer olan şarkıcı, birkaç ay içinde tam bir Türk dostu olmuştu. Ancak 1971 yılında, eşi çocuklarını da alarak Paris&#8217;e dönünce, peşlerinden gitmek zorunda kalmıştı. Şanssızlık onu Fransa&#8217;da yakaladı. Gırtlak kanseri nedeniyle ameliyat olmak zorunda kaldı ve ses tellerini kaybetti, şarkıcılığı bırakıp taksi şoförlüğü yapmaya başladı. 2000 yılında, eski kayıtları CD olarak çıkarılacağı için yeniden Türkiye&#8217;ye geldi. Ve bir kez daha herkesin hayranlığını topladı. Şimdilerde emekli bir adam olarak Fransa&#8217;da yaşayan Juanito, her yıl tatil için İstanbul&#8217;a, Galata&#8217;daki evine geliyor. Evinin yakınlarındaki bir cafe&#8217;de playback olarak şarkılarını okumaya devam ediyor. <strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Atilla Koç</span> </strong> </p>
<p>Kültür ve Turizm Eski Bakanı Atilla Koç, ekranlara ve fotoğraf karelerine yansıyan &#8216;mışıl mışıl&#8217; uyuma görüntülerine nokta koydu. <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=88" target="_blank">&#8220;Uyku apnesi&#8221;</a> tanısı konan Bakan Koç, geceleri rahat uyumasını sağlayan özel bir cihazla <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=88" target="_blank">(CPAP)</a> uyuyor. Tedaviden olumlu sonuç alan Eski Kültür Bakanı, &#8220;Testlerin sonucuna göre gece uyurken nefesim 38-40 kez kesiliyormuş. Bu, normal insanın 3-4 katına denk geliyor. Yani, nefes duruyor. Siz, bu kesilmeler çerçevesinde, uykunuzu yeterli alamıyorsunuz. Şimdi daha rahat uyuyorum ve uykumu aldığım için artık uykum bölünmüyor”diye belirtti.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Tuğba Özay</span></strong></p>
<p>13.03.2007 Ankara&#8217;da Başkent Moda Günleri&#8217;ne katılan manken Tuğba Özay, İstanbul&#8217;a dönerken trafik kazası geçirdi. İçerisinde bulunduğu otomobil rampa aşağı inerken ani fren yapıp savrulunca başını ön cama ve kapıya çarpan Tuğba Özay&#8217;ın yüzünde ve vücudunda morluklar oluştu. Yaşanan kazanın ardından İstanbul&#8217;da sahne alacağı tiyatro oyununun son provasına yetişmek için yoluna devam eden Özay&#8217;ın kulağında ve başında ağrılar artınca akşam saatlerinde Bolu&#8217;da bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı. Yapılan ilk muayenesinde vücudunun çeşitli yerlerinde ezilme ve morluklar ile iki kulağında yırtık tespit edilen Özay, ameliyata alınarak kulak zarları tamir edildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/03/dunyadan-ve-turkiyeden-unlulerin-kbb-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KOKU VE TAT ALMA BOZUKLUKLARINA TIBBİ BAKIŞ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/10/koku-ve-tat-alma-bozukluklarina-tibbi-bakis/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/10/koku-ve-tat-alma-bozukluklarina-tibbi-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2008 11:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aguzi]]></category>
		<category><![CDATA[anosmi]]></category>
		<category><![CDATA[anosmia]]></category>
		<category><![CDATA[anozmi]]></category>
		<category><![CDATA[disguzi]]></category>
		<category><![CDATA[koku alamama]]></category>
		<category><![CDATA[koku bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[koku testleri]]></category>
		<category><![CDATA[tat alamama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Osme&#8221; kelimesi Yunanca&#8217;da &#8220;koku&#8221; anlamına gelir. Koku bozuklukları tanımlamasında kullanılan kelimeler bu kelimeden türetilmiştir: Anozmi koku alma duyusunun tamamen kaybı, Dizozmi koku alma duyusunda bozulma, Parozmi duyulan kokunun başka şekilde algılanması (güzel bir kokunun kötü bir koku gibi algılanması gibi), Fantozmi herhangi bir koku uyaranı yokken koku duyulması demektir. Tat bozukluklarına da değinmek gerekirse, Hipoguzi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">&#8220;Osme&#8221; kelimesi Yunanca&#8217;da &#8220;koku&#8221; anlamına gelir. Koku bozuklukları tanımlamasında kullanılan kelimeler bu kelimeden türetilmiştir: Anozmi koku alma duyusunun tamamen kaybı, Dizozmi koku alma duyusunda bozulma, Parozmi duyulan kokunun başka şekilde algılanması (güzel bir kokunun kötü bir koku gibi algılanması gibi), Fantozmi herhangi bir koku uyaranı yokken koku duyulması demektir. Tat bozukluklarına da değinmek gerekirse, Hipoguzi tat alma duyusunda azalma, Aguzi tat alma duyusunun kaybıdır.*</p>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">KOKU ALMA BOZUKLUKLARINA YOL AÇAN HASTALIKLAR/NEDENLER</span></span></strong>*, **</p>
<p><span style="color: #ff9900;">1. Kafa travması:<br />
</span>• Kafaya ciddi darbe alma<br />
• Beyin sarsıntısı ya da az şiddette travma<br />
• Koku siniri veya soğanının hasarı<br />
• Koku sinirinin beyne girdiği yerdeki kemik tabakasının (kribriform plate) travmasına bağlı, sinir iplikçiklerinin yırtılması ya da gerilmesi (ciddi kafa travmalarının %10&#8242;unda rastlanmaktadır)<br />
• Burun ve kribriform plate&#8217;i içine alan kemik kırığı<br />
• Beyin ameliyatları<br />
<span style="color: #ff9900;">2. Burun ve sinüs hastalıkları:<br />
</span>• Akut sinüzit (tedavi sonrası koku fonksiyonu düzelebilir.)<br />
• Kronik sinüzit<br />
• Uzun süreli dekonjestan burun spreyi kullanımı<br />
• Sinüs cerrahisi<br />
• Allerji ve saman nezlesi (anosmi, burun alt etlerinde ve burun mukozasındaki şişme ve akıntı artışına bağlı geçici bir durum olabilir.)<br />
• Yapısal nedenler:<br />
• <a href="http://www.seciltotan.com/?p=130" target="_blank">Burun tıkanıklığı yapan </a>septum deviasyonu, konka hipertrofisi vb. nedenler<br />
• Burun kökünün çökük olması<br />
• Polip veya tümörler:<br />
• İyi huylu polipler (saman nezlesi olan kişilerde sık görülür.)<br />
• Kötü huylu burun-sinüs tümörleri</p>
<p><span style="color: #ff9900;">3. Koku sinirini tutan viral hastalıklar</span> (grip vb. solunum yolu viral hastalıklarında virüs partiküllerinin koku epitelini harap etmesine bağlıdır.)<br />
<span style="color: #ff9900;">4. Konjenital</span> (koku duyusunun doğuştan itibaren olmaması hali)<br />
Bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında koku sinirinin genetik nedenlere bağlı gelişmemiş olması ile açıklanabilir. Bu durum ailesel geçişli olabilir.<br />
<span style="color: #ff9900;">5. Pituatuar tümör:</span> Hipofizi tutan bir tür adenom***<br />
<span style="color: #ff9900;">6. Nörolojik hastalıklar</span> ( Multiple sklerozis, Myastenia gravis, Ailevi distonomi tip 1-2 , Bell paralizisi, Meningiom ve diğer tümörler)<br />
<span style="color: #ff9900;">7. Metabolik sorunlar</span> (Hipotiroidi, Addison, Panhipopitüitarizm, Cushing, Akromegali, Çinko eksikliği, Bakır eksikliği, B12 vitamin eksikliği, Siroz)<br />
<span style="color: #ff9900;">8. Diş hastalıkları:</span><br />
• Ağız hjyeninin kötü olmasına bağlı tat duyusundaki değişikliklerden kaynaklanan koku duyusunda bozulma<br />
• Diş tedavisi sırasında tat tomurcuklarının hasarlanması ve buna bağlı koku almada değişiklikler<br />
<span style="color: #ff9900;">9. Genel tıbbi hastalıklar ve sendromlar:<br />
</span>• Kallmann Sendromu: Genetik geçişlidir ve daha çok erkekleri etkiler. Hayatın erken dönemlerinde gelişmekte olan beyinle koku sinirinin bağlantı kurmasında yetersizlik sonucu koku soğanının gelişme kusuru ile karşımıza çıkar.<br />
• Opitz-Frias Sendromu: Kraniofasial gelişim bozukluğu ile giden nadir görülen bir sendromdur. Yıllar içinde koku ve görmede azalma başlar.<br />
• Bebeklik döneminde geçirilen menenjit<br />
• Unsinat epilepsi: Uykululuk hali ve koku-tat halüsinasyonarı ile giden ve medial temporal beyin lobu kaynaklı psikomotor tip epilepsidir.<br />
• Psikiyatrik ya da psikolojik hastalıklar: Depresyon, histerik konversif reaksiyonlar ve şizofreni gibi koku algılamasında değişiklik yapan durumlar.<br />
• Sjögren sendromu: Ağız-göz kuruluğu, eklem romatizması vb. ile giden romatolojik hastalık<br />
• Şeker hastalığı<br />
<span style="color: #ff9900;">10. Bazı ilaçlar:<br />
</span>• Uzun süreli nasal dekonjestan kullanımına bağlı burun tıkanıklığına (rinitis medikomentosa) sekonder gelişen koku ve tat alma bozukluğu<br />
• Metronidazol vb. bazı antibiyotikler dilde paslanma ve tat değişikliği yapabilir.<br />
• Amitriptilin (Laroxyl) vb. antikonvülsan ve antidepresan ilaçlar : Yan etki olarak ağız kuruluğu yapıp tat değişikliğine yol açabilir.<br />
• Vinkristin vb. kemoterapi ilaçları<br />
• ACE inhibitörü olan tansiyon ilaçları (ağız kuruluğu yan etkisi yoluyla)<br />
• Amikasin tedavisi (özellikleIV uygulama): Geçici anozmi görülebilir.<br />
<span style="color: #ff9900;">11. Bazı kimyasallar ve irritanlar:<br />
</span>• Amonyum gibi temizlik malzemeleri kullanımı sırasında yoğun inhalasyon sonucu burun mukozası yanıkları ve koku bölgesi epitelyuminin hasarı ile<br />
• Sigara (koku ve tat almada değişiklik yaratarak)<br />
• Hava kirliliği<br />
<span style="color: #ff9900;">12. Kafa ve yüz bölgesine radyoterapi uygulanması sonrası</span> </p>
<p><span style="color: #ff9900;">13. Fizyolojik olaylar (gebelik ve menstruasyon)</span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">14. Yaşlanma:</span> Yaşlı kişiler, koku bozukluğuna neden olan diğer sebeplere daha çok yakalanabildiği gibi sadece yaşlanma süreci ile ilgili olarak da koku bozukluğu görülebilir. Altıncı dekattan sonra koku alma yeteneği, erkeklerde daha hızlı olmak üzere azalır. Alzheimer Hastalığı ve Parkinson Hastalığı, yaşlılarda demansla (bunama) ilgili olarak koku bozukluğu gösteren iki hastalıktır.<br />
<span style="color: #ff6600;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong><span style="text-decoration: underline;">TANI:</span></strong></span></p>
<p>Tanı için öncelikle ayrıntılı öykü alınmalı ve geniş kapsamlı KBB muayenesi yapılmalıdır. Bunun dışında istenmesi gereken tetkikler ve testler şöyle sıralanabilir:<br />
• Kan tahlilleri: Htc, Hb, periferik yayma, WBC, Üre, BUN, Kreatinin, Glukoz, Sedimentasyon, IgE, tiroid testleri, ANA<br />
• Burun içi kitle varlığında biopsi<br />
• Beyin ya da periferik sinir kaynaklı patolojileri ayırt etmek üzere beyin BT veya MR<br />
• Sinüs sorunlarını saptamak üzere sinüs tomografisi<br />
• Epilepsi (sara) düşünülen hastalar için Nöroloji konsültasyonu ve EEG<br />
• Koku testleri</p>
<p>Koku duyusunun değerlendirilmesine yönelik yapılan testlerin çoğu subjektiftir. Bu testlerden<br />
bazıları şunlardır:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"> Dilüsyon testleri: </span>Kokulu madde, hava veya sıvı içeren bir tüp içine konarak hastaya koklatılır. Hasta kokuyu duymuyorsa kokulu madde oranı arttırılır. Hastanın hangi miktardan itibaren kokuyu aldığı not edilir. Karşılaştırma amacıyla normal kişilerin koku alma eşikleri belirlenebilir. Her iki taraf ayrı ayrı değerlendirilmelidir.<br />
 <span style="color: #ff0000;">Olfaktuar Spektrogram:</span> Genel olarak bilinen kokular sıvı içinde çözünmüş halde kaplara yerleştirilir. Enjektör ve burun ucuna yerleştirilen tüp aracılığı ile bu kokulu maddeyi içeren hava burun içine verilir. Hastanın kap içinde ne miktarda kokulu madde varken, hangi kokuyu alabildiği not edilir. Hem eşik belirleme hem kokuyu ayırt etme testidir.<br />
<span style="color: #ff0000;"> Butanol Etil Testi:</span> Bir şişeye su, bir şişeye de su içinde butanol konulur. Hastadan hangisinin kokulu olduğunu ayırt etmesi istenir. Ayırt edemedikçe butanol miktarı artırılır. Kokulu şişeyi ayırt ettiği zaman, artım yapılmadan tekrar sorulur. Yine bilirse eşik değer olarak belirlenir. Eşik değerler normal kişilerle karşılaştırılır.</p>
<p>Bu koku testlerini uygularken buruna verilen havanın sabit basınç, sabit hız ve sabit ısıda<br />
olmasını sağlayan aletlerle daha güvenilir sonuçlar elde edilir. Koku duyusunun<br />
değerlendirilmesinde bazı objektif testler de geliştirilmiştir. Ancak bunlann klinik uygulanabilirliği düşüktür. Bu testlerden elektroolfaktogram&#8217;da regio olfactoria (koku alma bölgesi) üzerine bir elektrot yerleştirilir. Eğer reseptör hücreleri uyarılırsa negatif bir dalga oluşur. Elektroolfaktogram, olfaktor mukoza hastalıklarını santral hastalıklardan ayırmaya yarayan tek yöntemdir. Bir diğer objektif test ise, koku ile uyarılan beyin sapı potansiyelleridir Bu testte deri üzerine yerleştirilen elektrotlar yardımı ile kokulu maddelere karşı beyin sapı potansiyelleri ölçülür Yapılan çalışmalarda kokulu uyarana karşı 150 ve 350 msn&#8217;de ortaya çıkan iki potansiyel elde edilmiştir. Ayrıca kokulu uyarana karşı elektroensefalografi (EEG) sonuçlarındaki değişiklikler belirlenebilir.</p>
<p>Koku testleri hastanın yaşından etkilenir. Çocuklarda ve yaşlılarda test sonuçlan daha subjektif olur. Kokulu maddelere karşı adaptasyon da, bu testler sırasında sorun yaratabilir. Genellikle 1-5 dakika arasında kokuya karşı önemli bir adaptasyon gelişir. Kadınlarda ovulasyon döneminde daha iyi koku alınırken, menstrüasyon sırasında koku duyusu azalır.<br />
<strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">TEDAVİ:</span></span></strong></p>
<p>Koku bozukluklarının tedavisi sebebe yönelik olarak yapılır. Enfeksiyöz kaynaklı koku bozukluklarında gerekli antibiyotik vb. kullanımı ile düzelme sağlanabilmektedir. Obstrüktif (burun eti, polip, septum deviasyonu vb.) nedenlerle oluşan koku bozuklukları bu obstrüksiyonun cerrahi olarak düzeltilmesiyle ortadan kalkabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sonucu 3-5 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelebilmektedir. Ancak virüsün koku sinirinde yarattığı harabiyet tamir edilemez boyutta ise bu durum kalıcı hal alabilir ve maalesef kesin bir tedavisi henüz saptanmamıştır. Kafa travmalarına bağlı vakaların yaklaşık % 20&#8242;si 3 ay- 1 yıl içinde düzelebilir, ancak günümüzde düzelmeyi sağlayacak bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Toksin ve ilaçlara bağlı koku bozukluklarının tedavisi bu ajanların kesilmesidir. Yaşlanma ve konjenital anomalilerle ilgili koku bozuklukları da maalesef tedavi edilememektedir. Alerji vb. durumlarda nazal ya da sistemik steroid kullanımından fayda gören hastalar olabilmektedir.<br />
Tat bozukluğunun tedavisi de nedene yöneliktir. Fizyolojik nedenlere bağlı olanlarda ilgili fizyolojik dönemin geçmesini beklemek yeterli olacaktır. Eksik bir maddeye bağlı tat bozukluklarında (çinko, bakır ve B12 eksikliği gibi) , gerekli maddenin ilaçlar yoluyla tamamlanması yeterli olacaktır. Enfeksiyöz nedenler (sinüzit vb.) varsa mutlaka tedavi edilmeli, yoğun sigara kullanımı/maruziyeti vb. çevresel faktörler ile mücadele edilmelidir. Hastadan ilaç kullanım öyküsü alınıyorsa kullanılan ilaçların değiştirilmesi, metabolik ve nörolojik sebeplerin tedavi edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>*http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml<br />
**http://medicine.inonu.edu.tr/anabilimdallari/kbb/documents/dersnot/19.pdf<br />
*** http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipofiz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/10/koku-ve-tat-alma-bozukluklarina-tibbi-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KOKLEAR İMPLANT (BİYONİK KULAK)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/05/koklear-implant-biyonik-kulak/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/05/koklear-implant-biyonik-kulak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 13:48:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[biyonik kulak]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=360</guid>
		<description><![CDATA[Koklear implant (biyonik kulak) nedir?   Koklear implant ileri derecede işitme kaybı olanlarda kısmi duymayı sağlayan elektronik bir araçtır. Cerrahi olarak kulak arkası kemiğine yerleştirilen bir iç ve işitme cihazına benzer bir dış parça olmak üzere iki parçadan oluşur. Ancak koklear implant sesleri daha yüksek ve temiz hale getiren bir işitme cihazı değildir. Türkiye&#8217;de muhtelif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implant (biyonik kulak) nedir?</span></strong></li>
</ul>
<div><strong> </strong></div>
<div>Koklear implant ileri derecede işitme kaybı olanlarda kısmi duymayı sağlayan elektronik bir araçtır. Cerrahi olarak kulak arkası kemiğine yerleştirilen bir iç ve işitme cihazına benzer bir dış parça olmak üzere iki parçadan oluşur. Ancak koklear implant sesleri daha yüksek ve temiz hale getiren bir işitme cihazı değildir. Türkiye&#8217;de muhtelif zamanlarda biyonik kulak olarak basının gündemine gelmekle beraber <strong>kullanım alanı sanıldığı gibi çok geniş değildir</strong>.</div>
<p>Normalde işitmenin sağlanabilmesi için dış kulak yoluna giren sesin, kulak zarında titreşim yaratarak orta kulağa iletilmesi, sonrasında kulak kemikçiklerinin de titreşimi ile iç kulaktaki salyangoza (koklea) iletilen ses dalgalarının işitme hücrelerini uyararak işitme siniri yoluyla beyine sinyal göndermesi gerekir. Koklear implant bu doğal yolu by-pass edip direkt olarak işitme sinirini uyararak işitmeyi sağlamaktadır.</p>
<p>Koklear implant normal bir işitme sağlayamaz ya da bozulan işitmeyi eski haline getiremez. Sadece işitme sorunu olan kişinin kendi konuşmasını anlayabilme ve çevreden gelen sesleri belli bir ölçüde algılayabilmesini sağlar. 1980&#8242;li yılların ortalarında FDA (Food and Drug Administration-Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onayı alan bu cihazı şu anda kullanan kişi sayısı 60.000&#8242;den fazladır.<strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Kimler koklear implant adayıdır?</span></strong></li>
</ul>
<div>İşitme kaybı ileri derecede olup işitme cihazından fayda görmeyen kişiler,</div>
<p>İşitme engelli olarak doğan çocuklar (en geç 6 yaşına kadar ameliyat olmaları gerekir, ideali 2-3 yaştır)</p>
<p>Enfeksiyon (menenjit, kızamık vb.), otoimmün hastalık veya herhangi bir nedenden dolayı sonradan işitme kaybı oluşan erişkinler,</p>
<p>Yaşlanma ya da gürültüye bağlı zamanla ilerleyici işitme kaybı gelişen erişkinler koklear implant adayı olabilir. Ancak kişinin buna uygun olup olmadığı yapılacak tetkiklerden sonra &#8220;Koklear İmplant Ekibi&#8221; adı verilen, bu konuda uzmanlaşmış bir ekip tarafından değerlendirilerek saptanır. Bu ekipte implant konusunda deneyin kazanmış KBB uzmanı, odyolog/odyometrist, psikolog, ses terapisti bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li> <strong><span style="text-decoration: underline;">Kimler koklear implant için uygun aday olmayabilir ?</span></strong></li>
</ul>
<div>Koklear İmplant sistemleri dünyanın her yerinde on binlerce insan tarafından başarıyla kullanılmasına rağmen bazı özel durumlar koklear implantı belli kişiler için uygun kılmayabilir. Bu özel durumların bazıları şunlardır:</div>
<div><strong><em> </em></strong></div>
<div><strong><em>İşitme &#8220;çok iyidir&#8221;</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong>İyi ayarlanmış bir işitme cihazı bir kişiye yeterli konuşma ve anlama kapasitesi sağlıyorsa (dudak okuma yardımı ile bile olsa) bu seçenek koklear implanttan daha iyidir.</div>
<div><strong><em>Çok uzun süre ileri derecede işitme kaybı mevcuttur.</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong>Eğer işitme siniri çok uzun zamandır veya hiç uyarılmadıysa, ses bilgilerinin beyine yeterli biçimde iletilmesi mümkün olmayabilir. (çalıştırılmayan kasların hamlayıp zayıf kalması gibi!)</div>
<div><strong><em>İşitme kaybının ana nedeni koklea olmayabilir.</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong>İşitme kaybının nedeni iç kulak ile değilse koklear implant yarar sağlayamaz. Örneğin işitme sinirinin iç kulakta yer alan kısmı sağlam, ancak beyindeki uzantısı ya da işitme merkezlerinde sorun varsa koklear implant sinyal gönderse bile beyin bunu algılamayacaktır. Bu durum için özel beyin sapı implantları geliştirilmiştir.</div>
<div><strong><em>Başarılı bir cerrahiyi engelleyen bir durum varsa</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong>Eğer koklea içine elektrot yerleştirilmeyecek kadar kireçlenmiş, yapısı bozulmuş durumda veya işitme siniri mevcut değilse standart koklear implantın yarar sağlaması olanaksızdır.</div>
<div><strong><em>Tıbbi olarak uygunsuzluk</em></strong></div>
<div>Hasta anestezi ve ameliyata dayanabilecek kadar sağlıklı olmalıdır. Ayrıca hasta ameliyat sonrası konuşma terapisi alabilecek, programlara uyacak ve cihazın dış parçalarını takacak yetenek ve koşullarda olmalıdır.</div>
<div><strong><em>Uygun olmayan beklentiler</em></strong></div>
<div>Hastalar ve ailelerinin koklear implantın sağlayacağı yararlar konusunda gerçekçi beklentiler içinde olmaları çok önemlidir. &#8220;Ameliyatla cihaz takılır takılmaz duyacak, konuşacak&#8221; beklentisi içindeki bir aileye bu durum ayrıntılı olarak anlatılmalı, zahmetli ve uzun bir süreçten sonra işitmenin yavaş yavaş başlayacağı, bu işitmenin de mekanik bir işitme olacağı, işitmenin normal hasarsız haline dönemeyeceği, hele hele bazılarında konuşmanın sanki yeni doğmuş bir bebeğe öğretir gibi baştan öğretilmesi gerekebileceği vurgulanmalıdır.</div>
<div><strong><em>Aile veya bakıcıların yetersiz desteği</em></strong></div>
<div>Koklear implantın başarılı olabilmesi için ailenin veya hastaya bakanların desteği çok önemli bir faktördür. Özellikle çocuklarda bu tür destek yaşamsal önem taşır.<strong> </strong></div>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implant nasıl bir cihazdır?</span></strong></li>
</ul>
<div>Koklear implant iki ana parçadan oluşur. Dış cihaz çevreden gelen sesleri alan bir mikrofon içerir ve kulak arkası işitme cihazı görüntüsündedir. Bu sesler konuşma işlemcisi adı verilen küçük bir bilgisayarda analiz edilir, işlenir. Sonrasında bu sinyal, kulağın hemen üstündeki kemiğin içine yerleştirilmiş olan iç parçaya, bunun hemen üstündeki saçlı deriye mıknatısla tutturulan özel bir sistemle iletilir. İç parçaya ince bir kabloyla bağlı olan iç kulaktaki koklear implant bu sinyali alır, günümüzde 24 elektroda kadar farklı frekansları algılayan elektrotlar içeren bu implant işitme sinirini uyarıp sesin duyulmasını sağlar.<strong> </strong></div>
<ul>
<li style="text-align: left;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implant ne fayda sağlar?</span></strong></li>
</ul>
<div>İleri derecede işitme kaybı olan bir kişinin duyabilmesini sağlar. Bu şekilde duyma normal bir işitmeden farklı da olsa kişinin karşısındaki ile ya da telefonla konuşabilmesine imkan tanır.</div>
<p>İşitme engelli olarak doğan bir çocuğa ne kadar erken dönemde implant uygulanırsa, çevredeki seslere o kadar erken maruz kalarak algılama yeteneği o kadar fazla olacak ve konuşması da o kadar düzgün olacaktır.</p>
<p>Daha önceleri normal işitmesi olup herhangi bir nedenle işitmesini yitiren erişkinlerin toplumdan kendilerini soyutlamasına engel olmakta, konuşma yeteneğini yitirmeden ameliyat olması durumunda ise önceki yaşantısına dönebilme şansını sunmaktadır.<strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implanta alternatif ne gibi tedaviler bulunmaktadır?</span></strong></li>
</ul>
<div>İşitme engelli olarak doğan bir çocukta aile, yukarıda bahsedilen uygun olmayan durumlar da göz önüne alınarak implant yerine işaret dilini öğretmeyi tercih edebilir. Özellikle Amerika&#8217;da &#8220;Deaf Culture&#8221; yani &#8220;İşitme Engelliler Topluluğu üyeleri, kendilerinin özel yaratılmış insanlar olduklarına inanmakta, bu nedenle işitme cihazı, koklear implant gibi çözümlere kendi özellerine müdahale olması nedeniyle kesinlikle karşı çıkmakta ve sadece işaret dili kullanmaktadırlar. Bu konuda daha önce yazmış olduğum <a href="http://www.seciltotan.com/?p=247" target="_blank">&#8220;Genlerle oynamak ve Deaf Culture&#8221;</a> konulu yazımı okuyabilirsiniz. Bir diğer seçenek işitme cihazı kullanımı ile birlikte dudak okumanın öğretilmesidir. Bunun yetersiz kaldığı noktada koklear implanta geçilebilir.<strong> </strong></div>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implant cerrahisi nasıl uygulanmaktadır?</span></strong></li>
</ul>
<div>Ameliyat ortalama olarak 3 saat sürer. Kulak arkasından yukarı doğru dönerek yapılan bir kesiyle girilerek önce parietal kemiğe yuva açılıp iç parçanın oturtulacağı alan hazırlanır. Buradan iç kulağa uzanacak olan kabloların yerleştirileceği kemiğe doğru bir yol hazırlanıp mastoid kemik traşlanarak iç kulağa ulaşılır ve implant salyangoz içine yerleştirilir. Ameliyat esnasında implant özel bir elektrik uyarımıyla uyarılarak implantın çalışıp çalışmadığı kontrol edilir. Sonrasında kesilen yerler dikilir ve pansuman yapılır. Genellikle kişi hastanede 1 gece takip edilir. Genellikle fazla ağrı olmaz, kişi 2-3 gün içinde normal hayatına geri dönebilir. İmplant, yara iyileşmesinin büyük oranda tamamlanacağı 4. Haftadan sonra çalıştırılır.</div>
<ul>
<li> <span style="text-decoration: underline;"><strong>Bu cerrahinin ne gibi riskleri bulunmaktadır?</strong></span></li>
</ul>
<p>Pek çok cerrahide olduğu gibi koklear implant cerrahisinin de düşük oranda da olsA bazı riskleri bulunmaktadır.</p>
<p>Koklear implant yerleştirilmesi ile o kulakta arta kalan işitme hücreleri harap edilmektedir ve bu durum geri dönüşsüzdür.</p>
<p>Kanama, enfeksiyon, cihazın çalışmasında sorun, yüz sinirinde zayıflık, çınlama, sersemlik hissi ve işitmenin kazanımında yetersizlik diğer risklerdir.</p>
<p>Geç dönem ortaya çıkan ancak nadir olan (60.000 hastanın 91&#8242;inde) bir komplikasyon menenjittir. Bu kişilerin menenjit gelişimini kolaylaştıran bazı doğumsal anomalileri olduğu saptanmıştır. Koklear implant iç kulakla orta kulak arasında yerleştiği için orta kulak enfeksiyonları iç kulağa kolayca ulaşmakta, buradan da beyine gitmektedir.</p>
<p>KAYNAK: http://www.bcm.edu/oto/jsolab/cochlear_implants/cochlear_implant.htm, http://www.tkbbv.org.tr/, http://www.koklearimplant.com/35.htm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/05/koklear-implant-biyonik-kulak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZ KURULUĞU</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/05/agiz-kurulugu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/05/agiz-kurulugu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 06:56:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[pilokarpin]]></category>
		<category><![CDATA[Sjögren sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük azalması]]></category>
		<category><![CDATA[yapay tükrük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Ağız kuruluğu tek başına bir tanı değil, bir bulgudur.  Bu şikayete yol açan pek çok etmen olabilir:   1.      İlaç yan etkisi olarak: Bazı depresyon ilaçları (Trisiklik antidepresan vb.), alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı epilepsi ilaçları, bazı tansiyon ilaçları (beta-bloker ve idrar söktürücü olan diüretikler ) tükrük bezlerinde üretilen salgıyı azaltarak buna neden olurlar. 2.      Radyoterapi: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Ağız kuruluğu tek başına bir tanı değil, bir bulgudur.  Bu şikayete yol açan pek çok etmen olabilir:</p>
<p> </p>
<p>1.<span style="color: #ff0000;">      İlaç yan etkisi olarak:</span> Bazı depresyon ilaçları (Trisiklik antidepresan vb.), alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı epilepsi ilaçları, bazı tansiyon ilaçları (beta-bloker ve idrar söktürücü olan diüretikler ) tükrük bezlerinde üretilen salgıyı azaltarak buna neden olurlar.</p>
<p>2.    <span style="color: #ff0000;">  Radyoterapi: </span>Baş-boyun bölgesine herhangi bir nedenle uygulanan ışın tedavisi sırasında tükrük bezlerinin harabiyetine bağlı olarak belirgin ağız kuruluğu karşımıza çıkar.</p>
<p>3.     <span style="color: #ff0000;"> Burun tıkanıklığına bağlı ağzı açık uyuma</span></p>
<p>4.   <span style="color: #ff0000;">   Anksiyete ve endişe:</span> Bazı stres hormonlarının salınımı ile tükrük salgısının azalmasına bağlıdır.</p>
<p>5.    <span style="color: #ff0000;">  Dehidratasyon ve  sıvı tüketiminde yetersizlik:</span> Yüksek ateş veya aşırı sıvı kaybına yol açan ishal vb. hastalıklarda dehidratasyon dediğimiz ileri derecede vücut sıvı eksikliğine bağlı ağız kuruluğu görülmesi normaldir. Ancak bu derecede sıvı kaybı yokken de günlük 2 litrenin altında sıvı tüketenlerde de ağız kuruluğu oluşmaktadır.</p>
<p>6.   <span style="color: #ff0000;">   Sjögren Sendromu:</span> Eklemleri, tükrük bezlerini, gözyaşı bezlerinin tutan bir bağ dokusu hastalığıdır. Tanısında özel bazı tahliller yapılması gerekir. Gözlerdeki kuruluk Schirmer testi ile saptanabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Tedavi:</span></strong></p>
<p>Altta yatan neden saptanmışsa ağız kuruluğunun tedavisi ona yöneliktir. Örneğin ilaç yan etkisine bağlıysa bu yan etkisi en az olan ilaçla değişim veya dozun düşürülmesi önerilebilir. Dehidratasyon varsa, sıvı kaybı gerekirse damardan serum verilerek çözülebilir. Burun tıkanıklığı septum deviasyonu ya da burun eti (konka) büyüklüğüne bağlıysa, bu durum cerrahi tedavi ile çözülecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Pratik Öneriler:</span></strong></p>
<p>Neden ne olursa olsun, ağız kuruluğunu önlemede şunlara dikkat edilmelidir:</p>
<p>1. Sık sık su için. Yatağa giderken mutlaka başucunuza bir bardak su koyun.</p>
<p>2. Buz küpleri emebilir ya da çiğneyebilirsiniz.</p>
<p>3. Şekersiz ve nanesiz sakız çiğneyebilirsiniz.</p>
<p>4. Ananas parçaları ya da soğutulmuş kavun parçaları yiyerek tükrük salsını uyarabilirsiniz.</p>
<p>5. Kafein, kola, koyu çay, alkol tüketimini azaltınız, çünkü bu içeceklerin idrar söktürücü etkileri bulunmaktadır. Ayrıca bazı ilaçların kafein içerdiğini unutmayınız!</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Yapay tükrük:</strong><br />
</span>Üstte sayılan önerilerle şikayetlerinizde azalma yoksa yapay tükrük adı verilen özel sprey, jel ya da pastilleri kullanabilirsiniz.  Etkisi kısa süreli olduğu için sık sık kullanmanız gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Tükrük Yapımını Uyaran İlaçlar:</strong><br />
</span>Bazı hastalıklarda ya da özel durumlarda tükrük bezleri fonksiyonunu tamamen yitirmemiş, sadece salgı üretimi azalmış olabilir. Bu durumda tükrük yapımı uyarılabilir:</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Şekersiz  sakız</span> </strong>tükrük üretimini ve akımını arttırmada yardımcı olacaktır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Pilokarpin</span>, </strong>tükrük bezlerini uyararak<strong> </strong>salgıyı arttıran bir ilaçtır. Özellikle ilaç yan etkisine bağlı ağız kuruluğunda hızlı ve oldukça iyi etki gösterir. Radyoterapiye bağlı ağız kuruluğu olanların %50&#8242;sinde pilokarpin tedavisinden iyi sonuç alınır. Ancak etkinin görülmesi en az 3 hafta, bazen 3 ay sürmektedir. Maalesef bu ilacın kendine özgü yan etkileri bulunmaktadır: terleme, sersemlik hissi, burun akıntısı, görmede bulanıklık, sık idrara çıkma. İlacı kullandıkça zamanla vücut bu yan etkilere adaptasyon göstermekte ve bu şikayetler daha az rahatsız edici boyuta inmektedir. Onun için doktorunuz önce düşük dozla tedaviye başlayıp dozu zamanla arttırabilir.  Astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), bradikardi (nabız atımında düşüklük), bağırsak tıkanıklığı, kapalı açılı glokom (göz tansiyonu) olan kişilerin bu ilacı kullanması sakıncalıdır.</p>
<p>(KAYNAK: http://www.patient.co.uk/showdoc/27000555)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/05/agiz-kurulugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZ ETİ-BADEMCİK SORUNLARINDA ÖZEL DURUMLAR VE ÇÖZÜMLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/04/geniz-eti-bademcik-sorunlarinda-ozel-durumlar-ve-cozumleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/04/geniz-eti-bademcik-sorunlarinda-ozel-durumlar-ve-cozumleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2008 10:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidektomi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dil kökü bademciği]]></category>
		<category><![CDATA[down sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[peritonsiller abse]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>
		<category><![CDATA[yarık damak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=351</guid>
		<description><![CDATA[Adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ve tonsillektomi (bademcik ameliyatı) en sık uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Türkiye&#8217;de net bir istatistik değerlendirme yapılamadığı için Amerika&#8217;dan örnek verirsek örneğin 1 yıl içinde 274,000 adenotonsillektomi (geniz eti ve bademciğin birlikte alınması), 144,000 tonsillektomi ve 136,000 adenoidektomi yapılmaktadır.  Bu ameliyatlar için endikasyonlar hakkında geniş bilgilendirmeyi &#8220;GENİZ ETİ AMELİYATI&#8221; , &#8220;BADEMCİK AMELİYATI&#8221; başlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US">Adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ve tonsillektomi (bademcik ameliyatı) en sık uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Türkiye&#8217;de net bir istatistik değerlendirme yapılamadığı için Amerika&#8217;dan örnek verirsek örneğin 1 yıl içinde 274,000 adenotonsillektomi (geniz eti ve bademciğin birlikte alınması), 144,000 tonsillektomi ve 136,000 adenoidektomi yapılmaktadır.</span></span></div>
<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"> </span><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US">Bu ameliyatlar için endikasyonlar hakkında geniş bilgilendirmeyi <a href="http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-eti-adenoid-ameliyati/" target="_blank">&#8220;GENİZ ETİ AMELİYATI&#8221;</a> , <a href="http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/" target="_blank">&#8220;BADEMCİK AMELİYATI&#8221;</a> başlıklı yazılarda bulabilirsiniz. Bazı özel durumlarda ameliyat kararı verirken doktorun bir kere daha düşünmesi gerekir. Bu yazıda bu özel durumlara değinilecektir.</span></span></div>
<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"> </span></span> </div>
<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"> </span></span><span style="color: #ff9900;"> </span> </div>
<div><span style="color: #ff9900;">PERİTONSİLLER ABSE (PTA):</span>  </div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></span>Peritonsiller Abse(PTA), akut tonsillit (bademcik iltihabı) sırasında enfeksiyonun bademcik yatağına ve daha derin dokulara yayılmasıdır. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artar, yumuşak  damağı şişer, ağzını açamaz, genel durumu bozulur, tükrüğünü bile yutamaz. Konuşma tipiktir, ağzında sıcak patates varmış da konuşamıyormuş gibi boğuk bir ses çıkar. Bu durumda absenin iğneyle ya da küçük bir kesi ile boşaltılması (drene edilmesi) gerekir, hatta bazı durumlarda acil bademcik ameliyatı gerekebilir. Kişinin bu akut durumu drenaj ve yoğun antibiyotik tedavisi sonrası kontrol altına alınıp iyileşme sağlandıktan 6 hafta sonra mutlaka bademcik ameliyatı yapılması gerekir.</div>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;"><strong>TEK TARAFLI BADEMCİK BÜYÜKLÜĞÜ</strong>:</span> </p>
<p>Tüm kişilerde her iki bademciğin boyutları ilk bakışta aynı büyüklükte görülmeyebilir, bu durum bir bademciğin kendi yatağı içinde asimetrik yerleşimi nedeniyledir. Bu durumda doktorun her iki bademciği elle muayene ederek boyutları arasında fark olup olmadığını ayırt etmesi gerekir. Ancak bazı nadir görülen özel durumlarda bademciğin biri diğerine oranla belirgin büyük olabilir. Bunlar atipik mikobakteri ve mantar enfeksiyonları ile lenfoma ve bademcik tümörü gibi neoplastik olaylardır. Tanı bademciğin alınıp patolojik incelenmesi ile konur.     </p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">KANAMALI BADEMCİK İLTİHABI:</span></h3>
<p>Nadiren görülen bir durum olup akut tonsillit veya kronik tonsillitte görülebilmektedir. Bu durumda bademciğin yüzeyel yerleşimli damarlarından biri enfeksiyonun tahrişine bağlı açılmakta ve kanamaktadır. Tedavisi kanamanın durdurulabilmesi için koterizasyon (yakma), dikiş atma ya da damarı bağlama gibi yöntemlerin fayda etmemesi durumunda acil bademcik ameliyatı  yapmaktır. </p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">DİL KÖKÜ BADEMCİĞİ:</span></h3>
<p>Dil kökü bademciği kapsülsüz bir lenf dokusudur ve dil kökünde yerleşir. Tekrarlayan enfeksiyonlar ya da laringofaringeal reflüde büyüyen bu doku solunum sorunları yaratıp obstrüktif uyku apnesine yol açabilir. Ayrıca boğazda takılma hissi, yutkunma güçlüğü, ses tonunda kabalaşmaya da yol açabilir. Cerrahi tedavisinde karbondioksit lazer, koterizasyon, radyofrekans ya da neşterle dokunun küçültülmesi amaçlanır.  <span style="color: #ff9900;"> </span></p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">DOWN SENDROMU:</span></h3>
<p style="text-align: left;"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></span></span></span>Down sendromu, halk arasında bilinen adıyla mongolizm, genetik bir anomali (trizomi 21) sonucu zeka geriliği, düz basık yüz, küçük basık burun, kısa boyun, göz iç kısımlarında tipik kıvrımlar, anormal yapılı ve düşük yerleşimli kulaklar, dar dış kulak yolu, dilin ağıza oranla aşırı büyüklüğü ile giden bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzün orta hattının gelişim azlığı, çenenin küçüklüğü, genizin darlığı, ağız kavitesinin küçüklüğü, dilin büyük olması ile geniz eti ve bademciğin bu yapılara oranla büyük kalması, damağın kas yapısındaki yetersizlik, gırtlak ve soluk borusu anormallikleri ve şişmanlık bu çocuklarda <a href="http://www.seciltotan.com/?p=14" target="_blank">obstrüktif uyku apnesi (OSAS) </a>gelişimi riskini arttıran faktörlerdir.  </p>
<p style="text-align: justify;">OSAS, tekrarlayıcı/müzmin bademcik iltihabı, peritonsiller abse, diş-damak gelişim bozukluğu, sık orta kulak iltihabı ya da <a href="http://www.seciltotan.com/?p=123" target="_blank">seröz otit </a>geçirme nedeniyle Down sendromlu çocuklara adenoidektomi ve/veya tonsillektomi uygulanması gerekebilir. Akılda tutulması gereken Down sendromu olan çocuklarda olmayanlardakine oranla ameliyat komplikasyonu riskinin daha fazla olmasıdır. Bu nedenle ameliyat sonrası bu çocuklar en az 1 gün hastanede tutulmalı ve çok sıkı takip edilmelidir.    </p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">YARIK DAMAK:</span><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></span></span></span> </h3>
<p style="text-align: justify;">Submüköz yarık damak, yani damak mukozasında belirgin bir yarık olmadan sert damak kemiğinde çentiklenme ve mukoza altında yerleşen kasların birbirinden ayrık olmasına bağlı yumuşak damakta orta hatta zayıflık ve şeffaflık ile küçük dilde çatallanmayla giden özel bir yarık damak şeklidir. </p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Gizli submüköz damak yarığı&#8221; ise daha az bilinen bir yarık damak şeklidir. Yumuşak damak kaslarında fonksiyon ve anatomik bozukluk bunda da mevcuttur, ancak normal ağız-boğaz muayenesi ile tanı konulamaz. Sadece genizin endoskopik (optik kamerayla) muayenesi sırasında  yumuşak damağın üst yüzeyinin kavsinde azalma, orta hatta düzleşme ya da hafif girinti görülmesi ve küçük dil kasının yokluğu ile tanı konabilir. Bu bulgulara &#8220;martı işareti&#8221; adı verilir. </p>
<p style="text-align: justify;">Damak ve yutak yetersizliği nedeniyle burundan konuşma, sıvı ve gıdaların burundan gelmesi durumuna &#8220;velofaringeal yetmezlik&#8221; adı verilir. Yarık damaklı çocuklara adenoidektomi yapılması kontrendikedir, çünkü bu yetmezliği arttırmaktadır. Bu durumun tek istisnası OSAS&#8217;ı olan çocuklarda nasal pasajı açabilmek için kısmi geniz eti ameliyatına izin verilmesidir. </p>
<p>KAYNAK: Grand Rounds Presentation UTMB, Dept. of Otolaryngology,  January 11, 2006 </p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong> </strong></span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<p>  </p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span> </p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span> </p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </p>
<p></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/04/geniz-eti-bademcik-sorunlarinda-ozel-durumlar-ve-cozumleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENLERLE OYNAMAK VE DEAF CULTURE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/04/genetikle-oynamak-ve-deaf-culture/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/04/genetikle-oynamak-ve-deaf-culture/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 08:18:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[biyonik kulak]]></category>
		<category><![CDATA[deaf culture]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[genlerle oynamak]]></category>
		<category><![CDATA[işitme engelli olma]]></category>
		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>
		<category><![CDATA[sağırlık]]></category>
		<category><![CDATA[sound and fury]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;Doktorları şok eden talep&#8221; başlığıyla bugünkü gazetelerde yer alan haberi okudunuz mu? Haberde duyma engelli çiftlerin, bebeklerinin genetikleri ile oynanarak sağır olmalarına izin verilmesini talep ettikleri belirtiliyordu. Aileler çocuklarıyla daha iyi anlaşabileceklerini düşündükleri için bunu talep ediyordu.  Siz olsanız böyle bir şey ister misiniz?  Bu haber beni 6 yıl önceye götürdü. KBB ihtisasımı bitirmek üzere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> &#8221;Doktorları şok eden talep&#8221; başlığıyla bugünkü gazetelerde yer alan haberi okudunuz mu? Haberde duyma engelli çiftlerin, bebeklerinin genetikleri ile oynanarak sağır olmalarına izin verilmesini talep ettikleri belirtiliyordu. Aileler çocuklarıyla daha iyi anlaşabileceklerini düşündükleri için bunu talep ediyordu.  Siz olsanız böyle bir şey ister misiniz? </p>
<p style="text-align: left;">Bu haber beni 6 yıl önceye götürdü. KBB ihtisasımı bitirmek üzere kliniğimizdeki koklear implant (biyonik kulak) uygulamaları ve sonuçları ile ilgili tezimle uğraşırken buldum <a href="http://www.imdb.com/title/tt0240912/" target="_blank">&#8220;Sound and Fury&#8221;</a> (Ses ve Öfke) adlı filmi.  2000 tarihli Amerikan yapımı olan bu filmde işitmesi normal olan bir anne-babanın, işitme engelli Peter ile işitme sorunu olmayan Chris Artinian adlı iki oğlu bulunmaktadır. Peter ve işitme engelli karısı Nita&#8217;nın 3 işitme engelli çocuğu (biri 6 yaşındaki Heather) vardır. Chris ve işitmesi normal olan fakat ailesi işitme engelli olup işaret dili kullanan eşi Mari&#8217;nin ise 5 çocukları vardır, çocuklarından biri (Küçük Peter) işitme engellidir. Chris ve Mari 1,5 yaşındaki oğullarına koklear implant takılmasını istemektedirler. Mari&#8217;nin ailesi buna ısrarla karşı çıkmaktadır. Çünkü kendilerinin <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Deaf_culture" target="_blank">&#8220;Deaf Culture&#8221;</a>  yani işitme engelliler topluluğunun üyeleri olarak çok özel olduklarını, kendilerine özgü bir dilleri (işaret dili) olduğunu ve &#8220;normal&#8221; denen insanların bu topluluğu yok etmek için bu tür icatlarda bulunduklarını savunmaktadırlar. Aile içinde çok büyük kavgalar yaşanır. Peter&#8217;ın ailesi ise torunları Heather&#8217;e bu ameliyatı düşünmeleri için Peter ve Nita&#8217;ya baskıda bulunmaktadır. Başlangıçta bu fikre sıcak bakmakta olan Peter ve Nita&#8217;nın aklını Mari&#8217;nin ailesi karıştırmaktadır.  Filmin sonunda baba Peter implant uygulanmasına karşı çıkar ve işitme engellilerin oturduğu bir mahalleye taşınırlar.  </p>
<p>2006 yılında gösterime giren &#8220;Sound and Fury-6 years later&#8221; (Ses ve Öfke-6 yıl sonra) isimli filmde ise Heather&#8217;a ve kardeşlerine 3 yıl sonra koklear implant uygulanmış olduğunu öğreniyoruz. 12 yaşında olan ve okulunun tek işitme engelli öğrencisi olan Heather, implant geç uygulanmış olsa da anlaşılabilir bir konuşmaya ve iletişim başarısına ulaşmıştır.  Hala işaret dilini kullanmaktadır ve iki farklı dünyaya da adapte olmuştur. İlk filmde implant uygulanmasına ısrarla karşı duran babası, gözleyerek ve okuyup kendini geliştirerek aslında implantın işitme engelli bir çocuk için hayatı ne kadar çok kolaylaştıracağını fark ettiğini ve şu anda bu ameliyatı yaptırmış olduğu için çok mutlu olduğunu ifade etmektedir.</p>
<p>Amerika&#8217;da bulunduğum dönemde Baylor Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı&#8217;nın haftalık toplantı konularından biri de &#8220;Deaf Culture&#8221; idi. Bu topluluğun üyeleri sadece işaret dili kullanmakta, kendilerini engelli değil özel seçilmiş kişiler olarak adlandırmakta, etnik bir grup olduklarını ifade etmekte ve işitme cihazı, biyonik kulak gibi işitmeyi düzeltici her tür tıbbi cihaz ve müdahaleye karşı çıkmaktadırlar.  </p>
<p>1988 yılındaki Washington&#8217;daki Gallaudet Üniversitesi&#8217;nde çıkan öğrenci hareketiyle ilk olarak kendini duyuran Amerikan İşitme engelliler topluluğu, &#8220;İşitme engelli başkan istiyoruz&#8221; sloganıyla ilk işitme engelli Amerikan Başkanının seçilmesi için mücadele vermiştir.</p>
<p>Kanada-Toronto&#8217;da 2006 yılında açılan &#8220;İşitme Engelliler Topluluğu Merkezi&#8221;nde bir müze ve sanat galerisi bulunmakta, ziyaretçilere bu kültürün tarihi, gelişimi ve edebiyatı hakkında bilgiler verilmektedir.</p>
<p>*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/04/genetikle-oynamak-ve-deaf-culture/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEBEĞİM DUYUYOR MU?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/bebegim-duyuyor-mu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/bebegim-duyuyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 15:27:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğim duyuyor mu]]></category>
