<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>www.seciltotan.com</title>
	<atom:link href="http://www.seciltotan.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.seciltotan.com</link>
	<description>Bu web sitesi , KBB Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Seçil TOTAN tarafından hazırlanmakta ve Kulak Burun Boğaz Hastalıkları konusunda faydalı bilgiler sağlamaktadır.</description>
	<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 17:27:30 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-SES:</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/515</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/515#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 17:20:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>

		<category><![CDATA[andropoz]]></category>

		<category><![CDATA[geriatri]]></category>

		<category><![CDATA[menapoz]]></category>

		<category><![CDATA[presbifoni]]></category>

		<category><![CDATA[ses]]></category>

		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[
YAŞA BAĞLI SES DEĞİŞİKLİKLERİ
Yazar: Michael S. Benninger, M.D.
Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery, Henry Ford Hospital, MI
Jean Abitbol, M.D.
Chief Medical Officer, Faculty of Medicine, Paris-France
İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır.
Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan&#8217;da sesin kişinin karakteri için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff9900;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/03/presbilarinks.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-516" title="presbilarinks" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/03/presbilarinks.jpg" alt="" width="266" height="220" /></a></span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff9900;">YAŞA BAĞLI SES DEĞİŞİKLİKLERİ</span></strong></p>
<p>Yazar: Michael S. Benninger, M.D.<br />
Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery, Henry Ford Hospital, MI<br />
Jean Abitbol, M.D.<br />
Chief Medical Officer, Faculty of Medicine, Paris-France</p>
<p>İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır.</p>
<p>Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan&#8217;da sesin kişinin karakteri için çok önemli olduğunu ifade etmek için sesin kalpten çıktığına inanırlardı.</p>
<p>Ancak bu kadar özel olan ses, maalesef ki yaş ilerledikçe vücutta ortaya çıkan hormonal, nörolojik vb. bazı değişikliklerden etkilenmekte ve niteliğini değiştirmektedir. En yetenekli ve elit ses sanatçıların çok çok azı 50-60&#8242;lı yaşlardan sonra bazı zor parçalarda performanslarını devam ettirebilmektedir. Kişiler 80-90&#8242;lı yaşlara eriştiğinde, ses aralığındaki kaybın yanısıra sesin gücü azalmakta ve kadın-erkek sesi arasındaki fark da yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff9900;">Sesin fizyolojisi:</span><br />
</span></em></strong>Ses telleri adı verilen, aslında sanılanın aksine hiç de elektrik kabloları gibi bir anatomiye sahip olmayan mukozal 2 katlantı, sesin titreştirilmesinden sorumlu organlardır. Konuşma ve şarkı söyleme sırasında sese esnekliğini veren ses telleri, ses kutusu adı verilen larinks organının bütünüyle hareketi ile bunu gerçekleştirmektedir. Bunun dışında yüz yapısı, sinüsler ve göğüs kafesi de rezonatörler (sesin yankılanmasını sağlayan organlar) olarak sesin rengini ve karakterini verirler.<br />
Bu 3 yapıya ek olarak vücudun pek çok alanı da sesin niteliğini etkiler. Örneğin çene ya da boyundaki gerginlik sesin esnekliğini azaltıp seste yorgunluğa yol açar. Kişi dik durduğunda ses en güçlü formuna ulaştığı için, kas-iskelet sorunları olan kişilerde de ses olumsuz etkilenir. Bunun yanısıra, diyafram (göğüs kafesi ile karın boşluğunu birbirinden ayıran kastan oluşan zar) ve karın bölgesindeki kramp, bağırsak sorunları gibi durumlar da sesi bozabilir. Psikolojik sorunları olan kişilerde kişinin ses tonundaki kendine güven kaybolacağından, daha zayıf ve titrek bir ses oluşmaktadır. Nörolojik sorunları olan kişilerde de tüm bu organların çalışmasını sağlayan sinirlerdeki sorunlar ses kalitesini bozmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanmanın Larinks ve Ses Tellerine Etkisi:<br />
</span></em></strong>Larinks, kıkırdaktan oluşan bir yapıdır ve hayatın ilk anlarından itibaren olgunlaşma sürecine başlayıp hayatın sonuna kadar bunu devam ettirebilen bir organdır. Yaş ilerledikçe kemikleşme başlar ve buna bağlı olarak daha sert bir yapı haline gelir. Ses tellerinin 3 boyutlu hareketini sağlayan larinks içi eklemlerde de bu sertleşmeye bağlı hareket kısıtlılığı başlar ve ayrıca kas yapısı da yaşa bağlı zayıfladıkça ses telleri kütlesinde azalma gerçekleşir. Ses telleri hafifçe yaylanır ve bu da konuşma sırasında bazı seslerde ses tellerinin birbiriyle tam olarak yakınlaşmasını engeller ve aradaki boşluktan olan hava kaçağına bağlı daha &#8220;soluklu&#8221; bir ses karşımıza çıkar.</p>
<p>Ses tellerinin titreşebilmesi için ses telleri yüzeyinde nemlilik olması gerekir. Yaş ilerledikçe tükrük salgısının azalmasına bağlı ortaya çıkan ağız kuruluğunun yanısıra ses telleri üzerindeki tabakada da kuruma gerçekleşir. Bu da titreşimin dalga hareketi şeklindeki esnekliğini kaybettiren önemli bir faktördür. Bunu önlemek adına günde 2-3 litre su tüketilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanmaya bağlı Ses Tellerini Etkileyen Nörolojik Olaylar:<br />
</span></em></strong>Larinksin ve sesin ortaya çıkmasında yardımcı organların oldukça sofistike ve koordineli hareketi, kompleks bir sinir ağı sayesinde olmaktadır. Yaş arttıkça bu sinir liflerindeki uyarı iletim hızı azalmakta ve kasların birbiriyle uyumu bozulmaktadır.</p>
<p>Yaş ilerledikçe en sık karşılaşılan ses sorunu seste titremedir. Herhangi bir nedene bağlı olmaksızın gelişebileceği gibi (Primer Vokal Tremor), Parkinson vb. bazı hastalıklar nedeniyle de oluşabilir. Bunun yanısıra ses tellerinde felce yol açan nöromüsküler paraliziler, ses teli eklem hareket bozukluğu gibi hastalıklar yaş ilerledikçe daha çok karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda erken tanı konması, ses fonksiyonlarının geri kazanılmasında oldukça önemlidir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Gastrointestinal Sistem Hastalıkları ve Ses:</span></em></strong><br />
Ses tellerini negatif olarak etkileyebilen en sık karşılaşılan gastrointestinal sistem hastalığı Reflü&#8217;dür. Reflü her yaşta karşımıza çıkabileceği gibi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı artmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Solunum Hastalıkları ve Ses:<br />
</span></em></strong>Sesin oluşturulma sürecini nefes alıp vermek başlatır. Akciğer ve göğüs kafesine ilişkin hastalıklar solunum kapasitesini azaltıp yetkin bir konuşma ve şarkı söyleme için gerekli solunumsal desteği ve kontrolü sınırlandırmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Hormonal Sorunlar ve Ses:<br />
</span></em></strong>● <span style="text-decoration: underline;"><strong>Tiroid hormonu:<br />
</strong></span>Kişi yaşlandıkça, tiroid hormon salınımında azalma meydana gelir ki, bu hormon kasların enerjisini ve dokuların nemliliğini sağlamada oldukça önemlidir. Menapoz ya da andropoza bağlı Presbifoni&#8217;de (yaşlılığa bağlı ses bozukluğu) tiroid hormonlarının kontrol altında tutulması gerekir.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Progesteron:<br />
</span></strong>Progesteron yumurtalıklar tarafından salgılanan ve sadece üreme fonksiyonunda görevli olduğu sanılan bir hormondur. Halbuki Gago tarafından yapılan bilimsel çalışmalarda bu hormonun sinir hücreleri tarafından da salındığı gösterilmiştir. Çünkü progesteron, sinirlerin etrafını çeviren koruyucu bir tabaka olan Myelin&#8217;in yapımını aktive etmektedir ve bu sayede sinir hücresini koruyucu etkiye sahiptir. Myelinle kaplı sinirler uyarıları daha iyi ve daha hızlı iletirler. Menapoz döneminde, progesteron hormon yapımındaki azalma, myelin kılıfının yapımında azalmaya ve bunun sonucunda sesin özellikle şarkı söyleme esnasındaki kontrolünde azalmaya yol açmaktadır.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Menapoz:<br />
</span></strong>Menapozda östrojen seviyesinin azalması, ses tellerini kaplayan mukus tabakasının kalınlaşması ve bunun sonucunda ses tellerinin tonüsünü ve kontürünü kaybetmesine, bu da kadın sesinin derinleşip kalınlaşarak erkek sesine dönüşmesine neden olmaktadır.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Andropoz:<br />
</span></strong>Testislerden üretilen androjenler vücutta kan akımını hızlandırmakta ve oksijenlenmedeki bu artış sayesinde kasların performansı artmaktadır. 70&#8242;li yaşlarda andropoz denilen androjen hormon eksikliğinde, larinks kaslarının yeterli çalışmaması ses bozukluğuna neden olmaktadır. Prostat büyüklüğü ya da kanseri vb. bir engel durum yoksa, androjen tedavisi ses tellerinin şeklini düzeltmede, kasların eski tonüsüne kavuşmasını sağlamada ve bu sayede daha güçlü bir sesin sağlanmasında oldukça yardımcı bir yöntemdir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanan Sesin Paradoksu:<br />
</span></em></strong>Kadınlarda menapoz döneminde hormonal dengedeki androjen lehine kayma nedeniyle her iki ses teli zamanla atrofiye uğrar. Ses tellerinin üzerini kaplayan müköz tabaka incelir ve dehidrate olur. Bunun sonucunda ilk olarak sesin aralığı daralır, yüksek harmonikler kaybolur, ses güçsüzleşir ve çabuk yorulur. Tedavisinde hormon replasman tedavisi, ses koruyucu beslenme ve yaşam tarzı, ses terapisi, ses tellerinin kalınlaştırılması için ses telleri içine bazı maddeler enjekte edilmesi gibi seçenekler bulunmaktadır.</p>
<p>Erkeklerde de benzer mekanizmayla ortaya çıkan ses bozukluklarında, prostat hipertrofisi vb. engel bir durum yoksa hormon replasman tedavisi, ses terapisi, düzenli egzersiz ve konuşma önerilmektedir.<br />
Bunun yanısıra ek nörolojik hastalıkların tedavisi, reflü tedavisi, sigara ve irritanlardan kaçınma, bol sıvı tüketimi, nemlendirme ve kısa süreli balgam söktürücü kullanımı da bu tedavilere eklenmelidir.</p>
<p>Önemli olan ses bozulmadan koruyucu önlemleri çok daha genç yaşlarda alabilmektir. Bu da düzenli spor, bol sıvı alımı, ses tellerinin nemlendirilmesi ve yağlandırılması için özel spreylerin kullanımı, diş bakımı, dengeli beslenme, C vitamini, E vitamini, magnezyum kullanımı ve sigara gibi tütün maddelerinin tüketilmemesi ile sağlanabilecektir.</p>
<p>KAYNAK:<br />
1. American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/515/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-BAŞ-BOYUN KANSERLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/513</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/513#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 10:14:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>

		<category><![CDATA[ağız kuruluğu]]></category>

		<category><![CDATA[Amifostine]]></category>

		<category><![CDATA[baş boyun kanseri]]></category>

		<category><![CDATA[Ethyol]]></category>

		<category><![CDATA[geriatri]]></category>

		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>

		<category><![CDATA[quality of life]]></category>

		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>

		<category><![CDATA[yaşam kalitesi]]></category>

		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[ 
KEMOTERAPİ-RADYOTERAPİ SONRASINDA YAŞAM KALİTESİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
Yazar: Marilene B. Wang
MD, Associate Professor, UCLA School of Medicine
 
Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir.
Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p align="justify"><span style="color: #ff6600;"><strong><em>KEMOTERAPİ-RADYOTERAPİ SONRASINDA YAŞAM KALİTESİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER</em></strong></span></p>
<p align="justify">Yazar: Marilene B. Wang</p>
<p align="justify">MD, Associate Professor, UCLA School of Medicine</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir.</p>
<p align="justify">Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak kanserinin günümüzdeki tedavi protokolünde ya organ koruma (gırtlak alınmadan) yani kemoterapi+radyoterapi (CRT) ya da gırtlağın tamamen çıkarılması (total larenjektomi) sonrası radyoterapi uygulanmaktadır. Ayrıca orofarinks (boğaz) ve hipofarinks (yutak) kanserlerinde de kemoterapi+radyoterapi uygulanmaktadır.</p>
<p align="justify"> CRT protokolleri her ne kadar organ koruma sağlasa da kişinin yaşam kalitesinde (quality of life=QOL) bazı sıkıntılı değişiklikler yaratabilmektedir. QOL hasta anketleriyle değerlendirilmektedir. Ankette hastaların verdiği bilgiler psikolojik, sosyal, mesleki ve fiziksel donelere göre (örneğin ağrı, dış görünüm, günlük aktivite, boş zamanlarını değerlendirme, yutma, çiğneme, konuşma, omuz hareketinde rahatlık, tat, tükürük miktarı, ruh hali, endişe) puanlanır ve elde edilen rakam yüksekse kişinin yaşam kalitesi de yüksek demektir, düşük ise kişinin tedavi sonrası yaşam kalitesi o oranda düşmüş demektir.</p>
<p align="justify">Baş-boyun kanserli kişilerin, genellikle uzun yıllar sigara ve/veya alkol kullanımına bağlı ek sağlık sorunları (kronik akciğer hastalığı, koroner arter hastalığı vb.) olmaktadır. Yutak bölgesini tutan kanserlerde, yutma sorunlarına bağlı kilo kaybı ve malnütrisyon karşımıza çıkabilmektedir. Ek olarak şeker hastalığı gibi bir faktörün varlığında sorunlar daha da büyümektedir.</p>
<p align="justify">Baş-boyun bölgesinde, özellikle ağız tabanı ve yutak bölgesi tümörleri, belli bir büyüklüğe ulaşmadan belirgin semptom vermedikleri için maalesef ki erken tanıda gecikilebilen tümörlerdir. Bu da prognozu oldukça etkilemektedir.</p>
<p align="justify"><span style="color: #ff6600;">CRT (kemoradyoterapi) SONRASI ERKEN DÖNEM SORUNLARI:</span></p>
<p align="justify">En sok karşılaşılan sorun mukozittir (ağız-boğaz bölgesinde yaralar oluşması), bu da bazen tedaviye ara verdirecek kadar şiddetli olabilir. Ayrıca kansızlık, lökosit sayısında azalmaya bağlı enfeksiyonlara yatkınlık, enfeksiyon ortaya çıktığında buna bağlı komplikasyonlar, böbrek toksisitesi, işitme sinirinin kemoterapiden etkilenmesi (ototoksisite), deri değişiklikleri (radyasyon yanığı vb.), halsizlik ve kilo kaybı da erken dönem sorunlarındandır.</p>
<p align="justify"><span style="color: #ff6600;">CRT (kemoradyoterapi) SONRASI GEÇ DÖNEM SORUNLARI:</span></p>
<p align="justify">Erken dönemde ortaya çıkan pek çok sorun, tedavi bittikten sonra şiddetini yitirmektedir. Yayınlara göre tedaviden 6-12 ay sonra QOL skorları tedavi öncesi skorlama derecelerine yaklaşmaktadır. Ancak geç dönemde hastaların yaşadığı sorunların başında da ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü gelmektedir. Bu da hastaların %50&#8217;sinde normal beslenmeye geçişi güçleştirmektedir. Hatta bazı hastalar uzun süre nazogastrik tüpten (burundan mideye yerleştirilen yumuşak beslenme tüpü) beslenmek zorunda kalmaktadır.</p>
<p align="justify">Ağız kuruluğunu gidermek üzere, CRT sırasında Amifostine (<strong>ETHYOL®) </strong>adı verilen ilacın kullanılması önerilmektedir. Amifostine, hücre koruyucu bir ilaç olup, kemoterapiden veya radyoterapiden 30 dk önce kol damarından serum şeklinde uygulanır. Uygulama sonrası bu ilacın özellikle tükrük bezlerinde fazlaca biriktiği ve bu sayede ağız kuruluğunu azalttığı ifade edilmektedir.</p>
<p align="left">Türkiye&#8217;de bu ilaç, SGK önergesine göre, 3 uzman hekim tarafından düzenlenen ve tedavi protokolünü gösterir sağlık kurulu raporuna dayanılarak sadece ruhsatlı endikasyon alanlarında kullanılabilen ve uzman hekimlerce reçetelendirilecek  ilaçlar listesindedir. Ayaktan kemoterapi yapılacak kanserli hastalara tedavi protokolünü gösterir uzman hekim raporuna dayanılarak kür tanımına uyacak tedavi uygulanıyor ise bir kürlük, kür tanımına uymayan tedavi uygulanıyor ise en fazla 3 aylık dozda ilaç verilebilmektedir. *</p>
<p align="left">Diğer geç dönem sorunları ağrının devam etmesi, ses kısıklığı, tat duyusunda azalma ve çiğnemede zorluktur.</p>
<p align="justify"><span style="color: #ff6600;">SONUÇ:</span></p>
<p align="justify">Hekimlerin baş-boyun kanserli hastaların tedavisinde hangi tedavi protokolünün daha uygun olacağını belirlemede hastayla birlikte karar verebilmeleri adına, hastalarına muhtemel erken dönem ve geç dönem yan etkilerini ayrıntılı anlatarak hastayı hazırlamaları, olabildiğince bu yan etkilere karşı önlem almaları, sonrasında bunlar geliştiğinde ise yeterli destek tedaviyi sağlayabilmeleri hastanın tedavi sonrası yaşam kalitesini oldukça olumlu anlamda etkileyen bir faktördür.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">KAYNAK:</p>
<ol>
<li>
<p align="justify">American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
</li>
<li>
<p align="justify">*http://istanbul.sgk.gov.tr/sss/index.php?action=article&amp;cat_id=001&amp;id=23379</p>
</li>
</ol>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/513/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-İŞİTME:</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/504</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/504#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 12:19:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>

		<category><![CDATA[Baha®]]></category>

		<category><![CDATA[Envoy Device]]></category>

		<category><![CDATA[geriatri]]></category>

		<category><![CDATA[İmplante edilebilir işitme cihazları]]></category>

		<category><![CDATA[Implex AG]]></category>

		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>

		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>

		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>

		<category><![CDATA[RetroX]]></category>

		<category><![CDATA[Rion]]></category>

		<category><![CDATA[Soundtec®]]></category>

		<category><![CDATA[The Otologics Middle Ear Transducer (MET)]]></category>

		<category><![CDATA[Tubingen cihazı (TICA)]]></category>

		<category><![CDATA[Vibrant Soundbridge®]]></category>

		<category><![CDATA[yaşılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[ 
YAŞA BAĞLI İŞİTME KAYBINDA CERRAHİ NE GİBİ DURUMLARDA UYGUNDUR?
Yazar: Brian W. Blakley, MD, Phd, FRCSC
Department Head,
University of Manitoba, Health Sciences Center,
Winnipeg, Canada
 
Klasik KBB Eğitimi&#8217;nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-506" title="geriatri11" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/geriatri11.jpg" alt="" width="250" height="250" /> </p>
<p><span style="color: #ff6600;">YAŞA BAĞLI İŞİTME KAYBINDA CERRAHİ NE GİBİ DURUMLARDA UYGUNDUR?</span></p>
<p align="justify">Yazar: Brian W. Blakley, MD, Phd, FRCSC</p>
<p align="justify">Department Head,</p>
<p align="justify">University of Manitoba, Health Sciences Center,</p>
<p align="justify">Winnipeg, Canada</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Klasik KBB Eğitimi&#8217;nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için <a href="http://www.seciltotan.com/archives/190" target="_blank">tıklayınız</a>.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza girmesi ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu yaklaşım değişmektedir. Sinir tipi işitme kaybında, işitme kaybının derecesi ve yerine göre seçilebilen bazı yeni tedavi modelleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>
<p align="justify">Koklear implant ve beyin sapı implantı,</p>
</li>
<li>
<p align="justify">İmplante edilebilir işitme cihazları,</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları,</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Yarı-implante edilebilir cihazlar,</p>
</li>
<li>
<p align="justify">İç kulağa bazı ilaçların uygulanması (bu konu daha deneysel aşamada olduğu için ayrıntılı bilgi verilmeyecektir.)</p>
</li>
</ol>
<p align="justify"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">1. Koklear implant:</span></strong></span></p>
<p align="justify">Koklear implant, eskiden 90 dB ve üstü işitme kayıplı kişilerde uygulanmaktayken, artık bu sınır 70 dB&#8217;e indirilmiştir (ayrıntılı bilgi için <a href="http://www.seciltotan.com/archives/360" target="_blank">tıklayınız</a>.) Özellikle bu işleme karar vermede konuşmayı anlama eşiğindeki düşüklük önemli bir kriterdir.</p>
<p align="justify"> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-508" title="koklear_implant1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/koklear_implant1-300x294.jpg" alt="" width="237" height="212" /></p>
<p align="justify">FDA tarafından onaylanan son değerlendirmeye göre erişkinlerde koklear implant kriterleri şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li>
<p align="justify">18 yaş ve üstü olup ileri-çok ileri derecede işitme kaybı varlığı, örneğin 500, 1000 ve 2000 Hz&#8217;de 70 dB ve üstü işitme kaybı</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Uygun ve iyi ayarlanmış çift işitme cihazı kullanımına rağmen bundan fayda görülmemesi</p>
</li>
<li>
<p align="justify">İmplant planlanan kulakta konuşmayı anlama eşiğinin % 50 ve altında, diğer kulağın ise % 60&#8242;ın altında olması</p>
</li>
</ul>
<p align="justify">Koklear implant uygulanması ve sonrasındaki gerekli eğitim sürecinin tamamlanmasının ardından elde edilen sonuca bakarsak, her ne kadar bu durum kişinin işitme kaybının miktarı, takılan implantın özellikleri vb. pek çok faktöre bağımlı olsa da hastaların büyük bir kısmının telefonda arama-meşgul çalma sesini ve konuştukları kişinin sesini tanıyabildikleri bilinmektedir.</p>
<p align="justify">Koklear implantın geleceğine göz atarsak, daha şimdiden kriterler açısından işitme cihazlarıyla bazı noktalarda çakıştıklarını görmekteyiz. Teknoloji geliştikçe, hasta seçim kriterleri de değişecek ve işitme cihazı mı koklear implant mı sorusu daha sık sorulur olmaya başlanacak. Bunun dışında, yakın gelecekte kokleadaki işitmeyi sağlayan tahrip olmuş tüysü hücrelerin yeni tekniklerle yenilenerek değiştirilmesi ile koklear implant da eski bir yöntem olarak kalabilecektir.</p>
<p align="justify"><span style="color: #ff6600;"> <span style="text-decoration: underline;"><strong>2. İmplante edilebilir işitme cihazları:</strong></span></span></p>
<p>Ses titreşimin hissedilmesi demektir. İşitme kaybı olan birçok vakada, kişilere geleneksel hava iletimli cihazlar takılır. Tipik olarak, bu işitme yardımcıları kulak kanalı içine veya kulağın arkasına yerleştirilir. Ancak bazı kişiler bu tip cihazlardan faydalanamazlar.</p>
<p align="justify">Kokleanın, orta kulağa kemikçiklere takılan bir cihazla mekanik olarak uyarılması işitilen sesin yükseltilebilmesi için oldukça doğal ve mantıklı bir yoldur. Hoparlör ve işitme cihazları sesin niteliğini değiştirdikleri için (distorsiyon) yüksek duyarlılıkta ses yükseltmede sıkıntılar yaşanmaktadır. İmplante edilebilen işitme cihazlarında ise, alınan ses enerjisi yükseltilir ve/veya işlenir ve sonra bu elektriksel enerji kokleayı uyarmak üzere mekanik enerjiye dönüştürülür.</p>
<p align="justify">Bu cihazların, klasik işitme cihazlarına göre avantajları:</p>
<ul>
<li>
<p align="justify">Ses netliği daha iyi</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Oklüzyon (kalıpla dış kulak yolunun tıkanması) etkisinin olmaması</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Feedback&#8217;te azalma (işitme cihazından çıkan ses dalgasının kulak zarında yansıyarak geri dönmesi ile oluşan ıslık sesi)</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Fonksiyonel kazancın daha fazla olması</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Gürültülü ortam gibi durumlardan etkilenmemesi</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Kulak kalıbına bağlı daha sık kir birikmesi ve dış kulak yolunda nemlenme problemlerinde azalma</p>
</li>
</ul>
<p align="justify"> Dezavantajları:</p>
<ul>
<li>
<p align="justify">Bu cihazların takılması cerrahi ile olmaktadır. Bu da enfeksiyon vb. pek çok risk getirmektedir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Orta kulaktaki kemikçiğe implante edilen cihaz zamanla kemikçikte yıpranma ve erimeye yol açabilmektedir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Pilin gücü ve uzun süreli etkinliği zayıf olabilir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Uzun dönem etkileri bilinmemektedir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Orta kulaktaki alanın küçük olması, bu cihazların da oldukça küçük olmasını gerektirmekte, bu durum da akustik çıkışı sınırlandırmaktadır. İşitme kaybı şiddeti arttıkça cihazın etkinliği azalır.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Pek çoğu MR (manyetik rezonans) cihazı ile uyumlu değildir. (kişiye herhangi bir sağlık sorununda MR çekilemez!)</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Konvansiyonel işitme cihazlarından daha pahalıdırlar.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Bazısı henüz FDA onayı almamıştır.</p>
</li>
</ul>
<p align="justify"> <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">3. Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları:</span></span></strong></p>
<p align="justify">Kemik iletimi üzerine kurulu Baha® sistemi, kulağın arkasında kafatası kemiğine yerleştirilen bir titanyum implanttan yararlanmaktadır. İç parça, ses işlemcisiyle implantı kemik içinde bağlar. Bu durum, doğrudan kemik iletimini (deri içinden geçerek) meydana getirir. Buna karşılık, geleneksel kemik iletimli cihazlar kesilmemiş ciltten kemiğe dolaylı olarak bağlar ve kafa kemiklerine basınç uygulayarak çalışır. Baha&#8217;nın doğrudan kemik iletimi bu sayede geleneksel kemik iletim cihazlarından daha yüksek kaliteli bir işitme sağlar. Ses, ciltten geçerken zayıflatılmamıştır.</p>
<p align="justify">Baha® sistemi, çoğunlukla doğumsal dış kulak yolu yokluğu, kronik otit gibi tek taraflı ileti tipi işitme kaybı veya nadiren akustik nörinom gibi tek taraflı sinir tipi işitme kaybı olan kişilerde, sağlam olmayan kulağa gelen sesin, o taraf kafatası kemiğine takılan cihaz sayesinde kemik yoluyla diğer kulağa iletilip, sağlam kulağın kokleası tarafından duyulmasını sağlar.</p>
<p style="text-align: center;" align="justify"><img class="alignnone size-medium wp-image-505" title="baha" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/baha-300x171.jpg" alt="" width="300" height="171" /></p>
<p align="justify">BAHA, tek taraflı işitme kaybı olan kişilerde diğer kulaktan duymayı sağlayan özel bir işitme cihazı tipi olan CROS ile karşılaştırılırsa:</p>
<p align="justify">Avantajları:</p>
<ul>
<li>
<p align="justify">Ses netliği daha yüksek ve kullanımı daha konforlu.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Kulak kalıbı olmadığı için oklüzyon etkisi yok.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Feedback yok.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Dış kulak yoluna, burada iltihaba yol açabilecek herhangi bir cisim yerleştirilmiyor.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Cerrahi işlem olmasına rağmen, riskleri düşük.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">MR ile uyumlu (kişi MR çektirebiliyor).</p>
</li>
</ul>
<p align="justify">Dezavantajları:</p>
<ul>
<li>
<p align="justify">Cerrahi işlem gerektirir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Kemik yolu eşiklerinin iyi olması gerekir, yoksa hiçbir işe yaramaz.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Pil ömrü kısadır. (ancak kolayca değiştirilebilir)</p>
</li>
<li>
<p align="justify">İleti tipi işitme kayıplarında oklüzyon etkisi yok veya minimaldir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Kafatası kemiği ince olan % 1-2 kişide cihaz kemiğe integre olamayabilir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Kafatasında bir vida olmasının psikojenik etkileri olabilir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Vidanın takıldığı sahanın düzenli bakımı, kişiler o kısmı kendileri göremedikleri için zor olabilir.</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Kişi cihazı kullanmaktan vazgeçerse kafatasından çıkarılması zor olabilir.</p>
</li>
</ul>
<p align="justify"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">4. Yarı-implante edilebilir cihazlar:</span></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="color: #ff0000;">a. <span style="text-decoration: underline;"><em>Vibrant Soundbridge®:</em></span></span></strong></p>
<p align="justify">2000 yılında onay almış olan, Med-El firmasına ait yarı-implante edilebilir işitme cihazı olan Vibrant Soundbridge® cihazı oldukça yeni bir teknolojiye sahiptir. Geleneksel işitme cihazlarından fayda sağlayamayan orta ve ileri derecede işitme kayıplarının tedavisinde kullanılan ve ameliyatla yerleştirilen elektronik bir bioaktif protezdir. Bir işitme cihazından farkı, işitme cihazının sadece aldığı sesi yükseltmesi, Vibrant Soundbridge®&#8217;in ise aldığı sesi mekanik titreşimlere çevirebilmesidir.</p>
<p style="text-align: center;" align="justify"><img class="alignnone size-medium wp-image-511" title="orta-kulak-isitme-cihazi-2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/orta-kulak-isitme-cihazi-2.gif" alt="" width="300" height="260" /></p>
<p align="justify">Orta kulaktaki üç kemikçikten örs kemikçiğine bağlanan Vibrant Soundbridge®, sesin kulaktan içeri doğru hareketinde kulak zarındaki titreşimlerinin kemikçiklere aktarılması ile yaratılan doğal vibrasyonun hemen hemen aynısını mekanik olarak kemikçikler zincirini titreştirerek yapar. Bu titreşimlerin şiddeti iç kulaktaki kayıp işitme hassasiyeti telafi edilene kadar artırılır.</p>
<p align="justify">Vibrant Soundbridge® harici ses işlemcisi (Audio Processor) ve dahili (ameliyat ile orta kulağa yerleştirilen) parça olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ses işlemcisi bir aktarıcı mıknatıs vasıtası ile derinin içine yerleştirilmiş olan bobine tutturulur. Ses işlemcisi; bir mikrofon, bir adet pil ve mikrofondan gelen seslerin orta kulaktaki örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilmiş proteze iletilmesini sağlayan elektronik devreleri içeren, saçların arasında kalarak dışarıdan hiç bir şekilde ayırt edilemeyen 1.5 cm çapında ve 0.5 cm kalınlığında çok küçük bir cihazdır.</p>
<p align="justify">Vibrant Soundbridge&#8217;in implante edilen kısmı (Vibrating Ossicular Prosthesis-VORP), dahili aktarıcı mıknatıs (bobin) ve titreşimi sağlayan örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilen Seyyar Dönüştürücü Parça (Floating Mass Transducer-FMT) ile arasındaki bağlantıyı sağlayan kablodan oluşmaktadır.</p>
<p align="justify">Ses İşlemcisinden gelen sinyal deriden elektromanyetik olarak geçerek implante edilmiş VORP&#8217;a geçer ve bobin sinyali FMT&#8217;ye gönderir. Orta kulaktaki üç küçük kemikçikten biri olan örste bulunan FMT kemikçikleri titreştirir, beyin bu titreşimleri ses olarak algılar.</p>
<p align="justify">Dış parçada yer alan pilin ömrü 12-16 gündür.</p>
<p align="justify">FDA, 18 yaş ve üstü kişilerde 40-70 dB sinir tipi işitme kaybı varlığında, önceden işitme cihazı kullanmış olmak kaydıyla, işitme cihazına alternatif olarak seçilebileceğini belirtmektedir. İşitmesi kötü olan kulağa uygulanması gerekir.</p>
<p>Hasta aşağıda belirtilen koşullara uygun olmalıdır:</p>
<ul>
<li>Konuşmayı anlama eşiği %50&#8242;nin üstünde olmalıdır.</li>
<li>İşitme eşikleri implantasyon planlanan kulakta 500, 1000 ve 2000 Hz ortalaması olarak 30 dB&#8217;in üstünde, iki kulak arasında saf ses ortalaması farkı 20 dB&#8217;in altında olmalıdır.</li>
<li>Planlanan kulakta kemik yolu-hava yolu aralığı 10 dB&#8217;den az olmalıdır.</li>
<li>En az 3 ay boyunca günde 4 saat süreyle geleneksel işitme cihazı kullanmış olmalıdır.</li>
<li>Orta kulaktaki saptanmış herhangi bir rahatsızlık bulunmamalı, kişi herhangi bir kulak ameliyatı olmamalıdır.</li>
<li>İşitme kaybında değişkenlik olmamalıdır.</li>
<li>Santral işleme problemi olmamalıdır.</li>
<li>Audio İşlemcinin taşınacağı kısımda deri problemi olmaması gerekir.</li>
<li>18 yaş ve üstünde olup herhangi bir psikojenik hastalığı olmamalıdır.</li>
<li>Gerçekçi beklentiler oluşturulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Bu cihaz kimlere uygulanmaz?</p>
<ul>
<li>İleti tipi işitme kaybında</li>
<li>Retrokoklear patolojilerde (İşitme organı dışındaki beyine giden işitme yollarındaki patolojiler)</li>
<li>Psikojenik sorunu olanlarda</li>
<li>Mental retardasyonda</li>
<li>Takiplere gelinememesi durumunda</li>
</ul>
<p align="justify"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">b<em>. Soundtec ® Direct System:</em></span></span></strong></p>
<p align="justify">The Soundtec® Direkt Sistemi bir elektromanyetik cihazdır. İncus kemiğine fikse edilir, incus-stapes eklemi ayrılarak arasına konulur ve ileticisi dış kulak yolu kanalı derinlerine, bir kulak kalıbı içine gömülü olarak yerleştirilir. Oklüzyon vardır ama ses akustik olarak iletilmediği için feedback yoktur. Kullanan kişiler, sesleri daha doğal olarak duyduklarını ifade etmektedirler. Cerrahi işlem kolay ve az risklidir.</p>
<p align="justify">Kimlere uygulanabilir?</p>
<ul>
<li>
<p align="justify">Her iki kulakta simetrik ılımlıdan ciddi dereceye kadar sinir tipi işitme kaybı varlığında</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Kemik yolu-hava yolu eşik farkı 15 dB ve altında ise</p>
</li>
<li>
<p align="justify">1000, 2000 ve 4000 Hz ortalaması 35-70 dB ise</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Konuşmayı ayırt etme skoru % 60 ve üzerinde ise</p>
</li>
<li>
<p align="justify">İşitme kaybı, herhangi bir dalgalanma göstermeden en az 2 yıldır mevcutsa</p>
</li>
<li>
<p align="justify">En az 6 ay süreyle, özellikle de implante edilecek kulakta en az 45 gün işitme cihazı kullanmış olması gerekmekte</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Dış kulak yolu kanalı genişliği uygun, kişinin motivasyonu yüksek, el becerileri yeterli olması gerekmekte</p>
</li>
<li>
<p align="justify">21-80 yaş arasında ise</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Geleneksel işitme cihazı kullanımından memnun değilse</p>
</li>
</ul>
<p align="justify">Kimlere uygulanamaz?</p>
<p align="justify">Dış kulak yolu iltihabı, müzmin orta kulak iltihabı, işitme organı dışı işitme yollarında sorun varlığı, orta kulak cerrahisi geçirmiş olmak, rahatsız edici düzeyde çınlama varlığı, malformasyon, yüksek frekanslı seslerde 15 dB&#8217;den fazla asimetri olması, tek taraflı ya da değişken işitme kaybı olması durumunda uygulanmamalıdır.</p>
<p align="justify"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">c.<em> Envoy Device (St<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/orta-kulak-isitme-cihazi.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-510 alignleft" style="float: left;" title="orta-kulak-isitme-cihazi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/orta-kulak-isitme-cihazi-300x234.jpg" alt="" width="258" height="182" /></a>. Croix Medical):</em></span></span></strong></p>
<p align="justify"> Henüz FDA onayı almamış bu cihaz, piezoelektrik kristaller kullanarak çalışır. Ses algılayıcısı incus&#8217;a, kemiğin bir kısmı çıkarılarak ve incus-stapes eklemi ayrılarak takılır. Piezoelektrik alet sesi saptar, elektriksel sinyale çevirir, ses işlemcisine bu sinyali gönderir. İşlemci sesi yükseltip, filtre edip stapesteki &#8220;driver&#8221;a gönderir. Pilin her 3-5 yılda bir lokal anestezi ile değiştirilmesi gerekir. Cihaz hafif-ciddi sinir tipi işitme kaybı vakalarına önerilmektedir. Henüz etkinliği hakkında yeterli deneyim ve bilgi yoktur.</p>
<p align="justify"><em><span style="text-decoration: underline;"><strong></strong></span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="text-decoration: underline;"><strong></strong></span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">d. Otologics Device:</span></strong></span></em></p>
<p align="justify">The Otologics Middle Ear Transducer (MET) (orta kulak dönüştürücüsü) Ossicular</p>
<p align="justify">Stimulator Cihazı (kemikçik uyaranı), incus gövdesine kula<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/met-orta-kulak-isitme-cihazi-3.jpg"><img class="size-medium wp-image-509 alignright" style="float: right;" title="met-orta-kulak-isitme-cihazi-3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/met-orta-kulak-isitme-cihazi-3-282x300.jpg" alt="" width="229" height="204" /></a>k arkası kemiğinden girilerek takılır. The Otologics cihazı CE markasına sahiptir ancak henüz FDA onayı almamıştır. Hastalar, dış parça şeklinde düğmeleri olan bir cihaz takarlar, bunda mikrofon, pil ve dijital sinyal işleyicisi bulunur. Dış parça sesi saptar, elektrik enerjisine çevirir, deri yoluyla içerideki işlemciye gönderir, işlemci MET&#8217;e bağlanır.</p>
<p align="justify">Kimlere uygulanabilir?</p>
<ul>
<li>
<p align="justify">İki taraflı orta-ciddi (40-90 dB) derecede, dalgalanma ve ilerleme göstermeyen, simetrik sinir tipi işitme kayıplarında</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Timpanometri testi normal olmalı</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Orta kulak iltihabı olmamalı</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Konuşmayı anlama skoru 65 dB&#8217;de %20&#8242;den iyi olmalı</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Konuşmayı öğrendikten sonra normal işitmesini kaybetmiş ve iyi kognitif becerilere sahip İngilizce konuşan biri olmalı</p>
</li>
<li>
<p align="justify">İşitme eşikleri tüm frekanslarda 45-55 dB&#8217;den kötü olmamalı (bu cihazın en büyük avantajı, diğerlerinden farklı olarak 55 dB gibi daha yüksek işitme kayıplarında yardımcı olabilmesidir.)</p>
</li>
</ul>
<p align="justify">Dezavantajları:</p>
<p align="justify">Cerrahi işlem ayrıntılı! Takılan cihazın büyük boyutlu olması kişiyi vazgeçirebiliyor.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">İmplante ve yarı-implante edilebilir cihazları karşılaştırırsak:</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="643" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1"><col span="1" width="119"></col><col span="1" width="120"></col><col span="1" width="121"></col><col span="1" width="120"></col><col span="1" width="120"></col></colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<th width="119"><strong>Cihazın adı</strong></th>
<th width="120"><strong>Mikrofonun yerleşim yeri</strong></th>
<th width="121"><strong>Driver&#8217;in kulakta takıldığı yer</strong></th>
<th width="120"><strong>Güç kaynağı</strong></th>
<th width="120"><strong>FDA onayı</strong></th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="119">Vibrant Soundbridge</td>
<td width="120">Kulak arkasına, dıştan</td>
<td width="121">İncus kemiğine klipslenmiş</td>
<td width="120">Pil dışarıda</td>
<td width="120">Onaylanmış, ABD&#8217;de henüz üretilmedi, Avrupa&#8217;da kullanılıyor.</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">SoundTec</td>
<td width="120">Dış kulak yolunda</td>
<td width="121">İncus-stapes eklemine protez şeklinde</td>
<td width="120">Pil dışarıda</td>
<td width="120">Onaylanmış ancak henüz üretime geçilmemiş</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Otologics MET</td>
<td width="120">Kulak arkasında deri altında</td>
<td width="121">İncus gövdesine tutturulmuş</td>
<td width="120">Şarj edilebilir pil mevcut</td>
<td width="120">Onay bekliyor</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Tica</td>
<td width="120">Dış kulak yolunda deri altında</td>
<td width="121">İncus gövdesine tutturulmuş</td>
<td width="120">Şarj edilebilir pil mevcut</td>
<td width="120">Bilinmiyor</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Envoy</td>
<td width="120">Malleus algılayıcısı şeklinde</td>
<td width="121">Stapesin kafasına yapıştırılmış</td>
<td width="120">Kalp pili gibi</td>
<td width="120">Onay bekliyor</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="justify"><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">e. Diğer aletler:</span></strong></span></em></p>
<p align="justify">Alman Implex AG cihazı, incusu diyafram tipinde bir piezoelektirk driver ile uyarmakta. Feedback sorunlarını çözmek için malleus kemiğinin başının çıkarılması önerilmekte, ancak henüz kullanıma sunulmuş bir cihaz değil.</p>
<p align="justify">Japonlara ait Rion cihazı, stapese tutturulan bir piezo-seramik çubuğun deriden geçerek gönderilen elektriksel sinyallerle hareketlendirilmesi prensibine dayanmaktadır, henüz FDA onayı yoktur.</p>
<p align="justify">Belçika yapımı RetroX cihazı, dış kulak yolunu kulak arkası sahaya titanyum bir tüple bağlayan ve mikrofon, ses yükseltici, işlemci içeren bir alettir. Henüz yeterli deneyim yoktur ve FDA onayı mevcut değildir.</p>
<p align="justify">Tubingen cihazı (TICA) tamamıyla implante edilen bir iletişim yardımcısıdır. Mikrofon, dış kulak yolu derisinden geçerek sesi alır, yükseltir ve sinyali dönüştürüp kemikçikleri hareketlendirir.</p>
<p align="justify"><span style="color: #ff6600;">Sinir Tipi İşitme Kaybında Cerrahinin Geleceği:</span></p>
<p align="justify">Eskiden sinir tipi işitme kaybında, cerrahi diye bir seçenek hiç yokken, artık günümüzde implante edilebilir cihazlar sayesinde cerrahi de seçilebilen bir yöntem olacaktır. Ancak asla geleneksel işitme cihazlarının yerini alacakları düşünülmemektedir.</p>
<p align="justify">Belki de gelecekte, bazı ilaçlarla bu kayıpların giderilmesi sağlanabilecek, iç kulağa uygulanan bazı kimyasal maddelerle tüysü hücre yenilenmesi ve büyümesi tetiklenebilecektir.</p>
<p align="justify">Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
<p><span style="color: #ff9900;">Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/504/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK POPÜLASYONDA KBB HASTALIKLARINA YAKLAŞIM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/497</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/497#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:04:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>

		<category><![CDATA[geriatri]]></category>

		<category><![CDATA[ileri yaş]]></category>

		<category><![CDATA[kbb]]></category>

		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=497</guid>
		<description><![CDATA[ 

Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika&#8217;daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/geriatri2x.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/geriatri2x.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-499" title="geriatri2x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/geriatri2x-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></p>
<p align="justify">Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika&#8217;daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu insanların tedavi ve bakımlarını üstlenecek eğitime sahip hekim ve personele aşırı gereksinim olacağını işaret etmektedir. Çünkü ileri yaş kişilerde, pek çok hastalık ortaya çıkmakta ve atipik bulgular gösterebildikleri için bu yaş grubuna özel hastalıkların tanısı ve tedavisi konusunda yeterli deneyim sahibi olmayan ellerde bazı hastalıklar gözden kaçabilmektedir. Ayrıca, pek çok ilacın aynı anda kullanımı, ilaçları veren hekimlerin diğer ilaç gruplarına aşina olmaması durumunda yan etkilerde artışa yol açacaktır. Cerrahi konusunda ise oldukça dikkatli davranılması gerekmektedir.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Amerikan Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Akademisi&#8217;nin Geriatri Komitesi tarafından hazırlanıp online yayınlanan oldukça kapsamlı kitapçıklar serisinde, ileri yaş kişileri ilgilendiren KBB Hastalıkları ayrı bölümler halinde ele alınmıştır. KBB uzmanları için hazırlanmış olan bu kitapçıkları, sizlerin anlayacağı şekilde medikal dilden arındırıp çevirerek diziler halinde web sitemde yayınlayacağım. Konulara ait başlıklar şu şekilde sıralanmaktadır:</p>
<ol>
<li>
<p align="justify">İşitme</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Baş-boyun kanserleri</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Ses bozuklukları</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Yutma güçlüğü</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Rinosinüzitler</p>
</li>
<li>
<p align="justify">Uyku bozuklukları</p>
</li>
<li>
<p align="justify">KBB&#8217;de geriatrik polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı)</p>
</li>
</ol>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"><span style="color: #ff0000;">ANLAR</span></p>
<p align="justify">Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,<br />
ikincisinde daha çok hata yapardım.<br />
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.<br />
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.<br />
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.<br />
Temizlik sorun bile olmazdı asla.<br />
Daha çok riske girerdim,<br />
seyahat ederdim daha fazla.<br />
Daha çok güneş doğuşu izler,<br />
daha çok dağa tırmanır,<br />
daha çok nehirde yüzerdim.<br />
Görmediğim bir çok yere giderdim.<br />
Dondurma yerdim doyasıya,<br />
Daha az bezelye.<br />
Gerçek sorunlarım olurdu<br />
hayali olanların yerine.<br />
Yaşamın her anını gerçek ve<br />
verimli kılan insanlardan olurdum.<br />
Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.<br />
Anlar, sadece anlar, siz de &#8220;an&#8221;ı yaşayın.<br />
Hiçbir yere, yanına; termometre, su, şemsiye ve<br />
paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.<br />
Yeniden başlayabilseydim,<br />
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.<br />
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.<br />
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,<br />
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer&#8230;<br />
Ama işte, 85&#8242;imdeyim ve biliyorum&#8230;<br />
Ölüyorum&#8230;</p>
<p align="justify">Jorge Luis Borges</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
<p><span style="color: #ff9900;">Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/497/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BURUN BEYNİN SUBAPI MIDIR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/512</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/512#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 08:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[adet]]></category>