		<category><![CDATA[biyonik kulak]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>
		<category><![CDATA[oae]]></category>
		<category><![CDATA[otoakustik emisyon]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğan işitme taraması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[  İŞİTME VE KONUŞMA ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR? İnsanlar arasındaki iletişim yolları içinde en önemlisi ve en sık kullanılanı konuşarak anlaşma yoludur. Konuşma öğrenilmiş bir davranıştır, ancak konuşmanın öğrenilmesinde en önemli unsur işitmedir. İşitme kaybı, derecesi ne olursa olsun çocuğun konuşmayı ve dili öğrenmesini etkiler. Dil, yaşamın ilk aylarından itibaren hızla gelişmeye başlar, normal işiten bebekler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> </p>
<p><span style="color: #ff0000;">İŞİTME VE KONUŞMA ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?</span></p>
<p>İnsanlar arasındaki iletişim yolları içinde en önemlisi ve en sık kullanılanı konuşarak anlaşma yoludur. Konuşma öğrenilmiş bir davranıştır, ancak konuşmanın öğrenilmesinde en önemli unsur işitmedir. İşitme kaybı, derecesi ne olursa olsun çocuğun konuşmayı ve dili öğrenmesini etkiler.</p>
<p>Dil, yaşamın ilk aylarından itibaren hızla gelişmeye başlar, normal işiten bebekler 6 haftalıktan itibaren, insan sesine diğer seslerden daha fazla tepki verirler. Bebekler ilk bir yılı deneyim yoluyla çevrelerini öğrenmekle geçirir. Bir yaşından itibaren dil bilgisi açısından görece bir olgunluğa erişirler. Konuşma ve dil gelişimi ise doğumdan itibaren 4 yaşına kadar devam eder.</p>
<p>Çocuklarda işitme kaybı sessiz ve gizli bir engeldir. Çünkü çocuklar, özellikle bebekler iyi duyamadıklarını söyleyemezler. Fark edilmez ve düzeltilmezse konuşma ve dil gecikmesine, sosyal ve duygusal sorunlara ve okul başarısızlığına yol açar. Tanı geciktikçe olumsuz etkiler de fazlalaşır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">TÜRKİYE&#8217;DE VE DÜNYADA YENİDOĞANLARDA İŞİTME KAYBI GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?</span></p>
<p>Sağlık Bakanlığı&#8217;nın verilerine göre, <span style="color: #ff9900;">her 1000 bebekten 1 ila 3&#8242;ü ileri derecede kalıcı işitme kaybı ile doğmaktadır.</span> Buna göre Türkiye&#8217;de yılda 1800 bebek<span style="color: #ff9900;"> &#8220;koklear implant&#8221;</span> yani <span style="color: #ff9900;">&#8220;biyonik kulak&#8221;</span> gerektirecek düzeyde işitme kaybıyla doğmakta, ancak bunların erken ve zamanında tespiti konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Doğduktan sonra en geç 6 ay içinde işitme engeli teşhisi konulan ve işitme cihazı uygulanıp özel eğitime alınan bebeklerin konuşma becerisi normal yaşıtlarına benzer düzeyde gelişebilmektedir.</p>
<p>Doğuştan işitme kayıplarının erken teşhis edilmesinin ve bu tip çocuklara erken müdahalenin öneminin belirtilmesinden sonra yine her 1000 bebekten 3&#8242;nün işitme kaybıyla doğduğu ve bu durumun en sık görülen doğumsal bozukluk olduğu saptanan Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde birçok eyalette yenidoğan işitme tarama testleri rutin hale getirilmiştir. Aynı şekilde Avrupa Birliğine üye ülkelerin de bir kısmında yenidoğan işitme tarama testleri, rutin  tarama testleri içine alınmıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ise durum nasıldır? Doğuştan işitme kayıpları maalesef ülkemizde genellikle en erken 3 yaş dolayında teşhis edilebilmektedir. İşitme engeli ve erken teşhis yöntemleri hakkındaki bilgi yetersizliği ve erken teşhis sağlayan teknolojilerin yaygın olmaması, teşhis yaşını geciktirmektedir. Sağlık Bakanlığı, hastanelerde dünyaya gelen her bebeğe, taburcu olmadan işitme taramasının uygulanmasını ve bu taramalarda işitme engeli olduğu tespit edilen bebeklere gerekli müdahale ve rehabilitasyon çalışmalarının yapılmasını hedeflemektedir.</p>
<p>İşitme kaybı açısından riskli şu durumlarda işitme testi mutlaka yenidoğan döneminde uygulanmalıdır:  </p>
<ul>
<li>Ailede sağırlık hikayesi olması,</li>
<li>1500 gr&#8217;ın altında doğan bebekler,</li>
<li>Yüz kulak anomalisi olanlar,</li>
<li>Suni solunum ihtiyacı olanlar,</li>
<li>Sarılığın çok yüksek seyretmesi,</li>
<li>Doğumda uzun süre oksijensiz kalan bebekler.</li>
</ul>
<p>Özellikle işitme kaybı açısından riskli bebeklerde, beklenmedik yüksek sesli gürültülerde irkilmeme, ağlamama veya herhangi bir tepki vermeme, başını seslenince o yöne doğru hareket ettirmeme, 6-12 ay arasında konuşma sesi çıkarmama, sorulduğunda tanıdık eşya veya kişileri göstermeme gibi belirtiler fark edildiğinde daha ayrıntılı işitme testlerinin yapılması gerekmektedir.</p>
<div id="attachment_1428" class="wp-caption alignright" style="width: 230px"><img class="size-full wp-image-1428" title="bebegim-duyuyor-mu" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/bebegim-duyuyor-mu.jpg" alt="" width="220" height="344" /><p class="wp-caption-text">Fotoğrafın tüm hakkı Op. Dr. Seçil Totan&#39;a ait olup, kopyalanamaz. </p></div>
<p><span style="color: #ff0000;">YENİDOĞAN BEBEKLERE İŞİTME TESTİ NE ZAMAN VE NASIL YAPILIR?</span>                              </p>
<p>Tüm yenidoğan bebeklere eve gitmeden önce, hastanede işitme testi yapılması en uygunudur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Yalnız unutulmaması gereken nokta, bunun bir tarama testi olduğu, bu testin yalnızca doğumsal işitme kaybı riski olan bebekleri belirleyebileceği ve bebeklik döneminde, daha sonradan oluşabilecek işitme kayıpları için bir garanti olmadığı ve ailenin bebeğinin nasıl diğer gelişimini takip ediyorsa, işitme duyusunu da takip etmesi gerekliliğidir. </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;">Tarama testi olarak adlandırılan <strong><span style="color: #ff9900;">OTOAKUSTİK EMİSYON (OAE) TESTİ’nde</span></strong> yenidoğan bebeklerin kulaklarına belli şiddette sesler verilip, duyup duymadığı beyin dalgaları ölçülerek anlaşılır.</span></span><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;"> </span></span></p>
<div><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"> </span></div>
<div><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;"></span></span></div>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;"></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;">Bu test bebeğinize acı veya zarar vermez ve rahatsız edici değildir. Test genelde bebek uykudayken yapılır ve çok kısa sürer. Anestezik veya sakinleştirici herhangi bir şey kullanılmaz. Testi uygulayan kişi, bu testi sessiz bir ortamda gerçekleştirir. Bebeğin kulağının dış kısmının içine yumuşak uçlu bir alet konulduktan sonra buradan kulağa ‘klik’ sesleri gönderilir. Kulak bu sesi işittiği zaman, kulağın iç kısmı(buna koklea denir) yankı yapar. Test uzmanı bir bilgisayar aracılığıyla, bebeğin kulağının sese nasıl karşılık verdiğini görür. Testin güvenilirliği %97 oranındadır. </span><span style="font-family: Georgia;">Çocuğunuzun işitme yeteneği <strong>bu testle</strong> ve gerekirse daha ayrıntılı testlerle <strong><span style="text-transform: uppercase;">her yaşta</span></strong> kontrol edilebilir.</span><span style="font-family: Georgia;">   </span></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;">Eğer tarama testi çocuğunuzun bir veya her iki kulağında güçlü ve olumlu bir karşılık göstermezse bu durum çocuğunuzun işitme kaybı bulunduğu anlamına gelmeyebilir, çünkü işitme yeteneğini kontrol etmeyi zorlaştıran bazı nedenler vardır: Bebeğinizin test sırasında ağlaması ya da sesler çıkarması, doğumdan sonra kulakta akıntı veya geçici tıkanma olmuş olması, test yapılırken arka planda başka sesler olması vb. Bu gibi bir durumda testin tekrarlanması gerekir. Test sonucu yine olumsuz çıkarsa daha ileri işitme tetkiklerine geçilecektir.</span> </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><strong>Unutmayınız, ülkemizde her yenidoğan bebeğe yapılması zorunlu kan tarama testlerinde hipotiroidi, fenilketonüri gibi hastalıkların sıklığı 100 000&#8242;de 10-30 arasında iken, yenidoğanda işitme problemi sıklığı 1000&#8242;de 1-3 arasında, yani çok daha sıktır.  Önlem alındığı takdirde, bebeğin gelişimi olumlu yönde etkilenebileceği için doğum sonrası işitme testi yaptırmak ve erken tanı çok önemlidir. </strong></span></p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/bebegim-duyuyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İŞİTME CİHAZI KULLANIMI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/isitme-cihazi-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/isitme-cihazi-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 13:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme cihazı nasıl seçilir]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kulaklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[  NASIL İŞİTİRİZ? Kulak ses dalgalarını algılamamızı ve böylece etrafımızdaki sesleri duymamızı sağlayan karmaşık ve narin bir organdır. Kulağımız ayrıca dengemizi de sağlayan yapılar içerir. Kulağımız her biri farklı fonksiyona sahip üç ayrı kısımdan oluşur: Dış kulak ve dış kulak yolu: Ses dalgalarını toplar, yönlendirir ve sesi kulak zarına ulaştırır. Kulak zarı ise ses uyaranının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #339966;"><span style="text-decoration: underline;">NASIL İŞİTİRİZ?</span></span></strong></p>
<p>Kulak ses dalgalarını algılamamızı ve böylece etrafımızdaki sesleri duymamızı sağlayan karmaşık ve narin bir organdır. Kulağımız ayrıca dengemizi de sağlayan yapılar içerir. Kulağımız her biri farklı fonksiyona sahip üç ayrı kısımdan oluşur:</p>
<p><span style="color: #339966;">Dış kulak ve dış kulak yolu:</span> Ses dalgalarını toplar, yönlendirir ve sesi kulak zarına ulaştırır. Kulak zarı ise ses uyaranının gelmesiyle titreşir.</p>
<p><span style="color: #339966;">Orta kulak:</span> Orta kulakta yer alan kemikçikler, kulak zarı titreşimini içi sıvıyla dolu olan iç kulağa iletirler.</p>
<p><span style="color: #339966;">İç kulak ve işitme siniri:</span> İç kulakta saçlı hücreler olarak isimlendirilen özel hücrelerle algılanan ses titreşimi uyarısı işitme sinirine ulaştırılır. İşitme siniri,  bu sinirsel akımları ses olarak algılanmak üzere ilgili beyin bölümüne aktarır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #339966;">İŞİTME KAYBI TİPLERİ</span></strong><strong><span style="color: #339966;"> :</span></strong></span></p>
<p>Temel olarak iki tip işitme kaybı vardır. &#8220;Orta kulak tipi&#8221; ya da &#8220;İç kulak  tipi&#8221;. Eğer her iki tip kayıp bir arada ise buna <span style="color: #339966;">&#8220;Karma tip işitme kaybı&#8221;</span> denir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Orta kulak tipi (iletim tipi) işitme kaybı:</span></strong> Ses dalgaları iç kulağa varmadan önceki dış kulak ve orta kulak kısımlarında sekteye uğruyorsa bu tip işitme kaybı karşımıza çıkar. Buna yol açabilen hastalıklar dış kulak yolunda kir, enfeksiyon, tümör veya yabancı cisim varlığı, kulak zarında enfeksiyon veya travma sonucu delinme, orta kulakta anormal kemik büyümesi, kemikçiklerin kopması ya da kireçlenmesi, orta kulağı tutan enfeksiyonlar  veya orta kulakta yer kaplayan  tümörler şeklinde sıralanabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İç kulak tipi (sinirsel tip) işitme kaybı:</span></strong><em> </em>Ses enerjisinin dış ve orta kulaktan iletiminde sorun olmayıp, iç kulaktaki yapılarda ya da işitme sinirinde ortaya çıkan patolojiler sonucunda beyine iletilememesi sonucunda karşımıza çıkar. Buna yol açan nedenler ileri yaş, aşırı yüksek sese maruz kalma, kafa travması, tek veya her iki kulağı tutan bazı mikrobik hastalıklar, işitme sinirine zarar verebilen bazı ilaçlar ve kalıtımsal nedenler olarak sayılabilir.</p>
<p>İşitme kaybı birçok insanın ortak sorunundur. Yaşın ilerlemesiyle sıklığı artmaktadır. 65 yaş üstü birçok insanda, 80 yaş üstü hemen her kişide işitme kaybı mevcuttur. İşitme desteği işitme kaybını önemli ölçüde geri kazandırır. Diğer insanlarla daha iyi iletişim kurmayı ve sosyal hayatta,  ailesinde daha aktif konumda olmasını sağlar.                  </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İşitme kaybı için doktora ne zaman gidilmeli? </span></strong></p>
<p>Aşağıda sayılan şikayetlerden herhangi birinin varlığında bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir:</p>
<ul class="unIndentedList">
<li>Normal bir konuşmayı duymada zorlanma</li>
<li>İnsanların ne söylediğini anlayabilmek için onların yüzünü dikkatlice izlemek gereği</li>
<li>İnsanlara söylediklerini tekrarlatma ihtiyacı</li>
<li>TV veya radyonun sesini aşırı açma</li>
<li>Konuşurken insanların fısıldadığı hissi</li>
<li>Kulakta enfeksiyon, ağrı veya çınlama olması</li>
<li>Duymaya çabalarken yorgunluk ve rahatsızlık</li>
<li>Telefonla konuşurken bir kulağın daha iyi, diğerinin daha kötü duyduğunu fark etme</li>
</ul>
<p> </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #339966;">İŞİTME CİHAZI SEÇİMİ:</span></strong></span></p>
<p>Doğru seçilmiş ve uygun bir işitme cihazı, işitme zorluğundan yakınan bir kişinin işitmesine olumlu katkıda bulunacaktır. İşitme cihazı işitme kaybının üstesinden gelinmesini sağlasa da, yine de kişinin işitme kaybı olmadan önceki duyma seviyesine ulaştırılması zordur. Bu cihazlar ne kadar kullanışlı olursa olsun bazı avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır:</p>
<p><span style="color: #339966;">Avantajlar:</span>          </p>
<ul class="unIndentedList">
<li>Kişi için bazı güç ve tehlikeli koşullarda duymaya yardımcı olur.</li>
<li>Sessiz harf içeren yüksek perdeli sesleri duymayı sağlar.</li>
<li>Grup çalışmalarına daha aktif bir şekilde katılmayı sağlar.</li>
<li>Hayatı kişi ve çevresi için daha keyifli hale getirir.         </li>
</ul>
<p><span style="color: #339966;">Dezavantajlar:</span></p>
<ul class="unIndentedList">
<li>Tüm ses tonlarında aynı şekilde duyma yetisi kazandıramayabilir.</li>
<li>Arka planda gürültünün çok olduğu hallerde konuşulanları net duymayı sağlamayabilir.</li>
<li>Bütün sesler şiddetlendiği için sadece bizim kişinin istediği sesleri değil, çevre gürültüsünü de daha fazla duymaya neden olabilir.</li>
<li>Bozuk sesleri net hale getiremeyebilir.</li>
<li>Aşırı yumuşak sesleri duymayı sağlamayabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #339966;"><span style="text-decoration: underline;">İŞİTME CİHAZI NASIL ÇALIŞIR?</span></span></strong></p>
<p>İşitme cihazı, özel bir alıcı sayesinde sesi alıp şiddetlendirerek, bu güçlendirilmiş sesi kulağa iletir. İşitme sorunu olan bir kişide ses işitme cihazsız olarak tabii ki iç kulağa ulaşabilir, fakat yeterli şiddette olmadığı için beyine ulaşan sinirsel akımlar zayıf ve yetersiz olur. İşitme cihazı bu zayıf sinyalleri daha anlaşılır hale getirir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;"><span style="text-decoration: underline;">İŞİTMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ</span></span></strong></p>
<p>Bir işitme cihazının seçilme işlemi, ayrıntılı bir KBB muayenesi ve ardından işitmenin değerlendirilmesi ile başlar. Odyometri olarak isimlendirilen işitme testi kulaklarınızın sağlam olup olmadığını, ne tip bir işitme kaybınız olduğunu ve duyma kaybınızın derecesini gösterir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İşitmenizin test edilmesi:</span></strong></p>
<p>Odyometri yapan kişi, yani odyometrist ya da odyolog bir takım testlerin yardımıyla hangi ton, ses ve  kelimeleri duyup duymadığınızı saptar. Bu testler genellikle elektronik cihazlar kullanılarak ses geçirmeyen odalarda yapılır. Bunlar ağrısız ve yapılması kolay olan testlerdir. Kulaklıktan size ulaşan sesleri duyup duymadığınız sorulur. Diğer testler ise benzer kelimeleri ayırt edebilme yeteneğini saptar. Bu testler hangi ses ve tonlarda işitme cihazına ihtiyaç duyduğunuzu belirler.         </p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Günümüzde kullanılan işitme cihazları 4 tiptir</strong>:</span></p>
<p style="text-align: left;"><em>Kulak arkası tip (BTE)</em></p>
<p><em>Kulak içi tip (ITE)</em></p>
<p><em>Kanal içi tip (ITC)</em></p>
<p><em>Tamamı ile kanal içi tip (CIC)</em></p>
<p>Yapılacak olan işitme testlerinden sonra doktorunuz işitme kaybınızın derecesi ve yerine göre (özellikle de konuşmayı algılama oranınıza bakarak) işitme cihazına ihtiyacınız olup olmadığını belirleyecek,  ihtiyaç halinde bu cihazın tek ya da çift taraflı olarak kullanımına karar verecek, hangi tip işitme cihazından daha çok faydalanacağınızı saptayacaktır. Sonrasında sizi işitme cihazı satan merkezlere yönlendirecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Sizin için en doğru işitme cihazı:</span></strong></p>
<p>İşitme cihazı almak kendinize kıyafet seçmeye benzer. Nasıl ilk gördüğünüz kıyafeti almayıp bir de şu mağazaya bakayım diyorsanız, işitme cihazı alırken de pek çok firmayı dolaşıp tek tek denemeniz gerekir. Çünkü her bireyin işitme kaybı türü farklıdır, onun için de ihtiyacı farklıdır. Yani anneannenizden kalan işitme cihazını halanıza vermeyin!</p>
<p>Cihaz bütçenize uygun olmalı ve ihtiyaçlarınızı karşılamalıdır. En pahalı cihaz en iyi cihazdır diye düşünmeyiniz, makul fiyatlı olup sizin işitme kaybınıza uygun olan bir cihaz da sizi mutlu edebilir.</p>
<p>Seçeceğiniz firmanın servis ve pil sağlama hizmetinin hızlı olması gerekir.</p>
<p>Cihazı seçerken yaşam tarzınız ve günlük aktivite düzeyiniz (aktif sporcuysanız kulak arkası cihazda zorlanabilirsiniz), fiziksel özellikleriniz,  kişisel beceriniz (ellerinde eklem romatizması olan biri kanal içi cihazı takıp çıkarmada zorlanacaktır), sağlık durumunuz, kozmetik ve stilinizle ilgili tercihleriniz (bazısı cihazının dışarıdan görünmesini istemez!) aklınızdan çıkmasın!</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İkinci bir cihaz?</span></strong></p>
<p>Bazı insanlar için her iki kulağa birden işitme cihazı önerilebilir. Bunun avantajları; daha iyi bir ses dengesi, ses kaynağının yerinin daha iyi saptanması ve arka plandaki seslere rağmen daha iyi seçebilme gibi özelliklerdir.</p>
<pre>(Kaynak : http://www.tkbbv.org.tr/)</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/isitme-cihazi-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KOLESTEATOMLU KRONİK OTİT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/kolesteatomlu-kronik-otit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/kolesteatomlu-kronik-otit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 10:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[kolesteatomlu kronik otit]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta akıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1486</guid>
		<description><![CDATA[    KULAK ZARI VE ORTA KULAK NEDİR?         Kulak üç bölümden oluşur: 1) Dış kulak, 2) Orta kulak, 3) İç kulak. Dış kulağı kulak kepçesi ve kulak kanalı oluşturur. Kulak kanalının derininde dış kulak ile orta kulağı ayıran kulak zarı bulunur. Kulak zarı, üzerine ses dalgaları geldiğinde titreşen ince bir yapıdır. Orta kulak, kulak zarının arkasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong> </strong></div>
<div><strong></strong></div>
<p><strong> </p>
<p>KULAK ZARI VE ORTA KULAK NEDİR? </strong><strong> </strong><strong> </strong><strong> </strong><strong> </strong><strong> </strong><strong> </strong> </p>
<p>Kulak üç bölümden oluşur: 1) Dış kulak, 2) Orta kulak, 3) İç kulak. Dış kulağı kulak kepçesi ve kulak kanalı oluşturur. Kulak kanalının derininde dış kulak ile orta kulağı ayıran <span style="text-decoration: underline;">kulak zarı</span> bulunur. Kulak zarı, üzerine ses dalgaları geldiğinde titreşen ince bir yapıdır. <span style="text-decoration: underline;">Orta kulak</span>, kulak zarının arkasında bulunan ve hava içeren bir boşluktur. Hava, burunun gerisindeki geniz bölgesinden <span style="text-decoration: underline;">östaki tüpü</span> adlı küçük bir kanal ile orta kulağa taşınır. Östaki tüpünün görevi, orta kulak boşluğundaki havanın basıncını dış ortamdaki atmosfer basıncı ile eşitlemektir. Ses dalgalarının kulak zarında oluşturduğu titreşimler orta kulak boşluğundaki küçük kemikçiklerden (örs, üzengi, çekiç) iç kulağa iletilir ve sesi beyine ileten sinirler uyarılarak ses algılanır hale getirilir.</p>
<p><strong>KULAK ZARI NEDEN DELİNİR?</strong></p>
<p>Kulak zarının delinmesine en sık yol açan neden iltihaptır. Orta kulaktaki iltihabın, östaki tüpü yoluyla buruna atılmasına engel bir durum (ödem, geniz eti iltihabı vb.) varlığında, kulak zarını delip boşalmaya çalışması ile ortaya çıkar. Bunun dışındaki diğer nedenler kulağa şiddetli tokat atılması, bazı kafatası kırıklarına yol açan ciddi travmalar, ani bir patlama sonrası, iğne veya kibrit çöpü gibi cisimlerin kulak kanalı içerisine fazlaca sokulması, aşırı sıcak veya asidik bir sıvının kulak kanalına kaçmasıdır. Nadiren de kulağa cerrahi olarak yerleştirilen havalandırma tüplerinden sonra kulak zarında iyileşmenin tam olmaması nedeniyle kulak zarında bir delik kalabilir.</p>
<p>Kulak zarındaki deliğin yerleştiği yer zarın kenarlarında veya üst kısmında ise zar kendini tamir etmeye çalışırken, kulak zarının dış kulak yoluna bakan kısmındaki deri bazen içeri doğru büyür. Orta kulak boşluğunda üremeye devam eder ve bir nevi &#8220;deri incisi&#8221; <span style="text-decoration: underline;">(kolesteatom)</span> denen bir kitle oluşturur. Bu kitlenin içine mikroplar girip enfekte olduktan sonra ortaya çıkan salgılar nedeniyle zamanla çevre yapılarda (kulak kemikçikleri, kulak zarının arta kalan kısmı, kafatası kemikleri vb.) erimeler başlar.</p>
<p>Bazen de kulakta herhangi bir delik olmadan da, orta kulağın östaki borusundaki bir problem nedeniyle havalanmasında bozulma olduğunda,  özellikle kulak zarının üst kısımlarının orta kulağa doğru cepleşip zamanla cebin dip kısmında erime ve ufak delik ortaya çıkmasından sonra da aynı olay gerçekleşebilir.</p>
<p>Bu gibi durumlarda tıbbi tedaviye rağmen düzelmeyen veya tekrarlayan kötü kokulu kulak akıntısı, işitmede giderek bozulma, baş dönmesi, kulak arkasında künt bir ağrı, bazen yüz kaslarında zayıflık ve yüz felci ortaya çıkabilir. Kulak kolesteatomları tehlikeli olabilir ve hiçbir zaman ihmal edilmemelidir. Kemik erimesi, beyin ve iç kulak gibi etraftaki dokulara iltihabın yayılmasına sebep olabilir. Tedavi edilmezse sağırlık, beyin apsesi, menenjit ve nadiren ölüm olabilir. Bu nedenle tıbbi tedaviden çok cerrahi tedavinin planlanması gerekir. Cerrahide esas gaye, iltihabı ortadan kaldırmak ve kuru bir kulak elde etmektir, işitmenin düzeltilmesi ikinci planda kalır.</p>
<p>Kolesteatomlu hastaların yaklaşık üçte birinde, tek operasyonda hem iltihabı ortadan kaldırıp hem de işitmeyi onarmak mümkün değildir. İlk operasyonda iltihap ortadan kaldırılır. İşitmeyi arttırmaya yönelik planlanacak olan 2. operasyon <span style="text-decoration: underline;">(kemikçik zincir tamiri ile birlikte timpanoplasti)</span>, 1-2 yıl sonra yapılabilir.</p>
<p>Bazen de işitmenin iyice bozulduğu, kolesteatomun iç kulağı tuttuğu durumlarda işitmenin pek düzeltilemeyeceğine kanaat getirildiğinde sadece tek seansta iltihaplı kulak arkası kemiklerinin temizlendiği <span style="text-decoration: underline;">mastoidektomi </span>ameliyatı yapılır.</p>
<p> <strong>KOLESTEATOMLU KRONİK ORTA KULAK İLTİHABINDA TEDAVİ</strong></p>
<p>Yukarıda bahsedilen şikayetlerin varlığında mutlaka bir Kulak Burun Boğaz Hekimi&#8217;ne başvurulması gerekir. Doktorunuz kulağınızı ayrıntılı muayene edecek, gerekiyorsa temizleyecek ve enfeksiyondan kaynaklanan komplikasyonları önlemek için tıbbi tedavi verecektir. Sonrasında işitme derecenizi değerlendirmek üzere işitme testi <span style="text-decoration: underline;">(odyometri)</span> yapılmasını isteyecek ve kolesteatom olup olmadığını değerlendirmek ve iltihabın hangi yapıları tuttuğunu belirlemek için <span style="text-decoration: underline;">bilgisayarlı tomografi</span> isteyecektir. Bunların sonucunda Kulak Arkası Kemik İçindeki Enfeksiyonun Temizlenmesi (Mastoidektomi) ve/veya Kulak Zarındaki Deliğin Tamiri (Timpanoplasti) ameliyatı planlanacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/kolesteatomlu-kronik-otit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GIRTLAK KANSERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/girtlak-kanseri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/girtlak-kanseri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 09:35:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GIRTLAK VE SES HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[alkol]]></category>
		<category><![CDATA[asbest]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlağın alınması]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[HPV]]></category>
		<category><![CDATA[larinks kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[  Dünyada 2002 yılında erkeklerde 5.801.839, kadınlarda 5.060.657, toplamda 10.862.496 kanser olgusu saptanmıştır (cilt kanserleri hariç). En sık rastlanan kanserler, akciğer (%12.4), meme (%10.6), kolorektal (%9.4), mide (%8.6), prostat (%6.2) olarak sıralanmaktadır. ABD&#8217;de birinci sırada prostat (%16,9) kanseri vardır ve diğerleri meme (%15.5), akciğer (%12.6), kolorektal (%10.6), mesane (%4.6) kanserleri olarak sıralanmaktadır. Avrupa&#8217;da 38 ülke [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: left;">Dünyada 2002 yılında erkeklerde 5.801.839, kadınlarda 5.060.657, toplamda 10.862.496 kanser olgusu saptanmıştır (cilt kanserleri hariç). En sık rastlanan kanserler, akciğer (%12.4), meme (%10.6), kolorektal (%9.4), mide (%8.6), prostat (%6.2) olarak sıralanmaktadır.</p>
<p>ABD&#8217;de birinci sırada prostat (%16,9) kanseri vardır ve diğerleri meme (%15.5), akciğer (%12.6), kolorektal (%10.6), mesane (%4.6) kanserleri olarak sıralanmaktadır.</p>
<p>Avrupa&#8217;da 38 ülke için 1995 yılında yeni kanser vakası sayısı 2.6 milyon ve kanserden ölüm sayısı ise yaklaşık 1.6 milyondur. En sık görülen kanser türleri akciğer (%14.5), kolorektal (%12.8), meme (%12.3), prostat (%11) ve mide (%7.9) kanserleridir. Avrupa&#8217;da erkeklerde en sık görülen kanserler akciğer (%22), kolorektal (%12), prostat (%11), mide (%9), mesane (%7), kadınlarda ise meme (%26), kolorektal (%14), mide (%7), akciğer (%6), korpus uteri (%6) ve servikstir (%6)*.</p>
<p>Türkiye&#8217;ye bakarsak Sağlık bakanlığı kanser kayıt verileri değerlendirildiğinde 1994 yılında 20100 kanser olgusu bildirilmiştir. Bunun 12000&#8242;i  erkek, 8000&#8242;i kadındır. Bu veriler değerlendirildiğinde erkeklerde en sık karşılaşılan kanser türleri Akciğer, Lösemi- Lenfoma, Mide kanseri, Prostat ve Larinks kanseridir. Kadınlarda ise bunlar Meme, Lösemi-Lenfoma ve Rahim kanseri olarak sayılabilir.**</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Larinks (Gırtlak) Kanserinin Nedenleri:</span></strong></p>
<p>Bu kanserin gelişiminde pek çok faktör bulunmaktadır, baş-boyun kanserlerinin %90&#8242;ı bilinen kanserojenlerle temas sonrası gelişmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p><strong><a href="http://www.seciltotan.com/?p=170" target="_blank">Sigara kullanımı</a>: </strong>Larinks kanseri hastalarının %95&#8242;inden fazlası sigara içicisidir. Sigara genlerde değişiklikler yaparak, üst solunum yoluna giren karsinojenlerin temizlenme mekanizmasını bozarak ve vücut savunma mekanizmalarını zayıflatarak kanser oluşumuna yol açar.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Alkol: </strong>Alkolün kanser oluşumunu kolaylaştırıcı etkisi olduğu saptanmıştır. Özellikle de sigara ile birlikte kullanıldığında sigaranın zararlı etkilerini arttırmaktadır. Amerikan Kanser Birliği günde 1 bardak alkol tüketiminin dışına çıkılmaması gerektiğini bildirmiştir.</p>
<p><strong>Diğer Risk Faktörleri: </strong>HPV (insan papilloma virüsü), <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=84" target="_blank">reflü</a>, mesleki maruziyet (gemi işçilerinde asbest vb.) bunlar arasında sayılabilir. A vitamini ve beta-karoten ise koruyucu role sahiptir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Larinks Kanserinin Bulguları Nelerdir?</span></strong></p>
<ul>
<li>Kalıcı ve ilerleyici ses kısıklığı</li>
<li>Yutmada belirgin güçlük</li>
<li>Yutma sırasında artan ve tıbbi tedaviyle geçmeyen boğaz ağrısı</li>
<li>Nefes almada zorluk</li>
<li>Kulağa vuran ağrı</li>
<li>Boyunda kitle</li>
</ul>
<p> Bu şikayetleri olan kişilerin en kısa sürede bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurması gerekmektedir.  </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Larinks Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?</span></strong></p>
<p>Tedavide cerrahi, radyoterapi, kemoterapi ya da bunların değişik kombinasyonları önerilmektedir. Kanserin gırtlakta tuttuğu bölgeler ve yayılımı, boyuna atlayıp atlamamasına göre sadece ses tellerinin alınmasından tutun <a href="http://www.seciltotan.com/?p=173" target="_blank">gırtlağın tamamen alınmasına </a>kadar pek çok cerrahi teknik seçilebilir.,</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Unutmayınız ki kişide genetik yatkınlık da olsa, larinks kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Tek yapmanız gereken sigara ve alkolden uzak durmaktır!  </span></p>
<pre>*http://onkder.org/text.php3?id=677, Türk Onkoloji Dergisi, 2007,</pre>
<pre>Cilt 22, Sayı 4, Sayfa(lar) 172-182, SSK Okmeydanı Eğitim ve</pre>
<pre>Araştırma Hastanesi Onkoloji Merkezi'nin 1999-2004 yılları</pre>
<pre>kanser istatistikleri, Mustafa İZMİRLİ ve ark.</pre>
<pre>**http://www.gata.edu.tr/dahilibilimler/onkoloji/</pre>
<pre>kanser_epidemiyolojisi.htm</pre>
<pre>***Bu yazının hazırlanmasında American Academy of</pre>
<pre>Otolaryngology-Head and Neck Surgery'nin web sitesindeki</pre>
<pre>ilgili makaleden yararlanılmıştır.</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/girtlak-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GIRTLAK AMELİYATI SONRASI KONUŞMANIN SAĞLANMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/girtlak-ameliyati-sonrasi-konusmanin-saglanmasi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/girtlak-ameliyati-sonrasi-konusmanin-saglanmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2008 16:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GIRTLAK VE SES HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[barton düğmesi]]></category>
		<category><![CDATA[botox]]></category>
		<category><![CDATA[elektrolarinks]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlağın alınması]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak protezi]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[larenjektomi]]></category>
		<category><![CDATA[özofagus konuşması]]></category>
		<category><![CDATA[ses protezi]]></category>
		<category><![CDATA[silikon protez]]></category>
		<category><![CDATA[singer-blom protezi]]></category>
		<category><![CDATA[TEP]]></category>
		<category><![CDATA[trakeo-özofageal zımba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl konuşuruz?   Normalde konuşmanın gerçekleştirilmesinde 3 fizyolojik mekanizma birlikte çalışmaktadır. İlki körük gibi havayı gırtlağa doğru basan akciğerlerdir. İkincisi birbiriyle birleşip ayrılmaları sırasında bu havada dalgalanma yaratarak ses çıkmasını sağlayan gerçek ses telleridir. Ses telleri konuşma sırasında saniyede 85-255 kere titreşerek bir siklus oluşturur. Bu sayede titreşen hava dalgası üçüncü mekanizma olan &#8220;ses rezonatörleri&#8221;ne gelir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong><span style="color: #ff9900;">Nasıl konuşuruz?</span></strong></div>
<div><span style="color: #000000;"></span></div>
<p><span style="color: #000000;"> </p>
<p>Normalde konuşmanın gerçekleştirilmesinde 3 fizyolojik mekanizma birlikte çalışmaktadır. İlki körük gibi havayı gırtlağa doğru basan akciğerlerdir. İkincisi birbiriyle birleşip ayrılmaları sırasında bu havada dalgalanma yaratarak ses çıkmasını sağlayan gerçek ses telleridir. Ses telleri konuşma sırasında saniyede 85-255 kere titreşerek bir siklus oluşturur. Bu sayede titreşen hava dalgası üçüncü mekanizma olan &#8220;ses rezonatörleri&#8221;ne gelir ki, bunlar yutak, yumuşak damak, yanaklar, dudaklar ve özellikle dilden oluşur. Bu organlar titreşen sesi anlamlı kelimelere dönüştürürler.</p>
<p></span></p>
<p><span style="color: #ccffff;"><span style="color: #000000;">Üst solunum yolları kanserlerinin en sık yerleştiği ikinci yer gırtlaktır. Tedavide cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi çeşitli yöntemler bir arada ya da tek başına uygulanır. Tüm bu tedavilerde amaç mümkün olduğunca gırtlağın bütünlüğünü korumak olsa da ileri derecede kanser tutulumu olan vakalarda maalesef bazen gırtlağın tamamen alınması (total larenjektomi) gerekebilmektedir. </span> </span></p>
<p><span style="color: #3366ff;"><strong><span style="color: #ff9900;">Gırtlak alındıktan sonra konuşma nasıl gerçekleştirilebilir?</span> </strong></span></p>
<p>1859&#8242;lu  yıllarda bu soruya yanıt aramak üzere ses protezleri geliştirilmeye başlanmıştır. İlk yapay gırtlak Çek fizyolog  Johann Czermak tarafından dizayn edilmiştir. İlk olarak havayolu  geçirdiği bir enfeksiyon sonrasında tamamen tıkanarak soluk borusuna delik açılmak (<span style="color: #ff0000;">trakeotomi</span>) zorunda kalınan 18 yaşında bir kızda denenmiştir. Alet soluk yoluna giden bir tüp ve metal bir düdük ağzından oluşmaktaydı. Hasta düdüğü öttürünce ses oluşuyordu. Son 60 yılda bu cihaz üzerinde pek çok düzenlemeler yapılmış olsa da bu ses protezi soluk borusundaki çevre dokularda tahriş yaratarak solunum yolu enfeksiyonlarında artış, ağrı ve buna bağlı kullanım güçlüğü nedeniyle zamanla kullanımdan kalkmıştır.  </p>
<p>1874&#8242;te Carl Gussenbauer tarafından ilk başarılı larenjektomi (gırtlağın tamamen alınması ameliyatı)  gerçekleştirilmiştir 36 yaşında bir din adamına uygulanan bu ameliyat sonrasında hasta 4 ay hastanede yatmış ve evine Gussenbauer  tarafından dizayn edilen yapay gırtlakla konuşmayı öğrenmiş olarak gönderilmiştir. <span style="color: #ff0000;">&#8220;Yapay gırtlak&#8221;</span> bir kamış yoluyla soluk borusundaki havanın yutağa geçirilmesi mekanizmasına dayanmaktadır.  </p>
<p>1922&#8242;de  Seeman ilk defa olarak yemek borusunun üst kısmının yeni bir gırtlak gibi çalışarak ses üretimine katkısı olabileceğini saptamıştır. Bu durumda mide ve yemek borusunun alt kısmı hava deposu olarak kullanılmaktadır. Bu şekilde konuşmaya &#8220;yemek borusu konuşması&#8221; <span style="color: #ff0000;">(özofagus konuşması)</span> adı verilmektedir.</p>
<p>1927&#8242;de Beck ilk defa ses yaratmak amacıyla <span style="color: #ff0000;">trakeo-özofageal fistül</span> yapılması (soluk borusundan yemek borusuna doğru oluşturulan delik) fikrini ortaya atmıştır.</p>
<p>1929&#8242;da  Bell Laboratorları, tip 2A adı verilen yeni bir tür yapay gırtlak dizayn etmişlerdir. Bu aletin özelliği ağızla soluk borusundaki kalıcı delik (<span style="color: #ff0000;">stoma</span>) arasındaki hoparlöre bağlanan ve bir tüp içinde titreşen düdük dilinden oluşmaktadır. Tüp yoluyla düdük ağzından geçerek soluk borusuna itilen hava, yapay konuşma oluşturmak üzere konuşmacının ağzında şekillendirilir. Bu model, ufak tefek değişiklikler yapılarak, yıllarca Western Elektrik Şirketi tarafından pazarlanmıştır.  </p>
<p>1942&#8242;de, bilinen ilk elektronik gırtlak olan Sonovox, Wright tarafından geliştirilmiştir. Bu alette boynun yumuşak dokularından iletilen ses boğazda oluşturulmaktadır. Bu cihaz pek çok elektronik gırtlağın (<span style="color: #ff0000;">elektrolarinks</span>) dizaynına yol açmıştır ve ayrıca Walt Disney&#8217;in ünlü &#8220;Dumbo&#8221; çizgi filmindeki trenin seslendirilmesinde kullanılmıştır.</p>
<p>1957&#8242;de Dr. Herbert Cooper ve Rand Development Corporation mühendisleri tarafından geliştirilip pazarlanan Cooper-Rand ağız tipi elektronik gırtlak, diğerlerinden farklı olarak ses yüksekliği ve tınısını bağımsız olarak kontrol edebilmektedir.</p>
<p>1960&#8242;da Asai <span style="color: #ff0000;">trakeo-özofageal şant</span> (soluk borusuyla yemek borusu arasında bağlantı) yoluyla sesin restorasyonunu ortaya atmıştır. Başlangıçta 3 ayrı müdahale gerektiren, sonrasında müdahalenin bire indiği bu yöntemin olumsuz yanları şantın bozulması, daralması ve aspirasyon (yiyecek ve içeceklerin soluk borusuna kaçması) idi.</p>
<p>1979&#8242;da Singer ve Blom <span style="color: #ff0000;">trakeo-özofageal zımba (tracheoesophageal puncture-TEP)</span> ve <span style="color: #ff0000;">silikon protezi</span> ortaya attılar. O zamandan günümüze değin bu kişilerin sundukları bu çözüm, yöntemde ve protezde pek çok değişikliklere uğramasına rağmen kullanılagelmektedir.  </p>
<p>Günümüzde total larenjektomi sonrası konuşmanın restorasyonunda temel 3 yöntem kullanılmaktadır:</p>
<p>1. Özofagus konuşması</p>
<p>2. Elektronik gırtlak</p>
<p>3. Trakeo-özofageal zımba (TEP) ve silikon protez</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff9900;">Özofagus konuşması:</span></strong></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span>Özofagus konuşması, 1980&#8242;lerin başına kadar 100 yıldan fazla süredir gırtlaksız konuşmada temel metod olmuştur. Kişi ağız ve yutağa hava pompalayıp bunu yemek borusuna gönderip daha sonra geğirerek yutak-yemek borusu bileşkesini titreştirmekte, bu sırada ses rezonatör organları (dil, dişler, dudak, vb.) sayesinde bu sesi patlar şekilde olan bir konuşmaya çevirmektedir.</p>
<p>Bu yöntemin avantajları yapay gırtlaktan daha az dikkat çekici olması, tükendikçe alınması gereken pil vb. bir parçaya ihtiyaç olmaması, mekanik bir ses yaratmaması, ek cerrahi gerektirmemesi ve eller kullanılmadan konuşma yapılabilmesidir.</p>
<p>Bu yöntemin en büyük dezavantajı ise pek az larenjektomili hastanın bu konuşmayı becerebilmesidir. Özofagus konuşmasında başarılı olunabilmesi için aylarca konuşma terapisi yapılması gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff9900;">Elektronik gırtlak:</span></strong></span><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></p>
<p>2 tür elektronik gırtlak bulunmaktadır:</p>
<ul>
<li>Eksternal (dışarıdan uygulanan) tip: En sık kullanılanıdır, boyundan uygulanır.</li>
<li>Ağız tipi (ağız içinden uygulanan cihaz)</li>
</ul>
<p>Eksternal tip olanı boyun yan tarafı, çene altı ya da yanağa temas ettirilerek kullanılır. Ses titreşimi metal ya da plastik bir başlık yoluyla boyundaki dokular aracılığıyla yutak, yemek borusu girişi ve ağız kavitesine iletilir,  ses rezonatörleri ile konuşma oluşturulur. Pek çok boyun tipi cihaz, özel bir adaptörle ağız içi cihaza dönüştürülebilir. Ağız kavitesinin arka kısmına bir tüp yerleştirilerek oluşturulan ses konuşmaya çevrilir. Ağız içi cihazlar, deri yoluyla yeterli ses iletimini beceremeyen hastalarda tercih edilir. Ayrıca ameliyat ve radyoterapi sonrası boyundaki yara ve şişliklerin iyileşmesi döneminde de seçilebilir.  </p>
<p>Her iki tür de  elektrikle çalışır. Sert davul gibi bir membrana pille çalışan elektomanyetik bir pistonun çarpmasıyla bir titreşim elde edilir, bunun frekansı normal insan sesi frekansına yakındır. Sonrasında bu ses dil, diş, dudak ile anlaşılabilir bir konuşmaya dönüştürülür.</p>
<p>Elektronik gırtlağın en büyük avantajları kullanımının kısa sürede öğrenilebilmesi, ameliyattan hemen sonra kullanılabilmesi, rölatif olarak maliyetinin düşük olması ve bakımının kolay olmasıdır. Dezavantajları ise mekanik bir ses yaratması, kontrollerin ayarlanabilmesi için ellerden birinin devamlı kullanılıyor olması, pil bağımlı olması, ağız tipinin devamlı tükürük ve gıdalarla temas nedeniyle sık temizleme gerektirmesi ve ağız kavitesine bir tüp yerleştirilmesi zorunluluğudur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff9900;">Trakea-özofageal zımba (TEP) ve silikon protez :</span></strong></span>TEP, günümüzde larenjektomi (gırtlağın alınması) sonrası konuşmanın sağlanmasında en çok tercih edilen yöntemdir. Soluk borusu ile yemek borusu arasında cerrahi bir fistül (delik) oluşturulur. Bu delik ya larenjektomi ameliyatı esnasında <span style="color: #ff0000;">(primer tip)</span> ya da ameliyattan haftalar, aylar, yıllar sonra <span style="color: #ff0000;">(sekonder tip)</span> uygulanır. İşlemden birkaç gün sonra klinisyen fistülün uzunluğunu hesaplar, tek taraflı valv sistemine sahip olan uygun bir boy ve tipte protezi seçip yerine yerleştirir. Kişi konuşma sırasında stomayı (gırtlak alındıktan sonra soluk yolunu cilde ağızlaştıran delik) parmağıyla tıkayarak konuşmanın oluşmasını sağlar.  </p>
<p>Trakea-özofageal konuşmanın temelinde soluk verme esnasında soluk borusundaki havanın fistül kanalındaki küçük, silikon valvli protez yoluyla yutağa geçirilmesi mekanizması vardır. Protez tek yön geçişli valv sistemiyle havanın soluk borusundan yemek borusuna geçmesine izin verirken, yiyecek, sıvı ve tükrüğün yemek borusundan soluk borusuna geçişini önlemektedir. Yemek borusuna geçen hava yutak-yemek borusu birleşim yerindeki mukozayı titreştirip ses oluşmasını sağlar, ağız kavitesi ses rezonatör organlarının yardımıyla da bu ses konuşmaya çevrilir.  </p>
<p>Bu protez iki parçadan oluşur: Dış muhafaza ve buna uygun valv. 2 tür muhafaza vardır: Birincisi  <span style="color: #3366ff;">Blom, Singer ve Hamaker tarafından dizayn edilen standart peristomal muhafazadır</span> ki stoma etrafındaki deriye özel bir sıvı yapışkan maddeyle tutturulan bir disk şeklindedir. İkincisi ise 1988&#8242;de Barton ve arkadaşları tarafından geliştirilen <span style="color: #3366ff;">Barton düğmesidir</span> ki, bunda stoma içi bağlantı bulunmaktadır. Yumuşak, silikon maddeden yapılan bu düğme hastanın stoma genişliğine uygun olarak seçilir.</p>
<p>Trakeo-özofageal konuşmanın pek çok avantajı bulunmaktadır. İşlem kişi vazgeçtiği anda geri döndürülebilir. Bu tip konuşma özofageal konuşmadan daha kolay öğrenilmektedir. Hava deposu akciğerler olduğu için daha doğaldır, daha anlaşılabilirdir ve  bir solukta daha çok kelime (25-30) çıkarılabilir. En büyük dezavantajı ise konuşma esnasında bir elle stomayı kapatma zorunluluğudur.</p>
<p style="text-align: left;">Gerçi son zamanlarda el kullanmadan çalışan protezlerin yapılmasıyla bu sorun aşılmıştır. Bir diğer sorun kişinin akciğer kapasitesinin yeterli olmasının gerekliliğidir. Diğer sorunlar özofagus arka duvarının zamanla aşınması ve özofagus yırtığıdır.Primer tip TEP uygulanması radyoterapiye engel teşkil etmemektedir. Yapılan çalışmalarda radyoterapinin primer TEP sonrası komplikasyon oranını arttırmadığı saptanmıştır.  </p>
<p style="text-align: left;">TEP sonrası en sık görülen sorunlardan biri konuşmanın sağlanmasında başarısızlıktır. Bu başarısızlık oranı %3-15 arasındadır. Buna yol açan faktörler hastanın motivasyon ve öğrenme kapasite yetersizliği, nörolojik sorunlar (felç vb.), artrit (ellerini kullanmasına engel olacak eklem sorunları olması) olarak sayılabilir. Ayrıca stomanın daralması, tümörün tekrarlaması, skar dokusu oluşması ve faringoözofageal spazm da başarısızlık nedenidir.  Bu spazmın nedeni yemek borusu orta kısmı hava ile dolduğunda yutak kaslarındaki ani kasılmalardır. %10-12 hastada başarısızlık nedenidir. Botox enjeksiyonları ile bu spazm çözülebilir.</p>
<p>Özetle, larenjektomi sonrası konuşamama hastalar için en rahatsız edici yoksunluk olarak algılanmakta olsa da konuşmanın sağlanabilmesi ve normal yaşama dönülebilmesi için kişiye özel pek çok uygulama bulunmaktadır.  </p>
<p>*KAYNAK: <a href="http://www.bcm.edu/oto/grand/08_25_05.htm">http://www.bcm.edu/oto/grand/08_25_05.htm</a>, Voice Rehabilitation</p>
<p>after Total Laryngectomy- August 25, 2005-Christina L. Corey, M.D.</p>
<p>(Houston-Texas)- Baylor College of Medicine KBB Departmanı Seminer Özetleri</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/girtlak-ameliyati-sonrasi-konusmanin-saglanmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOYUNDA KİTLE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/boyunda-kitle/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/boyunda-kitle/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Mar 2008 08:14:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TÜKRÜK BEZİ HASTALIKLARI ve BOYUNDA KİTLE]]></category>
		<category><![CDATA[aids]]></category>
		<category><![CDATA[aktinomikoz]]></category>
		<category><![CDATA[anevrizma]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda beze]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda kitle]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[brankial kist]]></category>
		<category><![CDATA[brusella]]></category>
		<category><![CDATA[bruselloz]]></category>
		<category><![CDATA[diş absesi]]></category>
		<category><![CDATA[dişeti iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[ele gelen kitle]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyoz mononükleoz]]></category>
		<category><![CDATA[fokal myozitis]]></category>
		<category><![CDATA[frengi]]></category>
		<category><![CDATA[fronkül]]></category>
		<category><![CDATA[guatr]]></category>
		<category><![CDATA[kabakulak]]></category>
		<category><![CDATA[karotid tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Kawasaki hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kedi tırmığı hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kistik higroma]]></category>
		<category><![CDATA[laringosel]]></category>
		<category><![CDATA[leishmaniasis]]></category>
		<category><![CDATA[lenfoma]]></category>
		<category><![CDATA[ludwig anjini]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[öpücük hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[parotis bezi]]></category>
		<category><![CDATA[pleomorfik adenom]]></category>