		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>

		<category><![CDATA[burun tümörü]]></category>

		<category><![CDATA[geniz tümörü]]></category>

		<category><![CDATA[menstrüasyon]]></category>

		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=512</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
BURUN KANAMASI:
Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/epistaksis.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">BURUN KANAMASI:</span></strong></p>
<p>Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p>Halk arasındaki inanışa göre, tansiyonu yükselen birinin burnu kanadığında, burun beynin subapıymış gibi, &#8220;Kan burundan aktı, artık beynin kanamaz&#8221; derler. Halbuki böyle bir durumda, burun kanaması bir nevi vücudun kişiyi uyarışıdır: &#8220;Aman dikkat et, tansiyonun çok yükseliyor, beynin kanayabilir, önlem al!&#8221; diye.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-284" title="epistaksis" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/epistaksis.jpg" alt="" width="200" height="250" /></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>ADET DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BURUN KANAMALARI:</strong></span></p>
<p>Bazı kadınların adet kanamaları öncesinde burun kanamaları olmaktadır. Bunun 3 muhtemel nedeni olduğu düşünülmektedir:</p>
<ol>
<li>Endometriosis yani rahim içini örten zar tabakasının olması gereken yer dışında (yumurtalıklar, karın içi, akciğer, deri, beyin vb.) herhangi bir yerde bulunmasıdır. Çok nadiren de olsa, bu tabakanın burun içinde yer aldığı kadınlarda, östrojen hormon değişikliklerinde sanki rahim içinden kanama gibi adet öncesi dönemde burundan kanama olabilmektedir.</li>
<li>Bayanlarda adet dönemlerinde hormonlardaki değişikliğe bağlı olarak pıhtılaşma fonksiyonlarında (pıhtılaşmayı sağlatan trombosit sayısında azalma vb.) değişiklikler olabildiği bilinmektedir. Bu durum adet döneminde ciltte morarmalar, burun kanaması ve aşırı menstrüel kanama ile karşımıza çıkabilmektedir.</li>
<li>Adet dönemlerinde artan östrojen seviyesi özellikle geniz bölgesindeki mukozada kızarma ve şişmeye yol açmakta, bu da burun kanamasına zemin oluşturmaktadır. Bu durumu ise yumurtlamanın hemen öncesinde östrojen en yüksek seviyedeyken görmekteyiz.</li>
</ol>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">NE YAPILMALI?</span></strong></p>
<p>Burun kanaması durumunda ilk yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p>Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p>Burun kanamalarının tekrar etmesi durumunda bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz burun içini ve geniz bölgesini endoskoplarla ayrıntılı muayene edip sorunun nerede olduğunu saptayacak ve gerekirse kanayan yerin koterizasyonu (düşük doz elektriksel akım ya da gümüş nitrat ile yakılması), kanayan damarın bağlanması vb. müdahalelerle tedavi edecektir. Burun içi ya da genizde kitle varlığında biopsi ile tanıya gidilip ileri cerrahi ve tedavi metodlarına geçilebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #000000;">*</span>Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/512/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA OBEZİTE VE KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARIYLA İLİŞKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/485</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/485#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 16:32:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>

		<category><![CDATA[aşırı kilo]]></category>

		<category><![CDATA[çocuk]]></category>

		<category><![CDATA[obesite]]></category>

		<category><![CDATA[obez]]></category>

		<category><![CDATA[şişmanlık]]></category>

		<category><![CDATA[uyku apnesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[

Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre erişkinlerin % 34&#8242;ü olması gereken kilonun üzerinde, %31&#8242;i (ort. 60 milyon)  ise obez olarak saptanmış. Yani toplamda 127 milyon Amerikalı kilolu! Halbuki 42 yıl önce %13&#8242;ü, 1980&#8242;de %15&#8242;i obez idi!
Son 20 yılda aşırı kilolu ya da obez çocuk sayısında, panik olunacak şekilde 2 kat artış mevcut. Günümüzde 6-11 yaş grubunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez51.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez41.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-495" title="obez41" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez41-300x237.jpg" alt="" width="300" height="237" /></p>
<p style="text-align: left;">Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre erişkinlerin % 34&#8242;ü olması gereken kilonun üzerinde, %31&#8242;i (ort. 60 milyon)  ise obez olarak saptanmış. Yani toplamda 127 milyon Amerikalı kilolu! Halbuki 42 yıl önce %13&#8242;ü, 1980&#8242;de %15&#8242;i obez idi!</p>
<p style="text-align: left;">Son 20 yılda aşırı kilolu ya da obez çocuk sayısında, panik olunacak şekilde 2 kat artış mevcut. Günümüzde 6-11 yaş grubunda %15&#8242;den fazla, 12-19 yaş grubunda da %15&#8242;den fazla çocuk aşırı kilolu ya da obez!<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez3.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-488" title="obez3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez3-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" /></p>
<p>Aşırı kilolu ile obez arasında ne gibi farklar vardır? Genellikle bu 2 terim birbiri yerine kullanımaktaysalar da aslında farklı şeyleri ifade eder.</p>
<p>Aşırı kilolu: BMI (body mass index=vücut kitle indeksi, yani kilo/boy<sup>2</sup>) 25 ve üzerinde ise</p>
<p> Obez: BMI 30 ve üzerinde ise</p>
<p>Morbid obez: BMI 40 ve üzerinde ise (Morbid demek, şişmanlığa bağlı hastalıkların ortaya çıkma riski yüksek demektir.)</p>
<p>Obezite, aslında erişkin yaşta görülen bazı hastalıkların çocukluk çağında ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bu çocuklar Tip 2 Diabet (şeker hastalığı), karaciğer yağlanması, kolesterol yüksekliği (ileri yaşlarda damar sertliği ve kalp krizi riski!), femur başı epifizinde kayma, menstrüasyon bozuklukları, uyku apnesi, metabolizma düzensizlikleri ile karşı karşıya kalırlar. Bunun yanısıra işin psikojenik kısmına bakarsak, depresyon, kendine güvensizlik ve arkadaşlarından izolasyon da sıktır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-486" title="obez1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez1.jpg" alt="" width="116" height="87" /></p>
<p><span style="color: #ff9900;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Çocuklarda Şişmanlık ve Otorinolaringolojik Problemler:</strong></span></span></p>
<p> ● <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"><strong>Uyku apnesi:</strong></span></span></p>
<p>Uyku apnesi olan çocuklarda bir gecede 10-60 kez 1 dakika ya da daha uzun süreyle nefes durmaktadır. Havayolu ya tamamen kapanmakta (apne) ya da kısmen daralıp yavaş yüzeyel solunum gerçekleşmektedir(hipopne). 2-5 yaş grubu çocukların %1-3&#8242;ünde uyku apnesi/hipopnesi görülmektedir. Genellikle nedeni ba<img class="alignnone size-medium wp-image-492 alignleft" style="float: left;" title="tonsilapne" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/tonsilapne.jpg" alt="" width="240" height="178" />demciklerde aşırı büyüklüktür. Bunun yanısıra aşırı kilo da varsa, göğüs kafesi ve karnın nefes alma sırasındaki karşılıklı hareketinde bozulma da eklenip durum daha ciddi bir hal alabilir. Obez çocuklarda, uyku apnesinin cerrahi tedavisinde hipertrofik genizeti-bademciklerin ameliyatla alınması oldukça etkili bir yöntemdir, ancak bu çocuklara özel olarak hastanın hastanede 1 gece yatması önerilir.</p>
<p> Amerikan Pediatri Akademisi, obstrüktif (tıkayıcı) uyku apnesinin (OSAS) çocukluk çağında tedavi edilmediği takdirde, ciddi komplikasyonlara yol açacağını vurgulamaktadır. Bunlar büyümede gerilik, öğrenmede gecikme, dikkat ve davranış bozuklukları ile kalp-damar hastalıklarıdır. </p>
<p> ●  <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"><strong>Orta kulak iltihabı:</strong></span></span></p>
<p>Amerika&#8217;da her yıl 15-30 milyon kişinin doktora başvurma nedeni akut orta kulak iltihabı (AOM) ve kronik kulak sorunlarıdır, özellikle de çocuklarda en sık başvuru nedeni orta kulak iltihabıdır. Son yıllarda artan orta kulak iltihabı sıklığının aşırı kiloyla direkt ne gibi bir ilişkisi olduğu net olarak anlaşılamamış olsa da, özellikle kendini ifade edemeyen küçük çocuklarda, çocuğun kulağındaki rahatsızlıktan dolayı sürekli ağlamasının verilen çukulata-şekerler ya da abur cuburlarla susturulmaya çalışılması ve bunun da kiloda artışa yol açtığı iddia edilmektedir. Texas&#8217;ta yapılan bir bilimsel çalışma obez çocukların adenotonsillektomi sonrası yoğun bakımda kalma ve CPAP(maske ile soluma) ihtiyacının oldukça fazla olduğunu göstermiştir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;"><strong>Ne yapılmalı?</strong></span></span><img class="alignnone size-medium wp-image-490 alignright" style="float: right;" title="spor1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/spor1.jpg" alt="" width="300" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-493" title="obez51" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez51-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" /></p>
<p> Çocuğunuz aşırı kilolu ya da obez ise, mutlaka takip eden Çocuk Doktorunuza danışarak sağlıklı bir diyet programına girmesi sağlanmalı, ailelerin çocuklara örnek teşkil ettiği düşünülürse, evdeki tüm fertlerin yemek alışkanlıkları da ona göre düzenlenmeli, eve abur cubur alınmamalı, ailece spor yaparak çocuk da bu konuda teşvik edilmeli, ek sağlık sorunlarının mevcudiyetinde bunlara yönelik tedaviler yapılmalı, uyku apnesi durumunda ise bir KBB hekimine başvurulmalı, eğer nedeni büyük oranda aşırı büyümüş bademcik-genizeti ise bunlar cerrahi olarak alınıp havayolu pasajı açılmalıdır. </p>
<p align="left">Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/485/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ALERJİ NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/475</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/475#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 07:48:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[akarlar]]></category>

		<category><![CDATA[alerji]]></category>

		<category><![CDATA[alerji testi]]></category>

		<category><![CDATA[alerjiden korunma]]></category>

		<category><![CDATA[astım]]></category>

		<category><![CDATA[burun akıntısı]]></category>

		<category><![CDATA[burun tıkanıklığı]]></category>

		<category><![CDATA[deri testi]]></category>

		<category><![CDATA[hapşırma]]></category>

		<category><![CDATA[polen]]></category>

		<category><![CDATA[prick test]]></category>

		<category><![CDATA[spesifik IgE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=475</guid>
		<description><![CDATA[ 
Alerji nedir?
Saman nezlesi olarak da adlandırılan alerjik rinite bu ad, tarlalarda samanla uğraşan işçilerde sık hapşırma ve burun tıkanıklığının görülmesi nedeniyle verilmiştir. Saman nezlesi, astım ve egzema alerjik reaksiyonun en sık bulgusudur.
Alerjik şikayetler, vücudun immun sisteminin antijen ya da alerjen adı verilen maddeleri tehlikeli bir saldırgan olarak algılamasıyla başlar. Bunu, yabancı maddenin vücuda girdiği bölgeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: center"><img class="alignnone size-medium wp-image-477 alignleft" style="float: left;" title="alerji2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji2-257x300.jpg" alt="" width="257" height="300" /> </p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerji nedir?</span></span></strong></p>
<p align="left">Saman nezlesi olarak da adlandırılan alerjik rinite bu ad, tarlalarda samanla uğraşan işçilerde sık hapşırma ve burun tıkanıklığının görülmesi nedeniyle verilmiştir. Saman nezlesi, astım ve egzema alerjik reaksiyonun en sık bulgusudur.</p>
<p>Alerjik şikayetler, vücudun immun sisteminin antijen ya da alerjen adı verilen maddeleri tehlikeli bir saldırgan olarak algılamasıyla başlar. Bunu, yabancı maddenin vücuda girdiği bölgeye antikor adı verilen özel savunucular göndermesiyle sağlar. Alerjen ve antikor arasındaki savaş, kana histamin denilen kimyasal maddelerin salınmasıyla sonuçlanır. Bunlar gözlerde kaşıntı, burun tıkanıklığı, burunda dolgunluk ve akıntı ve bazen başağrısı şeklinde şikayetlere yol açan maddelerdir. Bazı insanlarda işitme sorunları, boğazda kaşıntı ve ağrı, öksürük de ortaya çıkabilir.</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Bazı alerji hastaları bu şikayetleri yıl boyu yaşar. Diğerleri belli mevsimlerde atak yaşarlar. Alerjik şikayetlerin kontrolünde en büyük başarı, eş zamanlı çoklu yaklaşım uygulandığında elde edilir. Alerjenle temasın en aza indirgenmesi, semptomların ilaçlarla baskılanması ve alerji aşılarıyla duyarsızlaştırma bir arada uygulanabilir.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji1.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerjenleri tanımak:</span></span></strong></p>
<p style="text-align: left;"> <img class="alignnone size-medium wp-image-476" title="alerji1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji1.jpg" alt="" width="229" height="200" /></p>
<p align="left">Herşey alerjen olabilir. Bazı maddeler, bileşenleri nedeniyle insanlarda daha çok alerjik reaksiyon yaratmaya meyillidir. Polen, yiyecek, küf, toz, yün, hayvan tüyü, kimyasallar, penisilin gibi bazı ilaçlar ve çevresel kirleticiler buna yol açabilir.</p>
<p align="left">Saman nezlesinin nedeni polenlerdir. Her ülkenin coğr<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/betula-hus-agaci.jpg"></a>afi özelliklerine göre yöresel polenleri ve buna bağlı alerji sezonları farklıdır. Ülkemizde astımlı hastalarda en sık duyarlanmaya yol açan alerjenler içinde, ev tozu akarı en başta yer almaktadır. (Kalyoncu AF, Türktaş H. Ulusal verilerle astım. Kent Matbaa; Ankara, 1999) Türkiye‘de ev tozu akarlarının yoğunluğu sahil bölgelerinde %46-85 gibi yüksek oranlarda bulunurken, İç Anadolu&#8217;da daha düşüktür.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><img class="alignnone size-medium wp-image-479" title="betula-hus-agaci" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/betula-hus-agaci.jpg" alt="" width="205" height="200" /></p>
<p align="left">Alerjen duyarlılığının tesbitinde maruz kalınan alerjen tiplerinin bilinmesi testte kullanılacak alerjenlerin seçimi için gereklidir. Hava kaynaklı alerjenlerin sayısı çok fazladır. Belli bir coğrafi bölgede bulunan bitki, mantar, ev içi-dışı hayvan türleri çok fazla çeşitlilik gösterir. Bu çeşitlilik de bölgeden bölgeye farklılık gösterir.</p>
<p align="left">Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı her yıl bölgesel olarak belirlenebilmektedir. Ancak ülkemizde sadece yerel raporlar bulunmakta, tüm ülke genelinde yaygın bir alerjen haritası bulunmamaktadır. Hava kaynaklı alerjen yoğunluğunu tahmin edebilmek için bir diğer yol bitki dağılımını belirlemektir. Bu amaçla botanik veya orman araştırmalarından faydalanılabilir. Bitki örtüsünün sonuçları da o yörenin alerjen dağılımı hakkında bir fikir verebilir. Ülkemizde alerjen haritalarının çıkarılmadığı bölgelerde o yörenin yeryüzü özellikleri (bitki dağılımı) ile bilgi alınarak alerjen dağılımı hakkında bilgi edinilmesi uygun test ajanlarının seçimi açısından faydalı olabilir.</p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Ancak alerji tesbitinde kullanılan test sayısının yine bitki örtüsü kadar çok olması gerekmez.</span> Çünkü taksonomik olarak aynı kökenden türeyen bitkiler arasında çapraz reaksiyon vardır ve aynı alt grup içinde her bir polen alerjenini kullanmak testin etkinliğini arttırmaz. Dolayısı ile testte genel alerjen grupları ile duyarlılık araştırılması rutin taramada yeterlidir. Bunun yanında en önemli adımlardan birisi hastanın öyküsüdür. Öyküde de testte kullanılacak alerjenlerin seçimi yapılabilir.</p>
<p style="text-align: center;" align="left"><img class="alignnone size-medium wp-image-483" title="wheat" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/wheat.gif" alt="" width="150" height="193" /></p>
<p align="left">Polenlerin atmosferdeki dağılımları yılın bölümlerine göre değişiklik gösterir. Ağaç polenleri erken bahar döneminde yayılır ve yaz başında sonlanırlar. Ot polenleri yaz başında yaygındır, yaz sonunda sonlanır. Hububat polenleri ve yabani ot polenleri ise geç yaz ve güz döneminde yayılım yaparlar. Çok yoğun kokulu ve rengarenk çiçeklerin polenlerinin özgül ağırlığının diğerlerine oranla daha fazla olması ve bu nedenle hava yoluyla taşınamayacağı için alerji yapma ihtimali düşüktür.</p>
<p align="left"> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/unseen_dustmite.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-482" title="unseen_dustmite" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/unseen_dustmite-300x198.jpg" alt="" width="205" height="142" /></p>
<p align="left">Ev tozu akarları ve mantar sporlarının tüm yıl ortamda bulunduğu kabul edilir, ancak mevsimsel özelliklere göre değişiklikler gösterir. Mantar sporları kuru yaz dönemlerinde ve güz döneminde artış gösterir. Ev tozu akarları da nemli dönemlerde artacağından nemin arttığı dönemlerde akar allerjisi olan hastaların şikayetleri bir miktar artış gösterebilir. Bunlar göz önünde bulundurularak hastanın anamnezinden elde edilen bulgularla test panelinde kullanılması gereken alerjenler seçilmelidir. Alerjenik funguslardan tabiatta yaygın olanları ve havada en çok bulunanları Alternaria, Aspergillus, Cladosporium ve Penisllium türleridir. Aspergillus türleri ev içinde nemli alanlarda, havalandırma cihazlarında ve ev tozunda da fazla miktarda bulunurlar.</p>
<p align="left">Diğer ev içi alerjenlerin önemli grupları ev tozu akarları olan Dermatophagoides farinae ve</p>
<p align="left">Dermatophagoides pterynosinuss, hamamböcekleri ile evcil hayvan (kedi-köpek) alerjenleridir. Ev tozu akarları ve kedi için standardize alerjen ürünleri mevcuttur. Ev tozu akarları arasında da çapraz reaksiyon olduğundan ikisinin eşit miktarda karışımı test amacıyla tek başına kullanılabilir.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerjiler ciddi sorunlar yaratabilir mi?<img class="alignnone size-medium wp-image-478 alignleft" style="float: left;" title="allergy2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/allergy2-300x241.gif" alt="" width="189" height="164" /></span></span></strong></p>
<p>Alerjiler nadiren hayatı tehdit edici boyutta etki ederler (ilaç kullanımı sonrası anafilaksi gibi!), ancak daha çok yaşam kalitesini bozucu etkileri ön plandadır. Alerjik kişilerde sinüzit ve üst-alt solunum yolları enfeksiyonu gelişme ihtimali daha yüksektir.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Tanı, tedavi ve önlem:</span></span></strong> </p>
<p align="left">Antihistaminikler, dekonjestanlar ve nazal dekonjestan spreyler (5 günden uzun olmamak kaydıyla!!!), kortizonlu burun spreyleri ve tuzlu su spreyleri alerjik kişilerin kullanabileceği ilaçlardır. Ancal alerjinin tedavisinde asıl önemli basamak korunmadır! </p>
<p align="left">Kişi sık hapşırma, burun tıkanıklığı, kesilmeyen sulu burun akıntısı, gıcık <img class="alignnone size-medium wp-image-481 alignright" style="float: right;" title="sneezing" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sneezing.jpg" alt="" width="181" height="181" />öksürüğü, zaman zaman nefes darlığı şikayetleriyle bir KBB hekimine başvurduğunda, ayrıntılı öykü alınıp tam bir otorinolaringolojik muayene (özellikle ensokopik olarak sinüs ağzılarında polip olup olmadığına bakılmalı!) yapıldıktan sonra, kişinin ne gibi alerjenlerden etkilendiğini saptamak üzere bazı tetkikler yapılır. (kanda total IgE bakılması, nazal sürüntüde eozinofil aranması, deri prick testi, spesifik IgE testleri vb.) Gerekirse doktorunuz, sinüs tomografisi isteyerek burun içindeki poliplerin sinüslerde yarattığı değişiklikleri inceleyebilir. Ayrıca nefes darlığı ve ötme şikayeti mevcutsa, hastayı Dahiliye ya da Göğüs Hastalıkları uzmanına alerjik astım ya da havayolu duyarlılığının saptanması için konsülte edebilir.</p>
<p align="left">&#8220;Alerjenleri tanımak&#8221; başlığı altında bahsedildiği üzere, deri alerji testlerinde en fazla 70 alerjenin kullanılabilir. Bu sayı polen alerjenleri için en fazla 25 olmalıdır. En az 6 karışım içeren alerjenle genel duyarlılık ortaya konulabilmektedir. <span style="text-decoration: underline;">Türkiye&#8217;nin alerjen dağılımı ve bitki örtüsü göz önüne alındığında rutin alerjen taramasında 10-15 testten fazlası genelde gerekli olmamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-480" title="ouintest" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/ouintest.jpg" alt="" width="171" height="133" /></p>
<p align="left">Deri prick testinde alerjenler ön kol iç kısmına veya sırt bölgesine aralarında en az 2 cm mesafe kalacak şekilde sırasıyla damlatılır ve steril sivri uçlu özel tıbbi maddeler ile derinin en üst kısmında bir çizik oluşturulur. 15-20 dakika beklenir ve belli ölçülerde kızarıklık-kabarıklık oluşması durumunda test pozitif kabul edilir.</p>
<p style="text-align: center;" align="left"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji-testi-son.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-503" title="alerji-testi-son" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji-testi-son-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p align="left"> Allerjene duyarlılığın değerlendirilebildiği başka bir test yöntemi serumda spesifik IgE (sIgE) düzeyini ölçmektir. Ancak bu test, sounum yoluyla alınan alerjen duyarlılığını değerlendirmek için genellikle ilk seçilen test yöntemi değildir. sIgE ölçümleri deri testinden daha değerli değildir. Hatta bazı dezavantajları da bulunmaktadır:</p>
<p align="left"> </p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="100%" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1"><col span="1" width="128"></col><col span="1" width="128"></col></colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<th width="50%"><span style="color: #ff6600;">Deri prick testi</span></th>
<th width="50%"><span style="color: #ff6600;">sIgE testi</span></th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="50%">
<p align="left">Daha spesifik ve sensitif</p>
</td>
<td width="50%">
<p align="left">Duyarlılık ve özgüllük daha</p>
<p align="left">düsük</p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">
<p align="left">Cevap hızlı</p>
</td>
<td width="50%">
<p align="left">Geç cevap</p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">
<p align="left">Daha ucuz</p>
</td>
<td width="50%">
<p align="left">Pahalı</p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="50%">
<p align="left">Klinikle uyumu daha fazla</p>
</td>
<td width="50%">
<p align="left">Standardizasyonda sorunlar var</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left"> </p>
<p align="left"> Alerji tanısında sIgE düzeyi tesbitinin prick teste tercih edilmesi gereken durumlar şunlardır:</p>
<ul>
<li>
<div>Deri testi cevabını etkileyebilecek ilaç kullananlarda</div>
</li>
<li>
<div>Yüksek duyarlılıklı hastalarda (Özellikle gıda allerjisinde)</div>
</li>
<li>
<div>Anafilaksi (solunum yolunda daralmalarla ve/veya yaygın vücut döküntüsü ile giden hayati alerjik tepki) öyküsü olan kişilerde (Bu kişilerde prick testi sırasında anafilaksi gelişme riski olabileceği için)</div>
</li>
<li>
<div>Test yapılacak bölgelerde cilt hastalığı varlığı (dermatit, infeksiyon, vb.)</div>
</li>
</ul>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Tanı konulup kişinin ne gibi alerjenlere tepki gösterdiği genel hatlarıyla anlaşıldıktan sonra hastaya alerjenden korunma-önlemler konusunda iyi bir eğitim verilir.</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Çevresel alerjenlerin kontrolünde bazı ipuçları:</span></span></strong></p>
<p align="left"> </p>
<ul>
<li>
<p align="left">Ev temizliğinde, bahçe işlerinde, tahta yontma, torna vb. işçiliğinde, boya-badana sırasında mutlaka maske takalım.</p>
</li>
<li>Ev tozu akarından korunmak için nemli ortamdan uzak durmak, en azından yatak odasından halı, kilim ve benzeri toz tutucu eşyaları kaldırmak, odada peluş-tüylü oyuncak bulundurmamak, halı ve yerleri süpürmeden önce ıslak zemin temizliği yapmak ya da tozu suya çeken ve dışarıya vermeyen elektrikli süpürgelerden kullanmak önemli!</li>
<li>Klima ve ısıtıcıların hava filtrelerini sezon başında mutlaka değiştirtelim.</li>
<li>
<p align="left">Polenlerin yoğun bulunduğu mevsimlerde camları ve kapıları açık bırakmayalım.</p>
</li>
<li>
<p align="left">Ev içinde bitki ve diğer küf kaynaklarını bulundurmayalım.</p>
</li>
<li>
<p align="left">Evinizde kedi, köpek, kuş gibi tüylü hayvanlar beslemeyin.</p>
</li>
<li>
<p align="left">Kuş tüyü, kaz tüyü ve yün içeren yastık, yorgan ve kılıflarını, çarşaf ve battaniyeleri kullanmayalım. Bunun yerine pamuklu ve elyaf olanları tercih edebilirsiniz.</p>
</li>
<li>
<p align="left">Yastık, yorgan, yatak ve minderleri plastik bariyerli iç kılıflarda tutalım.</p>
</li>
<li>
<p align="left">Yeni alınan kıyafet, yastık vb. kılıflarını yıkamadan kullanmayın.</p>
</li>
<li>
<p align="left">Antihistaminik ve dekonjestan ilaçları gerektiği zaman ve önerilen süre kadar kullanalım.</p>
</li>
<li>
<p align="left">İçiyorsak sigara vb. tütün maddelerini bırakalım.</p>
</li>
<li>
<p align="left">Kış aylarında kuru ev ortamında aşırı sıcak (24 dereceden yüksek oda ısısı) ve sıcak buhar alerjik kişilerde ataklara yol açabileceği için soğuk buhar makineleri kullanılması önerilmektedir. Oda içine, kaloriferlere çamaşır yumuşatıcısı kullanılmış çamaşır asmayınız.</p>
<p align="left"> </p>
</li>
</ul>
<p align="left">Kaynak:</p>
<ol>
<li>
<p align="left">American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</p>
</li>
<li>
<p align="left">Alerji testleri- Doç. Dr. Emel Kurt, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Göğüs Hastalıkları-Alerji BD.</p>
</li>
</ol>
<p align="left"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/475/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SİNÜZİTE HIZLICA BİR BAKIŞ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/469</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/469#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 19:42:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[SIK SORULAN SORULAR (SSS)]]></category>

		<category><![CDATA[baş ağrısı]]></category>

		<category><![CDATA[endoskopi]]></category>

		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<category><![CDATA[sinüzit ameliyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[ 
Sinüzit sık görülen bir hastalık mıdır?
Dünyada 30 milyonun üzerinde insan her yıl en az 1 kez sinüzit atağı geçirmektedir. Son yüzyılda sinüzit sıklığındaki artışın nedeni muhtemelen artan hava kirliliği ve mikropların antibiyotiklere direnç artışına bağlıdır.
Sinüzit nedir?
Sinüs denen boşlukları kaplayan solunum yolu mukozasının inflamasyonudur. Akut sinüzit kısa süreli bir gidişatı olan, antibiyotik tedavisine genellikle iyi yanıt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <img class="alignnone size-medium wp-image-470 alignleft" style="float: left;" title="sinus-basagrisi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinus-basagrisi-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit sık görülen bir hastalık mıdır?</span></strong></p>
<p>Dünyada 30 milyonun üzerinde insan her yıl en az 1 kez sinüzit atağı geçirmektedir. Son yüzyılda sinüzit sıklığındaki artışın nedeni muhtemelen artan hava kirliliği ve mikropların antibiyotiklere direnç artışına bağlıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit nedir?</span></strong></p>
<p>Sinüs denen boşlukları kaplayan solunum yolu mukozasının inflamasyonudur. Akut sinüzit kısa süreli bir gidişatı olan, antibiyotik tedavisine genellikle iyi yanıt veren bir durumdur. Kronik sinüzit ise en az 4 tekrarlayıcı akut sinüzit atağı geçiren kişilerde görülen, tıbbi veya cerrahi tedavi gerektiren bir durumdur.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Akut sinüzitin bulguları nelerdir?</span></strong></p>
<p>Yüzde ağrı-basınç hissi, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, koku alma bozukluğu, çocuklarda sık olarak görülen öksürüktür. Ek olarak bazen ateş, ağız kokusu, halsizlik, dişlere vuran ağrı da olabilir. Akut sinüzit 4 hafta veya daha uzun sürebilir. Burun akıntısı koyu, yeşil-sarı renkli olabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Akut sinüzit nasıl tedavi edilir?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>Tedavisinde en az 14 günlük antibiyoterapi gerekir. Burun ya da oral yoldan uygulanan dekonjestanların da tedaviye eklenmesi gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Kronik sinüzitin bulguları nelerdir?</strong><br />
</span>Kronik sinüzit hastalarında en az 12 hafta süreyle yüzde ağrı-basınç hissi, yüzde dolgunluk, burun tıkanıklığı ve dolgunluğu, koyu sarı-yeşil renkli burun veya geniz akıntısı, nadiren de ateştir. Baş ağrısı, ağız kokusu ve halsizlik de eklenebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüs ağrısını azaltmak için ben ne yapabilirim?</span></strong></p>
<p>Ilık nemli hava, sinüs konjesyonunu azaltabilmektedir. Bu nedenle buğu veya buhar uygulamasından fayda görebilirsiniz. Yüze uygulanabilecek ılık kompresler de ağrıyı azaltabilir. Tuzlu su ile burun yıkama nazal pasajları açarak rahatlama sağlayabilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Burun tıkanıklığını açıcı spreyler (Otrivine, İliadine, Burnil vb.) ne kadar etkilidir?</strong><br />
</span>Bu ilaçların burun tıkanıklığını giderici etkisi olmakla birlikte uzun süreli kullanımda şikayetleri arttırabilir, bu nedenle 5 günden uzun kullanılmaması gerekir. Bu süreden sonra tuzlu su spreyleri kullanılabilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Akut veya kronik sinüzit tedavisinde en uygun tedavi nasıl belirlenir?</strong><br />
</span>Doktorunuz tarafından ayrıntılı anamnez ve muayene sonrasında elde edilen verilere göre tedaviniz be<img class="alignnone size-medium wp-image-472 alignleft" style="float: left;" title="sinus-ct" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinus-ct.jpg" alt="" width="118" height="118" />lirlenecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tanısı için ne gibi tetkikler gerekebilir?</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Burun ve geniz endoskopisi, grafiler, alerji testleri, burun akıntısından kültür, si<img class="alignnone size-medium wp-image-474 alignright" style="float: right;" title="sinus-muayenesi21" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinus-muayenesi21-242x300.jpg" alt="" width="242" height="300" />nüs tomografisi istenebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;">N<strong>azal endoskopi nedir?</strong><br />
</span>Endoskop bir kanalın ya da derin bir boşluğun muayenesinde kullanılan özel bir fiberoptik alettir. KBB&#8217;de burun ve sinüs drenaj bölgelerinin muayenesinde kullanılır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Neden KBB hekimi nazal endoskopi yapar?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>KBB hekimi, nazal endoskopi yoluyla, özellikle kronik sinüzitte tekrarlayıcı sinüzite yol açan polip oluşumu, koyu burun akıntısı gibi bulguları arar.<br />
 </p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tedavisi sırasında hayatımda nelere dikkat etmeliyim?<br />
</span></strong>Sigara kullanıyorsanız, sinüzit tedavisi sırasında kullanmamanız, hatta sigaralı ortamlara bile girmemeniz yararınıza olacaktır. Özel bir diyet önerilmez, ancak koyu salgıyı yumuşatmak adına bol sıvı tüketilmesi ve burnun tuzlu sularla sık sık yıkanması gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Ne zaman sinüs cerrahisi gerekir?</strong> </span></p>
<p>Burun tarafından oluşturulan ve mukus olarak adlandırılan salgı, sinüs ağızlarında kayganlaştırıcı etkiye sahiptir. Alerji veya enfeksiyona bağlı inflamasyon sinüs ağızlarını daraltarak, mukus hareketini bloke etmektedir. Bu durumu çözmede antibiyotiklerin yetersiz olduğu noktada cerrahi müdahaleye geçilmektedir. <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinusler.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-473" title="sinusler" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/sinusler-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" /></p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Cerrahi müdahale nasıl uygulanır?</span></strong></p>
<p>Lokal veya genel anestezi altında uygulanan bu cerrahide sinüs ağızlarındaki darlıklar giderilir, varsa polipler alınır, sinüs içinde biriken salgılar temizlenir. Ağrılı bir işlem değildir, günümüzde bazı özel durumlar dışında artık tampon bile konulmamaktadır. Kişi 4 gün içinde normal aktivitelerine geri dönebilir. Tam iyileşme 4 haftayı bulur, onun için bu dönemde hastanın haftada bir görülmesi gerekir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Sinüzit tedavi edilmediğinde nelerle karşılaşılabilir?</span></strong><strong> </strong></p>
<p>Kişide geçmeyen baş ağrıları, devamlı geniz akıntısı ve buna bağlı boğaz temizleme, gıcıklanma ve öksürük, burunda tıkanıklık, koku almada güçlük, devamlı burnu temizleme ihtiyacı gibi sonuçları olabilir. Nadiren menenjit, beyin apsesi, sinüs üstü kemikte iltihaplanma da görülebilir.</p>
<p> </p>
<p> *Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/469/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SPOR VEYA OYUN ESNASINDA GELİŞEBİLECEK YÜZ TRAVMALARINA YAKLAŞIM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/456</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/456#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 11:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>

		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>

		<category><![CDATA[burun kırığı]]></category>

		<category><![CDATA[kesi]]></category>

		<category><![CDATA[morarma]]></category>

		<category><![CDATA[ses kısıklığı]]></category>

		<category><![CDATA[sıyrık]]></category>

		<category><![CDATA[travma]]></category>

		<category><![CDATA[yaralanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[ 
Oyun parklarında salıncakta sallanma, kaydıraktan kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir. Bu gibi durumlarda ilk olarak neler yapılması gerektiğini pek çoğumuz tam anlamıyla bilmiyoruz. Bu yazıda ilk müdahale üzerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-467 alignright" style="float: right;" title="oyunparki" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/oyunparki-198x300.jpg" alt="" width="125" height="178" /></a> </p>
<p>Oyun parklarında salıncakta sallanma, kaydıraktan kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir. Bu gibi durumlarda ilk olarak neler yapılması gerektiğini pek çoğumuz tam anlamıyla bilmiyoruz. Bu yazıda ilk müdahale üzerinde özellikle duracağım.</p>
<p>Herhangi bir yaralanma durumunda elinizde (mümkünse acil çantasında) ne gibi malzemelerin olması gerekir?</p>
<ul>
<li>Steril tamponlar</li>
<li>Makas</li>
<li>Buz veya ulaşmak mümkünse buz torbası</li>
<li>Bant</li>
<li>Steril bandajlar</li>
<li>Hidrojen peroksit veya Batticon (tendürdiyot)</li>
<li>Burun damlası</li>
<li>Antibiyotikli kremler</li>
</ul>
<p>Kişi düştüğünde, özellikle de başını çarpmışsa mutlaka kişiye adını, bulunduğu yeri bilip bilmediğini vb. sorup bilincinin yerinde olup olmadığını ve ayrıca nefes alıp verebilir halde olduğunu kontrol etmeniz gerekir.</p>
<p>Bilinçte bozulma, nefes almada güçlük ve morarma, yüzünde herhangi bir asimetri, göz kapaklarını açıp kapatamama, dudakta çarpılma (yüz felci?), bacaklarını oynatmada güçlük bulguları varsa acilen bir sağlık kuruluşuna transferi için 112 Acil&#8217;i aramak gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">ASLA KİŞİYİ OLDUĞU YERDEN KALDIRMAYA ÇALIŞMAYINIZ!!!</span> <span style="color: #ff0000;">Kafasını ve boynunu oynatacak şekilde başından örtüsünü, kaskını vb. almaya çalışmayınız! Kişiye su veya ağrı kesici vermeyiniz (belki acilen ameliyata alınması gerekebilir!). </span></p>
<p>Aktif kanama varsa, üzerinde temiz bir bezle bastırarak kanamayı azaltınız. Ancak kanama göz, göz kapağı veya kafatasındaki kırık bir kemiğin üzerinden geliyorsa baskı uygulamadan, temiz bir bezle sadece kanayan yeri kapatınız. Darbe alan bölgeye, ince bir tülbent ya da havluya sarılmış buz tatbik ediniz.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"> YÜZ KIRIKLARI:</span></span> </p>
<p>Top çarpması, iki kişinin çarpışması, yüzün sert bir cisme ya da zemine çarpması sonucu yüzün bir veya birkaç kemiğinde kırılmaya kadar varan travmalar karşımıza çıkabilir. Bu tür bir kırık olup olmadığını gösteren bazı bulgular vardır:</p>
<ul>
<li>Göz etrafında morarma-şişlik</li>
<li>Yüzde, yanaklarda ya da dudaklarda uyuşukluk</li>
<li>Çift görme ya da bulanık görme</li>
<li>Diş diziliminde bozulma ya da ağzı kapatmada güçlük</li>
<li>Burun dış görünüşünde değişiklik (çökme ya da sağa-sola kayma)</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Yüze darbe alındığında hemen buz uygulanmalı ve baş oturur pozisyonda yüksek tutulmalıdır. Yukarıda belirtilen bulguların varlığında hemen bir doktora başvurulmalıdır.</p>
<p> <span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;">MORARMA:</span></span> </p>
<p>Kontüzyon da denen morarmanın nedeni, deri altında kan birikmesidir. Moraran yeri mümkünse kalp hizasından yüksekte tutmak (örneğin burun sırtında morarma varsa kişi oturur pozisyonda tutulmalıdır.), moraran yere basınç uygulamak ve ilk 48 saat her saat başı 20 dakika kadar ince bir beze sarılmış buz/buz torbası uygulamak (buz direkt ciltle temas etmemeli!) oluşacak olan renk değişikliğinin daha az belirgin ve daha kısa süre sürmesini kolaylaştırıcı yöntemlerdir. Tüm bu önlemlere rağmen mordan kırmızıya, sonra kahverengiye ve giderek yeşilden sarıya doğru bir renk skalası şeklinde morarma 1-2 hafta içinde yavaş yavaş ortadan kaybolacaktır.</p>
<p> <span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;">KESİK VE SIYRIKLAR:</span></span></p>
<p>Kes<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/cut.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-464 alignleft" style="float: left;" title="cut" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/cut.jpg" alt="" width="150" height="102" /></a>ik ve sıyrığa bağlı dışa kanama varlığında, yara yerinin üzerine temiz bir bezle/tamponla en az 5 dakika bastırmak (ara ara bezi kaldırıp kanama durmuş mu diye bakmadan!!!) kanamayı durdurabilir. Kanama buna rağmen durmuyorsa hemen bir hastanenin acil servisine başvurmak gerekir.</p>
<p>Sıyrıklarda, saha , kum, cam parçası vb. yara içine girip enfeksiyon yaratabilecek yabancı cisimleri uzaklaştırmak amacıyla iyice sabunlanıp yıkanmalıdır. Ardından oksijen ya da batticon sürülüp, yara yeri kabuklanana kadar antibiyotikli krem sıkılmış bir gazlı bezle kapatılmalıdır.</p>
<p>Derin kesilerde dikiş atılması gerekebilir. İlk birkaç günden sonra doktorunuz aksini belirtmedikçe dikişlerin üzerini kapatmak gerekmeyebilir. Ancak vücudun kıyafet altında kalan kısımlarında var olan dikişlerin sürtünmeye bağlı irrite olmaması için dikişlerin üzeri temiz bir gazlı bezle kapatılabilir. Yara yeri etrafında aylarca süren hissizlik olabilir. Yaranın tam olarak iyileşmesi 6 ay-1 yıl alacağı için bu sürede olabildiğince güneş koruyucu kremlerle yarayı kapatıp izin en az kalması sağlanabilir. Yara yerinde özellikle 6. haftadan sonra aşırı kabarma ve kızarıklık ortaya çıkması, &#8220;keloid&#8221; adı verilen kötü yara iyileşmesinin başladığının belirtisi olabilir, bu durumda mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.</p>
<p><span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;">BURUN TRAVMASI:<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/fraktur.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-466 alignright" style="float: right;" title="fraktur" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/fraktur.jpg" alt="" width="240" height="180" /></a></span></span></p>
<p>Burun, yüzün en çıkıntılı organı olması nedeniyle en çok darbe alan bölgelerinden biridir. Burnu sert bir cisme çarpma durumunda ilk yapılması gereken, etrafına gazlı bez ya da ince bir mendil sarılmış buz kalıbı ya da buz torbasını en az 20 dakika burun sırtı ve gözlerin üstüne denk gelecek şekilde tutmak ve bunu her saat başı 48 saat süresince devam ettirmektir. Ayrıca 1 hafta süreyle baş 45 derece yukarıda olacak şekilde yüksek yatılmalıdır. Burun tıkanıklığı, burun kanaması, burnun şeklinde bozulma ya da burun sırtında kesikler olması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Burun tıkanıklığı, genellikle kişinin başlangıçta fark etmediği, zamanla ortaya çıkan bir formda ise burun orta bölmesi kıkırdaklarında kırılma ve mukoza altına kan birikmesi sonucu &#8220;septal hematom&#8221; denilen bir olay gelişiyor demektir. Bu durumda, kişinin hemen bir KBB hekimine başvurması gerekir, çünkü o bölgede biriken kan, kıkırdakların beslenmesini bozup zamanla kıkırdakta erimeye, kapalı ortamda üreyen dirençli mikroplara bağlı ciddi hastalıklara (sepsis vb.) ve burun yapısında bozulmaya yol açabilir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <span style="color: #ffff00;">Burunda kanama:</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Burunda travmadan tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan tutun kan sulandırıcı ilaç kullanımına kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Burun kanaması durumunda ilk<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/nosebleed2.jpg"></a> yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını Otrivine, İliadine vb. dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-468" title="nosebleed2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/nosebleed2.jpg" alt="" width="150" height="150" /></p>
<p style="padding-left: 30px;">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="color: #ffff00;">Burun kırığı:</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Burun şeklinde bozulma, burun sırtında morarma ve gözlere doğru yayılan morluk durumunda burun kırığı akla gelmeli ve hemen bir KBB uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz muayene ve gerekirse röntgen sonrası, kırık saptaması durumunda kişinin yaşı, ek hastalıkları, deformite olup olmaması, kırığın tipine göre kırığı düzeltip düzeltmemeye karar verecektir. İdeali ilk gün, kişi geç başvurduysa en geç 7 gün içinde düzeltilmesidir.</p>
<p> <span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;">BOYUN YARALANMALARI:</span></span></p>
<p>İster hafif, ister ağır olsun, tüm boyun ön ve yan kısım yaralanmalarında kişinin bir KBB hekimi tarafından da muayene edilmesi gerekir, çünkü büyük damarların yanısıra ses tellerine giden sinirler, tiroid, yemek borusu ve üst solunum yolunu oluşturan kıkırdaklardaki zedelenme hemen tanı konulup tedavi edilmesi gereken durumlardır. Kişide ses kısıklığı olması, boyunda şişlik ve nefes almada zorluk olması aciliyet göstergeleridir.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/456/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>2009 H1N1 GRİBİ-SEMİNER ANAHATLARI (24 KASIM 2009)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/460</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/460#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 18:38:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DOMUZ GRİBİ]]></category>