		<category><![CDATA[ranula]]></category>
		<category><![CDATA[sarkoidoz]]></category>
		<category><![CDATA[sifiliz]]></category>
		<category><![CDATA[Sjögren sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tatarcık]]></category>
		<category><![CDATA[tiroglossal kist]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[toksoplazmozis]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>
		<category><![CDATA[tüberküloz]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezi iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezi taşı]]></category>
		<category><![CDATA[tularemi]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[  Krem sürerken ya da traş olurken elinizi boynunuza attınız ve elinize bir şişlik geldi. Endişelenmeli misiniz? Öncelikle kafanızı bir toparlayıp düşünün. Son 1 ay içinde nezle-grip-boğaz iltihabı geçirdiniz mi? Dişiniz ağrıdı mı, dişetiniz şişti mi? Ya da kulak küpe deliğiniz iltihaplandı mı? Yüzünüzde sivilce ya da uçuk çıktı mı? Şişlik ağrılı mı? Boyutları 1 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: left;">Krem sürerken ya da traş olurken elinizi boynunuza attınız ve elinize bir şişlik geldi. Endişelenmeli misiniz? Öncelikle kafanızı bir toparlayıp düşünün. Son 1 ay içinde nezle-grip-boğaz iltihabı geçirdiniz mi? Dişiniz ağrıdı mı, dişetiniz şişti mi? Ya da kulak küpe deliğiniz iltihaplandı mı? Yüzünüzde sivilce ya da uçuk çıktı mı? Şişlik ağrılı mı? Boyutları 1 cm&#8217;den küçük mü? Hareketli mi, yapışık mı? Bu yazıda boyun kitleleri için genel bir bilgilendirme bulacaksınız. Burada yazılanlar ve öneriler belki endişelerinizi gidermede yardımcı olabilir. Ancak her zaman için en doğrusu bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurup ayrıntılı bir muayeneden geçip kafanızdaki şüpheleri gidermektir. </p>
<p>Boyunda kitle şikayetiyle karşımıza gelen hastalarda pek çok ön tanı akla gelir. Temel olarak bunları 3 ana başlıkta inceleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Konjenital (doğumsal) ve gelişimsel (sonradan oluşan) kitleler</li>
<li>İnflamatuar (iltihap kaynaklı) kitleler</li>
<li>Neoplastik (tümöral) kitleler</li>
</ol>
<table style="height: 317px;" border="1" cellspacing="1" cellpadding="4" width="499">
<tbody>
<tr>
<td width="33%" valign="top">Konjenital/Gelişimsel</td>
<td width="33%" valign="top">İnflamatuar</td>
<td width="33%" valign="top">Neoplastik</td>
</tr>
<tr>
<td width="33%" valign="top">Sebase kistler (yağ kisti)Brankial yarık kistleriTiroglossal kistler</p>
<p>Lenfanjiom/hemanjiom</p>
<p>Dermoid kist</p>
<p>Ektopik tiroid dokusu</p>
<p>Laringosel</p>
<p>Faringeal divertikül</p>
<p>Timik kist</td>
<td width="33%" valign="top">Lenfadenit (lenf bezi iltihabı)</p>
<ul>
<li>Bakteriyel</li>
<li>Viral</li>
<li>Granülomatöz (verem, kedi tırmığı hastalığı, mantar vb.)</li>
</ul>
<p>Sialoadenit (tükrük bezi iltihabı)</td>
<td width="33%" valign="top">Primer</p>
<ul>
<li>Tiroid tümörü</li>
<li>Lenfoma</li>
<li>Tükrük bezi tümörü</li>
<li>Lipom</li>
<li>Anjiom</li>
<li>Karotid tümör</li>
<li>Rabdomyosarkom (kas tümörü)</li>
</ul>
<p>Metastatik (tümörün asıl oluştuğu yerden başka yere atlaması)</p>
<ul>
<li>Epidermoid karsinom</li>
<li>Malign melanom</li>
<li>Adenokarsinom</li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color: #3366ff;">Boyunda kitle hastasına yaklaşım:</span></p>
<p>Boyunda kitle şikayeti ile gelen hastanın ilk olarak bulunduğu yaş grubuna bakılır. Pediatrik (15 yaş ve altı) hastalarda genellikle iltihap kaynaklı ve doğumsal kitleler daha yaygınken, geç erişkinlerde (40 yaş üstü) ise neoplastik kitleler daha sık görülmektedir.</p>
<p>İkinci olarak dikkat edilecek konu kitlenin yeri ve özellikleridir. Bu kitleleri boyun yan-arka kısımlarında ve ön kısmında olmak üzere iki ana başlıkta inceleyelim.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Boyunda lateralde (yanda) yerleşen kitleler:</span></span></strong><strong><span style="text-decoration: underline;">Boyunda orta hatta yer almayıp çene altı, kulak arkası, kulak altı, ense vb. yanlarda yer alan kitlelerdir.</span></strong></p>
<p><span style="color: #3366ff;"><strong>Lenfadenopati (lenf bezi kaynaklı)</strong></span></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Öpücük hastalığı-Enfeksiyoz Mononükleoz</span><span style="color: #ff0000;">:</span> </strong>Epstein-Barr adı verilen bir virüsle meydana gelen, yüksek ateş, boğaz ağrısı, vücudun pek çok yerinde lenf bezlerinde şişme, karaciğer ve dalakta büyüme ile giden bir tür bulaşıcı hastalıktır. Ateş 10-14 gün sürebilir, boğaz ağrısı 7-10 gün devam eder. %80-90 hastada boyun arka kısmında ensedeki bezler büyümüştür. Tanı muayene, kan tahlilleri (CRP, Sedimentasyon, Tam kan sayımı, Periferik yayma, Anti-VCA IgM ve IgG ) ile konulur. Tedavisi destek (ateş düşürücü ilaçlar, yağsız-dengeli beslenme, istirahat) şeklindedir, ek bakteriyel enfeksiyon varlığında antibiyotik verilebilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik iltihabı (tonsillit), farenjit, üst solunum yolu enfeksiyonu, dişeti iltihabı-absesi, kulak iltihabı-absesi, dış kulak yolunda sivilce (fronkül), dış kulak yolu iltihabı (otitis externa), küpe deliği iltihabı vb. : </strong></span>Tedavisi nedene yöneliktir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>AİDS:</strong> </span>Etkeni HIV virüsüdür. Boyunda birden fazla lenf bezi büyümesi, parotis (yanakta yerleşen tükrük bezi) kitleleri, der-ağız,boğaz kaposi sarkomu, saçlı hücreli lösemi, ağız-boğaz-yutak-yemek borusu mantarı ile gider.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kawasaki Hastalığı:</strong></span> Nedeni bilinmeyen, genellikle 2 yaş altı çocuklarda görülen küçük damar iltihaplanması (vaskülit) hastalığıdır. Ateş 5 gün veya daha uzun sürmüşse, avuç ve ayak tabanlarında kızarıklık, iyileşme döneminde parmak uçlarında soyulma, değişik boyutlarda döküntüler, her iki gözde kızarıklık, dudaklarda kızarma, çilek dili görüntüsü, ağız-boğaz mukozasında yaygın kızarıklık, boyunda lenfadenopati kriterlerinden 5&#8242;inin bir arada varlığında bu tanı konulur. Tedavisinde aspirin verilmektedir.<strong> </strong></li>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Tüberküloz (Verem) lenfadeniti:</span></strong>Akciğer vereminin boyundaki lenf bezlerini tutması sonucu karşımıza çıkar. Genellikle tek taraflı, birden fazla, köprücük kemiği üstünde daha çok yerleşen bezeler yapar. Başlangıçta sert, ağrısız ve hareketli iken zamanla deriye yapışık, hareketsiz, düzensiz hale gelir ve hatta derdi dışına açılıp akabilir. Tanı ve tedavi vereme özgüdür.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Sifiliz (frengi):</strong> </span>Erken evresinde <span style="color: #3366ff;">&#8220;şankr&#8221;</span> denen önce sivilce, sonra yuvarlak/oval, pembe renkli yaraya dönüşen lezyon oluştuktan 1 hafta sonra sert, ağrısız, az sayıda bölgesel bezeler karşımıza çıkar. Özel testlerle tanı konulur. Tedavisinde penisilin kullanılır.<strong> </strong></li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Toksoplazmozis:</strong></span> Çiğ veya az pişirilmiş etten, kedi dışkısından ve yıkanmamış sebze ile meyvelerden bulaşma ihtimali olan su, toz ve topraklarda bulunan zararlı bir parazitin yarattığı iltihaptır. Ateş, halsizlik, yorgunluk, en sık boyunda olmak üzere pek çok yerde bezelerle gider. Bu lenf bezleri hareketli, ağrısızdır. Tanısı özel testlerle konulur. Tedavisinde uzun süreli özel antibiyotikler kullanılır.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Oral-servikofasiyal aktinomikoz:</strong> </span>15-35 yaş arasında en sık görülen, daha çok erkekleri tutan, dişeti ve bademciklerdeki bakterilerin travması veya diş çevresi dokunun iltihabı sonucu doku içine giren Actinomyces denen bir tür mantarın yol açtığı bir enfeksiyondur. En çok mandibula köşesindeki sert şişlikle karşımıza çıkar, bu şişlik zamanla büyür ve dışarı akmaya başlar. Ateş ve ağrı olabilir. Tanısı özel incelemesi ile konulur, antibiyotiklerle tedavi edilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kedi tırmığı hastalığı:</strong> </span>Genellikle kedi tırmalaması sonrasında ortaya çıkan, çocuklarda sık görülen bir lenf bezi iltihabıdır. &#8220;Bartonella&#8221; adı verilen mikrop nereden vücuda girdiyse o bölgede bezeler yapar. Abseleşme ve lenf bezi kapsülünü yırtıp çevre dokulara yayılma eğilimindedir. Tanı özel tekniklerle konulur, kendi kendini sınırlayan bir hastalık olması nedeniyle tedavisi destek tedavi şeklindedir. Yayılan veya dirençli vakalarda bazı antibiyotikler önerilebilir.<strong> </strong></li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Tularemi:</strong> </span>İnsanlara tavşan vb. enfekte hayvanla direkt temasla veya etini yemekle, kene vb. taşıyıcılarla, toz inhalasyonu veya kirlenmiş sularla bulaşır. Özellikle İskandinav ülkelerinde görülür. 4 farklı tipi olan tulareminin tifoid formunda titreme ile yükselen ateş, ba-boğaz ağrısı, kas-eklem ağrıları, bulantı, kusma, öksürük gibi diğer enfeksiyon bulguları ortaya çıkar. 1-2 gün içinde enfeksiyon yerinde bir sivilce oluşur, zamanla büyüyüp ülsere dönüşür. Boyun, koltukaltı ve kasıkta çoğunlukla çıkan bezeler sert, basmakla ağrılıdır, bir kısmından da dışarı iltihap akar. Tanısı özel tetkiklerle konulur, tedavisinde antibiyotik verilir.</li>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Leishmaniasis (Kala-Azar):</span></strong>Batı Afrika&#8217;da, Orta ve Güney Amerika&#8217;da, Hindistan, Çin ve Sudan&#8217;da çok görülür. Yurdumuzun Marmara ve Ege bölgelerinde de görülmektedir. Hastalığın etkeni olan parazit, tatarcıkların ısırması ile insana geçmektedir. Bu paraziti taşıyan tatarcık en çok köpeklerin üzerinde yaşamaktadır. Düzensiz ateş, kilo kaybı, boyunda beze ve karaciğer-dalak büyümesi olur. Tedavisi özel tetkiklerle konur, tedavisinde bazı özel ilaçlar verilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bruselloz:</strong></span> Brucella adı verilen bakteriyle oluşan, enfekte hayvanlardan insanlara bulaşabilen bir hayvan hastalığıdır. En sık bulaşma nedeni kaynatılmamış, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinin kullanımıdır. Çiğ etle de bulaşması mümkündür. Brusella bakterileri hamile birine bulaştığında annenin hastalığı sırasında anne kanında bulunup, bazen anne karnındaki bebeğe de bulaşır. Bu bulaşma düşük ve anne karnında bebek ölümü ile sonuçlanabilir. Halsizlik, iştahsızlık, hafif ateş, kas ve eklem ağrıları, daha çok öğleden sonra yükselen ateş olur. Geceyarısı bol terleme ile bu ateşin düşmesi bu hastalık için tipiktir. Lenf bezlerinde, karaciğer ve dalakta büyümeler olur. Tedavisi özel tetkiklerle konur, tedavisi antibiyotiklerle yapılır<strong>.</strong></li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #3366ff;">Tümörler:</span></strong></p>
<blockquote><p>Lenfoma, lenf bezlerine metastaz gibi durumlarda boyunda sert, ağrısız, yer yer düzensiz, başta hareketli, daha sonra hareketsiz şişlikler ortaya çıkar. Özel yöntemlerle (ince iğne aspirasyon biyopsisi, kitlenin çıkarılıp incelenmesi vb.) tanı konulduktan sonra tedavi nedene göre yapılır.</p></blockquote>
<p><strong><span style="color: #3366ff;">Sarkoidoz:</span></strong></p>
<blockquote><p>Nedeni bilinmeyen, sistemik bir hastalıktır. Akciğer boşluğunda lenf bezi büyümeleri, akciğer tutulumu, karaciğer-dalak büyüklüğü, deride eritema nodosum denen lezyonlar, ağız çevresi-kulak-göz ve boyunda koyu renkli sivilceler, gözde üveit, eklem iltihapları ile gider. Özel tetkiklerle tanı konulur, tedavisi semptomatiktir.</p></blockquote>
<p><span style="color: #3366ff;"><strong>Brankial yarık kisti:</strong></span></p>
<blockquote><p>Geç çocukluk ve genç erişkinlikte görülür. Anne karnındaki gelişim sırasında boyun içi organların boyun dışı derisi ile olan bağlantılarının kapanmayıp ince kanallar şeklinde açık kalması sonucu oluşur. Sinüs, fistül ya da kist şeklinde olabilirler. Genellikle bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında boyunda kırmızı, sıcak, ağrılı, hassas kitleler şeklinde ortaya çıkarlar. Uygun antibiyotik kullanımı sonrasında kitle yok olabilse de genellikle yumuşak, hamur kıvamında kitlelerdir. Tanısında boyun ultrasonu vb. radyolojik tetkikler kullanılır, tedavisi enfeksiyon giderildikten sonra kistin ve kanalının cerrahi olarak çıkarılmasıdır.</p></blockquote>
<p><span style="color: #3366ff;"><strong>Laringosel:</strong></span></p>
<blockquote><p>Yalancı ve gerçek ses telleri arasındaki gırtlak dokusunun, havayolundaki artmış basınç nedeniyle fıtıklaşması ve boyunda içi hava dolu bir kitle haline gelmesidir. Genellikle orta yaşlı erkeklerde, özellikle nefesli çalgı çalan müzisyenlerde görülür ve genellikle tek taraflıdır. Horlama, ötme, yutma zorluğu, öksürük veya yabancı cisim hissine yol açar. İltihaplanırsa boyunda abse şeklini alır. Tanısı gırtlağın özel bakısı ve boyun tomografisi ile konulur. Tedavisi cerrahidir.</p></blockquote>
<p><strong><span style="color: #3366ff;">Anevrizmalar ve Karotid tümör</span>:</strong></p>
<blockquote><p>Anevrizma, boyun atardamarının zayıf olan bir kısmından balonlaşmasıdır. Elleyince nabız şeklinde attığı farkedilir. Karotid tümör, aort denen ana atardamarın boyun kısmında yerleşen bir kitledir, yutakta şişlik yapar, elleyince nabız atışı vermez. BT ve anjiografi ile tanı konulur. Tedavisi cerrahidir.</p></blockquote>
<p><strong><span style="color: #3366ff;">Parotis bezi (yanakta yer alan tükrük bezi) hastalıkları</span></strong>:</p>
<blockquote><p>Kabakulak, bakteriyel parotis iltihabı, abse, iyi huylu tümörler (pleomorfik adenom, whartin tümörü, hemanjiom, lipom), kötü huylu tümörler, Sjögren sendromu (tek veya çift taraflı tekrarlayıcı parotis büyümesi, ağızda ve gözlerde kuruma) sayılabilir. Tedavisi ve tanısı özeldir.</p></blockquote>
<p><strong><span style="color: #3366ff;">Submandibüler bez (çene altı tükrük bezi) hastalıkları</span>:</strong></p>
<blockquote><p>Tükrük bezi taşı, iltihabı, absesi, tümörleri şeklindedir. Tükrük bezi taşlarının %85&#8242;i bu bezde görülür, tipik olarak yemek sırasında veya sonrasında boyunda ağrılı şişlik meydana gelir ve tipik olarak tekrarlayıcıdır. Muayene ve radyolojik tetkiklerle tanısı konulur, tedavisi iltihap durumunda antibiyotiklerle bunun gerilemesinden sonra taşın ağızdaki kanal ucuna yakınsa ağız içinden çıkarılması ya da bezle birlikte boyun ameliyatı ile çıkarılmasıdır.</p></blockquote>
<p><strong><span style="color: #3366ff;">Kas kaynaklı hastalıklar</span></strong>:</p>
<blockquote><p>Fokal myozitis(çizgili kaslarda yerleşen, iyi sınırlı, inflamatuar kitle), boyunda ağrılı şişlik, ateş, boyunda o tarafa eğrilme ile giden bir hastalıktır. Tanı ve tedavisi özeldir.</p></blockquote>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Boyunda önde yerleşen kitleler:</strong></span></span></p>
<ul>
<li><span style="color: #3366ff;"><strong>Tiroid:</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p>Tüm yaş gruplarında ön yerleşimli boyun kitlelerini en sık yerleştiği dokudur. Guatr, tiroid nodülü-kisti, tiroidit, lenfoma, iyi ve kötü huylu tümörleri gibi hastalıkları içerir. Boyun USG, tiroid sintigrafisi ve tiroid fonksiyon testleri ile tanı konulur, tedavi buna göre planlanır.</p></blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #3366ff;">Tiroglossal duktus kisti</span>:  </strong></li>
<p>Anne karnında gelişim sırasında normalde dil kökü-boyun arasındaki kanaldan aşağıya inmesi gereken tiroid dokusunun bunu gerçekleştirmeyip kist şeklinde orta hatta kalmasıdır. Çocuklarda en sık görülen orta hat kitledir. Dili dışarı çıkarınca veya yutkunurken yukarı doğru yer değiştirmesi tipiktir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında büyüdüğünde tıbbi tedavi verilir. Tanısı muayene, ultrason ve BT ile konulur. Tedavisinde cerrahi önerilir.</p>
<li><strong><span style="color: #3366ff;">Boyuna uzanan ranula</span>: </strong></li>
</ul>
<blockquote><p>Dil altı tükrük bezinin kistleşip boyuna doğru uzanması sonucu ortaya çıkar. Tanı muayene ve BT ile konur. Tedavisi cerrahidir.</p></blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #3366ff;">Dermoid kist:</span> </strong></li>
</ul>
<blockquote><p>Sert veya kistik orta hat kitlesi şeklinde, çene altı bölge ile sternum (iman tahtası kemiği) arasında önde yerleşir. Ağrısız şişlik oluşturur. Tedavisi cerrahidir.<strong> </strong></p></blockquote>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Boyunda yaygın şişlik oluşturan hastalıklar:</span></span> </strong></p>
<ul>
<li><span style="color: #3366ff;"><strong>Ludwig anjini:</strong></span></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;">En sık görülen derin boyun enfeksiyonudur. Genellikle diş kökü enfeksiyonunun boyuna doğru yayılması ile hızla ilerler. Hastanın genel durumu kötüdür, çenenin altında boyun oldukça şiş ve kızarıktır, ateş yüksektir. Ağrı dil hareketleriyle artar, sıvı-katı gıda alımı kısıtlıdır. Ağız açık, dil yukarı arkaya kalkmış ve buna bağlı solunum sıkıntısı vardır. Tanı kliniğe dayanır. BT ile enfeksiyonun yaygınlığı saptanabilir. Tedavide hasta hastaneye yatırılmalı, havayolu kontrol altına alınmalı, damardan ikili antibiyotik verilmelidir.</p>
<ul>
<li><span style="color: #3366ff;"><strong>Kistik higroma:</strong></span></li>
<p style="text-align: justify;">Lenf damarı kaynaklı oluşumlardır. Çoğu doğum sonrası farkedilir veya kısa süre sonra kendini belli eder. En çok boyun arka kısmında yerleşir, ağrısız, yumuşak şişliklerdir. Tanı muayene ve tomografi ile belirlenir. Tedavide lazer, kriyoterapi uygulanabilir, çünkü tamamen çıkarılması imkansızdır. Uygulanacaksa boyun kısmı dikkatlice çıkarılmalı, çocuğun yaşı büyüyüp yüz sinirleri kalınlaşıp belirginleştikten sonra yanak ve yüze yayılan kısımları daha güvenle çıkarılabilir.</p>
<p> </ul>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                            var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/boyunda-kitle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇENEM AĞRIYOR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/cene-hastaliklari-sss/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/cene-hastaliklari-sss/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 17:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[çene ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çene çıkığı]]></category>
		<category><![CDATA[çene hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[çeneden ses gelmesi]]></category>
		<category><![CDATA[çeneyi açamama]]></category>
		<category><![CDATA[diş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[diş gıcırdatma]]></category>
		<category><![CDATA[kulağa vuran ağrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[  Kulak ağrısı ile gittiğim doktor bana çenemde sorun olduğunu söyledi, kulağım normalmiş. Nasıl oluyor da kulak ağrısı çeneye vuruyor? Temporomandibüler eklem yani çene eklemi kulak kanalının hemen önünde yer alır ve ortak bazı sinirlere sahip olmaları nedeniyle kulak problemleri çeneye, çene problemleri kulağa vurmaktadır. Son zamanlarda sabahları çok şiddetli kulak ağrısı ile uyanıyorum, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #ff0000;"><strong></strong></span></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong> </p>
<p></strong></span></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kulak ağrısı ile gittiğim doktor bana çenemde sorun olduğunu söyledi, kulağım normalmiş. Nasıl oluyor da kulak ağrısı çeneye vuruyor?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Temporomandibüler eklem yani çene eklemi kulak kanalının hemen önünde yer alır ve ortak bazı sinirlere sahip olmaları nedeniyle kulak problemleri çeneye, çene problemleri kulağa vurmaktadır.</em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Son zamanlarda sabahları çok şiddetli kulak ağrısı ile uyanıyorum, bir süre sonra kendiliğinden geçiyor. Sorun ne olabilir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Acaba son zamanlarda stres altında olup geceleri dişlerinizi sıkma ya da gıcırdatma yapıyor olabilir misiniz? Çünkü çene ekleminin kulağa vuran ağrı yapmasının en sık nedeni kas kaynaklı sorunlardır. Bunlar myozit yani kas iltihabı, kas spazmı, histerik trismus, fibromyalji, kollajen bağ dokusu hastalıkları şeklinde sınıflandırılabilir. Kas spazmı ve histerik trismusta(çene sıkma)  zeminde yüksek psikososyal komponent bulunmaktadır. Yüksek stres altında sakız ve sert şeker çiğneme, diş gıcırdatma (bruksizm) karşımıza çıkar. Kas kaynaklı çene hastalıklarında ağrı aralıklıdır, genellikle sabah kalkınca belirgindir, zamanla çene içi eklemde harabiyete yol açıp kilitlenmelere yol açabilir. Tedavisinde sakız-şeker çiğneme, sert şeyler yeme veya ağızda çerez kırma, ağızla şişe vb. açma yasaklanır. Diş gıcırdatmayı önlemek üzere bir Diş Hekimi&#8217;ne başvurup &#8220;ısırma plağı&#8221; yaptırılması önerilir. Ağrılar geçene kadar yumuşak diyet verilir.  Esnerken çenenin ağıza 2 parmak girecek kadar açılması, daha fazla açılmaması öğütlenir.  Ağrıkesici ve kas gevşeticilerle desteklenir. Antienflamatuar jellerle çene eklemi üzerine hafif temaslı masaj faydalı olabilir. Tedaviye dirençli vakalarda fizik tedavi önerilebilir.</em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Esnerken çenemden takur tukur ses geliyor, bazen çok sakız çiğnersem çenem ağrıyor. Ne yapmalıyım?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Temporomandibüler eklemi diğer vücut eklemlerinden ayıran 3 önemli özellik vardır. Birincisi çene kemiği ile kafatasında içine girdiği kemik yuva arasında eklemi iki kısma ayıran özel oval fibrokartilajinöz bir disk içermesidir. Ağız açılırken çene kemiğinin ucu bu disk üzerinden kayarak ilerler. Disk de bu sırada çene öne giderken arkaya doğru toplanır. Bu sayede çene 2 kat daha fazla açılabilir. Çene kapanırken de eski yerine geri döner. İkinci özelliği dişlerin eklem üzerindeki etkisidir. Dişler birbirine temas etmediğinde çene ekleminin bütünlüğü ve pozisyonunu kemikler, kaslar ve bağlar sağlarken, dişler temas edince pozisyonu dişler belirler. Bu nedenle dişlerdeki sorunlar (çürük, diş eksiği, tek taraflı çiğnemeye yol açan diş ağrıları, diş yükseklik farkları vb.) çene eklemini direkt etkiler. Üçüncü özelliği ise çene kemiğinin vücutta her biri bağımsız hareket edemeyen iki menteşe ucuna sahip olmasıdır. Yani sağ çenedeki hareket sorunu sol çeneyi de etkiler.</em></p>
<p><em>Ağız açıp kapama esnasında &#8220;klik sesi&#8221; gelmesi, eklem içi kıkırdağın yapısında bozulmaların meydana geldiğinin göstergesidir. Normal kişilerin %50&#8242;sinde ağız 1-2 cm açıldığında klik sesi gelebilir. Ancak bu ses ile birlikte ağrının olması patolojiktir. İleri evrelerde kıkırdağın işlevini yerine getirememesi ve yerinden kaymasına bağlı çenede kilitlenmeler ortaya çıkmaya başlar.</em></p>
<p><em>Tedavide kilitlenme yoksa kas gevşetici, ağrı kesici ilaçlar, çeneyi dinlendirme (sakız-sert şeker çiğneme, sert şeyler yeme veya ağızda çerez kırma, ağızla şişe vb. açma yasaklanır), 4 hafta süreyle çene eklemini sabitleyip kıkırdak üzerindeki baskıyı kaldırmak üzere &#8220;ısırma splinti&#8221; kullanılması önerilir. Esnerken çenenin ağıza 2 parmak girecek kadar açılması, daha fazla açılmaması öğütlenir. Şikayetlerin ilerlemesi durumunda eklem içi yapışıklıkların giderilip yerinden kaymış olan diskin eski yerine konabilmesi için açık çene cerrahisi ya da artroskopik (kameralı-endoskopik) çene cerrahisi gerekebilir.</em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Küçükken çene üstü düştüğümü söyler annem, acaba ağzımı açtığımda çenemin sola kayması buna bağlı olabilir mi?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Çok büyük ihtimalle düşme sonucunda çene içi kıkırdağında zedelenme ve iyileşirken pozisyonunda değişiklik meydana gelmiştir. Bu durumda ağız açıldığında çene etkilenen tarafa doğru kayar. Tedavisinde çenenin düzgün kapanmasını sağlayıcı repozisyon protezi kullanılmaktadır.</em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Futbol maçında arkadaşla çarpıştıktan sonra çenem çıktı, bir hastanenin acilinde çenemi yerine oturttular. Bundan sonra nelere dikkat etmeliyim?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>2-3 hafta boyunca çenenizin elastik baş sargısı ile sabitlenmesi gerekir. Bu dönemde sıvı gıda almanız gerekir. Bu durumun tekrarlaması durumunda cerrahi önerilebilir.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/cene-hastaliklari-sss/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BURUN TIKANIKLIĞI HAKKINDA MERAK EDİLENLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/burun-tikanikligi-sss/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/burun-tikanikligi-sss/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 10:14:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik rinit]]></category>
		<category><![CDATA[burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[burunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[damarsal nezle]]></category>
		<category><![CDATA[deviasyon]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[otrivine bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[saman nezlesi]]></category>
		<category><![CDATA[septoplasti]]></category>
		<category><![CDATA[septum]]></category>
		<category><![CDATA[uyku apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[vazomotor rinit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[Çocukken merdivenden düşüp burnumu kırmışım. Kendimi bildim bileli burnumun sol tarafı devamlı tıkalıdır. Sağ taraf ise zaman zaman, özellikle de o tarafa yatınca tıkanıyor. Sizce ne yapmalıyım?    Kıkırdak ve kemikten oluşan ve burnu iki ayrı bölüme ayıran burun septumunun bozuklukları  burun tıkanıklıklarının en sık görülen nedenlerindendir. Bu bozukluklar genellikle insanın hayatında geçirdiği herhangi bir kaza sonucu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><strong><span style="color: #ff0000;">Çocukken merdivenden düşüp burnumu kırmışım. Kendimi bildim bileli burnumun sol tarafı devamlı tıkalıdır. Sağ taraf ise zaman zaman, özellikle de o tarafa yatınca tıkanıyor. Sizce ne yapmalıyım? </span></strong></span></li>
</ul>
<div><em><span style="font-family: Georgia;"></span></em></div>
<p><em><span style="font-family: Georgia;"> </p>
<p>Kıkırdak ve kemikten oluşan <span style="font-family: Georgia;">ve burnu iki ayrı bölüme ayıran <a href="http://www.seciltotan.com/?p=13" target="_blank">burun septumunun bozuklukları </a> burun tıkanıklıklarının en sık görülen nedenlerindendir. Bu bozukluklar genellikle insanın hayatında geçirdiği herhangi bir kaza sonucu oluşmakta ya da ailesel geçişli olmaktadır. Eğer bu durum sizin günlük aktivitelerinizi kısıtlıyor, hatta <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=88" target="_blank">uyku apnesi </a>dediğimiz horlama ve nefes durmasında bir etken olarak rol oynuyorsa mutlaka cerrahi olarak düzeltilmesi gerekir. Bahsettiğiniz, sağ tarafta zaman zaman olan tıkanmanın nedeni, burnun akciğerleri olarak adlandırabileceğimiz burun etlerinin (konka), her iki burun boşluğundan geçen hava miktarını eşitlemek üzere, daha geniş olan sağ burnunuzu daraltmak üzere büyümesi nedeniyledir. Özellikle sağ tarafa yatınca konka damarları kanla dolmakta ve şişip burnunuzu daha çok tıkamaktadır. Ayrıntılı bir KBB muayenesi sonrasında cerrahi seçenekleriniz tartışılabilir. </span></p>
<p></span></em></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><strong><span style="color: #ff0000;">Oğlumun burnu kışın devamlı tıkalı, yazın ise denize girdiği zaman çok rahatlıyor. Acaba sorun ne olabilir?</span></strong> </span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>Çocuklarda en sık rastlanan burun tıkanıklığı nedeni </em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=10" target="_blank"><em>geniz etinin büyümesidir</em></a><em>. Bu, bademciğe benzeyen ve damağın gerisinde burnun arkasında yer alan bir dokudur. Kışın nezle vb. mikroplarla savaşmak üzere genize eti de büyür. Yazın ise üst solunum yolu enfeksiyonları azaldığı için geniz eti tekrar küçülür. Geniz eti devamlı büyük olan çocuklar geceleri sesli nefes alırlar, hatta horlarlar. Bunun yanı sıra sürekli olarak ağızlarından nefes alırlar, dişlerinde de bozukluklar söz konusu olabilir. Bu durumda geniz eti ameliyatı  önerilebilir</em>.</span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><strong><span style="color: #ff0000;">Bakıcısı 1 haftadır kızımın ağzının koktuğunu, sağ burun deliğinden yemyeşil kötü kokulu bir akıntı geldiğini farketmiş. Sinüzit olabilir mi?</span></strong> </span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em><strong>Dikkat, bu bir burunda yabancı cisim olabilir!</strong> Çocuklar küçük parçacıkları burunlarına sokma eğilimindedir. Bunlar düğme, çengelli iğne, oyuncak parçaları, bezelye, nohut vb. olabilir. Tek taraflı kötü kokulu akıntı hissettiğinizde dikkatli olun. Çünkü bu yabancı cisim tarafından tıkanmış bir burnu işaret edebilir. Bu durumda vakit kaybetmeden bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır.</em></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><span style="color: #000000;"><strong><span style="color: #ff0000;">Çok sık nezle-grip oluyorum. Bunu nasıl önleyebilirim? Grip aşısı işe yaramıyor diyorlar.</span></strong> </span> </span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>Normal bir insan yılda ortalama bir iki kez soğuk algınlığı geçirebilir. </em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=20" target="_blank"><em>&#8220;Doğal Ürünlerle Nezle Gripten Korunmak Mümkün mü?&#8221; </em></a><em>başlıklı yazımda bu konuya ayrıntılı olarak değiniyorum.</em> </span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><strong><span style="color: #ff0000;">Bahar aylarında devamlı hapşırıyorum, gözlerim kızarıyor, burnum tıkanıyor, sesim değişiyor. Tedavisi nedir?</span></strong></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>Saman nezlesi yani alerjik rinit tarifliyorsunuz.  Alerji <span> </span>yabancı bir cisim, polen, ev tozu akarı, hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı vücutta oluşan aşırı reaksiyondur. Bazen besinler de buna yol açmaktadır. Polenler ilkbaharda veya sonbaharda sorun yaratırlar. Ev tozu ise bütün bir yıl boyunca kişiyi rahatsız edebilir. </em></span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>Alerjinin ideal tedavisi , bazı durumlarda (iş ortamında halıyı kaldırtamazsınız, güneş alerjiniz varsa kendinizi eve hapsedemezsiniz!) mümkün olamasa da şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmaktır. Alerjik hastalarda, soğuk algınlığında olduğu gibi, vücutta histamin salgılanmasına neden olan parçacıklar sonucunca burun tıkanıklığı ve akıntısı oluşur. </em></span></p>
<p><em><span style="font-family: Georgia;">Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini önleyerek şikayetleri ortadan kaldırılabilir. Dekonjestanlar genişlemiş kan damarlarnı büzerek burnun açılmasını sağlarlar. </span><span style="font-family: Georgia;">Antihistaminiklerin bazıları uykuya meyil yaratabileceğinden, bu ilaçları kullanırken otomobil kullanmamalı veya tehlikeli işlerde çalışılmamalıdır. Dekonjestanlar ise <span> </span>kalp hızını ve kan basıncını artırdıkları için yüksek tansiyonu, kalp ritim bozukluğu, glokom (göz tansiyonu) ve prostat büyümesi olan hastalarda kullanılmamalıdır. Hamileler ise alacakları herhangi bir ilaç için mutlaka doktorlarına başvurmalıdırlar.</span></em></p>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>Kortikosteroidler (Kortizon) birçok alerjik hastada belirgin bir şekilde etkindir ancak bilinen yan etkilerinden dolayı muhakkak doktor kontrolünda kullanılmalıdır. Bunun yanında bu ilaçlar burun spreyi olarak kullanıldıklarında da etkilidirler ve bu kullanım şekli daha güvenlidir.</em></span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>Alerji iğneleri (aşı tedavisi!) en spesifik tedavi yöntemidir ve yüksek düzeyde başarıya sahiptir. Öncelikle hastanın hangi maddelere karşı alerjisi olduğunu anlamak için kan ve deri testleri yapılır. Bunun sonuçlarına göre doktorunuz tedavinin başlangıç şemasını belirleyecek ve bu tedavi düzenli aralarla yapılan enjeksiyonlar şeklinde olacaktır. Bu tedavinin amacı, <span> </span>insandaki alerjenle temas sonrası üretilen antikorları bloke ederek alerjik reaksiyonun önlenmesidir.</em></span><span style="font-family: Georgia;"><span><span style="font-family: 'Times New Roman';">    </span></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><strong><span style="color: #ff0000;">Damarsal nezle nedir? </span></strong></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>“Rinit” </em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=20" target="_blank"><em>(nezle)</em></a><em> burnun ve burun mukozasının inflamasyonu demektir. “Vazomotor” terimi ise kan damarlarını ilgilendiren durum demektir. Burun mukozası fazla miktarda genişleme ve daralma yeteneğine sahip atardamar, toplardamar ve kılcal damarlara sahiptir. Normalde bu damarların yarısı açık, yarısı kapalıdır. Örneğin kişi egzersiz yaparken uyarıcı bir hormon olan adrenalin salgılanması artar. Adrenalin damarların büzülmesine neden olur, bunun sonucunda mukoza büzülür, hava yolu açılır ve kişi daha rahat nefes alır.</em></span><span style="font-family: Georgia;"><em>Bunun tam tersi alerjik atakta veya kişi soğuğa maruz kalınca gelişir. Kan damarları genişler ve burun tıkanır. </em></span></p>
<p><em><span style="font-family: Georgia;">Alerji ve enfeksiyonlar dışında yoğun stres, tiroid fonksiyonlarında yetersizlik, hamilelik, bazı tansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları, prostat küçültücü ilaçlar ve dekonjestan sprey ya da hapların aşırı veya uzun kullanılması vazomotor rinite yol açabilir. </span><span style="font-family: Georgia;">Bütün bu nedenlerin başlangıcında burun tıkanıklığı geçici ve geri dönebilir niteliktedir. Yani neden ortadan kaldırılırsa hastalık düzelebilir. Ancak tetikleyen faktör uzun sürerse, kan damarları elastikiyetini kaybeder ve olay geri dönülemez bir duruma dönüşürerek varisleşmiş damarlara benzerler. Hasta sırt üstü yattığında veya bir tarafına döndüğünde , özellikle konka adını verdiğimiz burun etlerinin alt kısımları kan ile dolup meme gibi sarkarak burnu tıkar. Bu nedenle bu şikayeti olan kişilerin başları yüksekte olacak şekilde yatmaları kısmen da olsa rahatlama sağlar. Şikayetlerin çok yoğunlaştığı dönemde artık cerrahiye ihtiyaç var demektir. (konkaplasti yani burun etini kısmen küçültme ameliyatı) </span></em></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><strong><span style="color: #ff0000;">Uzun süredir burun tıkanıklığım var ama son 1-2 yıl giderek artıyor. Artık devamlı sıktığım Otrivine de fayda etmiyor. Ne yapmalıyım?</span></strong></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;"><a href="http://www.hurriyet.com.tr/pazar/7523134.asp" target="_blank"><em>Otrivine &#8220;damlakeşliği&#8221;</em></a><em> konusunda sayın meslektaşım Dr. Teoman Dal&#8217;ın Hürriyet Gazetesi&#8217;nde çok güzel bir yazısı yayınlanmıştı, okumanızı tavsiye ederim. </em></span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>Burun, soluduğumuz havayı nemlendirir, vücut sıcaklığına getirip akciğere gönderir. Bu işlevi burun etleriyle yapar. Klima, sigara dumanı, alerji, kronik sinüzit gibi nedenlerle burun etleri şişip solunumu zorlaştırabilir. Otrivine ya da benzeri burun açıcı kullanıldığında damarlar büzülür, solunum kolaylaşır. Nezle, grip, sinüzit gibi problemlerde otrivine tedavisi uyguluyoruz. Ama ilaç 72 saatlik kullanımdan sonra bırakılmalı. İlacın etkisi üç, dört saatte geçer etler yine şişer. Sık ve sürekli kullanımla bünyede bağışıklık oluşur, burun eti yeterince küçülmez. </em></span><span style="font-family: Georgia;"><em><span style="color: #ff0000;">Otrivine bağımlıları ilk iş olarak evdeki tüm Otrivine kutularını çöpe atmalı!</span> Burunlarını bol bol serum fizyolojik spreylerle yıkamalı. Ancak bu yöntem Otrivine kadar burnu açmayacaktır, bunu bilip kabullenmeleri gerekir. Bağımlılık yüksek seviyede ve burun dokusu tahrip olduysa ameliyatla alt burun etleri yani konkaların <span style="text-decoration: underline;">tamamen alınmadan</span> küçültülmesi gerekir.</em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/burun-tikanikligi-sss/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BURNUM HEP TIKALI!!!</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/burnum-neden-tikali/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/burnum-neden-tikali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 09:42:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adenoid]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidektomi]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[deviasyon]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>
		<category><![CDATA[vazomotor rinit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[Burun tıkanıklığı, nefes almada zorluk çekme en sık karşılaşılan şikayetlerden biridir. Nedenlerini 4 ana başlık halinde ele alabiliriz. YAPISAL NEDENLER: Bu sınıf içinde burnun ve ince bir kıkırdaktan oluşan ve burnu iki ayrı bölüme ayıran burun septumunun bozuklukları incelenir. Bu bozukluklar genellikle insanın hayatında geçirdiği herhangi bir kaza sonucu oluşmaktadır. Yenidoğan bebeklerin % 7’sinde doğum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="font-family: Georgia;">Burun tıkanıklığı, nefes almada zorluk çekme en sık karşılaşılan şikayetlerden biridir. Nedenlerini 4 ana başlık halinde ele alabiliriz. </span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><span style="color: #339966;">YAPISAL NEDENLER</span>: </span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;">Bu sınıf içinde burnun ve ince bir kıkırdaktan oluşan ve burnu iki ayrı bölüme ayıran <a href="http://www.seciltotan.com/?p=13" target="_blank">burun septumunun bozuklukları </a>incelenir. Bu bozukluklar genellikle insanın hayatında geçirdiği herhangi bir kaza sonucu oluşmaktadır. Yenidoğan bebeklerin % 7’sinde doğum esnasında burun zedelenmesi olabilmektedir. Şu bir gerçektir ki insan, hayatı boyunca en az bir kere burnunu bir yere çarpar. Bu nedenlerden dolayı burun deformiteleri ve septum deviasyonları çok sık görülen nedenlerdir. Eğer bunlar nefes almayı güçleştirirse cerrahi olarak düzeltilebilir.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;">Çocuklarda en sık rastlanan burun tıkanıklığı nedeni <a href="http://www.seciltotan.com/?p=10" target="_blank">geniz etinin büyümesidir</a>. Bu, bademciğe benzeyen ve damağın gerisinde burnun arkasında yer alan bir dokudur. Bu problemi olan çocuklar geceleri sesli nefes alırlar, hatta horlarlar. Bunun yanı sıra sürekli olarak ağızlarından nefes alırlar, dişlerinde de bozukluklar söz konusu olabilir. Bu durumda geniz eti ameliyatı  önerilebilir.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;">Bu kategori içinde yer alan başka nedenler arasında burun tümörleri ve yabancı cisimler de vardır. Çocuklar küçük parçacıkları burunlarına sokma eğilimindedir. Bunlar düğme, çengelli iğne, oyuncak parçaları, bezelye, nohut vb. olabilir. Tek taraflı kötü kokulu akıntı hissettiğinizde dikkatli olun. Çünkü bu yabancı cisim tarafından tıkanmış bir burnu işaret edebilir. Bu durumda vakit kaybetmeden bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır.</span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><span style="color: #339966;">ENFEKSİYON</span>:<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/stuffy-nose2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1072" title="stuffy nose2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/stuffy-nose2.jpg" alt="" width="200" height="200" /></a></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;">Normal bir insan yılda ortalama bir iki kez <a href="http://www.seciltotan.com/?p=20" target="_blank">soğuk algınlığı </a>geçirebilir. Soğuk algınlığı virüsler tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bazı virüsler hava yoluyla geçerken, çoğu virüs ise el temasıyla bulaşır. Virüs bir kere buruna yerleşince vücutta bulunan histamin adında bir kimyasal maddenin salgılanmasına neden olur. Bu madde sonucunda buruna giden kan miktarında belirgin bir artış gözlenir. Sonuç olarak burun mukozası şişer. Diğer taraftan burunda sıvı salgılanması da artar. Antihistaminik ve dekonjestan ilaçlar bu şikayetlerin azaltılması için kullanılabilir. </span><span style="font-family: Georgia;">Virüs enfeksiyonları sırasında burnun ve sinüslerin bakteri enfeksiyonlarına olan direnci azalır ve sinüzite yatkınlık ortaya çıkar. Burun akıntısı berrak görünümünden sarı veya yeşile dönerse bu bakteriyel enfeksiyonu gösterir, bu durumda <span> </span>bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır.</span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><span><span style="font-family: 'Times New Roman';">      </span></span></span><span style="font-family: Georgia;"><span style="color: #339966;">ALLERJİ</span>:</span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;">Saman nezlesi ya da alerjik rinit bir diğer burun tıkanıklığı nedenidir. Alerji <span> </span>yabancı bir cisim, polen, ev tozu akarı, hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı vücutta oluşan aşırı reaksiyondur. Bazen besinler de buna yol açmaktadır. Polenler ilkbaharda veya sonbaharda sorun yaratırlar. Ev tozu ise bütün bir yıl boyunca kişiyi rahatsız edebilir. Alerjinin ideal tedavisi , bazı durumlarda (iş ortamında halıyı kaldırtamazsınız, güneş alerjiniz varsa kendinizi eve hapsedemezsiniz!) mümkün olamasa da şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmaktır. Alerjik hastalarda, soğuk algınlığında olduğu gibi, vücutta histamin salgılanmasına neden olan parçacıklar sonucunca burun tıkanıklığı ve akıntısı oluşur. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;">Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini önleyerek şikayetleri ortadan kaldırılabilir. Dekonjestanlar genişlemiş kan damarlarnı büzerek burnun açılmasını sağlarlar. </span><span style="font-family: Georgia;">Antihistaminiklerin bazıları uykuya meyil yaratabileceğinden, bu ilaçları kullanırken otomobil kullanmamalı veya tehlikeli işlerde çalışılmamalıdır. Dekonjestanlar ise <span> </span>kalp hızını ve kan basıncını artırdıkları için yüksek tansiyonu, kalp ritim bozukluğu, glokom (göz tansiyonu) ve prostat büyümesi olan hastalarda kullanılmamalıdır. Hamileler ise alacakları herhangi bir ilaç için mutlaka doktorlarına başvurmalıdırlar.</span><span style="font-family: Georgia;">Kortikosteroidler (Kortizon) birçok alerjik hastada belirgin bir şekilde etkindir ancak bilinen yan etkilerinden dolayı muhakkak doktor kontrolünda kullanılmalıdır. Bunun yanında bu ilaçlar burun spreyi olarak kullanıldıklarında da etkilidirler ve bu kullanım şekli daha güvenlidir.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;">Alerji iğneleri (aşı tedavisi!) en spesifik tedavi yöntemidir ve yüksek düzeyde başarıya sahiptir. Öncelikle hastanın hangi maddelere karşı alerjisi olduğunu anlamak için kan ve deri testleri yapılır. Bunun sonuçlarına göre doktorunuz tedavinin başlangıç şemasını belirleyecek ve bu tedavi düzenli aralarla yapılan enjeksiyonlar şeklinde olacaktır. Bu tedavinin amacı, <span> </span>insandaki alerjenle temas sonrası üretilen antikorları bloke ederek alerjik reaksiyonun önlenmesidir.</span><span style="font-family: Georgia;"><span><span style="font-family: 'Times New Roman';">    </span></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Georgia;"><span style="color: #339966;">VAZOMOTOR RİNİT</span>:</span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Georgia;">“Rinit” <a href="http://www.seciltotan.com/?p=20" target="_blank">(nezle)</a> burnun ve burun mukozasının inflamasyonu demektir. “Vazomotor” terimi ise kan damarlarını ilgilendiren durum demektir. Burun mukozası fazla miktarda genişleme ve daralma yeteneğine sahip atardamar, toplardamar ve kılcal damarlara sahiptir. Normalde bu damarların yarısı açık, yarısı kapalıdır. Örneğin kişi egzersiz yaparken uyarıcı bir hormon olan adrenalin salgılanması artar. Adrenalin damarların büzülmesine neden olur, bunun sonucunda mukoza büzülür, hava yolu açılır ve kişi daha rahat nefes alır.</span><span style="font-family: Georgia;">Bunun tam tersi alerjik atakta veya kişi soğuğa maruz kalınca gelişir. Kan damarları genişler ve burun tıkanır. Alerji ve enfeksiyonlar dışında yoğun stres, tiroid fonksiyonlarında yetersizlik, hamilelik, bazı tansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları, prostat küçültücü ilaçlar ve dekonjestan sprey ya da hapların aşırı veya uzun kullanılması sayılabilir.</span><span style="font-family: Georgia;">Bütün bu nedenlerin başlangıcında burun tıkanıklığı geçici ve geri dönebilir niteliktedir. Yani neden ortadan kaldırılırsa hastalık düzelebilir. Ancak tetikleyen faktör uzun sürerse, kan damarları elastikiyetini kaybeder ve olay geri dönülemez bir duruma dönüşürerek varisleşmiş damarlara benzerler. Hasta sırt üstü yattığında veya bir tarafına döndüğünde , özellikle konka adını verdiğimiz burun etlerinin alt kısımları kan ile dolup meme gibi sarkarak burnu tıkar. Bu nedenle bu şikayeti olan kişilerin başları yüksekte olacak şekilde yatmaları kısmen da olsa rahatlama sağlar. Şikayetlerin çok yoğunlaştığı dönemde artık cerrahiye ihtiyaç var demektir. (konkaplasti yani burun etini kısmen küçültme ameliyatı) </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;"><em>*Bu yazının hazırlanmasında  Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfı&#8217;nın Hasta Bilgilendirme  metninden yararlanılmıştır.</em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/burnum-neden-tikali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAKTA SIVI BİRİKMESİ VE KULAK TÜPÜ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/kulakta-sivi-birikmesi-ve-kulak-tupu-sss/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/kulakta-sivi-birikmesi-ve-kulak-tupu-sss/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 12:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[akut otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[kulak tüpü]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta sıvı birikmesi ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>
		<category><![CDATA[ventilasyon tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[Kulakta sıvı birikmesi ne demektir? Kulakta sıvı birikimi yani &#8220;sekretuar otitis media&#8221; (veya diğer adıyla kronik effüzyonlu otitis media), genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında, yani orta kulakta sıvı toplanmasıdır. Bu durum, başta orta kulak iltihabı olmak üzere, kulakla burun arasında yer alıp orta kulağın havalanmasını sağlayan öztaki tüpünün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><span style="color: #000000;"><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/soru-jpeg.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1772" title="soru-jpeg" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/soru-jpeg-200x300.jpg" alt="" width="140" height="210" /></a>Kulakta sıvı birikmesi ne demektir?</span></strong> </span></li>
</ul>
<blockquote><p><em><span style="color: #ff9900;">Kulakta sıvı birikimi yani &#8220;sekretuar otitis media&#8221;</span> (veya diğer adıyla kronik effüzyonlu otitis media), genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında, yani orta kulakta sıvı toplanmasıdır. Bu durum, başta orta kulak iltihabı olmak üzere, kulakla burun arasında yer alıp orta kulağın havalanmasını sağlayan öztaki tüpünün çalışma mekanizmasını bozan basınç travması, geniz eti vb. kitleler, allerji ve vücut bağışıklık sistemindeki bozukluklardan da kaynaklanabilir.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Komşumuzun kızında kulakta sıvı birikimi vardı, ameliyat oldu, iyileşti. Şimdi oğlumda kulakta sıvı birikimi olduğu söylendi, ancak hemen ameliyat denmedi. Neden?<span id="more-123"></span></span></strong></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Orta kulak iltihabının iyileşmesinden sonra biriken sıvının %50’si 4 hafta içinde, %80’i ise 8 hafta içinde kaybolmaktadır. Bu nedenle bu sıvı birikimini, kulazkzarında orta kulağa doğru çökme ve yapışma ile orta derecede işitme kaybı yapmadıktan sonra 3 ay takip etmek gerekir. Örneğin orta kulak iltihabı iyileşip üstünden 3 ay geçmesine rağmen sıvı birikimi devam etmekteyse bunun ileri tedavisi gerekmektedir. Bu durum öztaki tüpü fonksiyonlarını uzun süreli olarak bozan diğer hastalıklar için de geçerlidir.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Tanı nasıl konur?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bir Kulak Burun Boğaz uzmanı ya da Çocuk Hastalıkları uzmanı tarafından yapılan kulak muayenesi  ile orta kulakta sıvı birikimi görülebilir. Ancak takip ve cerrahiye karar verme aşamasında KBB uzmanı tonal odiyometri (küçük çocuklarda oyun odyometrisi)  ve timpanometri gibi bazı özel işitme testleri isteyebilir.</em> </p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kulak tüpü nedir, ne işe yarar?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Tıbbi tedaviye rağmen düzelmeyen ve işitme kaybına yol açan sekretuar otitis media’da seçilen tedavi yöntemi kulak zarına tüp yerleştirilmesidir. Beraberinde varolan patolojiye göre adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ya da adenotonsillektomi (geniz eti ve bademcik ameliyatı) de uygulanabilir. Amacı öztaki borusunun koruyuculuk ve drenaj fonksiyonlarını geri kazandırmak üzere orta kulağa iki yönlü hava giriş çıkışını sağlamak, oksijenlenmeyi arttırarak orta kulaktaki hücrelerin yenilenmelerini sağlamaktır.</em></p></blockquote>
<blockquote><p><em>Ventilasyon tüpü olarak adlandırılan bu kulak tüpleri silikon, polietilen, teflon ya da altından yapılan, çapları 1-1.5 mm olan, makara gibi iki ucunda deliği olan özel tüplerdir. Özel aletlerle tutulup bir ucu orta kulağa, diğer ucu dış kulak yoluna bakacak şekilde kulak zarına yerleştirilir.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kulak tüpleri ne kadar kulakta kalır? Kendi kendine atılır mı?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Ventilasyon tüplerinin kalış süreleri 2 ay ile 2 sene arasında değişmektedir. Sıklıkla 6. ayda dış kulak yoluna atılmaktadırlar. Bu dış kulak yoluna atılan tüpler özel aletlerle poliklinik şartlarında dışarı çıkarılabilmektedir. Yeterli orta kulak iyileşmesi sağlandıktan sonra atılmayan tüpler, yabancı cisim reaksiyonu yapıp enfeksiyon ve et oluşumuna yol açmaması için özel aletlerle yerinden alınmaktadır. </em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu ameliyat sonrası nelere dikkat edilmelidir?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Özellikle tüp düşene kadar ve kulak zarı iyileşip tamamen kapanana kadar kulağa su kaçmasından şiddetle kaçınılmalıdır. Bu nedenle tüp düşene kadar banyolarda dış kulak yolu tıpalarla tıkanmalı, deniz-havuzda tıpa ve boneyle baş suya sokulmadan yüzülmelidir. Bu duruma dikkat edilmediğinde orta kulakta iltihaplanma ve buna bağlı bir akıntı gelişebilmektedir. Bu akıntı genellikle tıbbi tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Nadiren tüpün erken çıkarılması gerekebilmektedir.</em></p>
<p><em>Tüpün ağzı kulak kiri veya deri döküntüleri ile tıkanabilmektedir. Bu nedenle tüp takıldıktan sonraki 1. hafta ve sonrasında ayda bir kontrolü gerekir.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu ameliyat sonrasında herhangi bir sorunla karşılaşılabilir mi?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Tüp kendiliğinden düştüğünde veya alındığında kulak zarında oluşan tüpe ait delik çok büyük olasılıkla kendiliğinden iyileşecektir. 30 hastadan 1’inde, nadiren tüpe ait delik kendiliğinden iyileşmemekte ve deliği onarmak için ek cerrahi girişimler gerekebilmektedir.</em></p></blockquote>
<blockquote><p><em>Eğer tüp erken düşer veya istenmeyen sebeple erken alınması gerekirse ileride tekrar yerleştirilmesi gerekebilir.</em></p>
<p><em>Nadiren orta ve iç kulakta gelişen ek başka problemler nedeni ile işitme kaybında düzelme olmayabilir. Bu durumda işitme testleri ve gerekirse bilgisayarlı tomografi gibi ileri inceleme yöntemleriyle problemin nereden kaynaklandığı saptanıp buna yönelik çözümler aranabilir.</em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/kulakta-sivi-birikmesi-ve-kulak-tupu-sss/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK AMELİYATI HAKKINDA MERAK EDİLENLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/bademcik-ameliyati-sss/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/bademcik-ameliyati-sss/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 11:55:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat sonrası sigara]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat sonrası yiyecek listesi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı sonrası sigara]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[tonsil]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Bademcik ameliyatı ne gibi durumlarda gereklidir? Bademciklerin bakteriyel enfeksiyonları önce antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına başvurulmaktadır. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter vardır: Kesin ameliyatı gerektiren durumlar: Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul type="disc">
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Bademcik ameliyatı ne gibi durumlarda gereklidir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Bademciklerin bakteriyel enfeksiyonları önce antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına başvurulmaktadır. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter vardır:</em></p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:</span></em></strong><em><span style="text-decoration: underline;"> </span></em><em>Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.</em><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:</span></em></strong><em>Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 &#8216;şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 &#8216;er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.</em><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatı riskli midir?<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/tonsil-resim.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-1013" title="tonsil resim" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/tonsil-resim-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></strong></span></li>
</ul>
<p><em>Bademcik ameliyatlarının riski oldukça düşük orandadır. İstatistiklerde 14.000 ameliyattan birinde anesteziye veya cerrahiye bağlı ciddi komplikasyon bildirilmektedir. Ameliyat sonrası ciddi kanama oranı 5/1000 gibi düşük orandadır. Genellikle riski arttıran durumlar, hastanın kanama-pıhtılaşma bozukluğunun olması, erişkinse ameliyat sonrası sigara içmeye devam etmesi, ameliyat sonrası ağrı kesici olarak kanı sulandırıcı aspirin gibi ilaçların kullanılmış olması ve doktorunuz tarafından tembih edilen yasak yiyeceklerin (yara yerini çizip kanamaya neden olabilen ekmek kabuğu, cips, çerez gibi gıdalarla kola, gazoz, portakal suyu  gibi asidik içecekler)  2 haftadan önce kullanılmaya başlanmasıdır. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatından sonra sık farenjit olunur mu?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Bademcik ameliyatından sonra daha kolay farenjit olunduğu yolunda yanlış bir inanış vardır. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır.</em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcikler alındıktan sonra mikroplar kolaylıkla boğazdan ciğerlere iner deniyor, doğru mudur?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde,  halk arasındaki yanlış inanışın aksine,  azalma olmaz. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatı en erken kaç yaşta yapılabilir?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Müzmin ve sık iltihaplanmaya bağlı olarak ameliyat kararı verilmişse, genellikle 4 yaş ve sonrası ameliyat için yeterlidir. Ancak uyku apnesi yani uykuda nefes alamayıp boğulma nedeniyle yapılıyorsa 2 yaş ve sonrasına kadar inilebilir. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatı sonrası nasıl bir diyet yapılmalıdır?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>1. GÜN: AMELİYATTAN 2 SAAT SONRA YUDUM YUDUM SU, AMELİYATTAN 3 SAAT SONRA MEYVE SUYU, DONDURMA, MUHALLEBİ, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, BOL SU</em></p>
<p><em>2. GÜN: MEYVE SUYU, DONDURMA, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, SOĞUK ÇAY, HOŞAF SUYU, MUHALLEBİ, BOL SU</em></p>
<p><em>3. GÜN: MEYVE SUYU, DONDURMA, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, SOĞUK ÇAY, HOŞAF SUYU, MUHALLEBİ, ILIK TANESİZ BLENDERDAN GEÇİRİLMİŞ ÇORBA, RAFADAN YUMURTA, ÇAYDA ERİTİLMİŞ BİSKÜVİ, BOL SU</em></p>
<p><em>4. GÜN: MEYVE SUYU, DONDURMA, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, SOĞUK ÇAY, HOŞAF SUYU, MUHALLEBİ, ILIK TANESİZ ÇORBA, RAFADAN YUMURTA, ÇAYDA ERİTİLMİŞ BİSKÜVİ, PATATES PÜRESİ, İYİCE PİŞİRİLMİŞ MAKARNA, ET SUYUNDA ERİTİLMİŞ EKMEK İÇİ, BOL SU</em></p>
<p><em>5. GÜN: MEYVE SUYU, DONDURMA, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, SOĞUK ÇAY, HOŞAF SUYU, MUHALLEBİ, ILIK TANESİZ ÇORBA, RAFADAN YUMURTA, ÇAYDA ERİTİLMİŞ BİSKÜVİ, PATATES PÜRESİ, İYİCE PİŞİRİLMİŞ MAKARNA, ET SUYUNDA ERİTİLMİŞ EKMEK İÇİ, IZGARA KÖFTE, EKMEK İÇİ VE SEBZE YEMEKLERİ, BOL SU</em></p>
<p><em>6. GÜN: BUGÜNDEN İTİBAREN DAHA ÇOK SULU OLMAK ÜZERE NORMAL YİYECEKLERE DÖNÜLEBİLİR. <strong><span style="color: #ff0000;">SADECE KENARI SİVRİ VE SERT OLAN EKMEK KABUĞU, ÇUKULATA, FINDIK, FISTIK, CİPS GİBİ YİYECEKLER İLE SICAK VE ASİTLİ (KOLA, TURŞU GİBİ) TÜM YİYECEKLER İLK 15 GÜN KESİNLİKLE YASAKTIR!!!</span></strong></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatından ne kadar süre sonra sigara içebilirim?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>En erken 10 gün sonra sigaraya başlayabilirsiniz. Daha önce başlamanız halinde iyileşmekte olan yara yerlerinizin bir nevi &#8220;yanmasına&#8221; bağlı olarak damarlardan birinin açılıp kanama riskiniz çok artacaktır.<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                                var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\\\\\\\' type=\\\\\\\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script> </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/bademcik-ameliyati-sss/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZ ETİ AMELİYATI HAKKINDA MERAK EDİLENLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/geniz-eti-ameliyati/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/geniz-eti-ameliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 11:53:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidektomi]]></category>
		<category><![CDATA[adenotonsillektomi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta ağız kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta horlama]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti. adenoid]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[uykuda nefes durması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=121</guid>
		<description><![CDATA[Geniz eti nedir? Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti, boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Geniz eti nedir?<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/ADENOIDECTOMY.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1029" title="ADENOIDECTOMY" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/ADENOIDECTOMY.jpg" alt="" width="367" height="307" /></a></span></strong></li>
</ul>
<p><em>Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti, boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. </em><em> </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>3 yaşındaki oğlumun devamlı yatarken ya da uyanırken öksürüğü oluyor, gün içinde de devamlı boğazını temizliyor. Burnundan konuşuyor ve ağzı kötü kokuyor. Geceleri horluyor, zaman zaman da nefesi duruyor. Arkadaşlarım geniz eti var senin oğlunun diyorlar, doğru mudur acaba? Astım olabilir mi?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Anlattıklarınıza bakılırsa oğlunuzda iltihaplı ve büyük bir geniz eti olması muhtemel. Bazen iltihaplı geniz etinin genizden boğaza doğru yaptığı akıntı nedeniyle devamlı öksürük olması, bu çocuklara yanlışlıkla astım tanısı konulmasına yol açabilmektedir.  Ağız kokusu da yine bu akıntıdan kaynaklanıyor olabilir. Mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanızı öneririm. Öncelikle en az 10 gün antibiyotik tedavisi ve özel burun damlaları kullanılıp sonrasında geniz etinin muayene ya da grafilerle değerlendirilmesi gerekir. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Neden bazı çocuklarda geniz eti alınır, bazısında da gerileyip kaybolması beklenir?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Özellikle her iki kulakta tıbbi tedavi ve takibe rağmen 3 ay içinde geçmeyen sıvının ve buna bağlı işitme kaybının (35 dB&#8217;i geçen) varlığı, sık orta kulak iltihabı geçirme (yani 6 ay içinde 3 ve daha fazla, ya da 1 yıl içinde 4 ve daha fazla sayıda), uyku apnesi yani uykuda nefes durması, gelişim geriliği (zihinsel ve bedenen), diş-damak gelişiminde bozulma durumunda geniz etinin  alınması, spontan gerilemeye bırakılmaması gerekir.</em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Geniz eti ameliyatı ne gibi durumlarda gereklidir?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Geniz eti iltihaplanmasının yol açtığı öksürük, kulakta sıvı birikimi ve kulak  enfeksiyonları için öncelikle tıbbi tedavi uygulanmaktadır. Ancak birkaç kez tekrarlanmasına rağmen kulaktaki sıvının gerilememesi, ağzı açık uyuma-horlama şikayetlerinin devam etmesi geniz etinin alınmasını  gerektirebilir. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Geniz eti ameliyatı riskli midir?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Geniz eti ameliyatı, çok düşük risklere sahip, çabuk iyileşme sağlayan basit ameliyatlardan biridir.  </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Geniz eti ameliyatı en erken kaç yaşta yapılabilir?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Bu ameliyat için minimum ya da maksimum yaş sınırı yoktur. Çocuğun anestezi alabilecek kadar sağlıklı olması yeterlidir. </em><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
                                var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\\\\\\\\' type=\\\\\\\\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
                                var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/geniz-eti-ameliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEVİASYON AMELİYATI HAKKINDA MERAK EDİLENLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/deviasyon-ameliyati/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/deviasyon-ameliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 11:49:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[burun eğriliği]]></category>
		<category><![CDATA[burun estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[burun tamponu]]></category>
		<category><![CDATA[burunda delik]]></category>
		<category><![CDATA[deviasyon]]></category>
		<category><![CDATA[deviasyon ameliyatının komplikasyonları]]></category>
		<category><![CDATA[deviasyon ameliyatının riskleri]]></category>
		<category><![CDATA[gözlerde morarma]]></category>
		<category><![CDATA[kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kret]]></category>
		<category><![CDATA[rinoplasti]]></category>
		<category><![CDATA[septal perforasyon]]></category>
		<category><![CDATA[septumda delik]]></category>
		<category><![CDATA[sineşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=120</guid>
		<description><![CDATA[Deviasyon nedir? Burnun orta bölmesini oluşturan kıkırdak ve kemik yapıdan oluşan septumun eğriliğine verilen addır. Deviasyon ameliyatı sonrası çok ağrım olur mu? Tampon ne kadar kalır burnumda?  Artık günümüzde, cerrahi tekniklerin gelişimi sayesinde,  deviasyon ameliyatı hasta için zahmetli ve ağrılı bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Endoskop denilen optik kameralar eşliğinde sadece burun içinde çalışılarak yapılan bu ameliyatlarda, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Deviasyon nedir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Burnun orta bölmesini oluşturan kıkırdak ve kemik yapıdan oluşan <strong>septum</strong>un eğriliğine verilen addır.</em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Deviasyon ameliyatı sonrası çok ağrım olur mu? Tampon ne kadar kalır burnumda?</span></strong> </li>
</ul>
<p><em>Artık günümüzde, cerrahi tekniklerin gelişimi sayesinde,  deviasyon ameliyatı hasta için zahmetli ve ağrılı bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Endoskop denilen optik kameralar eşliğinde sadece burun içinde çalışılarak yapılan bu ameliyatlarda,  hastaların ameliyat olmaya karar verme aşamasında genellikle en çok çekindikleri konu olan burun içi tamponu konulmamakta ya da hasta taburcu edilene kadar geçici ince tamponlar konulabilmektedir (kanama oranı ve riskinin daha fazla olduğu konka yani burun etine cerrahi girişim, vb. ek müdahalelerde tampon konulması gerekebilir) . </em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Deviasyon ameliyatı sonrası gözlerim morarıp şişecek mi?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Septoplasti yani deviasyon ameliyatı, sadece burun içi kıkırdak ve kemiklerini ilgilendiren bir ameliyattır. Bu nedenle normalde gözlerinizde morarma ya da şişme olması beklenmez. Ancak bu ameliyat Rinoplasti yani burun estetiği ile birlikte uygulanırsa, burun dış kemiğine de yapılacak müdahale nedeniyle göz etrafı derialtı bölgesine kan sızmasına bağlı bir miktar  morarma ve şişlikler görülebilmektedir. </em> </p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Deviasyon ameliyatı sonrası hastanede kaç gün yatarım?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Kalp hastalığı, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kanama bozukluğu vb. ameliyat sonrası takip edilmesi gereken ek bir sağlık sorununuz yoksa, herhangi bir komplikasyon (beklenenden fazla  kanama, vb.) gelişmedikçe normalde ameliyat sonrası 3-4 saatlik bir gözlem yeterlidir, o geceyi hastanede geçirmeniz gerekmemektedir. </em>   </p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Deviasyon ameliyatından sonra kaç gün işe/okula gidemem?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Tek başına deviasyon ameliyatı olmuşsanız (burun estetiği de yapılmamışsa) genellikle 3 günlük bir dinlenme süresi yeterlidir. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Ameliyattan ne kadar süre sonra burnumdan nefes almaya başlarım?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Ameliyat sonrası burun içinde oluşan şişlikler, kabuk ve pıhtılar nedeniyle ilk 2 hafta burnunuz eskisinden bile daha tıkalı olabilir. Doktorunuz sizi bu dönemde sık olarak kontrole çağırıp bu kabukları temizleyecektir. Size de evde bu kabukları nasıl yumuşatıp bir dereceye kadar temizleyebileceğinizi öğretecektir. 2. haftadan sonra yavaş yavaş burnunuz açılmaya başlayacaktır. Yara iyileşmesi, ister beninizi aldırın ister büyük bir karın ameliyatı geçirin, kişinin ırksal özellikleri, sigara-alkol tüketimi olup olmaması, şeker hastalığı vb. ek bir sağlık sorunu olup olmaması ve dokunun yarayı tamir etme potansiyeline göre büyük değişkenlik göstermekle birlikte, %90&#8242;nı 6. ayda, %100&#8242;ü ise 2. yılda gerçekleşir. Hele hele yıllarca uykuda ağzından nefes alıp vermeye alışmış bir kişinin ameliyattan hemen 1-2 gün sonra burun solunumuna geçmesi beklenemez. Kişinin bu alışkanlığını değiştirmesi genellikle en az 1 yılı almaktadır.</em> <br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                            var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\\\\\' type=\\\\\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Bu ameliyatın riskleri nelerdir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Deviasyon ameliyatının muhtemel risklerini şöyle sınıflandırabiliriz:</em></p>
<ol>
<li><em><strong>Kanama:</strong> İlk iki gün burnunuzdan önce kırmızı, sonra pembe renkli az miktarda sızıntı şeklinde akıntı olabilir. Operasyon sonrası kanama gelişip bunun durdurulması için bir müdahale ve hatta kan nakli yapılması çok nadiren görülebilir. Ancak yoğun ve kesilmeyen, kırmızı renkli ve bol miktarda kanama olması durumunda gerekli müdahale (tamponun yenilenmesi, kanayan damarın ameliyathane şartlarında yakılması  vb.) yapılacaktır. Ameliyattan 10 gün önceden itibaren aspirin veya herhangi bir nonsteroid anti-inflamatuar gruba giren(bazı ağrı kesiciler) ilaç almış olmanız kanama riskini artırır. Ameliyat öncesi almış olduğunuz tüm ilaçları doktorunuza belirtmeniz gerekmektedir. Hipertansiyonu (yüksek kan basıncı hastalığı) olan kimselerde eğer tansiyon kontrol altında değilse operasyon sırasında veya sonrasında kanama görülebilir. </em></li>
<li><em><strong>Enfeksiyon:</strong> Her cerrahi müdahalede olduğu gibi bu ameliyatta da enfeksiyon oluşma ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle doktorunuz ameliyat sırasında başlattığı antibiyotik uygulamasına sonrasında da devam edecektir. Artan ağız kokusu, genizde ve boğazda</em><strong> </strong><em>rahatsızlık hissi ve geç ortaya çıkan kanamalar enfeksiyon belirtisi olabilir. Genellikle antibiyotik dozunun düzenlenmesi veya varsa tamponlarınızın erken çıkarılması iyileşme sağlar.</em></li>
<li><em><strong>Ağrı ve şişlik :</strong> Ameliyattan sonra genellikle konmuşsa burun içi tamponlarının varlığı nedeniyle burunda dolgunluk hissi, başağrısı, burun orta bölmesinin özellikle üst çeneye yakın kemik kısımları çıkarıldıysa üst dişlerinize vuran ağrılarınız olabilir. Bu nedenle doktorunuz tarafından size ameliyattan sonraki birkaç gün  kullanılmak üzere ağrı kesici verilecektir. Bu ameliyat burun içinden yapıldığı için burun dışında herhangi bir şişlik olma ihtimali düşüktür. Ameliyattan çıktıktan sonra, ameliyata bağlı şişmeleri en aza indirmek ve kanama riskinizi  ve ağrılarınızı azaltmak  için, odanıza geçtiğiniz andan itibaren, hemşirenizin gösterdiği   şekilde, saat başlarında 10 dakika kadar süreyle burun ve gözler üstüne, beze sarılmış buz uygulaması yapılacaktır. Bu uygulamaya 48 saat kadar devam etmeniz önerilir. Ayrıca yine bu süre zarfında yarı oturur pozisyonda yatıp başınızın yüksekte olmasına dikkat ediniz.</em></li>
<li><em><strong>Sineşi (septum ile burnun kanlanması ve nemlenmesini sağlayan burun yan duvarlarında bulunan konka denen çıkıntılar arasındaki yapışma):</strong> Bu ameliyat sonrasında karşılaşılabilecek sorunların başında gelmektedir. Özellikle pansumanlara düzenli gelmeyenler ve burun içindeki biriken kabukların temizlenmesi için burun yıkama işlemini düzenli yapmayanlarda görülmektedir. Bu nedenle doktorunuzun kontrol önerilerine uymanız önemlidir. Sineşi durumunda hastada tekrar burun tıkanıklığı ortaya çıkmaktadır. Tedavisinde, yapışan kısımlar lokal anestezi altında açılarak septum ile konka arasında  tekrar yapışmayı önleyici özel maddeler konmaktadır. </em></li>
<li><em><strong>Septumda delik (perforasyon) oluşması:</strong> Ameliyat sonrasında septumdaki yetersiz iyileşme sonucu oluşmaktadır. Özellikle şeker hastalarında, sigara kullananlarda,</em> <em>burnuyla oynama alışkanlığı  olanlarda ve yanlış bir alışkanlık olarak devamlı burun açıcı sprey kullananlarda oluşma olasılığı daha yüksektir. Bu durum bazen kişide burunda ıslık sesi, horlama, burunda kabuklanma, kötü koku ve sık kanama şikayetlerine yol açabileceği gibi hiçbir sorun da yaratmayabilir. Tedavisi, deliği kapatıcı özel ameliyatlar veya protez uygulamaları şeklindedir. </em><strong> </strong></li>
<li><em><strong>Alerjik reaksiyonlar:</strong>  Ameliyatınız sırasında veya sonrasında doktorunuzun reçete ettiği ilaçlara ya da kullanılan dikişlere karşı bölgesel veya sistemik alerjik reaksiyonlar gelişebilir ve ek tedaviler gerektirebilir. Bunları önceden bilmek mümkün değildir. Bu nedenle ameliyatınız öncesinde, bildiğiniz alerjik reaksiyonlarınız varsa mutlaka doktorunuza belirtmeniz gerekmektedir.</em></li>
<li><strong>Anestezi:</strong> <em>Hem lokal hem de genel anestezi bazı riskler içerir. Bu tüm  cerrahi anestezi ve sedasyon işlemleri için geçerli bir ifadedir. Anestezi&#8217;ye bağlı riskler ve bilgilendirme ile ilgili anesteziyi uygulayacak Anestezi Uzmanı hekiminiz ile görüşmeniz önemlidir. </em></li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/deviasyon-ameliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZ AKINTISI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Feb 2008 14:40:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[gastroözofageal reflü]]></category>
		<category><![CDATA[geniz akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[vazomotor rinit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[  Burnumuz ve boğazımızda bulunan salgı hücreleri, günde 1-2 litre mukus üretirler. Bu salgı, burun mukozasını nemlendirir, temizler, solumakla buruna giren yabancı partikülleri tutup atılmasını sağlar ve enfeksiyonla savaşır. Normalde bu mukusu burnumuzun gerisinden akıntı şeklinde bilinç dışı olarak devamlı yutmaktayız. Bu sıvının miktarı ve kıvamı artıp kişiyi rahatsız ettiği noktada bu durum &#8220;geniz akıntısı&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Burnumuz ve boğazımızda bulunan salgı hücreleri, günde 1-2 litre mukus üretirler. Bu salgı, burun mukozasını nemlendirir, temizler, solumakla buruna giren yabancı partikülleri tutup atılmasını sağlar ve enfeksiyonla savaşır. Normalde bu mukusu burnumuzun gerisinden akıntı şeklinde bilinç dışı olarak devamlı yutmaktayız. Bu sıvının miktarı ve kıvamı artıp kişiyi rahatsız ettiği noktada bu durum &#8220;geniz akıntısı&#8221; olarak adlandırılır.</p>
<p><span style="color: #339966;">Salgının niteliğindeki değişimin nedenleri nelerdir? </span></p>
<ul>
<li>Nezle-grip, alerji, bulunulan ortamın soğuk olması, bazı gıdalar/baharatlar, hamilelik ve diğer hormonal nedenler, bazı ilaçlar (doğum kontrol hapı, tansiyon düşürücü ilaçlar vb.) <strong>berrak ve ince fakat miktarı artmış</strong> salgı üretimine neden olur. Ayrıca burun yapılarındaki anatomik bozukluklar da (deviasyon, konka hipertrofisi gibi) buna yol açabilirler.</li>
<li><strong>Miktarı artmış, koyu kıvamlı</strong> <strong>mukus</strong>un nedenlerinden en önemli ikisi özellikle kışın kalorifer vb.&#8217;nin yoğun çalıştığı aşırı sıcak ortamlarda bulunma ve su tüketiminde azalmadır. Bu durumda salgının rengi genellikle beyaz ya da hafif grimsidir. Salgının sarı-yeşil-kahverengi olduğu durumlarda  sinüzit, müzmin burun iltihabı, özellikle günlük gıda ürünlerine alerji akla gelmelidir. Eğer ince mukus giderek kalınlaşıyor ve sarı-yeşil renk almaya başlıyorsa, bakteriyel bir enfeksiyon eklenmiş demektir. Çocuklarda tek burun deliğinden bu şekilde bir salgının gelmesi, yabancı cismi (leblebi, nohut, boncuk, kağıt mendil ya da peçete parçası vb.) hemen düşündürmelidir.</li>
<li>
<ul>
<li>Sinüsler, kafatasında yer alan hava dolu boşluklardır. Küçük ve ince kanallar yoluyla burnun içine açılırlar. Nezle-grip, alerji gibi nedenlerle bu kanallardaki en ufak tıkanıklık akut sinüs enfeksiyonuna zemin hazırlar. 10 günden uzun süren burun tıkanıklıklarında <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=1" target="_blank"><strong>bakteriyel sinüzit</strong> </a>gelişme riski yüksektir. İşte böyle bir durumda kişide geniz akıntısı ortaya çıkar.</li>
<li><strong>Vazomotor rinit </strong>adı verilen özel bir burun hastalığında, alerjik bir durum olmadan aşırı duyarlı burun mukozası ve dolayısıyla konkalar şişip pasajı tıkamakta, devamlı akıntı yaratmaktadır. Bu durum özellikle aşırı stres, yorgunluk, uykusuzluk, bazı ilaçlar (tansiyon düşürücü ilaçlar, prostat ilaçları vb.) ile tetiklenmektedir.</li>
<li>Yutma güçlüklerinde katı ve sıvı gıdaların yutakta birikmesi sonucu kişi bu durumu geniz akıntısı gibi algılayabilir. Ağız, yutak veya yemek borusu kas ve sinirlerinin yetersiz çalıştığı durumlarda burada biriken sekresyonlar taşarak soluk borusuna kaçmakta ve öksürük, ses kısıklığı, sık sık boğaz temizleme ihtiyacına yol açmaktadır. Uyku sırasında hepimizin yutma reflekslerinde azalma ortaya çıkar. Bu nedenle sabahları kalktığımızdaki boğazımızı temizleme ihtiyacı fizyolojiktir. Bahsedilen sinir ve kasların çalışmasını bozan etkenler ileri yaş, stres-sinirlilik anında yutak kaslarındaki aşırı kasılma ve spazmlar, ağızdan başlayarak pasajın herhangi bir yerinde şişme veya tıkanma (bademcik iltihabı, yemek borusunda polip vb.), <a href="http://www.seciltotan.com/?p=43" target="_blank">reflü</a> , hiatus hernisi adı verilen yemek borusunda cepleşme, yutak ve yemek borusu kaslarını veya sinirlerini tutan genel bazı hastalıklardır (MS, skleroderma vb).</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #339966;">Kronik farenjit geniz akıntısı yapar mı?</span> </strong></p>
<p>Geniz akıntısı kronik (müzmin) farenjit adı verilen bir duruma yol açabileceği gibi, kronik farenjiti olan hastalar da sık olarak geniz akıntısı şikayeti ile bize başvurabilmektedirler. (yumurta-tavuk hikayesi!)</p>
<p>Kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, acı ve baharatı bol gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır suyu, boya maddeleri vb.) , iş icabı ya da değil sesini çok kullanan, az su içen ancak bol kahve-koyu çay-gazlı içecek tüketen kişilerdir. Hatta bu kişilerin en sık söylediği cümle şudur: <em>&#8220;Azıcık soğuk su içsem ya da dondurma yesem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişer!&#8221;</em> Bu tahrişlere bağlı olarak mukus salgısı artmakta, bu durum geniz akıntısına yol açmakta, kişi devamlı boğazını temizlemekte, bu durum boğazı tahriş edip boğazdaki kabarıklıkları daha da çok arttırmakta, mukozanın harabiyeti ile mikroplara davetiye çıkarılmaktadır.</p>
<p>Eğer kronik farenjite yol açan reflü, sinüzit gibi enfeksiyonlu geniz akıntısına bağlı ise öncelikle bunlar tedavi edilmeli, boğazı tahriş edecek gıda ve kimyasallardan kaçınılmalıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Geniz akıntısı nasıl tedavi edilir?</span> </strong></p>
<p>Öncelikle bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından ayrıntılı muayene yapılmalı, gerekirse grafiler (Waters, sinüs tomografisi vb.) ile tanı desteklenmelidir. Tedavi nedene göre değişmektedir.</p>
<p><strong>Bakteriyel enfeksiyon durumunda</strong> antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Ancak sinüslerde müzmin ve tıbbi tedaviye rağmen açılamayan bir tıkanıklık varsa cerrahi yöntem seçilmelidir.</p>
<p><strong>Neden alerji ise</strong> mümkün olduğunca ilgili alerjenden kaçınmak gerekir. Antihistaminik ve dekonjestan ilaçlar, kortizonlu burun spreyleri vb. ile rahatlama sağlanabilir. Bununla birlikte bazı antihistaminiklerin mukusu koyulaştırdığı unutulmamalıdır.</p>
<p><strong><a href="http://www.seciltotan.com" target="_blank">Gastroözofageal reflü tedavisi için bu konuyla ilgili yazımı okumanızı tavsiye ederim. </a></strong></p>
<p><strong>Herhangi bir anatomik ya da mikrobik neden yoksa,</strong> varolan koyu salgıyı azaltmak için bol su içilmeli (en az günde 2 litre), kahve ve koyu çaydan kaçınılmalı, kalorifer ve klimalar kısılmalı ve ortam nemi ayarlanmalıdır. Burnun günde en az 4 kez tuzlu su (hazır satılan okyanus suyu, serum fizyolojik preparatlar veya evde hazırlanabilen karışım-<em>yarım litre suya yarım tatlı kaşığı tuz-yarım çay kaşığı karbonat</em>) ile yıkanması bir rahatlama sağlayacaktır.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                  var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\' type=\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OĞLUM NEDEN HALA İNCE SESLE KONUŞUYOR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/oglum-neden-ince-sesle-konusuyor/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/oglum-neden-ince-sesle-konusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Feb 2008 10:07:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GIRTLAK VE SES HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[disfoni]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte ses değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ince ses]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[puberte]]></category>
		<category><![CDATA[seste incelme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[  Ses ve konuşma bozuklukları (disfoni) patolojileri çok değişik etiyolojik faktörlerden kaynaklanmaktadır. Organik bir nedene bağlı olmayan, fonksiyonel bir etiyolojisi  olan &#8220;mutasyonel disfoni&#8221; adı verilen türünde, genellikle ergenlik dönemindeki erkek çocuklar seslerindeki incelikten rahatsız olarak doktora başvururlar. Dahiliye hekimlerine başvurduklarında hormonal nedenli disfonilerle karıştırılabileceğinden sıklıkla bu hastalardan çeşitli hormonal tetkikler istenmektedir. Ancak bu patoloji iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="people_speech_img.gif" rel="attachment wp-att-80" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=80"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Ses ve konuşma bozuklukları (disfoni) patolojileri çok değişik etiyolojik faktörlerden kaynaklanmaktadır. Organik bir nedene bağlı olmayan, fonksiyonel bir etiyolojisi  olan <span style="color: #339966;">&#8220;mutasyonel disfoni&#8221;</span> adı verilen türünde, genellikle ergenlik dönemindeki erkek çocuklar seslerindeki incelikten rahatsız olarak doktora başvururlar. Dahiliye hekimlerine başvurduklarında hormonal nedenli disfonilerle karıştırılabileceğinden sıklıkla bu hastalardan çeşitli hormonal tetkikler istenmektedir. Ancak bu patoloji iyi tanındığı zaman tanısı kolaylıkla konabilmekte ve erken dönemde tedavisi kısa sürede başarıyla yapılabilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Çocuk ses  ergenlik (puberte) öncesi, ergenlik dönemi ve ergenlik dönemi sonrası olmak üzere 3 dönemde gelişmektedir. Ergenlik dönemine kadar kadar kız ve erkek çocuk seslerinde fark olmamaktadır.</p>
<p>Ses değişiklikleri genellikle 9-12 yaşları arasında başlar. Bu dönemde gelişme hormonlarının etkisiyle larinkste (gırtlak) oluşan anatomofizyolojik değişikliklere de bağlı olarak bir değişim görülmektedir. Larinks büyüklüğü ortalama % 64 artmakta, kord vokaller (ses telleri) ortalama 17 mm&#8217;den 28 mm&#8217;ye uzamakta ve ön açısı 110 dereceden 90 dereceye gelmektedir. Bunun sonucunda erkek sesi yaklaşık 1 oktav, kızınki ise 1/3 oktav kalınlaşmaktadır.  Bu geçiş sırasında ses kabalaşmakta, bazen kısılmakta ve zaman zaman amplitüdü yükseliş ve inişler göstermektedir. Çocuk alışık olmadığı sesin şaşkınlığı içindedir. Değişimlere bağlı olarak seste periodik kısılmalar  ve ani kesilmeler ve laringeal spazmlar oluşabilmektedir.  Zamanla ses sabitleşmekte ve çocuk sesine alışmaktadır. Bu adaptasyon fazını süresi  erkeklerde 6 ay-1 yıl,  kızlarda ise 6 hafta-3 ayı bulmaktadır. Ses sabitlenince yetişkin sese yakın bir ses oluşmaktadır. </p>
<p>Pubertede oluşan bu değişimler fizyolojik olarak kabul edilmektedir. Ergenlikten sonra erkek çocuğunun sesinin inceliğinin sürmesi, kız çocuğunun ise olması gerekenden daha ince olarak kalması &#8220;mutasyonel disfoni&#8221; için önemli bir bulgudur.</p>
<p>Mutasyonel disfonili hastalar sosyal yönden çekingen hastalardır. Genelde psikiyatriyi ilgilendirecek derecede sorunları olmamaktadır. Ancak gerek tanı koymada gerekse tedavi süresinde hasta psikolojik yönden incelenmeli ve gerekli destek sağlanmalıdır. Patolojinin ve  uygulanacak tedavinin hastaya iyice anlatılması ve güven verilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Mutasyonel disfoni, erken tanı konduğu zaman kısa süreli konuşma terapisi ile düzelebilen bir patolojidir. 12 yaşından sonra 1 yılı aşan ses bozukluklarında hemen konuşma terapisine başlanmalı, hasta ve ailesi bu konuda iyi bilgilendirilip bilinçlendirilmeli ve terapiye onların da destek vererek katılmaları sağlanmalıdır.</p>
<pre style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%;">*Bu yazının hazırlanmasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi</pre>
<pre style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%;">KBB Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Sn. Prof. Dr. Atilla YAVUZER</pre>
<pre style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%;">ve Sn. Prof. Dr. Fatih ÖĞÜT'ün "Mutasyonel Disfoniye Yaklaşımımız</pre>
<pre style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%;">ve Sonuçlarımız" konulu makalesinden yararlanılmıştır.</pre>
<p><script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\' type=\\\\'text/javascript\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/oglum-neden-ince-sesle-konusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>REFLÜ NEDİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Feb 2008 15:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[REFLÜ]]></category>
		<category><![CDATA[farengolarengeal]]></category>
		<category><![CDATA[gastroözofageal reflü]]></category>
		<category><![CDATA[kronik farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[laringofaringeal reflü]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[özofagus]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[reflüde yasak yiyecekler]]></category>
		<category><![CDATA[ses kısıklığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[  Bir şey yediğimizde, yediklerimiz kastan oluşan yemek borusundan geçerek mideye ulaşır.  Yiyecek mideye geldiğinde asit ve pepsin (bir sindirim enzimi)  eklenerek sindirilmesi ve kasılarak mide içeriğinin bağırsaklara doğru itilmesi gerçekleşir. Yemek borusu  midenin içeriğinin,  kasılma esnasında yukarı kaçmaması için iki adet sfinktere (yemek borusunu kapatan kaslardan oluşan bantlar)  sahiptir.  Biri borunun en başlangıcında (yutakla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Bir şey yediğimizde, yediklerimiz kastan oluşan yemek borusundan geçerek mideye ulaşır.  Yiyecek mideye geldiğinde asit ve pepsin (bir sindirim enzimi)  eklenerek sindirilmesi ve kasılarak mide içeriğinin bağırsaklara doğru itilmesi gerçekleşir. Yemek borusu  midenin içeriğinin,  kasılma esnasında yukarı kaçmaması için iki adet sfinktere (yemek borusunu kapatan kaslardan oluşan bantlar)  sahiptir.  Biri borunun en başlangıcında (yutakla birleştiği yerde), diğer ise en sonundadır (mideyle birleştiği yerde).  <strong>REFLÜ</strong> terimi geriye doğru akış demektir ve mide içeriğinin sfinkterlerden geçip  yemek borusu ve /veya yutağa kaçması demektir.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Gastroözofageal Reflü ve Laringofaringeal Reflü nedir, farkları nelerdir?</span></strong></p>
<p>Bazı kişilerde alt sfinkterde gevşeme sonucu yemek borusuna (özofagus) doğru bol miktarda asit kaçağı olur.  Bu duruma Gastroözofageal reflü (GÖR) adı verilir. Eğer bu reflü üst sfinkterin de gevşemesi ile yutağa kadar çıkarsa buna da Laringofaringeal reflü (LFR) adı verilir.  Solunum yolundaki yapılar (yutak, gırtlak, akciğerler) asite çok hassas oldukları için, az miktarda asit kaçağı bile bu bölgelerde büyük bir  hasara yol açabilmektedir.  </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Neden ağzıma acı su gelmesi ya da göğsümde yanma hissim yokken bana LFR tanısı koydunuz? </span></strong></p>
<p>Bu soru hastaların çok sık sorduğu bir sorudur. Göğüste yanma hissinin oluşabilmesi için özofagus mukozasının tahrip olması gerekir.  Kulak Burun Boğaz (KBB) hastalıkları polikliniklerine başvuran hastaların en sık rastlanılan yakınması boğazda takılma hissi  veya sık boğaz ağrısı yaşamadır. LFR’nin önemi ve yutak mukozasına etkilerinin henüz bu kadar bilinmediği dönemlerde çoğu hastaya kronik (müzmin) farenjit tanısı konmuş ve bu nedenden dolayı hastanın şikayetleri tekrarlamıştır.</p>
<p>LFR, GÖR’e göre belirgin farklılıklar göstermektedir.  GÖR’lü hastalarda gece düz yatışta asit kaçağı olmaktayken, LFR’de daha çok  dik pozisyonda gündüz reflüleri görülür. GÖR’de ağıza acı su-safra gelmesi, göğüste yanma şikayeti olmaktayken LFR’de  genellikle hastanın şikayeti ses kısıklığı, öksürük (astım krizi gibi gıcık şeklinde),  sık boğaz temizleme, geniz akıntısı, sık boğaz ağrısı-yanması, ses sanatçılarında yüksek notaları çıkarmada zorlanma, boğazda takılma ya da yabancı cisim hissi, yutma sorunları, kulağa vuran ağrı (nadiren) şeklinde olabilmektedir.</p>
<p>LFR’ye tüm Kulak Burun Boğaz Hastalıkları&#8217;nın %10’ unda rastlanmaktadır. Ses bozukluğu olan hastalarda veya kronik kulak burun boğaz hastalığı olan kişilerde reflüye rastlanma sıklığı % 60’ lara ulaşmaktadır. Günümüzün hastalığı olan horlama ve uyku apnesinde de beraberinde reflü görülme oranı çok yüksektir.</p>
<p>Eğer ilaç tedavilerine rağmen tam iyileşmeyen  veya kısa süre sonra tekrarlayan ses kısıklığı, öksürük ve boğaz ağrıları ya da farenjit, bademcik iltihabı gibi rahatsızlıklar sürüyorsa reflü varlığından şüphelenilmelidir. Eğer gecikme olursa larinks içine mide asidinin irritasyonu ve vagal refleksin ses tellerinin fonksiyonel yapısını bozmasıyla ses tellerinde ödem, nodül, polip, granülasyon ve hatta ileride kansere yol açabilecek displazik lezyonların ortaya çıkabileceği bilinmelidir.</p>
<p>LFR sadece larinkste  değil, akciğer, farinks, ağız içi, dişler,  sinüsler hatta kulaklarda da hastalık oluşturabilmektedir. Ancak bu şikayetler hastadan hastaya değişebilmektedir.</p>
<p>Hastalığın teşhisinin konulması için hastadan alınan anamnez ve endoskopik larinks muayenesi yeterli olmaktadır.  Endoskopide tipik bulgular:</p>
<p>1.      Aritenoidlerde (ses tellerinin tutunduğu çıkıntılar) kızarıklık</p>
<p>2.      Larinkste kızarıklık ve irritasyon</p>
<p>3.      Ufak laryngeal ülserler</p>
<p>4.      Ses tellerinde şişlik</p>
<p>5.      Ses tellerinde granülom (et) oluşumu’dur.</p>
<p> <strong><span style="color: #ff0000;">LFR tanısında pH monitörizasyonunun yeri:</span></strong></p>
<p>24 saatlik pH monitörizasyonu reflü tanısında altın standard değildir. İnce bir tüpü burundan özofagusa gönderip, üst çizgisinin larinks girişi hizasında olduğuna emin olduktan sonra 24 saat boyunca kişi normal hayatını sürerken mideden yemek borusuna olan kaçakları kaydeden özel bir yöntemdir.  En iyi tanı yöntemlerinden biri deneme tedavisidir. Deneme tedavisi ile semptom ve bulgular geriliyorsa reflü tanısı konulabilir, bu durumda tedavi 2-3 aya kadar sürdürülmelidir. Önce semptomlar sonra bulgular gerilemektedir. Ancak tedaviye yanıt alınamayan hastalarda pH monitörizasyonu  gerekebilir.            Çocuk hastalarda tanı daha zordur. İki yaşına kadar reflü fizyolojiktir. Ayrıca reflü semptom ve bulgularını değerlendirebilecek standard indeksler belirlenmemiştir. Besin allerjileri ve motilite hastalıkları araştırılmalıdır. Çocuklardaki inatçı göğüs hastalıklarında ve kilo kayıplarında reflü araştırılmalıdır. </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">LFR Tedavisinde Öneriler:</span></strong></p>
<ul>
<li>Stresten kaçınılmalı!</li>
<li>Yasak yiyeceklere dikkat edilmeli!