		<category><![CDATA[aşı]]></category>

		<category><![CDATA[domuz gribi aşısı]]></category>

		<category><![CDATA[grip]]></category>

		<category><![CDATA[H1N1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=460</guid>
		<description><![CDATA[Domuz gribi nedir?
 H1N1 (alt tip Influenza A) yani halk arasındaki adıyla &#8220;Domuz gribi&#8221;   insan gribi, domuz gribi ve kuş gribinin karışımından oluşan yeni bir virüs türüdür.
 ↔
İnsan gribi ile H1N1 gribi arasındaki farklar?
İNSAN GRİBİ:
●      Yüksek ateş
●      Kas ağrısı
●      Öksürük
●      Boğaz ağrısı
●      Baş ağrısı
●      Üşüme-titreme
●      Burun akıntısı
H1N1 GRİBİ:
●      Yüksek ateş
●      Kas ağrısı
●      Öksürük
●      Boğaz ağrısı
●      Baş ağrısı
●      [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/11/3d_influenzavirus_pieslice_med.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-461 alignright" style="float: right;" title="3d_influenzavirus_pieslice_med" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/11/3d_influenzavirus_pieslice_med-300x254.jpg" alt="" width="300" height="254" /></a>Domuz gribi nedir?</span></h3>
<h3> H1N1 (alt tip Influenza A) yani halk arasındaki adıyla &#8220;Domuz gribi&#8221;   insan gribi, domuz gribi ve kuş gribinin karışımından oluşan yeni bir virüs türüdür.</h3>
<h3 style="TEXT-ALIGN: justify"> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">İnsan gribi ile H1N1 gribi arasındaki farklar?</span></h3>
<h3><span style="color: #ff6600;">İNSAN GRİBİ:</span></h3>
<h3>●      Yüksek ateş</h3>
<h3>●      Kas ağrısı</h3>
<h3>●      Öksürük</h3>
<h3>●      Boğaz ağrısı</h3>
<h3>●      Baş ağrısı</h3>
<h3>●      Üşüme-titreme</h3>
<h3>●      Burun akıntısı</h3>
<h3><span style="color: #ff6600;">H1N1 GRİBİ:</span></h3>
<h3>●      Yüksek ateş</h3>
<h3>●      Kas ağrısı</h3>
<h3>●      Öksürük</h3>
<h3>●      Boğaz ağrısı</h3>
<h3>●      Baş ağrısı</h3>
<h3>●      Üşüme-titreme</h3>
<h3>●      Burun akıntısı</h3>
<h3>●      Bazen karın ağrısı, kusma, ishal</h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">Hastalık insanlara nasıl bulaşır?</span></h3>
<h3>Başlangıçta hasta domuzlardan</h3>
<h3>Artık insandan insana</h3>
<h3>Öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla ya da kapı kolu, kafeterya masaları vb. mikrobun 2-8 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla </h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">Hasta olan kişiler ne kadar süre bulaştırıcıdır?</span></h3>
<h3>Şikayetler ortaya çıkmadan 1 gün önce ve çıktıktan sonra ise 7 gün sonrasına kadar</h3>
<h3>Çocuklarda bu süre daha uzun olabilir.</h3>
<h3>Enkübasyon süresi  2-3 gün, ancak 7 güne kadar çıkabiliyor.</h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">Dünyada son durum (13 Kasım 2009 itibariyle-WHO verileri):</span></h3>
<h3>Tüm dünyada laboratuar teyitli toplam 526,060 vaka saptanmış, 6770 ölüm gerçekleşmiştir. (WHO) (%1.2&#8230;.Mevsimsel gribe bağlı ölüm oranı ile benzer) </h3>
<h3>Avrupa&#8217;da dolaşan Influenza A virüsünün % 99&#8242;dan fazlası pandemik H1N1 2009. Tek istisna Rus Federasyonu&#8217;nda % 10 kadarı mevsimsel influenza H3N2 ve mevsimsel H1N1.</h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">Türkiye&#8217;de son durum (23 Kasım 2009 itibariyle-Sağlık Bakanlığı verileri)</span></h3>
<h3>●       Pandemik gripten kaybedilen vatandaşlarımızın sayısı 112 olmuştur. </h3>
<h3>●       Halen pandemik grip sebebiyle hastanelerde yatan hasta sayısı 301&#8242;dir. Bunların 59&#8242;unun takip ve tedavisi yoğun bakımlarda sürdürülmektedir. 31 hasta solunum cihazına bağlı olarak takip edilmektedir. Hayatını kaybedenlerden 63 kişide pandemik grip açısından risk taşıyan altta yatan kronik hastalık, 2 kişide gebelik olduğu tespit edilmiştir.</h3>
<h3>●       Ülkemizdeki ölümlerle ilgili yapılan değerlendirmeye göre; hastalığa bağlı olarak hayatını kaybetme riski toplumun geneline kıyasla kronik hastalığı olanlarda yaklaşık 5 kat, okul öncesi çocuklar ve gebelerde ise yaklaşık 2 kat daha fazla olduğu anlaşılmıştır.</h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">TANI:</span></h3>
<h3>Nazal hızlı test (16 Kasım 2009&#8242;da S.B. Tarafından yasaklandı) , PCR</h3>
<h3>NUMUNE ALMA KRİTERLERİ:</h3>
<h3>(29.10.2009 S.B.)</h3>
<h3> </h3>
<h3>●      Yatan hasta</h3>
<h3>●      Kümelenme durumunda salgın incelemesi amacıyla ilk birkaç vaka &#8230;..Artık uygulanmıyor (10 Kasım 2009&#8242;dan itibaren)</h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">VAKA YÖNETİMİ (01.11.2009-S.B.)</span></h3>
<h3><span style="color: #ff9900;">Ağır Hastalık için Risk Grupları:</span></h3>
<h3>●       Gebeler ile doğum veya düşük yapmış ilk 15 gündeki kadınlar</h3>
<h3>●       2 yaş altı çocuk</h3>
<h3>●       Kronik akciğer hastalığı (aktif akciğer tbc hariç)</h3>
<h3>●       Kardiyovasküler hastalık (hipertansiyon hariç)</h3>
<h3>●       Kronik (renal, hepatik, hematolojik ve metabolik)</h3>
<h3>hastalık</h3>
<h3>●       Nöromüsküler hastalık </h3>
<h3>●       İmmün süpresyon (HIV, malignite, steroid kullanımı vb.) </h3>
<h3>●       Morbid obez (Vücut Kitle İndeksi&gt;40) </h3>
<h3>●       19 yaş altı sürekli aspirin kullanması gereken hastalar </h3>
<h3>●       65 yaş üstü kişiler</h3>
<h3> </h3>
<h3><span style="color: #ff6600;">Solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, ciddi ve persistan kusma, genel durumunda kötüleşme, 3 günden fazla süren ateş yok</span>sa:</h3>
<h3>●      <span style="color: #339966;">Hasta ağır hastalık için risk grubunda değilse:</span></h3>
<h3>    Belirtilerin başlangıcından itibaren 48 saat içinde antiviral tedavi BAŞLANABİLİR! Ancak genel durumu iyi olan, alt solunum yolu enf. bulguları olmayan veya 48 saat içinde klnik durumu iyiye giden hastalarda antiviral tedavi verilmesine gerek yoktur. Semptomatik tedavi verilebilir (çocuklara aspirin vermeyiniz!), bulaştırmayı engellemek üzere gereken kişisel temas izolasyonu önlemleri alınır, ciddi hastalık belirtileri hastaya öğretilir ve geliştiğinde acil başvuru önerilir. </h3>
<h3>●      <span style="color: #339966;">Hasta ağır hastalık için risk grubunda ise:</span></h3>
<h3>   AYAKTAN antiviral tedaviye hemen başlanıp bildirim yapılır.</h3>
<h3>    Primer hastalığı için gerekirse uzman konsültasyonu istenir.</h3>
<h3>    Ciddi hastalık belirtileri hastaya öğretilir ve bunlar ortaya çıktığında acil başvuru önerilir.</h3>
<h3> <span style="color: #ff6600;">Solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, ciddi ve persistan kusma, genel durumunda kötüleşme, 3 günden fazla süren ateş  varsa</span>:</h3>
<h3>●  <span style="color: #339966;">Hasta ağır hastalık için risk grubunda olsun olmasın!</span>:</h3>
<h3>       Hasta yatırılır ya da bir üst basamağa 112 Acil ile sevk edilir!</h3>
<h3>    Antiviral tedaviye hemen başlanıp bildirim yapılır.</h3>
<h3>  Hastanın durumuna uygun klinik numune alarak uygun koşullarda laboratuara ulaştırılır.</h3>
<h3>   Temas ve damlacık izolasyon önlemleri alınır.</h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">TEDAVİ:</span></h3>
<h3>●      Semptomatik tedavi ve diyet</h3>
<h3>●      Oseltamivir (Tamiflu®) ve Zanamivir (Relenza®) içeren ilaçlara duyarlı olduğu, ancak Amantadin ve Rimantadin&#8217;e dirençli.İlaçlar, hastalığın ilk 2 gününde kullanıldığında fayda etmekte. Çocuklarda 2. günden sonra da etkili olabileceği belirtiliyor.</h3>
<ul>
<li>
<h3><span style="color: #ff6600;">İlaçlar gelişigüzel, doktor reçete etmeden alınmamalı! Şu anda tüm dünyada</span> <span style="color: #ff6600;">Oseltamivir&#8217;e direnç gelişim oranı %0,2 ve her geçen gün oran artıyor!!!</span></h3>
</li>
</ul>
<h3>●      Önemli olan virüsün yarattığı immünite zayıflığında ortaya çıkan ek hastalıkların (zatürre, vb.) erken tanı ve tedavisi!</h3>
<h3>↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">Mevsimsel gripten korunmada aşı algoritması (CDC)</span></h3>
<h3>●       Her sene mevsimsel grip aşısı hazırlanırken 3 tür grip virüsünden yararlanılır. Biri Influenza A subtip H3N2, diğeri Influenza A subtip H1N1 (domuz geribiolan değil!) ve üçünsüsü Influenza B&#8217;dir.</h3>
<h3>●       Aşıdaki virüs tipleri her sene bir önceki grip sezonuna ait ülkelerarası verilere ve bilim adamlarının öngörülerine dayanılarak belirlenir. Muhtemel tüm virüs tiplerinden parçalar içeren bir referans virüsü tavuk yumurtası ya da tavuk böbrek hücrelerinde çoğaltılarak 2 tür aşı yapılır. Birincisi ölü virüsten alınan bir proteine karşı üretilen aşı (ki kas içine yapılır), diğeri ise yarı canlı aşı (ki burundan uygulanır)</h3>
<h3>●       Kuzey yarımküre için planlanan aşı için WHO her sene Şubat ayında, Güney yarımküre içinse Eylül ayında önermede bulunur. Sonrasında her ülke kendi bünyesinde hangi 3&#8242;lü kombinasyonu seçeceğine karar verir.</h3>
<h3>●       FDA bunu onayladıktan sonra aşı üreten firmalar üretime başlar ve en az 6 ay içinde aşılar üretilip grip sezonuna yetiştirilir. (Kuzey yarımküre için Eylül-Ekim dönemi) </h3>
<h3>●       Aşılama sonrası 2 hafta içinde bağışıklık sağlanmış olur.</h3>
<h3>●       Aşının etkinliği seçilen virüs tiplerinin o sene dolaşan grip virüsüne genetik olarak ne kadar benzer olduğuna bağlı olarak değişir. </h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">Bu seneki mevsimsel grip aşısının içeriği?</span></h3>
<h3>Novartis firması tarafında üretilen Fluvirin adlı aşıda bu sene WHO&#8217;nun önerisi üzerine:</h3>
<h3>●      A/Brisbane/59/2007, IVR-148 (H1N1-domuz gribi olan değil!)</h3>
<h3>●      A/Uruguay/716/2007, NYMC X-175C (H3N2) (an A/Brisbane/10/2007-like virus)</h3>
<h3>●      B/Brisbane/60/2008[4]</h3>
<h3> virüsleri bulundurulmuş ve FDA tarafından onaylanmıştır.</h3>
<h3>23.11.2009 tarihli CDC raporuna göre, bu sene gribe yol açan virüslerin genetiği incelendiğinde, 1 Eylül 2009&#8242;dan itibaren toplanılan hasta örmeklerinde 1 Influenza A H1N1(Brisbane) , 3 Influenza A H3N2 (Uruguay), 1 İnfluenza B (Victoria tip!) ve 348 Influenza A 2009 H1N1 saptanmıştır. Bu durumda bu seneki mevsimsel grip aşısında ilk 2 virüsün antijenik yapısına uygun aşılama yapıldığı ve bu sayede bu virüslerden 2&#8217;sine koruyuculuğun sağlanmış olduğu görülmüştür.</h3>
<h3><span style="color: #ff6600;">Bu seneki mevsimsel grip aşısı 2009 H1N1&#8242;den korumamaktadır!!! </span></h3>
<h3><span style="color: #ff6600;">Seneye bu aşı içindeki virüslerden biri 2009 H1N1 olacaktır!</span></h3>
<h3>↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">H1N1 aşısının hazırlanma algoritması (S.B.)</span></h3>
<h3>●      Hazırlanma şekli mevsimsel grip aşısı ile tıpatıp aynı, hatta şu anda ülkemizde uygulanan Novartis firmasına ait aşıda sadece H1N1 virüsü antijeni mevcut (monovalan).  Bu nedenle koruyuculuğun %90 olduğu belirtiliyor.</h3>
<h3>●      Focetria aşısı adjuvanıyla birlikte 10 dozluk flakonda sunulmakta, 1 doz 0,5 ml&#8217;dir.</h3>
<h3>●      Tüm yaş gruplarında 0,5 ml olarak 90º açı ile kas içine (intramusküler) olarak uygulanır.</h3>
<h3>●      Flakon açıldıktan sonra 8 saat içinde kullanılmalı!</h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">2009 H1N1 AŞISI (S.B. Web sitesinden)</span></h3>
<h3> ●      H1N1 aşılarının ülkemize gelen ilk partisinden alınan numunelerin Hıfzıssıhha Laboratuarlarımızdaki ön ve son kontrolleri tamamlanmış ve bütün sonuçlar olumlu olarak çıkmıştır.</h3>
<h3>●      Aşı için herhangi bir zorunluluk bulunmayıp tamamen gönüllülük esasına göre uygulanmaktadır.</h3>
<h3>●      Aşı önce sağlık çalışanlarına yapıldı.  Daha sonra 6 ay-5 yaş arası çocuklar ile kronik hastalığı olan tüm yaş gruplarına yapılmaktadır.</h3>
<h3>●      Aralık 2009 tarihinden itibaren okul çocukları ve diğer yaş gruplarında da aşılama başlayacaktır.</h3>
<h3>●      Nisan 2010 tarihine kadar aşılamalara devam edilmesi planlanmıştır.</h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">2009 H1N1 Aşı şeması (S.B.)</span></h3>
<h3>Focetria aşısı;</h3>
<h3>●      10 yaş ve üzerindeki kişilere tek doz  olarak uygulanacaktır.</h3>
<h3>●      9 yaş ve altında olan kişiler ile immun suprese kişilerde iki doz uygulanması gerekmektedir. İki doz arasındaki süre en az 3 hafta olmalıdır.</h3>
<h3>●      6 ay ve altındaki bebeklere aşı uygulanmamalıdır.</h3>
<h3>●      Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün aşı konusundaki uzmanlar komitesi (SAGE) tarafından halen dünyadaki ruhsatlı pandemik A (H1N1) 2009 aşılarının gebelerde uygulanabileceğine ilişkin bir karar alınmıştır. Aşının 20. haftadan ileri gebeliklerde güvenilir olduğu gösterilmiştir. 20. haftadan erken gebeliklerde de herhangi bir istenmeyen etki görülmemiştir. Bu nedenle; 20. haftadan sonraki gebeliklerde aşının önerilmesi, 20. haftadan önceki gebeliklerde ise kişinin yazılı onamı ile aşının uygulanması gerekmektedir.</h3>
<h3>●      Emzirme döneminde aşının uygulanması için bir sakınca yoktur.  </h3>
<h3> ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">AŞI YAN ETKİLERİ</span></h3>
<h3>● Sık görülen yan etkiler (1/100-1/10): Aşı uygulanan bölgede kızarıklık, şişlik, sertlik, morarma, ağrı, vücut kırıklığı, yorgunluk, baş ağrısı, terleme, titreme, eklem ağrısı, kas ağrısı. Bu yan etkiler genellikle aşıdan sonraki birkaç günde içerisinde kendiliğinden düzelir.</h3>
<h3>● Yaygın olmayan yan etkiler (1/1.000-1/100): Yaygın cilt reaksiyonu (ürtiker/kurdeşen dahil).</h3>
<h3>● Nadir görülen yan etkiler(1/10.000-1/1.000): Tansiyonda düşme, şok, sinirlerin geçtiği yol boyunca ağrı, pıhtılaşma hücrelerinde azalma nedeniyle kanama.</h3>
<h3>● Çok nadir görülen yan etkiler (&lt;1/10.000): Vaskülit (damar iltihabı), nörit (sinir iltihabı), ensefalomiyelit (beyin-omurilik dokusu iltihabı), Guillain-Barre Sendromu (1976&#8242;da milyonda 1 vakada görüldü.)</h3>
<h3>● Ülkemizde bugüne kadar yapılan sağlık çalışanlarındaki yaygın aşılama sonrasındaki erken sonuçlara göre beklenmeyen önemli bir yan etki tespit edilmemiştir.</h3>
<h3>● Aşı sonrası görülen bazı yan etkiler mevsimsel grip aşılarında görülen sıklıktadır.</h3>
<h3>● <span style="color: #ff6600;">Görülebilen bu yan etkilere rağmen, aşının yararı olumsuz etkileri</span> <span style="color: #ff6600;">ile kıyaslandığında çok daha yüksektir. (hastalıktan ölüm %1 !!!)</span></h3>
<h3>  ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">AŞININ ÖZELLİKLERİ (S.B. Web sitesinden)</span></h3>
<h3>Mikrobiyolojik bulaşmayı engellemek üzere aşı flakonlarına eklenen koruyucu madde Thiomersal  (Etil Cıva) maddesi. 1930&#8242;lu yıllardan bu yana birçok aşı ve ilaçta koruyucu olarak kullanılmaktadır. Çoklu doz aşılarda halen yaygın olarak kullanılmaktadır. Etil cıvanın metil cıva gibi vücutta birikici özelliği yoktur ve güvenli olduğu bilinen bir maddedir.</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">Aşı için kontrendikasyonlar:</span></h3>
<h3>● Yumurtaya karşı anafilaksi öyküsü,</h3>
<h3>● Önceki grip aşılaması sonrası anafilaksi öyküsü</h3>
<h3>● Guillian Barré Sendromu geçirme öyküsü</h3>
<h3>● Latekse karşı anafilaksi öyküsü (aşının tıpasından kaynaklanabilecek)</h3>
<h3>  ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">NASIL KORUNALIM?</span></h3>
<h3>●       Öksürme ve hapşırma sonrasında ağız tek kullanımlık</h3>
<h3>kağıt mendillerle ya da kolun üst kısmıyla kapatılmalı! </h3>
<h3>●       Kullanılan kağıt mendil tekrar kullanılmak için saklanmadan çöp kutusuna atılmalı, bez mendil kullanımından kaçınılmalı!</h3>
<h3>●       Ele öksürüldü/hapşırıldıysa eller sabunla yıkanmalı! </h3>
<h3>●       Kirli ellerle göz-ağız-buruna dokunulmamalı! </h3>
<h3>●       Öksürme ve hapşırma sonrası, tokalaşma sonrası (hatta öpüşmeyin ve tokalaşmayın!) zamanınız kısıtlı ise el dezenfektanı alkollü ıslak mendiller ya da jeller kullanılmalı!</h3>
<p>●  <strong>SAĞLIĞINIZI KORUYUN !</strong></p>
<h3>Grip olan insanlardan uzak durun! Hasta insanlara 1 metreden yakın durmanız gerekli ise maske kullanın!</h3>
<h3>C vitaminli sebze ve meyve tüketin!</h3>
<h3>Alkol ve sigara kullanımını en az seviyeye düşürün (hatta kullanmayın!).</h3>
<h3>Sıcak bitki çayı ve C vitamininden zengin</h3>
<h3> doğal meyve suları tüketin!</h3>
<h3>Bol su için!.</h3>
<h3>Uykunuzu tam alın ve düzenli spor yapın!</h3>
<h3>  ↔</h3>
<h3><span style="color: #ff0000;">Hastalanmışsam evdekileri ve çevremdekileri nasıl koruyabilirim?</span></h3>
<h3>HASTAYKEN KALABALIK ORTAMLARDAN MÜMKÜN OLDUĞUNCA UZAK DURULMALI ! </h3>
<h3>Gerekmedikçe toplu taşıma araçları kullanılmamalı, alışveriş merkezlerine, sinemalara, eğlence mekanlarına girilmemeli!</h3>
<h3>İşe/okula 1 hafta süre ile gidilmemeli, evde dinlenilmeli!</h3>
<h3>Yakındakilerle teması en aza indirmeli, öpüşülmemeli, ziyaretçi kabul edilmemeli!</h3>
<h3>Eller sık sabunlanmalı!</h3>
<h3>Kirli ellerle ortak kullanım alanlarındaki eşyalara dokunulmamalı!</h3>
<h3>Hastanın bakımını yapan kişi maske ve cerrahi eldiven kullanmalı!</h3>
<h3>Ev sık sık havalandırılmalı!</h3>
<h3> </h3>
<h3>KATILIMINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER&#8230;</h3>
<h3> </h3>
<h3>Kaynaklar:</h3>
<ol type="1">
<li>
<h3><a href="http://www.grip.gov.tr/">http://www.grip.gov.tr/</a></h3>
</li>
<li>
<h3><a href="http://www.cdc.gov/flu/weekly/">http://www.cdc.gov/flu/weekly/</a></h3>
</li>
<li>
<h3><a href="http://www.who.int/csr/disease/swineflu/updates/en/">http://www.who.int/csr/disease/swineflu/updates/en/</a></h3>
</li>
</ol>
<h3>Bu slayt metinleri Op. Dr. Seçil Totan tarafından hazırlanmış olup izin almadan kullanılamaz.  </h3>
<h3> </h3>
<h3> </h3>
<p><strong><em></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/460/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞAL ÜRÜNLERLE NEZLE GRİPTEN KORUNMAK MÜMKÜN MÜDÜR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/20</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/20#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 11:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>

		<category><![CDATA[c vitamini]]></category>

		<category><![CDATA[çinko]]></category>

		<category><![CDATA[doğal ürünler]]></category>

		<category><![CDATA[doğal yollar]]></category>

		<category><![CDATA[echinacea]]></category>

		<category><![CDATA[ekinezya]]></category>

		<category><![CDATA[grip]]></category>

		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>

		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[
 
 

 
 
 
 
NEZLE, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #339966;"><a title="flu.jpg" rel="attachment wp-att-73" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=73"></a></span></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/herbal.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-294" title="herbal" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/herbal-238x300.jpg" alt="" width="238" height="300" /></p>
<p><span style="color: #339966;"> </span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p align="left"><span style="color: #339966;">NEZLE</span>, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler. Rhinovirüs vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Bu virüs üst solunum yoluna girip tutunduğu andan itibaren kişide 2-3 gün içinde hastalık bulguları ortaya çıkmaya başlamaktadır. En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Genellikle bulgular 1 hafta kadar sürer ancak bazı durumlarda (yaşlılar, çocuklar, direnç bozukluğu olan kişiler, kalp ve şeker hastaları) 2 haftayı bulabilmektedir. En son olarak 1 hafta kadar süren kuru bir öksürük kalmakta, bu da geçtikten sonra hastalık tamamen atlatılmaktadır.</p>
<p align="left">Pratik anlamda kültür vb. yöntemlerle hangi virüsle hastalığın ortaya çıktığını saptamak gibi yöntemlere gerek yoktur, çünkü doktorunuz için, hastalığa hangi virüsün yol açtığından çok hastalığın ilerleyip daha şiddetli bir enfeksiyona dönüşüp dönüşmediğinin takibi önemlidir. Bazen virüsün üst solunum yollarında yarattığı hasar, daha saldırgan mikropların oraya yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Böyle bir durumda sinüzit, orta kulak iltihapları, zatürre gibi daha ağır hastalıklarla karşılaşılabilmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">GRİP </span>ise en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir.<span id="more-20"></span><br />
Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. Amerikan Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde yapılan deneysel çalışmalarda bu aşının şu anda uygulanmakta olduğu biçimde iğne şeklinde değil de buruna sprey şeklinde uygulanmasının daha etkileyici olacağı ortaya çıkmıştır, bu konudaki çalışmalara devam etmektedir.<br />
Neden bazılarımız fazla nezle-grip olmazken bazılarımız da devamlı çantamızda kutu mendillerle gezmekteyiz? İşin genetik ve erken çocukluk döneminde yeterli beslenme olup olmaması kısmını bir tarafa bırakırsak kişinin sık enfeksiyonlara yakalanmasına yol açan 4 ana neden vardır: yetersiz uyku, stres, yetersiz beslenme ve sigara.<br />
Pek çok bağışıklık sistemi elemanı (doğal mikrop öldürücü hücreler vb.) özellikle uyku sırasında aktive edilmektedir. Bu nedenle düzensiz uyku ve dinlenememe direncimizi oldukça azaltmaktadır. Stres durumunda salınan hormonlar da bağışıklık sisteminin olumsuz etkilemesine yol açmaktadır. Yine direnç için gerekli vitamin, mineral ve proteinden fakir beslenme de hastalıkları davet etmektedir. Sigara ise solunum yolarını kaplayan koruyucu tabakanın zedelenmesine ve mikropların buralara kolayca tutunmasına yol açmaktadır.<br />
O zaman sık hastalanmamak için neler yapmalıyız? Öncelikle beslenmemize çok dikkat etmeliyiz. Şeker ve karbonhidrat alımımızı kısıtlamalı, kızartmalardan ve margarinle yapılan yiyeceklerden uzak kalmalı, balık tüketimini arttırmalı, zeytinyağını daha çok kullanıp mısırözü, ayçiçek yağı kullanımını azaltmalı, bol meyve-sebze tüketmeli ve bol bol su içmeliyiz. Çay- kahve yerine bitkisel çayları tercih etmeliyiz. En önemlisi de probiyotik denen doğal koruyucu içeren yoğurtlardan günde en az 2-3 kaşık tüketmeliyiz.</p>
<p><span style="color: #339966;">NEZLE –GRİPTEN KORUNMAK İÇİN DESTEK OLARAK NELER ALMALIYIZ?</span></p>
<p>Diyetinizi yukarıda belirtilen şekilde düzenledikten sonra aşağıda belirtilen bazı destekleyici vitaminlerin kullanımı bu tür enfeksiyonlara daha dayanıklı olmanızı sağlayacaktır.</p>
<p><span style="color: #99cc00;">C VİTAMİNİ - ENFEKSİYONLA SAVAŞTA ALTIN ASKER:<br />
</span>C vitamini, virüs ve bakterilerle savaşta görevli kandaki beyaz küre hücrelerinin yapımını ve aktivitesini arttırmaktadır. Ayrıca bu mikroplarla savaşta kullanılan bazı maddelerin (interferon olarak adlandırılır) üretimini arttırarak vücudun direncini yükseltir. Antioksidan etkisiyle serbest radikal denen hücre hasarlayıcı maddelerin açığa çıkmasını önlemektedir. Bu kadar önemli bir vitaminin insanlarda vücutta üretilemiyor olması nedeniyle düzenli olarak ağızdan alınması gerekmektedir. Günlük gıdalarla (narenciyeler, yeşil biber, maydanoz, brokoli, kavun, domates suyu, patates, mısır, bezelye, muz ) alınması gereken en az C vitamini miktarı 60 miligramdır. Koruyucu olarak günde 1-2 kez 100-250 miligram, enfeksiyon durumunda ise günlük toplam 1000-1500 miligram kadar alınması önerilmektedir.</p>
<p><span style="color: #99cc00;">ÇİNKO - NEZLENİN EN KORKULU DÜŞMANI:</span></p>
<p>Boğazda kaşıntı, yanma, hapşırma şikayetleri ortaya çıktığı anda hemen birkaç tane çinko pastilini arka arkaya emerseniz birkaç saat içinde şikayetlerinizin büyük oranda azalacağını göreceksiniz. Nezle başladığında elimizdeki en iyi tedavi seçeneği olan çinko bunu nasıl sağlamaktadır? Yapılan çalışmalara göre çinko pastillerinden emerken erime sırasında açığa çıkan çinko iyonları yüz ve burun bölgesi damarlarına yayılmakta ve hapşırmaya yol açan sinirsel uyarımı durdurup buna bağlı burun salgısı oluşumu ve burun tıkanıklığını önlemektedir. Bu etki çinkonun vücut tarafından yıkılması sürecince devam ettiği için 2 saatte bir pastil kullanımının tekrarlanması gerekmektedir. Bir başka çalışmaya göre ise çinko, virüslerin hücre içine girmek için tutundukları proteinlerin üzerini kapatarak bu girişe engel olmaktadır.<br />
Sağlıklı bir erişkinin günlük çinko ihtiyacı 12-15 miligramdır. Özellikle kırmızı et, tavuk vb. kümes hayvanlarının eti, karaciğer, yumurtada bulunmaktadır. Bunun dışında vücut direncini arttırmak için çinko içeren vitaminlerden (çinko glukonat- 15 miligram/gün) alınabilir. Nezle başlangıcında, şikayetler geçene kadar, en hızlı şekilde çinko pastillerinden (çinko glukonat veya çinko asetat; 11.5-23 miligram/gün) 2 saatte bir emilmesi gerekmektedir.</p>
<p><span style="color: #99cc00;">ECHİNACEA (EKİNEZYA-MOR KONİ ÇİÇEĞİ)-BİTKİSEL ÖZLÜ DİRENÇ ARTTIRICI:<br />
</span>Ekinezya, doğada yabani olarak yetişen, özellikle Kuzey Amerika’da sık görülen bir bitkidir. Bitki çayları ve bitkisel kaynaklı maddelerin yapımı için kültür şeklinde üretilmekte ve toplanmaktadır. Bu bitki, vücuda giren mikropların sindirilerek yok edilmesinde görevli olan fagositer hücrelerin üretimini arttırarak bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.<br />
Boğazda kuruma, yanma ortaya çıktığı anda 1 bardak ılık Ekinezya çayı içmek veya birkaç tane Ekinezya pastili emmek boğazınızı oldukça rahatlatacaktır. Bunun yanısıra Ekinezya kapsüllerinden günde 400-600 miligram kadar (yani günde 2-3 adet) kullanıp şikayetleriniz gerilediğinde bunu günde tek doz halinde almaya devam edebilirsiniz.<br />
Ekinezyanın bilinen herhangi bir yan etkisi olmamakla beraber lupus veya romatoid artrit gibi bağışıklık sistemi bozukluğu (otoimmün hastalık) olan kişilerle papatya alerjisi bulunan kişilerin bu doğal ilacı kullanmaması önerilmektedir.</p>
<p>Bu belirtilen vitamin ve doğal bitkisel ürünlerin yanı sıra A vitamini, E vitamini, balık yağı (yeterli balık tüketimi yoksa), Selenyum da ek olarak alınabilir.</p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;">Nezle-grip başlangıcında günlük alınması gereken vitamin ve destek ilaçların dozları:</span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;">İlk gün:</span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;">C vitamini 1000-1500 miligram (500 miligramlık olanlarından 2-3 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde her 2 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 2-3 adet (400-600 miligram)</span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;">İkinci gün:</span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;">C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde, her 4 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)</span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;">Üçüncü gün ve sonrasında:</span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;">C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde, her 6 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)</span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALISINIZ?<br />
• Boğaz ağrısı 48 saatten uzun sürmüşse,<br />
• Bademciklerinizin üzerinde beyaz noktalar oluşmaya başlamışsa,<br />
• Burun akıntısı ve tıkanıklık 1 haftadan uzun sürmüşse,<br />
• Burun akıntınızın rengi sarı veya yeşil renge dönmüşse,<br />
• Yüzünüzde veya başınızda şiddetli ağrı ortaya çıkmışsa,<br />
• Öksürüğünüz 7 günden uzun sürmüş, nefesiniz daralmış ve balgam çıkarmaya başlamışsanız,<br />
• Kulağınızda şiddetli ağrı, akıntı veya 7günden uzun süren tıkanıklık varsa,<br />
• 38 dereceyi geçen ateşiniz olduysa,<br />
mutlaka bir doktora başvurmanız gerekmektedir.</span></p>
<p>Eski bir deyiş vardır: “Nezle 7 gün sürer, fakat uygun bir tedaviyle 1 haftada tedavi edilebilir”. Bahsedilen doğal koruyucu yöntemlerle bu deyiş günümüzde artık geçerliliğini yitirmiştir. Sağlıklı kalmanın yolu dengeli beslenme, sigaradan uzak durma, mümkün olduğunca kendinize zaman ayırıp dinlenme ve stresli ortamlarda kendi kendinizi telkin ederek sakinleştirmeden geçer. Doğal koruyucu yöntemlerle bağışıklık sisteminizi desteklemeyi ve kendinize çok iyi bakmayı sakın unutmayınız.<br />
*Bu yazının hazırlanmasında Ray Sahelian, MD ve Victoria Dolby Toews, MPH tarafından yazılan 1999 baskılı “Finally..Common Cold Cure-Natural Remedies for Colds &amp; Flu” adlı kitaptan yararlanılmıştır.<br />
<script type="text/javascript"><!--
              var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\' type=\\\\\\'text/javascript\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// --></script><br />
<script type="text/javascript"><!--
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// --></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/20/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KEFİR VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/402</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/402#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 13:06:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>

		<category><![CDATA[bağışıklık arttırıcı]]></category>

		<category><![CDATA[grip]]></category>

		<category><![CDATA[hazımsızlık]]></category>

		<category><![CDATA[kabızlık]]></category>

		<category><![CDATA[kefir]]></category>

		<category><![CDATA[laktoz intoleransı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=402</guid>
		<description><![CDATA[
KEFİR TANESİ: 
Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır görünümündedir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/kefir.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-403" title="kefir" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/kefir-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></a></p>
<p><strong>KEFİR TANESİ: </strong></p>
<p>Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır görünümündedir. Taneler sütü fermente edici rol oynar, en önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek tanenin yeniden kullanılabilmesidir. Kefir taneleri kazein ve birbirleri ile ortak yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi koloniler oluşturur. Bu mikroorganizmalar laktik asit bakterileri, laktozu fermente eden veya edemeyen mayalardır. Kefir tanesinden saf toz halinde liyofilize kültürler de üretilmiştir.</p>
<p><strong></strong></p>
<p>KEFİR ÜRETİMİ:</p>
<p>Kefir üretiminde çiğ süt veya pastorize süt kullanılır. Çiğ sütlerin mutlaka kaynatılması gerekir. Kaynatılan süt 20-25 dereceye kadar soğutulur. Kefir paslanmaz çelik bir kaba ya da cam bir kavanoza/bardağa yapılmalıdır. Bakır, alimünyum tencere kesinlikle kullanılmamalıdır.</p>
<p>1 kilo süte 30-50 gr kefir tanesi olacak şekilde (ya da 1 bardak süte 1 yeşil mercimek tanesi kadar) kefir tanesi ilave edilir. Ağzı hava alacak fakat toz, sinek vb. girmeyecek şekilde kapatılır (örneğin kabın üstüne tülbent parçası ya da kağıt havlu konulup lastikle ağzı kapatılabilir). 20-25 derecede yaklaşık 16-18 saat süren fermentasyon sonucu kefir oluşur. (sütten jöle gibi katı ama hareketli bir kıvama geçtiği noktada fermentasyonu sonlandırırsanız en güzel tada ulaşırsınız)</p>
<p>Fermentasyon sonunda kefir temiz bir süzgeçle (tel süzgeç olmasın, kefirin metalle temas etmemesi gerekir!) bir kaba süzülür, süzgeçte kalan kefir tanesi musluk suyuyla tahrip edilmeden, ovalanmadan yıkanır. Hemen kullanılmayacaksa (yani kefirin hazır olacağı saat hesaplanarak, ondan 16-18 saat öncesinde kefirin mayalanması gerekir, örneğin saat 18.00 gibi süzülür kıvama geliyorsa, bir gece önce saat 00.00’da kefiri yeniden süte koymanız gerekir) içi bir miktar su dolu küçük bir bardağa konup buzdolabında bekletilebilir. Sonrasında planlanan saatte kefir tekrar hazırlanır. Eğer kefir hemen içilmeyecekse, cam bardak içinde ağzı kapalı olarak (tanesi içinde olmayacak!) buzdolabında en fazla 1 gün bekletilebilir, ekşimez.</p>
<p>Kefir taneleri devamlı sütün içinde gelişip çoğalarak büyürler ve her geçen zaman daha fazla süte ihtiyaç duyulur. Eğer günlük belirlediğiniz miktardan daha fazlasına ihtiyacınız yoksa, kefir tanesinin bir kısmını koparıp ufak bir plastik kabın içine kaynatılıp soğutulmuş su doldurup taneyi de içine atarak, üstünü kapakla kapatıp buzluğa atabilirsiniz. Bir daha kullanmanız gerektiğinde oda ısısında bırakıp çözündükten sonra aynı şekilde fermente edebilirsiniz, ancak ilk mayalanma süresi biraz uzun olacaktır, ilk kefiri döküp ondan sonraki mayalanan kefiri içmeye başlayabilirsiniz. Hatta 7 günden kısa süreli olmak kaydıyla kefir yapılmayacaksa, temiz bir kavanoz içinde kaynatılmış soğutulmuş su içinde buzdolabında bekletilebilir. Ancak 7 günden uzun kullanılmayacaksa, kefir tanesinin belirtildiği şekilde dondurulması gerekir.</p>
<p><strong></strong></p>
<p>Kefir yapımında en çok rastlanan hatalar:</p>
<p>1. Oda sıcaklığında ya da buzdolabından alınıp 10-15 dk. oda ısısında bekletilmiş süt yerine 20-25 dereceden daha sıcak süt kullanılması<br />
2. Fermentasyon süresini uzun tutmak (ekşi bir tada yol açar!)<br />
3. Kefir yapılan kabın ağzının kapatılmamasına bağlı içine tozla vb. giren mikroorganizmalara bağlı kefirde gaz ve köpürme, serumun ayrışması, ekşilik gelişmesi<br />
4. Fermentasyonun bakır, alüminyum veya toprak kapta yapılması<br />
5. Fermente olmuş kefirin, içinde tane ile birlikte buzdolabında uzun süre bekletilmesi<br />
6. Kefir tanesinin metal süzgeçle süzülmesi ya da akan suda hırpalanarak yıkanması</p>
<p><strong></strong></p>
<p>KEFİRİN BİLEŞİMİ VE BESLENME DEĞERLERİ:</p>
<p>Kefir, sütün içindeki tüm besin maddelerini içerdiği için beslenme değeri yüksek bir maddedir. Süt alerjisi olanların içmesi önerilmez.</p>
<p>Kuru madde %11.63<br />
Yağ %2,8<br />
Protein %3.57<br />
Laktoz %3.35<br />
Asetaldehid %29.5</p>
<p>Mikroorganizmaların etkisi ile laktoz ve proteinlerdeki değişmeler kefirin hazmını kolaylaştırır. Ayrıca iştah açıcı, serinletici etkisi de mevcuttur. Kefirdeki laktoz oranı süte göre daha az olduğu için, laktoz intoleransı olan kişilerin fazla miktarda olmamak kaydıyla kefir denemesi önerilir. Diğer yandan kefirde başta B12 olmak üzere bazı B grubu vitaminler sentezlenmiş halde bulunur. Kefir düzenli olarak günde yarım litre içildiğinde içerdiği asetik asit vb. antibakteriyel maddeler E.coli, Salmonella vb. bazı mikropları yok etmektedir. Ayrıca kefir mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını arttırarak hazımsızlık, kabızlık, safra hastalıklarının da tedavisinde yardımcıdır. Bağışıklık sisteminin etkinliğini arttırarak grip vb. viral hastalıklara karşı dirençli olunmasında etkili olur.</p>
<p>Kaynak: Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü “Kefir” broşürü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/402/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KBB HASTALIKLARI VE TAMAMLAYICI-ALTERNATİF TIP YÖNTEMLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/369</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/369#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 13:47:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>

		<category><![CDATA[acı dülek]]></category>

		<category><![CDATA[acı kavun]]></category>

		<category><![CDATA[akupunktur]]></category>

		<category><![CDATA[alternatif tıp]]></category>

		<category><![CDATA[altınbaş otu]]></category>

		<category><![CDATA[aromaterapi]]></category>

		<category><![CDATA[doğal ürünler]]></category>

		<category><![CDATA[efedra]]></category>

		<category><![CDATA[ekinezya]]></category>

		<category><![CDATA[gingko]]></category>

		<category><![CDATA[ginseng]]></category>

		<category><![CDATA[glukozamin]]></category>

		<category><![CDATA[homeopati]]></category>

		<category><![CDATA[kapsaisin]]></category>

		<category><![CDATA[kava]]></category>

		<category><![CDATA[kondroitin]]></category>

		<category><![CDATA[kulak mumu]]></category>

		<category><![CDATA[meryemana dikeni]]></category>

		<category><![CDATA[oscillococcinum]]></category>

		<category><![CDATA[sarımsak]]></category>

		<category><![CDATA[şifalı bitkiler]]></category>

		<category><![CDATA[tai chi]]></category>

		<category><![CDATA[tamamlayıcı tıp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=369</guid>
		<description><![CDATA[ 

 Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Ulusal Merkezi (The National Center for Complementary and Alternative Medicine-CAM), Ulusal Sağlık Enstitü&#8217;sünün (NIH) bir dalıdır ve tamamlayıcı ve alternatif tıbbı 4 temel kategoriye ayırarak tanımlamaktadır:

Biyolojik tabanlı ürünler: Şifalı bitkiler ve vitaminler
Enerji tıbbı: Akupunktur, çigong 
Zihin-vücut tıbbı: Meditasyon ve yoga
Manipülatif ve vücut tabanlı alıştırmalar: Masaj ve şiropraktik

 
Bu yüzyılın son yarısından beri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/homeopati1x.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-370" title="homeopati1x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/homeopati1x-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" /></p>
<p> <span style="color: #ff9900;">Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Ulusal Merkezi (The National Center for Complementary and Alternative Medicine-CAM),</span> Ulusal Sağlık Enstitü&#8217;sünün (NIH) bir dalıdır ve tamamlayıcı ve alternatif tıbbı 4 temel kategoriye ayırarak tanımlamaktadır:</p>
<ol type="1">
<li>Biyolojik tabanlı ürünler: Şifalı bitkiler ve vitaminler</li>
<li>Enerji tıbbı: Akupunktur, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87igong" target="_blank">çigong </a></li>
<li>Zihin-vücut tıbbı: Meditasyon ve yoga</li>
<li>Manipülatif ve vücut tabanlı alıştırmalar: Masaj ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Chiropractors" target="_blank">şiropraktik</a></li>
</ol>
<p> </p>
<p>Bu yüzyılın son yarısından beri tamamlayıcı alternatif tıbba (CAM) olan ilgi giderek artmaktadır.  Örneğin Amerika&#8217;da erişkinlerin %36&#8217;sının son 12 ay içinde çeşitli nedenlerle herhangi bir CAM yöntemini kullandığı saptanmıştır. 2002 yılında yapılan bir araştırmada doğal ürünler, derin nefes egzersizleri, meditasyon ve şiropraktik yöntemlerinin en sık seçilen CAM türleri olduğu saptanmıştır. Yine aynı çalışmada % 55&#8242;inin bu yöntemleri konvansiyonel tedavilere tamamlayıcı olarak seçtikleri, %27&#8217;sinin ise konvansiyonel tedavinin işe yaradığına inanmadıkları için sadece bu yöntemleri tercih ettikleri ortaya çıkmıştır.</p>
<p> </p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-371 alignleft" style="float: left;" title="ear-candle-1x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/ear-candle-1x.jpg" alt="" width="161" height="232" />Kulak Burun Boğaz Hastalıkları alanında tamamlayıcı ve alternatif tıp kullanımının en çok bilinen şekli <span style="color: #ffff00;">&#8220;kulak mumları&#8221;</span>dır, bu yöntemi 3000 yıl önce Kızılderililerin Hopi kabilesinin uyguladığı ve ziyarete gelen Avrupalılara bu tekniği öğrettikleri düşünülmektedir. Bu tedavi şeklinde, içi boş tüp şeklinde bir mumun ucu yakılıp, yanmayan ucu dış kulak kanalına yerleştirilmektedir. Bu sayede bir vakum etkisi yaratılarak kulak kiri ve diğer birikintilerin dışarı atılacağı sanılmaktadır. Ayrıca sinüzit ağrılarını azalttığı, zihni berraklaştırdığı, dış kulak yolu iltihabı ya da diğer kulak iltihaplarını iyileştirdiği, koku-tat alma ve renk algısını arttırdığı, çınlama ve baş dönmesini tedavi ettiğine inanılmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>2004 yılında yapılan bir bilimsel çalışmada Seely ve arkadaşları kulak mumunu yaktıktan sonra dış kulak basıncını ölçmüşler ve tabii ki bırakın vakum etkisini herhangi bir basınç bile saptamamışlardır. Mumun orta kısmında görülen maddelerin spektrometrik incelemesinde ise biriken materyalin mumun kendi yağı olduğu, kulak kiri olmadığı saptanmıştır.</p>
<p> </p>
<p>Kulak mumlarının pek çok komplikasyonları görülebilmektedir. Amerika&#8217;da 1996 yılında 122 KBB uzmanına uygulanan bir ankette 1/3&#8242;ünden fazlası hastalarının kulak mumu kullandıklarını tespit etmiştir.  Uzmanların %10&#8242;u bu mumun yarattığı komplikasyonları yaşamış kişileri tedavi etmiştir. Bu komplikasyonlar kulak kepçesi ve dış kulak yolunda yanıklar, dış kulak yolunun mumla tıkanması, dış kulak yolu iltihabı ve hatta kulak zarında delinmedir.  Bu nedenle kulak mumu kullanımı kesinlikle engellenmelidir.</p>
<p> </p>
<p>Ginkgo, <span style="color: #ffff00;">Ginkgo biloba</span> yapraklarından elde edilen bir ekstre olup 5000 yıldır Çin&#8217;de tıbbi amaçlı olarak<img class="alignnone size-medium wp-image-372 alignright" style="float: right;" title="ginkgo1x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/ginkgo1x.jpg" alt="" width="276" height="276" /> kullanılmaktadır. Avrupa&#8217;da ve ülkemizde lisanslı bir ilaç olarak kullanılmakta olan Ginkgo biloba, flavanoid ve terpenoid denen bazı özel maddeler içermektedir. Kısmen de olsa vücutta kan akımını arttırıcı ve deri beslenmesini düzenleyici olduğu düşünülmektedir. Bu etkisi nedeniyle periferik damar hastalıklarında tercih edilmektedir. Yapılan hayvan deneylerinde terpenoid maddesinin pıhtılaşmayı sağlayan mekanizmayı engelleyerek beyinde pıhtı oluşumuna bağlı hasar oluşumunu önlediği saptanmıştır.  İnme gibi beyin hastalıklarında da bazı tedavi edici etkileri olduğu iddia edilmektedir.  Yine laboratuar ortamında yapılan hücre çalışmalarında salınan serbest radikallerin hücreleri zedelemesini engellemektedir. Bilinen en tipik yan etkisi mide bulantısı ve pıhtılaşmayı önleyici ilaç kullananlarda bu etkiyi arttırmasına bağlı kanamalardır. Bilimsel yayınlarda Ginkgo&#8217;nun çınlama tedavisinde çok küçük bir olumlu etkisi olduğu görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ffff00;">Akupunktur</span>, M.Ö. 200&#8242;den beri uygulanan geleneksel Çin tıbbi yöntemidir. Bu yöntemde vücudun belli noktalarına yerleştirilen akupunktur iğnelerinin sistemik homeostazı düzenlediğine inanılmaktadır. Batı toplumlarında genellikle ağrı gidermede kullanılmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda <a href="http://www.seciltotan.com/?p=12" target="_blank">çınlamayı</a> gidermede fazla etkisi olmadığı saptanmıştır.  <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/akupunktur1x.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-373" title="akupunktur1x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/akupunktur1x.jpg" alt="" width="213" height="272" /></p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ffff00;">Tai Chi</span>, Çin savunma sanatından kaynaklanan bir egzersiz şeklidir. Ortalama olarak 30 dk sürer, bazı özel hareketlerin setler halinde artarda yapılması ile gerçekleştirilir. Standart bir sette 108 hareket bulunmaktadır. Bunlardan &#8220;Tekerlek Çevirme&#8221; yöntemi , biz KBB hekimlerinin denge egzersizi olarak hastalara önerdiğimiz egzersizlere çok benzemektedir. Hain ve arkadaşları 8 hafta boyunca haftada 1 saat Tai Chi egzersizi yapan 22 dengesizlik şikayetli hastanın objektif ve subjektif ölçümlerle şikayetlerinde belirgin azalma olduğunu saptamışlardır.  </p>
<p> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/tai-chi1x.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-374" title="tai-chi1x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/tai-chi1x-300x161.jpg" alt="" width="300" height="161" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-375" title="tai-chi2x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/tai-chi2x-300x122.jpg" alt="" width="300" height="122" /></p>
<p>Baş-boyun kanseri olan hastaların en sık kulland<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/tai-chi2x.jpg"></a>ığı CAM yöntemi (%50) şifalı bitkilerdir. Özellikle geniz kanseri veya nüks kanser hastaları tarafından seçilmektedir. En sık seçilme nedeni ise kanser tedavisi sırasında ortaya çıkan şikayetlerin giderilmesidir. (örneğin bulantıyı gidermede zencefil kullanılması gibi)</p>
<p style="text-align: left;"> </p>
<p>Kemoterapiye bağlı kusmaların giderilmesinde akupunktur uygulamasının etkisi geçen sene yapılan bir bilimsel çalışma ile incelenmiştir. Araştırmacılar, bulantı kesici ilaç+akupunktur kullanan grupla sadece akupunktur kullanan grubu karşılaştırmışlar ve akupunktur uygulanan kişilerde akut kusmaların sayısında azalma saptamışlardır.</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ffff00;">Aromaterapi masajı</span>, özellikle İngiltere&#8217;de, kanser tedavisi gören hastaların hayat standartlarını artırmaya yardımcı tekniklerden en çok seçilenidir. Endişenin kısa süreli de olsa giderilmesi ve psikolojik destek anlamında faydası görülmüştür. Buna karşılık depresyon, bulantı ve kusmayı giderici herhangi bir etkisi saptanmamıştır.</p>
<p> </p>
<p>Şifalı bitkilerin kullanımı bazen kanser ilaçlarının emilimini, metabolizmasını ve vücuttan atılımını etkileyebilmektedir. Ginkgo ve ginseng içeren bitkilerin bu işlemi geciktirdiği, St. John&#8217;s Wort ve kavanın ise kanser ilaçlarıyla birlikte kullanıldığında karaciğere zarar verebileceği belirtilmektedir. Özellikle siklofosfamid, taxane ve vinka alkaloidleri içeren ilaçlarla şifalı bitkilerin beraber alınmaması gerekir.</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ffff00;">Homeopati</span>yi savunanlar kişiyi aynı şikayetleri başlatacak maddelerle  iyileştirme sanatı olarak adlandırmakta, karşıtları ise kişideki rahatlamayı kendi kendine bırakılsa da gerçekleşecek bir kader olayı olarak değerlendirmektedirler.  Bir seri ekstrenin alkol bazlı bir solüsyonda seyreltilip bir kaptan diğerine aktarılıp tekrar seyreltilmesi şeklinde 200 kere tekrarlanan bir işlemdir. Sonuç olarak elde edilen solüsyonda, o kadar çok seyreltmeden sonra ekstrenin tek bir molekülü bile kalmamaktadır. İşin ilginç yanı FDA&#8217;in (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) 1990 yılında raf ilacı (over-the-counter) olan homeopatik ilaçların bir kısmını reçetelenecek ürünler sıfatına sokmasıdır. O zaman akla gelen ilk soru &#8220;Elde edilen son solüsyonda ilk maddenin nerdeyse olmamasına rağmen bu ilaçlar nasıl etki etmektedir?&#8221; Alerjik rinitte (saman nezlesi) homeopatik ilaçların burundan geçen hava miktarını arttırarak şikayetleri azalttığı saptanmıştır.</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ff9900;"><img class="alignnone size-medium wp-image-376 alignleft" style="float: left;" title="oss1x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/oss1x-300x254.jpg" alt="" width="219" height="158" />Oscillococcinum</span>, grip tedavisinde kullanılan patentli bir homeopatik ilaçtır. Özellikle İngiltere, Fransa ve Almanya&#8217;da çok popüler olup grip tedavisinde mucize ilaç olarak lanse edilmektedir. Yabani ördek karaciğer ve kalp dokusundan elde edilip üretilmektedir. 2004 yılında Vickers ve Smith tarafından 3000 bireyde yapılan kontrollü randomize çalışmada oscillococcinum&#8217;un grip şikayetlerini herhangi bir şekilde azaltmadığı saptanmıştır. Ancak ilacın hastalık süresini ortalama 0.28 gün azalttığı görüldü. Sonuç olarak, yapılan pek çok bilimsel çalışmanın ortak sonucu homeopatinin <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Plasebo" target="_blank">plasebo</a> etkili olduğudur.</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ff9900;">Kapsaisin</span> nezlenin tedavisinde kullanılan ve acı biberin içinde bulunan bir maddedir. Burun içine uygulanan kapsaisin, P maddesi ve kalsitonin adı verilen maddelerin salınımını tetiklemektedir. Sinir uçlarını duyarsızlaştırarak alerjik olmayan nezlelerde akıntı vb. şikayetleri azaltmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ffff00;"><img class="alignnone size-medium wp-image-377 alignright" style="float: right;" title="aci-kavunx" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/aci-kavunx.jpg" alt="" width="264" height="182" /><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ac%C4%B1_kavun" target="_blank">Acı kavun (acı dülek)</a></span> Özellikle ülkemizde sinüzit hastalarının çok fazla kullandıkları bir maddedir.  Hastalar bu bitkinin suyunu burunlarına sıktıklarında başlangıçta burun salgıları artmakta ve sinüs içindeki iltihap boşalmaktadır, bu bitkinin bu etkisi yadsınamaz. Ancak oldukça alerjik olan bu bitkinin burun mukozasında yaptığı harabiyete bağlı geri dönüşsüz zararları görülmüştür.  (müzmin sinüzit, burun tıkanıklığında artış, burun içinde ya da sinüs ağzında yapışıklıklar vb.)</p>
<p> </p>
<p>Yapılan bir bilimsel çalışmada cerrahi geçiren hastaların %22&#8217;sinin CAM kullandıkları saptanmıştır.  Bu çalışmaya dahil edilen hastaların %51&#8242;i vitamin kullanmaktaydı. Özellikle 40-60 yaş arası bayanlarda vitamin kullanımı oldukça fazladır. Şifalı bitkiler içeren bu vitaminlerde en sık görülen maddeler ekinezya, Ginkgo, St. John&#8217;s Wort, sarımsak ve ginsengdir. Özellikle de estetik cerrahi geçiren hastalar, cerrahi öncesi bu ilaçları kullanmaktaydılar. En sık tercih edilen ilk 10 maddeyi sondan başa doğru şöyle sıralarsak:</p>
<p> </p>
<p>10. <span style="color: #ff9900;">Sarımsak:</span> Enfeksiyon, tansiyon ve kanseri önlemede (<span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;">ancak pıhtılaşma mekanizmasını bozduğu için ameliyata 1 hafta kala kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>9. <span style="color: #ff9900;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Kava" target="_blank">Kava:</a></span> Anksiyolitik ve kas gevşetici (<span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;">ancak anestezi ilaçlarının sakinleştirici etkisini arttırabileceği için ameliyattan 5 gün önce kesilmesi gerekir.</span>) </span></p>
<p>8. <span style="color: #ff9900;">Ginseng:</span> Antioksidan etki ve yemek sonrası şekeri düşürmede kullanılmaktadır. (<span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;">ancak pıhtılaşma mekanizmasını bozduğu için ameliyata 1 hafta kala kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>7. <span style="color: #ff9900;">Meryemana dikeni:</span> Anti-enflamatuar olarak (şişlik giderici)</p>
<p>6. <span style="color: #ff9900;">Altınbaş otu:</span>  Anti-enflamatuar olarak (şişlik giderici)</p>
<p>5. <span style="color: #ff9900;">Ginkgo biloba:</span> Demans, damar hastalığı, astım ve çınlama için (<span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;">pıhtılaşmayı bozduğu için ameliyattan 36 saat önce kesilmesi gerekir!!!)</span></span></p>
<p>4. <span style="color: #ff9900;">Glukozamin:</span> Artrit için</p>
<p>3. <span style="color: #ff9900;">Ekinezya:</span> <a href="http://www.seciltotan.com/?p=20" target="_blank">Nezle ve enfeksiyonda </a><span style="text-decoration: underline;">(<span style="color: #ffff00;">ancak 8 haftadan uzun kullanıldığında bağışıklık sistemini baskılamakta ve yara iyileşmesinde gecikme ve fırsatçı enfeksiyonlara yol açmaktadır!!!)</span> </span></p>
<p>2. <span style="color: #ff9900;">Efedra:</span> Enerji yükleme ve kilo kaybı için (<span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;">2004 yılında FDA  efedra içeren ilaçların çarpıntı, kalp spazmı,uykusuzluk ve titreme yan etkileri nedeniyle Amerika&#8217;da kullanımını yasaklamıştır.</span>)</span></p>
<p>1.<span style="color: #ff9900;"> Kondroitin:</span> Artrit için</p>
<p> </p>
<p>Konuyu özetlersek, biz hekimler tamamlayıcı alternatif tıbbı uygulamak isteyen ya da uygulayan hastalarımıza öncelikle ispatlanmış konvansiyonel tıbbi tedavileri önermeli, tam olarak etkisi ispatlanamamış ve muhtemel yan etkileri olan bu yöntemlerin her zaman doğal ama güvenli olmadığı konusunda onları bilgilendirmeli ve uygulamak istedikleri yöntemi konvansiyonel tedaviye olumsuz etkisi olmayanlardan ve bünyesine zarar verme potansiyeli olmayanlardan seçmelerini öğütlemeliyiz. Bunun yanı sıra anneannelerimizin ıhlamurunu, nane-limonunu, zencefilli-tarçınlı çayını küçümsememeli, tamamlayıcı alternatif tıp yöntemlerinin gelişimini ve yeniliklerini takip ederek bu konuda hastalara bilgi verebilecek kadar kendimizi eğitmeliyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>KAYNAK: Complementary and Alternative Medicine in Otolaryngology-Tang Ho , M.D.- April 27,2006- BCM Otolaryngology Grand Rounds </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/369/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KREŞ VE ANAOKULUNA GİDEN ÇOCUKLARDA KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/25</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/25#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 10:29:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>