<ul>
<li>Acı, baharatlı, asidik, domates ve salçadan yoğun yiyecekler</li>
<li>Asidik meyve suları (portakal, greyfurt, vişne suyu vb.)</li>
<li>Fast food ve diğer yağlı yiyecekler: Kızartmalar, kızarmış et veya tavuk, sakatat, sucuk salam, sahanda yumurta, tulum peyniri, kuru fasulye, nohut, mısır gibi gaz yapıcı gıdalar, kuruyemiş, yağda kızartılmış hamur tatlıları, tahin helvası, margarin, kuyruk yağı.</li>
<li>Turşu, sirke, sarımsak ve limon tuzu</li>
<li>Kafein içeren içecekler (kahve, çay, kola vb.) ve çukulata</li>
<li>Nane (hatta diş macunu, sakız, pastil, boğaz spreyi, şekerinizde bile olmasın!)</li>
</ul>
</li>
<li>Yemek yerken aşırıya kaçılmamalı, yemekler az miktarda, sık ve düzenli alınmalı. Özellikle de yatmaya yakın yemek yenmemeli!</li>
<li>Yemekten hemen sonra spor yapılmamalı!</li>
<li>İdeal kilonuzu korumaya çalışmalı!</li>
<li>Beraberinde GÖR şikayetleri varsa yatağın baş ucu 30 derece kadar kaldırarak yatılmalı!</li>
<li>Beli sıkan kıyafetler giyilmemeli!</li>
<li>Sigara ve içki kullanılıyorsa bırakılmalı! </li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">LFR Tedavisinde İlaçlar:</span></strong></p>
<p>Genellikle proton pompa inhibitörleri yani mide asitini azaltan ilaçlar tercih edilir. GÖR’de günde tek doz tedavi tercih edilirken, LFR’de etkin tedavi için ilaç günde iki kez kahvaltıdan ve akşam yemeğinden önce aç karnına alınmalıdır. Gece reflüsünün aşırı olması durumunda gece dozuna H2 bloker eklenebilir.</p>
<p>  * Bu yazının hazırlanmasında Texas Voice Center&#8217;a ait web sitesindeki (<a href="http://www.texasvoicecenter.com/diseases.html"><span style="text-decoration: underline;">http://www.texasvoicecenter.com/diseases.html</span></a>) bilgilerden ve Prof. Dr. Fatih Öğüt&#8217;ün &#8220;Farengolarengeal Reflü&#8221; konulu makalesinden yararlanılmıştır.</p>
<p><script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YUTMA BOZUKLUKLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/yutma-bozukluklari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/yutma-bozukluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Feb 2008 09:32:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda takılma hissi]]></category>
		<category><![CDATA[farengolarengeal]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[yutak borusu]]></category>
		<category><![CDATA[yutak hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[yutma borusu filmi]]></category>
		<category><![CDATA[yutma bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[yutma güçlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[  Yutma güçlüğü- ki buna tıp dilinde Disfaji denir- özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmeyi ifade eder. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olmaktadır. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="food_pic.jpg" rel="attachment wp-att-106" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=106"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Yutma güçlüğü- ki buna tıp dilinde <span style="color: #339966;">Disfaji </span>denir- özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmeyi ifade eder. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olmaktadır. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli bir patolojiye işaret eder. Kısa bir süre içerisinde yutma güçlüğü kendiliğinden iyileşmez ise bir Kulak Burun Boğaz Uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Nasıl Yutarız?</span></strong></p>
<p>İnsanlar katı yiyecekleri yemek, sıvıları içmek ve vücudun ürettiği tükürük ve mukusu yutmak için günde yüzlerce kez yutma işlevini gerçekleştirir. Yutma işlevinin dört fazı vardır:</p>
<p><strong>1) </strong>Birinci faz: yiyecek ve içeceklerin çiğnenerek yutmaya hazır hale getirildiği dönem.</p>
<p><strong>2)</strong> İkinci faz yani ağız fazı: dil yiyecek ve içecekleri ağızın arka bölümüne iterek yutma yanıtını başlatır.</p>
<p><strong>3</strong>) Üçüncü faz yani yutak fazı: yiyecek ve içecekler hızlıca yutaktan yemek borusuna geçer.</p>
<p><strong>4</strong>) Son faz olan yemek borusu fazı: yiyecek ve içecekler yemek borusundan mideye geçer.</p>
<p>Birinci ve ikinci fazlar istemli kontrol altında oluşurken, üçüncü ve dördüncü fazlar kendiliğinden oluşur.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Yutma Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir?</span></strong></p>
<p>Yutma işlevi sırasındaki herhangi bir kesinti yutma güçlüğüne neden olabilir. Yutma güçlüğü sağlıksız dişler, uygun olmayan takma dişler veya soğuk algınlığı gibi basit nedenlere bağlı olabilir. Yutma güçlüğünün en yaygın nedenlerinden biri mideden yemek borusuna geri kaçıştır(reflü). Bu durum mide asitinin yemek borusundan yutağa doğru yukarı hareketinin sonucu oluşur. Diğer nedenler arasında felç, ilerleyici nörolojik hastalık, trakeostomi tüpü varlığı, hareketsiz ses teli, ağız, gırtlak veya yemek borusu tümörü ile baş boyun bölgesine uygulanan cerrahi operasyonlar sayılabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Yutma Bozukluklarını  Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder?</span></strong></p>
<p>Yutma güçlüğü inatçı ise ve nedeni bilinmiyor ise, bir Kulak Burun Boğaz Uzmanı söz konusu hastanın hikayesini ele alarak muayenesini yapacaktır.</p>
<p>Bu muayene, aynalar veya özel optik sistemle görüntüleme sağlayan endoskoplar kullanarak dilin arka bölümünün, boğaz ve larenksin incelenmesi yoluyla yapılır. Eğer gerekli ise yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağı incelemesi, bir Gastroenteroloji (Mide ve Barsak Hastalıkları) Uzmanı tarafından yapılır.</p>
<p>Tetkik olarak &#8220;Baryumlu Yemek Borusu Geçiş Filmi&#8221; ile yutma mekanizması fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekebilir.</p>
<p>Eğer özel patolojiler söz konusu ise, üst mide- barsak sistem filmi veya videofloroskopi ile beraber bir Radyoloji Uzmanından konsültasyon istenebilir. Böylece yutmanın her dört fazının da değerlendirilmesi yapılır. Değişik kıvamda yiyecek ve içecekler kullanarak ve hastaya değişik pozisyonlar verdirerek, yutma yeteneği değerlendirilebilir. Eğer yutma güçlüğü felç veya ilerleyici nörolojik hastalıklara bağlı ise bir Nöroloji Uzmanının hastayı görmesi gerekir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Semptomlar</span></strong></p>
<p>Yutma güçlüğünün semptomları şunlardır:</p>
<ul type="disc">
<li>Ağızda tükürük artışı</li>
<li>Yiyecek ve içeceklerin boğazda takılması hissi</li>
<li>Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi( Mideden yemek borusuna kaçış yani reflü var ise)</li>
<li>Boğazda yabancı cisim veya parça hissi</li>
<li>Uzamış veya belirgin yutma güçlüğüne bağlı yetersiz beslenme ve kilo kaybı</li>
<li>Yutma sırasında kolayca geçmeyen yiyecek parçaları veya ileri yutma bozukluklarında sıvı ve tükürüğün akciğerlere kaçmasına bağlı olarak gelişen öksürük ve boğulma hissi</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #339966;">Mümkün Olan Tedaviler:</span></strong></p>
<p>Neden belirlenebilmişse yutma güçlüğü tıbbi tedavi, yutma tedavisi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir.</p>
<p>Bu hastalıkların birçoğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilmektedir. Mide asit salgısını engelleyen ilaçlar, kas gevşeticiler ve asit gidericiler var olan ilaçlardan birkaçıdır. Tedavi, yutma hastalığının nedenine göre düzenlenir. Mideden yemek borusuna kaçış sıklıkla beslenme ve yaşama alışkanlıklarını değiştirerek tedavi edilebilir. Örneğin :</p>
<ul type="disc">
<li>Hazmı kolay yiyeceklerden oluşan bir diyet ile sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenmek</li>
<li>Alkol ve kafeinden uzak durmak</li>
<li>Kilo ve stresi azaltmak</li>
<li>Uyku vaktinden önceki üç saat boyunca yemek yemekten sakınmak</li>
<li>Geceleri yatağın başını yükseltmek.</li>
<li>Eğer bunlar yardımcı olmazsa yemekler arasında ve uyku vaktinden önce asit giderici kullanmak rahatlama sağlayabilir.</li>
</ul>
<p>Birçok yutma hastalığı yutma tedavisinden yarar görebilir. Yutma kaslarının beraber çalışmasını sağlayan ve yutma refleksinin oluşmasını sağlayan sinirleri uyaran özel egzersizler yaptırılabilir.</p>
<p>Hastalara ayrıca yutma işleminin başarılı şekilde yapılmasına yardımcı olacak vücut ve baş pozisyonları öğretilebilir.</p>
<p>Yutma güçlüğü olan hastalardan bazıları yetersiz beslenme problemi ile karşılaşırlar. Diyetisyen veya beslenme uzmanı, hasta için gerekli olan yiyecek ve içecek miktarını ve ek besinlerin gerekli olup olmadığını belirleyerek hastanın bu açığını kapatmada yardımcı olabilir.</p>
<p>Cerrahi tedavi belirli bazı problemlerin tedavisinde kullanılır. Darlık veya yapışıklık varlığında söz konusu alanın genişletilmesi gerekli olabilir. Kasların ileri derecede kasılması varlığında ilgili kasların genişletilmesi ve hatta serbestleştirilmesi gerekli olabilir. </p>
<p><em>*Bu yazının hazırlanmasında  Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfı&#8217;nın Hasta Bilgilendirme  metninden yararlanılmıştır.</em><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
            var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\' type=\\\\\'text/javascript\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
            var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/yutma-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SES HASTALIKLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/ses-kisikligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/ses-kisikligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Feb 2008 08:14:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GIRTLAK VE SES HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[disfoni]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[larinks]]></category>
		<category><![CDATA[laryngitis sicca]]></category>
		<category><![CDATA[nodül]]></category>
		<category><![CDATA[polip]]></category>
		<category><![CDATA[presbilarinks]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[reinke ödemi]]></category>
		<category><![CDATA[ses kısıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[ses teli felci]]></category>
		<category><![CDATA[ses teli kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[spazmodik disfoni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[    Larinks yani gırtlağın 3 temel fonksiyonu vardır: Havayolunun sağlanması, Alt havayollarının korunması ve Ses üretimi.   *Havayolunun sağlanması, gırtlağın yapısal ve fonksiyonel bütünlüğü sayesinde olur. Gırtlağın alt kısmındaki, gırtlağı soluk borusuna mekanik olarak bağlayan kıkırdak halkada herhangi bir sorun olması havayolunda problem oluşturur. *Gırtlak alt solunum yollarına bir şey kaçmasını engeller. Bu koruma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="singing-sweet.jpg" rel="attachment wp-att-82" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=82"></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Larinks</strong> yani gırtlağın 3 temel fonksiyonu vardır: Havayolunun sağlanması, Alt havayollarının korunması ve Ses üretimi.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><strong>*</strong>Havayolunun sağlanması, gırtlağın yapısal ve fonksiyonel bütünlüğü sayesinde olur. Gırtlağın alt kısmındaki, gırtlağı soluk borusuna mekanik olarak bağlayan kıkırdak halkada herhangi bir sorun olması havayolunda problem oluşturur.</p>
<p>*Gırtlak alt solunum yollarına bir şey kaçmasını engeller. Bu koruma fonksiyonu için gırtlak ve boğazın kas ve duyu bütünlüğünün sağlam olması gerekmektedir. Yutma sırasında gırtlak yükselir ve epiglot denilen yaprak şeklindeki kıkırdak kapak, gırtlak girişini kapatır. Ses telleri kapanır ve üst yemek borusu kasları açılır. Böylece yiyecek havayolundan uzaklaştırılıp yemek borusuna yönlendirilir.</p>
<p>*Ses üretimi gırtlağın karışık bir fonksiyonudur. Ses üretimi sırasında ses telleri bir araya gelerek titreşirler. Titreşim hem akciğerlerden gelen hava akımının hem de ses teli yüzey dokusunun etkileşimi sonucu olur. Ses tellerinin gerginliği ve katılığı ayarlanarak sesin perdesi değiştirilir. Ses teli geriliminin arttırılması sonucu ses teli titreşim frekansı artar ve tiz bir ses oluşur. Ses tellerindeki veya gırtlaktaki patolojiler sonucu ortaya ses kısıklığı çıkar- ki buna tıp dilinde <strong><em>Disfoni</em></strong> adı verilir.</p>
<p>Normal bir ses teli inci beyazı renktedir, her iki ses teli konuşma sırasında orta hatta birleşir ve çevresindeki yapılar pembe renktedir. Aşağıda bu yapıların anormalliklerinde ne gibi hastalıklarla ve şikayetlerle karşılaşıldığını okuyacaksınız.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;"><strong>Ses teli nodülü:</strong></span></span> Ses tellerinin yanlış ya da aşırı derecede kullanılmasına bağlı oluşan bir tür nasırdır. Çocuklarda ve bayanlarda daha sık karşımıza çıkarlar. Bu nodüller genellikle her iki ses telinde aynı hizada bulunur ve ses tellerinin orta hatta kapanmasına engel olup konuşma esnasında kapanırken hava kaçağı yaratarak sesin pütürlü (raspy), soluklu (breathy) olmasına yol açarlar.  Çoğu vaka vokal hjyenin sağlanması (sigara vb. irritanların ortadan kaldırılması), bol sıvı tüketimi (günde en az 8 su bardağı su)  ve konuşma terapisi ile tedavi edilebilmektedir. Bunlardan genellikle %20 kadarında tedaviye direnç ortaya çıkmakta ve mikrolaringeal cerrahiye gidilebilmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;"><strong>Ses teli polipleri:</strong></span></span> Bunlar çoğunluklu erişkin erkeklerde görülen, ses tellerinin titreşen kenarında yer alan ve ses tellerinin orta hatta birleşmesine engel olan iyi huylu lezyonlardır. Polipler kısık (hoarse), soluklu (breathy) bir ses üretimine ve seste çabuk yorulmaya yol açarlar. Tıbbi tedavi veya konuşma terapisi yanıt verebilirler.  Bu tedavilerden fayda görülmediğinde mikrolaringeal cerrahi gerekebilmektedir. Bu durumu tetikleyen faktörlerden olan <em>Laringofaringeal Reflü&#8217;</em>yü de beraberinde tedavi etmek yerinde olacaktır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;"><strong>Laryngitis sicca:</strong></span></span> Ses tellerinin yetersiz su tüketimine bağlı olarak kurumasıdır. Ses tellerini ıslatıp kayganlığını sağlamakla görevli olan salgının bu nedenden ötürü kalın, yapışkan bir sıvıya dönüşmesi ses tellerinin titreşimine engel olmaktadır. Tedavisinde vokal hjyenin sağlanması (sigara vb. irritanların ortadan kaldırılması) ve  bol sıvı tüketimi önerilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Ses teli içine kanama:</span></span> </strong>Ses tellerinin agresif ya da uygunsuz kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan nadir görülen bir durumdur. Genellikle bir kavga esnasında çok bağırma ya da bir maç sırasında ses tellerini zorlayacak tarzda aşırı tezahüratta bulunma sonrası karşımıza çıkar. Nedeni ses tellerine ait küçük damarların, doku içine kanayacak şekilde yırtılmasıdır.  Tedavisinde ses istirahati, bol sıvı tüketimi, tıbbi tedavi önerilmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Reinke Ödemi</span></strong><span style="text-decoration: underline;">:</span></span> Ses tellerinin 1/3 ön bölümündeki epitel tabakasının altında &#8220;Reinke boşluğu&#8221; yer almaktadır. Ses telleri, uzun süre aşırı ve yanlış kullanım ve  yoğun sigaraya maruz kalma sonucu kalınlaşmakta, kabalaşmakta, bu boşluğu dolduran koyu bir sıvı nedeniyle aşağıya doğru sarkan su kesecikleri haline gelmektedir ki buna Reinke Ödemi denir. Hastanın şikayeti genellikle sesinin kalınlaşmasıdır. Ödem ilerledikçe ses kısıklığı da artmaktadır. İleri vakalarda nefes darlığı da olabilmektedir. Tedavide öncelikle irritan faktörler önlenmelidir. Etyolojide rol oynayabilecek alerji, reflü ya da kronik enfeksiyonlar tedavi edilmelidir. Erken vakalarda cerrahiye gerek kalmadan konuşma terapisi ile başarılı sonuçlar alınabilmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Ses teli kanseri</span></strong><span style="text-decoration: underline;">:</span></span> Baş ve boyun kanserlerinin %30 kadar bir kısmı sigara kullanımı ve alkol gibi spesifik faktörlere uzun süre maruz kalmayla yakın ilişkilidir. Özellikle de ses teli ve gırtlak kanseriyle sigara kullanımı çok daha fazla ilintilidir. Pek çok gırtlak kanseri ses değişimine neden olur. 2 haftadan uzun süren ses kısıklığı ya da ses değişimlerinde bir Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurmanız gerekir.  Her ne kadar pek çok ses değişikliğinin nedeni kanser değilse de işi şansa bırakmamalısınız. Sadece ses tellerini tutan kanserler, erken tanı konulduğu takdirde  radyoterapi veya  cerrahi ile %96&#8242;ya yakın oranda tedavi edilebilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">İnkompetan larinks:</span></span> </strong>Ses tellerinin biri veya ikisinin birden yetersiz çalışmasına yol açan<strong> </strong> tam felç (paralizi), kısmi felç (parezi), ses tellerinin tutunduğu hareketli bir yapı olan krikoaritenoid eklemin enflamasyonu gibi patolojilere bağlıdır.  Tedavisi konuşma terapisi ve hastalığın tipine göre çeşitli cerrahi yöntemler uygulamaktır.  </p>
<ul>
<li><span style="color: #339966;"><strong>Tek taraflı ses teli felci:</strong></span> Ses tellerinden sadece birinin hareket etmesini engelleyen bazı özel hastalıklarda veya durumlarda (tiroid cerrahisi sonrası vb.)<strong> </strong> konulma sırasında zayıf olan ses teli sağlam olanla orta hatta buluşamaz ve buna bağlı hava kaçağı olur. Bu durumda ses soluklu (breathy), zayıf olur ve kişi ara ara derin bir nefes alarak konuşmak zorunda kalır.  Tüm gün bu şekilde konuşmaya çalışan kişide baygınlık hissi, yorulma, sıvı ya da katı gıda tüketimi sırasında öksürme ve bunları nefes borusuna kaçırma karşımıza  çıkabilmektedir.</li>
<li><strong><span style="color: #339966;">İki taraflı ses felci:</span> </strong>Her iki ses telinde hareket problemi olması ciddi bir sorun yaratabilir.  Eğer ses telleri orta hatta birbirine yapışık şekilde kalıp felç olursa kişide soluk borusunun girişinin tamamen kapalı olması nedeniyle nefes almada güçlük ortaya çıkacak ve bu durumda da acilen trakeotomi (soluk borusuna boyun cildinden ulaşacak şekilde delik açıp özel bir tüp koyma) açılması gerekecektir. Eğer ses telleri tam ortada birleşecek şekilde değil de birbirinden biraz ayrık olarak felç olmuşsa kişi ses çıkarabilse de yine de bir dereceye kadar solunum sıkıntısı çekebilir. Ses telleri birbirinden çok uzak kalacak şekilde felç olmuşsa konuşma bozulacaktır.</li>
</ul>
<p><span style="color: #339966;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Presbilarinks (Yaşlılık dönemi disfonisi) :</span></strong><strong> </strong></span> Ses tellerini hareket ettiren kasların ileri yaşta zayıflaması ve incelmesi sonucu karşımıza çıkan bir patolojidir. Normal bir gırtlağa oranla kitlece azalmış olan ses telleri orta hatta birleşememektedir. Bunun sonucunda kısık (hoarse), soluklu (breathy) ve zayıf bir ses tonu oluşur. Bu durum ses tellerinin kitlesini arttıracak yağ enjeksiyonu vb. ile düzeltilebilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Spazmodik disfoni:</span></span></strong>  Laringeal distoni ya da diğer adıyla Spazmodik disfoni (SD) gırtlak kaslarının bir veya bir kaçının istemsiz kasılması sonucu boğulur gibi gergin ya da düzensiz ses teli açılıp kapanmaları sonucu konuşma sırasında hava kaçakları şeklinde duraklamalarla giden konuşmaya yol açan bir patolojidir. Tedavisi   spazm yapan kaslara Botox® uygulanması ve konuşma terapisidir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Fonksiyonel bozukluklar:</span> </span></strong></p>
<ul>
<li><span style="color: #339966;"><strong>Kas gerilim bozukluğu:</strong></span> Larinks kaslarının aşırı kasılması sonucu  ses telleri ve çevre dokuların yumruk gibi bir hal alıp normal titreşimi engelleyecek şekilde ses tellerinin arasından hava geçiş yolunu kapatmasıdır. Ortaya gıcırtılı (squeaky) bir ses çıkar.</li>
<li><strong><span style="color: #339966;">Dysphonia plica ventricularis:</span></strong> Kişinin normal ses telleri yerine, onun hemen üstünde yer alan katlantılarla (yalancı ses telleri) konuşmasıdır.  Bu katlantılar birbirine doğru sıkıştırılarak yaklaştırılınca kaba ve gergin bir ses ortaya çıkar.  Bu durum sonradan öğrenilen bir konuşma şeklidir veya normal ses tellerinin zayıflığına bağlıdır.  Tedavisinde konuşma terapisi ve varsa normal ses tellerindeki zayıflığın giderilmesine yönelik cerrahi girişimler önerilir.</li>
<li><strong><span style="color: #339966;">Paradoksik ses teli disfonksiyonu:</span></strong> Bu durum ses tellerinin nefes alma esnasında normalde birbirinden uzaklaşması gerekirken tam tersi bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkar.  Bu durumda kişi nefes alamaz. Genellikle bu kişiler yakınları tarafından astım atağında sanılarak acil servise başvururlar. Bu kişilerde en tipik bulgu nefes alma sırasında konuşmalarıdır.  Tanı öyküye dayanarak atak esnasında fleksibl fiberoptik laringoskop denilen özel bir optik aletle ses tellerinin gözlenmesiyle ispatlanarak konulur. Laringofaringeal reflü şikayetleri artırabilir. Tedavisinde konuşma terapisi gerekir.</li>
</ul>
<p>* Bu yazının hazırlanmasında Texas Voice Center&#8217;a ait web sitesindeki (<a href="http://www.texasvoicecenter.com/diseases.html">http://www.texasvoicecenter.com/diseases.html</a>) bilgilerden yararlanılmıştır.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\' type=\\\\\\'text/javascript\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/ses-kisikligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DİL BAĞI (Ankiloglossi) NEDİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/dil-bagi-ankiloglossi-nedir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/dil-bagi-ankiloglossi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Feb 2008 09:02:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ankiloglossi]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte dil bağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda konuşma bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta dil hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[dil bağı]]></category>
		<category><![CDATA[dil bağı ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[emmede zorlanma]]></category>
		<category><![CDATA[frenulum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[    Doğumdan önce, hepimizde ağız içindeki bazı yapıların gelişimini yönlendiren ve ağzın ortasında bulunan kuvvetli bir kordon bulunmaktadır. Buna &#8220;frenulum&#8221; adı verilir. Doğumdan sonra, dile bağlı olan bu frenulum, çıkacak olan dişlerin pozisyonunun belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Çocuk büyüdükçe, giderek gevşer ve incelir. Bir aynada dilinizin ucunu yukarı kaldırıp baktığınızda bu bağı çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/ankiloglossi2.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Doğumdan önce, hepimizde ağız içindeki bazı yapıların gelişimini yönlendiren ve ağzın ortasında bulunan kuvvetli bir kordon bulunmaktadır. Buna &#8220;frenulum&#8221; adı verilir. Doğumdan sonra, dile bağlı olan bu frenulum, çıkacak olan dişlerin pozisyonunun belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Çocuk büyüdükçe, giderek gevşer ve incelir. Bir aynada dilinizin ucunu yukarı kaldırıp baktığınızda bu bağı çok rahat görebilirsiniz. Bazı çocuklarda frenulum kısa ve sıkıdır veya gevşemekte zorlanır, bu duruma dil bağı (ankiloglossi) denmektedir ve bu da dilin hareketinde sorun yaratır.  </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Dil konuşma ve yutma gibi çok önemli görevleri yerine getiren bir grup kastan oluşmuştur. Bu nedenle, dil bağı olması bazı çocuklarda yemek yeme ya da konuşmada bozukluklara yol açabilmektedir.  </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Her dil bağı olan kişi ameliyat edilmeli midir?</span></strong> </p>
<p>Dil bağının cerrahi gerektirip gerekmediğinde karar vermeyi sağlayan kriter, çocuğun dilini alt dişleri hizasından ne kadar dışarıya çıkarabildiğidir. Bunu anlayabilmek için çocuğa dondurma ya da şeker yalatılabilir. Ayrıca dil ucunun v şeklinde girintili olması, dil ucunun damağa değdirilememesi, dilin sağa sola oynatılamaması da tanıyı destekler.  </p>
<p>Bebeklerde ise çok sıkı ve kısa frenulumun emmede zorlanmaya yol açıp kilo alma ve gelişimde gerilemeye neden olması bizi cerrahiye yönlendirir. </p>
<p>Daha ileri yaş grubundaki çocuklarda özellikle 3 yaş civarında &#8220;l, r, t, d, n, z&#8221; harflerini çıkarmada zorlanma şeklinde artikülasyon bozuklukları belirginleşmeye başlar. Ayrıca özellikle alt ön iki diş arasında boşluk ortaya çıkarak kalıcı diş sorunları da görülmeye başlar.  </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Dil bağı ameliyatı zor mudur?</span></strong> </p>
<p>Bu müdahale oldukça basittir ve neredeyse hiçbir komplikasyonu bulunmamaktadır. Genellikle lokal anestezi altında poliklinik ya da küçük müdahale şartlarında yapılabilmektedir.  </p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\' type=\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/dil-bagi-ankiloglossi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZ KOKUSU (Halitosis)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 16:04:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[halitosis]]></category>
		<category><![CDATA[kronik tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[  Günümüzde gerek erkek olsun gerek bayan, çoğumuz , diğer insanların  dış görüntümüz hakkında neler düşündüğüne çok büyük önem vermekteyiz. Yolda yürürken gayet şık giyimli, bakımlı, parfüm kokulu bir bayanın size yaklaşıp bir adres sorduğu anda etrafa yayılan kötü bir ağız kokusu olduğunu düşünün! Ya da tam tersi atletik vücutlu, saç sakal traşı düzgün, yakışıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><a title="koku1.jpg" rel="attachment wp-att-55" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=55"></a>Günümüzde gerek erkek olsun gerek bayan, çoğumuz , diğer insanların  dış görüntümüz hakkında neler düşündüğüne çok büyük önem vermekteyiz. Yolda yürürken gayet şık giyimli, bakımlı, parfüm kokulu bir bayanın size yaklaşıp bir adres sorduğu anda etrafa yayılan kötü bir ağız kokusu olduğunu düşünün! Ya da tam tersi atletik vücutlu, saç sakal traşı düzgün, yakışıklı bir erkeğin gülümseyerek size yaklaştığında duyduğunuz ağız kokusu herşeyi alt üst etmiş olmaz mı? Nedir bu ağız kokusu, neden bu kadar sık duyar olduk bu şikayeti?Aslında ağız kokusu günümüzün en sık rastlanan şikayetlerinden olsa da, oldukça eskiden beri üstünde durulan bir konudur. Yapılan araştırmalarda ilk olarak 2000 yıl öncesine ait İbranice bir yazıtta partnerlerden birinde ağız kokusu varlığında yasal olarak evlilik aktinin bozulabileceği şeklinde bir hüküm saptanmıştır. Benzer yazılara Yunan, Roma ve İslam kültüründe de rastlanmıştır. Bu konunun bilimsel olarak  incelenmesi, 1940-50&#8242;li yıllarda Fosnick ve arkadaşları tarafından <em>&#8220;ozmoskopi&#8221;</em> adı verilen ve ağız kokusu nedenini araştıran bir aletin icadı ile başlar. Bu araştırmacılar kötü kokunun ağızdan, genizden veya vücudun pek çok yerinden kaynaklanabileceğini belirtmişlerdir. Sonraki yıllarda ise yapılan pek çok araştırma sonrası ağız kokusu (halitosis) sınıflandırılarak tanımlanmıştır. Buna göre:</p>
<p><span style="color: #339966;">1-<strong>Gerçek halitosis</strong>:</span> Dışarıdan net olarak fark edilen, tahammül edilemez kötü ağız kokusudur.</p>
<p><span style="color: #339966;">a) Fizyolojik-geçici halitosis:</span> Sabahları kalktığımızda çoğumuzda olan ağız kokusudur. Buna yol açacak belirgin bir hastalık yoktur. Tükrük normalde kokusuz, belli bir pH&#8217;ı olan, değişik tipte zararsız bakteriler, epitel döküntüleri ve yemek artıklarından oluşan, protein ve üreden zengin, karbonhidrattan fakir bir salgıdır. Ancak pH&#8217;ın artmasına yol açan durumlarda (proteinden zengin beslenme, az su içme, tükrük salgısında azalma ve kuruma vb.) giderek artan bir kötü kokuya sahip olur. Bu durumda ağız içinde dil kökünde yerleşen bu bakteriler, özellikle de gece tükrük salgısının azalmasını da fırsat bilerek,  besin artıklarını eritip kötü kokuya yol açan sülfür maddesini açığa çıkarır. Diyete dikkat etmekle ve ağız hjyeniyle genellikle düzelmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">b) Patolojik halitosis:</span> </p>
<p>                        <span style="color: #339966;">* <span style="text-decoration: underline;">Diş ve dişeti ile ilgili hastalıklar</span></span>: Ağız içindeki diş ve dişeti iltihabı vb.  hastalıklara bağlıdır.</p>
<p>                        <span style="color: #339966;">* <span style="text-decoration: underline;">Diş ve dişeti dışı hastalıklar</span></span>: Burun, bademcik, geniz, sinüsler, gırtlak, akciğer, yemek borusu gibi üst solunum yolları ve üst sindirim yolları kaynaklı hastalıklar ile tüm vücudu etkileyen  şeker hastalığı,  siroz,  böbrek yetmezliği gibi nedenlere bağlıdır.</p>
<p><span style="color: #339966;">2- <strong>Yalancı halitosis</strong>:</span> Yakınları tarafından ağız kokusu saptanmadığı halde hastanın kendisi inatla ağzının koktuğunu iddia etmektedir. Ağız hjyeni ve diyete dikkat etmesi önerilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">3- <strong>Halitofobi-Ağız kokusu korkusu</strong>:</span> Gerçek halitosis veya yalancı halitosis tedavisi sonrası, koku olmadığı halde, ağzının koktuğunu iddia etme olarak tanımlanır. Psikiyatrik destek önerilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">AĞIZ KOKUSU ŞİKAYETİ İÇİN KİME BAŞVURULMALIDIR?</span></strong></p>
<p>Yukarıda belirtilen sınıflandırmaya dikkat edecek olursanız, başvuracağınız branş hekimleri Diş Hekimi, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı ve İç Hastalıkları ile Gastroenteroloji Uzmanlarıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">AĞIZ KOKUSUNU ÖNLEMEK İÇİN NE YAPILMALIDIR?</span></strong></p>
<p>Ağız kokusu genellikle ağız içi kaynaklı olduğu için öncelikle günlük diş-dil bakımı çok önemlidir. Günde en az 2 kez dişler fırçalanmalı, diş araları yeterince temizlenmiyorsa diş ipi kullanılmalı, özellikle sigara içenlerle bol miktarda çay-kahve tüketen kişilerde dil köküne doğru artan paslanma çok görüldüğü için dil de dişlerle birlikte fırçalanmalıdır. Bu iş için özel olarak üretilmiş dil fırçaları ve özel solüsyonlar bulunmaktadır.</p>
<p>Protein ağırlıklı beslenenlerde ağız kokusunun daha fazla olacağını belirtmiştik. Bu nedenle mümkün olduğunca dengeli beslenmeli, ağız kuruluğunu önlemek üzere günde en az 5 bardak su içmeli, çiğ soğan-sarımsak tüketmemeli, kullanıyorsanız alkol ve sigarayı bırakmalı, çay-kahve kullanımını azaltmalısınız. Tükrük salgısını arttırmak için şekersiz sakız çiğneyebilirsiniz. Mentollü ve naneli sakızları ise önermemekteyiz, çünkü hem reflü dediğimiz mideden yukarı doğru asit kaçağını tetikleyerek ağız kokusunu arttırabilmekte, hem de ağız kuruluğu yapabilmektedir. Bazı ilaçlar (epilepsi, tansiyon ilaçları vb.) tükrük salgısını azaltarak ağız kokusunu arttırabilmektedir, bu konuda da hastalıklarınızı takip eden doktorunuza danışınız.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HORLAMA, UYKU APNESİ VE RADYOFREKANS TEDAVİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/horlama-uyku-apnesi-ve-radyofrekans-tedavisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/horlama-uyku-apnesi-ve-radyofrekans-tedavisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 15:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HORLAMA VE UYKU APNESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CPAP]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[LAUP]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[leyla hoşabcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[polisomnografi]]></category>
		<category><![CDATA[radyofrekans]]></category>
		<category><![CDATA[somnoplasti]]></category>
		<category><![CDATA[uyku apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku testi]]></category>
		<category><![CDATA[uykuda nefes durması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[  Horlama normal erişkin insanların en az %45’inde zaman zaman, %25’inde ise sürekli olarak görülmektedir. Horlama problemi en sık şişman erkeklerde görülür ve yaşla birlikte her geçen gün artar. Özellikle yorgunluk, kullanılan bazı ilaçlar ve alkol alımı ile tetiklenebilmektedir. Nefes durmasına yol açmadığı müddetçe bu durumu basit horlama olarak kabul etmekteyiz. Horlamanın ağır formu ise [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="snoring_op_170x226.jpg" rel="attachment wp-att-94" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=94"></a></p>
<p style="text-align: center;"><a title="osadevice1.gif" rel="attachment wp-att-96" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=96"><img src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/02/osadevice1.thumbnail.gif" border="0" alt="osadevice1.gif" width="1" height="1" align="bottom" /></a><img src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/02/osadevice1.thumbnail.gif" border="0" alt="osadevice1.gif" width="1" height="1" align="bottom" /></p>
<p> </p>
<p class="Tabloerii" style="text-align: left; margin-bottom: 14.15pt;">Horlama normal erişkin insanların en az %45’inde zaman zaman, %25’inde ise sürekli olarak görülmektedir. Horlama problemi en sık şişman erkeklerde görülür ve yaşla birlikte her geçen gün artar. Özellikle yorgunluk, kullanılan bazı ilaçlar ve alkol alımı ile tetiklenebilmektedir. Nefes durmasına yol açmadığı müddetçe bu durumu basit horlama olarak kabul etmekteyiz.</p>
<p class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt;">Horlamanın ağır formu ise “tıkayıcı tipte horlama hastalığıdır.” <span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;">“<span style="color: #ff0000;">Uyku apnesi</span></span><span style="color: #ff0000;">”</span></span> diye bilinen bu hastalıkta şiddetli horlama nefessiz kalınan bir dönemle kesilmektedir.</p>
<p class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt;">Apnenin derecelendirilebilmesi için, bu şikayetle başvuran hastalara <span style="color: #ff0000;">“Uyku testi”</span> yapılması gerekir. Bu testte kişi, geceki normal uykusunu özel bir odada, vücudunun çeşitli yerlerine oksijen, kan basıncı, uyku evreleri, kalp grafisi gibi parametreleri ölçen elektrotlar takılı olarak uyumaktadır. Test sonucun<a title="osadevice.gif" rel="attachment wp-att-95" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=95"><img src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/02/osadevice.thumbnail.gif" border="0" alt="osadevice.gif" width="1" height="1" align="absBottom" /></a><img src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/02/osadevice.thumbnail.gif" border="0" alt="osadevice.gif" width="1" height="1" align="absBottom" />da tüm parametreler uyku patologu tarafından incelenmekte ve apne derecesi belirlenmektedir. Ancak testin doğru sonuç verebilmesi için kişide burun tıkanıklığı olmaması ya da varsa da öncelikle bunun tıbbi ya da cerrahi tedavi ile giderilip ondan sonra testin yapılması gerekir.</p>
<p class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt;">Hastalığı ileri derecede olan kişilere genellikle basınçlı hava vererek üst solunum yolu direncini yenen özel maskeler önerilir. Başarı şansı % 100 olan tek uygulama <span style="color: #ff0000;">&#8220;CPAP&#8221;</span> denilen bu maske yöntemidir. Bu başarılı yöntemi hastaların ancak % 50&#8242;si uzun süre kullanabilmektedir. </p>
<p><span lang="TR">Horlama ve nefessiz kalmaya yol açan hareketli dokuların sabitleştirilmesi ve hava yolunun daha genişletilmesini sağlayan horlama ameliyatlarından başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Varolan patolojinin derecesine göre, en basitinden küçük dilin cerrahi kısaltılmasından tutun (uvuloplasti), uvulopalatal flep, uvulopalatofaringoplastiye kadar (en geniş şekliyle bademciklerle birlikte yumuşak damağın sarkan kısmı, küçük dilin alınması ve hatta bazen yutak yan duvarının plastiği ) pek çok cerrahi teknik bulunmaktadır. </span><span lang="TR">Son yılların başarılı ve popüler bir diğer tedavi yöntemi <strong><span style="color: #ff0000;">Radyofrekans (Somnoplasti)</span></strong>&#8216;tır. </span><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;">Radyofrekans nedir?</span> </span></strong></p>
<p class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt;">Radyofrekansın mekanizması bir nevi mikrodalga fırın prensibi gibidir, yani doku içinde iyonların hareketlerini arttırarak mukoza altı dokularda ısınma ve sonrasında buna bağlı büzüşme sağlar. <strong>Somnoplasti</strong> olarak da adlandırılan bu yöntemde sarkmış olan yumuşak damak ve küçük dil kısmen büzüştürülüp yukarı doğru çekilerek solunum yolunun rahatlatılması hedeflenmiştir. Bu işlemin diğerlerine göre avantajı mukozanın korunmasıdır, bu da kanama ve ameliyat sonrasındaki ağrı ve ağız içi yaraları en aza indirmektedir. Bugün için bu teknik, sadece basit horlamada ve hafif apne hastalarında kullanılan bir tekniktir. Henüz orta ve ileri derecedeki apne hastaları açısından etkinliğinin yeterli olmadığı görülmüştür.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Radyofrekans tedavisi nasıl yapılır?</span></strong></p>
<p class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt;">Çoğunlukla lokal anestezi altında, bazı özel durumlarda genel anestezi altında yapılabilen radyofrekans uygulaması için öncelikle yumuşak damak ve küçük dil önce sprey, sonra da iğne yoluyla ilaç verilerek uyuşturulur. Sonrasında yumuşak damağa radyofrekans elektrot ucu batırılarak 3 ayrı noktadan uygulama yapılır. Hasta 2-3 saatlik bir izlemden sonra evine/işine dönebilir. Her kişinin yara iyileşme potansiyelinin farklı olması nedeniyle, istenilen sonuca ulaşabilmek adına gerektiğinde, işlem üçer ay arayla en az 2-3 kez tekrarlanabilmektedir. <strong>Horlama cerrahisinde son yılların bir diğer popüler tekniği olan lazer uygulaması ile karşılaştırıldığında </strong>lazer yardımlı yumuşak damak cerrahisi (LAUP), işlem sonrasında ciddi oranda ağrıya neden olurken, radyofrekans yönteminde ise ağrı son derece azdır. İyileşme radyofrekansta daha hızlıdır; hasta 1-2 günde normal yaşantısına döner; ilk günden itibaren normal gıda alabilir. LAUP uygulanan hasta ise bademcik ameliyatı olmuş gibi uzun bir süre sıvı gıdalarla beslenmek zorundadır. Radyofrekansın lazere karşı etkisini karşılaştıran araştırmalarda horlama ve apnenin kesilmesi açısından iki yöntem de aynı derecede etkili bulunmasına karşın lazerde ortaya çıkan ağrının derecesi somnoplastidekinden 4 kat fazla bulunmuştur. Ayrıca aynı seansta burun etlerine radyofrekans uygulanarak burun tıkanıklıkları da bir ölçüde rahatlatılabilmektedir. Bu nedenle tüm dünyada artık lazer cerrahisi yavaş yavaş popülerliğini yitirmeye başlamıştır.</p>
<p class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kilo kontrolü:</span></strong></p>
<p class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt;">Uyku apnesinin tedavisinde hem tedavi edici, hem de cerrahi tedaviye yardımcı olmak üzere kilo kontrolü oldukça büyük önem taşımaktadır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için <a title="Uyku apnesi ve obezite" href="http://www.leylahosabcioglu.com/?cat=3" target="_blank">Sn. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Leyla Hoşabcıoğlu&#8217;nun yazısını </a>okuyunuz.</p>
<p class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/horlama-uyku-apnesi-ve-radyofrekans-tedavisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEVİASYON AMELİYATI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/burun-ameliyati-deviasyon/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/burun-ameliyati-deviasyon/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 14:52:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[burun eğriliği]]></category>
		<category><![CDATA[burun estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[deviasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kret]]></category>
		<category><![CDATA[rinoplasti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[    Burnun orta bölmesini  oluşturan, kıkırdak ve kemikten oluşan yapıya septum denmektedir. Normalde düz veya düze yakın olması gerekirken, doğuştan veya sonradan oluşan darbelere bağlı septumda bazı eğrilikler (deviasyon) ve çıkıntılar (kret) olabilir. Septum, burnun bir tarafına veya iki tarafına da eğri olduğu durumda burun içindeki hava akımını değiştirmekte ve burun tıkanıklığına yol açabilmektedir.Septum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><a title="seotum-deviye.jpg" rel="attachment wp-att-70" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=70"></a></span><span><a title="seotum-deviye.jpg" rel="attachment wp-att-70" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=70"></a></span></p>
<div><span> </span></div>
<div><span> </span></div>
<div><span></span></div>
<p><span></p>
<p style="text-align: left;"><span>Burnun orta bölmesini  oluşturan, kıkırdak ve kemikten oluşan yapıya septum denmektedir. Normalde düz veya düze yakın olması gerekirken, doğuştan veya sonradan oluşan darbelere bağlı septumda bazı eğrilikler (deviasyon) ve çıkıntılar (kret) olabilir. Septum, burnun bir tarafına veya iki tarafına da eğri olduğu durumda burun içindeki hava akımını değiştirmekte ve burun tıkanıklığına yol açabilmektedir.Septum deviasyonu, burun içinin özel aletlerle muayenesiyle saptanabilir. </span></p>
<p> </p>
<p></span></p>
<p style="text-align: left;">
<div style="text-align: left;"><span></span></div>
<p><span> </p>
<p style="text-align: left;">Burun tıkanıklığı şikayetiyle başvuran bir hastada eğer sorun septumdaki eğrilik ve çıkıntılar ise, bunları gidermek için <span style="color: #339966;">Septoplasti ameliyatı</span> ya tek başına ya da hastanın burnundaki soruna ve hastanın beklentisine göre <span style="color: #339966;">Rinoplasti(burun estetiği)</span>  ile birlikte uygulanır.</p>
<p><span> </span><span>Artık günümüzde, cerrahi tekniklerin gelişimi sayesinde,  özel durumlar dışında (konka yani burun etine cerrahi girişim, vb. ek müdahalelerde olduğu gibi) hastaların ameliyat olmaya karar verme aşamasında genellikle en çok çekindikleri konu olan burun içi tamponu konulmamakta ya da hasta taburcu edilene kadar geçici ince tamponlar konulabilmektedir. Ayrıca hasta bu sayede 2-3 gün sonra işine dönebilmektedir. Ameliyat sonrasında ilk 15 gün burun içinde biriken kabuklar ve şişlikler nedeniyle burun tıkanıklığı şikayeti devam edebilmekte, düzenli burun lavajı ve pansumanlarla zamanla bu durum gerilemektedir. </span></p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/burun-ameliyati-deviasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK AMELİYATI (Tonsillektomi)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 14:40:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adenoid]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidektomi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[kronik tonsillit]]></category>
		<category><![CDATA[tonsil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[BADEMCİK NEDİR?    Bademcikler boğazımızın iki yanında yer alırlar ve iki adettirler.  2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde,  halk arasındaki yanlış inanışın aksine,  azalma olmaz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="color: #339966;"><strong><em><span style="color: #339966;">BADEMCİK NEDİR?</span></em></strong> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #339966;"> </span></em></strong></p>
<p>Bademcikler boğazımızın iki yanında yer alırlar ve iki adettirler.  2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde,  halk arasındaki yanlış inanışın aksine,  azalma olmaz. Bazı kişilerde kronik (müzmin) ve tekrarlayıcı enfeksiyonlara bağlı oluşan apseler, kötü kokulu peynir renginde iltihap toplanması, sık boğaz ağrısı ve ateşle giden kronik tonsillit&#8217;e (müzmin bademcik iltihabı) ve ağız kokusuna neden olabilmektedir.<em> </em></p>
<p><strong><em><span style="color: #339966;">BADEMCİK HASTALIKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?</span></em></strong></p>
<p>Bademciklerin bakteriyel enfeksiyonları önce antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. Ancak bazen bademciklerin alınması gerekebilir. Bademciklerin alınması için en önemli iki neden şunlardır: 1- Antibiyotik tedavilerine rağmen tekrar eden enfeksiyonlar, 2-Büyümüş bademciklere bağlı nefes alma zorluğu.<em> </em> </p>
<p><em>Amelİyat kararI:</em><em>  </em>İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına başvurulmaktadır. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter vardır. Kesin ve göreceli olarak ameliyatın gerekliliği belirlenir.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></em></strong><em><span style="text-decoration: underline;"> </span></em>Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.</p>
<p><strong> <em><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></em></strong>Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 &#8216;şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 &#8216;er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.<strong> </strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #339966;">BADEMCİK AMELİYATI RİSKLİ MİDİR?</span></em></strong></p>
<p>Bademcik ameliyatlarının riski oldukça düşük orandadır. İstatistiklerde 14.000 ameliyattan birinde anesteziye veya cerrahiye bağlı ciddi komplikasyon bildirilmektedir. Ameliyat sonrası ciddi kanama oranı 5/1000 gibi düşük orandadır. Bademcik ameliyatından sonra daha kolay farenjit olunduğu yolunda yanlış bir inanış vardır. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır.</p>
<p><em>*Bu yazının hazırlanmasında  Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfı&#8217;nın Hasta Bilgilendirme  metninden yararlanılmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZ ETİ AMELİYATI (ADENOİDEKTOMİ)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-eti-adenoid-ameliyati/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-eti-adenoid-ameliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 14:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adenoid]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidektomi]]></category>
		<category><![CDATA[adenotonsillektomi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta sıvı birikimi]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>
		<category><![CDATA[tonsil]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>
		<category><![CDATA[uykuda nefes durması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[GENİZ ETİ (ADENOİD) NEDİR?    Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti, boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><span style="color: #ff0000;">GENİZ ETİ (ADENOİD) NEDİR?</span></strong></span></p>
<p><span><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong></span><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p>Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti, boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. <em> </em></p>
<div><strong><em><span style="color: #000000;"> </span></em></strong><span><strong><span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;">GENİZ ETİ RAHATSIZLIKLARI NELERDİR?</span><a title="adenoid2.jpg" rel="attachment wp-att-72" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=72"></a></span></strong><span style="color: #ff0000;"> </span></span></div>
<div>
<div>
<p><span style="color: #000000;">Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti, boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır.  </span> </p>
<p><span style="color: #000000;">Geniz etinin en sık görülen rahatsızlığı, sık tekrar eden enfeksiyonlar ve bunlara bağlı olarak bu organların büyümesi ve bünyesinde mikrop barındırmasıdır. Bu büyüme burundan nefes alma ve konuşma fonksiyonlarını bozabilmekte, yetersiz burun solunumu ağızdan soluk alıp verme ve horlamaya yol açabilmekte, bu durumun uzun sürmesi ise gelişmede gerilik, ağız ve diş</span> <span style="color: #000000;">yapısında bozulma ve kulaklarda sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve sıvı birikimine bağlı işitme kaybı ile sonuçlanabilmektedir.  </span><span style="color: #000000;"> </span></p>
</div>
<p>Geniz etinin en sık görülen rahatsızlığı, sık tekrar eden enfeksiyonlar ve bunlara bağlı olarak bu organların büyümesi ve bünyesinde mikrop barındırmasıdır. Bu büyüme burundan nefes alma ve konuşma fonksiyonlarını bozabilmekte, yetersiz burun solunumu ağızdan soluk alıp verme ve horlamaya yol açabilmekte, bu durumun uzun sürmesi ise gelişmede gerilik, ağız ve diş yapısında bozulma ve kulaklarda sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve sıvı birikimine bağlı işitme kaybı ile sonuçlanabilmektedir.<em>  </em></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">GENİZ ETİ HASTALIKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?</span></strong></p>
<p>Geniz eti iltihaplanmasının yol açtığı öksürük, kulakta sıvı birikimi ve kulak  enfeksiyonları için öncelikle tıbbi tedavi uygulanmaktadır. Ancak birkaç kez tekrarlanmasına rağmen kulaktaki sıvının gerilememesi, ağzı açık uyuma-horlama şikayetlerinin devam etmesi geniz etinin alınmasını  gerektirebilir. Eğer çocuğunuzun geniz eti büyümüş ise burnundan nefes alması çoğu kez zorlaşmıştır. Diğer belirtiler ise şunlardır: Burun yerine ağızdan nefes alma, konuşurken burun tıkanıklığına bağlı seste değişme, gündüzleri hırıltılı nefes alma, tekrar eden kulak iltihapları, geceleri horlama ve geceleri horlama sırasında nefes almanın birkaç saniye duraklaması.<strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>AMELİYAT KARARI:</strong></span></p>
<p><em> </em>İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak geniz etinin çıkartılması yöntemine başvurulmaktadır.  Geniz eti ameliyatı, çok düşük risklere sahip, çabuk iyileşme sağlayan basit ameliyatlardan biridir.  Yarık damaklı olan veya yarık damak ameliyatı olup damağı tamir edilen hastalarla gizli yarık damağı (submuköz yarık damak) olan kişilere geniz eti ameliyatı yapılmamalıdır.</p>
<p><em>*Bu yazının hazırlanmasında  Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfı&#8217;nın Hasta Bilgilendirme  metninden yararlanılmıştır.</em></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-eti-adenoid-ameliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CONTINUOUS POSITIVE AIRWAY PRESSURE (CPAP)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/continuous-positive-airway-pressure-cpap/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/continuous-positive-airway-pressure-cpap/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 17:16:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NOSE PROBLEMS]]></category>
		<category><![CDATA[CPAP]]></category>
		<category><![CDATA[LAUP]]></category>
		<category><![CDATA[sleep apnea]]></category>
		<category><![CDATA[snoring]]></category>
		<category><![CDATA[Upper Airway Resistance Syndrome]]></category>
		<category><![CDATA[UPPP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[Snoring Problems Forty­-five percent of normal adults snore at least occasionally, and 25 percent are habitual snorers. Problem snoring is more frequent in males and overweight persons and it usually grows worse with age. Snoring sounds are caused when there is an obstruction to the free flow of air through the passages at the back [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>Snoring Problems</h2>
<p>Forty­-five percent of normal adults snore at least occasionally, and 25 percent are habitual snorers. Problem snoring is more frequent in males and overweight persons and it usually grows worse with age. Snoring sounds are caused when there is an obstruction to the free flow of air through the passages at the back of the mouth and nose.</p>
<p>Only recently have the adverse medical effects of snoring and its association with Obstructive Sleep Apnea (OSA) and Upper Airway Resistance Syndrome (UARS) been recognized. Various methods are used to alleviate snoring and/or OSA. They include behavior modification, sleep positioning, Continuous Positive Airway Pressure (CPAP), Uvulopalatopharyngoplasty (UPPP), and Laser Assisted Uvula Palatoplasty (LAUP), and jaw adjustment techniques.</p>
<h3>What Is Continuous Positive Airway Pressure (CPAP)?</h3>
<p>Nasal CPAP delivers air into your airway through a specially designed nasal mask or pillows. The mask does not breathe for you; the flow of air creates enough pressure when you inhale to keep your airway open. CPAP is considered the most effective nonsurgical treatment for the alleviation of snoring and obstructive sleep apnea.</p>
<p>If your otolaryngologist determines that the CPAP treatment is right for you, you will be required to wear the nasal mask every night. During this treatment, you may have to undertake a significant change in lifestyle. That change could consist of losing weight, quitting smoking, or adopting a new exercise regimen.</p>
<p>Before the invention of the nasal CPAP, a recommended course of action for a patient with sleep apnea or habitual snoring was a tracheostomy, or creating a temporary opening in the windpipe. The CPAP treatment has been found to be nearly 100 percent effective in eliminating sleep apnea and snoring when used correctly and will eliminate the necessity of a surgical procedure.</p>
<h3>So, If I Use A Nasal CPAP I Will Never Need Surgery?</h3>
<p>With the exception of some patients with severe nasal obstruction, CPAP has been found to be nearly 100 percent effective, although it does not cure the problem. However, studies have shown that long­term compliance in wearing the nasal CPAP is about 70 percent. Some people have found the device to be claustrophobic or have difficulty using it when traveling. If you find that you cannot wear a nasal CPAP each night, a surgical solution might be necessary. Your otolaryngologist will advise you of the best course of action.</p>
<h3>Should You Consider CPAP?</h3>
<p>If you have significant sleep apnea, you may be a prime for CPAP. Your otolaryngologist will evaluate you and ask the following questions:</p>
<ul>
<li>Do you snore loudly and disturb your family and friends?</li>
<li>Do you have daytime sleepiness?</li>
<li>Do you wake up frequently in the middle of the night?</li>
<li>Do you have frequent episodes of obstructed breathing during sleep?</li>
<li>Do you have morning headaches or tiredness?</li>
</ul>
<p>Suitability for CPAP use is determined after a review of your medical history, lifestyle factors (alcohol and tobacco intake as well as exercise), cardiovascular condition, and current medications. You will also receive a physical and otorhinolaryngological (ear, nose, and throat) examination to evaluate your airway.</p>
<p>Before receiving the nasal mask, you would need to have the proper CPAP pressure set during a &#8220;sleep study.&#8221; This will complete the evaluation necessary for prescribing the appropriate treatment for your needs.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/snoring/cpap.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/continuous-positive-airway-pressure-cpap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>20 QUESTIONS ABOUT YOUR SINUSES</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/20-questions-about-your-sinuses/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/20-questions-about-your-sinuses/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 12:22:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NOSE PROBLEMS]]></category>
		<category><![CDATA[non-prescription nose drops]]></category>
		<category><![CDATA[sinus pain]]></category>
		<category><![CDATA[sinus surgery]]></category>
		<category><![CDATA[sinusitis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[  Q. How common is sinusitis? A. More than 37 million Americans suffer from at least one episode of acute sinusitis each year. The prevalence of sinusitis has soared in the last decade possibly due to increased pollution, urban sprawl, and increased resistance to antibiotics. Q. What is sinusitis? A. Sinusitis is an inflammation of [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p><strong>Q. How common is sinusitis?</strong></p>
<p><strong>A.</strong> More than 37 million Americans suffer from at least one episode of acute sinusitis each year. The prevalence of sinusitis has soared in the last decade possibly due to increased pollution, urban sprawl, and increased resistance to antibiotics.</p>
<p><strong>Q. What is sinusitis?</strong><br />
<strong>A.</strong> Sinusitis is an inflammation of the membrane lining of any sinus, especially one of the paranasal sinuses. Acute sinusitis is a short-term condition that responds well to antibiotics and decongestants; chronic sinusitis is characterized by at least four recurrences of acute sinusitis. Either medication or surgery is a possible treatment.</p>
<p><strong>Q. What are the signs and symptoms of acute sinusitis?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> For acute sinusitis, symptoms include facial pain/pressure, nasal obstruction, nasal discharge, diminished sense of smell, and cough not due to asthma (in children). Additionally, sufferers of this disorder could incur fever, bad breath, fatigue, dental pain, and cough.</p>
<p>Acute sinusitis can last four weeks or more. This condition may be present when the patient has two or more symptoms and/or the presence of thick, green or yellow nasal discharge. Acute bacterial infection might be present when symptoms worsen after five days, persist after ten days, or the severity of symptoms is out of proportion to those normally associated with a viral infection.</p>
<p><strong>Q. How is acute sinusitis treated?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> Acute sinusitis is generally treated with ten to 14 days of antibiotic care. With treatment, the symptoms disappear, and antibiotics are no longer required for that episode. Oral and topical decongestants also may be prescribed to alleviate the symptoms.</p>
<p><strong>Q. What are the signs and symptoms of chronic sinusitis?</strong></p>
<p><strong>A.</strong> Victims of chronic sinusitis may have the following symptoms for 12 weeks or more: facial pain/pressure, facial congestion/fullness, nasal obstruction/blockage, thick nasal discharge/discolored post-nasal drainage, pus in the nasal cavity, and at times, fever. They may also have headache, bad breath, and fatigue.</p>
<p><strong>Q. What measures can be taken at home to relieve sinus pain?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> Warm moist air may alleviate sinus congestion. Experts recommend a vaporizer or steam from a pan of boiled water (removed from the heat). Humidifiers should be used only when a clean filter is in place to preclude spraying bacteria or fungal spores into the air. Warm compresses are useful in relieving pain in the nose and sinuses. Saline nose drops are also helpful in moisturizing nasal passages.</p>
<p><strong>Q. How effective are non-prescription nose drops or sprays?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> Use of nonprescription drops or sprays might help control symptoms. However, extended use of non-prescription decongestant nasal sprays could aggravate symptoms and should not be used beyond their label recommendation. Saline nasal sprays or drops are safe for continuous use.</p>
<p><strong>Q. How does a physician determine the best treatment for acute or chronic sinusitis?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> To obtain the best treatment option, the physician needs to properly assess the patient&#8217; s history and symptoms and then progress through a structured physical examination.</p>
<p><strong>Q. What should one expect during the physical examination for sinusitis?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> At a specialist&#8217; s office, the patient will receive a thorough ear, nose, and throat examination. During that physical examination, the physician will explore the facial features where swelling and erythema (redness of the skin) over the cheekbone exist. Facial swelling and redness are generally worse in the morning; as the patient remains upright, the symptoms gradually improve. The physician may feel and press the sinuses for tenderness. Additionally, the physician may tap the teeth to help identify an inflamed paranasal sinus.</p>
<p><strong>Q. What other diagnostic procedures might be taken?</strong></p>
<p><strong>A.</strong> Other diagnostic tests may include a study of a mucous culture, endoscopy, x-rays, allergy testing, or CT scan of the sinuses.</p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinusler.jpg"></a></p>
<p><strong>Q. What is nasal endoscopy?</strong></p>
<p><strong>A.</strong> An endoscope is a special fiber optic instrument for the examination of the interior of a canal or hollow viscus. It allows a visual examination of the nose and sinus drainage areas.</p>
<p><strong>Q. Why does an ear, nose, and throat specialist perform nasal endoscopy?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> Nasal endoscopy offers the physician specialist a reliable, visual view of all the accessible areas of the sinus drainage pathways. First, the patient&#8217; s nasal cavity is anesthetized; a rigid or flexible endoscope is then placed in a position to view the nasal cavity. The procedure is utilized to observe signs of obstruction as well as detect nasal polyps hidden from routine nasal examination. During the endoscopic examination, the physician specialist also looks for pus as well as polyp formation and structural abnormalities that may cause recurrent sinusitis.</p>
<p><strong>Q. What course of treatment will the physician recommend?</strong></p>
<p><strong>A.</strong> To reduce congestion, the physician may prescribe nasal sprays, nose drops, or oral decongestants. Antibiotics will be prescribed for any bacterial infection found in the sinuses (antibiotics are not effective against a viral infection). Antihistamines may be recommended for the treatment of allergies.</p>
<p><strong>Q. Will any changes in lifestyle be suggested during treatment?</strong></p>
<p><strong>A.</strong> Smoking is never condoned, but if one has the habit, it is important to refrain during treatment for sinus problems. A special diet is not required, but drinking extra fluids helps to thin mucus.</p>
<p><strong>Q. When is sinus surgery necessary?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> Mucus is developed by the body to act as a lubricant. In the sinus cavities, the lubricant is moved across mucous membrane linings toward the opening of each sinus by millions of cilia (a mobile extension of a cell). Inflammation from allergy causes membrane swelling and the sinus opening to narrow, thereby blocking mucus movement. If antibiotics are not effective, sinus surgery can correct the problem.</p>
<p><strong>Q. What does the surgical procedure entail? </strong></p>
<p><strong>A.</strong> The basic endoscopic surgical procedure is performed under local or general anesthesia. The patient returns to normal activities within four days; full recovery takes about four weeks.</p>
<p><strong>Q. What does sinus surgery accomplish?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> The surgery should enlarge the natural opening to the sinuses, leaving as many cilia in place as possible. Otolaryngologist&#8211;head and neck surgeons have found endoscopic surgery to be highly effective in restoring normal function to the sinuses. The procedure removes areas of obstruction, resulting in the normal flow of mucus.</p>
<p><strong>Q. What are the consequences of not treating infected sinuses?</strong></p>
<p><strong>A.</strong> Not seeking treatment for sinusitis will result in unnecessary pain and discomfort. In rare circumstances, meningitis or brain abscess and infection of the bone or bone marrow can occur.</p>
<p><strong>Q. Where should sinus pain sufferers seek treatment?<br />
</strong><br />
<strong>A.</strong> If you suffer from severe sinus pain, you should seek treatment from an otolaryngologist&#8211;head and neck surgeon, a specialist who can treat your condition with medical and/or surgical remedies.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/sinus/sinus_questions.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/20-questions-about-your-sinuses/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLERGIES AND HAY FEVER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/allergies-and-hay-fever/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/allergies-and-hay-fever/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 12:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NOSE PROBLEMS]]></category>
		<category><![CDATA[Allergy]]></category>
		<category><![CDATA[Antihistamine]]></category>
		<category><![CDATA[Decongestants]]></category>
		<category><![CDATA[Hay fever]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=218</guid>
		<description><![CDATA[Insight Into Causes, Treatment, And Prevention  Forty-five million Americans suffer from a recurring problem called allergy. Allergic rhinitis was once known as hay fever because workers would sneeze and develop nasal and sinus congestion when they worked around hay in the fields. Hay fever, asthma, and eczema are the most common symptoms of an allergic [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Insight Into Causes, Treatment, And Prevention </strong><br />
Forty-five million Americans suffer from a recurring problem called allergy. Allergic rhinitis was once known as hay fever because workers would sneeze and develop nasal and sinus congestion when they worked around hay in the fields. Hay fever, asthma, and eczema are the most common symptoms of an allergic reaction.</p>
<p><a title="kedi-kasinirken.jpg" rel="attachment wp-att-159" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=159"></a></p>
<p>Allergy symptoms appear when the body&#8217;s immune system begins to respond to a substance as though it were a dangerous invader (called an antigen or allergen). It does this by sending specific defenders called antibodies to the entry site. The battle between allergen and antibody results in a release of chemical mediators, such as histamine, into the bloodstream. Those chemical mediators cause changes in the body, which produce the symptoms that we feel.</p>
<p>Symptoms that may be caused by allergy are itching eyes, sneezing, nasal stuffiness, nasal congestion and drainage, and sometimes headache. Some people experience hearing changes, scratchy sore throats, hoarseness, and cough. Other less common symptoms include balance disturbances, swelling in face or throat tissues, skin irritations, and even respiratory problems and asthma.</p>
<p>Some allergy sufferers experience symptoms all year. Others find certain seasons bring on attacks. Allergy symptom control is most successful when multiple management approaches are used simultaneously. Minimizing exposure to allergens, managing symptoms with medications, and desensitization with allergy shots are all methods that can be useful in controlling allergic symptoms.</p>
<p>Medications properly used can be very helpful. Over the counter drugs can be beneficial, but some cause drowsiness. Sometimes prescription medications offer the best chance for good control.</p>
<p>Immunotherapy, or allergy shots, provide the only treatment method that can offer lasting relief or cure from allergies. Before beginning a series of such shots, allergy testing must be performed.</p>
<p><strong>Beware Of The Allergens</strong></p>
<p>Anything can be an allergen. Some substances, because of their chemical make-up, are more prone to generate an allergic response in humans. Pollens, food, mold, dust, feathers, animal dander, chemicals, drugs such as penicillin, and environmental pollutants commonly cause many to suffer allergic reactions.</p>
<p>Hay fever is caused by pollens. The most significant cause of hay fever in the United States is ragweed. It begins pollinating in late August and continues until the first frost. Late springtime pollens come from the grasses, i.e., timothy, orchard, red top, sweet vernal, Bermuda, Johnson, and some bluegrasses. Early springtime hay fever is most often caused by pollens of trees such as elm, maple, birch, poplar, beech, ash, oak, walnut, sycamore, cypress, hickory, pecan, cottonwood, and alder.</p>
<p>Certain allergens are always present. These include house dust, household pet danders, foods, wool, various chemicals used around the house, and more. Symptoms from these are frequently worse in the winter when the house is closed up. Mold spores cause at least as many allergy problems as pollens.</p>
<p>Molds are present all year long, and grow outdoors and indoors. Dead leaves and farm areas are common sources for outdoor molds. Indoor plants, old books, bathrooms, and damp areas are common sources of indoor mold growth. Molds are also common in foods, such as cheese and fermented beverages.</p>
<p>Colorful or fragrant flowering plants rarely cause allergy because their pollens are too heavy to be airborne.</p>
<p class="CS_Element_Textblock"><strong>Can Allergies Be Serious?</strong></p>
<p>Allergies are rarely life threatening, but often cause lost workdays, decreased work efficiency, poor school performance, and less enjoyment of life. It is common for allergy sufferers to develop sinus or respiratory infections if allergy symptoms are not controlled. Considering the millions spent in anti-allergy medications and the cost of lost work time, allergies cannot be considered a minor problem.</p>
<p><strong>Treatment And Prevention</strong></p>
<p>A number of medications are useful in the treatment of allergy including antihistamine, nasal decongestant sprays, steroid sprays, and saline sprays. The medical management of allergy also includes counseling in proper environmental control. Based on a detailed history and thorough examination, your doctor may advise testing to determine the specific substances to which you are allergic.</p>
<p><strong>Medicines, Symptoms and Possible Side Effects:<br />
</strong><br />
<strong><em>Antihistamine:</em></strong> For sneezing, runny nose, stuffy nose, itchy eyes, congestion. Possible side effects are drowsiness, dry mouth and nose</p>
<p><strong><em>Decongestants:</em></strong> For stuffy nose, congestion. Possible side effects are stimulation, insomnia, rapid heart beat<br />
The treatments employed by your otolaryngologists will depend on the materials to which you are allergic and the degree of your sensitivity to them. The only &#8220;cure&#8221; available for inhalant allergy is the administration of injections that build up protective antibodies to specific allergens (pollens, molds, animal danders, dust, etc.). Your physician will oversee your progress and care for any other nasal and sinus disorders that may contribute to your symptoms.</p>
<p><strong>Tips for Controlling Your Environment:</strong></p>
<li>Wear a pollen mask when mowing grass or house cleaning (most drugstores sell them).</li>
<li>Change the air filters monthly in heating and air conditioning systems, and/or install an air purifier.</li>
<li>Keep windows and doors closed during heavy pollen seasons.</li>
<li>Rid your home of indoor plants and other sources of mildew.</li>
<li>Don&#8217;t allow dander-producing animals (i.e., cats, dogs, etc.) in your home.</li>
<li>Change feather pillows, woolen blankets, and woolen clothing to cotton or synthetic materials.</li>
<li>Enclose mattress, box springs, and pillows in plastic barrier cloth.</li>
<li>Use antihistamine and decongestants as necessary and as tolerated.</li>
<li>Sleep with a brick or two placed under bedposts at the head of the bed to help relieve nasal congestion.</li>
<li>Observe general good health practices; exercise daily, stop smoking, avoid air pollutants, eat a balanced diet, and supplement diet with vitamins, especially C.</li>
<li>Consider a humidifier in the winter. Dry, indoor heat aggravates many allergic people. Be sure to clean the humidifier regularly.</li>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/allergies/allergies_hayfever.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/allergies-and-hay-fever/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EARLY CHILDHOOD HEARING SCREENING</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/early-childhood-hearing-screening/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/early-childhood-hearing-screening/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 12:08:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[ABR]]></category>
		<category><![CDATA[Auditory brain stem response]]></category>
		<category><![CDATA[Early Childhood Hearing Screening]]></category>
		<category><![CDATA[hearing loss]]></category>
		<category><![CDATA[oae]]></category>
		<category><![CDATA[Otoacoustic emissions]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=217</guid>
		<description><![CDATA[Why Is Early Childhood Hearing Screening Important For Your Child? Approximately two to four of every 1,000 children in the United States are born deaf or hard-of-hearing, making hearing loss the most common birth disorder. Many studies have shown that early diagnosis of hearing loss is crucial to the development of speech, language, cognitive, and [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Why Is Early Childhood Hearing Screening Important For Your Child?</strong></p>
<p>Approximately two to four of every 1,000 children in the United States are born deaf or hard-of-hearing, making hearing loss the most common birth disorder. Many studies have shown that early diagnosis of hearing loss is crucial to the development of speech, language, cognitive, and psychosocial abilities. Treatment is most successful if hearing loss is identified early, preferably within the first month of life. Still, one in every four children born with serious hearing loss does not receive a diagnosis until age three or older. </p>
<div id="attachment_1425" class="wp-caption alignright" style="width: 230px"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/01/bebegim-duyuyor-mu.jpg"><img class="size-full wp-image-1425" title="bebegim-duyuyor-mu" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/01/bebegim-duyuyor-mu.jpg" alt="" width="220" height="344" /></a><p class="wp-caption-text">As a copyright holder of this photo, it&#39;s prohibited to copy or use it without permission. </p></div>
<p>The first opportunity to test a child&#8217;s hearing is in the hospital shortly after birth. If your child&#8217;s hearing is not screened before leaving the hospital, it is recommended that screening be done within the first month of life. Should test results indicate a possible hearing loss, seek further evaluation as soon as possible; preferably within the first three to six months of life.</p>
<p><strong>Is Early Hearing Screening Mandatory?</strong></p>
<p>In recent years, health organizations across the country, including the AmericanAcademy of Otolaryngology &#8211; Head and Neck Surgery, have worked to highlight the importance of screening all newborns for hearing loss. These efforts are working. In 2003, more than 85 percent of all newborns in the United States were screened for hearing loss.  In fact, some 39 states have passed legislation requiring some form of hearing screening of newborns before they leave the hospital. This still leaves more than a million babies who are not screened for hearing loss before leaving the hospital.</p>
<p><strong>How Is Screening Done?</strong></p>
<p>Two tests are used to screen infants and newborns for hearing loss. They are:</p>
<p><em>Otoacoustic emissions (OAE)</em>involves placement of a sponge earphone in the ear canal to measure whether the ear can respond properly to sound. In normal-hearing children, a measurable &#8220;echo&#8221; should be produced when sound is emitted through the earphone. If no echo is measured, it could indicate a hearing loss.</p>
<p><em>Auditory brain stem response (ABR)</em> is a more complex test. Earphones are placed on the ears and electrodes are placed on the head and ears. Sound is emitted through the earphones while the electrodes measure how your child&#8217;s brain responds to the sound.    </p>
<p>If either test indicates a potential hearing loss, your physician may suggest a follow-up evaluation by an otolaryngologist.</p>
<p><strong>Signs Of Hearing Loss In Children</strong></p>
<p>Hearing loss can also occur later childhood, after a newborn leaves the hospital. In these cases, parents, grandparents, and other caregivers are often the first to notice that something may be wrong with a young child&#8217;s hearing. Even if your child&#8217;s hearing was tested as a newborn, you should continue to watch for signs of hearing loss including:</p>
<ul type="disc">
<li>Not reacting in any way to unexpected loud noises,</li>
<li>Not being awakened by loud noises,</li>
<li>Not turning his/her head in the direction of your voice, </li>
<li>Not being able to follow or understand directions,</li>
<li>Poor language development, or</li>
<li>Speaking loudly or not using age-appropriate language skills.</li>
</ul>
<p>If your child exhibits any of these signs, report them to your doctor.</p>
<p><strong>What Happens If My Child Has A Hearing Loss?</strong></p>
<p>Hearing loss in children can be temporary or permanent. It is important to have hearing loss evaluated by a physician who can rule out medical problems that may be causing the hearing loss, such as otitis media (ear infection), excessive earwax congenital malformations, or a genetic hearing loss.</p>
<p>If it is determined that your child&#8217;s hearing loss is permanent, hearing aids may be recommended to amplify the sound reaching your child&#8217;s ear. Ear surgery may be able to restore or significantly improve hearing in some instances. For those with certain types of profound hearing loss who do not benefit sufficiently from hearing aids, a cochlear implant may be considered. Unlike a hearing aid, a cochlear implant bypasses damaged parts of the auditory system and directly stimulates the hearing nerve and allows the child to hear louder and clearer sound.</p>
<p>You will need to decide whether or not your deaf child will communicate primarily with oral speech and/or sign language, and seek early intervention to prevent language delays. Research indicates that habilitation of hearing loss by age six months will prevent subsequent language delays. Other communication strategies such as auditory verbal therapy, lip reading, and cued speech may also be used in conjunction with a hearing aid or cochlear implant, or independently.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/hearing/hearing_screening.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/early-childhood-hearing-screening/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LARYNX CANCER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/larynx-cancer/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/larynx-cancer/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 12:03:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[Hoarseness]]></category>
		<category><![CDATA[laryngeal cancer]]></category>
		<category><![CDATA[Lump in the neck]]></category>
		<category><![CDATA[smoking]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=216</guid>
		<description><![CDATA[For 2007, the American Cancer Society estimates there were over 11,000 new cases of larynx cancer in the United States, and more than 3,500 deaths. Even for disease survivors, the consequences of laryngeal cancer are often severe. Laryngeal cancer is a preventable disease because the risk factors are associated with modifiable behaviors.   The Causes [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">For 2007, the American Cancer Society estimates there were over 11,000 new cases of larynx cancer in the United States, and more than 3,500 deaths. Even for disease survivors, the consequences of laryngeal cancer are often severe. Laryngeal cancer is a preventable disease because the risk factors are associated with modifiable behaviors.</p>
<div><strong></strong></div>
<p><strong> </p>
<p>The Causes Of Laryngeal Cancer</p>
<p></strong></p>
<p>Development of this deadly disease is a process which involves many factors, but approximately 90 percent of head and neck cancers occur after exposure to known carcinogens (cancer causing substances) causing a type of the disease called squamous cell carcinoma (SCCA).</p>
<p><strong>Smoking:</strong>More than 95 percent with laryngeal SCCA are smokers.Smoking contributes to cancer by causing mutations or changes in genes, impairing clearance of carcinogens from the respiratory tract, and decreasing the body&#8217;s immune response.Tobacco use is measured in pack-years, where one pack per day for one year is one pack-year (or one pack per day for two years, or two packs per day for one year, equals two pack-years).Depending upon the number of pack-years smoked, studies have reported that smokers are about five to 35 times more likely to develop laryngeal cancer than nonsmokers.Other research findings indicate that the duration of tobacco exposure is probably more important overall to the cancer causing effect than the intensity of the exposure.</p>
<p><strong>Alcohol:</strong>This acts as a promoter of the cancer causing process making it another important risk factor for laryngeal cancer. The major clinical significance of alcohol is that it enhances the harmful effects of tobacco at a magnitude that is more than just additive.Essentially, people who smoke and drink alcohol have a combined risk that is greater than the sum of the individual risks.The American Cancer Society recommends that those who drink alcoholic beverages should limit the amount, and one drink per day is considered a limited alcohol exposure.</p>
<p><strong>Other Risk Factors:</strong>Certain viruses, such as human papilloma virus (HPV), acid reflux, and occupational exposure to asbestos likely contribute to causing laryngeal cancer.Vitamin A and beta-carotene may play a protective role in the disease process.</p>
<p><strong>Signs And Symptoms Of Laryngeal Cancer Include:</strong></p>
<p>Progressive or persistent hoarseness</p>
<li> Difficulty swallowing</li>
<li> Persistent sore throat or pain with swallowing</li>
<li> Difficulty breathing</li>
<li> Pain in the ear</li>
<li> Lump in the neck</li>
<p><strong><em>Anyone with these signs or symptoms, and having risks for laryngeal cancer, should be evaluated by an otolaryngologist (ear, nose, and throat specialist).</em></strong>The primary treatment options include surgery, radiation therapy, chemotherapy, or a combination of these treatments.</p>
<p>Remember that this is a preventable disease in the vast majority of cases, because the main risk factors are associated with modifiable behaviors.Do not smoke and do not abuse alcohol.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Hoarseness or roughness in your voice is often caused by a medical problem.</strong><strong>Contact an otolaryngologist-head and neck surgeon if you have any sustained changes to your voice.</strong></p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/throat/Throat_Cancer.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/larynx-cancer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHILDREN AND SECONDHAND SMOKE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/children-and-secondhand-smoke/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/children-and-secondhand-smoke/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[OTHER]]></category>
		<category><![CDATA[CHİLDREN]]></category>
		<category><![CDATA[Exposure to Environmental Tobacco Smoke]]></category>
		<category><![CDATA[Secondhand Smoke]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[What Is Secondhand Smoke? Secondhand smoke is a combination of the smoke from a burning cigarette and the smoke exhaled by the smoker. Also known as environmental tobacco smoke (ETS), it can be recognized easily by its distinctive odor. ETS contaminates the air and is retained in clothing, curtains and furniture. Many people find ETS [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>What Is Secondhand Smoke?</p>
<p>Secondhand smoke is a combination of the smoke from a burning cigarette and the smoke exhaled by the smoker. Also known as environmental tobacco smoke (ETS), it can be recognized easily by its distinctive odor. ETS contaminates the air and is retained in clothing, curtains and furniture. Many people find ETS unpleasant, annoying, and irritating to the eyes and nose. More importantly, it represents a dangerous health hazard. Over 4,000 different chemicals have been identified in ETS, and at least 43 of these chemicals cause cancer.</p>
<p>Is Exposure to Environmental Tobacco Smoke Common?</p>
<p>Approximately 26% of adults in the United States currently smoke cigarettes, and 50 to 67% of children under five years of age live in homes with at least one adult smoker.</p>
<p>Who Is At Risk For Secondhand Smoke?</p>
<p>Although ETS is dangerous to everyone, fetuses, infants and children are at most risk. This is because ETS can damage developing organs, such as the lungs and brain.</p>
<p>Secondhand Smoke And Its Effect On&#8230;</p>
<p>The fetus and newborn: Maternal, fetal, and placental blood flow change when pregnant women smoke, although the long-term health effects of these changes are not known. Some studies suggest that smoking during pregnancy causes birth defects such as cleft lip or palate. Smoking mothers produce less milk, and their babies have a lower birth weight. Maternal smoking also is associated with neonatal death from Sudden Infant Death Syndrome, the major cause of death in infants between one month and one year of age.</p>
<p>Children&#8217;s lungs and respiratory tracts: Exposure to ETS decreases lung efficiency and impairs lung function in children of all ages. It increases both the frequency and severity of childhood asthma. Secondhand smoke can aggravate sinusitis, rhinitis, cystic fibrosis, and chronic respiratory problems such as cough and postnasal drip. It also increases the number of children&#8217;s colds and sore throats. In children under two years of age, ETS exposure increases the likelihood of bronchitis and pneumonia. In fact, a 1992 study by the Environmental Protection Agency says ETS causes 150,000 to 300,000 lower respiratory tract infections each year in infants and children under 18 months of age. These illnesses result in as many as 15,000 hospitalizations. Children of parents who smoke half a pack a day or more are at nearly double the risk of hospitalization for a respiratory illness.</p>
<p>The Ears: Exposure to ETS increases both the number of ear infections a child will experience, and the duration of the illness. Inhaled smoke irritates the eustachian tube, which connects the back of the nose with the middle ear. This causes swelling and obstruction which interferes with pressure equalization in the middle ear, leading to pain, fluid and infection. Ear infections are the most common cause of children&#8217;s hearing loss. When they do not respond to medical treatment, the surgical insertion of tubes into the ears is often required.</p>
<p>The Brain: Children of mothers who smoked during pregnancy are more likely to suffer behavioral problems such as hyperactivity than children of non-smoking mothers. Modest impairment in school performance and intellectual achievement have also been demonstrated.</p>
<p>Secondhand Smoke Causes Cancer</p>
<p>You have just read how ETS harms the development of your child, but did you know that your risk of developing cancer from ETS is about 100 times greater than from outdoor cancer-causing pollutants? Did you know that ETS causes more than 3,000 non-smokers to die of lung cancer each year? While these facts are quite alarming for everyone, you can stop your child&#8217;s exposure to secondhand smoke right now.</p>
<p>What Can You Do To Avoid Secondhand Smoke?</p>
<ol>
<li>Stop smoking, if you do smoke. Consult your physician for help, if needed. There are many new pharmaceutical products available to help you quit.</li>
<li>If you have household members who smoke, help them stop. If it is not possible to stop their smoking, ask them, and visitors, to smoke outside of your home.</li>
<li>Do not allow smoking in your car.</li>
<li>Be certain that your children&#8217;s schools and day care facilities are smoke free.</li>
</ol>
<p>Acknowledgment is made to the American Academy of Pediatric Otolaryngology for contributions to this content</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/tobacco/secondhand_smoke.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/children-and-secondhand-smoke/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TONSILS AND ADENOIDS</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/tonsils-and-adenoids/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/tonsils-and-adenoids/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:56:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA["strep" throat]]></category>
		<category><![CDATA[Adenoidectomy]]></category>
		<category><![CDATA[adenoids]]></category>
		<category><![CDATA[chronic tonsillitis]]></category>
		<category><![CDATA[Enlarged Adenoids]]></category>
		<category><![CDATA[mononucleosis]]></category>
		<category><![CDATA[Tonsillectomy]]></category>
		<category><![CDATA[tonsils]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=214</guid>
		<description><![CDATA[    Insight Into Tonsillectomy and Adenoidectomy Tonsils and adenoids are masses of tissue that are similar to the lymph nodes or &#8220;glands&#8221; found in the neck, groin, and armpits. Tonsils are the two masses on the back of the throat. Adenoids are high in the throat behind the nose and the roof of the [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<div><strong></strong></div>
<p><strong> </p>
<p>Insight Into Tonsillectomy and Adenoidectomy</p>
<p></strong></p>
<p>Tonsils and adenoids are masses of tissue that are similar to the lymph nodes or &#8220;glands&#8221; found in the neck, groin, and armpits. Tonsils are the two masses on the back of the throat. Adenoids are high in the throat behind the nose and the roof of the mouth (soft palate) and are not visible through the mouth without special instruments.</p>
<p>Tonsils and adenoids are near the entrance to the breathing passages where they can catch incoming germs, which cause infections. They &#8220;sample&#8221; bacteria and viruses and can become infected themselves. Scientists believe they work as part of the body&#8217;s immune system by filtering germs that attempt to invade the body, and that they help to develop antibodies to germs.</p>
<p>This happens primarily during the first few years of life, becoming less important as we get older. Children who must have their tonsils and adenoids removed suffer no loss in their resistance.</p>
<h3>What Affects Tonsils And Adenoids?</h3>
<p>The most common problems affecting the tonsils and adenoids are recurrent infections (throat or ear) and significant enlargement or obstruction that causes breathing and swallowing problems.</p>
<p>Abscesses around the tonsils, chronic tonsillitis, and infections of small pockets within the tonsils that produce foul-smelling, cheese-like formations can also affect the tonsils and adenoids, making them sore and swollen. Tumors are rare, but can grow on the tonsils.</p>
<h3>When Should I See My Doctor?</h3>
<p>You should see your doctor when you or your child suffer the common symptoms of infected or enlarged tonsils or adenoids.</p>
<h3>The Exam</h3>
<p>The primary methods used to check tonsils and adenoids are:</p>
<ul>
<li>Medical history</li>
<li>Physical examination</li>
<li>Throat cultures/Strep tests</li>
<li>X-rays</li>
<li>Blood tests</li>
</ul>
<h3>What Should I Expect At the Exam?</h3>
<p>Your physician will ask about problems of the ear, nose, and throat and examine the head and neck. He or she will use a small mirror or a flexible lighted instrument to see these areas.</p>
<p>Cultures/strep tests are important in diagnosing certain infections in the throat, especially &#8220;strep&#8221; throat.</p>
<p>X-rays are sometimes helpful in determining the size and shape of the adenoids. Blood tests can determine problems such as mononucleosis.</p>
<h3>How Are Tonsil And Adenoid Diseases Treated?</h3>
<p>Bacterial infections of the tonsils, especially those caused by streptococcus, are first treated with antibiotics. Sometimes, removal of the tonsils and/or adenoids may be recommended. The two primary reasons for tonsil and/or adenoid removal are (1) recurrent infection despite antibiotic therapy and (2) difficulty breathing due to enlarged tonsils and/or adenoids.</p>
<p>Such obstruction to breathing causes snoring and disturbed sleep that leads to daytime sleepiness in adults and behavioral problems in children. Some orthodontists believe chronic mouth breathing from large tonsils and adenoids causes malformations of the face and improper alignment of the teeth.</p>
<p>Chronic infection can affect other areas such as the eustachian tube &#8211; the passage between the back of the nose and the inside of the ear. This can lead to frequent ear infections and potential hearing loss.</p>
<p>Recent studies indicate adenoidectomy may be a beneficial treatment for some children with chronic earaches accompanied by fluid in the middle ear (otitis media with effusion).</p>
<p>In adults, the possibility of cancer or a tumor may be another reason for removing the tonsils and adenoids.</p>
<p>In some patients, especially those with infectious mononucleosis, severe enlargement may obstruct the airway. For those patients, treatment with steroids (e.g., cortisone) is sometimes helpful.</p>
<h3>Tonsillitis And Its Symptoms</h3>
<p>Tonsillitis is an infection in one or both tonsils. One sign is swelling of the tonsils. Other signs or symptoms are:</p>
<ul>
<li>Redder than normal tonsils</li>
<li>A white or yellow coating on the tonsils</li>
<li>A slight voice change due to swelling</li>
<li>Sore throat</li>
<li>Uncomfortable or painful swallowing</li>
<li>Swollen lymph nodes (glands) in the neck</li>
<li>Fever</li>
<li>Bad breath</li>
</ul>
<h3>Enlarged Adenoids And Their Symptoms</h3>
<p>If you or your child&#8217;s adenoids are enlarged, it may be hard to breathe through the nose.</p>
<p>Other signs of constant enlargement are:</p>
<ul>
<li>Breathing through the mouth instead of the nose most of the time</li>
<li>Nose sounds &#8220;blocked&#8221; when the person speaks</li>
<li>Noisy breathing during the day</li>
<li>Recurrent ear infections</li>
<li>Snoring at night</li>
<li>Breathing stops for a few seconds at night during snoring or loud breathing (sleep apnea)</li>
</ul>
<h3>Surgery For Tonsils and Adenoids</h3>
<p><strong>Your child: </strong>Talk to your child about his/her feelings and provide strong reassurance and support throughout the process. Encourage the idea that the procedure will make him/her healthier. Be with your child as much as possible before and after the surgery. Tell him/her to expect a sore throat after surgery. Reassure your child that the operation does not remove any important parts of the body, and that he/she will not look any different afterward. If your child has a friend who has had this surgery, it may be helpful to talk about it with that friend.</p>
<p><strong>Adults and children: </strong>For at least two weeks before any surgery, the patient should refrain from taking aspirin or other medications containing aspirin. (WARNING: Children should never be given aspirin because of the risk of developing Reye&#8217;s syndrome).</p>
<ul>
<li>If the patient or patient&#8217;s family has had any problems with anesthesia, the surgeon should be informed. If the patient is taking any other medications, has sickle cell anemia, has a bleeding disorder, is pregnant, has concerns about the transfusion of blood, or has used steroids in the past year, the surgeon should be informed.</li>
<li>A blood test and possibly a urine test may be required prior to surgery.</li>
<li>Generally, after midnight prior to the operation, nothing (chewing gum, mouthwashes, throat lozenges, toothpaste, water) may be taken by mouth. Anything in the stomach may be vomited when anesthesia is induced, and this is dangerous.</li>
</ul>
<p>When the patient arrives at the hospital or surgery center, the anesthesiologist or nursing staff may meet with the patient and family to review the patient&#8217;s history. The patient will then be taken to the operating room and given an anesthetic. Intravenous fluids are usually given during and after surgery.</p>
<p>After the operation, the patient will be taken to the recovery area. Recovery room staff will observe the patient until discharged. Every patient is special, and recovery times vary for each individual. Many patients are released after 2-10 hours. Others are kept overnight. Intensive care may be needed for select cases.</p>
<p>Your ENT specialist will provide you with the details of pre-operative and postoperative care and answer any questions you may have.</p>
<h3>After Surgery</h3>
<p>There are several postoperative symptoms that may arise. These include (but are not limited to) swallowing problems, vomiting, fever, throat pain, and ear pain. Occasionally, bleeding may occur after surgery. If the patient has any bleeding, your surgeon should be notified immediately.</p>
<p>Any questions or concerns you have should be discussed openly with your surgeon, who is there to assist you</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/throat/tonsils.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/tonsils-and-adenoids/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEMPOROMANDIBULER JOINT DISEASES</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/temporomandibuler-joint-diseases/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/temporomandibuler-joint-diseases/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:52:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[OTHER]]></category>
		<category><![CDATA[Difficulty in opening the mouth fully]]></category>
		<category><![CDATA[ear pain]]></category>
		<category><![CDATA[Jaw popping/clicking]]></category>
		<category><![CDATA[Locking of the jaw]]></category>
		<category><![CDATA[TMJ Dysfunction]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=213</guid>
		<description><![CDATA[    You may not have heard of it, but you use it hundreds of times every day. It is the Temporo-Mandibular Joint (TMJ), the joint where the mandible (the lower jaw) joins the temporal bone of the skull, immediately in front of the ear on each side of your head. A small disc of [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> </p>
<p> </p>
<p>You may not have heard of it, but you use it hundreds of times every day. It is the Temporo-Mandibular Joint (TMJ), the joint where the mandible (the lower jaw) joins the temporal bone of the skull, immediately in front of the ear on each side of your head. A small disc of cartilage separates the bones, much like in the knee joint, so that the mandible may slide easily; each time you chew you move it. But you also move it every time you talk and each time you swallow (every three minutes or so). It is, therefore, one of the most frequently used of all joints of the body and one of the most complex.</p>
<p>You can locate this joint by putting your finger on the triangular structure in front of your ear. Then move your finger just slightly forward and press firmly while you open your jaw all the way and shut it. The motion you feel is the TMJ. You can also feel the joint motion in your ear canal.</p>
<p>These maneuvers can cause considerable discomfort to a patient who is having TMJ trouble, and physicians use these maneuvers with patients for diagnosis.</p>
<h3>How Does TMJ Work?</h3>
<p>When you bite down hard, you put force on the object between your teeth and on the joint. In terms of physics, the jaw is the lever and the TMJ is the fulcrum. Actually, more force is applied (per square foot) to the joint surface than to whatever is between your teeth. To accommodate such forces and to prevent too much wear and tear, the cartilage between the mandible and skull normally provides a smooth surface, over which the joint can freely slide with minimal friction.</p>
<p>Therefore, the forces of chewing can be distributed over a wider surface in the joint space and minimize the risk of injury. In addition, several muscles contribute to opening and closing the jaw and aid in the function of the TMJ.</p>
<p>Symptoms:</p>
<ul>
<li>Ear pain</li>
<li>Sore jaw muscles</li>
<li>Temple/cheek pain</li>
<li>Jaw popping/clicking</li>
<li>Locking of the jaw</li>
<li>Difficulty in opening the mouth fully</li>
<li>Frequent head/neck aches</li>
</ul>
<h3>How Does TMJ Dysfunction Feel?</h3>
<p>The pain may be sharp and searing, occurring each time you swallow, yawn, talk, or chew, or it may be dull and constant. It hurts over the joint, immediately in front of the ear, but pain can also radiate elsewhere. It often causes spasms in the adjacent muscles that are attached to the bones of the skull, face, and jaws. Then, pain can be felt at the side of the head (the temple), the cheek, the lower jaw, and the teeth.</p>
<p>A very common focus of pain is in the ear. Many patients come to the ear specialist quite convinced their pain is from an ear infection. When the earache is not associated with a hearing loss and the eardrum looks normal, the doctor will consider the possibility that the pain comes from a TMJ dysfunction.</p>
<p>There are a few other symptoms besides pain that TMJ dysfunction can cause. It can make popping, clicking, or grinding sounds when the jaws are opened widely. Or the jaw locks wide open (dislocated). At the other extreme, TMJ dysfunction can prevent the jaws from fully opening. Some people get ringing in their ears from TMJ trouble.</p>
<h3>How Can Things Go Wrong with TMJ?</h3>
<p>In most patients, pain associated with the TMJ is a result of displacement of the cartilage disc that causes pressure and stretching of the associated sensory nerves. The popping or clicking occurs when the disk snaps into place when the jaw moves. In addition, the chewing muscles may spasm, not function efficiently, and cause pain and tenderness.</p>