		<category><![CDATA[allerji]]></category>

		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>

		<category><![CDATA[kreş]]></category>

		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[sık hastalanma]]></category>

		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[
 
2000 yılında Amerika&#8217;da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21&#8242;inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17&#8217;sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12&#8217;sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9&#8242;unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7&#8217;sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3&#8242;ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş.
Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara maruz kalma riski [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="kindergarten-kids.jpg" rel="attachment wp-att-103" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=103"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/anaokul2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-290" title="anaokul2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/anaokul2-300x215.jpg" alt="" width="300" height="215" /></a> </p>
<p>2000 yılında Amerika&#8217;da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21&#8242;inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17&#8217;sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12&#8217;sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9&#8242;unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7&#8217;sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3&#8242;ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş.</p>
<p><strong>Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara maruz kalma riski ne kadardır?<br />
</strong><br />
Ulusal Tıbbi Kütüphane ve Sağlık Enstitüsü olan <em>Medline&#8217;</em> da bildirildiği üzere<em>,</em> kreş ve anaokuluna giden çocuklar, hasta olması muhtemel diğer çocuklarla sık temas ediyor olmaları nedeniyle daha sık hastalanabilmektedir.</p>
<p>Bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle, kulak iltihabı ve ishal geçirme riski, bu nedenle artmıştır. Bazı çalışmalar astımın bu tür ortamlarda tetiklendiğini belirtmekle birlikte, diğer bazı çalışmalarda ise bu tip okullarda çeşitli mikroplara maruz kalmaya bağlı çocuğun bağışıklık sisteminin geliştiği vurgulanmaktadır.</p>
<p>Yapılan araştırmalarda her çocuğun yılda ortalama 8-10 kere soğuk algınlığı geçirdiği, hastalığın 10-14 gün sürdüğü ve özellikle de çocukların kış aylarında daha çok hastalandığı saptanmıştır. Bu hesaba göre bir çocuk her biri 2 hafta sürecek şekilde Mart-Eylül arası dönemde 2 kez, Eylül-Mart arası dönemde 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirse, kış ayının yarısından fazlasını hasta olarak geçirecek demektir.</p>
<p>Kreş-anaokuluna giden çocuklar ise yılda 3-10 kez orta kulak iltihabı geçirebilmektedir. Bu durum evde bakılan çocukların geçirdiğinin neredeyse 4 katıdır.</p>
<p><strong>Ne gibi durumlarda kreş-anaokuluna giden çocukları bir süre okula göndermemek gerekir?<span id="more-25"></span></strong></p>
<table style="width: 372px; height: 129px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="372">
<tbody>
<tr>
<td valign="middle">
<ul>
<li>Eğer çocuğunuzun koltukaltından ölçülen ateşi 37.5 C&#8217;un, kulaktan ölçülen ateşi 38 C&#8217; nin üzerinde ise okula göndermeyiniz. Çocuğunuz kendini iyi hissediyor olsa bile, ateş bulaşıcı bir hastalığın ilk bulgusu olabilir.</li>
<li>Okuldaki diğer çocuklarda suçiçeği, kızamık vb. bilinen bir bulaşıcı hastalık ortaya çıkmışsa en az 10 gün kadar çocuğunuzu okula göndermeyiniz.</li>
<li>Herhangi bir hastalık nedeniyle antibiyotik başlanmışsa, ilacın etkin doza ulaşacağı ilk 1-2 gün okula göndermeyiniz.</li>
<li>Çocuğunuz kusuyor ya da ishalse çocuğunuzu diğer çocuklardan uzak tutmak gerekir.</li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kreş-anaokuluna giden çocukları hastalıklardan korumak mümkün müdür? </strong><br />
Kısaca hayır! Hastalıklara yakalanma riskini azaltmak için alınabilecek önlemler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Çocuğunuza yemekten önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasını öğretebilirsiniz.</li>
<li>Enfeksiyonların en çok, çocukların ellerini ve kirli oyuncakları ağzına sokması ile yayıldığı saptanmış olduğundan, okulun bu tür materyalleri dezenfekte etme metodlarını ve sıklığını denetleyebilirsiniz.</li>
<li>Çocuğunuz okula başlamadan önce rutin bir muayeneden geçirebilirsiniz. Bu sayede bademciklerinin ve genizetinin büyük olup olmadığını, geçirmesi muhtemel enfeksiyonlarla bu dokuların daha da büyüyüp nefes yolunu tıkama riskinin olup olmadığını, kulaklarında sıvı birikimi olup olmadığını, boğaz kültürüyle beta hemolitik streptokok taşıyıcılığı olup olmadığını öğrenebilirsiniz.</li>
<li>Allerjik bünyeli çocuklarda öğretmenlerini uyararak özellikle allerjik gıdaların (çilek, fıstık ezmesi vb. ) verilmesini önleyebilirsiniz. </li>
</ul>
<p><strong>Günümüzün ekonomik şartlarında, çalışan anne sayısının da artışıyla kreş ve anaokullar pek çok aile için zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle çok sık hastalanıyor diye çocuğunuzu kreşten almak yerine sağlık durumunu sık sık takip ederek normalden fazla sayıda hastalık geçirmesini önleyebilirsiniz. </strong></p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript"><!--
          var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\' type=\\\\'text/javascript\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// --></script><br />
<script type="text/javascript"><!--
          var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// --></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/25/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK KİRİ NASIL TEMİZLENMELİ?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/15</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/15#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 15:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[buşon]]></category>

		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>

		<category><![CDATA[kulak kiri nasıl temizlenmeli]]></category>

		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>

		<category><![CDATA[pamuklu çubuk]]></category>

		<category><![CDATA[q-tips]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[ 

 



Hani çoğumuz banyodan çıkar çıkmaz kulak temizleme çubuklarına (Q-tips-kütips) saldırırız ya! Bunların nasıl icat edildiğini biliyor musunuz ?



 

Q-tips, Polonya asıllı bir Amerikalı olan Leo Gerstenzang tarafından 1920&#8242;de icat edilmiş. Leo&#8217;nun güzel ve titiz karısı her banyodan sonra bebeğinin kulaklarını kürdana sardığı ufak bir pamuk parçasıyla temizlermiş, fakat en büyük problem kürdanın kırılıp veya pamuğun çıkıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/q-tips2.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-297" title="q-tips2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/q-tips2.jpg" alt="" width="185" height="270" /></p>
<div><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%"><span style="color: #339966;"> </p>
<div><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%"></span></div>
<p></span></span><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%"><span style="color: #339966;"><span style="color: #339966;"></p>
<div>
<div><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%"><span style="color: #ccffff;">Hani çoğumuz banyodan çıkar çıkmaz kulak temizleme çubuklarına (Q-tips-kütips) saldırırız ya! Bunların nasıl icat edildiğini biliyor musunuz ?</span></span></div>
</div>
<p><span style="color: #339966;"></p>
<address></address>
<p> </p>
<p></span><br />
<address><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%"><span style="color: #ccffff;">Q-tips, Polonya asıllı bir Amerikalı olan Leo Gerstenzang tarafından 1920&#8242;de icat edilmiş. Leo&#8217;nun güzel ve titiz karısı her banyodan sonra bebeğinin kulaklarını kürdana sardığı ufak bir pamuk parçasıyla temizlermiş, fakat en büyük problem kürdanın kırılıp veya pamuğun çıkıp kulak içinde kalmasıymış.</span></span></address>
<address><span style="color: #ccffff;"> </span></address>
<address class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt; line-height: 150%"><span style="color: #ccffff;">Hele hele bir gün annenin yanlış bir hareketi sonucu bebeğin kulağında zedelenme ve kanama olunca, Leo daha az riskli bir temizleyici yaratmayı aklına koymuş. Derken bildiğimiz pamuklu çubuğu bulmuş. İcat ettiği bu nesneye de İngilizce deki Quality (Kalite) kelimesinin baş harfini koyarak &#8220;Q-tips&#8221; (Kaliteli Uçlar) adını vermiş. Gel gelelim, Leo Bey böyle bir icatla iyi mi yapmış, kötü mü, biraz bunu tartışalım.</span></address>
<address class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt; line-height: 150%"><span style="color: #ccffff;"><span id="more-15"></span><span>Önce halk arasında <strong>“<em>kulak kiri” </em></strong>olarak bilinen salgının ne olduğundan bahsetmek gerekir. Kulak üç kısımdan oluşur: Deriyle kaplı olan ve yağ bezleri içeren dış kulak yolu, işitmemizde önemli bir basamağı oluşturan çekiç, örs, üzengi kemikçiklerini içeren orta kulak ve sesin algılanıp beyne elektrik sinyalleri olarak iletilmesini sağlayan salyangozun yer aldığı iç kulak. Dış kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha iç kısımlarına gitmesini önleyen bir tabaka oluşturan faydalı bir salgıdır; asla çoğumuzun sandığı gibi utanılacak, pis, iğrenç bir materyal değildir. Serümen veya wax (mum) da denilen kulak kirinin içeriği ve miktarı kişiden kişiye değişir.</span></span></address>
<address class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt; line-height: 150%"><span style="color: #ccffff;">Genellikle iki tip kulak kiri vardır: Islak ve kuru. Kuru tip genellikle Asya kıtasında yaşayanlarda görülmekteyken, ıslak (yani yağ oranı fazla) tip ise özellikle Batı Avrupa&#8217;dakilere özgüdür. Kulak kirinin az üretilmesi enfeksiyon riskini artırır, fazla üretilmesi de tıkaç oluşumu ve buna bağlı işitme kaybı, tıkaç arkasında biriken materyalin enfekte olması gibi riskler taşır. Normalde kulak kiri, dış kulak yolu derisinde yer alan kıllar tarafından içeriden dışarıya doğru taşınarak vücut dışına atılır. Ancak dış kulak yolu doğuştan dar olan veya geçirilen herhangi bir kaza veya ameliyat sonrasında daralmış olan kişilerde bu işlem yavaşlar.</span></address>
<address><span style="color: #ccffff;"><span>Q-tips vb. cisimlerle kulak temizleme alışkanlığı olanlarda ise bu mekanizma bozulup kiri dışarı yönlendiremez ve tıkaç oluşumuna yol açar. Tıkaç oluştuğunda işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama, yabancı cisim hissi ve bizlere en sık başvurma nedeni olan yüzme veya banyo sonrası kulakta tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. KBB doktorlarının hastalarına söyledikleri ünlü bir söz vardır</span>: <strong><em><span>&#8220;Kulağınıza dirseğinizden daha küçük bir şeyi asla sokmayınız!&#8221; </span></em></strong></span></address>
<address class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt; line-height: 150%"><span style="color: #ccffff;">Her gün poliklinik ve muayenehanelerimizde Q-tips, saç tokası, örgü şişi, tığ, araba anahtarı veya kendi icat ettikleri herhangi bir cisimle (bir keresinde İzmir&#8217;de çalıştığım üniversite hastanesi polikliniğinde kocaman bir çivinin baş kısmını biraz değiştirerek bu amaçla kullanan bir hastayla karşılaşmıştım!) kulak kirlerini temizlediklerini ifade eden fazla titiz (!) hastalarla karşılaşmaktayız. Bizler de bu kişilerin kiri içeri itip biriktirerek tıkaç oluşumuna yol açtıklarını, dış kulak yolu derisini yırtıp kanattıklarını görmekte; bu yırtık bölgesinden giren bakteri ve mantarların yarattığı, çok şiddetli ağrıya yol açan dış kulak yolu enfeksiyonlarını, temizleme işlemi sırasında<span>  </span>fazla çaba sonucu veya kazayla birisinin çarpmasına bağlı oluşan kulak zarı yırtıklarını ve bunun yol açtığı kronik orta kulak enfeksiyonlarını tedavi etmekteyiz. Bilimsel makalelerde kuru kulak kiri tipine sahip Japon halkının, bizimkinden farklı olan pamuksuz ve ucu ufak bir kaşık gibi olan çubuklarla kulak kirlerini temizlemeye çalışırken çok sık olarak kulak zarını yırtmakla kalmayıp, çekiç- örs-üzengi kemikçiklerini de kırıp dışarı çıkardıklarını (!) okumaktayız.</span></address>
<address class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt; line-height: 150%"></address>
<address><span style="color: #ccffff;"> <strong><span style="font-size: 13pt; line-height: 150%"><span>Kulak nasıl temizlenmeli?</span> </span></strong></span></address>
<address class="Tabloerii" style="margin-bottom: 14.15pt; line-height: 150%"><span style="color: #ccffff;">Peki öyleyse kulağımızı nasıl temizleyeceğiz diye sorabilirsiniz. Kulak kiri, kulağı korumakla görevli normal bir salgı olarak kabul edilmeli ve temizleme görevi, bunu kendi kendine yapabilen kulağa bırakılmalıdır. Tozlu ortamlarda çalışanlar kulak tıpaları kullanarak, dış kulak yoluna toz kaçmasını önleyip kulağın işini hafifletebilirler. Üzerine deri döküntüleri, toz ve partiküller yapışmış olan kir, zamanla dışarı atılacak, siz de dış kulak yolu girişine gelen bu materyali havlu kenarı veya işaret parmağınızla doladığınız bir parça pamukla oradan alabileceksiniz. Eğer kulak zarınızın yırtık veya delik olmadığından eminseniz, haftada bir kez banyo öncesi birkaç damla gliserin veya bebe yağını kulağınıza damlatmak da uygulanabilecek metotlardan biridir. Sonrasında o kulak üstte olacak şekilde bir süre yan yatıp, ardından altına havlu koyarak diğer tarafa yatarsanız, yumuşayan kulak kirinizin kendiliğinden dışarı aktığını göreceksiniz.</span></address>
<address><span style="color: #ccffff;">Başka bir metot ise 6 ay-l yıllık aralarla düzenli olarak bir Kulak-Burun-Boğaz doktoruna başvurarak kulaklarınızı temizletmektir. Halk arasında yanlış bir inanış vardır, &#8220;Kulak bir kez temizlendi mi, alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir&#8221;, diye. Oysa sık sık kulak temizletenlere sorulsa, mutlaka hepsi Q-tips vb. kullanan ve tıkaç oluşumuna kendileri yol açan kişilerdir. <em><span><strong>Yani kulak temizletmek bir alışkanlığa yol açmaz, tam tersi yanlış bir alışkanlık sık kulak temizletme ihtiyacını doğurur!</strong> </span></em>Özellikle pamuklu çubukla kulak temizleme sonrası ya da deniz/havuz/banyo sonrası işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama, kulakta tıkanıklık şikayetleriniz ortaya çıktıysa, bir kulak tıkacınız olma ihtimali yüksektir. Q-tips vb. cisimlerle daha fazla uğraşarak bunu çıkarmaya asla çalışmamalı, temiz (!) olacağım diye kulağınıza zarar verebileceğinizi unutmamalı ve en kısa sürede bir bilene başvurmalısınız. Evet şimdi düşünürsek, sizce Leo Bey iyi bir şey mi icat etmiş, yoksa kötü bir şey mi?</span></address>
<address><span style="color: #ccffff;">* Bu yazı bizzat Dr. Seçil Totan tarafından hazırlanmış olup 2002 yılında Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi&#8217;nde yayınlanmıştır.</span></address>
<p></span></span></span></p>
</div>
<div><span style="font-size: 14pt; line-height: 150%"><span style="color: #339966;"></span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/15/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KULAĞIM DEVAMLI KAŞINIYOR !!!</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/157</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/157#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 14:18:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[alerji]]></category>

		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>

		<category><![CDATA[kulak damlası]]></category>

		<category><![CDATA[kulak kaşıntısı]]></category>

		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>

		<category><![CDATA[kuru kulak]]></category>

		<category><![CDATA[otitis eksterna]]></category>

		<category><![CDATA[psöriasis]]></category>

		<category><![CDATA[seboreik dermatit]]></category>

		<category><![CDATA[sedef hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[ 

Deriden oluşan dış kulak kanalı sinirden zengin, bu nedenle de oldukça hassas bir yapıdır. Normalde üzeri &#8220;kulak kiri&#8221; olarak adlandırılan özel bir salgı ile kaplıdır. Kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak-kasintisi.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-262" title="kulak-kasintisi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak-kasintisi-300x170.jpg" alt="" width="300" height="170" /></p>
<p>Deriden oluşan dış kulak kanalı sinirden zengin, bu nedenle de oldukça hassas bir yapıdır. Normalde üzeri <a href="http://www.seciltotan.com/?p=15" target="_blank">&#8220;kulak kiri&#8221; </a>olarak adlandırılan özel bir salgı ile kaplıdır. Kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha iç kısımlarına gitmesini önleyen bir tabaka oluşturan faydalı bir salgıdır. Serümen veya wax (mum) da denilen kulak kirinin içeriği ve miktarı kişiden kişiye değişir.Bazı kişilerin kulak kiri üretimi azalmıştır <span style="color: #339966;">(kuru kulak!)</span> (ailesel olarak ya da pamuklu çubukla kulağı devamlı temizleme, az su içme vb. nedenlerden dolayı), bu da kulağın kendi kendini temizleme mekanizmasını bozarak asiditesini değiştirir ve kişide kulak kaşıntısına yol açar. Yine aynı nedenle dışarı atılamayan toz, tüy, kıl gibi materyaller de kaşıntı yapar.</p>
<p>İşitme cihazı kullanmakta olan bazı kişilerde dış kulak yolu kalıbına ya da cilasına alerjik reaksiyon olarak kulak kaşıntısı oluşabilir. Anti-alerjik materyalden yapılanların seçilmesi çözüm olabilir. Ayrıca kalıbın ittirmesi ile dış kulak yolunda kir birikimi de kaşıntıyı tetikleyebilmektedir. Bu nedenle 6 ayda bir kulakların muayene edilmesi, gerekirse kirlerin temizlenmesi gerekir.</p>
<p>Alerjik dermatit, psöriyazis (sedef hastalığı), egzema, seboreik dermatit gibi dış kulak yolu derisinin pul pul dökülüp birikmesine yol açan bazı cilt hastalıkları da kulakta kaşıntı yaratabilmektedir. Tedavisi hastalığın özgün tedavisi iledir. Kortizonlu kulak damlaları ya da kremleri şikayetleri azaltabilir. Alerji yaratabilecek ajanlardan (havuz kloru, <a href="http://www.seciltotan.com/?p=19" target="_blank">immitasyon küpe kullanımı</a>, saç spreyi, kulak arkasına parfüm sıkılması, vb.) mümkün olduğunca uzak durulması gerekir.</p>
<p>Bazen de kişi stres altında, sinirli iken vücut pek çok doku ve organdan uyarı verebileceği gibi kulak kaşıntısı şeklinde reaksiyon da gösterebilir. Bu durumda tek yapılması gereken kişinin sinirle kulağına travma yaratıcı yabancı cisimler (kalem kapağı, şiş, tığ, araba anahtarı vb.) sokup kaşımamasıdır. Yoksa <a href="http://www.seciltotan.com/?p=15" target="_blank">otitis externa (dış kulak yolu iltihabı) ve mantar</a> gelişebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Tedavi:</span> </strong></p>
<p>Genel prensip kulağın pamuklu çubuk vb. ile temizlenmemesi, abdest alırken ya da banyolarda kulak içine su verilmemesi, kulak içinin sabun-şampuan ile yıkanmaması, kulak girişlerinin kolonya ya da alkolle silinmemesidir.</p>
<p>Kuru kulağı olan kişilerin her gün ya da gün aşırı kulaklarına 1-2 damla bebe yağı ya da zeytinyağı damlatması faydalı olabilir.</p>
<p align="justify"> </p>
<pre>*http://www.deafnessresearch.org.uk/Itchy%20ears+1896.twl</pre>
<pre>**http://www.dizziness-and-balance.com/disorders/symptoms/</pre>
<pre>dry%20ears.htm, Timothy C. Hain, MD, Most recent</pre>
<pre>update: June 10, 2003.</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/157/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK TÜPÜ NEDİR, NEDEN TAKILIR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/48</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/48#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 16:02:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[kulak tüpü]]></category>

		<category><![CDATA[sekretuar otitis media]]></category>

		<category><![CDATA[ventilasyon tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[

 

Sekretuar otitis media (veya diğer adıyla kronik effüzyonlu otitis media), genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında, yani orta kulakta sıvı toplanmasıdır. Bu durum, başta orta kulak iltihabı olmak üzere, kulakla burun arasında yer alıp orta kulağın havalanmasını sağlayan öztaki tüpünün çalışma mekanizmasını bozan basınç travması, geniz eti vb. kitleler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<p><span style="font-family: Georgia;"></span></p>
<p align="center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/ear-tube-sd.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-278" title="ear-tube-sd" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/ear-tube-sd-292x300.jpg" alt="" width="292" height="300" /></a> </p>
<p><font face="Georgia"></font></p>
<p align="justify"><span style="color: #339966;">Sekretuar otitis media</span> (veya diğer adıyla kronik effüzyonlu otitis media), genel ve lokal enfeksiyon belirti ve bulguları olmadan sağlam kulak zarı arkasında, yani orta kulakta sıvı toplanmasıdır. Bu durum, başta orta kulak iltihabı olmak üzere, kulakla burun arasında yer alıp orta kulağın havalanmasını sağlayan öztaki tüpünün çalışma mekanizmasını bozan basınç travması, geniz eti vb. kitleler, allerji ve vücut bağışıklık sistemindeki bozukluklardan da kaynaklanabilir.</p>
<p align="justify">Orta kulak iltihabının iyileşmesinden sonra biriken sıvının %50’si 4 hafta içinde, %80’i ise 8 hafta içinde kaybolmaktadır. Ancak orta kulak iltihabı iyileşip üstünden 3 ay geçmesine rağmen sıvı birikimi devam etmekteyse bunun ileri tedavisi gerekmektedir. Bu durum öztaki tüpü fonksiyonlarını uzun süreli olarak bozan diğer hastalıklar için de geçerlidir. Tanı yapılan kulak muayenesi ve gerekirse doktorunuzun isteyeceği işitme testleri (tonal odiyometri ve timpanometri) ile konur.</p>
<p align="justify">Tıbbi tedaviye rağmen düzelmeyen ve işitme kaybına yol açan sekretuar otitis media’da seçilen tedavi yöntemi kulak zarına tüp yerleştirilmesidir. Amacı öztaki borusunun koruyuculuk ve drenaj fonksiyonlarını geri kazandırmak üzere orta kulağa iki yönlü hava giriş çıkışını sağlamak, oksijenlenmeyi arttırarak orta kulaktaki hücrelerin yenilenmelerini sağlamaktır.<span id="more-48"></span></p>
<p align="justify">Ventilasyon tüpü olarak adlandırılan bu kulak tüpleri silikon, polietilen, teflon ya da altından yapılan, çapları 1-1.5 mm olan, makara gibi iki ucunda deliği olan özel tüplerdir. Özel aletlerle tutulup bir ucu orta kulağa, diğer ucu dış kulak yoluna bakacak şekilde kulak zarına yerleştirilir.</p>
<p>Ventilasyon tüplerinin kalış süreleri 2 ay ile 2 sene arasında değişmektedir. Sıklıkla 6. ayda dış kulak yoluna atılmaktadırlar. Bu dış kulak yoluna atılan tüpler özel aletlerle poliklinik şartlarında dışarı çıkarılabilmektedir. Yeterli orta kulak iyileşmesi sağlandıktan sonra atılmayan tüpler, yabancı cisim reaksiyonu yapıp enfeksiyon ve et oluşumuna yol açmaması için özel aletlerle yerinden alınmaktadır.</p>
<div><em></em></div>
<div><em></em></div>
<p><em></em></p>
<p align="justify"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Ventilasyon tüpü takılması ameliyatının riskleri nelerdir?</span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p align="justify">Sekretuar otitis media tedavisinde ventilasyon tüpü takılması ile tedavinin tamamlandığı düşünülmemelidir. Bu tüplerin takibi en az takılması kadar önemlidir.</p>
<ul>
<li>
<p align="justify">Bu ameliyat genellikle pek ağrılı değildir. Sadece lokal anestezi yapılan bölgelerde ilk gün hafif ağrı olabilir.</p>
</li>
</ul>
<ul>
<li>
<p align="justify">Kulak zarına tüp takılması ameliyatı sırasında ve sonrasında ilk 1 hafta kulaktan kan veya kanlı sıvı gelmesi sık görülen bir durumdur, zamanla azalmaktadır.</p>
</li>
</ul>
<ul>
<li>
<p align="justify">Özellikle tüp düşene kadar ve kulak zarı iyileşip tamamen kapanana kadar kulağa su kaçmasından şiddetle kaçınılmalıdır. Bu duruma dikkat edilmediğinde orta kulakta iltihaplanma ve buna bağlı bir akıntı gelişebilmektedir. Bu akıntı genellikle tıbbi tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Nadiren tüpün erken çıkarılması gerekebilmektedir.</p>
</li>
</ul>
<ul>
<li>
<p align="justify">Tüpün ağzı kulak kiri veya deri döküntüleri ile tıkanabilmektedir. Bu nedenle tüp takıldıktan sonraki 1. hafta ve sonrasında ayda bir kontrolü gerekir.</p>
</li>
</ul>
<ul>
<li>
<p align="justify">Tüp etrafında et (granülasyon dokusu) oluşumu nadiren de olsa görülebilmektedir. Bu durumda verilecek kulak damlalarıyla tedavi edilmeye çalışılmakta, başarılı olunamadığı taktirde tüpün çıkarılıp etlerin yakılması (gümüş nitrat koterizasyonu) gerekebilmektedir.</p>
</li>
</ul>
<ul>
<li>
<p align="justify">Tüp kendiliğinden düştüğünde veya alındığında kulak zarında oluşan tüpe ait delik çok büyük olasılıkla kendiliğinden iyileşecektir. 30 hastadan 1’inde, nadiren tüpe ait delik kendiliğinden iyileşmemekte ve deliği onarmak için ek cerrahi girişimler gerekebilmektedir.</p>
</li>
</ul>
<ul>
<li>
<p align="justify">Eğer tüp erken düşer veya istenmeyen sebeple erken alınması gerekirse ileride tekrar yerleştirilmesi gerekebilir.</p>
</li>
</ul>
<ul>
<li>
<p align="justify">Nadiren orta ve iç kulakta gelişen ek başka problemler nedeni ile işitme kaybında düzelme olmayabilir. Bu durumda işitme testleri ve gerekirse bilgisayarlı tomografi gibi ileri inceleme yöntemleriyle problemin nereden kaynaklandığı saptanıp buna yönelik çözümler aranabilir.</p>
</li>
</ul>
<p><em></em></p>
<div><em></em></div>
<div><em></em></div>
<p> </p>
<p><em><span style="font-size: x-small; font-family: Georgia;"></span></em></p>
<p align="justify">*Bu yazının hazırlanmasında Türk Kulak Burun Boğaz ve</p>
<p align="justify"> Baş Boyun Cerrahisi Vakfı’na ait web sitesindeki</p>
<p align="justify">Hasta Bilgilendirme metninden yararlanılmıştır.</p>
<div></div>
<p><span style="font-family: Georgia;"></span></p>
<p align="justify"> </p>
<div><em></em></div>
<div><em></em></div>
<p><em></em></p>
<p align="justify"> </p>
<p><script type="text/javascript"><!--
          var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\' type=\\\\'text/javascript\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// --></script><br />
<script type="text/javascript"><!--
          var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// --></script></p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/48/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK VE SİGARA</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/170</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/170#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 00:56:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>

		<category><![CDATA[çocuk ve sigara]]></category>

		<category><![CDATA[ETS]]></category>

		<category><![CDATA[hamilelikte sigara]]></category>

		<category><![CDATA[pasif sigara içiciliği]]></category>

		<category><![CDATA[sigara]]></category>

		<category><![CDATA[sigara ve KBB hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[sigaranın çocuklara etkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[

 


 
 

 
 
Pasif sigara içiciliği, yanan bir sigaradan tüten duman ile sigara içenin dışarıya üflediği dumanın kombinasyonuyla karşımıza çıkar. Pasif sigara içiciliği ya da diğer adıyla Çevresel Sigara İçiciliği&#8217;nde (Environmental Tobacco Smoke -ETS) kişinin bulunduğu hava kirlidir ve ayrıca sigara partikülleri mobilya, perde, kıyafetler, masa örtüsü gibi yerlere sinerek yerleşmiştir. Pek çok kişi bu durumdan gözlerinde yanma, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<p><span style="color: #ff0000;"></span></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/sigara.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-270" title="sigara" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/sigara.jpg" alt="" width="224" height="300" /></p>
<p><font color="#ff0000"></font></p>
<div><span style="color: #ff0000;"> </span></div>
<p><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Pasif sigara içiciliği</span>, yanan bir sigaradan tüten duman ile sigara içenin dışarıya üflediği dumanın kombinasyonuyla karşımıza çıkar. Pasif sigara içiciliği ya da diğer adıyla Çevresel Sigara İçiciliği&#8217;nde (Environmental Tobacco Smoke -ETS) kişinin bulunduğu hava kirlidir ve ayrıca sigara partikülleri mobilya, perde, kıyafetler, masa örtüsü gibi yerlere sinerek yerleşmiştir. Pek çok kişi bu durumdan gözlerinde yanma, burun tıkanıklığı vb. nedeniyle rahatsız olmaktadır. Halbuki en önemlisi bu durumun ciddi sağlık tehdidi oluşturmasıdır. Sigara dumanına bu şekilde maruz kalma halinde, yaklaşık 4000 farklı kimyasalla temas ve bunlardan en az 43&#8242;ünün kanser oluşturma potansiyeline de maruz kalınmış olunur.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>ETS&#8217;ye maruz kalma sıklığı nedir? </strong></span></p>
<p>Dünyada kadınların yüzde 10-12&#8217;si, erkeklerin ise yüzde 47-52&#8217;si sigara içmektedir. Türkiye&#8217;de sigara içme oranı ise<span id="more-170"></span> kadınlarda yüzde 24, erkeklerde yüzde 63 ile dünya ortalamasının oldukça üzerinde maalesef.</p>
<p>Amerika&#8217;da erişkinlerin %26&#8217;sının sigara içtiği ve 5 yaş altı çocukların %50-67&#8217;sinin evde en az 1 sigara içen ebeveynle yaşadıkları saptanmıştır.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif sigara içiciliği açısından risk altındaki bireyler kimlerdir?</strong></span></p>
<p>ETS herkes için oldukça tehlikeli olsa da, özellikle anne karnındaki bebekler, yenidoğanlar ile küçük çocuklar çok daha fazla risk altındadır. Bunun nedeni ETS&#8217;nin gelişmekte olan organları (akciğer, beyin vb.) zedeleyebilme yeteneğidir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif sigara içiciliğinin etkileri:</strong></span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Anne karnındaki bebek ve yenidoğanlarda:</span></strong> Hamile bir kadın sigara içtiğinde plasenta ile bebek arasındaki kan akımında değişiklikler oluşmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda hamilelik sırasında sigara kullanımının yarık damak-dudak riskini arttırdığı saptanmıştır.<strong> </strong> Sigara içen annelerin süt üretimi azalmakta ve bebekleri düşük ağırlıklı olmaktadır. Ayrıca annenin sigara kullanımının, özellikle doğumdan sonraki ilk 1 ay ile 1 yıl arası dönemde bebeklerde ani ölümlere yol açabildiği bildirilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Akciğerler ve solunum yolları: </span></strong>ETS&#8217;ye maruz kalma, çocuklarda tüm yaş gruplarında  akciğer kapasitesini azaltmakta ve  akciğer fonksiyonlarını bozmaktadır. Çocuklarda görülen astım krizlerinin sıklığı ve şiddetini arttırmaktadır. Pasif sigara içiciliği sinüzit, rinit, kistik fibrosis ile geçmeyen öksürük ve geniz akıntısıyla giden kronik solunum yolları hastalıklarına yol açabilmektedir. Ayrıca çocukların nezle-gribe yakalanma ve farenjit olma sıklığını da arttırmaktadır. 2 yaş altındaki çocuklarda, ETS&#8217;ye maruz kalma bronşit ve zatüree olma riskini arttırmaktadır. Ne yazık ki 1992 yılında yapılan bir bilimsel çalışmada ETS&#8217;nin her yıl 18 aylıktan küçük çocuklarda  150,000-300,000  kez arasında alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açtığı saptanmıştır. Bu hastalık yüzünden 15.000 kere hastaneye yatırılarak tedavi gerekmiştir. Günde yarım paket veya daha fazla sigara kullanan ebeveynlerin çocuklarında solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastaneye  yatırılma riski iki katına çıkmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kulaklar:</span> </strong>ETS&#8217;ye maruz kalma, orta kulak iltihabına yakalanma riskini ve bunun süresini arttırmaktadır. Solunum yoluyla giren sigara dumanı ve içindeki zararlı maddeler öztaki tüpünü irrite etmekte, tüpün ağzı şişip orta kulağın havalanmasını bozmakta ve bu da kulakta sıvı birikimi ve sonrasında orta kulak iltihabına yol açmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Beyin:</span></strong> Hamileliğinde sigara kullanan annelerin çocuklarında hiperaktivite vb. pek çok davranış bozukluğu saptanmıştır. Bu çocuklarda okul başarısında ve  entelektüel beceride azalma da görülmüştür.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif Sigara İçiciliği Kansere Yol Açar!</strong></span></p>
<p>ETS&#8217; nin pek çok potansiyel zararından haberdar olabilirsiniz ama ETS&#8217;nin dış ortamdaki kanser yapıcı hava kirliliğinden 100 kat daha fazla kanser riski yarattığını biliyor muydunuz? ETS&#8217;nin her yıl sigara içmeyen 3000&#8242;den fazla kişide akciğer kanserinden ölüme yol açtığının farkında mısınız? Bu rakamlar çocuğunuzun yanında sigara içmekten sizi alıkoyacak kadar korkutucu değil mi?</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Pasif Sigara İçiciliğini Önlemek İçin Ne Yapmalısınız?</strong></span></p>
<ol>
<li>İçiyorsanız sigarayı bırakınız!</li>
<li>Siz değil de ev sakinleri sigara içiyorsa, bırakmalarını söyleyiniz. Bu mümkün değilse veya ziyaretçileriniz geldiğinde sigara içiliyorsa evin dışında balkonda vb. içmeleri konusunda ısrar ediniz.  <span style="color: #ff0000;">&#8220;Çocuğun odasında içilmiyor&#8221;, &#8220;Çocuk gelince odayı havalandırıyoruz&#8221;, &#8220;Sadece mutfakta içiliyor&#8221; gibi cümlelerle kendinizi kandırmayınız, ne kadar havalandırılsa da, ortamdaki materyallere sinen zararlı partikülleri uzaklaştıramazsınız!</span></li>
<li>Arabada sigara içmeyiniz/içirmeyiniz. </li>
<li>Çocuğunuzun okulda/kreşte ve serviste sigaraya maruz kalmadığına emin olunuz.</li>
</ol>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head</p>
<p>and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden</p>
<p>yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/170/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BAŞDÖNMESİ (SSS)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/161</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/161#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 17:39:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>

		<category><![CDATA[SIK SORULAN SORULAR (SSS)]]></category>

		<category><![CDATA[apley manevrası]]></category>

		<category><![CDATA[araba tutması]]></category>

		<category><![CDATA[başdönmesi manevraları]]></category>

		<category><![CDATA[başın dönüp eşyaların dönmemesi]]></category>

		<category><![CDATA[bulantı]]></category>

		<category><![CDATA[dengesizlik]]></category>

		<category><![CDATA[dizziness]]></category>

		<category><![CDATA[kulak kristalleri]]></category>

		<category><![CDATA[kulak taşları]]></category>

		<category><![CDATA[kusma]]></category>

		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[vertigo]]></category>

		<category><![CDATA[yatarken yoğun başdönmesi]]></category>

		<category><![CDATA[yürürken sersemlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[
Dizziness başdönmesi mi demektir?

Kafada boşluk ve sersemlik hissi var, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş gibi olma var,  etrafta-eşyalarda  dönme yok ise bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken başdönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir başdönmesi değildir. Vertigoda yani başdönmesinde ise hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, bazen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignnone size-medium wp-image-261 alignright" style="float: right;" title="soru" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/soru.jpg" alt="" width="161" height="232" />Dizziness başdönmesi mi demektir?</strong></span></li>
</ul>
<p><span style="color: #ccffff;"><em>Kafada boşluk ve sersemlik hissi var, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş gibi olma var,  etrafta-eşyalarda  dönme yok ise bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken başdönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir başdönmesi değildir. Vertigoda yani başdönmesinde ise hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, bazen bu duruma bulantı, kusma, dengesizlik, hatta düşme de eklenmektedir.</em> </span></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Hangi hastalıklar vertigo veya dizziness&#8217;a yol açar? <span id="more-161"></span></strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;"><strong>Dolaşım bozukluğu: </strong>Beyninize giden kan miktarı yetersiz kaldığında kafanız boş gibi hissedersiniz. Bunu en çok yatarken hızla ayağa kalktığımızda yaşarız hepimiz. Ancak yüksek tansiyon, şeker hastalığı veya kolesterol yüksekliği olan hastalarda görülen ateroskleroz (damar sertliği) ya da kalp yetmezliği ya da kansızlık gibi bazı kronik dolaşım bozukluklarında bu durum sık sık yaşanabilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Bazı ilaçlar, nikotin ve kafein de beyne giden kan miktarını azaltmaktadır. Stres, endişe ve gerginliğe bağlı damarlarda spazm oluşması da aynı etkiye sahiptir. Fazla tuzlu beslenmek kan dolaşımını zayıflatır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">İç kulağa giden kan miktarında azalma olduğunda, kan akımındaki en ufak değişikliklere çok hassas olan bu organ çabucak etkilenmekte ve vertigo tablosu karşımıza çıkabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;"><strong>Travma:</strong> Temporal kemik adı verilen iç ve orta kulağın içinde yer aldığı kemikte herhangi bir kırık oluşturan bir travmada bulantı, kusma ve işitme kaybı ile giden şiddetli birvertigo görülebilmektedir. Ancak zamanla sağlam kulağın sinyal verme görevini üstlenmesi ile vertigo yerini birkaç hafta içinde düzelebilen dizziness&#8217;a bırakacaktır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;"><strong>Enfeksiyon:</strong> Nezle gribe yol açan virüsler iç kulağı ve beyne giden sinirleri tuttuğunda şiddetli bir baş dönmesi karşımıza çıkabilmektedir, bu durumda genelikle işitme pek etkilenmez. Ancak mastoidit yapan şiddetli birbakteriyel enfeksiyonda iç kulağın duyma ve denge fonksiyonu tamamen zedelenebilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;"><strong>Alerji:</strong> Bazı kişilerde alerjik olduğu yiyecek ya da inhale partiküle (toz, küf, polen, hayvan tüyü) maruz kalma sonrasında alerjik reaksiyonların dolaşımda yaptığı değişikliklere bağlı dizziness ortaya çıkabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;"><strong>Nörolojik hastalıklar:</strong> Multipl skleroz, sifiliz, tümörler vb. denge sistemini etkileyebilen nadir hastalıklardandır.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;"><strong>İç kulak hastalıkları:</strong> Meniere Hastalığı, Benign paroksismal pozisyonel vertigo vb. çeşitli iç kulak hastalıklarına bağlı pek çok vertigo nedeni bulunmaktadır. Tedavisi neden olan hastalığa göre değişmektedir.</span></em></p>
<p> </p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Dizziness ve vertigo tanısı konduğunda neler yapılır?</strong></span></li>
</ul>
<div><span style="color: #000000;"> </span></div>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Doktorunuz ayrıntılı bir anamnez (şikayet sorgulaması) ve otonörolojik muayene sonrasında varolan şikayetlerinizin dizziness mı vertigo mu olduğuna karar verir. Gerekirse işitme testi, ENG (elektronistagmografi-iç kulağın durumunu değerlendirmek üzere yapılan bazı özel başdönmesi testleri) bazı grafiler, bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) isteyebilir. Bazen kan tahlilleri veya kardiyolojik tetkikler gerekebilir. Sonrasında doktorunuz tanınızı koyup ona göre tedavinize başlayacaktır<strong>.</strong></span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Dizziness ya da vertigo durumunda nelere dikkat etmeliyim?   </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Ani hareketlerden kaçınınız, özellikle yatar poziyondan dik pozisyona geçişte veya bir taraftan diğer tarafa dönüşte yavaş hareket edin ve kendinizi korumaya alın (etrafta tutunabileceğiniz bir şeyler olsun ama düştüğünüzde sizi yaralayabilecek şeyler de olmasın).</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Abartılı baş hareketlerinden kaçınız (yüksek bir yerden bir eşya almak, başı hızlı sallamak, hızlı döndürmek gibi).</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Kan dolaşımını azaltan nikotin, kafein ve tuzdan uzak durunuz.Stres, endişe vb. den mümkün olduğunca uzak kalınız ya da bunları azaltmaya yönelik destek alınız.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Aşırı aktiviteden kaçınınız. Kendinizi sersemlemiş gibi hissettiğinizde vey başınız dönerken araba kullanmayınız, merdiven çıkmayınız, spor yapmayınız.</span></em></p>
<ul>
<li> <span style="color: #ff0000;"><strong>Araba tutmasının mekanizması nedir? </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Dizziness, vertigo ve taşıt tutmasının üçü de denge sistemiyle ilişkili hastalıklardır. Bu sistem beynimize vücudun konumunu (nereye doğru hareket ettiği, dönüp dönmediği, yerinde durup durmadığı gibi) bildirmekle görevlidir. Bunu da, aşağıda saydığımız sinir sisteminin bazı kısımlarıyla ortak çalışarak gerçekleştirir.</span></em></p>
<ul>
<li><em><span style="color: #ccffff;">İç kulak-labirent sistemi: Dönme, öne-arkaya, yanlara, aşağı-yukarı hareketin algısını sağlar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;">Gözler: Vücudun uzaydaki konumunu (düz durma , amuda kalkma, sağa-sola yatma vb.) ve hareket yönünü gözetler.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;">Deri basınç alıcıları: Eklemlerde ve omurgadaki bu sistem, vücudun hangi parçasının aşağıya dönük ve yere değer pozisyonda olduğunu algılar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;">Kas ve eklen duysal alıcıları: Vücudun hangi kısmının hareket ettiğini algılar.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;">Santral sinir sistemi (beyin ve omurilik): Diğer 4 sistemden gelen bilgileri işleyip buna yönelik hisleri oluşturur.</span></em></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Bu nedenle taşıt tutması ve dizziness semptomları, santral sinir sisteminin bu 4 sistemden çelişkili uyarılar alması sonucunda çıkar ortaya. Örneğin fırtınalı bir havada uçağınız türbülansa girdi diyelim, siz uçağın içinde bu türbülans hareketini gözlerinizle göremezsiniz, ancak iç kulağınız sarsıntıdan kaynaklanan bir bozukluk sinyali verir beyninize. Beyin birbiriyle uyuşmayan bu mesajları alınca da, vücutta ona göre bir tepki yaratır ve sizi taşıt tutabilir. Bir başka örnek, arabada arka koltukta oturmuş kitap okuyorsunuz. İç kulak ve deri alıcılarınız hareketi algılıyor ama gözleriniz sabit duran kitabı görüyor. Bu durumda da sizi taşıt tutabilir. Yine, kafa travması ya da geçirilen bir hastalığa bağlı bir iç kulak hastalığınız olduğunu varsayalım, hastalıklı kulağınız sağlam kulağınızla yanı sinyalleri gönderemediğinden, beyne giden çapraşık sinyaller sizde baş dönmesi, bulantı, kusma yaratabilir.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Araba tutmasını önlemek için ne yapabilirim</strong></span>?</li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Her zaman vücudunuz ve iç kulağınızın aynı hisleri algılamasını sağlayacak şekilde yolculuk yapınız. Örneğin arabada ön koltukta oturun ve uzaktaki manzaraya bakın. Gemide güverteye çıkıp ufka bakın. Uçakta pencere yanında oturun ve dışarıyı izleyin. Hareketin en az algılandığı kanat üstünde yer ayırtın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Yolculukta kitap okumayın, arkası yola dönük koltuklara oturmayın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Taşıt tutan bir başka yolcuyla bu konuda konuşmayın.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Yolculuktan önce ya da sonra kuvvetli kokulardan ve yoğun baharatlı veya yağlı yiyeceklerden uzak durun.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Yolculuktan önce doktorunuzun tavsiye edeceği bir koruyucu ilaç kullanın.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;"><strong><span style="color: #ff0000;">1 hafta önce gece su içmeye kalkayım dedim, başım çok şiddetli döndü ve düştüm. O zamandan beri özellikle sağa yatınca çok şiddetli başım dönüyor, ayağa kalkamıyorum, biraz sonra geçiyor. Neyim var?</span></strong> </span></li>
</ul>
<p><span style="color: #ccffff;"><em>Anlattıklarınıza bakılınca, gerçi muayene etme şansım olsa daha net bir şey söylerdim ama çok büyük ihtimalle BPPV geçiriyorsunuz. Benign (gidişatı iyi) Paroksismal (aniden başlayan) Pozisyonel (baş hareketleri ile tetiklenen) Vertigo (baş dönmesi) yani baş harfleriyle  &#8221;BPPV&#8221; erişkinlerde en sık başdönmesi nedeni olarak karşımıza çıkan ve en tipik bulgusu pozisyon değişikliği sonrasında oluşup 1-2 sn süren, etrafın fıldır fıldır döndüğü bir vertigo atağıdır.  Bu durum genellikle yataktan kalkma ya da  yatağa yatma anında, yatakta sağdan sola dönerken, yerden eğilip ya da yukarı uzanıp bir şey alma sırasında ortaya çıkar.  Kişi birden bu şekilde bir dönme yaşayınca korkar ve bir yerlere tutunma ihtiyacı hisseder. Bazen tutunamayıp düşebilir. Bulantı ve kusma da eklenebilir. Kişinin gözlerine dikkatli bakıldığında göz bebeklerinin bir tarafa doğru döner gibi hızlı hızlı hareket ettiği görülür(nistagmus).</em><br />
<em>BPPV&#8217;nin nedeni iç kulakta denge sağlayan organların içinde yer alan mikroskopik taşların/kristallerin (otokonya)  yerlerinden kopup iç kulak sıvısında serbest yüzmesi ve yarım daire kanallarının içine kaçmalarıdır. Yarım daire kanallarının görevi yatay, dikey ve çapraz düzlemdeki hareketleri algılayıp beyne sinyal göndermek ve bu sayede kişinin dengesini sağlamaktır. Yanlışlıkla bu kanalların içine giren bu taşların hareketi sanki kişi bu düzlemlerden birinde devamlı hare</em>ket <em>ediyormuş gibi bir yanlış algılamaya neden olur. Bu da baş dönmesi şikayetlerini açığa çıkarır. </em></span></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Tanı, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından detaylı bir anamnez alma sonrasında yapılacak ayrıntılı KBB muayenesi ve otonörolojik muayene ile ayırıcı tanılar ekarte edilerek konulur. &#8220;Dix-Hallpike&#8221; adı verilen muayenede kişi başı aşağı sarkacak şekilde yatağa yatırıldıktan sonra doktor tarafından çeşitli baş hareketleri yaptırılarak kristallerin</span> <span style="color: #ccffff;">yerinden oynayıp oynamadığı, oynadıysa hangi kulağın etkilendiği saptanır. </span></em></p>
<ul>
<li> <strong><span style="color: #ff0000;">Pozisyonel başdönmesi tedavi edilebilir mi?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">BPPV tedavi edilmesi en kolay başdönmesi nedenlerinden biridir. Tipik tedavisi taşların eski yerine dönmesini sağlayan özel manevraların uygulanmasıdır (Apley, Modifiye Apley vb.)  Genellikle ilaç tedavisi eklenmesine gerek yoktur.  Manevra sonrasında kristallerin yerinden oynamaması için 3 gün kesin istirahat edilmeli, herhangi bir eğilip kalkma, yukarı uzanma yapılmamalı, baş ve vücut adeta bir robot gibi beraber hareket ettirilmeli, 1 hafta süreyle araç kullanılmamalı ve baş yüksek olacak şekilde (45 derece açı ile)  etkilenmeyen kulak üstüne yatılarak uyunmalıdır. Doktorunuz 1. hafta sonunda sizi kontrole çağırıp muayenenizi tekrarlayacak ve gerekirse tedavi edici manevrayı tekrar uygulayacaktır. Çoğu hastada şikayetlerin çoğu 1 haftada geçmekte, hafif dengesizlik ve sendeleme hissi ise 1 ay kadar sürmektedir. </span></em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Pozisyonel başdönmesi tekrarlar mı?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Yukarıda anlatılan önlemlere dikkat edilmesine rağmen tekrarlayan BPPV atakları olan kişilerde konjenital/akkiz anatomik problemler ya da </span></em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=45" target="_blank"><em><span style="color: #ccffff;">Meniere Hastalığı </span></em></a><em><span style="color: #ccffff;">akla gelmelidir.</span></em></p>
<ul>
<li> <strong><span style="color: #ff0000;">Meniere Hastalığı nedir?</span></strong></li>
</ul>
<p><span style="color: #ccffff;"><em>Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek tutulma oranı eşittir.</em>  </span></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">1 yıldır neredeyse her ay çok şiddetli başdönmesi ataklarım oluyor. Önce sağ kulağım tıkanıyor, çınlıyor, ardından 1-2 gün sonra atak başlıyor. Başvurduğum bir doktor Meniere olduğumu söyledi. Bende bu hastalığın kesin olup olmadığı nasıl anlaşılır?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Ara ara tekrarlayan, rotasyonel vertigo (bkz. </span></em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=24#more-24" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ccffff;">Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması</span></em></span></a><em><span style="color: #ccffff;">) yani etrafın döndüğü bir başdönmesi, işitme kaybı, çınlama ve etkilenen kulakta dolgunluk hissi Meniere Hastalığı için tipik şikayetlerdir.  Çınlama ve kulak dolgunluğu ataklardan hemen önce veya atak sırasında ortaya çıkıp atak sonrası ortadan kalkabilmekte ya da kalıcı olabilmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Hastalığın erken fazında özellikle pes frekanslarda orta derecede bir işitme kaybı görülebilmekte, ancak zamanla tüm frekansları tutan kalıcı bir işitme kaybı karşımıza çıkabilmektedir. Etkilenen kulakta yüksek seslerden rahatsız olma ve seslerde bozulma şikayeti karşımıza çıkabilir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Tüm bu şikayetler içinde hastaların yaşam kalitesini en çok bozan başdönmesidir.  Bu dönme hissi 20 dakika ile 2 saat veya daha uzun süreli olabilir. Atak sırasında kişi evde ya da işte günlük aktivitelerini gerçekleştiremez.  Sonrasında birkaç saat süren uykululuk hali ve günlerce süren dengesizlik hissi olabilir. </span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Başvuracağınız bir Kulak Burun Boğaz uzmanı  öncelikle  size atakların sıklığı, süresi, şiddeti, karakteri, işitme kaybının süresi ve  değişken olup olmaması, çınlamanın olup olmadığı, bir ya da iki kulağı birden tutup tutmadığı ile ilgili ayrıntılı sorular soracaktır. Ayrıntılı kulak burun boğaz ve nörolojik muayenenizi yaptıktan sonra şu tetkikleri isteyebilir:</span></em></p>
<ul>
<li><em><span style="color: #ccffff;">İşitme testleri: Saf ses odyometrisi ile etkilenen kulakta sinirsel tipte bir kayıp, konuşmayı ayırt etme testiyle etkilenen kulakta bu yeteneğin kaybı saptanabilir.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;">Denge testleri: ENG (elektronistagmografi)  ile denge fonksiyonları değerlendirilebilir. Bu testte, birkaç değişik parametreye bakılmaktadır. Örneğin karanlık bir odada gözlerin yan taraflarına kayıt yapan elektrotlar yerleştirilip her iki kulak kanalına ılık ve soğuk su veya hava uygulanarak bu uyarıya bağlı göz hareketleri kaydedilip  analiz edilerek patolojinin orijini saptanabilir. Hastaların yaklaşık % 50&#8217;sinde etkilenen kulakta denge fonksiyonu azalmış olarak bulunur.  Ayrıca rotasyon testleri ve denge platformu da uygulanabilir.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;">Diğer testler:</span></em></li>
</ul>
<blockquote>
<blockquote><p><em><span style="color: #ccffff;">o Elektrokokleografi (ECoG) bazı Meniere hastalarında iç kulakta basınç artışını göstermede bize yardımcı olmaktadır.</span></em></p></blockquote>
</blockquote>
<blockquote>
<blockquote><p><em><span style="color: #ccffff;">o İşitsel beyin sapı yanıtları (BERA-ABR), yani işitme sinirleri ve beyine giden işitme yolaklarının bilgisayarlı incelemesi, beynin bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) ile incelenmesi tümörlerin ekarte edilebilmesi amaçlı istenebilecek diğer tetkiklerdir. Hem işitme hem de dengeyi etkileyen bu tür tümörler çok çok nadir görülürler ancak Meniere Hastalığı&#8217;nı taklit edebilirler.</span></em></p></blockquote>
</blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Meniere Hastalığı tedavi edilebilir mi?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Meniere Hastalığı&#8217;nın halen günümüzde nedeni tam bilinemediği için nedenine yönelik bir tedavisi maalesef bulunmamaktadır. Atak sıklığını azaltmaya yönelik bazı öneriler mevcuttur.  Bunların başında tuz kısıtlaması gelmektedir.  Ataklar sırasında diüretik (iç kulakta biriken fazla sıvıyı atmaya yönelik idrar söktürücü), başdönmesi ve bulantı hissini azaltıcı ilaçlar (jenerik adıyla Meklizin, Diazepam, Dimenhidrinat, Betahistidin)  kullanılabilir.</span></em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Meniere hastaları günlük yaşamlarında nelere  dikkat etmelidir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Tuz tüketimini kısıtlamaları (yemek yapılırken en fazla 1/2 çay kaşığı tuz konulacak, yenirken ekstra tuz konulmayacak, sodyum tuzlarının yerine potasyum tuzları seçilecek)</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Alkol, sigara, kafein, koyu demlenmiş çay, çukulata, beyaz peynir ve aşırı stresten kaçınmaları</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Dengeli ve sağlıklı beslenmeleri</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Düzenli ve yeterli uyumaları</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Fiziksel aktivitelerini kısıtlamamaları gerekmektedir.</span></em></p>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Baş dönmesi  atağının geleceğinin sinyalini veren işitme kaybı, çınlama, kulakta dolgunluk hissi vb. ortaya çıkmadan atak geçiren kişilerin meslek olarak şoförlük, pilotluk vb. yapmamaları gerekir.</span></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Yıllardır Meniere hastasıyım. Çok sık atak geçirdiğim için ameliyat önerdiler. Bu ameliyat hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? </strong></span></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ccffff;">Başdönmesi atakları çok sık ve kişinin günlük yaşantısını bozuyor ise bazı cerrahi yöntemler gündeme gelebilir.</span></em></p>
<ul type="disc">
<li><em><span style="color: #ccffff;"><span style="text-decoration: underline;">İntratimpanik tedavi:</span> Son dönemlerde yeni bir teknik olarak hem ofis şartlarında uygulanabilen hem de vertigo kontrolü en az kese ameliyatları kadar başarılı olan intratimpanik (kulak zarı arkasına) gentamisin/kortizon prosedürleri yapılmaktadır. Bu işlemlerde (özellikle gentamisin) her zaman, çok az da olsa işitmenin total olarak kaybedilme riski vardır. Bu ya kulak zarına doktorunuz tarafından özel bir tüp (ventilasyon tüpü)  takılıp hastanın düzenli olarak kulağına gentamisin/kortizon damlasını uygulaması suretiyle olur ya da doktorunuz  tarafından seanslar halinde kulak zarından iğne ile geçilip orta kulağa enjeksiyonlar yapılarak olur.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;"><span style="text-decoration: underline;">Endolenfatik şant ya da dekompresyon ameliyatı:</span> İşitmeyi koruyucu, hastaların ½ ile 2/3&#8242;ünde atakların kontrol edilebildiği ancak hastaların tümünde kalıcı çözüm sağlayamayan bir ameliyattır.</span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;"><span style="text-decoration: underline;">Selektif vestibüler nörektomi:</span> Bu işlemde denge siniri, iç kulaktan çıkıp beyne gittiği bölgede kesilmektedir. Çoğu hastada işitme korunmakta ve çoğu hastada ataklar ortadan kalkmaktadır.  </span></em></li>
<li><em><span style="color: #ccffff;"><span style="text-decoration: underline;">Labirentektomi ve 8. sinir kesileri:</span> Uygulanan kulakta işitme ve dengeyi tamamen ortadan kaldıran ameliyatlardır. Ancak o kulakta belirgin işitme kaybı olan hastalara uygulanmalıdır.  Başdönmesi ataklarını ortadan kaldırma başarısı en yüksek olan yöntemlerdir.  </span></em></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/161/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DİZZİNESS, VERTİGO ve TAŞIT TUTMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/24</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/24#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 09:48:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>

		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[apley manevrası]]></category>

		<category><![CDATA[benign paroksismal pozisyonel vertigo]]></category>

		<category><![CDATA[denge sistemi]]></category>

		<category><![CDATA[dizziness]]></category>

		<category><![CDATA[dizziness nedir]]></category>

		<category><![CDATA[dizziness tedavisi]]></category>

		<category><![CDATA[iç kulak]]></category>

		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[sersemlik hissi]]></category>

		<category><![CDATA[taşıt tutması]]></category>

		<category><![CDATA[vertigo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[
 

Her yıl ortalama 2 milyon insan sersemlik ya da baş dönmesi şikayetiyle doktorlara başvurmakta, özellikle uçak, otobüs, gemi vb. yolculuklarından sonra bu şikayetlerin ortaya çıktıklarını belirtmektedirler.
Dizziness nedir?
Bazı kişiler kafasında boşluk ve sersemlik hissi, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş hissi gibi müphem şikayetlerle başvurmaktadır. Sorulduğunda etrafın ya da kendilerinin dönmediği, sadece dengelerini sağlamada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/vertigo2.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-291" title="vertigo2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/vertigo2.jpg" alt="" width="226" height="227" /></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Her yıl ortalama 2 milyon insan sersemlik ya da baş dönmesi şikayetiyle doktorlara başvurmakta, özellikle uçak, otobüs, gemi vb. yolculuklarından sonra bu şikayetlerin ortaya çıktıklarını belirtmektedirler.</span></p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Dizziness nedir?</span></strong></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Bazı kişiler kafasında boşluk ve sersemlik hissi, yürürken ayakları yerden kayıyormuş ya da havada yürüyormuş hissi gibi müphem şikayetlerle başvurmaktadır. Sorulduğunda etrafın ya da kendilerinin dönmediği, sadece dengelerini sağlamada zorlandıklarını ifade ederler. Bu duruma dizziness denir. Çoğu hasta bu durumu ilk ifade ederken baş dönmesi diye tanımlar ancak aslında bu gerçek bir baş dönmesi değildir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Vertigo-Baş dönmesi nedir?</span></strong></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Vertigo terimi Latinceden çevrilirse &#8220;dönmek&#8221; kelimesinden gelmektedir. Bu durumda hastanın çevresi ya da kendisi belirgin olarak dönmekte, bazen bu duruma bulantı, kusma, dengesizlik, hatta düşme de eklenmektedir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Taşıt tutması nedir?</span></strong></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Uçak, araba, gemi seyahati sırasında ve sonrasında ya da lunaparkta dönme dolap vb. hızlı dönme hareketi olan araçlara binme sırasında veya sonrasında karşımıza çıkan bu durum çoğunlukla geçicidir. Bu durumu sık yaşayan kişilerin yolculuk öncesi bazı koruyucu ilaçları alması önerilir. Bu konuya yazının sonunda değinilecektir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #ccffff;"><span id="more-24"></span><span style="color: #ff9900;">Denge sisteminin anatomisi:</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Dizziness, vertigo ve taşıt tutmasının üçü de denge sistemiyle ilişkili hastalıklardır. Bu sistem beynimize vücudun konumunu (nereye doğru hareket ettiği, dönüp dönmediği, yerinde durup durmadığı gibi) bildirmekle görevlidir. Bunu da, aşağıda saydığımız sinir sisteminin bazı kısımlarıyla ortak çalışarak gerçekleştirir.</span></p>
<ul>
<li><span style="color: #ccffff;">İç kulak-labirent sistemi: Dönme, öne-arkaya, yanlara, aşağı-yukarı hareketin algısını sağlar.</span></li>
<li><span style="color: #ccffff;">Gözler: Vücudun uzaydaki konumunu (düz durma , amuda kalkma, sağa-sola yatma vb.) ve hareket yönünü gözetler.</span></li>
<li><span style="color: #ccffff;">Deri basınç alıcıları: Eklemlerde ve omurgadaki bu sistem, vücudun hangi parçasının aşağıya dönük ve yere değer pozisyonda olduğunu algılar.</span></li>
<li><span style="color: #ccffff;">Kas ve eklen duysal alıcıları: Vücudun hangi kısmının hareket ettiğini algılar.</span></li>
<li><span style="color: #ccffff;">Santral sinir sistemi (beyin ve omurilik): Diğer 4 sistemden gelen bilgileri işleyip buna yönelik hisleri oluşturur.</span></li>
</ul>
<p><span style="color: #ccffff;">Bu nedenle taşıt tutması ve dizziness semptomları, santral sinir sisteminin bu 4 sistemden çelişkili uyarılar alması sonucunda çıkar ortaya. Örneğin fırtınalı bir havada uçağınız türbülansa girdi diyelim, siz uçağın içinde bu türbülans hareketini gözlerinizle göremezsiniz, ancak iç kulağınız sarsıntıdan kaynaklanan bir bozukluk sinyali verir beyninize. Beyin birbiriyle uyuşmayan bu mesajları alınca da, vücutta ona göre bir tepki yaratır ve sizi taşıt tutabilir. Bir başka örnek, arabada arka koltukta oturmuş kitap okuyorsunuz. İç kulak ve deri alıcılarınız hareketi algılıyor ama gözleriniz sabit duran kitabı görüyor. Bu durumda da sizi taşıt tutabilir. Yine, kafa travması ya da geçirilen bir hastalığa bağlı bir iç kulak hastalığınız olduğunu varsayalım, hastalıklı kulağınız sağlam kulağınızla yanı sinyalleri gönderemediğinden, beyne giden çapraşık sinyaller sizde baş dönmesi, bulantı, kusma yaratabilir.</span></p>
<p><strong><span style="color: #ccffff;"><span style="color: #ff9900;">Hangi hastalıklar vertigo veya dizziness&#8217;a yol açar?</span> </span></strong></p>
<p><span><span style="color: #ccffff;"><strong><em><span style="color: #339966;">Dolaşım bozukluğu:</span></em> </strong>Beyninize giden kan miktarı yetersiz kaldığında kafanız boş gibi hissedersiniz. Bunu en çok yatarken hızla ayağa kalktığımızda yaşarız hepimiz. Ancak yüksek tansiyon, şeker hastalığı veya kolesterol yüksekliği olan hastalarda görülen ateroskleroz (damar sertliği) ya da kalp yetmezliği ya da kansızlık gibi bazı kronik dolaşım bozukluklarında bu durum sık sık yaşanabilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Bazı ilaçlar, nikotin ve kafein de beyne giden kan miktarını azaltmaktadır. Stres, endişe ve gerginliğe bağlı damarlarda spazm oluşması da aynı etkiye sahiptir. Fazla tuzlu beslenmek kan dolaşımını zayıflatır.</span></p>
<p><span style="color: #ccffff;">İç kulağa giden kan miktarında azalma olduğunda, kan akımındaki en ufak değişikliklere çok hassas olan bu organ çabucak etkilenmekte ve vertigo tablosu karşımıza çıkabilmektedir.</span></p>
<p><span><span style="color: #ccffff;"><strong><em><span style="color: #339966;">Travma:</span></em></strong> Temporal kemik adı verilen iç ve orta kulağın içinde yer aldığı kemikte herhangi bir kırık oluşturan bir travmada bulantı, kusma ve işitme kaybı ile giden şiddetli birvertigo görülebilmektedir. Ancak zamanla sağlam kulağın sinyal verme görevini üstlenmesi ile vertigo yerini birkaç hafta içinde düzelebilen dizziness&#8217;a bırakacaktır.</span></span></p>
<p><span><span style="color: #ccffff;"><em><strong><span style="color: #339966;">Enfeksiyon:</span></strong></em> Nezle gribe yol açan virüsler iç kulağı ve beyne giden sinirleri tuttuğunda şiddetli bir baş dönmesi karşımıza çıkabilmektedir, bu durumda genelikle işitme pek etkilenmez. Ancak mastoidit yapan şiddetli birbakteriyel enfeksiyonda iç kulağın duyma ve denge fonksiyonu tamamen zedelenebilir.</span></span></p>
<p><span><span style="color: #ccffff;"><em><strong><span style="color: #339966;">Allerji:</span></strong></em> Bazı kişilerde alerjik olduğu yiyecek ya da inhale partiküle (toz, küf, polen, hayvan tüyü) maruz kalma sonrasında alerjik reaksiyonların dolaşımda yaptığı değişikliklere bağlı dizziness ortaya çıkabilmektedir.</span></span></p>
<p><span><span style="color: #ccffff;"><em><strong><span style="color: #339966;">Nörolojik hastalıklar:</span></strong></em> Multipl skleroz, sifiliz, tümörler vb. denge sistemini etkileyebilen nadir hastalıklardandır.</span></span></p>
<p><span><span style="color: #ccffff;"><strong><em><span style="color: #339966;">İç kulak hastalıkları:</span></em></strong> Meniere Hastalığı, Benign paroksismal pozisyonel vertigo vb. çeşitli iç kulak hastalıklarına bağlı pek çok vertigo nedeni bulunmaktadır. Tedavisi neden olan hastalığa göre değişmektedir.</span></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Dizziness ve vertigo tanısı konduğunda neler yapılır?</span></strong></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Doktorunuz ayrıntılı bir anamnez (şikayet sorgulaması) ve otonörolojik muayene sonrasında varolan şikayetlerinizin dizziness mı vertigo mu olduğuna karar verir. Gerekirse işitme testi, ENG (elektronistagmografi-iç kulağın durumunu değerlendirmek üzere yapılan bazı özel başdönmesi testleri) bazı grafiler, bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) isteyebilir. Bazen kan tahlilleri veya kardiyolojik tetkikler gerekebilir. Sonrasında doktorunuz tanınızı koyup ona göre tedavinize başlayacaktır.</span></p>
<p><strong><span style="color: #ccffff;"><span style="color: #ff9900;">Dizziness ya da vertigo durumunda nelere dikkat etmeliyim?</span>   </span></strong></p>
<ul>
<li><span style="color: #ccffff;">Ani hareketlerden kaçınınız, özellikle yatar poziyondan dik pozisyona geçişte veya bir taraftan diğer tarafa dönüşte yavaş hareket edin ve kendinizi korumaya alın (etrafta tutunabileceğiniz bir şeyler olsun ama düştüğünüzde sizi yaralayabilecek şeyler de olmasın).</span></li>
<li><span style="color: #ccffff;">Abartılı baş hareketlerinden kaçınız (yüksek bir yerden bir eşya almak, başı hızlı sallamak, hızlı döndürmek gibi).</span></li>
<li><span style="color: #ccffff;">Kan dolaşımını azaltan nikotin, kafein ve tuzdan uzak durunuz.Stres, endişe vb. den mümkün olduğunca uzak kalınız ya da bunları azaltmaya yönelik destek alınız.</span></li>
<li><span style="color: #ccffff;">Aşırı aktiviteden kaçınınız. Kendinizi sersemlemiş gibi hissettiğinizde vey başınız dönerken araba kullanmayınız, merdiven çıkmayınız, spor yapmayınız.</span></li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Taşıt tutmasını önlemek için ne yapabilirim?</span></strong></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ccffff;">Her zaman vücudunuz ve iç kulağınızın aynı hisleri algılamasını sağlayacak şekilde yolculuk yapınız. Örneğin arabada ön koltukta oturun ve uzaktaki manzaraya bakın. Gemide güverteye çıkıp ufka bakın. Uçakta pencere yanında oturun ve dışarıyı izleyin. Hareketin en az algılandığı kanat üstünde yer ayırtın.</span></strong></li>
</ul>
<div><strong></strong></div>
<div><span style="color: #ccffff;"></p>
<div><strong></strong></div>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<p><strong></p>
<ul>
<li><span style="color: #ccffff;">Yolculukta kitap okumayın, arkası yola dönük koltuklara oturmayın.</span></li>
<li><span style="color: #ccffff;">Taşıt tutan bir başka yolcuyla bu konuda konuşmayın.</span></li>
<li><strong><span style="color: #ccffff;">Yolculuktan önce ya da sonra kuvvetli kokulardan ve yoğun baharatlı veya yağlı yiyeceklerden uzak durun.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #ccffff;">Yolculuktan önce doktorunuzun tavsiye edeceği bir koruyucu ilaç kullanın.</span></strong></li>
</ul>
<p><span style="color: #ccffff;"> </span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></strong></p>
<p><span style="color: #ccffff;"><span>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.</span><br />
<script type="text/javascript"><!--
              var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\' type=\\\\\\'text/javascript\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// --></script></span><br />
<script type="text/javascript"><!--
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// --></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/24/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>H1N1 GRİBİ- AYLIK GÜNCELLEME (TEMMUZ 2009)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/449</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/449#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 07:12:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DOMUZ GRİBİ]]></category>

		<category><![CDATA[GÜNCELLEME]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=449</guid>
		<description><![CDATA[TEMMUZ 2009:
TÜRKİYE&#8217;DE DURUM: 
20 Temmuz 2009 tarihinde tespit edilen yeni vakalarla birlikte ülkemizdeki pandemik (H1N1) 2009 vaka sayısı toplam 124 e ulaşmıştır. Bu vakaların 30 u yerli vakadır.
Halen 25 vaka ayaktan, 4 vaka ise hastanede takip edilmekte olup, genel durumları iyidir. Vakaların temaslıları da tespit edilerek takip altına alınmaktadır. Diğer bütün vakalar şifa ile sonuçlanmıştır.
Kamuoyuna saygıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">TEMMUZ 2009:</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">TÜRKİYE&#8217;DE DURUM:</span></span></strong> </p>
<p style="text-align: justify;">20 Temmuz 2009 tarihinde tespit edilen yeni vakalarla birlikte ülkemizdeki pandemik (H1N1) 2009 vaka sayısı toplam 124 e ulaşmıştır. Bu vakaların 30 u yerli vakadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Halen 25 vaka ayaktan, 4 vaka ise hastanede takip edilmekte olup, genel durumları iyidir. Vakaların temaslıları da tespit edilerek takip altına alınmaktadır. Diğer bütün vakalar şifa ile sonuçlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamuoyuna saygıyla duyurulur. (T.C. Sağlık Bakanlığı verileri)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ffff00;">H1N1 GRİBİ (ESKİ ADIYLA DOMUZ GRİBİ) İLE İLGİLİ YAZIYA ULAŞMAK İÇİN</span> </strong><a href="http://www.seciltotan.com/archives/404" target="_blank">TIKLAYINIZ.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #00ff00;">SAĞLIK BAKANLIĞININ BU KONUDAKİ GÜNCELLEME BİLGİLERİNE</span> <a href="http://www.grip.saglik.gov.tr/domuz-gribi-ik2.html" target="_blank">http://www.grip.saglik.gov.tr/domuz-gribi-ik2.html</a> <span style="color: #00ff00;">SİTESİNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ.</span> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/449/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>MENİERE HASTALIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/45</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/45#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 12:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>

		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[baş dönmesi]]></category>

		<category><![CDATA[intratimpanik tedavi]]></category>

		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>

		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[ventilasyon tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[ 
Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek tutulma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/vertigo.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-279 alignright" style="float: right;" title="vertigo" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/vertigo-300x300.jpg" alt="" width="209" height="221" /></a> </p>
<p>Meniere Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, iç kulağı ilgilendiren bir patolojidir. İç kulakta her normal insanda olması gereken bazı sıvıların fazla yapılması ya da ilgili kanallardaki tıkanıklığa bağlı drenaj bozukluğuna bağlıdır. Genellikle çoğu vakada tek kulak etkilenmekte,  %15 hastada ise her iki kulak tutulmaktadır. Meniere Hastalığı tipik olarak 20-50 yaş arasında başlar  ve kadın/erkek tutulma oranı eşittir.  </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Semptomları nelerdir?</span></span></p>
<p>Ara ara tekrarlayan, rotasyonel vertigo (bkz. <a href="http://www.seciltotan.com/?p=24#more-24" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması</span></a>) yani etrafın döndüğü bir baş dönmesi, işitme kaybı, çınlama ve etkilenen kulakta dolgunluk hissidir.  Çınlama ve kulak dolgunluğu ataklardan hemen önce veya atak sırasında ortaya çıkıp atak sonrası ortadan kalkabilmekte ya da kalıcı olabilmektedir.</p>
<p>Hastalığın erken fazında özellikle pes frekanslarda orta derecede bir işitme kaybı görülebilmekte, ancak zamanla tüm frekansları tutan kalıcı bir işitme kaybı karşımıza çıkabilmektedir. Etkilenen kulakta yüksek seslerden rahatsız olma ve seslerde bozulma şikayeti karşımıza çıkabilir.</p>
<p>Tüm bu şikayetler içinde hastaların yaşam kalitesini en çok bozan baş dönmesidir.  Bu dönme hissi 20 dakika ile 2 saat veya daha uzun süreli olabilir. Atak sırasında kişi evde ya da işte günlük aktivitelerini gerçekleştiremez.  Sonrasında birkaç saat süren uykululuk hali ve günlerce süren dengesizlik hissi olabilir. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Nasıl tanı konulur?<span id="more-45"></span></span></span></p>
<p>Bu konuda başvuracağınız kişi bir Kulak Burun Boğaz uzmanı  olmalıdır.  Doktorunuz öncelikle atakların sıklığı, süresi, şiddeti, karakteri, işitme kaybının süresi ve  değişken olup olmaması, çınlamanın olup olmadığı, bir ya da iki kulağı birden tutup tutmadığı ile ilgili ayrıntılı sorular soracaktır. Ayrıntılı kulak burun boğaz ve nörolojik muayenenizi yaptıktan sonra şu tetkikleri isteyebilir:</p>
<ul>
<li>İşitme testleri: Saf ses odyometrisi ile etkilenen kulakta sinirsel tipte bir kayıp, konuşmayı ayırt etme testiyle etkilenen kulakta bu yeteneğin kaybı saptanabilir.</li>
<li>Denge testleri: ENG (elektronistagmografi)  ile denge fonksiyonları değerlendirilebilir. Bu testte, birkaç değişik parametreye bakılmaktadır. Örneğin karanlık bir odada gözlerin yan taraflarına kayıt yapan elektrotlar yerleştirilip her iki kulak kanalına ılık ve soğuk su veya hava uygulanarak bu uyarıya bağlı göz hareketleri kaydedilip  analiz edilerek patolojinin orijini saptanabilir. Hastaların yaklaşık % 50&#8217;sinde etkilenen kulakta denge fonksiyonu azalmış olarak bulunur.  Ayrıca rotasyon testleri ve denge platformu da uygulanabilir.</li>
<li>Diğer testler:</li>
</ul>
<blockquote>
<blockquote><p>o Elektrokokleografi (ECoG) bazı Meniere hastalarında iç kulakta basınç artışını göstermede bize yardımcı olmaktadır.</p></blockquote>
</blockquote>
<blockquote>
<blockquote><p>o İşitsel beyin sapı yanıtları (BERA-ABR), yani işitme sinirleri ve beyine giden işitme yolaklarının bilgisayarlı incelemesi, beynin bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) ile incelenmesi tümörlerin ekarte edilebilmesi amaçlı istenebilecek diğer tetkiklerdir. Hem işitme hem de dengeyi etkileyen bu tür tümörler çok çok nadir görülürler ancak Meniere Hastalığı&#8217;nı taklit edebilirler.</p></blockquote>
</blockquote>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Meniere Hastalığı tedavi edilebilir mi?</span></span></p>
<p>Meniere Hastalığı&#8217;nın halen günümüzde nedeni tam bilinemediği için nedene yönelik bir tedavi maalesef uygulanamamaktadır. Atak sıklığını azaltmaya yönelik bazı önerilerde bulunulmaktadır.  Bunların başında tuz kısıtlaması gelmektedir.  Ataklar sırasında diüretik (iç kulakta biriken fazla sıvıyı atmaya yönelik idrar söktürücü), baş dönmesi ve bulantı hissini azaltıcı ilaçlar (jenerik adıyla Meklizin, Diazepam, Dimenhidrinat, Betahistidin)  kullanılabilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Meniere hastaları günlük yaşamlarında nelere  dikkat etmelidir?</span></span></p>
<ul>
<li>Tuz tüketimini kısıtlamaları (yemek yapılırken en fazla 1/2 çay kaşığı tuz konulacak, yenirken ekstra tuz konulmayacak, sodyum tuzlarının yerine potasyum tuzları seçilecek)</li>
<li>Alkol, sigara, kafein, koyu demlenmiş çay, çukulata, beyaz peynir ve aşırı stresten kaçınmaları</li>
<li>Dengeli ve sağlıklı beslenmeleri</li>
<li>Düzenli ve yeterli uyumaları</li>
<li>Fiziksel aktivitelerini kısıtlamamaları gerekmektedir.</li>
</ul>
<p>Baş dönmesi  atağının geleceğinin sinyalini veren işitme kaybı, çınlama, kulakta dolgunluk hissi vb. ortaya çıkmadan atak geçiren kişilerin meslek olarak şoförlük, pilotluk vb. yapmamaları gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Cerrahi tedavisi var mıdır?</span> </span></p>
<p>Baş dönmesi atakları çok sık ve kişinin günlük yaşantısını bozuyor ise bazı cerrahi yöntemler gündeme gelebilir.</p>
<ul type="disc">
<li><span style="text-decoration: underline;">İntratimpanik tedavi:</span> Son dönemlerde yeni bir teknik olarak hem ofis şartlarında uygulanabilen hem de vertigo kontrolü en az kese ameliyatları kadar başarılı olan intratimpanik (kulak zarı arkasına) gentamisin/kortizon prosedürleri yapılmaktadır. Bu işlemlerde (özellikle gentamisin) her zaman, çok az da olsa işitmenin total olarak kaybedilme riski vardır. Bu ya kulak zarına doktorunuz tarafından özel bir tüp (ventilasyon tüpü)  takılıp hastanın düzenli olarak kulağına gentamisin/kortizon damlasını uygulaması suretiyle olur ya da doktorunuz  tarafından seanslar halinde kulak zarından iğne ile geçilip orta kulağa enjeksiyonlar yapılarak olur.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Endolenfatik şant ya da dekompresyon ameliyatı:</span> İşitmeyi koruyucu, hastaların ½ ile 2/3&#8242;ünde atakların kontrol edilebilidği ancak hastaların tümünde kalıcı çözüm sağlayamayan bir ameliyattır.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Selektif vestibüler nörektomi:</span> Bu işlemde denge siniri, iç kulaktan çıkıp beyne gittiği bölgede kesilmektedir. Çoğu hastada işitme korunmakta ve çoğu hastada ataklar ortadan kalkmaktadır.  </li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Labirentektomi ve 8. sinir kesileri:</span> Uygulanan kulakta işitme ve dengeyi tamamen ortadan kaldıran ameliyatlardır. Ancak o kulakta belirgin işitme kaybı olan hastalara uygulanmalıdır.  Başdönmesi ataklarını ortadan kaldırma başarısı en yüksek olan yöntemlerdir.  </li>
</ul>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript"><!--
              var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\' type=\\\\\\'text/javascript\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// --></script><br />
<script type="text/javascript"><!--
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// --></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/45/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TİNNİTUS (ÇINLAMA)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/12</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/12#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 08:50:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[akupunktur]]></category>

		<category><![CDATA[buşon]]></category>

		<category><![CDATA[çınlama]]></category>

		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>

		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>

		<category><![CDATA[meniere hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[tinnitus]]></category>

		<category><![CDATA[tinnitus retraining therapy (TRT)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[ 

Soru: Tinnitus nedir?
Yanıt: Tinnitus, Latince çınlamak anlamına gelen tinnire kelimesinden türetilmiş bir tıbbi terimdir ve Türkçe karşılığı &#8220;Çınlama&#8221; dır. Kişinin bir ve/veya her iki kulağında ya da kafasında,  ara ara ya da devamlı duyduğu  cırcır böceği sesi, kuş sesi, ıslık sesi, metale vurulurmuş gibi bir ses veya zil sesi olarak tanımladığı, bazen dışarıdan da duyulabilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/tinnitus2.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-300" title="tinnitus2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/tinnitus2-300x209.jpg" alt="" width="300" height="209" /></p>
<p><span style="color: #339966;">Soru: Tinnitus nedir?</span></p>
<p>Yanıt: Tinnitus, Latince çınlamak anlamına gelen tinnire kelimesinden türetilmiş bir tıbbi terimdir ve Türkçe karşılığı &#8220;Çınlama&#8221; dır. Kişinin bir ve/veya her iki kulağında ya da kafasında,  ara ara ya da devamlı duyduğu  cırcır böceği sesi, kuş sesi, ıslık sesi, metale vurulurmuş gibi bir ses veya zil sesi olarak tanımladığı, bazen dışarıdan da duyulabilen anormal bir ses duymasıdır.<span id="more-12"></span></p>
<p><span style="color: #339966;">Soru: Çınlamanın görülme sıklığı nedir? Genellikle kaç yaş grubunda görülür? </span></p>
<p>Yanıt: Popülasyonun %10-15&#8242;inde çınlama şikayeti mevcuttur. Çınlama her yaştan insanda görülebilmektedir ancak daha çok erişkinlerde görülmektedir. Yüksek gürültüye maruz kalan çocuklarda da erken dönemde çınlama ortaya çıkabileceği için ailelerin bu konuda bilinçli olması gerekmektedir. Çocuklarını bu tür gürültülere maruz kalabilecekleri ortamlara (araba yarışı, futbol maçları, konserler) fazla götürmemeli, götürdüklerinde ise hoparlörden mümkün olduğunca uzakta tutmalıdırlar.</p>
<p><span style="color: #339966;">Soru: Çınlama nasıl sınıflandırılır?</span></p>
<p>Yanıt: Objektif ve subjektif olarak ikiye ayrılarak sınıflandırılır. Objektif tinnitusta kişinin hissettiği çınlamayı çevresindekiler ve hatta muayene ederken bizler de duyabiliriz. Subjektif tinnitus ise sadece hastanın duyabildiği çınlamadır.</p>
<p><span style="color: #339966;">Soru: Çınlama bir hastalık mıdır?</span></p>
<p>Yanıt: Çınlama bir hastalık değil, şikayettir. Buna yol açan bir hastalığın varlığını işaret eder.</p>
<p><span style="color: #339966;">Soru: Çınlamaya yol açan hastalıklar nelerdir?</span></p>
<p>Yanıt: Bu hastalıkları şu şekilde sıralarsak:</p>
<p><span style="color: #339966;">1. Kulak kiri (buşon):</span> En basitinden dış kulak yolunu tıkayan kulak kiri kulakta uğultu şeklinde çınlama yapabilir. Tedavisi kiri temizlemektir.</p>
<p><span style="color: #339966;">2. Gürültüye bağlı çınlama:</span> Ani veya uzun süreli yüksek gürültü sonrası iç kulaktaki işitme hücrelerindeki zedelenmeye bağlı ortaya çıkar. Ani olarak ortaya çıkmışsa hiç vakit kaybetmeden bir KBB doktoruna başvurup tedavi almak gerekir, tedavi ile kısmen de olsa düzelme şansı olabilir. Uzun süreli gürültüye maruz kalmaya bağlı olan çınlamalarda ise tedavi ile düzelme pek beklenemez.</p>
<p><span style="color: #339966;">3. Bazı ilaçların kullanımına bağlı çınlama</span>: Ototoksik (iç kulağı zedeleyici) ilaçların kullanımına bağlıdır. Bunlar aspirin ve aspirin türevi ilaçlar, bazı idrar söktürücüler (doza bağlı olmak kaydıyla), bazı kanser veya romatizma ilaçları, bazı antibiyotikler(gentamisin, vb.) olarak sıralanabilir.Yine tedavi ile düzelme şansı düşüktür.</p>
<p><span style="color: #339966;">4. Kulak enfeksiyonları:</span> Orta kulak iltihabı ya da kulakta sıvı birikimi (seröz otit) gibi durumlarda ortaya çıkan çınlama, eğer iç kulağı etkilememişse, tıbbi tedavi ile çok büyük oranda düzelmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">5. Çene eklem problemleri:</span> Kulakla çok yakın temasta olan çene kasları ve sinirlerinin etkilendiği çene hastalıklarında, işitme sinirinin de dolaylı yoldan etkilenmesine bağlı çınlama ortaya çıkabilmektedir. Bu hastaları Diş Doktoru ve Çene Cerrahları&#8217;na yönlendirmek gerekir.</p>
<p><span style="color: #339966;">6. Presbiakuzi:</span> Yaşlanmaya bağlı işitme sinirindeki giderek artan kalıcı kayıplara bağlıdır. Çınlamayı tamamen geçirmek günümüz şartlarında hala mümkün değildir ama daha sonra bahsedeceğim bazı yöntemlerle en azından çınlamanın kişide yarattığı rahatsızlığı azaltmaya çalışmaktayız.</p>
<p><span style="color: #339966;">7. Kardiyovasküler hastalıklar:</span> Tinnitus hastalarının ortalama %3&#8242;ü pulsatil tinnitus hastasıdır, yani bu kişiler genellikle kalp atışlarıyla eş zamanlı giden ritmik, nabız sesi gibi bir ses duyarlar. Bu durum yüksek tansiyon, damar sertliği, boyundaki ana atardamarın anormal kıvrım yapması, boyundaki toplardamarın kafatabanına girerken kulağa yakın kısmının orta kulağa çok yakın geçmesi (juguler bulbus) gibi damarsal kaynaklı olabilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">8. Kafa ya da boyun travması:</span> Bu gibi durumlarda beraberinde başağrısı, başdönmesi, hafıza kaybı vb. de görülebilir. İşitme sinirinde harabiyet varsa çınlama kalıcı kabul edilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">9. Meniere Hastalığı:</span> Ataklar halinde başdönmesi, ara ara çınlama ve işitme kayıplarıyla giden bir hastalıktır. Yıllar içinde çınlama kalıcı hal alabilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">10. Otoskleroz:</span> Kulak kemikçiklerinden stapeste kireçlenme ile giden bir kulak hastalığı olan otosklerozda hastada işitme kaybı, kendi sesini o kulakta toplanırmış gibi hissetme olur. Tedavisi cerrahidir. Ancak beraberinde çınlama da varsa bu kireçlenme işitme sinirini de tutmuş demektir, o zaman kireçlenen kemik cerrahi olarak çıkarılsa bile çınlama büyük oranda geçmeyebilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">11. Bazı tümörler:</span> Çok çok nadiren iyi huylu ve yavaş büyüyen işitme siniri veya denge sinirini tutan tümörler de çınlamaya yol açabilirler. Bu gibi bir durumda genellikle tek taraflı bir çınlama, belirgin tek taraflı işitme kaybı, dengesizlik, başdönmesi de olmaktadır.</p>
<p><span style="color: #339966;">Soru: Çınlama şikayeti ile gelen hastalarda ne gibi tetkikler istiyorsunuz?</span></p>
<p>Yanıt: Öncelikle ayrıntılı KBB muayenesi yapıyoruz. Orta kulak enfeksiyonu, çene problemi vb. var mı fizik muayenede bunu değerlendiriyoruz. Sonrasında  işitme testlerini(odyometri, timpanometri, akustik refleks vb.) istiyoruz. Gerekirse beyin MR, MR anjiografi gibi ileri tetkikler de istenebilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">Soru: Çınlama tedavisinde neler uygulanmaktadır?</span></p>
<p>Yanıt: Çınlama tedavisinde zeminde orta kulak iltihabı vb. organik bir neden saptandıysa ona yönelik bir tedavi başlanıyor. Ancak işitme sinirinde herhangi bir harabiyet oluşmuşsa, çınlamanın kişide yarattığı rahatsızlığı azaltmaya yönelik yardımcı tedavi ve teknikleri uygulamaktan başka birşey yapamıyoruz ne yazık ki günümüzde. Belki ileride işitme sinirini yenileyebilecek DNA ve hücre çalışmaları ile sinir tamiri mümkün olur ve biz de hastalarımıza daha çok yardımcı olabiliriz.</p>
<p><span style="color: #339966;">Soru: Bahsettiğiniz yardımcı tedavi ve teknikler nelerdir?</span></p>
<p>Yanıt: Seçeneklerden biri olan tıbbi tedavide (trimetazidine, betahistidine, ginkgo biloba) gibi tablet şeklinde kullanılan ilaçların en az 12 hafta süreyle uygulanması gerekmektedir. Çınlama derecesi kişiden kişiye nasıl değişmekteyse tıbbi tedaviden fayda görme derecesi de aynı şekilde değişmektedir. Bazı hastalar bu tedaviyle çınlamalarının belirgin azaldığını söylemekteyken, bazıları da hiçbir fayda görmediklerini belirtmektedir. Bunun yanısıra çınlamanın eşlik ettiği depresyon vb. psikiyatrik bozuklukların tedavi edilmesinin de çınlama şiddetini azaltmada oldukça faydalı olduğu görülmüştür.</p>
<p>Diğer bir tedavi seçeneği &#8220;Tinnitus Maskelemesi&#8221;dir. Kulak içi ya da kulak arkasına takılan ve işitme cihazına benzeyen bu cihazlar hastanın çınlayan kulağına düşük seviyede beyaz gürültü dediğimiz sabit bir ses vererek kişinin varolan çınlamasının bir nevi maskelenmesini yani duyulmamasını sağlar. Bu şekilde bir cihaz takmak istemeyen ve çınlamasına takılıp gece uykuya dalmakta zorlanan hastalar yataklarının başucuna zaman ayarlı bir radyo koyup, fm kanalını cızırtı duyulacak şekilde ayarlayıp yatarlarsa, benzer etkiyle çınlamaları maskelenecek ve daha rahat uykuya dalacaklardır.</p>
<p>Biofeedback denen bir başka yöntemde çınlamaya eşlik eden stres ve anksiyetenin azaltılması hedeflenmektedir. Kişiye rahatlama teknikleri öğretilir ve çınlamanın derecesini azaltmada bu teknikleri kullanması öğütlenir. Aylar boyunca bir psikolog eşliğinde haftalık seanslar halinde terapi gerektirir. Yapılan bilimsel çalışmalarda hastaların %80&#8242;ninde çınlamada azalma olduğu saptanmıştır.</p>
<p>&#8220;Tinnitus feedback retraining terapi&#8221; adı verilen son zamanlarda popüler olan bir başka teknikte, biofeedback terapisi esnasında kişinin çınlayan kulağına beyaz gürültü veren özel programlanmış bir işitme cihazı takılır, kişinin çınlamasıyla başedebilmesi öğretilmeye çalışılır. 1-2 yıl süren bu tedavi çınlama şiddetine göre minimum  haftada 1 saat ile ayda bir saat arası değişen sıklıkta uygulanır. Yapılan bilimsel çalışmalarda %82 başarı elde edildiği görülmüştür.</p>
<p>Geleneksel Çin Tıbbında, çınlamanın karaciğer ya da böbreğe &#8220;chi&#8221; denen enerji akışındaki bozukluktan kaynaklandığına inanılmaktadır. Belirli bölgelere uygulanan Akupunktur tedavisi, çınlamanın şiddetini azaltmada kısmen de olsa yardımcı olabilmektedir.</p>
<p>Son zamanlarda ülkemizde de uygulanmaya başlanan bir diğer yöntem Tinnimed denen düşük seviyeli lazer uygulamasıdır. Fiberoptik bir kablo ve yumuşak silikon başlıklı bir adaptör ile kulağa takılarak en az 10 hafta günde 1 kez 20 dakika süreyle düşük doz lazer ışını kulak zarı içinden geçirilerek kokleaya gönderilmektedir. Amacı zedelenmek üzere olan sinir hücrelerinin tamiri için gerekli hücresel yanıtın uyarılmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/12/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAZ MEVSİMİ VE KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/42</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/42#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 May 2009 11:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>