<p>Both major and minor trauma to the jaw can significantly contribute to the development of TMJ problems. If you habitually clench, grit, or grind your teeth, you increase the wear on the cartilage lining of the joint, and it doesn&#8217;t have a chance to recover. Many persons are unaware that they grind their teeth, unless someone tells them so.</p>
<p>Chewing gum much of the day can cause similar problems. Stress and other psychological factors have also been implicated as contributory factors to TMJ dysfunction. Other causes include teeth that do not fit together properly (improper bite), malpositioned jaws, and arthritis. In certain cases, chronic malposition of the cartilage disc and persistent wear in the cartilage lining of the joint space can cause further damage.</p>
<h3>What Can Be Done for TMJ?</h3>
<p>Because TMJ symptoms often develop in the head and neck, otolaryngologists are appropriately qualified to diagnose TMJ problems. Proper diagnosis of TMJ begins with a detailed history and physical, including careful assessment of the teeth occlusion and function of the jaw joints and muscles. If the doctor diagnoses your case early, it will probably respond to these simple, self-remedies:</p>
<ul>
<li>Rest the muscles and joints by eating soft foods.</li>
<li>Do not chew gum.</li>
<li>Avoid clenching or tensing.</li>
<li>Relax muscles with moist heat (1/2 hour at least twice daily).</li>
</ul>
<p>In cases of joint injury, ice packs applied soon after the injury can help reduce swelling. Relaxation techniques and stress reduction, patient education, non-steroidal anti-inflammatory drugs, muscle relaxants or other medications may be indicated in a dose your doctor recommends.</p>
<p>Other therapies may include fabrication of an occlusal splint to prevent wear and tear on the joint. Improving the alignment of the upper and lower teeth and surgical options are available for advanced cases. After diagnosis, your <strong>otolaryngologist</strong> may suggest further consultation with your dentist and oral surgeon to facilitate effective management of TMJ dysfunction.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/topics/tmj.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/temporomandibuler-joint-diseases/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SORE THROAT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/sore-throat/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/sore-throat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:29:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[fever]]></category>
		<category><![CDATA[flu]]></category>
		<category><![CDATA[Sore throat]]></category>
		<category><![CDATA[strep culture tests]]></category>
		<category><![CDATA[the common cold]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillar abscess]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillitis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=211</guid>
		<description><![CDATA[  Sore throat is a symptom of many medical disorders. Infections cause the majority of sore throats and are contagious. Infections are caused either by viruses such as the flu, the common cold, mononucleosis, or by bacteria such as strep, mycoplasma, or hemophilus. While bacteria respond to antibiotic treatment, viruses do not. Viruses: Most viral [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Sore throat is a symptom of many medical disorders. Infections cause the majority of sore throats and are contagious. Infections are caused either by viruses such as the flu, the common cold, mononucleosis, or by bacteria such as strep, mycoplasma, or hemophilus.</p>
<p>While bacteria respond to antibiotic treatment, viruses do not.</p>
<p><strong>Viruses:</strong> Most viral sore throats accompany flu or colds along with a stuffy, runny nose, sneezing, and generalized aches and pains. These viruses are highly contagious and spread quickly, especially in winter. The body builds antibodies that destroy the virus, a process that takes about a week.</p>
<p>Sore throats accompany other viral infections such as measles, chicken pox, whooping cough, and croup. Canker sores and fever blisters in the throat also can be very painful.</p>
<p>One viral infection takes much longer than a week to be cured: infectious mononucleosis, or &#8220;mono.&#8221; This virus lodges in the lymph system, causing massive enlargement of the tonsils, with white patches on their surface and swollen glands in the neck, armpits, and groin. It creates a severely sore throat and, sometimes, serious breathing difficulties. It can affect the liver, leading to jaundice- yellow skin and eyes. It also causes extreme fatigue that can last six weeks or more.</p>
<p>&#8220;Mono,&#8221; a severe illness in teenagers but less severe in children, can he transmitted by saliva. So it has been nicknamed the &#8220;kissing disease,&#8221; but it can also be transmitted from mouth-to-hand to hand-to-mouth or by sharing of towels and eating utensils.</p>
<p><strong>Bacteria:</strong> Strep throat is an infection caused by a particular strain of streptococcus bacteria. This infection can also damage the heart valves (rheumatic fever) and kidneys (nephritis), cause scarlet fever, tonsillitis, pneumonia, sinusitis, and ear infections.</p>
<p>Because of these possible complications, a strep throat should be treated with an antibiotic. Strep is not always easy to detect by examination, and a throat culture may be needed. These tests, when positive, persuade the physician to prescribe antibiotics. However, strep tests might not detect other bacteria that also can cause severe sore throats that deserve antibiotic treatment. For example, severe and chronic cases of tonsillitis or tonsillar abscess may be culture negative. Similarly, negative cultures are seen with diphtheria, and infections from oral sexual contacts will escape detection by strep culture tests.</p>
<p>Tonsillitis is an infection of the lumpy tissues on each side of the back of the throat. In the first two to three years of childhood, these tissues &#8220;catch&#8221; infections, sampling the child&#8217;s environment to help develop his immunities (antibodies). Healthy tonsils do not remain infected. Frequent sore throats from tonsillitis suggest the infection is not fully eliminated between episodes. A medical study has shown that children who suffer from frequent episodes of tonsillitis (such as three- to four- times each year for several years) were healthier after their tonsils were surgically removed.</p>
<p>Infections in the nose and sinuses also can cause sore throats, because mucus from the nose drains down into the throat and carries the infection with it.</p>
<p>The most dangerous throat infection is epiglottitis, caused by bacteria that infect a portion of the larynx (voice box) and cause swelling that closes the airway. This infection is an emergency condition that requires prompt medical attention. Suspect it when swallowing is extremely painful (causing drooling), when speech is muffled, and when breathing becomes difficult. A strep test may miss this infection.</p>
<p><strong>Allergy:</strong> The same pollens and molds that irritate the nose when they are inhaled also may irritate the throat. Cat and dog danders and house dust are common causes of sore throats for people with allergies to them.</p>
<p><strong>Irritation:</strong> During the cold winter months, dry heat may create a recurring, mild sore throat with a parched feeling, especially in the mornings. This often responds to humidification of bedroom air and increased liquid intake. Patients with a chronic stuffy nose, causing mouth breathing, also suffer with a dry throat. They need examination and treatment of the nose.</p>
<p>Pollutants and chemicals in the air can irritate the nose and throat, but the most common air pollutant is tobacco smoke. Other irritants include smokeless tobacco, alcoholic beverages, and spicy foods.</p>
<p>A person who strains his or her voice (yelling at a sports event, for example) gets a sore throat not only from muscle strain but also from the rough treatment of his or her throat membranes.</p>
<p><strong>Reflux:</strong> An occasional cause of morning sore throat is regurgitation of stomach acids up into the back of the throat. To avoid reflux, tilt your bedframe so that the head is elevated four- to six-inches higher than the foot of the bed. You might find antacids helpful. You should also avoid eating within three hours of bedtime, and eliminate caffeine and alcohol. If these tips fail, see your doctor.</p>
<p><strong>Tumors:</strong> Tumors of the throat, tongue, and larynx (voice box) are usually (but not always) associated with long-time use of tobacco and alcohol. Sore throat and difficulty swallowing, sometimes with pain radiating to the ear, may be symptoms of such a tumor. More often the sore throat is so mild or so chronic that it is hardly noticed. Other important symptoms include hoarseness, a lump in the neck, unexplained weight loss, and/or spitting up blood in the saliva or phlegm.</p>
<h3>When Should I See a Doctor For A Sore Throat?</h3>
<p>Whenever a sore throat is severe, persists longer than the usual five- to seven- day duration of a cold or flu, and is not associated with an avoidable allergy or irritation, you should seek medical attention. The following signs and symptoms should alert you to see your physician:</p>
<ul>
<li>Severe and prolonged sore throat</li>
<li>Difficulty breathing</li>
<li>Difficulty swallowing</li>
<li>Difficulty opening the mouth</li>
<li>Joint pain</li>
<li>Earache</li>
<li>Rash</li>
<li>Fever (over 101°)</li>
<li>Blood in saliva or phlegm</li>
<li>Frequently recurring sore throat</li>
<li>Lump in neck</li>
<li>Hoarseness lasting over two weeks</li>
</ul>
<h3>When Should I Take Antibiotics For A Sore Throat?</h3>
<p>Antibiotics are drugs that kill or impair bacteria. Penicillin or erythromycin (well-known antibiotics) are prescribed when the physician suspects streptococcal or another bacterial infection that responds to them. However, a number of bacterial throat infections require other antibiotics instead. Antibiotics do not cure viral infections, but viruses do lower the patient&#8217;s resistance to bacterial infections. When such a combined infection occurs, antibiotics may be recommended. When an antibiotic is prescribed, it should be taken as the physician directs for the full course (usually 10 days). Otherwise the infection will probably be suppressed rather than eliminated, and it can return. Some children will experience recurrent infection despite antibiotic treatment. When some of these are strep infections or are severe, your child may require a tonsillectomy.</p>
<h3>Should Other Family Members be Treated or Cultured?</h3>
<p>When a strep test is positive, many experts recommend treatment or culturing of other family members. Practice good sanitary habits; avoid close physical contact; and sharing of napkins, towels, and utensils with the infected person. Handwashing makes good sense.</p>
<h3>What If My Throat Culture Is Negative?</h3>
<p>A strep culture tests only for the presence of streptococcal infections. Many other infections, both bacterial and viral, will yield negative cultures and sometimes so does a streptococcal infection. Therefore, when your culture is negative, your physician will base his/her decision for treatment on the severity of your symptoms and the appearance of your throat on examination.</p>
<h3>How Can I Treat My Sore Throat?</h3>
<p>A mild sore throat associated with cold or flu symptoms can be made more comfortable with the following remedies:</p>
<ul>
<li>Increase your liquid intake.</li>
<li>Warm tea with honey is a favorite home remedy.</li>
<li>Use a steamer or humidifier in your bedroom.</li>
<li>Gargle with warm salt water several times daily: ¼ tsp. salt to ½ cup water.</li>
<li>Take over-the-counter pain relievers such as acetaminophen (Tylenol Sore Throat®, Tempra®) or ibuprofen (Motrin IB®, Advil®).</li>
</ul>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/throat/sore_throat.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/sore-throat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SNORING</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/snoring/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/snoring/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:24:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NOSE PROBLEMS]]></category>
		<category><![CDATA[CPAP]]></category>
		<category><![CDATA[Obstructive Sleep Apnea]]></category>
		<category><![CDATA[snoring]]></category>
		<category><![CDATA[TAP]]></category>
		<category><![CDATA[Thermal Ablation Palatoplasty]]></category>
		<category><![CDATA[UPPP]]></category>
		<category><![CDATA[Uvulopalatopharyngoplasty]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[  Forty-five percent of normal adults snore at least occasionally, and 25 percent are habitual snorers. Problem snoring is more frequent in males and overweight persons, and it usually grows worse with age. More than 300 devices are registered in the U.S. Patent and Trademark Office as cures for snoring. Some are variations on the [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Forty-five percent of normal adults snore at least occasionally, and 25 percent are habitual snorers. Problem snoring is more frequent in males and overweight persons, and it usually grows worse with age.</p>
<p>More than 300 devices are registered in the U.S. Patent and Trademark Office as cures for snoring. Some are variations on the old idea of sewing a sock that holds a tennis ball on the pajama back to force the snorer to sleep on his side. (Snoring is often worse when a person sleeps on his back). Some devices reposition the lower jaw forward; some open nasal air passages; a few others have been designed to condition a person not to snore by producing unpleasant stimuli when snoring occurs. But, if you snore, the truth is that it is not under your control whatsoever. If anti-snoring devices work, it is probably because they keep you awake.</p>
<h3>What Causes Snoring?</h3>
<p>The noisy sounds of snoring occur when there is an obstruction to the free flow of air through the passages at the back of the mouth and nose. This area is the collapsible part of the airway (see illustration) where the tongue and upper throat meet the soft palate and uvula. Snoring occurs when these structures strike each other and vibrate during breathing.</p>
<p style="text-align: left;">People who snore may suffer from:</p>
<ul>
<li>Poor muscle tone in the tongue and throat. When muscles are too relaxed, either from alcohol or drugs that cause sleepiness, the tongue falls backwards into the airway or the throat muscles draw in from the sides into the airway. This can also happen during deep sleep.</li>
<li>Excessive bulkiness of throat tissue. Children with large tonsils and adenoids often snore. Overweight people have bulky neck tissue, too. Cysts or tumors can also cause bulk, but they are rare.</li>
<li>Long soft palate and/or uvula. A long palate narrows the opening from the nose into the throat. As it dangles, it acts as a noisy flutter valve during relaxed breathing. A long uvula makes matters even worse.</li>
<li>Obstructed nasal airways. A stuffy or blocked nose requires extra effort to pull air through it. This creates an exaggerated vacuum in the throat, and pulls together the floppy tissues of the throat, and snoring results. So, snoring often occurs only during the hay fever season or with a cold or sinus infection.</li>
</ul>
<p>Also, deformities of the nose or nasal septum, such as a deviated septum (a deformity of the wall that separates one nostril from the other) can cause such an obstruction.</p>
<h3>Is Snoring Serious?</h3>
<p>Socially, yes! It can be, when it makes the snorer an object of ridicule and causes others sleepless nights and resentfulness.</p>
<p>Medically, yes! It disturbs sleeping patterns and deprives the snorer of appropriate rest. When snoring is severe, it can cause serious, long-term health problems, including obstructive sleep apnea.</p>
<h3>Obstructive Sleep Apnea</h3>
<p>When loud snoring is interrupted by frequent episodes of totally obstructed breathing, it is known as obstructive sleep apnea. Serious episodes last more than ten seconds each and occur more than seven times per hour. Apnea patients may experience 30 to 300 such events per night. These episodes can reduce blood oxygen levels, causing the heart to pump harder.</p>
<p>The immediate effect of sleep apnea is that the snorer must sleep lightly and keep his muscles tense in order to keep airflow to the lungs. Because the snorer does not get a good rest, he may be sleepy during the day, which impairs job performance and makes him a hazardous driver or equipment operator. After many years with this disorder, elevated blood pressure and heart enlargement may occur.</p>
<h3>Can Heavy Snoring be Cured?</h3>
<p>Heavy snorers, those who snore in any position or are disruptive to the family, should seek medical advice to ensure that sleep apnea is not a problem. An <strong>otolaryngologist</strong> will provide a thorough examination of the nose, mouth, throat, palate, and neck. A sleep study in a laboratory environment may be necessary to determine how serious the snoring is and what effects it has on the snorer&#8217;s health.</p>
<h3>Snoring Treatment</h3>
<p>Treatment depends on the diagnosis. An examination will reveal if the snoring is caused by nasal allergy, infection, deformity, or tonsils and adenoids.</p>
<p>Snoring or obstructive sleep apnea may respond to various treatments now offered by many otolaryngologist-head and neck surgeons:</p>
<ul>
<li><strong>Uvulopalatopharyngoplasty (UPPP)</strong> is surgery for treating obstructive sleep apnea. It tightens flabby tissues in the throat and palate, and expands air passages.</li>
<li><strong>Thermal Ablation Palatoplasty (TAP)</strong> refers to procedures and techniques that treat snoring and some of them also are used to treat various severities of obstructive sleep apnea. Different types of TAP include bipolar cautery, laser, and radiofrequency. Laser Assisted Uvula Palatoplasty (LAUP) treats snoring and mild obstructive sleep apnea by removing the obstruction in the airway. A laser is used to vaporize the uvula and a specified portion of the palate in a series of small procedures in a doctor&#8217;s office under local anesthesia. Radiofrequency ablation-some with temperature control approved by the FDA-utilizes a needle electrode to emit energy to shrink excess tissue to the upper airway including the palate and uvula (for snoring), base of the tongue (for obstructive sleep apnea), and nasal turbinates (for chronic nasal obstruction).</li>
<li><strong>Genioglossus and hyod advancement</strong> is a surgical procedure for the treatment of sleep apnea. It prevents collapse of the lower throat and pulls the tongue muscles forward, thereby opening the obstructed airway.</li>
</ul>
<p>If surgery is too risky or unwanted, the patient may sleep every night with a nasal mask that delivers air pressure into the throat; this is called continuous positive airway pressure or &#8220;<strong>CPAP</strong>&#8220;.</p>
<p>A chronically snoring child should be examined for problems with his or her tonsils and adenoids. A tonsillectomy and adenoidectomy may be required to return the child to full health.</p>
<h3>Self-Help for the Light Snorer</h3>
<p>Adults who suffer from mild or occasional snoring should try the following self-help remedies:</p>
<ul>
<li>Adopt a healthy and athletic lifestyle to <strong>develop good muscle tone and lose weight. </strong></li>
<li>Avoid tranquilizers, sleeping pills, and antihistamines before bedtime.</li>
<li>Avoid alcohol for at least four hours and heavy meals or snacks for three hours before retiring.</li>
<li>Establish regular sleeping patterns</li>
<li>Sleep on your side rather than your back.</li>
<li>Tilt the head of your bed upwards four inches.</li>
</ul>
<p>Remember, snoring means obstructed breathing, and obstruction can be serious. It&#8217;s not funny, and not hopeless.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/snoring/snoring.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/snoring/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LARYNGOPHARYNGEAL REFLUX AND GASTROESOPHAGEAL REFLUX</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/209/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/209/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:20:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[OTHER]]></category>
		<category><![CDATA[Adult Lifestyle Changes To Prevent GERD And LPR]]></category>
		<category><![CDATA[gastroesophageal reflux]]></category>
		<category><![CDATA[GERD]]></category>
		<category><![CDATA[laryngopharyngeal reflux]]></category>
		<category><![CDATA[LPR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[ What Is GERD? Gastroesophageal reflux, often referred to as GERD, occurs when acid from the stomach backs up into the esophagus. Normally, food travels from the mouth, down through the esophagus and into the stomach. A ring of muscle at the bottom of the esophagus, the lower esophageal sphincter (LES), contracts to keep the acidic [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong><strong>What Is GERD?</strong></p>
<p>Gastroesophageal reflux, often referred to as GERD, occurs when acid from the stomach backs up into the esophagus. Normally, food travels from the mouth, down through the esophagus and into the stomach. A ring of muscle at the bottom of the esophagus, the lower esophageal sphincter (LES), contracts to keep the acidic contents of the stomach from &#8220;refluxing&#8221; or coming back up into the esophagus. In those who have GERD, the LES does not close properly, allowing acid to move up the esophagus.</p>
<p>When stomach acid touches the sensitive tissue lining the esophagus and throat, it causes a reaction similar to squirting lemon juice in your eye. This is why GERD is often characterized by the burning sensation known as heartburn.</p>
<p>In some cases, reflux can be SILENT, with no symptoms until a problem arises. Almost all individuals have experienced reflux (GER), but the disease (GERD) occurs when reflux happens on a frequent basis often over a long period of time.</p>
<p> <strong>What Is LPR?</strong></p>
<p>During gastroesophageal reflux, the acidic stomach contents may reflux all the way up the esophagus, beyond the upper esophageal sphincter (a ring of muscle at the top of the esophagus), and into the back of the throat and possibly the back of the nasal airway. This is known as laryngopharyngeal reflux (LPR), which can affect anyone. Adults with LPR often complain that the back of their throat has a bitter taste, a sensation of burning, or something &#8220;stuck.&#8221; Some may have difficulty breathing if the voice box is affected.</p>
<p>In infants and children, LPR may cause breathing problems such as: cough, hoarseness, stridor (noisy breathing), croup, asthma, sleep disordered breathing, feeding difficulty (spitting up), turning blue (cyanosis), aspiration, pauses in breathing (apnea), apparent life threatening event (ALTE), and even a severe deficiency in growth. Proper treatment of LPR, especially in children, is critical.</p>
<p> <strong>What Are The Symptoms Of GERD And LPR?</strong></p>
<p>The symptoms of GERD may include persistent heartburn, acid regurgitation, nausea, hoarseness in the morning, or trouble swallowing. Some people have GERD without heartburn. Instead, they experience pain in the chest that can be severe enough to mimic the pain of a heart attack. GERD can also cause a dry cough and bad breath. Some people with LPR may feel as if they have food stuck in their throat, a bitter taste in the mouth on waking, or difficulty breathing although uncommon.</p>
<p>If you experience any symptoms on a regular basis (twice a week or more) then you may have GERD or LPR. For proper diagnosis and treatment, you should be evaluated by your primary care doctor for GERD or an otolaryngologist-head and neck surgeon (ENT doctor).</p>
<p> <strong>Who Gets GERD Or LPR?</strong></p>
<p>Women, men, infants, and children can all have GERD. This disorder may result from physical causes or lifestyle factors. Physical causes can include a malfunctioning or abnormal lower esophageal sphincter muscle (LES), hiatal hernia, abnormal esophageal contractions, and slow emptying of the stomach. Lifestyle factors include diet (chocolate, citrus, fatty foods, spices), destructive habits (overeating, alcohol and tobacco abuse) and even pregnancy. Young children experience GERD and LPR due to the developmental immaturity of both the upper and lower esophageal sphincters.</p>
<p>Unfortunately, GERD and LPR are often overlooked in infants and children leading to repeated vomiting, coughing in GER and airway and respiratory problems in LPR such as sore throat and ear infections. Most infants grow out of GERD or LPR by the end of their first year; however, the problems that resulted from the GERD or LPR may persist.</p>
<p> <strong>What Role Does An Ear, Nose, And Throat Specialist Have In Treating GERD And LPR?</strong></p>
<p>A gastroenterologist, a specialist in treating gastrointestinal orders, will often provide initial treatment for GERD. But there are ear, nose, and throat problems that are either caused by or associated with GERD, such as hoarseness, laryngeal (singers) nodules, croup, airway stenosis (narrowing), swallowing difficulties, throat pain, and sinus infections. These problems require an otolaryngologist-head and neck surgeon, or a specialist who has extensive experience with the tools that diagnose GERD and LPR. They treat many of the complications of GERD, including: sinus and ear infections, throat and laryngeal inflammation and lesions, as well as a change in the esophageal lining called Barrett&#8217;s esophagus, which is a serious complication that can lead to cancer.</p>
<p>Your primary care physician or pediatrician will often refer a case of LPR to an otolaryngologist-head and neck surgeon for evaluation, diagnosis, and treatment.</p>
<p> <strong>Diagnosing And Treating GERD And LPR</strong></p>
<p>In adults, GERD can be diagnosed or evaluated by a physical examination and the patient&#8217;s response to a trial of treatment with medication. Other tests that may be needed include an endoscopic examination (a long tube with a camera inserted into the nose, throat, windpipe, or esophagus), biopsy, x-ray, examination of the throat and larynx, 24 hour pH probe, acid reflux testing, esophageal motility testing (manometry), emptying studies of the stomach, and esophageal acid perfusion (Bernstein test). Endoscopic examination, biopsy, and x-ray may be performed as an outpatient or in a hospital setting. Endoscopic examinations can often be performed in your ENT&#8217;s office, or may require some form of sedation and occasionally anesthesia.</p>
<p>Symptoms of GERD or LPR in children should be discussed with your pediatrician for a possible referral to a specialist.</p>
<p>Most people with GERD respond favorably to a combination of lifestyle changes and medication. On occasion, surgery is recommended. Medications that could be prescribed include antacids, histamine antagonists, proton pump inhibitors, pro-motility drugs, and foam barrier medications. Some of these products are now available over-the-counter and do not require a prescription.  </p>
<p>Children and adults who fail medical treatment or have anatomical abnormalities may require surgical intervention. Such treatment includes fundoplication, a procedure where a part of the stomach is wrapped around the lower esophagus to tighten the LES, and endoscopy, where hand stitches or a laser is used to make the LES tighter.</p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">Adult Lifestyle Changes To Prevent GERD And LPR</span></strong></p>
<ul>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Avoid eating and drinking within two to three hours prior to bedtime</li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Do not drink alcohol</li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Eat small meals and slowly</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Limit problem foods:</p>
<ul>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Caffeine</p>
</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Carbonated drinks</p>
</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Chocolate</p>
</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Peppermint</p>
</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Tomato and citrus foods</p>
</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Fatty and fried foods</p>
</li>
</ul>
</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Lose weight</p>
</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Quit smoking</p>
</li>
<li>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;">Wear loose clothing</p>
</li>
</ul>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/topics/GERD.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/209/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TINNITUS</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/tinnitus/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/tinnitus/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:15:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[DOs and DONTs]]></category>
		<category><![CDATA[ringing in the ear]]></category>
		<category><![CDATA[tinnitus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[Is the Ringing in My Ears Normal? Not at all. Tinnitus is the name for these head noises, and they are very common. Nearly 36 million Americans suffer from this discomfort. Tinnitus may come and go, or you may be aware of a continuous sound. It can vary in pitch from a low roar to [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Is the Ringing in My Ears Normal?</p>
<p>Not at all. Tinnitus is the name for these head noises, and they are very common. Nearly 36 million Americans suffer from this discomfort. Tinnitus may come and go, or you may be aware of a continuous sound. It can vary in pitch from a low roar to a high squeal or whine, and you may hear it in one or both ears. When the ringing is constant, it can be annoying and distracting. More than seven million people are afflicted so severely that they cannot lead normal lives.</p>
<p>Can Other People Hear the Noise in My Ears?</p>
<p>Not usually, but sometimes they are able to hear a certain type of tinnitus. This is called &#8220;objective tinnitus,&#8221; and it caused either by abnormalities in blood vessels around the outside of the ear or by muscle spasms, which may sound like clicks or crackling inside the middle ear.</p>
<p>What Causes Tinnitus?</p>
<p>Most tinnitus comes from damage to the microscopic endings of the hearing nerve in the inner ear. The health of these nerve endings is important for acute hearing, and injury to them brings on hearing loss and often tinnitus. If you are older, advancing age is generally accompanied by a certain amount of hearing nerve impairment and tinnitus. If you are younger, exposure to loud noise is probably the leading cause of tinnitus, and often damages hearing as well.</p>
<p>There are many causes for &#8220;subjective tinnitus,&#8221; the noise only you can hear. Some causes are not serious (a small plug of wax in the ear canal might cause temporary tinnitus). Tinnitus can also be a symptom of stiffening of the middle ear bones (otosclerosis).</p>
<p>Tinnitus may also be caused by allergy, high or low blood pressure (blood circulation problems), a tumor, diabetes, thyroid problems, injury to the head or neck, and a variety of other causes including medications such as anti-inflammatories, antibiotics, sedatives, antidepressants, and aspirin. If you take aspirin and your ears ring, talk to your doctor about dosage in relation to your size.</p>
<p>Treatment will be quite different in each case of tinnitus. It is important to see an otolaryngologist to investigate the cause of your tinnitus so that the best treatment can be determined.</p>
<p>Tinnitus Treatment</p>
<p>In most cases, there is no specific treatment for ear and head noise. If your <strong>otolaryngologist</strong> finds a specific cause of your tinnitus, he or she may be able to eliminate the noise. But, this determination may require extensive testing including X-rays, balance tests, and laboratory work. However, most causes cannot be identified. Occasionally, medicine may help the noise. The medications used are varied, and several may be tried to see if they help.</p>
<p>The following list of DOs and DON&#8217;Ts can help lessen the severity of tinnitus:</p>
<ul>
<li>Avoid exposure to loud sounds and noises.</li>
<li>Get your blood pressure checked. If it is high, get your doctor&#8217;s help to control it.</li>
<li>Decrease your intake of salt. Salt impairs blood circulation.</li>
<li>Avoid stimulants such as coffee, tea, cola, and tobacco.</li>
<li>Exercise daily to improve your circulation.</li>
<li>Get adequate rest and avoid fatigue.</li>
<li>Stop worrying about the noise. Recognize your head noise as an annoyance and learn to ignore it as much as possible.</li>
</ul>
<p>Can You Help Me Cope With Tinnitus?</p>
<p>Concentration and relaxation exercises can help to control muscle groups and circulation throughout the body. The increased relaxation and circulation achieved by these exercises can reduce the intensity of tinnitus in some patients.</p>
<p>Masking. Tinnitus is usually more bothersome in quiet surroundings. A competing sound at a constant low level, such as a ticking clock or radio static (white noise), may mask the tinnitus and make it less noticeable. Products that generate white noise are also available through catalogs and specialty stores.</p>
<p>Hearing Aids. If you have a hearing loss, a hearing aid(s) may reduce head noise while your are wearing it and sometimes cause it to go away temporarily. It is important not to set the hearing aid at excessively loud levels, as this can worsen the tinnitus in some cases. However, a thorough trial before purchase of a hearing aid is advisable if your primary purpose is the relief of tinnitus.</p>
<p>Tinnitus maskers can be combined within hearing aids. They emit a competitive but pleasant sound that can distract you from head noise. Some people find that a tinnitus masker may even suppress the head noise for several hours after it is used, but this is not true for all users.</p>
<p>Summary</p>
<p>Prior to any treatment of tinnitus or head noise, it is important that you have a thorough examination and evaluation by your <strong>otolaryngologist</strong>. An essential part of your treatment will be your understanding of tinnitus and its causes</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/hearing/tinnitus.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/tinnitus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SWIMMER&#8217;S EAR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/swimmers-ear/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/swimmers-ear/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[ear itching]]></category>
		<category><![CDATA[ear pain]]></category>
		<category><![CDATA[earache]]></category>
		<category><![CDATA[swimmer's ear]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[  Causes Of Swimmer&#8217;s Ear Swimmer&#8217;s ear is an infection of the outer ear structures. It typically occurs in swimmers, but the since the cause of the infection is water trapped in the ear canal, bathing or showering may also cause this common infection.When water is trapped in the ear canal, bacteria that normally inhabit the skin and ear [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Causes Of Swimmer&#8217;s Ear</strong></p>
<p>Swimmer&#8217;s ear is an infection of the outer ear structures. It typically occurs in swimmers, but the since the cause of the infection is water trapped in the ear canal, bathing or showering may also cause this common infection.When water is trapped in the ear canal, bacteria that normally inhabit the skin and ear canal multiply, causing infection and irritation of the ear canal. If the infection progresses it may involve the outer ear. </p>
<h3>Symptoms Of Swimmer&#8217;s Ear</h3>
<p>The most common symptoms of swimmer&#8217;s ear are mild to moderate pain that is aggravated by tugging on the auricle and an itchy ear.Other symptoms may include any of the following:   </p>
<ul>
<li>Sensation that the ear is blocked or full</li>
<li>Drainage</li>
<li>Fever </li>
<li>Decreased hearing</li>
<li>Intense pain that may radiate to the neck, face, or side of the head</li>
<li>The outer ear may appear to be pushed forward or away from the skull</li>
<li>Swollen lymph nodes</li>
</ul>
<p> <strong>Treatment Of Swimmer&#8217;s Ear</strong></p>
<p>Treatment for the early stages of swimmer&#8217;s ear includes careful cleaning of the ear canal and eardrops that inhibit bacterial growth. Mild acid solutions such as boric or acetic acid are effective for early infections.</p>
<p>For more severe infections, if you do not have a perforated ear drum, ear cleaning may be helped by antibiotics. If the ear canal is swollen shut, a sponge or wick may be placed in the ear canal so that the antibiotic drops will be effective. Pain medication may also be prescribed.</p>
<p>Follow-up appointments with your physician are very important to monitor progress of the infection, to repeat ear cleaning, and to replace the ear wick as needed. Your otolaryngologist has specialized equipment and expertise to effectively clean the ear canal and treat swimmer&#8217;s ear.</p>
<p> <strong>Prevention Of Swimmer&#8217;s Ear<br />
</strong><br />
A dry ear is unlikely to become infected, so it is important to keep the ears free of moisture after swimming or bathing. Removable earplugs, sometimes worn for hearing protection, can be used to keep moisture out of the ear canal. Q-tips should not be used for this purpose, because they may pack material deeper into the ear canal, remove protective earwax, and irritate the thin skin of the ear canal creating the perfect environment for infection.</p>
<p>The safest way to dry your ears is with a hair dryer. <em>If you do not have a perforated eardrum,</em> rubbing alcohol or a 50:50 mixture of alcohol and vinegar used as eardrops will evaporate excess water and keep your ears dry.</p>
<p><strong>Before using any drops in the ear, it is important to verify that you do not have a perforated eardrum. Check with your otolaryngologist if you have ever had a perforated, punctured, or injured eardrum, or if you have had ear surgery.<br />
</strong><br />
People with itchy ears, flaky or scaly ears, or extensive earwax are more likely to develop swimmer&#8217;s ear. If so, it may be helpful to have your ears cleaned periodically by an otolaryngologist</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/ears/swimmers.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/swimmers-ear/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PERFORATED EAR DRUM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/perforated-ear-drum/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/perforated-ear-drum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:07:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[Eardrum Perforation]]></category>
		<category><![CDATA[PE tube]]></category>
		<category><![CDATA[perforated eardrum]]></category>
		<category><![CDATA[rupture in the eardrum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=206</guid>
		<description><![CDATA[  A perforated eardrum is a hole or rupture in the eardrum, a thin membrane that separates the ear canal and the middle ear. The medical term for eardrum is tympanic membrane. The middle ear is connected to the nose by the eustachian tube, which equalizes pressure in the middle ear. A perforated eardrum is [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>A perforated eardrum is a hole or rupture in the eardrum, a thin membrane that separates the ear canal and the middle ear. The medical term for eardrum is <strong>tympanic membrane</strong>. The middle ear is connected to the nose by the eustachian tube, which equalizes pressure in the middle ear.</p>
<p>A perforated eardrum is often accompanied by decreased hearing and occasional discharge. Pain is usually not persistent.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Causes Of Eardrum Perforation</strong></p>
<p>The causes of perforated eardrum are usually from trauma or infection. A perforated eardrum can occur:</p>
<ul>
<li>If the ear is struck squarely with an open hand</li>
<li>With a skull fracture</li>
<li>After a sudden explosion</li>
<li>If an object (such as a bobby pin, Q-tip, or stick) is pushed too far into the ear canal.</li>
<li>As a result of hot slag (from welding) or acid entering the ear canal</li>
</ul>
<p>Middle ear infections may cause pain, hearing loss, and spontaneous rupture (tear) of the ear-drum resulting in a perforation. In this circumstance, there maybe infected or bloody drainage from the ear. In medical terms, this is called otitis media with perforation.</p>
<p>On rare occasions a small hole may remain in the eardrum after a previously placed PE tube (pressure equalizing) either falls out or is removed by the physician.</p>
<p>Most eardrum perforations heal spontaneously within weeks after rupture, although some may take up to several months. During the healing process the ear must be protected from water and trauma. Those eardrum perforations which do not heal on their own may require surgery.</p>
<h3>Effects On Hearing From Perforated Eardrum</h3>
<p>Usually, the larger the perforation, the greater the loss of hearing. The location of the hole (perforation) in the eardrum also effects the degree of hearing loss. If severe trauma (e.g. skull fracture) disrupts the bones in the middle ear which transmit sound or causes injury to the inner ear structures, the loss of hearing maybe quite severe.</p>
<p>If the perforated eardrum is due to a sudden traumatic or explosive event, the loss of hearing can be great and ringing in the ear (tinnitus) may be severe. In this case the hearing usually returns partially, and the ringing diminishes in a few days. Chronic infection as a result of the perforation can cause major hearing loss.</p>
<h3>Treatment Of The Perforated Eardrum</h3>
<p>Before attempting any correction of the perforation, a hearing test should be performed. The benefits of closing a perforation include prevention of water entering the ear while showering, bathing, or swimming (which could cause ear infection), improved hearing, and diminished tinnitus. It also may prevent the development of cholesteatoma (skin cyst in the middle ear), which can cause chronic infection and destruction of ear structures.</p>
<p>If the perforation is very small, otolaryngologists may choose to observe the perforation over time to see if it will dose spontaneously. They also might try to patch a cooperative patient&#8217;s ear-drum in the office. Working with a microscope, your doctor may touch the edges of the eardrum with a chemical to stimulate growth and then place a thin paper patch on the eardrum. Usually with closure of the tympanic membrane improvement in hearing is noted. Several applications of a patch (up to three or four) may be required before the perforation doses completely. if your physician feels that a paper patch will not provide prompt or adequate closure of the hole in the eardrum, or attempts with paper patching do not promote healing, surgery is considered.</p>
<p>There are a variety of surgical techniques, but all basically place tissue across the perforation allowing healing. The name of this procedure is called tympanoplasty. Surgery is typically quite successful in closing the perforation permanently, and improving hearing. It is usually done on an outpatient basis.</p>
<p>Your doctor will advise you regarding the proper management of a perforated eardrum</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/ears/perforation.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/perforated-ear-drum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MENIERE&#8217;S DISEASE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/menieres-disease/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/menieres-disease/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 11:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[Balance]]></category>
		<category><![CDATA[Electrocochleography]]></category>
		<category><![CDATA[ENG]]></category>
		<category><![CDATA[episodic rotational vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[hearing loss]]></category>
		<category><![CDATA[Ménière's disease]]></category>
		<category><![CDATA[Recommended Adult Lifestyle Changes]]></category>
		<category><![CDATA[sensation of fullness]]></category>
		<category><![CDATA[tinnitus]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[What Is Meniere&#8217;s Disease? Ménière&#8217;s disease, also called idiopathic endolymphatic hydrops, is a disorder of the inner ear. Although the cause is unknown, it probably results from an abnormality in the fluids of the inner ear. Ménière&#8217;s disease is one of the most common causes of dizziness originating in the inner ear. In most cases [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>What Is Meniere&#8217;s Disease?</strong></p>
<p>Ménière&#8217;s disease, also called idiopathic endolymphatic hydrops, is a disorder of the inner ear. Although the cause is unknown, it probably results from an abnormality in the fluids of the inner ear. Ménière&#8217;s disease is one of the most common causes of dizziness originating in the inner ear. In most cases only one ear is involved, but both ears may be affected in about 15 percent of patients. Ménière&#8217;s disease typically starts between the ages of 20 and 50 years. Men and women are affected in equal numbers.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>What Are The Symptoms?</strong></p>
<p>The symptoms of Ménière&#8217;s disease are episodic rotational vertigo (attacks of a spinning sensation), hearing loss, tinnitus (a roaring, buzzing, or ringing sound in the ear), and a sensation of fullness in the affected ear. Tinnitus and fullness of the ear in Ménière&#8217;s disease may come and go with changes in hearing, occur during or just before attacks, or be constant. There may also be an intermittent hearing loss early in the disease, especially in the low pitches, but a fixed hearing loss involving tones of all pitches commonly develops in time. Loud sounds may be uncomfortable and seem distorted in the affected ear. From all the Ménière&#8217;s disease&#8217;s symptoms, vertigo is usually the most troublesome. It is commonly produced by disorders of the inner ear, but may also occur in central nervous system disorders. Vertigo may last for 20 minutes to two hours or longer. During attacks, patients are usually unable to perform activities normal to their work or home life. Sleepiness may follow for several hours, and the off-balance sensation may last for days. The symptoms of Ménière&#8217;s disease may be only a minor nuisance, or can become disabling, especially if the attacks of vertigo are severe, frequent, and occur without warning.</p>
<p><strong>How Is A Diagnosis Made?<br />
</strong>The physician will take a history of the frequency, duration, severity, and character of your attacks, the duration of hearing loss or whether it has been changing, and whether you have had tinnitus or fullness in either or both ears. You may be asked whether there is history of syphilis, mumps, or other serious infections in the past, inflammations of the eye, an autoimmune disorder or allergy, or ear surgery in the past. You may be asked questions about your general health, such as whether you have diabetes, high blood pressure, high blood cholesterol, thyroid, neurologic or emotional disorders. Tests may be ordered to look for these problems in certain cases. When the history has been completed, diagnostic tests will check your hearing and balance functions. They may include:</p>
<p><strong>For Hearing</strong></p>
<ul>
<li>An<strong> audiometric examination (hearing test) </strong>typically indicates a sensory type of hearing loss in the affected ear. Speech discrimination (the patient&#8217;s ability to distinguish between words like &#8220;sit&#8221; and &#8220;fit&#8221;) is often diminished in the affected ear.</li>
</ul>
<p><strong>For Balance</strong></p>
<ul>
<li>An <strong>ENG (electronystagmograph)</strong> may be performed to evaluate balance function. In a darkened room, recording electrodes are placed near the eyes. Warm and cool water or air are gently introduced into each ear canal. Since the eyes and ears work in a coordination through the nervous system, measurement of eye movements can be used to test the balance system. In about 50 percent of patients, the balance function is reduced in the affected ear.</li>
<li><strong>Rotational testing</strong> or <strong>balance platform</strong>, may also be performed to evaluate the balance system.</li>
</ul>
<p><strong>Other Tests</strong></p>
<ul>
<li><strong>Electrocochleography (ECoG)</strong> may indicate increased inner ear fluid pressure in some cases of Ménière&#8217;s disease.</li>
<li>The <strong>auditory brain stem response (ABR)</strong>, a computerized test of the hearing nerves and brain pathways, <strong>computed tomography</strong> <strong>(CT)</strong> or, <strong>magnetic resonance imaging</strong> <strong>(MRI)</strong> may be needed to rule out a tumor occurring on the hearing and balance nerve. Such tumors are rare, but they can cause symptoms similar to Ménière&#8217;s disease.</li>
</ul>
<p>  <strong>Recommended Adult Lifestyle Changes To Reduce The Frequency Of Ménière&#8217;s Disease Episodes</strong></p>
<ul>
<li>Avoid alcohol, caffeine, excessive fatigue, smoking, and streess</li>
<li>Eat properly</li>
<li>Get plenty of sleep</li>
<li>Remain physically active</li>
</ul>
<p>  <strong>Diagnosing And Treating Ménière&#8217;s Disease</strong></p>
<p>A low salt diet and a diuretic (water pill) may reduce the frequency of attacks of Ménière&#8217;s disease in some patients. In order to receive the full benefit of the diuretic, it is important that you restrict your intake of salt and take the medication regularly as directed. Anti-vertigo medications, e.g., Antivert® (meclizine generic), or Valium® (diazepam generic), may provide temporary relief. Anti-nausea medication is sometimes prescribed. Anti-vertigo and anti-nausea medications may cause drowsiness. Avoid caffeine, smoking, and alcohol. Get regular sleep and eat properly. Remain physically active, but avoid excessive fatigue. Stress may aggravate the vertigo and tinnitus of Ménière&#8217;s disease. Stress avoidance or counseling may be advised. If you have vertigo without warning, you should not drive, because failure to control the vehicle may be hazardous to yourself and others. Safety may require you to forego ladders, scaffolds, and swimming.</p>