		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>

		<category><![CDATA[dış kulak yolu]]></category>

		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[epistaksis]]></category>

		<category><![CDATA[farenjit]]></category>

		<category><![CDATA[otomikoz]]></category>

		<category><![CDATA[yüzücü]]></category>

		<category><![CDATA[yüzücü kulağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[

Uzun süren bir kış mevsimi geçirdik. Bol bol burnumuz aktı, boğazımız ağrıdı, öksürdük, öksürdük, öksürdük&#8230;.Oh nihayet yaz geldi, tatil başladı, hastalıklar bitti derken gerçekten bitti mi acaba ??? Hemen sevinmeyin derim, sizi yaz aylarında bile bekleyen pek çok hastalık bulunmakta. Bu yazıda sadece yazın karşılaşabileceğiniz Kulak-Burun-Boğaz Hastalıklarını okuyacaksınız, ancak özellikle besin zehirlenmeleri, ishal vb.&#8217;nin bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="swimming_kids.jpg" rel="attachment wp-att-102" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=102"></a></p>
<p style="text-align: center"><a title="epistaksis.jpg" rel="attachment wp-att-165" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=165"></a></p>
<p align="left"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/aspergillus-mantari.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/epistaksis.jpg"></a>Uzun süren bir kış mevsimi geçirdik. Bol bol burnumuz aktı, boğazımız ağrıdı, öksürdük, öksürdük, öksürdük&#8230;.Oh nihayet yaz geldi, tatil başladı, hastalıklar bitti derken gerçekten bitti mi acaba ??? Hemen sevinmeyin derim, sizi yaz aylarında bile bekleyen pek çok hastalık bulunmakta. Bu yazıda sadece yazın karşılaşabileceğiniz Kulak-Burun-Boğaz Hastalıklarını okuyacaksınız, ancak özellikle besin zehirlenmeleri, ishal vb.&#8217;nin bu mevsimde arttığını unutmayınız!</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><span style="color: #339966;"><span id="more-42"></span>YAZ VE KULAK HASTALIKLARI:</span></p>
<p>Yazın en sık görülen kulak hastalıkları <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">dış kulak yolu iltihabı (YÜZÜCÜ KULAĞI) </span>ve <span style="color: #339966;">mantar enfeksiyonu (OTOMİKOZ)</span>&#8216;</span>dur. Öncelikle dış kulak yolu hakkında biraz bilgi verelim.</p>
<p>Dış kulak yolu, kısmen kıkırdak ve kısmen kemikten oluşur, üzeri deri ile örtülüdür. Bu deri vücudun dış yüzünü örten derinin devamıdır. Normalde dış kulak yolu iyi korunaklıdır ve kendi kendini temizleme özelliği vardır. Dış kulak yolundaki salgı bezlerinin ürettiği salgılar ve der<a title="nosebleed.jpg" rel="attachment wp-att-101" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=101"></a>i döküntülerinden oluşan kulak kiri (ki aslında kir adı verilerek yanlış bir tanımlama yapılmıştır!) pH 4-5 civarında yani hafif asidik düzeydedir, dış kulak yolunu kaplayarak mikropların istilasını önlemektedir. Ancak bu asiditeyi değiştiren faktörler (banyo, deniz veya havuz sonrası kulağın ıslak kalması, pamuklu çubukla kurcalama sonrası kulak kirinin temizlenip koruyucu bariyerin ortadan kaldırılması, yine temizleme veya kaşıma amaçlı dış kulak yoluna sokulan yabancı cisimlerin yaptığı travmaya bağlı deride zedelenme, kulak kirinin itilip birikmesi ve suyla şişmesi sonucu mikropların yerleşimi için zemin oluşturması vb.) patojen bakterilerin ve mantarların üremesine ve dış kulak yolu iltihabına yol açar.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-282" title="aspergillus-mantari" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/aspergillus-mantari-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p>Dış kulak yolu iltihabına <span style="color: #339966;">&#8220;yüzücü kulağı&#8221;</span> adı verilmesinin nedeni ise bu iltihabın dış kulak yolu devamlı nemli kalan yüzücülerde çok sık görülmesidir. Hjyen şartları iyi olmayan havuz ve denizlerde yüzenlerde bu tür enfeksiyonlara, özellikle de mantara yakalanma riski artmaktadır.</p>
<p>İşitme cihazı kullananlar da özellikle yaz aylarında daha çok dış kulak yolu enfeksiyonlarına adaydırlar. Kulak içi cihazlarda cihazın kendisi, kulak arkası olanlarda kulak kalıbı dış kulak yolunu tıkayarak dış kulak yolunun kendini temizleme mekanizmasını bozmakta, yazın özellikle terleme ile kulak yolu asiditesinin bozulması bu enfeksiyona zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle ara ara cihazınızı çıkarıp dış kulak yolunun havalanmasını sağlayınız, kalıbı cihazınızı her takmanızdan önce temizleyiniz.</p>
<p>Şeker hastalarında dış kulak yolunda mantar üreme riski daha fazladır. Bu nedenle kulağı pamuklu çubuk, kibrit çöpü vb. ile temizlemek mantara bağlı dış kulak yolu iltihabına davet çıkarır.</p>
<p>Dış kulak yolu iltihabı geliştiğinde hastanın en temel şikayeti şiddetli kulak ağrısıdır. Kulağa dokunmakla, kulak memesini aşağı doğru çekmekle, yemek yeme sırasında çene hareketleriyle ağrı artar. Bunun yanı sıra dış kulak yolunun şişmesine bağlı kulakta tıkanma, enfeksiyon şiddetine göre akıntı, bazen şiddetli enfeksiyonlarda kulak kepçesinde kızarıklık ve şişme görülebilmektedir. Tedavisi, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilip ek olarak antibiyotik verilerek enfeksiyonun geriletilmesi ve sonrasında kulağın kuru tutulması şeklindedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">Otomikoz</span>, yani mantar enfeksiyonun ilk bulguları ise kulakta siyah, gri, mavimsi-yeşil, sarı veya beyaz renkte akıntı ile şiddetli kaşıntıdır. Tedavisi ise yine bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya mantara karşı damlalarla enfeksiyonun önüne geçilmesi şeklindedir. Önemli olan mantar enfeksiyonun tekrarlamaması için sonrasında en az 3 ay kulağa su kaçırılmaması ve kulağın kurcalanmamasıdır.</p>
<p>Özetle bu tür bir enfeksiyondan korunmak için banyo, deniz veya havuz sonrası kulağınızı pamuklu çubukla temizlemek yerine işaret parmağınıza doladığınız bir pamuk parçasını dış kulak yolunuza tutup başınızı o kulağınız altta kalacak şekilde yana yatırıp hafifçe çalkalama hareketi yaparak içeri kaçan suyun dışarı çıkmasını sağlayabilirsiniz. Hjyen şartlarından emin olmadığınız deniz ve havuzlara girmeyiniz, şüpheniz varsa kulaklarınızı özel tıpalarla tıkayarak giriniz ve başınızı mümkün olduğunca suya sokmayınız.</p>
<p><span style="color: #339966;">YAZ VE BURUN HASTALIKLARI:</span></p>
<p>Yazın en sık görülen burun hastalığı <span style="color: #339966;"><span style="text-decoration: underline;">burun kanaması</span>dır</span>.</p>
<p>Burun bol damarlı ve travmaya açık bir<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/epistaksis.jpg"></a> yapıdır. Burnu kurcalama, sümkürme, ufak bir darbe ile bile kolayca kanayabilir. Özellikle kuru hava ve sıcak kanama riskini daha çok arttırmaktadır. Bu nedenle özellikle burun kanamasına yatkın olan küçük çocuklar, kan sulandırıcı ilaç kullanan kalp ve tansiyon hastaları güneşin en etkili olduğu öğlen saatlerinde mümkün olduğunca güneşe çıkmamalı veya gölgede oturup, şapka takıp bol bol sıvı tüketmelidirler.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-284" title="epistaksis" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/epistaksis.jpg" alt="" width="200" height="250" /></p>
<p>Burun kanaması olduğunda ilk yapılması gereken panik olmamaktır, çünkü bu kanamanın artmasına yol açar. Böyle bir durumda hemen kanayan taraftaki burun içine hafif nemli büyükçe bir pamuk konulup yandan buruna parmakla bastırılmalı, dik oturulup enseye ve başa buz uygulanmalı, serin bir ortama geçilmelidir. İmkan varsa tansiyon ölçülmeli, yüksek ise düşürücü bir dil altı hapı alınmalıdır. Kanama bu yöntemlerle durmuyorsa en yakın hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p><span style="color: #339966;">YAZ VE BOĞAZ HASTALIKLARI:</span></p>
<p>Yaz aylarında kış ve ilkbahardaki kadar sık olmamakla birlikte <span style="color: #339966;">farenjit</span> görülebilmektedir. Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin fazla tüketilmesinin buna neden olduğu sanılmaktaysa da aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı saptanmıştır. Sadece müzmin farenjiti veya reflüsü olan (yani yeme alışkanlığı, stres ve bazı kullanılan ilaçlara bağlı olarak yemek borusu ile mide arasındaki kapağın gevşemesi ve mide asidinin yukarı kaçıp boğazı tahriş etmesi), sigara kullanan, beslenmesi yetersiz hastalarda zeminde vücut direncinde zayıflık ve müzmin bir tahriş olması, burun veya boğaz enfeksiyonu taşıyan biriyle temas sonrası bu enfeksiyonun yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle yine yaz aylarında da en çok dikkat edilmesi gereken hjyendir. Yazın elle yenen yiyeceklerin (meyve, dondurma, çerez vb.) daha çok tüketilmesi nedeniyle her yemekten önce ellerin iyice yıkanması gerekmektedir.<br />
<script type="text/javascript"><!--
                    var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\\' type=\\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// --></script></p>
<p style="text-align: center;"><script type="text/javascript"><img class="alignnone size-medium wp-image-285" title="icecream1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/icecream1-300x257.jpg" alt="" width="300" height="257" /><!--
                    var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// --></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/42/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ÖSTAKİ TÜPÜ FONKSİYON BOZUKLUĞU</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/348</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/348#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 May 2009 09:56:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[akut otit]]></category>

		<category><![CDATA[antihistaminik]]></category>

		<category><![CDATA[dekonjestan]]></category>

		<category><![CDATA[kulağı çizdirme]]></category>

		<category><![CDATA[östaki disfonksiyonu]]></category>

		<category><![CDATA[öztaki]]></category>

		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>

		<category><![CDATA[uçuşta kulak ağrısı]]></category>

		<category><![CDATA[Valsalva manevrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=348</guid>
		<description><![CDATA[Kulak 3 kısıma ayrılır: Dış kulak yolu-kulak kepçesi, orta kulak ve iç kulak. Östaki tüpü burnun gerisi ile orta kulağı birbirine bağlayan ince bir tüptür. Normalde yutkunmakla, esnemekle açılıp kapanarak dış ortamla orta kulak hava basıncını eşitlemekle görevlidir. Ayrıca orta kulağı kaplayan ince mukus tabakasının da burun yoluyla dışarı atılmasını da sağlar.
 
Östaki tüpünün nezle, grip, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-medium wp-image-349 alignright" style="float: right;" title="kulak" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak.jpg" alt="" width="300" height="200" />Kulak 3 kısıma ayrılır: Dış kulak yolu-kulak kepçesi, orta kulak ve iç kulak. Östaki tüpü burnun gerisi ile orta kulağı birbirine bağlayan ince bir tüptür. Normalde yutkunmakla, esnemekle açılıp kapanarak dış ortamla orta kulak hava basıncını eşitlemekle görevlidir. Ayrıca orta kulağı kaplayan ince mukus tabakasının da burun yoluyla dışarı atılmasını da sağlar.</p>
<p> </p>
<p>Östaki tüpünün nezle, grip, alerji vb. nedenlerle tıkanması durumunda hava basınçları eşitlenemez, orta kulakta hapsolan hava zamanla absorbe olur ve bu durumda orta kulakta negatif basınç karşımıza çıkar. Bu durum kulak zarının orta kulağa doğru vakum gibi çekilmesine yol açar. Sinir bakımından zengin bir yapı olduğu için kişide ağrı, basınç hissi, tıkanıklık ve hafif işitme kaybı ortaya çıkar. Östaki tıkanıklığı uzun sürerse zamanla bu negatif basınç çevre dokulardan orta kulağa sıvı çekilmesine yol açar, bu durumda basınç ve işitme kaybı artar. Buna &#8220;seröz (effüzyonlu) otit&#8221; adı verilir. Bu biriken sıvının bakteri ile istilası durumunda ise orta kulak iltihabı (akut otit) karşımıza çıkar.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-350" title="oztaki-disfonks" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/oztaki-disfonks.jpg" alt="" width="274" height="174" /></p>
<p>Östaki tüpünün müzmin tıkanıklığına ya da fonksiyonundaki yapısal  bozukluğa &#8220;Östaki disfonksiyonu&#8221; adı verilir. Bu durum genellikle burnun müzmin bir tahriş edici etkene (alerji, yoğun hava kirliliği, sigara kullanımı vb.) maruz kalması durumunda östaki ağzı mukozasının da devamlı etkilenip daralması ile oluşur. Ayrıca, östaki ağzı etrafında fazla yağ depolanması ve daralmaya yol açması nedeniyle şişmanlık da buna yol açmaktadır. Tam tersi olarak hızla kısa sürede kilo vermek ya da aşırı zayıflık da östaki ağzı etrafı yağ dokusunun azlığına bağlı kollapsına yol açıp fonksiyonunu bozabilir. Çok nadiren de burun etleri (nazal polip), yarık damak ve geniz tümörleri de östaki disfonksiyonu nedeni olabilir.</p>
<p>1-6 yaş arası çocuklarda östaki tüpünün oldukça dar ve düz olması nedeniyle <span id="more-348"></span>seröz otit, akut otit vb. östaki disfonksiyonuna bağlı sorunlar sık görülebilmektedir. Bu yaş grubunda müzmin  geniz eti iltihapları olması da, buraya anatomik olarak çok yakın olan östaki ağzını oldukça etkilemektedir. Yine bu tüpün düz olması da özellikle biberonla beslenme sırasında sütün burnun arka tarafından östaki yoluyla orta kulağa kaçışına yol açabilmektedir ki, bu nedenle biberonla beslerken bebeğin/çocuğun oturura yakın tutulması, yatakta yatarken beslenmemesi, emzirme/biberonla besleme sonrası en az 2 saat dike yakın oturtulması, hemen uyutulmaması önerilir.</p>
<p>Bazen de östaki ağzını tıkayacak herhangi bir neden yokken fonksiyon yetersizliği karşımıza çıkabilir. Bu durum genellikle genetik geçişli olup östaki ağzını açıp kapatmakla görevli çiğneme kaslarının anatomik/fizyolojik bozukluklarına bağlanmaktadır. <span style="text-decoration: underline;">Genellikle sık orta kulak iltihabı geçiren ve geniz eti sorunu olmayan bir çocuk ya da erişkinin aile öyküsünde  anne/babasının da çocukken kulak sorunları yaşadığını öğrenirsiniz. </span></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Tıbbi tedavi:</span></strong></p>
<ul>
<li>1. <strong><span style="text-decoration: underline;">Anti-alerjik ve Dekonjestan ilaçlar</span>:</strong><br />
Alerjik kişilerde gerekli testlerden sonra alerjenlerin tanımlanması ve kişinin mümkün olduğunca bunlardan kaçınması gerekmektedir. Aşı tedavisi kısmen yardımcı olsa da etkileri uzun sürede görülmektedir. .Buruna sıkılan kortizonlu spreyler, burun ve östaki mukozasının şişliğini azaltarak sorunu ortadan kaldırabilmektedir. Ancak ilacın bu etkisi 2. haftadan sonra başlar.</li>
</ul>
<p>Antihistaminikler ise burun mukozasının alerjenle teması sonrası ortaya çıkan reaksiyona vücudun tepkisini azaltmaktadırlar.</p>
<p>Dekonjestan ilaçlar burun içi kan damarlarını büzerek östaki tüpü ağzı etrafındaki mukoza şişliğini azaltarak etki gösterirler. Bu etki ilaç uygulanmaya başlar başlamaz görülür. Ancak vücut buna adaptasyon gösterip 5. günden uzun kullanımda bu etkisini ortadan kaldırmakta, hatta tam tersi burun ve östaki ağzı mukozasında şişmeye yol açmaktadır.</p>
<ul>
<li>2. <strong><span style="text-decoration: underline;">Kulakların havalandırılması:</span><br />
</strong>Bilinen en basit<strong> </strong>havalandırma yöntemi sakız çiğnemektir, bu sayede östaki ağzını açıp kapatmakla görevli kasları çalıştırıp östaki ağzından sıvı drenajını sağlayabilirsiniz.</li>
</ul>
<p>Burun ucunu parmaklarınızla tamamen kapatacak şekilde sıkıp, yanaklarınızı havayla doldurup, parmaklarınızı çekmeden ve ağzınızdan hava kaçırmadan sümkürme hareketi yapmanız halinde -ki buna Valsalva manevrası-denir, östaki ağzından orta kulağa doğru zorlu bir hava akışı sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Bir diğer yöntem, burun deliklerinizden birini kapatıp diğerinin ucuna bir pipet ya da içi çıkarılmış tükenmez kalem ucunu sadece girişe yerleştirip bunun ucuna takacağınız bir balonu burun yoluyla şişirmeye çalışmaktır.</p>
<p>Her iki manevra da burun akıntısı varken yapılmamalıdır, çünkü enfekte mukusu havayla birlikte östaki tüpüne itebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Cerrahi Tedavi: </span></strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin primer amacı çalışmayan östaki tüpünü bypass edip orta kulağı havalandıracak başka bir yol bulmaktır.</p>
<ol type="1">
<li><em><strong>Miringotomİ:</strong><br />
</em>Kulak zarının belli bir bölgesine yapılacak ince bir kesi-halk arasındaki tabiriyle kulağı çizme- orta kulakta birikmiş olan sıvının vakumlanarak temizlenmesine imkan sağlar. Genellikle 1-3 gün içinde bu kesi kapanır, bu süre zarfında da östaki tıkanıklığını açıcı ilaçların etkisi başlar. Ancak sorun devam ederse orta kulakta tekrar sıvı birikebilir.</li>
<li><em><strong>Ventilasyon tüpü (kulak tüpü) uygulanması:</strong><br />
</em>Bazı durumlarda, kulağı çizmenin yetersiz olacağı düşünülüyorsa kulak zarı üzerine küçük bir tüp yerleştirilir. Bu sayede östaki ağzı ve orta kulağa iyileşmesi için dahya uzun süre verilmiş olur. Genellikle 6-12 ay süreyle orta kulağın havalanmasını sağladıktan sonra zamanla tüp kendiliğinden atılır ya da hekim tarafından çıkarılır. Bu işlemin dezavantajı tüp yerinde olduğu müddetçe kulağa su kaçırılmamasını gerektirmesidir. Bir diğer dezavantaj ise nadir de olsa tüp takılan yerin iyileşmeyip delik kalmasıdır. Bu durumda kulak zarının yamanması gerekecektir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p><strong>Uçmaya bağlı Östaki Disfonksiyonu:</strong></p>
<p>Uçuş sırasında kulaklar devamlı olarak değişen basınç farklılıklarına maruz kalmaktadır. Özellikle iniş sırasında kabin basıncı düşmekte ve bu durumda orta kulakta rölatif olarak pozitif basınç ortaya çıkmaktadır. Pek çok kişide östaki yoluyla bu basınçlı hava atılabilmekte ve kişi herhangi bir sorun yaşamamaktadır. Esnemek, yutkunmak, sakız çiğnemek veya valsalva manevrası yoluyla kulağa hava vermeye çalışmak, basınç nedeniyle ağzı kapanan östakinin açılmasını sağlayarak sorunu ortadan kaldırabilmektedir. Ancak östaki ağzının nezle vb&#8217;ye bağlı mukozada şişme nedeniyle tıkalı olması durumunda bu hareketler fazla işe yaramamaktadır.  Bu nedenle nezle-grip iken uçağa binilmemesi gerekir. <a href="http://www.seciltotan.com/?p=160" target="_blank">Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi &#8220;UÇAK YOLCULUĞU VE KULAK AĞRISI&#8221; konulu sayfada bulabilirsiniz</a>.</p>
<p>*KAYNAK: http://www.bcm.edu/oto/jsolab/eust_tub.htm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/348/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>UÇAK YOLCULUĞU VE KULAK AĞRISI (SSS)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/160</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/160#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 May 2009 08:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[SIK SORULAN SORULAR (SSS)]]></category>

		<category><![CDATA[dekonjestan]]></category>

		<category><![CDATA[grip]]></category>

		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>

		<category><![CDATA[kulak zarında yırtılma]]></category>

		<category><![CDATA[kulakta kanama]]></category>

		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<category><![CDATA[öztaki tüpü]]></category>

		<category><![CDATA[saman nezlesi]]></category>

		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>

		<category><![CDATA[uçak]]></category>

		<category><![CDATA[uçak inerken kulak ağrısı]]></category>

		<category><![CDATA[uçuş]]></category>

		<category><![CDATA[Valsalva manevrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[
Uçuş sırasında neden kulaklarım ağrıyor?

Normalde yutkunurken hava &#8220;östaki tüpü&#8221; denen ve orta kulağı burun arka kısmına bağlayan özel bir tüp vasıtasıyla orta kulağa geçer. Bu sayede kulak zarının orta kulağa bakan arka kısmı ile  dış kulak yoluna bakan ön yüzü arasındaki hava basıncı eşitlenmiş olur. Bu sayede kulak zarı  titreşerek sesi iç kulağa iletir. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;"><img class="alignnone size-medium wp-image-261 alignright" style="float: right;" title="soru" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/soru.jpg" alt="" width="161" height="232" />Uçuş sırasında neden kulaklarım ağrıyor?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Normalde yutkunurken hava &#8220;östaki tüpü&#8221; denen ve orta kulağı burun arka kısmına bağlayan özel bir tüp vasıtasıyla orta kulağa geçer. Bu sayede kulak zarının orta kulağa bakan arka kısmı ile  dış kulak yoluna bakan ön yüzü arasındaki hava basıncı eşitlenmiş olur. Bu sayede kulak zarı  titreşerek sesi iç kulağa iletir. Bu nedenle iki taraf arasındaki basınç eşit olmadığında kulakta tıkanıklık ve işitme kaybı şikayeti  ortaya çıkar. </em></p>
<p><em>Östaki tüpünün ağzı burnun gerisinde genizde yer almaktadır, bu nedenle nezle-grip geçirirken nasıl burun mukozası şişiyorsa bu kanalın ağzı da şişip tıkanmaktadır. Zamanla orta kulakta hapsolan hava kaybolmakta ve oluşan negative basınç nedeniyle kulak zarı  içeri doğru vakumlanmaktadır. Bu durum kulak ağrısına yol açar. Tedavi olunmazsa negative basınç çevre dokulardan orta kulağa sıvı çeker, &#8220;seröz otit&#8221; gelişir, bu sıvı nedeniyle işitme daha da bozulur. Son aşamada ise bu sıvıya yerleşen mikroplar orta kulak iltihabını başlatırlar ve kulak ağrısı artar, işitme kötüleşir, ateş çıkar. </em></p>
<p><em>Östaki tüpü ağzının tıkanmasının en sık görülen nedenleri nezle-grip ve saman nezlesidir (alerjik rinit).  Kişide bu hastalıkların varlığında uçuş, dalış, yüksek rakımlara çıkma vb. dış ortam basıncını arttırıcı bir ortamda bulunma durumunda östaki tüpü iki taraf arasındaki basıncı dengelemede yetersiz kalır ve  özellikle de uçağın inme anında kulak zarının içeri doğru vakumlanması kişide çok şiddetli kulak ağrısına neden olur. Hatta kulak zarında yırtılma, orta kulağa kanama da görülebilir. Bu nedenle hasta iken yani burun tıkalı iken uçuş vb. yapılmamalıdır. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Hasta iken uçağa binmem gerekirse ne gibi önlemler almalıyım?<span id="more-160"></span></strong></span></li>
</ul>
<p><em>Burnu açık tutmak için uçak kalkmadan 15 dk önce ve özellikle de uçak inişe geçmeden 15 dk önce burnunuzu temizleyip dekonjestan burun spreyi (Otrivine, İliadine vb.) sıkınız. Hatta uçuş süreniz 3 saatten uzun ise ve yüksek tansiyon, prostat büyüklüğü, kalp hastalığı, göz tansiyonu, epilepsi gibi bir hastalığınız yoksa  uçuştan 1 saat once almak ve dozunu tekrarlamak kaydıyla dekonjestan tabletlerden (Sudafed, Rinogest vb. ) de kullanabilirsiniz. </em></p>
<p><em>Uçuş boyunca sık aralarla sakız çiğnemek, kulakta basınç hissettiğiniz anda yutkunmak, esnemek veya su içmek, Valsalva manevrası yapmak (burun ucunu parmaklarla sıkıp  once yutkunup  sonra yanakları şişirip ağzınınzdan ve burnunuzdan hava kaçırmayacak şekilde sümkürmek) da faydalı yöntemlerdir. </em></p>
<p><em>Küçük çocuklar ve bebekler maalesef Valsalva vb. manevralar yapamayacakları veya kulaklarındaki basıncı ifade edemeyecekleri için mutlaka sık aralarla burunları temizlenmeli, 2 yaş altında ise tuzlu su, üstünde ise çocuk dekonjestan sprey ve şurupları kullanılmalıdır. Meme emen bebeklerde ise uçak kalkış ve inişlerinde, kendiniz kulağınızda basınç hissettiğinizde  mutlaka bebeğinizi emziriniz, emme hareketi östaki tüpü ağzındaki kasların çalışmasını ve böylece tüpün ağzının açık kalmasını sağlar. Biberon kullanan bebekler için de özellikle iniş sırasında aynı kural geçerlidir. </em></p>
<p><em>Uçak inişe geçtiğinde, yutkunma ile östaki ağzını açmayı uyurken gerçekleştiremeyeceğiniz için uyanık olmaya gayret ediniz.</em></p>
<p><em>Kulağı ani basınç değişikliklerinden korumak üzere kulak tıpası da kullanılabilir, özellikle küçük çocuklarda bunu tercih edebilirsiniz. Veya kulağın ön kısmında yer alan meme gibi çıkıntıyı dış kulak yoluna doğru bastırarak da aynı etkiyi sağlayabilirsiniz. </em></p>
<p><em>Tüm bu önlemlere rağmen uçuş sonrası kulak ağrınız veya işitme kaybınız varsa, mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir. </em></p>
<pre>KAYNAK:http://www.deafnessresearch.org.uk </pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/160/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ağızda yara - Tanı, tedavi ve önlem</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/427</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/427#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:24:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[aft]]></category>

		<category><![CDATA[ağızda yara]]></category>

		<category><![CDATA[kandidiazis]]></category>

		<category><![CDATA[kanser]]></category>

		<category><![CDATA[kıllı dil]]></category>

		<category><![CDATA[lökoplaki]]></category>

		<category><![CDATA[mantar]]></category>

		<category><![CDATA[uçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=427</guid>
		<description><![CDATA[ 
Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir.
 
Uçuk nedir?
Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, içi sıvı dolu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir.</p>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Uçuk nedir?<img class="alignnone size-medium wp-image-428 alignright" style="float: right;" title="ucuk" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/ucuk-293x300.jpg" alt="" width="247" height="187" /></span></strong></p>
<p>Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, içi sıvı dolu küçük baloncuk şeklinde lezyonlardır. Uçuk oldukça ağrılıdır, lezyonlar ortaya çıkmadan 1-2 gün önce ağrı ilk bulgu olabilir. Uçuk ortaya çıktıktan sonra saatler içinde patlar ve üzeri kabuklanır. 7-10 gün içinde de kaybolur. </p>
<p><strong>Uçuk nasıl oluşur?</strong></p>
<p>Herpes Simplex adı verilen uçuk virüsü kişiye bir kez bulaşınca, lezyonlar kaybolduktan sonra vücutta zararsız bir şekilde yuvalanır ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ile güneşe yoğun maruz kalma gibi bir uyaranla aktive olup tekrar aynı yerde ortaya çıkar.<strong> </strong></p>
<p><strong>Uçuk bulaşıcı mıdır?</strong> </p>
<p>Baloncukların patlayıp kabukların düşüp yaranın tamamen iyileşmesine kadarki dönemde oldukça bulaşıcıdır. Direkt temasla (öpmekle vb.), uçuk yarasını kaşıyan kişinin ellerinden kendisinin/bir başkasının gözüne, dudağına, oral kavite ve genital bölgesine bulaşabilir. </p>
<p><strong>Uçuk nasıl tedavi edilir?</strong> </p>
<p>Tedavisinde %5 asiklovir içeren yağlı bir virüs öldürücü pomat kullanılarak yaranın koruyucu bir bariyerle kaplanması hedeflenir. Vücuttan tamamen yok etmeye yönelik halen geçerli bir tedavi yöntemi bulunamamıştır, buna yönelik çalışmalar devam etmektedir. </p>
<p><strong>Uçuk bulaştırmamak için nelere dikkat edilmelidir?</strong> </p>
<ul type="disc">
<li>Direkt temastan (öpme ve cinsel ilişki) kaçınılmalıdır.</li>
<li>Baloncukları patlatmamalı, kabukları koparmamalı ve yarayı kaşımamalıdır.</li>
<li>Kendinizin veya bir başkasının gözlerine, genital bölgesine ve dudaklarına dokunmadan önce eller iyice yıkanmalıdır.</li>
<li>Maalesef ki baloncuklar ortaya çıkmadan önce de kişiden kişiye bulaş olabilmektedir.  </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff0000;">Aft nedir? <img class="alignnone size-medium wp-image-429 alignright" style="float: right;" title="aft" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/aft-300x211.jpg" alt="" width="225" height="148" /></span></strong> </p>
<p>Ufak, kırmızı ya da beyaz renkli, fazla derin olmayan ülser şeklindeki yaralardır. Genellikle dilde, yumuşak damakta, dudak ya da yanak içinde ortaya çıkarlar. Dişetlerinde ya da sert damakta pek görülmezler. Oldukça ağrılıdırlar ve iyileşmesi 5-10 gün sürer. </p>
<p><strong>Aft neden oluşur?</strong> </p>
<p>Genellikle kişinin bağışıklık sisteminde zayıflama yaratan stres, travma, irritasyon (domates, portakal, mandalina, limon gibi asitli meyve sebzeler ile bazı fındık türleri ile) ya da kansızlık gibi durumlarda karşımıza çıkar.</p>
<p><strong>Aft bulaşıcı mıdır?</strong> </p>
<p>Hayır, çünkü nedeni mikrobik değildir. Bu nedenle de bulaşıcı değildir.</p>
<p><strong>Aft nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Tedavide ana hedefler kişinin ağrısını azaltmak ve yaranın iltihaplanmasını önlemektir.<strong> </strong>Bunun için iyileşme gerçekleşene kadar günde 3 kez diş fırçalama sonrası antiseptik ağız gargarası yapılması ve yara ulaşılabilir yerde ise triamsinolon içeren bir ağız pomadı ile yarayı kapatmak gerekir.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora başvurulmalı? </strong></p>
<p>Yara 2 hafta olmasına rağmen geçmediyse veya tekrarlıyorsa bir doktora başvurmak gerekir. Düzenli sigara-alkol kullanan, kemoterapi ya da radyoterapi alan, kemik iliği ya da organ nakli yapılan ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin düzenli ağız-boğaz kontrolü yaptırmaları gerekir.</p>
<p><strong>Ne gibi tetkikler yapılması gerekir?</strong></p>
<p>Doktorunuz ayrıntılı bir kulak burun boğaz muayenesi sonrasında şüpheli bir yara gördüğünde, oradan biopsi alabilir ve patolojik incelemeye gönderebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Başka ne tür ağız yaraları vardır?</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-medium wp-image-430 alignleft" style="float: left;" title="lokoplaki" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/lokoplaki-300x271.jpg" alt="" width="169" height="158" /></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Lökoplaki</span></strong><strong>-</strong>Yanakların iç kısmında, dişetlerinde ya da dilde yerleşen, kalın, beyazımsı renkte kabarık lezyonlardır. Genellikle sigara kullanıcılarında görülür, o bölgelerde fazla doku üretilmesine bağlıdır. Ayrıca artık ağıza uymayan eskimiş damak protezlerinin baskı yaptığı yerlerde ya da yanak iç kısmını çiğneme alışkanlığı olan kişilerde de görülebilmektedir. Zamanla kansere dönüşebilir.</p>
<p><strong> </strong><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong><strong><img class="alignnone size-medium wp-image-431 alignleft" style="float: left;" title="kandida" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/kandida.jpg" alt="" width="164" height="156" /></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kandidiyazis</span>-</strong>Pamukçuk da denilen<strong> </strong>bir tür mantar enfeksiyonudur. Genellikle damak protezi takanlarda, bebeklerde, yaşlılarda ya da sistemik bir sağlık sorunu olup bağışıklığı düşük olan kişilerde karşımıza çıkar. Ağız kuruluğu olan kişilerde ağızda mantar gelişme riski yüksektir. Antibiyotik tedavisi sonrası, ağız içi florasının değişmesine bağlı olarak da gelişebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-medium wp-image-432 alignleft" style="float: left;" title="killi-dil" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/killi-dil.jpg" alt="" width="111" height="166" /></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kıllı dil</span></strong>-Tat tomurcuklarının uzamasına bağlıdır. Ağız hjyeninin bozuk olması, kronik oral irritasyon ve sigara kaynaklı olabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-medium wp-image-433 alignleft" style="float: left;" title="toruspalatinus" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/toruspalatinus-300x285.jpg" alt="" width="162" height="150" /></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Torus palatinus</span></strong><strong>-</strong>Sert damağın orta kısmında<strong> </strong>sert kemiksi bir çıkıntı oluşmasıdır.<strong> </strong>Genellikle 30 yaş üstü kadınlarda görülür ve nadiren tedavi gerektirir. Uzun yıllar boyunca diş gıcırdatanlarda daha sıktır. Damak protezi gerektiğinde, protezin ağız içine uyumu için çıkarılabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-medium wp-image-434 alignleft" style="float: left;" title="oral-kanser" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/oral-kanser-300x225.jpg" alt="" width="216" height="160" /><span style="color: #ff0000;">Oral kavite kanseri</span></strong><strong>-</strong>Ağızda beyaz ya da kırmızı bir kabarıklık şeklinde ya da ufak bir ülser şeklinde ortaya çıkarlar. Dudak dışında, dil ve sert damakta en sık görülürler.  Boyunda ya da ağız içinde şişlik, yutma güçlüğü ya da ağrılı yutma, uzun süren ses boğukluğu ya da ağız/yüz bölgesinde uyuşukluk diğer bulguları olabilir. Sigara vb. tütün maddelerini içenlerde ve tütün çiğneyenlerde daha çok görülür. Kesin tanısı biopsi ile konur.</p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: left;">*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/427/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Orta kulak iltihabı aşılarla önlenebilir mi?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/425</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/425#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:23:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[aşı]]></category>

		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=425</guid>
		<description><![CDATA[ 

Gelişmiş ülkelerde çocukların yaklaşık % 62&#8217;si 1 yaş civarında, % 80&#8242;i 3 yaş civarında ve %100&#8242;ü ise 5 yaş civarında ilk orta kulak iltihabı atağını geçirmektedir. Bu kadar sık ve yaygın görülen bu hastalığı önleyebilmek adına günümüzde pek çok araştırma ve çalışma yapılmaktadır. Bunlardan biri aşılamadır.
Aşı nedir?
Aşı, vücudun bağışıklık sistemini uyararak belli bakteri ve virüslere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/pnomo-asi.jpg"></a> </p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-426 alignleft" style="float: left;" title="pnomo-asi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/05/pnomo-asi-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">Gelişmiş ülkelerde çocukların yaklaşık % 62&#8217;si 1 yaş civarında, % 80&#8242;i 3 yaş civarında ve %100&#8242;ü ise 5 yaş civarında ilk orta kulak iltihabı atağını geçirmektedir. Bu kadar sık ve yaygın görülen bu hastalığı önleyebilmek adına günümüzde pek çok araştırma ve çalışma yapılmaktadır. Bunlardan biri aşılamadır.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Aşı nedir?</strong></span></p>
<p>Aşı, vücudun bağışıklık sistemini uyararak belli bakteri ve virüslere karşı savaşa hazırlıklı olmasını sağlayan bir tür preparattır. Aşı uygulandıktan sonra, ilgili mikroba karşı vücutta &#8220;antikor&#8221; adı verilen proteinler (bir nevi silahlar) üretilir ve bu sayede o mikropla temas durumunda, mikrobun yok edilmesi ya da zararlı etkisinin hafifletilmesi amaçlanır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Pnömokok mikrobu (</span><em><span style="color: #ff0000;">Streptococcus pneumoniae)</span>  </em>orta kulak iltihabı, sinüzit, pnömoni (zatürre) ve menenjit gibi oldukça riskli  hastalıklara yol açtığı bilinen en sık görülen ajanlardan biridir.  Günümüzde bu mikrobun pek çok türüne karşı geliştirilmiş bir aşı bulunmakta ve <span style="color: #ffff00;"><span style="text-decoration: underline;">Türkiye&#8217;de de rutin olarak uygulanmaktadır</span>.</span> Yaş gruplarına göre uygulama sıklığı ve sayısı değiştiği için bu konu hakkında bilgi almak üzere çocuk doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.</p>
<p><em><span style="color: #ff0000;">Konjuge Pnömokok Aşısı:</span></em> Oldukça etkili ve güvenli bir aşıdır.  Kişiden kişiye değişmekle birlikte, mikrobun tehlikeli formlarının % 97&#8217;sine karşı koruma sağlamaktadır. Aşı sonrası yan etki olarak iğne yapılan yerde kızarıklık, şişlik ve hassasiyet ile hafif ateş görülebilir. Allerjik reaksiyon ise çok nadirdir. Bebeklere uygulanabilen ve 2 yaş altına yapılabilen tek pnömokok aşısıdır. 5 yaş altı çocuklarda konjuge aşı orta kulak iltihabını önlemede oldukça etkilidir. </p>
<p><em><span style="color: #ff0000;">Haemophilus influenzae (NTHi) ve  Moraxella catarrhalis aşısı:</span></em> Orta kulak iltihabı ve sinüzite yol açan diğer en sık görülen ajanlardan olan Hemofilus ve Moraxella mikrobuna yönelik aşı geliştirme  çalışmaları devam etmektedir.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/425/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ORTA KULAK İLTİHABI (SSS)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/135</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/135#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:22:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[SIK SORULAN SORULAR (SSS)]]></category>

		<category><![CDATA[biberon kullanımı]]></category>

		<category><![CDATA[kulağı çizdirme]]></category>

		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>

		<category><![CDATA[kulak tüpü]]></category>

		<category><![CDATA[kulakta şişlik]]></category>

		<category><![CDATA[kulakta sıvı birikimi]]></category>

		<category><![CDATA[miringotomi]]></category>

		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=135</guid>
		<description><![CDATA[ 

Geçen gün kızım çok ateşlendi, çocuk doktoruna götürdük, orta kulak iltihabı dedi, antibiyotik verdi. Evde bir de küçük bebeğim var, ona bulaşır mı?