<p>  <strong>When Is Surgery Recommended?<br />
</strong><br />
If vertigo attacks are not controlled by<br />
conservative measures and are disabling, one of the following surgical procedures might be recommended:</p>
<ul>
<li>Intratympanic treatment, also known as chemical labyrinthotomy, is an office procedure in which a medicine, such as gentamicin, is injected into the middle ear. Other medicines may be used. Gentamicin is an antibiotic that causes a partial loss of balance function in the treated ear, controlling vertigo in about three fourths of cases and usually preserving hearing. Apart from a period of disequilibrium that can occur as the patient adjusts to the new level of balance function, this treatment is usually very well tolerated.<br />
It is also significantly simpler and less invasive than other surgical treatments.</li>
<li>The endolymphatic shunt or decompression procedure is an ear operation that is usually preserves hearing. Attacks of vertigo are controlled in one-half to two-thirds of cases, but control is not permanent in all cases. Recovery time after this procedure is short compared to the other procedures.</li>
<li>Selective vestibular neurectomy is a procedure in which the balance nerve is cut as it leaves the inner ear and goes to the brain. Vertigo attacks are permanently cured in a high percentage of cases, and hearing is preserved in most cases.</li>
<li>Labryrinthectomy and eighth nerve section<br />
are procedures in which the balance and<br />
hearing mechanism in the inner ear are destroyed on one side. This is considered when the patient with Ménière&#8217;s disease has poor hearing in the affected ear. Labryrinthectomy and eighth nerve section result in the highest rates for control of vertigo attacks.</li>
</ul>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/balance/meniere.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/menieres-disease/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EARWAX</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/earwax/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/earwax/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 10:55:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[Ear Canal]]></category>
		<category><![CDATA[Earwax]]></category>
		<category><![CDATA[Outer Ear]]></category>
		<category><![CDATA[q-tips]]></category>
		<category><![CDATA[Should You Clean Your Ears?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[  &#8220;Never put anything smaller than your elbow in your ear!&#8221; Cotton swabs are for cleaning bellybuttons, not ears. You have probably heard these admonitions from relatives and doctors since childhood&#8230;read on to find out what they meant.   The Outer Ear And Canal The outer ear is the funnel-like part of the ear you can [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;Never put anything smaller than your elbow in your ear!&#8221;</span></strong></span> Cotton swabs are for cleaning bellybuttons, not ears. You have probably heard these admonitions from relatives and doctors since childhood&#8230;read on to find out what they meant.  </p>
<p>The Outer Ear And Canal</p>
<p>The outer ear is the funnel-like part of the ear you can see on the side of the head, plus the ear canal (the hole which leads down to the eardrum).</p>
<p>The ear canal is shaped somewhat like an hourglass-narrowing part way down. The skin of the outer part of the canal has special glands that produce earwax. This wax is supposed to trap dust and dirt particles to keep them from reaching the eardrum. Usually the wax accumulates a bit, dries out and then comes tumbling out of the ear, carrying dirt and dust with it. Or it may slowly migrate to the outside where it can be wiped off. The ear canal may be blocked by wax when attempts to clean the ear push wax deeper into the ear canal and cause a blockage. Wax blockage is one of the most common causes of hearing loss.  </p>
<p>Should You Clean Your Ears?</p>
<p>Wax is not formed in the deep part of the ear canal near the eardrum, but only in the outer part of the canal. So when a patient has wax blocked up against the eardrum, it is often because he has been probing his ear with such things as cotton-tipped applicators, bobby pins, or twisted napkin corners. These objects only push the wax in deeper. Also, the skin of the ear canal and the eardrum is very thin and fragile and is easily injured.Earwax is healthy in normal amounts and serves to coat the skin of the ear canal where it acts as a temporary water repellent. The absence of earwax may result in dry, itchy ears.</p>
<h3>Most of the time the ear canals are self-cleaning; that is, there is a slow and orderly migration of ear canal skin from the eardrum to the ear opening. Old earwax is constantly being transported from the ear canal to the ear opening where it usually dries, flakes, and falls out.</h3>
<p>Under ideal circumstances, you should never have to clean your ear canals. However, we all know that this isn&#8217;t always so. If you want to clean your ears, you can wash the external ear with a cloth over a finger, but do not insert anything into the ear canal.</p>
<p>What Are the Symptoms of Wax Buildup?</p>
<ul>
<li>partial hearing loss, may be progressive</li>
<li>tinnitus, noises in the ear</li>
<li>earache</li>
<li>fullness in the ear or a sensation the ear is plugged</li>
</ul>
<p>Self Treatment For Earwax</p>
<p>Most cases of earwax blockage respond to home treatments used to soften wax if there is no hole in the eardrum. Patients can try placing a few drops of mineral oil, baby oil, glycerin, or commercial ear wax removal drops, such as Debrox®, Mack&#8217;s® Wax AwayTM, Murine®, or Physicians&#8217; ChoiceTM in the ear. These remedies are not as strong as the prescription wax softeners but are effective for many patients. Rarely, people have allergic reactions to commercial preparations. Detergent drops such as hydrogen peroxide or carbamide peroxide may also aid in the removal of wax. Patients should know that rinsing the ear canal with hydrogen peroxide (H2O2) results in oxygen bubbling off and water being left behind-wet, warm ear canals make good incubators for growth of bacteria. Flushing the ear canal with rubbing alcohol displaces the water and dries the canal skin. If alcohol causes severe pain, it suggests the presence of an eardrum perforation.  </p>
<p>When Should I See My Doctor?</p>
<p>If you are uncertain whether you have a hole (perforation or puncture) in your eardrum, consult your physician prior to trying any over-the-counter remedies. Putting eardrops or other products in your ear in the presence of an eardrum perforation may cause an infection. Certainly, washing water through such a hole could start an infection. In the event that the home treatments discussed in this article are not satisfactory, or if wax has accumulated so much that it blocks the ear canal (and hearing), your physician may prescribe eardrops designed to soften wax, or he may wash or vacuum it out. Occasionally, an otolaryngologist (ENT specialist) may need to remove the wax using microscopic visualization.</p>
<p>Other Possible Causes of Hearing Loss</p>
<li>perforated eardrum</li>
<li>middle ear infection (otitis media)</li>
<li>external ear infection (otitis externa)</li>
<li>acoustic trauma</li>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/ears/earwax.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/earwax/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EARS AND ALTITUDE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/ears-and-altitude/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/ears-and-altitude/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 10:48:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[aero-otitis]]></category>
		<category><![CDATA[air pressure]]></category>
		<category><![CDATA[baby on an airplane]]></category>
		<category><![CDATA[blocked ears]]></category>
		<category><![CDATA[Decongestants And Nose Sprays]]></category>
		<category><![CDATA[ear pain]]></category>
		<category><![CDATA[earache]]></category>
		<category><![CDATA[eustachian tube]]></category>
		<category><![CDATA[precautions before flight]]></category>
		<category><![CDATA[serous otitis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[    Have you ever wondered why your ears pop when you fly on an airplane? Or why, when they fail to pop, you get an earache? Have you ever wondered why the babies on an airplane fuss and cry so much during descent? Ear problems are the most common medical complaint of airplane travelers, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> </p>
<p> </p>
<p>Have you ever wondered why your ears pop when you fly on an airplane? Or why, when they fail to pop, you get an earache? Have you ever wondered why the babies on an airplane fuss and cry so much during descent?</p>
<p>Ear problems are the most common medical complaint of airplane travelers, and while they are usually simple, minor annoyances, they occasionally result in temporary pain and hearing loss.</p>
<h3>How Does Air Pressure Affect The Ear?</h3>
<p>It is the middle ear that causes discomfort during air travel, because it is an air pocket inside the head that is vulnerable to changes in air pressure.</p>
<p>Normally, each time (or each second or third time) you swallow, your ears make a little click or popping sound. This occurs because a small bubble of air has entered your middle ear, up from the back of your nose. It passes through the Eustachian tube, a membrane-lined tube about the size of a pencil lead that connects the back of the nose with the middle ear. The air in the middle ear is constantly being absorbed by its membranous lining and resupplied through the Eustachian tube. In this manner, air pressure on both sides of the eardrum stays about equal. If and when the air pressure is not equal, the ear feels blocked.</p>
<h3>Blocked Ears And Eustachian Tubes</h3>
<p>The Eustachian tube can be blocked, or obstructed, for a variety of reasons. When that occurs, the middle ear pressure cannot be equalized. The air already there is absorbed and a vacuum occurs, sucking the eardrum inward and stretching it. Such an eardrum cannot vibrate naturally, so sounds are muffled or blocked, and the stretching can be painful. If the tube remains blocked, fluid (like blood serum) will seep into the area from the membranes in an attempt to overcome the vacuum. This is called &#8220;fluid in the ear,&#8221; serous otitis, or aero-otitis.</p>
<p>The most common cause for a blocked Eustachian tube is the common cold. Sinus infections and nasal allergies (hay fever, etc.) are also causes. A stuffy nose leads to stuffy ears because the swollen membranes block the opening of the Eustachian tube.</p>
<p>Children are especially vulnerable to blockages because their Eustachian tubes are narrower than adults.</p>
<p><strong>The Three Parts Of The Ear</strong> </p>
<ul>
<li><strong>The outer ear</strong>: the part that you can see on the side of the head plus the ear canal leading down to the eardrum.</li>
<li><strong>The middle ear</strong>: the eardrum and ear bones (ossicles), plus the air spaces behind the eardrum and in the mastoid cavities (vulnerable to air pressure).</li>
<li><strong>The inner ear</strong>: the area that contains the nerve endings for the organs of hearing and balance (equilibrium).</li>
</ul>
<h3>How Can Air Travel Cause Ear Problems?</h3>
<p>Air travel is sometimes associated with rapid changes in air pressure. To maintain comfort, the Eustachian tube must open frequently and wide enough to equalize the changes in pressure. This is especially true when the airplane is landing, going from low atmospheric pressure down closer to earth where the air pressure is higher.</p>
<p>Actually, any situation in which rapid altitude or pressure changes occur creates the problem. You may have experienced it when riding in elevators or when diving to the bottom of a swimming pool. Deep sea divers are taught how to equalize their ear pressures; so are pilots. You can learn the tricks too.</p>
<h3>How To Unblock Your Ears</h3>
<p>Swallowing activates the muscle that opens the Eustachian tube. You swallow more often when you chew gum or let mints melt in your mouth. These are good air travel practices, especially just before take-off and during descent. Yawning is even better. Avoid sleeping during descent, because you may not be swallowing often enough to keep up with the pressure changes. (The flight attendant will be happy to awaken you just before descent).</p>
<p>If yawning and swallowing are not effective, unblock your ears as follows:</p>
<ul>
<li><strong>Step 1: </strong>Pinch your nostrils shut.</li>
<li><strong>Step 2:</strong> Take a mouthful of air.</li>
<li><strong>Step 3:</strong> Using your cheek and throat muscles, force the air into the back of your nose as if you were trying to blow your thumb and fingers off your nostrils.</li>
</ul>
<p>When you hear a loud pop in your ears, you have succeeded. You may have to repeat this several times during descent.</p>
<h3>Babies&#8217; Ears</h3>
<p>Babies cannot intentionally pop their ears, but popping may occur if they are sucking on a bottle or pacifier. Feed your baby during the flight, and do not allow him or her to sleep during descent.</p>
<p><strong>Precautions</strong></p>
<ul>
<li>When inflating your ears, <em>you should not use force</em>. The proper technique involves only pressure created by your check and throat muscles.</li>
<li>If you have a cold, a sinus infection, or an allergy attack, it is best to postpone an airplane trip.</li>
<li>If you recently have undergone ear surgery, consult with your surgeon on how soon you may safely fly.</li>
</ul>
<p><strong>What About Decongestants And Nose Sprays?</strong></p>
<p>Many experienced air travelers use a decongestant pill or nasal spray an hour or so before descent. This will shrink the membranes and help the ears pop more easily. Travelers with allergy problems should take their medication at the beginning of the flight for the same reason.</p>
<p>Decongestant tablets and sprays can be purchased without a prescription. However, they should be avoided by people with heart disease, high blood pressure, irregular heart rhythms, thyroid disease, or excessive nervousness. Such people should consult their physicians before using these medicines. Pregnant women should likewise consult their physicians first.</p>
<h3>If Your Ears Will Not Unblock</h3>
<p>Even after landing you can continue the pressure equalizing techniques, and you may find decongestants and nasal sprays to be helpful. (However, avoid making a habit of nasal sprays. After a few days, they may cause more congestion than they relieve). If your ears fail to open, or if pain persists, you will need to seek the help of a physician who has experience in the care of ear disorders. He/she may need to release the pressure or fluid with a small incision in the ear drum.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/ears/altitude.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/ears-and-altitude/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EAR INFECTIONS AND EARACHE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/201/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/201/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 10:46:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[acute otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[adenoids]]></category>
		<category><![CDATA[earache]]></category>
		<category><![CDATA[fever]]></category>
		<category><![CDATA[hearing loss]]></category>
		<category><![CDATA[middle ear effusion]]></category>
		<category><![CDATA[myringotomy]]></category>
		<category><![CDATA[Otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[serous otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[tonsils]]></category>
		<category><![CDATA[ventilation tube]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=201</guid>
		<description><![CDATA[What Is Otitis Media? Otitis media means inflammation of the middle ear. The inflammation occurs as a result of a middle ear infection. It can occur in one or both ears. Otitis media is the most frequent diagnosis recorded for children who visit physicians for illness. It is also the most common cause of hearing [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>What Is Otitis Media?</h3>
<p><a title="adenoid1.jpg" rel="attachment wp-att-113" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=113"></a></p>
<p>Otitis media means inflammation of the middle ear. The inflammation occurs as a result of a middle ear infection. It can occur in one or both ears. Otitis media is the most frequent diagnosis recorded for children who visit physicians for illness. It is also the most common cause of hearing loss in children.</p>
<p>Although otitis media is most common in young children, it also affects adults occasionally. It occurs most commonly in the winter and early spring months.</p>
<h3>Is Otitis Media Serious?</h3>
<p>Yes, it is serious because of the severe earache and hearing loss it can create. Hearing loss, especially in children, may impair learning capacity and even delay speech development. However, if it is treated promptly and effectively, hearing can almost always be restored to normal.</p>
<p>Otitis media is also serious because the infection can spread to nearby structures in the head, especially the mastoid. Thus, it is very important to recognize the symptoms (see list) of otitis media and to get immediate attention from your doctor.</p>
<p><strong>How Does The Ear Work?</strong></p>
<p>The <strong>outer ear </strong>collects sounds. The <strong>middle ear</strong> is a pea sized, air-filled cavity separated from the outer ear by the paper-thin eardrum. Attached to the eardrum are three tiny ear bones. When sound waves strike the eardrum, it vibrates and sets the bones in motion that transmit to the inner ear. The <strong>inner ear</strong> converts vibrations to electrical signals and sends these signals to the brain. It also helps maintain balance.</p>
<p>A healthy middle ear contains air at the same atmospheric pressure as outside of the ear, allowing free vibration. Air enters the middle ear through the narrow eustachian tube that connects the back of the nose to the ear. When you yawn and hear a pop, your eustachian tube has just sent a tiny air bubble to your middle ear to equalize the air pressure.</p>
<h3>What Causes Otitis Media?</h3>
<p>Blockage of the eustachian tube during a cold, allergy, or upper respiratory infection and the presence of bacteria or viruses lead to the accumulation of fluid (a build-up of pus and mucus) behind the eardrum. This is the infection called <strong>acute otitis media</strong>. The build up of pressurized pus in the middle ear causes earache, swelling, and redness. Since the eardrum cannot vibrate properly, you or your child may have hearing problems.</p>
<p>Sometimes the eardrum ruptures, and pus drains out of the ear. But more commonly, the pus and mucus remain in the middle ear due to the swollen and inflamed eustachian tube. This is called<strong> middle ear effusion</strong> or <strong>serous otitis media</strong>. Often after the acute infection has passed, the effusion remains and becomes chronic, lasting for weeks, months, or even years. This condition makes one subject to frequent recurrences of the acute infection and may cause difficulty in hearing.</p>
<h3>What Are The Symptoms Of Otitus Media?</h3>
<p>In infants and toddlers look for:</p>
<ul>
<li>pulling or scratching at the ear, especially if accompanied by the following&#8230;</li>
</ul>
<blockquote>
<blockquote>
<ol>
<li>hearing problems</li>
<li>crying, irritability</li>
<li>fever</li>
<li>vomiting</li>
<li>ear drainage</li>
</ol>
</blockquote>
</blockquote>
<p>In young children, adolescents, and adults look for:</p>
<ul>
<li>earache</li>
<li>feeling of fullness or pressure</li>
<li>hearing problems</li>
<li>dizziness, loss of balance</li>
<li>nausea, vomiting</li>
<li>ear drainage</li>
<li>fever</li>
</ul>
<p>Remember, without proper treatment, damage from an ear infection can cause chronic or permanent hearing loss.</p>
<p><strong>What Will Happen At The Doctor&#8217;s Office? </strong></p>
<p>During an examination, the doctor will use an instrument called an otoscope to assess the ear&#8217;s condition. With it, the doctor will perform an examination to check for redness in the ear and/or fluid behind the eardrum. With the gentle use of air pressure, the doctor can also see if the eardrum moves. If the eardrum doesn&#8217;t move and/or is red, an ear infection is probably present.</p>
<p>Two other tests may be performed for more information.</p>
<p>An <strong>audiogram</strong> tests if hearing loss has occurred by presenting tones at various pitches.</p>
<p>A <strong>tympanogram </strong>measures the air pressure in the middle ear to see how well the eustachian tube is working and how well the eardrum can move.</p>
<h3>The Importance Of Medication</h3>
<p>The doctor may prescribe one or more medications. It is important that all the medication(s) be taken as directed and that any follow-up visits be kept. Often, antibiotics to fight the infection will make the earache go away rapidly, but the infection may need more time to clear up. So, be sure that the medication is taken for the full time your doctor has indicated. Other medications that your doctor may prescribe include an antihistamine (for allergies), a decongestant (especially with a cold), or both.</p>
<p>Sometimes the doctor may recommend a medication to reduce fever and/or pain. Analgesic ear drops can ease the pain of an earache. Call your doctor if you have any questions about you or your child&#8217;s medication or if symptoms do not clear.</p>
<h3>What Other Treatment May Be Necessary?</h3>
<p>Most of the time, otitis media clears up with proper medication and home treatment. In many cases, however, further treatment may be recommended by your physician. An operation, called a<strong> myringotomy</strong> may be recommended. This involves a small surgical incision (opening) into the eardrum to promote drainage of fluid and to relieve pain. The incision heals within a few days with practically no scarring or injury to the eardrum. In fact, the surgical opening can heal so fast that it often closes before the infection and the fluid are gone. A <strong>ventilation tube</strong> can be placed in the incision, preventing fluid accumulation and thus improving hearing.</p>
<p>The surgeon selects a ventilation tube for your child that will remain in place for as long as required for the middle ear infection to improve and for the eustachian tube to return to normal. This may require several weeks or months. During this time, you must keep water out of the ears because it could start an infection. Otherwise, the tube causes no trouble, and you will probably notice a remarkable improvement in hearing and a decrease in the frequency of ear infections.</p>
<p>Otitis media may recur as a result of chronically infected <strong>adenoids and tonsils</strong>. If this becomes a problem, your doctor may recommend removal of one or both. This can be done at the same time as ventilation tubes are inserted.</p>
<p><strong>Allergies</strong> may also require treatment.</p>
<h3>So, Remember . . .</h3>
<p>Otitis media is generally not serious if it is promptly and properly treated. With the help of your physician, you and/or your child can feel and hear better very soon.</p>
<p>Be sure to follow the treatment plan, and see your physician until he/she tells you that the condition is fully cured.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/ears/earache.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/201/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>WHAT ARE EAR TUBES?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/doctor-please-explain-ear-tubes/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/doctor-please-explain-ear-tubes/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 10:39:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[acute otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[ear infection]]></category>
		<category><![CDATA[ear tube]]></category>
		<category><![CDATA[middle ear fluid]]></category>
		<category><![CDATA[myringotomy tubes]]></category>
		<category><![CDATA[otitis media with effusion]]></category>
		<category><![CDATA[tympanostomy tubes]]></category>
		<category><![CDATA[ventilation tube]]></category>
		<category><![CDATA[Who Needs Ear Tubes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=200</guid>
		<description><![CDATA[Painful ear infections are a rite of passage for children &#8211; by the age of five, nearly every child has experienced at least one episode. Most ear infections either resolve on their own (viral) or are effectively treated by antibiotics (bacterial). But sometimes, ear infections and/or fluid in the middle ear may become a chronic [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Painful ear infections are a rite of passage for children &#8211; by the age of five, nearly every child has experienced at least one episode. Most ear infections either resolve on their own (viral) or are effectively treated by antibiotics (bacterial). But sometimes, ear infections and/or fluid in the middle ear may become a chronic problem leading to other issues such as hearing loss, behavior, and speech problems. In these cases, insertion of an ear tube by an otolaryngologist (ear, nose, and throat surgeon) may be considered.</p>
<p> <strong>What Are Ear tubes?</strong><br />
Ear tubes are tiny cylinders placed through the ear drum (tympanic membrane) to allow air into the middle ear. They also may be called tympanostomy tubes, myringotomy tubes, ventilation tubes, or PE (pressure equalization) tubes.  These tubes can be made out of plastic, metal, or Teflon and may have a coating intended to reduce the possibility of infection. There are two basic types of ear tubes: short-term and long-term.  Short-term tubes are smaller and typically stay in place for six months to a year before falling out on their own.  Long-term tubes are larger and have flanges that secure them in place for a longer period of time. Long term tubes may fall out on their own, but removal by an otolaryngologist is often necessary.</p>
<p> <strong>Who Needs Ear Tubes?</strong><br />
Ear tubes are often recommended when a person experiences repeated middle ear infection (acute otitis media) or has hearing loss caused by the persistent presence of middle ear fluid (otitis media with effusion). These conditions most commonly occur in children, but can also be present in teens and adults and can lead to speech and balance problems, hearing loss, or changes in the structure of the ear drum. Other less common conditions that may warrant the placement of ear tubes are malformation of the ear drum or Eustachian tube, Down Syndrome, cleft palate, and barotrauma (injury to the middle ear caused by a reduction of air pressure), usually seen with altitude changes such as flying and scuba diving.  </p>
<p>Each year, more than half a million ear tube surgeries are performed on children, making it the most common childhood surgery performed with anesthesia.  The average age of ear tube insertion is one to three years old. Inserting ear tubes may:</p>
<ul type="disc">
<li>reduce the risk of future ear infection,</li>
<li>restore hearing loss caused by middle ear fluid,</li>
<li>improve speech problems and balance prob-lems, and</li>
<li>improve behavior and sleep problems caused by chronic ear infections.</li>
</ul>
<p> <strong>How Are Ear Tubes Inserted?</strong><br />
Ear tubes are inserted through an outpatient surgical procedure called a myringotomy. A myringotomy refers to an incision (a hole) in the ear drum or tympanic membrane. This is most often done under a surgical microscope with a small scalpel (tiny knife), but it can also be accomplished with a laser.  If an ear tube is not inserted, the hole would heal and close within a few days. To prevent this, an ear tube is placed in the hole to keep it open and allow air to reach the middle ear space (ventilation).</p>
<p>  <strong>Ear Tube Surgery</strong> <br />
A light general anesthetic (laughing gas) is administered for young children. Some older children and adults may be able to tolerate the procedure without anesthetic. A myringotomy is performed and the fluid behind the ear drum (in the middle ear space) is suctioned out. The ear tube is then placed in the hole. Ear drops may be administered after the ear tube is placed and may be necessary for a few days. The procedure usually lasts less than 15 minutes and patients awaken quickly. Sometimes the otolaryngologist will recommend removal of the adenoid tissue (lymph tissue located in the upper airway behind the nose) when ear tubes are placed.  This is often considered when a repeat tube insertion is necessary. Current research indicates that removing adenoid tissue concurrent with placement of ear tubes can reduce the risk of recurrent ear infection and the need for repeat surgery.</p>
<p><strong>What To Expect After Surgery</strong><br />
After surgery, the patient is monitored in the recovery room and will usually go home within an hour if no complications are present. Patients usually experience little or no postoperative pain but grogginess, irritability, and/or nausea from the anesthesia can occur temporarily.  Hearing loss caused by the presence of middle ear fluid is immediately resolved by surgery. Sometimes children can hear so much better that they complain that normal sounds seem too loud. The otolaryngologist will provide specific postoperative instructions for each patient including when to seek immediate attention and follow-up appointments. He or she may also prescribe antibiotic ear drops for a few days.</p>
<p>To avoid the possibility of bacteria entering the middle ear through the ventilation tube, physicians may recommend keeping ears dry by using ear plugs or other water-tight devices during bathing, swimming, and water activities. However, recent research suggests that protecting the ear may not be necessary, except when diving or engaging in water activities in unclean water such as lakes and rivers. Parents should consult with the treating physician about ear protection after surgery.</p>
<p><strong>Possible Complications</strong><br />
Myringotomy with insertion of ear tubes is an extremely common and safe procedure with minimal complications. When complications do occur, they may include:</p>
<ul type="disc">
<li><strong>Perforation</strong> &#8211; This can happen when a tube comes out or a long-term tube is removed and the hole in the tympanic membrane (ear drum) does not close. The hole can be patched through a minor surgical procedure called a tympanoplasty or myringoplasty.</li>
<li><strong>Scarring</strong> &#8211; Any irritation of the ear drum (recurrent ear infections), including repeated in-sertion of ear tubes, can cause scarring called tympanosclerosis or myringosclerosis. In most cases, this causes no problems with hearing.</li>
<li><strong>Infection</strong> &#8211; Ear infections can still occur in the middle ear or around the ear tube. How-ever, these infections are usually less frequent, result in less hearing loss, and are easier to treat &#8211; often only with ear drops. Sometimes an oral antibiotic is still needed.</li>
<li><strong>Ear Tubes Come Out Too Early Or Stay In Too Long</strong> &#8211; If an ear tube expels from the ear drum too soon (which is unpredictable), fluid may return and repeat surgery may be needed. Ear tubes that remain too long may result in perforation or may require removal by the otolaryngologist.</li>
</ul>
<p><em>Consultation with an otolaryngologist (ear, nose, and throat surgeon) may be warranted if you or your child has experienced repeated or severe ear infections, ear infections that are not resolved with antibiotics, hearing loss due to fluid in the middle ear, barotrauma, or have an anatomic abnormality that inhibits drainage of the middle ear.</em></p>
<p><em>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/ears/Ear-Tubes.cfm) </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/doctor-please-explain-ear-tubes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DIZZINESS AND MOTION SICKNESS</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/dizziness-and-motion-sickness/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/dizziness-and-motion-sickness/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 10:29:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness]]></category>
		<category><![CDATA[motion sickness]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=199</guid>
		<description><![CDATA[Each year more than two million people visit a doctor for dizziness, and an untold number suffer with motion sickness, which is the most common medical problem associated with travel&#8230;  What Is Dizziness?Some people describe a balance problem by saying they feel dizzy, lightheaded, unsteady, or giddy. This feeling of imbalance or dysequilibrium, without a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Each year more than <strong>two million</strong> people visit a doctor for dizziness, and an untold number suffer with motion sickness, which is the most common medical problem associated with travel&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"> <strong>What Is Dizziness?</strong>Some people describe a balance problem by saying they feel dizzy, lightheaded, unsteady, or giddy. This feeling of imbalance or dysequilibrium, without a sensation of turning or spinning, is sometimes due to an inner ear problem.</p>
<h3>What Is Vertigo?</h3>
<p>A few people describe their balance problem by using the word vertigo, which comes from the Latin verb &#8220;to turn&#8221;. They often say that they or their surroundings are turning or spinning. Vertigo is frequently due to an inner ear problem.</p>
<h3>What Is Motion Sickness And Sea Sickness?</h3>
<p>Some people experience nausea and even vomiting when riding in an airplane, automobile, or amusement park ride, and this is called motion sickness. Many people experience motion sickness when riding on a boat or ship, and this is called seasickness even though it is the same disorder.</p>
<p>Motion sickness or seasickness is usually just a minor annoyance and does not signify any serious medical illness, but some travelers are incapacitated by it, and a few even suffer symptoms for a few days after the trip.</p>
<h3>The Anatomy Of Balance</h3>
<p>Dizziness, vertigo, and motion sickness all relate to the sense of balance and equilibrium. Researchers in space and aeronautical medicine call this sense spatial orientation, because it tells the brain where the body is &#8220;in space:&#8221; what direction it is pointing, what direction it is moving, and if it is turning or standing still.</p>
<p>Your sense of balance is maintained by a complex interaction of the following parts of the nervous system:</p>
<ul>
<li>The <strong>inner ears</strong> (also called the labyrinth), which monitor the directions of motion, such as turning, or forward-backward, side-to-side, and up-and-down motions.</li>
<li>The <strong>eyes</strong>, which monitor where the body is in space (i.e. upside down, rightside up, etc.) and also directions of motion.</li>
<li>The <strong>skin pressure receptors</strong> such as in the joints and spine, which tell what part of the body is down and touching the ground.</li>
<li>The <strong>muscle and joint sensory receptors</strong>, which tell what parts of the body are moving.</li>
<li>The <strong>central nervous system</strong> (the brain and spinal cord), which processes all the bits of information from the four other systems to make some coordinated sense out of it all.</li>
</ul>
<p>The symptoms of motion sickness and dizziness appear when the central nervous system receives conflicting messages from the other four systems.</p>
<p>For example, suppose you are riding through a storm, and your airplane is being tossed about by air turbulence. But your eyes do not detect all this motion because all you see is the inside of the airplane. Then your brain receives messages that do not match with each other. You might become &#8220;air sick.&#8221;</p>
<p>Or suppose you are sitting in the back seat of a moving car reading a book. Your inner ears and skin receptors will detect the motion of your travel, but your eyes see only the pages of your book. You could become &#8220;car sick.&#8221;</p>
<p>Or, to use a true medical condition as an example, suppose you suffer inner ear damage on only one side from a head injury or an infection. The damaged inner ear does not send the same signals as the healthy ear. This gives conflicting signals to the brain about the sensation of rotation, and you could suffer a sense of spinning, vertigo, and nausea.</p>
<h3>What Medical Conditions Cause Dizziness?</h3>
<p><em><strong>Circulation:</strong></em> If your brain does not get enough blood flow, you feel light headed. Almost everyone has experienced this on occasion when standing up quickly from a lying down position. But some people have light headedness from poor circulation on a frequent or chronic basis. This could be caused by arteriosclerosis or hardening of the arteries, and it is commonly seen in patients who have high blood pressure, diabetes, or high levels of blood fats (cholesterol). It is sometimes seen in patients with inadequate cardiac (heart) function or with anemia.</p>
<p>Certain drugs also decrease the blood flow to the brain, especially stimulants such as nicotine and caffeine. Excess salt in the diet also leads to poor circulation. Sometimes circulation is impaired by spasms in the arteries caused by emotional stress, anxiety, and tension.</p>
<p>If the <em>inner ear </em>falls to receive enough blood flow, the more specific type of dizziness occurs-that is-vertigo. The inner ear is very sensitive to minor alterations of blood flow and all of the causes mentioned for poor circulation to the brain also apply specifically to the inner ear.</p>
<p><em><strong>Injury:</strong></em> A skull fracture that damages the inner ear produces a profound and incapacitating vertigo with nausea and hearing loss. The dizziness will last for several weeks, then slowly improve as the normal (other) side takes over</p>
<p>Infection: Viruses, such as those causing the common &#8220;cold&#8221; or &#8220;flu,&#8221; can attack the inner ear and its nerve connections to the brain. This can result in severe vertigo, but hearing is usually spared. However, a bacterial infection such as mastoiditis that extends into the inner ear will completely destroy both the hearing and the equilibrium function of that ear. The severity of dizziness and recovery time will be similar to that of skull fracture.</p>
<p><em><strong>Allergy:</strong></em> Some people experience dizziness and/or vertigo attacks when they are exposed to foods or airborne particles (such as dust, molds, pollens, danders, etc.) to which they are allergic.</p>
<p><em><strong>Neurological diseases:</strong></em> A number of diseases of the nerves can affect balance, such as multiple sclerosis, syphilis, tumors, etc. These are uncommon causes, but your physician will think about them during the examination.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<h3>What Will the Physician Do For My Dizziness?</h3>
<p>The doctor will ask you to describe your dizziness, whether it is light headedness or a sensation of motion, how long and how often the dizziness has troubled you, how long a dizzy episode lasts, and whether it is associated with hearing loss or nausea and vomiting. You might be asked for circumstances that might bring on a dizzy spell. You will need to answer questions about your general health, any medicines, you are taking, head injuries, recent infections, and other questions about your ear and neurological system.</p>
<p>Your physician will examine your ears, nose, and throat and do tests of nerve and balance function. Because the inner ear controls both balance and hearing, disorders of balance often affect hearing and vice versa. Therefore, your physician will probably recommend hearing tests (audiograms). The physician might order skull X rays, a CT or MRI scan of your head, or special tests of eye motion after warm or cold water is used to stimulate the inner ear (ENG &#8211; electronystagmography). In some cases, blood tests or a cardiology (heart) evaluation might be recommended.</p>
<p>Not every patient will require every test. The physician&#8217;s judgement will be based on each particular patient. Similarly, the treatments recommended by your physician will depend on the diagnosis.</p>
<h3>What Can I Do To Reduce Dizziness?</h3>
<ul>
<li><strong>Avoid rapid changes in position</strong>, especially from lying down to standing up or turning around from one side to the other.</li>
<li><strong>Avoid extremes of head motion</strong> (especially looking up) or rapid head motion (especially turning or twisting).</li>
<li><strong>Eliminate or decrease use of products that impair circulation</strong>, e.g. nicotine, caffeine, and salt.</li>
<li><strong>Minimize your exposure to circumstances that precipitate your dizziness</strong>, such as stress and anxiety or substances to which you are allergic.</li>
<li><strong>Avoid hazardous activities</strong> when you are dizzy, such as driving an automobile or operating dangerous equipment, or climbing a step ladder, etc.</li>
</ul>
<h3>What Can I Do For Motion Sickness?</h3>
<p>Always ride where your eyes will see the same motion that your body and inner ears feel, e.g. sit in the front seat of the car and look at the distant scenery; go up on the deck of the ship and watch the horizon; sit by the window of the airplane and look outside. In an airplane choose a seat over the wings where the motion is the least.</p>
<ul>
<li><strong>Do not read while traveling</strong> if you are subject to motion sickness, and do not sit in a seat facing backward.</li>
<li><strong>Do not watch or talk to another traveler who is having motion sickness</strong>.</li>
<li><strong>Avoid strong odors and spicy or greasy foods</strong> immediately before and during your travel. Medical research has not yet investigated the effectiveness of popular folk remedies such as soda crackers and &amp; Seven Up<sup>® </sup>or cola syrup over ice.</li>
<li><strong>Take one of the varieties of motion sickness medicines</strong> before your travel begins, as recommended by your physician.</li>
</ul>
<p>Some of these medications can be purchased without a prescription (i.e., Dramamine®, Bonine®, Marezine®, etc.) Stronger medicines such as tranquilizers and nervous system depressants will require a prescription from your physician. Some are used in pill or suppository form.</p>
<p><em><strong>Remember: </strong></em>Most cases of dizziness and motion sickness are mild and self-treatable disorders. But, severe cases and those that become progressively worse, deserve the attention of a physician with specialized skills in diseases of the ear, nose, throat, equilibrium, and neurological systems.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/balance/dizziness.cfm)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/dizziness-and-motion-sickness/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHOLESTEATOMA AND CHRONIC EAR PROBLEMS</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/01/cholesteatoma-and-chronic-ear-problems/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/01/cholesteatoma-and-chronic-ear-problems/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 10:26:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR NOSE AND THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[Cholesteatoma]]></category>
		<category><![CDATA[chronic otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[dizziness]]></category>
		<category><![CDATA[ear drops]]></category>
		<category><![CDATA[ear infection]]></category>
		<category><![CDATA[ear surgery]]></category>
		<category><![CDATA[facial muscle paralysis]]></category>
		<category><![CDATA[hearing loss]]></category>
		<category><![CDATA[middle ear]]></category>
		<category><![CDATA[poor eustachian tube function]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=198</guid>
		<description><![CDATA[ What Is A Cholesteatoma?   A cholesteatoma is a skin growth that occurs in an abnormal location, the middle ear behind the eardrum. It is usually due to repeated infection, which causes an ingrowth of the skin of the eardrum. Cholesteatomas often take the form of a cyst or pouch that sheds layers of old skin that [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="CS_Element_Textblock"><a title="timpanoplasti-son.jpg" rel="attachment wp-att-185" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=185"></a> <span style="font-size: x-small;">What Is A Cholesteatoma?  </span></p>
<p style="color: #000000; font-family: Verdana,Arial; text-align: left;">A cholesteatoma is a skin growth that occurs in an abnormal location, the middle ear behind the eardrum. It is usually due to repeated infection, which causes an ingrowth of the skin of the eardrum. Cholesteatomas often take the form of a cyst or pouch that sheds layers of old skin that builds up inside the ear. Over time, the cholesteatoma can increase in size and destroy the surrounding delicate bones of the middle ear. Hearing loss, dizziness, and facial muscle paralysis are rare but can result from continued cholesteatoma growth.<span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Causes Of Cholesteatoma</span></span></p>
<p>A cholesteatoma usually occurs because of poor eustachian tube function as well as infection in the middle ear. The eustachian tube conveys air from the back of the nose into the middle ear to equalize ear pressure (&#8220;clear the ears&#8221;). When the eustachian tubes work poorly perhaps due to allergy, a cold or sinusitis, the air in the middle ear is absorbed by the body, and a partial vacuum results in the ear. The vacuum pressure sucks in a pouch or sac by stretching the eardrum, especially areas weakened by previous infections. This sac often becomes a cholesteatoma. A rare congenital form of cholesteatoma (one present at birth) can occur in the middle ear and elsewhere, such as in the nearby skull bones. However, the type of cholesteatoma associated with ear infections is most common.<span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Cholesteatoma Symptoms </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Initially, the ear may drain, sometimes with a foul odor. As the cholesteatoma pouch or sac enlarges, it can cause a full feeling or pressure in the ear, along with hearing loss. (An ache behind or in the ear, especially at night, may cause significant discomfort.) Dizziness, or muscle weakness on one side of the face (the side of the infected ear) can also occur. Any, or all, of these symptoms are good reasons to seek medical evaluation. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Is It Dangerous?</span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"> </span>Ear cholesteatomas can be dangerous and should never be ignored. Bone erosion can cause the infection to spread into the surrounding areas, including the inner ear and brain. If untreated, deafness, brain abscess, meningitis, and rarely death can occur. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Treatments For Cholesteatoma</span></span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"> </span>An examination by an otolaryngologist-head and neck surgeon can confirm the presence of a cholesteatoma. Initial treatment may consist of a careful cleaning of the ear, antibiotics, and ear drops. Therapy aims to stop drainage in the ear by controlling the infection. The extent or growth characteristics of a cholesteatoma must also be evaluated. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Large or complicated cholesteatomas usually require surgical treatment to protect the patient from serious complications. Hearing and balance tests, x-rays of the mastoid (the skull bone next to the ear), and CAT scans (3-D x-rays) of the mastoid may be necessary. These tests are performed to determine the hearing level remaining in the ear and the extent of destruction the cholesteatoma has caused. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Surgery is performed under general anesthesia in most cases. The primary purpose of the surgery is to remove the cholesteatoma and infection and achieve an infection-free, dry ear. Hearing preservation or restoration is the second goal of surgery. In cases of severe ear destruction, reconstruction may not be possible. Facial nerve repair or procedures to control dizziness are rarely required. Reconstruction of the middle ear is not always possible in one operation; and therefore, a second operation may be performed six to twelve months later. The second operation will attempt to restore hearing and, at the same time, inspect the middle ear space and mastoid for residual cholesteatoma. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Admission to the hospital is usually done the morning of surgery, and if the surgery is performed early in the morning, discharge maybe the same day. For some patients, an overnight stay is necessary. In rare cases of serious infection, prolonged hospitalization for antibiotic treatment may be necessary. Time off from work is typically one to two weeks. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">Follow-up office visits after surgical treatment are necessary and important, because cholesteatoma sometimes recurs. In cases where an open mastoidectomy cavity has been created, office visits every few months are needed in order to clean out the mastoid cavity and prevent new infections. In some patients, there must be lifelong periodic ear examinations. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">As a summary, cholesteatoma is a serious but treatable ear condition which can only be diagnosed by medical examination. Persisting earache, ear drainage, ear pressure, hearing loss, dizziness, or facial muscle weakness signals the need for evaluation by an otolaryngologist-head and neck surgeon. </span></span></span></p>
<h3> (SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/ears/cholesteatoma.cfm) </h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/01/cholesteatoma-and-chronic-ear-problems/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