Orta kulak iltihabı çocuklarda en sık doktora gitme nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-medium wp-image-261 alignright" style="float: right;" title="soru" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/soru.jpg" alt="" width="161" height="232" /> </p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Geçen gün kızım çok ateşlendi, çocuk doktoruna götürdük, orta kulak iltihabı dedi, antibiyotik verdi. Evde bir de küçük bebeğim var, ona bulaşır mı?</span></strong></li>
</ul>
<p><em><span style="color: #ff9900;">Orta kulak iltihabı</span> çocuklarda en sık doktora gitme nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar.  Orta kulak iltihabı tek başına bulaşıcı değildir, buna yol açan nezle-grip virüsü burun salgıları yoluyla hapşırmakla, enfekte ellerle temas etmekle bulaşır. Bunların bulaştığı kişide eğer bağışıklık yetersizse, geniz eti, deviasyon gibi burun tıkanıklığına yol açan anatomik bir sorunu var ise, nezle-grip iken uçak yolculuğu yapmış ise östaki tüpünün (orta kulakla burun  arasında genizde yer alan ince bir kanal) ve enfeksiyona bağlı şişip kapanması nedeniyle orta kulak iyi havalanamaz ve bu kişi de dolaylı olarak orta kulak iltihabı yaşayabilir.  </em></p>
<p><em>Bu nedenle bebeğinizi diğer çocuğunuzla çok temas ettirmeyin, aynı odada yatırmayın, öptürmeyin ve örneğin kızınızın burnunu sildikten sonra ellerinizi yıkayıp bebeğinizi kucağınıza alın. Ancak tüm bu önlemlere rağmen bebekte burun tıkanıklığı, hapşırma, öksürme başlarsa burnunu açık tutmak için bebeklere uygun burun damlalarından (tuzlu su içeren!) kullanın ki östaki ağzı olabildiğince açık kalsın. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Orta kulak iltihabı ne gibi sorunlara yol açar?<span id="more-135"></span></strong></span></li>
</ul>
<p><em>Öncelikle oldukça fazla kulak ağrısı, ateş ve işitme kaybına yol açar.  Ayrıca tedavi edilmediğinde, özellikle bebeklerde kafada yer alan diğer bazı yapılara yayılabilir. Bu nedenden dolayı bebeğinizde huzursuzluk, devamlı o kulağını çekiştirme, kusma, ateş varsa, kulak arkasında şişlik ve kızarıklık ortaya çıkmışsa hemen bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir. </em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Orta kulak iltihabı nasıl oluşur?  </span></strong></li>
</ul>
<p><em>Nezle-grip, alerji vb. ‘ye bağlı östaki tüpünün ağzında tıkanıklık oluştuğunda öncelikle orta kulak havalanması bozulur, tedavi yapılmazsa orta kulakta negatif bir basınç ortaya çıkar ve bu da çevre dokulardan orta kulağa bazı sıvıların çekilmesine yol açar. Bakteri ya da virüsler ise bu sıvıya geçip (durağan sıvılarda mikrop çoğalması daha kolay olur- bataklık gibi!) orta kulak iltihabına yol açarlar. Bu iltihaplı sıvı kulak zarını dışarı ittirip, sonra da tutup kulak zarında şişme, kızarıklık ve buna bağlı şiddetli ağrı yaratır. Kulak zarı şişmiş olduğu için ve arkasında hareket etmesini önleyen yoğun bir sıvı olduğu için işitme görevini yerine getiremez ve kişide işitme kaybı ortaya çıkar. </em></p>
<p><em>Bazen bu baskıya ve inflamasyona dayanamayan kulak zarı bir yerinden delinip akmaya başlar. Bu durumda kişinin ağrısı geçer, ateşi düşer ancak bu sefer de orta kulak dışarısıyla temasa geçer ve müzmin orta kulak iltihabına dönüşebilir. Bu nedenle herhangi bir kulak akıntısı olduğunda bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulması gerekir.</em>   </p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Orta kulak iltihabı nasıl tedavi edilir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Uygun bir antibiyotik seçimi ve gerekli sürede (en az 7 gün, ideali 10 gün)  kullanım ile orta kulak iltihabı tedavi edilebilir.  Beraberinde var olan patolojiye göre ateş düşürücü-ağrı kesici, dekonjestan, antihistaminik (alerji ilacı) ilaçlar, burun damlaları eklenebilir. </em></p>
<p><em>Önemli olan sık sık doktor kontrolüne gitmektir. Tıbbi tedaviye rağmen ateşin düşmemesi, ağrının artması, kulak akıntısının başlaması, baş ağrısı ya da kulak arkasında şişlik-kızarıklık oluşması halinde tedavi yeniden düzenlenebilir veya bazı cerhi müdahaleler gerekebilir. </em></p>
<p><em>Halk arasında bilinen adıyla <span style="color: #339966;">&#8220;kulağı çizdirme&#8221;</span> dediğimiz <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">miringotomi</span></span> işlemi bunlardan biridir. Bu, kulak zarının ileri derecede bombe olduğu ya da baloncuk yapmaya başladığı durumda kulak zarının iyileşme potansiyeli en fazla olan yerinden bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından özel aletlerle çizilip iltihabın temizlenmesi işlemidir. Kesilen yer çoğunlukla birkaç gün içinde kendi kendine kapanmaktadır. Ancak tam kapanma olana kadar kulağa asla su kaçırılmaması gerekir. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Orta kulak iltihabından nasıl korunulur?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Orta kulak iltihabına yol açan faktörlerden korunmakla tabii ki! Nezle-grip olduğunuzda burun tıkanıklığını açmaya çalışmalı, kuvvetli sümkürme ya da tam tersi kuvvetli burun temizleme yapmamalı, hastayken uçak yolculuğu yapmamalı, çevrenizdeki insanların hastalanması el temizliği ve hjyene özen gösterilmeli, hastayken öpüşmemeli ve vücut direncini yüksek tutmak için dengeli beslenmeli, sigara içmemeli, yeterli uyumalı ve dinlenmelisiniz.  </em></p>
<p><em>Bebek ve çocuklarda östaki tüpünün erişkinlere göre kısa ve geniş olması, mikropların ve yutulan sıvıların genize kaçması durumunda rahatça burundan orta kulağa geçmesine yol açar. Özellikle bebeklerin biberonla beslenmesi sırasında ve sonrasında bu konuya çok dikkat edilmesi gerekir. Bebek düz yatırılarak ya da yatağında beslenmemeli, beslenme sonrası 1-2 saat yatırılmamalı, yatağın başı yükseltilerek yatırılmalıdır. </em></p>
<p><em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=25" target="_blank">Nezle-grip-orta kulak iltihabı olan çocukların tam iyileşene kadar kreşe/okula gönderilmemesi gerekir. </a></em></p>
<p><em>Ayrıca çocukların yanında sigara içilmemelidir (çocuk odasındayken salonda içiyoruz, sonra havalandırıyoruz gibi açıklamalar yetersizdir, çünkü sigaranın irritan partikülleri oda içindeki eşyalara sinmekte ve ne kadar havalandırılırsa havalandırılsın çocuğu etkilemektedir!!!), yapılan çalışmalarda sigara dumanına maruz kalan çocukların daha sık hasta olduğu görülmüştür.</em>  </p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Oğlum 10 gün önce orta kulak iltihabı geçirdi, doktoru iltihabın geçtiğini ancak kulakta sıvı kaldığını söyledi. Bu sıvı nedir ve nasıl tedavi edilir?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>En az 7 günlük, ideali 10 günlük antibiyotik tedavisi sonrası, orta kulaktaki iltihap gerilemekte,  %40 çocukta geride iltihapsız bir sıvı kalmaktadır.  Bu sıvı çoğu çocukta 3-6 haftada kendiliğinden kaybolmaktadır. En az 3 aylık takip sonrasında kulaktaki sıvının kaybolmadığı durumlarda, kulağa tüp takılması (ventilasyon tüpü) gerekmektedir. Bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgileri <a href="http://www.seciltotan.com/?p=123" target="_blank">&#8220;Kulakta sıvı birikmesi ve kulak tüpü (SSS)&#8221;  </a>ve <a href="http://www.seciltotan.com/?p=48" target="_blank">&#8220;Kulak tüpü nedir, neden takılır?&#8221; </a>başlıklı yazılardan edinebilirsiniz. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Merhabalar. Benim 4 aylık yeğenimin kulağında bir şişlik var. Bir iki ay kadar önce çocuk rahatsızlandı ve doktora başvurduk, ortak kulak iltihabı teşhisi koyuldu ve ilaç falan kullandıktan sonra iyileşti. Birkaç haftadır da çocuğun kulağında gözle görülebilecek kadar bariz bir şişlik var, sağ kulağı diğer kulağına göre oldukça dışa açık görünmekte. Kulağında herhangi bir akıntı yok, yüksek ateş gibi bir şikayetimiz de yok çocuğun kulağına dokunduğumuzda aşırı tepki verip ağlamıyor. Tekrar doktora başvurduk ve biraz daha beklememiz gerektiği söylendi. MR çekilmesi gerekebilir ve MR çekmemiz için çocuğu uyutmamız gerekir gibi şeyler söylediler haklı olarak. Biraz daha bekleyip eğer kulak arkasında herhangi bir kırmızılık veya çocukta aşırı huzursuzluk gibi şeyler olursa acil götürmemizi söylediler. İsterseniz eğer fotoğrafını da size gönderebilirim. Acaba ne yapmalıyız? Şimdiden teşekkürler.</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Bahsettiğiniz durum, orta kulak iltihabinın bir komplikasyonu olan ve bebeklerde nispeten daha sık görülen &#8220;akut mastoidit&#8221; dediğimiz durumdur. Bunun nedeni bebeklerin kemik yapılarının yumuşak olması ve diger kafatası kemikleriyle tam birleşmemiş olmasından dolayı orta kulaktaki iltihabın<br />
kulak kemiğini (mastoid) tutması ve oradan iltihabın deri altına kaçmasıdır. Genellikle orta kulak iltihabından 2-3 hafta sonra, kulakarkası ve üstünde cilt alti dokularda sıvı birikimi, buna bağlı olarak<br />
kulağın öne ve aşağı dogru itilmesi ile karakterizedir. Tanısı için acilen Kulak Tomografisi çekilmesi gerekir. Tedavisinde yoğun antibiyotik kullanımı (genellikle damardan iğne seklinde), iltihabın<br />
boşaltılabilmesi için ameliyatla kulağa tüp takılması, hatta enfeksiyon çok ilerlemişsee mastoid kemiğin de içinin ameliyatla temizlenmesidir.  Size önerim, hafif bir sakinleştirici ilaç altında hemen tomografi çekilip ona göre tedaviye karar verilmesidir. Geçmis olsun.</em></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">2005 doğumlu oğlumuz bundan 1 ay önce ateşlenince çocuk doktorumuza götürdük. Çocuğun sağ kulağının sıvı topladığını, 7 günlük N&#8230;.. 1 gr sabah akşam iğne tedavisi vereceğini ve eğer bu kürde geçmezse hemen KBB&#8217;ye gitmemiz gerektiğini söyledi. 7 gün geçtikten sonra bakıldı ve hemen KBB&#8217; ye gönderildik. KBB uzmanı bize 10 günlük L&#8230;.. sabah akşam önerdi ve toplamda 20 gün sonra timpanogram ve nazofarenks grafisi çektirip gelin dedi. Bizim bu süremiz dolmak üzere ve kulağındaki iltihap geçmiş ama sıvı hala duruyormuş(Çocuk doktoru baktı). Geceleri burnundan nefes alamıyor ve oğlumuz kreşe gidiyor. Bu aralar tekrar enfeksiyon kapma olasılığı da yüksek. Tympanogram right volume: 0.11 ml, compliance 0.16 ml, pressure -168 dapa, gradient 0.04 ml. Tympanogram left volume: 0.18 ml, compliance 0.14 ml, pressure -260 dapa, gradient 0.04 ml. Geniz filmini henüz çektirmedik. Sitenizden edindiğim bilgilere göre şu konularda bana yardımcı olabilirmisiniz?</span></strong></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><span style="color: #ff0000;">1. G</span></strong><strong><span style="color: #ff0000;">eniz filmini çektirmek için beklemelimiyim? Şu aralar öksürüyor, geniz etinin büyük gözüküp bizi yanıltma olasılığı varmı dır?</span></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><span style="color: #ff0000;">2. KBB uzmanı kulaklarına tüp takılıp geniz eti de alınır diyor. Biz ise beklesek ya da sadece genizetini aldırsak, kulağındaki sıvı toplaması zamanla geçer mi? Oğlumuzun<br />
kulağında duyma kaybına yol açmaktan da korkuyoruz. Bu olasılık söz konusu mudur? Sizden haber bekliyoruz. Şimdiden çok teşekkürler.</span></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Öncelikle gecmis olsun.  Çocuğunuzun geçirdigi hastalık ve buna ait tedavi ve tetkikleri ayrıntılı yazdığınız icin tesekkür ederim.  Birkaç noktayı sormam gerekiyor, bu orta kulak iltihabı bu sene ilk defa mı oldu? Ya da bebekliğinden beri yılda kaç kez orta kulak iltihabı geçirdi? Ağzı</em><em> açık uyuma, horlama sadece hastalı</em><em>k dönemine mi özgü? Horlamalar sırasında nefesi de duruyor mu? Eviniz çok aşırı sıcak ve kuru mu? Evde sigara içiliyor mu? Çocuğunuz allerjik mi?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Bilimsel istatistiklere gore tüm çocukların yaklaşık %75&#8242;i 5 yaşından önce yılda en az 1 kez orta kulak iltihabı geçirmektedir. Bunların %10&#8242;unda ise orta kulak iltihabı sonrası kulakta hapsolan sıvı (effüzyon) en az 8 hafta süreyle kalmaya meyillidir. Kreş faktörü, orta kulak iltihabı geçirme sıklıgını arttıran temel faktörlerdendir. Evde sigara içilmesi (çocuğun yanında içilmiyor ya da evi havalandırıyoruz gibi eylemler maalesef sigaranın çocuğa zararını engellemiyor!), evin çok sıcak ve kuru olması ya da çocuğun alerjik olmasına rağmen evde uyuduğu odada kedi-köpek-kuş-peluş,tüylü oyuncak-halı vb. bulundurulması da riski arttırır. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Orta kulak iltihabının tedavisinde ilk doktorunuzun seçtiği antibiyotik gayet uygun, sonrasında kullanılan ilaç ise bazen yeterli etkiyi gösteremeyebiliyor. İdeal olanı amoksisilin içeren bir ilacın minimum 10 gün, hatta kontrolünde sıvı devam ediyorsa 3 hafta boyunca verilmesidir. Kendi pratiğimde 10 gün amoksisilin kullandıktan sonra sıvının miktarinda azalma yok ya da koyulasma varsa beraberinde metronidazol içeren bir antibiyotik de ekleyerek ikili tedaviyi seçmekteyim. 3 haftalik etkin antibiyotik kullanımı sonrasi düzelme yok ise hastayı sık kontrollere çağırarak 3 ay kadar takip etmek gerekiyor. Bu süre zarfinda burun temizliği önemli! Burnunu asla içine çekmemeli ve kuvvetli sümkürtme yaptirilmamalı!!! Ev kuru ise soğuk buhar makinesi kullanılmalı! Sigara içiliyorsa asla evin içinde içilmemeli! Sıvının bu süre sonunda da dağılmaması durumunda ise maalesef geniz etinin alınması ve kulaklara tüp takılması aşamasına geçiliyor. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Sorularınıza gelince: </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>1. Yazdığınız tetkik (timpanometri) sonucunda her iki kulakta sıvı birikimi olduğu görülüyor. Geniz eti filmi tabii ki genizetinin boyutlarını takip etmede yardımcı bir tetkik. Ancak geniz eti cok küçük olup 3 ay kulaklardaki sıvının kaybolmadığı hastalar da olmaktadır, yani ameliyat kriteri kulaktaki sıvının durumu ve süresidir (orta kulaktaki çok koyu sıvının katılaşmasına bağlı kireçlenme ya da kulak zarının orta kulağa yapışması bulguları varsa 3 ayı da beklememek gerekir). Kendi pratiğimde ben geniz etini endoskopla muayene ederek takip etmeyi<br />
ya da çocuk bu muayeneye izin vermiyorsa tedavi sonrası 1 kere geniz eti filmi çektirip ondan sonra da kulaklarını takip etmeyi tercih ediyorum.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> 2. Çocuğunuzu muayene eden KBB hekimi eğer 3 ay beklemeyi engelleyecek bazı bulgular (kulak zarında yapışma, koyu yapışkan sıvı varlığı vb.) görmüşse, ameliyatı erkene alabilir. Size bununla ilgili bir yorum yapabilmem için çocuğunuzun kulaklarını muayene etmem gerekir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>3. KBB hekiminiz sizi belli aralarla kontrollere çağıracaktır, bu kontrollerde ileride duymasını bozabilecek sorunların ilk bulgularının ortaya çıkması halinde zaten hemen ameliyat kararını verecektir. </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/135/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DOMUZ GRİBİ (SWINE INFLUENZA)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/404</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/404#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2009 09:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DOMUZ GRİBİ]]></category>

		<category><![CDATA[flu]]></category>

		<category><![CDATA[grip]]></category>

		<category><![CDATA[influenza A H1N1]]></category>

		<category><![CDATA[meksika]]></category>

		<category><![CDATA[relenza]]></category>

		<category><![CDATA[salgın]]></category>

		<category><![CDATA[swine influenza]]></category>

		<category><![CDATA[tamiflu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=404</guid>
		<description><![CDATA[
 
Domuz gribi nedir?
Bu grip türü domuzlar arasında oldukça bulaşıcı olan ve domuzlarda akut solunum yetmezliğine yol açan “Influenza A” virüsünün bir tipidir. Domuzlarda ölüm oranı yüksektir (%1-4). Domuzlar arasında hava yoluyla, direkt ya da indirekt (ortak kullanılan malzemelerle) temasla ve taşıyıcı olan ancak semptomu olmayan domuzlar yoluyla bulaşır. Yıl içinde herhangi bir zaman görülebilse de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-406" title="swine-flu-outbreak-in-mex-0011" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/04/swine-flu-outbreak-in-mex-0011-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" /></p>
<p> </p>
<p><span style="color: #ff9900;">Domuz gribi nedir?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Bu grip türü domuzlar arasında oldukça bulaşıcı olan ve domuzlarda akut solunum yetmezliğine yol açan “Influenza A” virüsünün bir tipidir. Domuzlarda ölüm oranı yüksektir (%1-4). Domuzlar arasında hava yoluyla, direkt ya da indirekt (ortak kullanılan malzemelerle) temasla ve taşıyıcı olan ancak semptomu olmayan domuzlar yoluyla bulaşır. Yıl içinde herhangi bir zaman görülebilse de genellikle sonbahar ve kış aylarında salgınları en sıktır. Pek çok ülkede bu nedenle domuzlara özel grip aşısı yapılmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">H1N1 alt tip Influenza A genellikle en sık görülen tiptir, ancak H1N2, H3N1, H3N2 gibi tipleri de görülmektedir. Domuzlar ayrıca kuş gribi hatta insan gribi ile de hasta olabilmektedir. Bazen insan gribi ile domuz gribi, hayvanı aynı anda hasta edebilmekte ve hayvanın vücudunda üreyen bu virüsler birbiriyle gen birleşimi yaparak “reassortant=üretilmiş yeni cins” virüs haline gelebilmektedir. Bu durumda, aslında sadece domuzlarda hastalık yapabilen domuz gribi insanları da hasta edebilir hale gelmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Domuz gribinin görülme sıklığı nedir?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Günümüzde yaşanan salgınlara benzer salgınlar ya da birkaç kişiyle sınırlı enfeksiyonlar eskiden de görülmüştür. Örneğin 2005-Ocak 2009 tarihleri arasında Amerika’da 12 kişinin bu hastalığa yakalandığı, ancak hiçbir ölüm olmadığı saptanmıştır. Eylül 1988’de Wisconsin’de yaşayan 32 yaşında hamile bir kadın, domuz gribine yakalandıktan 8 gün sonra zatürre nedeniyle vefat etmiştir. 1976’da New Jersey’de 200’den fazla insan bu gribe yakalanmış ve sadece 1 kişi ölmüştür. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Genellikle belirtileri insan gribindekine çok benzediği için, hasta olan kişilerin domuz gribi olduğu tesadüfen yıllık grip denetimleri sırasında anlaşılmıştır. Hastalığı hafif atlatanlar ya da semptomsuz olanlara tanı koymak çok güçtür, bu nedenle bu gribin insanlarda görülme sıklığını saptamak pek mümkün değildir. </span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Hastalık insanlara nasıl bulaşır?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">İnsanlar genellikle mikrobu hasta domuzlardan almaktayken, domuzlarla hiçbir teması olmayan insanlarda da bu hastalığın bulunması insandan insana bulaşın da olduğunu düşündürmektedir. Yayılımı aynı insan gribindeki gibi öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla ya da kapı kolu, kafeterya masaları vb. mikrobun 2 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla olmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Domuz eti ya da ürünlerini tüketmekle mikrop bulaşır mı?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Domuz gribi virüsü 160-170 derecede yok olmaktadır, bu nedenle iyi pişirilmiş bir eti tüketmekle bulaşmaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Domuz gribi hangi ülkeleri etkilemiştir?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Domuzları etkileyen gripten bahsedersek Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa (İngiltere, İsveç, İtalya), Afrika (Kenya) ve Çin ile Japonya’da salgınlar görülmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">İnsanları etkileyen domuz gribi için konuşacak olursak, son güncelleme olarak 27 Nisan 2009 tarihli WHO (Dünya Sağlık Örgütü) raporlarına göre Amerika’da laboratuar tetkiki ile ispat edilmiş Influenza A Tip H1N1 ile enfekte 40 kişi saptanmış, şu ana kadar herhangi bir ölen olmamıştır. Meksika’da 26 kişi saptanmış, 7 kişi ölmüştür. Kanada’da 6 hasta saptanmış, ölen olmamış; İspanya’da ise 1 hasta görülmüş, ölen olmamıştır. Ancak hastalık hızla yayılmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Domuz gribine karşı herhangi bir aşı var mıdır?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Maalesef henüz insanlarda uygulamaya uygun bir aşı bulunmamaktadır. Her sonbahar başında yapılan insan grip aşısının koruyucu olup olmadığı da bilinmemektedir. Çünkü influenza virüsleri çok çabuk genetik yapılarını değiştirebilmektedir. Ancak bilinen tiplere karşı hızla aşı geliştirme çalışmaları başlamıştır. </span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Hastalığın belirtileri nedir?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">İnsan gribinde ortaya çıkanla oldukça benzer şekilde ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücutta yaygın ağrı, baş ağrısı, üşüme-titreme ve halsizliktir. Bazı kişilerde bulantı, kusma ve ishal şikayetleri de olduğu görülmüştür. Önceden kronik bir hastalığı olan (kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, kanser, bağışıklık eksikliği vb) kişilerde zatürre ve akciğer yetmezliğine yol açabilmekte ve buna bağlı ölüm riski artmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Tedavisi mümkün müdür?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Yukarıda bahsedilen, daha önceki yıllarda görülen domuz gribi vakalarında herhangi bir özel tedavi uygulanmadan kişiler hastalığı atlatabilmiştir. Şu anda var olan salgına yol açan virüsler üzerinde yapılan çalışmalarda, mikrobun Oselatmivir (Tamiflu®) ve Zanamivir (Relenza®) içeren ilaçlara duyarlı olduğu, ancak Amantadin ve Rimantadin’e dirençli olduğu saptanmıştır. Ancak bu ilaçlar, hastalığın ilk 2 gününde kullanıldığında fayda etmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Hasta olan kişiler ne kadar süre bulaştırıcıdır?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Domuz gribi olan kişiler, şikayetler ortaya çıkmadan 1 gün önce ve çıktıktan sonra ise 7 gün sonrasına kadar hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Çocuklarda bu süre daha uzun olabilir. </span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Hasta kişilerden domuz gribi kapmamak için ne yapmalıyım?</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">İnsan gribinde nasıl önlemler almak gerekiyorsa, aynı şekilde davranılmalıdır. Yani:<br />
- Ateş, öksürük, burun akıntısı olan hasta görünümlü kişilerle yakın temastan kaçınılmalı.<br />
- Eller sık sık sabunla yıkanmalı, kirli ellerle göz-ağız-buruna dokunulmamalı.<br />
- Yeterli uyku, düzgün beslenme, fiziksel aktivite, sigara ve alkolden mümkün olduğunca kaçınma önemli.<br />
- Evde hasta birinin varlığında, kişi ailenin diğer fertlerinden ayrı bir odada tutulmalı, kişinin bakımı sırasında ağız-burun maskeyle kapatılmalı ve eldiven takılmalı, sonrasında eller iyice sabunlanmalı, oda sık sık havalandırılmalı, temizlik malzemeleriyle evde dezenfeksiyon sağlanmalıdır. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Hastalanmışsam evdekileri ve çevremdekileri nasıl koruyabilirim?<br />
- Öksürme ve hapşırma sonrasında eller iyice yıkanmalı, kullanılan kağıt mendil tekrar kullanılmak için saklanmadan atılmalı, bez mendil kullanımından kaçınılmalı<br />
- İşe/okula 1 hafta süre ile gidilmemeli, evde dinlenilmeli<br />
- Yakındakilerle teması en aza indirmeli, öpüşülmemeli, ziyaretçi kabul edilmemeli<br />
- Eller sık sabunlanmalı<br />
- Kirli ellerle ortak kullanım alanlarındaki eşyalara dokunulmamalıdır.</span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">Ne zaman doktora başvurulmalı?</span></p>
<div><span style="color: #c0c0c0;">Domuz gribi vakalarının görüldüğü alanlarda yaşıyorsanız ve grip şikayetleriniz varsa (ateş, öksürük, yaygın vücut ağrıları, burun akıntısı, boğaz ağrısı, bulantı, kusma, ishal vb.) mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.<span style="color: #c0c0c0;">Çocuklarda acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
- Hızlı solunum ya da solunum zorluğu<br />
- Ciltte mavimsi renk değişikliği<br />
- Yeterli sıvı alamama<br />
- Sözlü uyarılara yanıt verememe ya da uyanamama<br />
- Aşırı hırçın olma<br />
- Grip şikayetleri tam geçmişken ateş ve yoğun bir öksürük başlamış olması<br />
- Döküntü ve ateş</span></span></div>
<div><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #c0c0c0;">Erişkinlerde acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
- Solunum zorluğu, nefes darlığı<br />
- Göğüs ya da karında ağrı-basınç<br />
- Ani baş dönmesi ve sersemlik<br />
- Zihin bulanıklığı<br />
- Şiddetli ve durmayan kusma</span></span></div>
<div>
<p><span style="color: #ff9900;">Yurtdışına seyahate gideceğim, iptal edeyim mi? </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">WHO (Dünya Sağlık Örgütü) henüz H1N1 virüsü grip salgını nedeniyle uluslararası seyahate kısıtlama getirilmesine gerek duymamıştır. Dünyanın pek çok ülkesinde bu virüse bağlı salgınlar görülmektedir. Şu anda hasta kişilerin hızla tanımlanması ve izolasyonu için büyük çaba harcanmaktadır. Ancak kişide semptomlar çıkmadan önce insandan insana bulaştırıcılığın gerçekleşebilmesi nedeniyle kişisel hjyen önlemleri çok daha büyük önem kazanmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Seyahate çıkacak olan kişilerin kendilerini ve başkalarını koruyabilmesi için çok basit önlemler bulunmaktadır. Özellikle hasta olan kişilerin, toplum sağlığını düşünerek yolculuk etmemesi gerekir. Yolculuk sonrası hastalanan kişilerin ise en yakın sağlık kurumuna başvurması gerekir. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">Hastalanmamak için yolcuların mümkünse kalabalık ortamlara girmemesi, hasta olan kişilerle temas etmemesi, temas durumunda ellerin iyice sabunlanması önerilir. Hasta kişiler 1 kez kullanılıp atılacak şekilde kağıt mendille ağızlarını kapatarak öksürmeli ve söksürme-sümkürme sonrası da mendili hemen çöpe atıp ellerini iyice yıkamalıdırlar. </span></p>
<p><span><span style="color: #c0c0c0;">Yolcuların hastalanmamak için ortak kullanılan eşyalarla temas sonrasında ellerini alkol bazlı jellerle ya da sabunlayarak temizlemeleri, ellerini yıkamadan ağıza-buruna-göze götürmemeleri önerilir.</span> </span></p>
<p><span><span style="color: #ff9900;">Yolculuk öncesi grip ilacı alayım mı enfeksiyondan koruması için?</span> </span></p>
<p><span><span style="color: #c0c0c0;">Yolculuk öncesi koruyucu olarak antiviral ilaç alımı konusunda henüz netleşmiş veriler yoktur. Bu tür ilaçlara direnç gelişimini önlemek adına, koruyucu amaçlı kullanımından çok ilk şikayetlerin ortaya çıkmasından sonra alınması önerilmektedir. </span></span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #c0c0c0;">KAYNAKLAR: </span></span></p>
</div>
<p><span style="color: #c0c0c0;">1. WHO&#8217;nun web sitesi ilgili sayfası (<a href="http://www.who.int/csr/disease/swineflu/en/index.html">http://www.who.int/csr/disease/swineflu/en/index.html</a>)</span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;">2. CDC&#8217;nin ilgili web sayfası (<a href="http://www.cdc.gov/h1n1flu/">http://www.cdc.gov/h1n1flu/</a>)</span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/404/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KULAKTAKİ KRİSTALLER VE BAŞDÖNMESİ (BPPV)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/110</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/110#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 17:34:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BAŞDÖNMESİ]]></category>

		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[apley manevrası]]></category>

		<category><![CDATA[baş dönmesi]]></category>

		<category><![CDATA[bppv]]></category>

		<category><![CDATA[dengesizlik]]></category>

		<category><![CDATA[dix-hallpike]]></category>

		<category><![CDATA[dizziness nedir]]></category>

		<category><![CDATA[iç kulak taşı]]></category>

		<category><![CDATA[kulakta kristaller]]></category>

		<category><![CDATA[kulakta taşlar]]></category>

		<category><![CDATA[manevra]]></category>

		<category><![CDATA[pozisyonel vertigo]]></category>

		<category><![CDATA[vertigo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[ 

Benign (gidişatı iyi) Paroksismal (aniden başlayan) Pozisyonel (baş hareketleri ile tetiklenen) Vertigo (baş dönmesi) yani baş harfleriyle  &#8221;BPPV&#8221; erişkinlerde en sık baş dönmesi nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. En tipik bulgusu pozisyon değişikliği sonrasında oluşan ve 1-2 sn süren etrafın fıldır fıldır döndüğü bir baş dönmesi atağı yaşanmasıdır.  Bu durum genellikle yataktan kalkma ya da  yatağa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/bppv.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-276" title="bppv" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/bppv.jpg" alt="" width="214" height="213" /></a> </p>
<p style="text-align: center"><em><strong></strong></em></p>
<p><span style="color: #ccffff;"><span>Benign (gidişatı iyi) Paroksismal (aniden başlayan) Pozisyonel (baş hareketleri ile tetiklenen) Vertigo (baş dönmesi) yani baş harfleriyle  &#8221;BPPV&#8221; erişkinlerde en sık baş dönmesi nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. En tipik bulgusu pozisyon değişikliği sonrasında oluşan ve 1-2 sn süren etrafın fıldır fıldır döndüğü bir baş dönmesi atağı yaşanmasıdır.  Bu durum genellikle yataktan kalkma ya da  yatağa yatma anında, yatakta sağdan sola dönerken, yerden eğilip ya da yukarı uzanıp bir şey alma sırasında ortaya çıkar.  Kişi birden bu şekilde bir dönme yaşayınca korkar ve bir yerlere tutunma ihtiyacı hisseder. Bazen tutunamayıp düşebilir. Bulantı ve kusma da eklenebilir. Kişinin gözlerine dikkatli bakıldığında göz bebeklerinin bir tarafa doğru döner gibi hızlı hızlı hareket ettiği görülür(nistagmus).</span><br />
</span><span style="color: #000000;"><span style="color: #ccffff;">BPPV&#8217;nin nedeni iç kulakta denge sağlayan organların içinde yer alan mikroskopik taşların/kristallerin (otokonya)  yerlerinden kopup iç kulak sıvısında serbest yüzmesi ve yarım daire kanallarının içine kaçmalarıdır. Yarım daire kanallarının görevi yatay, dikey ve çapraz düzlemdeki hareketleri algılayıp beyne sinyal göndermek ve bu sayede kişinin dengesini sağlamaktır. Yanlışlıkla bu kanalların içine giren bu taşların hareketi sanki kişi bu düzlemlerden birinde devamlı hareket ediyormuş gibi bir yanlış algılamaya neden olur. Bu da baş dönmesi şikayetlerini açığa çıkarır.</span> (Bkz. </span><span style="color: #000000;"><a href="http://www.seciltotan.com/?p=24" target="_blank">Dizziness (sersemlik hissi), Vertigo (baş dönmesi) ve Taşıt tutması</a></span><span style="color: #000000;">)</span></p>
<p>Tanı, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından detaylı bir anamnez alma sonrasında yapılacak ayrıntılı KBB muayenesi ve otonörolojik muayene ile ayırıcı tanılar ekarte edilerek konulur. <span id="more-110"></span>&#8220;Dix-Hallpike&#8221; adı verilen muayenede kişi başı aşağı sarkacak şekilde yatağa yatırıldıktan sonra doktor tarafından çeşitli baş hareketleri yaptırılarak kristallerin yerinden oynayıp oynamadığı, oynadıysa hangi kulağın etkilendiği saptanır.BPPV tedavi edilmesi en kolay baş dönmesi nedenlerinden biridir. Tipik tedavisi taşların eski yerine dönmesini sağlayan özel manevraların uygulanmasıdır (Apley, Modifiye Apley vb.)  Genellikle ilaç tedavisi eklenmesine gerek yoktur.  Manevra sonrasında kristallerin yerinden oynamaması için 3 gün kesin istirahat edilmeli, herhangi bir eğilip kalkma, yukarı uzanma yapılmamalı, baş ve vücut adeta bir robot gibi beraber hareket ettirilmeli, 1 hafta süreyle araç kullanılmamalı ve baş yüksek olacak şekilde (45 derece açı ile)  etkilenmeyen kulak üstüne yatılarak uyunmalıdır. Doktorunuz 1. hafta sonunda sizi kontrole çağırıp muayenenizi tekrarlayacak ve gerekirse tedavi edici manevrayı tekrar uygulayacaktır. Çoğu hastada şikayetlerin çoğu 1 haftada geçmekte, hafif dengesizlik ve sendeleme hissi ise 1 ay kadar sürmektedir. </p>
<p>Tekrarlayan BPPV atakları olan kişilerde konjenital/akkiz anatomik problemler ya da <a href="http://www.seciltotan.com/?p=45" target="_blank">Meniere Hastalığı </a>akla gelmelidir.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/110/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DÜNYADAN VE TÜRKİYE&#8217;DEN ÜNLÜLERİN KBB SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/136</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/136#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 12:33:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>

		<category><![CDATA[atilla koç]]></category>

		<category><![CDATA[beethoven]]></category>

		<category><![CDATA[brahms]]></category>

		<category><![CDATA[dünyada ve türkiyede ünlülerin kulak burun boğaz sorunl]]></category>

		<category><![CDATA[eng ve chang]]></category>

		<category><![CDATA[filiz akın]]></category>

		<category><![CDATA[frank sinatra]]></category>

		<category><![CDATA[franz haydn]]></category>

		<category><![CDATA[george washington]]></category>

		<category><![CDATA[grover cleveland]]></category>

		<category><![CDATA[juanito]]></category>

		<category><![CDATA[oscar wilde]]></category>

		<category><![CDATA[savaş ay]]></category>

		<category><![CDATA[sigmund freud]]></category>

		<category><![CDATA[thomas edison]]></category>

		<category><![CDATA[tuğba özay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[

*Johannes Brahms
Ünlü Alman besteci Johannes Brahms 1833’de Hamburg’da doğdu.  Eldeki veriler Brahms’ın ileri yaşta uyku apnesi olduğunu düşündürüyor, çünkü yakınları Brahms’ın aşırı derecede horladığını belirtmekte, ayrıca kısa tıknaz vücudu ve  kalın boyun yapısı da bu duruma yatkın olduğunu akla getiriyor.  
*Ludwig van Beethoven
27 yaş civarında klasik müzik bestecisi Ludwig van Beethoven (1770-1827) kaderin kurbanı oldu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong><strong></strong></p>
<h1 style="margin: 12pt 0cm 3pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #000000;"><a title="filizakin.jpg" rel="attachment wp-att-150" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=150"></a></span></span></h1>
<h1 style="margin: 12pt 0cm 3pt; line-height: 150%"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #000000;"><img class="alignnone size-medium wp-image-263 alignright" style="float: right;" title="brahms_image_1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/brahms_image_1-220x300.jpg" alt="" width="168" height="190" /><a title="atilla-koc.jpg" rel="attachment wp-att-139" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=139"><img src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/atilla-koc.thumbnail.jpg" border="0" alt="atilla-koc.jpg" width="1" height="1" align="bottom" /></a></span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">*Johannes Brahms</span></span></span></h1>
<p><span lang="EN-US">Ünlü Alman besteci Johannes Brahms 1833’de Hamburg’da doğdu.<span>  </span>Eldeki veriler Brahms’ın ileri yaşta <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=88" target="_blank">uyku apnesi </a>olduğunu düşündürüyor, çünkü yakınları Brahms’ın aşırı derecede horladığını belirtmekte, ayrıca kısa tıknaz vücudu ve<span>  </span>kalın boyun yapısı da bu duruma yatkın olduğunu akla getiriyor.<span>  </span></span></p>
<div><span lang="EN-US"><span><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">*Ludwig van Beethoven</span></span></strong></span></span></div>
<div><span lang="EN-US"><span>27 yaş civarında klasik müzik bestecisi Ludwig van Beethoven (1770-1827) kaderin kurbanı oldu, tiz sesleri duymada sorun yaşamaya başladı. Ardından çınlama ve hiperakuzi (yüksek seslerden rahatsız olma) de tariflemeye başladı.  Bu kadar erken yaşta ortaya çıkan bu şikayetler, işitme sinirinde bir harabiyetin başladığını düşündürmektedir. </span></span></div>
<p><span lang="EN-US"><span>Buna rağmen Beethoven beste yapmaya devam etti ve uzmanlara göre yaşadığı işitme sorunları kendi müziğini dış gürültülerden izole olarak duymasını sağladı. Ancak topluluk içindeki müzik performansları bozulmaya başladı, bu da ilgisini sadece beste yapmaya yöneltti.  </span></span></p>
<p>Zamanla işitmesi iyice bozulan Beethoven 50 yaşında tamamen sağır oldu. Buna rağmen 1827 yılında ölene kadar beste yapmaya devam etti.</p>
<p> </p>
<p>  <span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> <span style="color: #ff0000;">*</span></span><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Eng ve Chang</span></span></span></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;"> </span></span></span> </p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Tayland’da yapışık Siyam ikizleri olarak doğan ve hayatlarını bu şekilde devam ettiren Eng ve Chang bu anatomik anormallikleri nedeniyle çok popüler olmuşlardı. Amerika’ya göç ettikten sonra, Eng ve Chang vatandaş olup 1843’de Yates kardeşlerle evlendiler.  </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Yavaş yavaş , Chang&#8217;in her iki kulağında,<span>  </span>Eng&#8217;in ise sol kulağında işitme kaybı ortaya çıkmaya başladı. Bu durum, yaşamlarını avcılıkla kazanan bu kardeşlerin silah atışına bağlı işitme siniri travmasına bağlanmıştır. </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> Eng&#8217;in sağ kulağının etkilenmemesinin nedeni, silahı ikizlerin solda yer alanı olan  Chang&#8217;in sol omzuna dayayarak ateşlemeleri sırasında Eng&#8217;in kafasının bariyer gibi sesi kısmen de olsa izole ederek sağ kulağını korumasına bağlanmıştır. <span id="more-136"></span></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;">*</span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Grover Cleveland</span></span></span></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"> </span></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Amerika’nın 22 ve 24. Dönem başkanı Grover Cleveland, 2 farklı dönemde başkanlık yapan ilk kişi olarak tarihe geçmiştir. Sol üst çenesindeki sarkom nedeniyle geniş bir ameliyat geçirmiştir. Sarkom bağ dokusunun oldukça agresif bir tür kanseridir ve genellikle kemik, kıkırdak, yağ dokusu, kas, kan damarlarını tutar.<span>  </span>Ancak günümüzde 1893’te konulan bu sarkom tanısının doğru olmadığı, verrüköz karsinom olduğu iddia edilmektedir. Verrüköz karsinom yakın dokulara yayılan ancak nadiren metastaz yapan, sarkoma kıyasla daha iyi huylu bir kanser türüdür.<span>  </span></span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Ameliyatta üst çenesi tamamen alınmış,  damağındaki boşluk konuşmasını devam ettirebilmesi için özel bir protez ile kapatılmıştı. Ameliyat 1917’ye kadar sır olarak saklandı. Cleveland 1908’de öldükten sonra doktoru W. W. Keen&#8217;in ünlü vakayla ilgili  “<em>The Surgical Operation on President Cleveland in 1893 (Başkan Cleveland’ın 1893’teki ameliyatı) ” </em>başlıklı<em> </em>bir<em> </em>bilimsel makalesi bulunmaktadır.<span>  </span></span></p>
<p> <img class="alignnone size-medium wp-image-272 alignleft" style="float: left;" title="thomas_edison" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/thomas_edison-221x300.jpg" alt="" width="152" height="218" /><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;">*</span><span style="text-decoration: underline;">Thomas Edison</span></span></strong></span></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt">
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="color: #ff0000;"><strong></strong></span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Ünlü mucit Thomas Edison (1847-1931)<span>  </span>elektrik ampülünü ve ekonomik, pratik aydınlatma sistemini icat etmiştir. Edison’un neredeyse tamamen sağır olduğu bilinmektedir. 14 yaşında geçirdiği kızıl sol kulağında tamamen, sağ kulağında ise %80 sağırlığa yol açmıştır. </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p> </p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"> </p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"> </p>
<p> </p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"> </p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"> </p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt">
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">*Sigmund Freud</span></span></span></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"> </span></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt">
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Psikoanaliz, Ödipüs kompleksi ve insan psikolojisi üzerine çalışmaları olan Sigmund Freud,<span>  </span>yoğun sigara ve alkol kullanıyordu. Bu kötü alışkanlıklarından kurtulmaya çalışırken pek çok sağlık sorunu yaşamıştır. 67 yaşında çenesinde kanser saptanmıştır. Ölmeden önceki 16 yıl boyunca sert damaktaki kötü huylu ülser için devamlı tedavi aldı ve<span>  </span>büyük ameliyatlar geçirdi.<span>  </span>Buna rağmen kanser alt çeneye, göz tabanına ve yanağına atladı. Yapılan ameliyatlar başarısız oldu ve sonunda acıları 1939’da kalp yetmezliği ve yüksek doz morfin kullanımı ile ölmesiyle sona erdi. </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;">*</span><span style="text-decoration: underline;">Franz Haydn</span></span></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"> </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">&#8220;Sürpriz Senfoni&#8221;<span>  </span>ve &#8220;Mevsimler&#8221; in bestecisi Joseph Haydn kronik, tekrarlayıcı nazal polipten<span>  </span>(burun eti)<span>  </span>muzdaripti.<span>  </span>Baş ağrıları nedeniyle bir dönem beste yapması bile engellenmişti.<span>  </span>Ameliyat komplikasyonları ve sonradan yaşayacağını düşündüğü ağrıdan korktuğu için radikal cerrahi tedaviden hep kaçmıştı. </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><br />
<a href="http://www.seciltotan.com/?cat=1" target="_blank">Nazal polip</a>, sinüslerden kaynaklanıp buruna doğru sarkan şişmiş et gibi mukoza parçalarıdır. Bu iyi huylu kitleler sinüs ağızlarını tıkayarak sinüs içinde yoğun sıvı birikimine ve dolayısıyla şiddetli baş-yüz ağrısına yol açarlar. Haydn sadece etlerin sarkan kısımlarının alınmasına izin vermiş ve bu şekilde 4 ameliyat geçirmiş ama tabii ki geniş cerrahi uygulanmaması nedeniyle şikayetleri tekrarlamıştır.<span>  </span></span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Günümüzde bu poliplerin allerji/allerjik sinüzit, çocuklarda kistik fibrozis veya vazomotor rinit nedeniyle oluştuğu bilinmektedir. Bu etlerin küçültülmesi için çeşitli tedavi modaliteleri geliştirilmiştir. Cerrahi, kişinin burun tıkanıklığı ve baş ağrısını geçirmede etkiliyken, polip oluşumunu tetikleyen faktörlerin kontrol altına alınamaması durumunda tekrarlamalar olabilir.</span></p>
<p> <span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;">*</span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Frank Sinatra</span></span></span></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"> </span></span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></span></p>
<div><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Ünlü şarkıcı Frank Sinatra (1915-1998), tüm dünyada kadife gibi sesi ve mırıldanır gibi şarkı söylemesiyle bilinmektedir. Maalesef 1952’de ses telleri iltihaplıyken (<a href="http://www.seciltotan.com/?p=38" target="_blank">larenjit</a>) şarkı söylemeye çalıştığında ses telleri içine kanama oluşmuş ve bu durum kalıcı bir hal alarak bu özel yeteneğini kaybetmesine yol açmıştır. </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></span></div>
<p> </p>
<div><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;">*</span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">George Washington</span></span></span></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"> </span></span></span></span></div>
<p><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">George Washington Amerikan tarihinde en etkili ve bilinen başkanlardan biridir. Zamansız ölümü hastalığının tanısındaki çelişkilere ve o zamanlarda uygulanan tedavilere bağlanmaktadır. </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Aralık 1799’da<span>  </span>Washington şiddetli bir boğaz enfeksiyonu ve sıtma gibi ateş nöbetleri geçirmekteydi. Tedavisini yakın arkadaşlarından Dr. James Craik üstlenmişti. <span> Dr. </span>Craik, anjin tanısı <span> </span>koymuş, yardımcılarından Elisha Cullen Dick ise “boğazı rahatlatmak için” trakeotomi (üst havayolu tıkalı olduğunda daha aşağıdan havayolu sağlamak için boyun orta kısmından girilip nefes borusuna delik açılan cerrahi işlem)<span>   </span>önermiş ancak önerisi reddedilmişti. <span> </span>Bunun yerine diğer doktorları iltihaplı dokuyu günde 4 kez kesip kan akıtarak tedavi etmeye çalışmışlardı. Bu da günde 2,5 litre kan kaybı demekti.<span>  </span>Günümüzde <span> </span>Washington’un anjine yol açan <span> </span>streptokok enfeksiyonunun yanısıra kan kaybına bağlı şok, kan akıtma sırasında boğulma ve susuz kalmaya bağlı öldüğü düşünülmektedir.<span>  </span>Boğazın streptokok enfeksiyonu, Streptococcus adı verilen bir tür bakterinin <span> </span>bademcikleri ya da farinksi tutması ile gelişir ve basit bir antibiyotik tedavisi ile iyileşme sağlanır. </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;">*</span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Oscar Wilde</span></span></span></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="text-decoration: underline;"> </span></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Ünlü İngiliz yazar Oscar Wilde 1854 yılında doğduğunda, babası ünlü bir kulak doktoruydu. Maalesef Wilde, tüm çocukluğu boyunca tekrarlayan kulak enfeksiyonlarıyla boğuştu.<span>  </span>Uzun yıllar sonra 2 yıl hapishanede yattığı dönemde kulak iltihapları tekrarlama göstermişti. <span> </span>1900’da yani hapishaneden çıktıktan 3 yıl sonra ölen Wilde’ın ölüm nedeninin kulak kolesteatomu <span> </span>olduğu düşünülmektedir. Müzmin kulak iltihabının ileri ve ciddi bir şekli olan kolesteatom, orta kulakta çevre dokuları ve kemikleri eriten salgılar içeren bir deri topağı olarak tanımlanabilir.<span>  </span>Tedavi edilmediğinde üstteki kemiği eriten kolesteatom, enfeksiyonun beyine yayılmasına, dolayısıyla menenjite yol açmaktadır.<span>  </span>Bu da o dönemlerde kontrol altına alınamadığı için Oscar Wilde’in ölmesine neden olmuştur. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia;"><span style="font-size: x-small;">*(KAYNAK: <span> </span>http://www.entnet.org/museum/famous_figures_index )</span></span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Filiz Akın <img class="alignnone size-medium wp-image-274 alignleft" style="float: left;" title="filizakin" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/filizakin-300x210.jpg" alt="" width="300" height="210" /></span></span></span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><strong></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Türk Sineması&#8217;nın efsanevi oyuncusu Filiz Akın’a 2002&#8242;de Nazofarinks kanseri (burnun arka tarafı yani geniz bölgesi kanseri) tanısı konuldu. Houston M.D. Anderson Kanser Merkezi&#8217;nde gördüğü uzun bir tedavi sonrasında tamamen iyileşen Filiz Akın, katıldığı bir konferansta, hastalığı yenmesindeki en önemli etkeninin moralini yüksek tutmak olduğunu söylemiştir. <span> </span></span><span style="font-family: Georgia;"><span style="font-size: x-small;">(KAYNAK: http://www.lifeinbursa.com/haberx/12194/19/unluler_kanseri_moralle_yendi.htm)</span></span></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Savaş Ay</span></span></span></strong></p>
<p><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Ünlü televizyoncu ve gazeteci Savaş Ay&#8217;ın kanser teşhisi aslında tesadüfen çalan bir telefonla konulmuş. 1998&#8242;de bir doktor izleyicisinin sesiyle ilgili uyarısıyla kontrole giden ve gırtlak kanseri olduğunu öğrenen Savaş Ay, erken teşhis sayesinde dimdik ayakta. Hayatındaki her şeyi, tedavi sürecine göre değiştiren Ay, radyoterapi seanslarında dinlemek için hazırladığı şiir kasetleri ile moral bulmuş. Tabii aile ve dostlarının sevgisi de ünlü gazeteciye ilaç olmuş. Günümüzde gırtlak kanserine yol açan nedenlerin en başında sigara kullanımının olduğu bilinmektedir. </span><span style="font-family: Georgia;"><span style="font-size: x-small;">(KAYNAK: http://www.milliyet.com/2000/06/15/magazin/mag02.html)</span></span><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"> </span></span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Juanito</span></span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">“Arkadaşımın Aşkısın”, “Kumsaldaki İzler”, “Ay Beyaz Deniz Mavi” gibi romantik şarkılarıyla 1960&#8242;lı ve 70&#8242;li yıllarda</span><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"> </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">müzik listelerini sarsan Cezayir asıllı şarkıcı Juanito, </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">1960&#8242;ların ortasında grubu Los Alcorson ile İzmir&#8217;e gelmiş ve ilk kez Mogambo adlı kulüpte çıkmıştı. Ardından fuarda şarkı söylemeye başlayan, çok geçmeden de Fahrettin Aslan&#8217;ın dikkatini çekip Maksim Gazinosu&#8217;na transfer olan şarkıcı, birkaç ay içinde tam bir Türk dostu olmuştu. Ancak 1971 yılında, eşi çocuklarını da alarak Paris&#8217;e dönünce, peşlerinden gitmek zorunda kalmıştı.</span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Şanssızlık onu Fransa&#8217;da yakaladı. Gırtlak kanseri nedeniyle ameliyat olmak zorunda kaldı ve ses tellerini kaybetti, şarkıcılığı bırakıp taksi şoförlüğü yapmaya başladı. 2000 yılında, eski kayıtları CD olarak çıkarılacağı için yeniden Türkiye&#8217;ye geldi. Ve bir kez daha herkesin hayranlığını topladı. Şimdilerde emekli bir adam olarak Fransa&#8217;da yaşayan Juanito, her yıl tatil için İstanbul&#8217;a, Galata&#8217;daki evine geliyor. Evinin yakınlarındaki bir cafe&#8217;de playback olarak şarkılarını okumaya devam ediyor.<span style="font-family: Georgia;"><span style="font-size: x-small;">(KAYNAK: http://www.barbuni.com/index.php?cmd=7&amp;textID=6630) </span></span><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;"> </span></span></strong></span></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Atilla Koç</span></span> </span></strong><span class="detayhaber1"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></span></p>
<p><span class="detayhaber1"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Kültür ve Turizm Eski Bakanı Atilla Koç, ekranlara ve fotoğraf karelerine yansıyan &#8216;mışıl mışıl&#8217; uyuma görüntülerine nokta koydu. <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=88" target="_blank">&#8220;Uyku apnesi&#8221;</a> tanısı konan Bakan Koç, geceleri rahat uyumasını sağlayan özel bir cihazla <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=88" target="_blank">(CPAP)</a> uyuyor. Tedaviden olumlu sonuç alan Eski Kültür Bakanı, &#8220;Testlerin sonucuna göre gece uyurken nefesim 38-40 kez kesiliyormuş. Bu, normal insanın 3-4 katına denk geliyor. Yani, nefes duruyor. Siz, bu kesilmeler çerçevesinde, uykunuzu yeterli alamıyorsunuz. Şimdi daha rahat uyuyorum ve uykumu aldığım için artık uykum bölünmüyor”diye belirtti. </span></span><span class="detayhaber1"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></span><span class="detayhaber1"><span style="font-size: 9pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">(KAYNAK: </span></span><span style="font-family: Georgia;"><span style="font-size: x-small;">http://arsiv.sabah.com.tr/2006/04/21/gnd107.html)</span></span><span class="detayhaber1"><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></span></p>
<p><span class="detayhaber1"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Tuğba Özay</span></span></span></strong></span></p>
<p><span class="detayhaber1"><strong></strong></span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">13.03.2007 Ankara&#8217;da Başkent Moda Günleri&#8217;ne katılan manken Tuğba Özay, İstanbul&#8217;a dönerken trafik kazası geçirdi. İçerisinde bulunduğu otomobil rampa aşağı inerken ani fren yapıp savrulunca başını ön cama ve kapıya çarpan Tuğba Özay&#8217;ın yüzünde ve vücudunda morluklar oluştu. Yaşanan kazanın ardından İstanbul&#8217;da sahne alacağı tiyatro oyununun son provasına yetişmek için yoluna devam eden Özay&#8217;ın kulağında ve başında ağrılar artınca akşam saatlerinde Bolu&#8217;da bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı. </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;">Yapılan ilk muayenesinde vücudunun çeşitli yerlerinde ezilme ve morluklar ile iki kulağında yırtık tespit edilen Özay, ameliyata alınarak kulak zarları tamir edildi. </span><span style="font-family: Georgia;"><span style="font-size: x-small;">(KAYNAK: http://www.haberler.com/gecirdigi-kaza-sonucu-kulak-zari-yirtilan-manken-haberi/)</span></span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span><span style="font-size: 12pt; line-height: 150%; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/136/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BOĞAZ AĞRISI (SSS)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/119</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/119#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 11:48:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[SIK SORULAN SORULAR (SSS)]]></category>

		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>

		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>

		<category><![CDATA[boğazdan kulağa vuran ağrı]]></category>

		<category><![CDATA[kronik farenjit]]></category>

		<category><![CDATA[müzmin farenjit]]></category>

		<category><![CDATA[reflü]]></category>

		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[
En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?

Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak-tipasi-atislarda.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/soru2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-287 alignright" style="float: right;" title="soru2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/soru2.jpg" alt="" width="161" height="232" /></a>En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?</span></strong></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır suyu, boya maddeleri vb.) , iş icabı ya da değil sesini çok kullanan, az su içen ancak bol kahve-koyu çay-gazlı içecek tüketen kişilerdir. Bu tahrişlere bağlı olarak burun salgısı artmakta, bu durum </em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=108" target="_blank"><em>geniz akıntısına </em></a><em>yol açmakta, kişi devamlı boğazını temizlemekte, bu durum boğazı tahriş edip boğazdaki kabarıklıkları daha da çok arttırmakta, mukozanın harabiyeti ile mikroplara davetiye çıkarılmaktadır.</em></p>
</blockquote>
<blockquote><p><em>Kronik farenjiti tetikleyen </em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=43" target="_blank"><em>gastroözofageal veya laringofaringeal reflü</em></a><em>, </em><a href="http://www.seciltotan.com/?cat=1" target="_blank"><em>sinüzit </em></a><em>gibi bir neden varsa öncelikle bunlar tedavi edilmeli, boğazı tahriş edecek sigara, yukarıda bahsedilen gıda ve kimyasallardan kaçınılmalı, bol su (günde en az 2 litre) tüketilmelidir. Ayrıca kışın ev sıcaklığı 24 C dereceyi geçmeyecek şekilde ayarlanmalı, kalorifer üzerine ıslak havlu-soba üzerine su dolu tas konularak oturulan ve uyunan ortamlar nemlendirilmelidir. Çamaşır suyu vb. ile temizlik sırasında maske kullanılmalıdır.</em></p>
</blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok sık farenjit oluyorum, artık antibiyotik içmekten böbreklerim çürüyecek. Ne yapmalıyım?<span id="more-119"></span></strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Mikropların boğazda yutak bölgesini tutmasına <span style="color: #339966;">akut farenjit</span> denilmektedir. Beraberinde bademcik iltihabı (tonsillit) olabilir ya da olmayabilir. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artmakta, hafif kırgınlık ve ateş (38 dereceyi geçmeyen), yutkunurken acıma, boğazda kuruma ortaya çıkmakta, zaman zaman boğazdan kulağa vuran ağrı, gıcık öksürüğü, </em><a href="http://www.seciltotan.com/?p=108" target="_blank"><em>geniz akıntısı </em></a><em>da buna eklenmektedir. <span style="color: #ff0000;">Bu tabloyla karşılaşıldığında hastaların genellikle yaptığı en büyük yanlış hemen eczaneden antibiyotik alıp kullanmaktır!</span> <span style="color: #339966;">Halbuki farenjite yol açan mikrop türü bakteri olmadıktan sonra</span> (ki bu durumda kişi yataktan kalkamayacak kadar hastadır, ateşi koltuk altından ölçmekle 38 dereceyi geçmektedir, eklemleri ağrır, boyunda ağrılı bezeleri olur) <span style="color: #339966;">antibiyotik</span> (adı üstünde bakteri öldüren ilaç demek!) <span style="color: #339966;">kullanmak boşuna olacaktır!</span> <span style="color: #ff0000;">Virüsler </span>(yani nezle-grip yapan mikroplar) <span style="color: #ff0000;">antibiyotikler tarafından yok edilemezler!!!</span> Onun için lütfen her seferinde ateşinizi takip ediniz ve bir Kulak Burun Boğaz uzmanına görününüz.</em></p>
</blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kızımın bademcikleri çok sık iltihaplanıyor, her seferinde yatak döşek yatıyor, ateşi 40&#8242;lara kadar çıkıyor. Sizce ameliyat olmalı mı?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><a href="http://www.seciltotan.com/?cat=85&#038;paged=2" target="_blank"><em>Bademcik ameliyatı kararını vermede 2 temel kriter vardır.</em></a><em>:</em></p>
<p><em><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span>Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.</em></p>
<p><em><strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></strong>Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 ‘şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 ‘er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.<strong> </strong></em></p>
<p><em>Eğer kızınızın durumu bu iki kriterdekilerden herhangi birine uyuyorsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurup ameliyat kararını birlikte almanızı öneririm.</em></p>
</blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok sık farenjit oluyorum, bademciklerimi aldırsam rahatlar mıyım?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bademcik iltihabı sıklığı yukarıda belirttiğim gibi erişkinde yılda 3&#8242;ü geçmiyorsa ya da peritonsiller abse, bademcik taşı, tümör şüphesi yoksa, bademciklerin alınmasına gerek yoktur. Sık farenjit geçirmeye yol açan etkeni saptamak üzere gerekli tetkikleri yaptırmalı (boğaz kültürü, reflü ve sinüzitin olup olmadığının araştırılması vb.), eğer kronik farenjitiniz varsa yukarıda belirttiğim önerilere uymalısınız.</em></p>
</blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Çocukken bademcik ameliyatı olmuşum, o yüzden çok sık farenjit oluyorum. Olmasaymışım keşke, ne dersiniz?</span></strong></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bu sözünü ettiğiniz durum halk arasında yanlış inanılan konulardan biridir. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır. Kronik farenjitiniz olma ihtimali yüksektir. Lütfen yukarıda bu konuda yazdığım yanıtı okuyunuz, kronik farenjitin tetiklenmesini sağlayan tahriş nedenlerinden uzak durunuz. </em></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/119/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BETA ENFEKSİYONU VE TAŞIYICILIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/378</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/378#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2009 14:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[beta]]></category>

		<category><![CDATA[beta salgını]]></category>

		<category><![CDATA[beta taşıyıcılığı]]></category>

		<category><![CDATA[boğaz enfeksiyonu]]></category>

		<category><![CDATA[boğaz kültürü]]></category>

		<category><![CDATA[döküntü]]></category>

		<category><![CDATA[farenjit]]></category>

		<category><![CDATA[impetigo]]></category>

		<category><![CDATA[kızıl]]></category>

		<category><![CDATA[romatizmal ateş]]></category>

		<category><![CDATA[strep a testi]]></category>

		<category><![CDATA[streptokok]]></category>

		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[ 
Streptococcus pyogenes (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür.
Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) yol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><img class="alignnone size-medium wp-image-388" title="streptococcusx3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/streptococcusx3.jpg" alt="" width="181" height="181" /> </em></p>
<p><em>Streptococcus pyogenes</em> (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür.</p>
<p>Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) yol açabilirken, diğer tipler daha az riskli hastalıklara yol açmaktadır.</p>
<p><em>S pyogenes&#8217;in </em>en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle <strong>boğaz kültürü</strong> (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle <strong>&#8220;taşıyıcılık&#8221;</strong> ( mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır. <a name="refsrc4"></a></p>
<p>Streptokok enfeksiyonları özellikle kışın ya da baharın erken dönemlerinde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak streptokoksik deri enfeksiyonlar istisna olarak yazın daha sık görülür.</p>
<p>Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, bu yaş grubunda en sık boğaz enfeksiyonu yapan ajandır. <a name="refsrc6"></a>Özellikle de kreş ve okullarda salgınlar yapabilmektedir.</p>
<p>5-15 yaş arası çocuklarda ise streptokok enfeksiyonuna bağlı <strong>akut romatizmal ateş</strong> sık görülmektedir. Streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3&#8242;tür. <a name="IntroductionMortalityMorbidity"></a></p>
<p><em>Streptococcus pyogenes</em> yaralar ortaya çıkmadan 1 hafta önce sağlıklı deri üzerinde yer alabilir ve bu süre zarfında bir başkasına bulaşabilir.  </p>
<p>İnsandan insana <em>S pyogenes</em> bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır.</p>
<p>Farenjit için mikrobun enkübasyon süresi (vücuda girdikten sonra üreyip hastalık bulgularının ilk ortaya çıktığı döneme kadar olan süre) 2-5 gündür. Antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonra bulaştırıcılık ortadan kalkar.</p>
<p>Tırnak araları ve anüs etrafı bölge de bu mükrobu barındırıp impetigo denen deri enfeksiyonunun yayılmasında rol oynayabilir.  </p>
<p><strong>Laboratuar tahlilleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Grup A beta hemolitik streptokok tanısı için kültür altın standarttır. Hastalık bulgularına göre boğaz, kan, beyin omurilik sıvısı, deri akıntısı ya da deri biopsisi materyali, balgam, bronşioalveoler sıvı aspirasyon materyali, abse sıvısı vb. kültürde üretilerek bu mikrop araştırılır.</li>
<li>Antistreptokokkal antikor (ASO) vb. serolojik testler de tanıya yardımcı testlerdir.  </li>
<li>Hemogram, periferik yayma, sedimentasyon, CRP gibi testler de tanı koymada yardımcı testlerdir.<a name="WorkupImagingStudies"></a></li>
</ul>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Streptokok zatürresi, eklem iltihabı, beyin absesi, akut romatizmal ateş ve glomerülonefrit tanısında çeşitli röntgenler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, ultrasonografi, ekokardiyografi, radyoizotop böbrek taraması vb. kullanılabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #ffff00;">TANI VE TEDAVİ:</span> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Farenjit:</span></em></span></strong></p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/strepthroat1x.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-389 alignright" style="float: right;" title="strepthroat1x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/strepthroat1x-300x208.jpg" alt="" width="300" height="208" /></a>Genel kural olarak boğaz ağrısı olan her çocuğa yukarıda sayılan tanı yöntemlerinin uygulanması gerekmemektedir. Aile bireylerinden birinde ya da okul arkadaşlarında beta-hemolitik streptokok saptanmış olması, tek başına boğaz ağrısı ve ateş olması durumunda boğaz kültürü ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda öksürük, şeffaf burun akıntısı, gözlerde kaşıntı vb. viral enfeksiyon bulguları olmaz.</p>
<p>Bununla birlikte küçük çocuklarda streptokoksik boğaz enfeksiyonu atipik bulgu verebilir. Örneğin hafif ateş, iştahsızlık, koyu sarı-yeşil  burun akıntısı, kusma, karın ağrısı olabilir.</p>
<p>Boğaz<img class="alignnone size-medium wp-image-387 alignleft" style="float: left;" title="strepx1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/strepx1-300x210.jpg" alt="" width="300" height="210" /> muayene edildiğinde tipik olarak bademcik ve faringeal bölgede kızarıklık, küçük dilde şişme ve kızarma, yumuşak damakta mukoza altı kanama odakları, boyun üst kısmında iki taraflı şiş-ağrılı bezeler görülür.  Bademcikler büyümüş, yüzeylerinde beyaz zarlar oluşmuştur. Dil kırmızı ve şiş olabilir. (çilek dili) Bu bulgularla birlikte deride döküntülerin varlığı <strong>kızıl</strong>ı akla getirir.</p>
<p>Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test <strong>Rapid Strep-A testidir</strong>. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95&#8242;tir.</p>
<p>Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Akut romatizmal ateş gelişimini önlemek üzere hastalık bulgularının ortaya çıkışından sonra tedavi 9 gün gecikmeli olarak bile başlansa etkili olacaktır.</p>
<p>Tedavide penisilin (alerji varsa eritromisin) ilk tercihtir. Şikayetler geçse bile 10 gün alınması gerekir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Deri Enfeksiyonu:</span></em></span></strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/impetigo21.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-390 alignright" style="float: right;" title="impetigo21" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/impetigo21.jpg" alt="" width="244" height="216" /></a>İmpetigo</span></em></strong> ya da tıbbi adıyla &#8220;Superficial pyoderma&#8221; en sık görülen grup A <em>Streptococcus </em>deri enfeksiyonudur<em>. </em>Düşük sosyoekonomik kültür ve buna bağlı kötü hjyen, böcek ısırması, uyuz, travma vb. sonucu deri bütünlüğünün bozulması sonrasında genellikle havanın sıcak olduğu mevsimlerde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaralar ağrısızdır ve ateş yapmaz. Çoğunlukla 2-5 yaş çocuklarda görülür. Öncelikle çevresi kızarık sivilcemsi (papüloveziküler) bir lezyon olarak başlar,  veziküller kısa zaman içinde pürülan hale geçer ve birbiriyle birleşerek kalın, bal sarısı rengi bir kabukla kaplanır. Daha çok yüzde ve el-kol-bacaklarda yerleşir. Tedavi edilmediğinde müzminleşir ve vücudun diğer kısımlarına yayılmaya başlar. Daha derin dokulara inerek ektima adı verilen yaralara yol açabilir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Streptokokkal sellülit</span></em></strong> akut gelişip hızla yayılan bir deri-derialtı enfeksiyonudur. Genellikle yanık, travmaya bağlı yara gelişimi, cerrahi yara, zona zemininde gelişir. Tutulan bölge ağrılı, sıcak ve kızarık, kişinin genel durumu bozuktur. Hızla tanı konulup tedavisi gerçekleşmediğinde nekrotizan fasciitise (streptokoksik gangren) dönüşebilir. <a name="scarletfever"></a></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Kızıl:</span></em></span></strong></p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/cilek-dil1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-391 alignright" style="float: right;" title="cilek-dil1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/cilek-dil1.jpg" alt="" width="158" height="185" /></a>Genel olarak 3-12 yaş çocuklarda görülen kızıl(1-5 yaşları arasında %25, 5-10 yaşları arasında %50, 10-70 yaşları arasında %25) , 1-7 gün süren ( genellikle 2-4 gün) kuluçka döneminden sonra ani başlayan ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider.</p>
<p>Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 <sup>0</sup>C&#8217;ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer.</p>
<p>Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-385 alignleft" style="float: left;" title="scarlet2x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/scarlet2x-212x300.jpg" alt="" width="212" height="300" />Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır.  Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur buna &#8220;<strong>perioral pallor</strong>&#8221; denir. Antekübital fossa (kol ön yüzündeki katlantı bölgesi), bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir ve buna &#8220;Pastia çizgileri&#8221; adı verilir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir.</p>
<p>Tanıda kızıl geçiren biriyle temas etmek önemli bir ipucudur. Boğazda mikrobun saptanması, ASO tetkiki ile de tanı netleştirilir. Tedavisinde penisilin (alerji varsa eritromisin) seçilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut romatizmal ateş:</span></em></span></strong></p>
<p>Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen ve streptokoksik enfeksiyonun yol açtığı bu komplikasyon, sadece streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocukların %3&#8242;ünde ve enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır.  Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi  <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F" target="_blank">http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F</a>web sayfasından edinebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut glomerülonefrit:</span></em></span></strong></p>
<p>Boğaz ya da deriyi tutan streptokok enfeksiyonunun 1-2 hafta sonrasında görülebilir.  Mekanizması akut romatizmal ateşteki gibidir.</p>
<p><strong><span style="color: #ffff00;">KORUNMA:</span></strong> </p>
<p><span style="color: #00ffff;">Okul ve kreşe giden çocukların %20&#8217;sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.</span></p>
<p>Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.</p>
<p>Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.</p>
<p>Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.</p>
<p>Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD&#8217;de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.</p>
<p><a name="FollowupComplications"></a> </p>
<p>KAYNAK: http://www.emedicine.com/PED/topic2702.htm</p>
<p>http://www.healthcaresouth.com/pages/askthedoctor/strep.htm</p>
<p>http://www.aafp.org/afp/20030215/practice.html</p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/378/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>MUTLULUĞU KOKLAYABİLİR MİSİNİZ?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/398</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/398#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2008 11:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[aguzi]]></category>

		<category><![CDATA[anı]]></category>

		<category><![CDATA[anosmi]]></category>

		<category><![CDATA[anosmia]]></category>

		<category><![CDATA[anozmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ben Cohen]]></category>

		<category><![CDATA[disguzi]]></category>

		<category><![CDATA[feromen]]></category>

		<category><![CDATA[Grant Achatz]]></category>

		<category><![CDATA[hatıra]]></category>

		<category><![CDATA[koklama]]></category>

		<category><![CDATA[koku]]></category>

		<category><![CDATA[koku alamama]]></category>

		<category><![CDATA[koku bozukluğu]]></category>

		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>

		<category><![CDATA[parfüm]]></category>

		<category><![CDATA[Patrick Süskind]]></category>

		<category><![CDATA[tat alamama]]></category>

		<category><![CDATA[tat bozukluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=398</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya koku? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku3.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-399" title="koku3" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku3-300x216.jpg" alt="" width="300" height="216" /></p>
<p> </p>
<p>İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya <span style="color: #ff9900;">koku</span>? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya da bir pastanenin önünden geçerken aldığınız koku, size annenizin çocukken cebinize tıkıştırdığı o enfes kurabiyeleri anımsatmaz mı?</p>
<p>Parfüm kokladığımız zaman, sıvıdaki koku molekülleri burnun tepesindeki <span style="color: #ff9900;">koku epit</span><span style="color: #ff9900;">elyumu</span> diye adlandırılan küçük bir düğme büyüklüğünde bir doku parçasındaki alıcılara yapışır. Alıcılar, epitelyumdan beyine 3-4 cm boyunda uzayan nöronların parçalarıdır. Kafatasına kapatılmış olan diğer nöronlardan ayrı olarak, koku epitelyumunda bulunan nöronlar içimize çektiğimiz havaya maruz kalırlar. Burundaki her koku nöronunda, üzerindeki kemikte bulunan küçük bir alan olan, kemiğin kalbur şeklindeki delikli bölümüne doğru ilerleyen uzun bir lif ya da akson vardır. Orada, arkasında bulunan, yaklaşık olarak bir kurşun kalem genişliğindeki iki silindir ile bağlantı kurar. Telefon santrali gibi, koku alma merkezleri de anahtar bağlantıların merkezidir; güdüler oradan, beynin duyguları, cinselliği, enerjiyi ve bilgiyi hafızaya kodladığı düşünülen hipokampusu yöneten limbik sistemine nakledilir. Koku alma merkezi ile beynin düşünceler, dil ve davranışlarından sorumlu parçası olan neo-korteks arasındaki bağlantılar daha karmaşıktır.* Bu sayede mutluluğu koklayabiliriz…Hüznü de, nefreti de…Çok üzücü bir olay öncesinde yediğiniz en son yemek ya da duyduğunuz en son koku, sonrasında her karşılaştığınız anda sizde hayat boyu öfke uyandırabilir. *</p>
<p>Yale Üniversitesi’nde Sinir Bilimi Uzmanı olan Prof. Dr. Gordon Shepherd koku duyusunu çok güzel açıklar: &#8220;Burnumuzla koku aldığımızı söylemek, kulak memelerimizle duyuyoruz demek kadar saçma bir şeydir. Gerçekte, dıştan gördüğümüz burnun görevi koku moleküllerini içeren havayı içine çekip bir kanal gibi gereken yere iletmektir, yani koku epiteli ve koku organına…” **</p>
<p>Beyin hücrelerinin yenilenip yenilenmediği üzerinde önemli bir bilimsel tartışma varken, araştırmacılar koku nöronlarının her 2 ayda bir kendilerini yeniledikleri fikrinde birleşirler. Bir kök hücresi katmanı, sağlıklı bir şekilde temin etmeyi sürdürerek kendi altında yeni bir nöron üretmektedir. *</p>
<p>Normalde bir insanın ortalama 10.000 farklı kokuyu algılayabildiği bilinmektedir. Kokuların çoğu farklı moleküllerden oluşur. Bu demektir ki, beyin belirlediği alıcılarla farklı kokuları “yorumlar”. Nöronlar beyne “A, G ve X noktalarında bir şeyler görüyorum” der, Sonrasında beyin hesaplamayı yapar: “Eğer A, G ve X birarada ise , bu sarımsak olmalı!” sonucuna varır.*</p>
<p><span style="color: #ff9900;">“Feromenler”</span> özellikle bir anatomi uzmanı olan Dr. David Berliner’in üzerinde çok çalıştığı bir konudur. 1959 yılında Peter Karlson and Martin Lüscher tarafından ortaya atılan ve Pherein (taşımak) ve hormon (heyecan) kelimelerinden türetilen bu kelime, bireylerden yayılan ve aynı türün diğer bireylerini etkileyen kimyasal bir maddeyi tanımlamaktadır. Dr. Berliner, 1960’larda Utah Üniversitesi’nde bir profesör olarak insan derisinde bulduğu maddeler üzerinde deneyler yaparken ilginç bir şey yakaladı. Acil servise çeşitli kemik kırıkları nedeniyle başvurup alçı uygulanmış olan hastaların, alçıları çıkarıldıktan sonra alçı iç yüzeyine yapışmış olan deri parçalarını inceleyen Berliner, bu amaçla deri hücrelerini özel çözücülerin içine koyup bekletmeye başladı. Tesadüfen, bu çözücülerin kapaklarını açık bıraktığı günlerde, iş arkadaşları arasındaki ilişkinin çok daha yakın ve sevecen olduğunu, kapakları kapalı tuttuğu günlerde ise birbirlerine karşı kırıcı olduklarını ve daha çok yalnız başına kalmayı tercih ettiklerini farketti. Bu da Berliner’i deri hücrelerinden yayılan feromenlerin insan davranışlarında önemli olduğuna ikna etti. *</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-400" title="koku5" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku5-300x253.jpg" alt="" width="300" height="253" /></p>
<p>Bazı araştırmacılar, insanların koltukaltlarından bol miktarda feromen salgılandığını saptamışlardır. Hatta kadınların eşlerini seçerken bu feromenlerden etkilenip, genetik geçmişleri kendilerininkinden farklı olan ve bu sayede bağışıklık sistemi güçlü olana yumurtalarını sunmak amacıyla bu kişileri seçtikleri iddia edilmektedir. *</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-401 alignleft" style="float: left;" title="koku-kitap" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku-kitap.jpg" alt="" width="180" height="283" /></p>
<p>Bilim, kokuları algılama yeteneğinin yaşam için ne kadar önemli olduğunu saptamıştır: cinsellik ve aşk için, yemek yemek ve hatırlamak için, ilham almak ve cezbetmek için. Bu hiçbir yerde, <span style="color: #ff9900;">Patrick Süskind’in romanı “Koku”</span> da olduğu kadar açık değildir. Kitabın kahramanı olan Jean-Baptiste Grenouille tuhaf bir şekilde keskin bir koku alma duyusuyla 18. Yüzyıl Paris’inin varoşlarında dünyaya gelmişti. Her insanın kendine has bir kokusu varken Grenouille’in kendi kokusu yoktu, bu da onu doğumundan itibaren toplum dışı bırakmıştı. Bir parfüm üreticisinin yanında çıraklık yapan Grenouille’in yeteneği, insan burnunun daha önce hiç duymadığı bir kokuyu yaratma takıntısını ortaya çıkarıyordu. Fakat Grenouille bunu yapmak için öncelikle genç güzel bakirelerin vücutlarında bulunan bu kokuların en iyilerini elde etmeliydi. Kokularına sahip olmak için kızları öldüren seri bir katil haline geldi.*** Aylarca uluslararası en iyi satanlar listesinde zirvede olan “Koku” kitabı, kokunun gücünü düşünmenin bile bizi hala cezbettiğini göstermektedir.*</p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/?p=394" target="_blank">Koku kaybı </a>kişinin hayatını oldukça etkileyen bir durumdur. Pek çok anozmik (hiç koku alamayan kişi) 4 temel tadı (tatlı, ekşi, tuzlu, acı) hala alabilmekte ancak bu kişilerin neredeyse tamamı (%95) bir yiyeceğin ne gibi bir aroma içerdiğini ayırt edememektedir. Koku duyusunun kaybı sadece çiçekleri, fırından yeni çıkmış ekmeği, yenidoğan bir bebeği koklayamama ile açıklanamaz. Anozmik kişilerin çok daha karmaşık hisleri vardır bu konuyla ilgili: öfke, savunmasız, izole edilmiş ve farklı hissetme, vücudunun ya da nefesinin kokuyor olması korkusu, depresyon, kendini güçsüz hissetme vb. Yanan yemeğin, açık bırakılan tüp vanasının, altını kirletmiş bir bebeğin kokusunu bile alamamak kişide güvensizlik ve yetersizlik hissini daha çok kamçılar.</p>
<p>Amerika’nın en ünlü aşçısı iken dil kanserine yakalanıp kemoterapi ve radyoterapi aldıktan sonra tat alma duygusunu tamamen yitiren <a href="(http://www.newyorker.com/reporting/2008/05/12/080512fa_fact_max)" target="_blank">Grant Achatz’ın </a>yaşadıklarını bir düşünün!</p>
<p>Ben &amp; Jerry&#8217;s dondurmalarının yaratıcısı ve tadıcısı olan Ben Cohen’ın anozmik olduğu ve bu nedenden dolayı firmanın ürünlerin içine diğer duyuları (görme, dokunma vb.) uyaracak abartılı renkler, çukulata ve bisküvi parçacıklarını ekledikleri bilinmektedir. #, # #</p>
<p>Diğer ünlü anozmik kişilere birkaç örnek daha:<br />
 William Wordsworth, 17 yy.’da yaşamış bir İngiliz şair<br />
 Bill Pullman, aktör<br />
 Brian Mulroney, Kanada Eski Başbakanı (1984-1993 yılları arasında)<br />
 Michael Hutchence, Rock müzik grubu INXS’in eski şarkıcısı</p>
<p> </p>
<p>Koku ve tat duyusu hala tam anlaşılamayan sırlar barındırmakta olan oldukça ilginç konulardır. Koku alabiliyorsanız ne mutlu size, bu değerli hazinenizi iyi koruyun…</p>
<p> </p>
<p><em><strong>Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var<br />
(ATAOL BEHRAMOĞLU) </strong></em></p>
<p><em>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi<br />
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten<br />
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği </em></p>
<p><em>&#8230;&#8230;&#8230;</em></p>
<p><em>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına<br />
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır<br />
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana. </em></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>KAYNAK:<br />
</strong>* “Burun-Cinselliğin, Güzelliğin ve Kurtuluşun Karakter Portresi”, Gabrielle Galser, Ledo Yayınları 10, 2007<br />
**http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml<br />
***”Koku”, Patrick Süskind, Can Yayınları, 2005<br />
#http://www.guardian.co.uk/lifeandstyle/wordofmouth/2008/jul/21/anosmiasensetaste<br />
## http://en.wikipedia.org/wiki/Ben_Cohen_(businessman)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/398/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KOKU VE TAT ALMA BOZUKLUKLARINA TIBBİ BAKIŞ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/394</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/394#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2008 11:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[aguzi]]></category>

		<category><![CDATA[anosmi]]></category>

		<category><![CDATA[anosmia]]></category>

		<category><![CDATA[anozmi]]></category>

		<category><![CDATA[disguzi]]></category>

		<category><![CDATA[koku alamama]]></category>

		<category><![CDATA[koku bozuklukları]]></category>

		<category><![CDATA[koku testleri]]></category>

		<category><![CDATA[tat alamama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[
 
&#8220;Osme&#8221; kelimesi Yunanca&#8217;da &#8220;koku&#8221; anlamına gelir. Koku bozuklukları tanımlamasında kullanılan kelimeler bu kelimeden türetilmiştir: Anozmi koku alma duyusunun tamamen kaybı, Dizozmi koku alma duyusunda bozulma, Parozmi duyulan kokunun başka şekilde algılanması (güzel bir kokunun kötü bir koku gibi algılanması gibi), Fantozmi herhangi bir koku uyaranı yokken koku duyulması demektir. Tat bozukluklarına da değinmek gerekirse, Hipoguzi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-397" title="koku12" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/10/koku12-299x300.jpg" alt="" width="299" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Osme&#8221; kelimesi Yunanca&#8217;da &#8220;koku&#8221; anlamına gelir. Koku bozuklukları tanımlamasında kullanılan kelimeler bu kelimeden türetilmiştir: Anozmi koku alma duyusunun tamamen kaybı, Dizozmi koku alma duyusunda bozulma, Parozmi duyulan kokunun başka şekilde algılanması (güzel bir kokunun kötü bir koku gibi algılanması gibi), Fantozmi herhangi bir koku uyaranı yokken koku duyulması demektir. Tat bozukluklarına da değinmek gerekirse, Hipoguzi tat alma duyusunda azalma, Aguzi tat alma duyusunun kaybıdır.*</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">KOKU ALMA BOZUKLUKLARINA YOL AÇAN HASTALIKLAR/NEDENLER</span></span></strong>*, **</p>
<p><span style="color: #ff9900;">1. Kafa travması:<br />
</span>• Kafaya ciddi darbe alma<br />
• Beyin sarsıntısı ya da az şiddette travma<br />
• Koku siniri veya soğanının hasarı<br />
• Koku sinirinin beyne girdiği yerdeki kemik tabakasının (kribriform plate) travmasına bağlı, sinir iplikçiklerinin yırtılması ya da gerilmesi (ciddi kafa travmalarının %10&#8242;unda rastlanmaktadır)<br />
• Burun ve kribriform plate&#8217;i içine alan kemik kırığı<br />
• Beyin ameliyatları<br />
<span style="color: #ff9900;">2. Burun ve sinüs hastalıkları:<br />
</span>• Akut sinüzit (tedavi sonrası koku fonksiyonu düzelebilir.)<br />
• Kronik sinüzit<br />
• Uzun süreli dekonjestan burun spreyi kullanımı<br />
• Sinüs cerrahisi<br />
• Allerji ve saman nezlesi (anosmi, burun alt etlerinde ve burun mukozasındaki şişme ve akıntı artışına bağlı geçici bir durum olabilir.)<br />
• Yapısal nedenler:<br />
• <a href="http://www.seciltotan.com/?p=130" target="_blank">Burun tıkanıklığı yapan </a>septum deviasyonu, konka hipertrofisi vb. nedenler<br />
• Burun kökünün çökük olması<br />
• Polip veya tümörler:<br />
• İyi huylu polipler (saman nezlesi olan kişilerde sık görülür.)<br />
• Kötü huylu burun-sinüs tümörleri</p>
<p><span style="color: #ff9900;">3. Koku sinirini tutan viral hastalıklar</span> (grip vb. solunum yolu viral hastalıklarında virüs partiküllerinin koku epitelini harap etmesine bağlıdır.)<br />
<span style="color: #ff9900;">4. Konjenital</span> (koku duyusunun doğuştan itibaren olmaması hali)<br />
Bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında koku sinirinin genetik nedenlere bağlı gelişmemiş olması ile açıklanabilir. Bu durum ailesel geçişli olabilir.<br />
<span style="color: #ff9900;">5. Pituatuar tümör:</span> Hipofizi tutan bir tür adenom***<br />
<span style="color: #ff9900;">6. Nörolojik hastalıklar</span> ( Multiple sklerozis, Myastenia gravis, Ailevi distonomi tip 1-2 , Bell paralizisi, Meningiom ve diğer tümörler)<br />
<span style="color: #ff9900;">7. Metabolik sorunlar</span> (Hipotiroidi, Addison, Panhipopitüitarizm, Cushing, Akromegali, Çinko eksikliği, Bakır eksikliği, B12 vitamin eksikliği, Siroz)<br />
<span style="color: #ff9900;">8. Diş hastalıkları:</span><br />
• Ağız hjyeninin kötü olmasına bağlı tat duyusundaki değişikliklerden kaynaklanan koku duyusunda bozulma<br />
• Diş tedavisi sırasında tat tomurcuklarının hasarlanması ve buna bağlı koku almada değişiklikler<br />
<span style="color: #ff9900;">9. Genel tıbbi hastalıklar ve sendromlar:<br />
</span>• Kallmann Sendromu: Genetik geçişlidir ve daha çok erkekleri etkiler. Hayatın erken dönemlerinde gelişmekte olan beyinle koku sinirinin bağlantı kurmasında yetersizlik sonucu koku soğanının gelişme kusuru ile karşımıza çıkar.<br />
• Opitz-Frias Sendromu: Kraniofasial gelişim bozukluğu ile giden nadir görülen bir sendromdur. Yıllar içinde koku ve görmede azalma başlar.<br />
• Bebeklik döneminde geçirilen menenjit<br />
• Unsinat epilepsi: Uykululuk hali ve koku-tat halüsinasyonarı ile giden ve medial temporal beyin lobu kaynaklı psikomotor tip epilepsidir.<br />
• Psikiyatrik ya da psikolojik hastalıklar: Depresyon, histerik konversif reaksiyonlar ve şizofreni gibi koku algılamasında değişiklik yapan durumlar.<br />
• Sjögren sendromu: Ağız-göz kuruluğu, eklem romatizması vb. ile giden romatolojik hastalık<br />
• Şeker hastalığı<br />
<span style="color: #ff9900;">10. Bazı ilaçlar:<br />
</span>• Uzun süreli nasal dekonjestan kullanımına bağlı burun tıkanıklığına (rinitis medikomentosa) sekonder gelişen koku ve tat alma bozukluğu<br />
• Metronidazol vb. bazı antibiyotikler dilde paslanma ve tat değişikliği yapabilir.<br />
• Amitriptilin (Laroxyl) vb. antikonvülsan ve antidepresan ilaçlar : Yan etki olarak ağız kuruluğu yapıp tat değişikliğine yol açabilir.<br />
• Vinkristin vb. kemoterapi ilaçları<br />
• ACE inhibitörü olan tansiyon ilaçları (ağız kuruluğu yan etkisi yoluyla)<br />
• Amikasin tedavisi (özellikleIV uygulama): Geçici anozmi görülebilir.<br />
<span style="color: #ff9900;">11. Bazı kimyasallar ve irritanlar:<br />
</span>• Amonyum gibi temizlik malzemeleri kullanımı sırasında yoğun inhalasyon sonucu burun mukozası yanıkları ve koku bölgesi epitelyuminin hasarı ile<br />
• Sigara (koku ve tat almada değişiklik yaratarak)<br />
• Hava kirliliği<br />
<span style="color: #ff9900;">12. Kafa ve yüz bölgesine radyoterapi uygulanması sonrası</span> </p>
<p><span style="color: #ff9900;">13. Fizyolojik olaylar (gebelik ve menstruasyon)</span></p>
<p><span style="color: #ff9900;">14. Yaşlanma:</span> Yaşlı kişiler, koku bozukluğuna neden olan diğer sebeplere daha çok yakalanabildiği gibi sadece yaşlanma süreci ile ilgili olarak da koku bozukluğu görülebilir. Altıncı dekattan sonra koku alma yeteneği, erkeklerde daha hızlı olmak üzere azalır. Alzheimer Hastalığı ve Parkinson Hastalığı, yaşlılarda demansla (bunama) ilgili olarak koku bozukluğu gösteren iki hastalıktır.<br />
<span style="color: #ff6600;"><strong><span style="text-decoration: underline;">TANI:</span></strong></span></p>
<p>Tanı için öncelikle ayrıntılı öykü alınmalı ve geniş kapsamlı KBB muayenesi yapılmalıdır. Bunun dışında istenmesi gereken tetkikler ve testler şöyle sıralanabilir:<br />
• Kan tahlilleri: Htc, Hb, periferik yayma, WBC, Üre, BUN, Kreatinin, Glukoz, Sedimentasyon, IgE, tiroid testleri, ANA<br />
• Burun içi kitle varlığında biopsi<br />
• Beyin ya da periferik sinir kaynaklı patolojileri ayırt etmek üzere beyin BT veya MR<br />
• Sinüs sorunlarını saptamak üzere sinüs tomografisi<br />
• Epilepsi (sara) düşünülen hastalar için Nöroloji konsültasyonu ve EEG<br />
• Koku testleri</p>
<p>Koku duyusunun değerlendirilmesine yönelik yapılan testlerin çoğu subjektiftir. Bu testlerden<br />
bazıları şunlardır:</p>
<p> <span style="color: #ffff00;">Dilüsyon testleri:</span> Kokulu madde, hava veya sıvı içeren bir tüp içine konarak hastaya koklatılır. Hasta kokuyu duymuyorsa kokulu madde oranı arttırılır. Hastanın hangi miktardan itibaren kokuyu aldığı not edilir. Karşılaştırma amacıyla normal kişilerin koku alma eşikleri belirlenebilir. Her iki taraf ayrı ayrı değerlendirilmelidir.<br />
 <span style="color: #ffff00;">Olfaktuar Spektrogram:</span> Genel olarak bilinen kokular sıvı içinde çözünmüş halde kaplara yerleştirilir. Enjektör ve burun ucuna yerleştirilen tüp aracılığı ile bu kokulu maddeyi içeren hava burun içine verilir. Hastanın kap içinde ne miktarda kokulu madde varken, hangi kokuyu alabildiği not edilir. Hem eşik belirleme hem kokuyu ayırt etme testidir.<br />
 <span style="color: #ffff00;">Butanol Etil Testi:</span> Bir şişeye su, bir şişeye de su içinde butanol konulur. Hastadan hangisinin kokulu olduğunu ayırt etmesi istenir. Ayırt edemedikçe butanol miktarı artırılır. Kokulu şişeyi ayırt ettiği zaman, artım yapılmadan tekrar sorulur. Yine bilirse eşik değer olarak belirlenir. Eşik değerler normal kişilerle karşılaştırılır.</p>
<p>Bu koku testlerini uygularken buruna verilen havanın sabit basınç, sabit hız ve sabit ısıda<br />
olmasını sağlayan aletlerle daha güvenilir sonuçlar elde edilir. Koku duyusunun<br />
değerlendirilmesinde bazı objektif testler de geliştirilmiştir. Ancak bunlann klinik uygulanabilirliği düşüktür. Bu testlerden elektroolfaktogram&#8217;da regio olfactoria (koku alma bölgesi) üzerine bir elektrot yerleştirilir. Eğer reseptör hücreleri uyarılırsa negatif bir dalga oluşur. Elektroolfaktogram, olfaktor mukoza hastalıklarını santral hastalıklardan ayırmaya yarayan tek yöntemdir. Bir diğer objektif test ise, koku ile uyarılan beyin sapı potansiyelleridir Bu testte deri üzerine yerleştirilen elektrotlar yardımı ile kokulu maddelere karşı beyin sapı potansiyelleri ölçülür Yapılan çalışmalarda kokulu uyarana karşı 150 ve 350 msn&#8217;de ortaya çıkan iki potansiyel elde edilmiştir. Ayrıca kokulu uyarana karşı elektroensefalografi (EEG) sonuçlarındaki değişiklikler belirlenebilir.</p>
<p>Koku testleri hastanın yaşından etkilenir. Çocuklarda ve yaşlılarda test sonuçlan daha subjektif olur. Kokulu maddelere karşı adaptasyon da, bu testler sırasında sorun yaratabilir. Genellikle 1-5 dakika arasında kokuya karşı önemli bir adaptasyon gelişir. Kadınlarda ovulasyon döneminde daha iyi koku alınırken, menstrüasyon sırasında koku duyusu azalır.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">TEDAVİ:</span></span></strong></p>
<p>Koku bozukluklarının tedavisi sebebe yönelik olarak yapılır. Enfeksiyöz kaynaklı koku bozukluklarında gerekli antibiyotik vb. kullanımı ile düzelme sağlanabilmektedir. Obstrüktif (burun eti, polip, septum deviasyonu vb.) nedenlerle oluşan koku bozuklukları bu obstrüksiyonun cerrahi olarak düzeltilmesiyle ortadan kalkabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sonucu 3-5 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelebilmektedir. Ancak virüsün koku sinirinde yarattığı harabiyet tamir edilemez boyutta ise bu durum kalıcı hal alabilir ve maalesef kesin bir tedavisi henüz saptanmamıştır. Kafa travmalarına bağlı vakaların yaklaşık % 20&#8217;si 3 ay- 1 yıl içinde düzelebilir, ancak günümüzde düzelmeyi sağlayacak bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Toksin ve ilaçlara bağlı koku bozukluklarının tedavisi bu ajanların kesilmesidir. Yaşlanma ve konjenital anomalilerle ilgili koku bozuklukları da maalesef tedavi edilememektedir. Alerji vb. durumlarda nazal ya da sistemik steroid kullanımından fayda gören hastalar olabilmektedir.<br />
Tat bozukluğunun tedavisi de nedene yöneliktir. Fizyolojik nedenlere bağlı olanlarda ilgili fizyolojik dönemin geçmesini beklemek yeterli olacaktır. Eksik bir maddeye bağlı tat bozukluklarında (çinko, bakır ve B12 eksikliği gibi) , gerekli maddenin ilaçlar yoluyla tamamlanması yeterli olacaktır. Enfeksiyöz nedenler (sinüzit vb.) varsa mutlaka tedavi edilmeli, yoğun sigara kullanımı/maruziyeti vb. çevresel faktörler ile mücadele edilmelidir. Hastadan ilaç kullanım öyküsü alınıyorsa kullanılan ilaçların değiştirilmesi, metabolik ve nörolojik sebeplerin tedavi edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>*http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml<br />
**http://medicine.inonu.edu.tr/anabilimdallari/kbb/documents/dersnot/19.pdf<br />
*** http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipofiz</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/394/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KOKLEAR İMPLANT (BİYONİK KULAK)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/360</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/360#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 13:48:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[biyonik kulak]]></category>

		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>

		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=360</guid>
		<description><![CDATA[  


Koklear implant (biyonik kulak) nedir?


Koklear implant ileri derecede işitme kaybı olanlarda kısmi duymayı sağlayan elektronik bir araçtır. Cerrahi olarak kulak arkası kemiğine yerleştirilen bir iç ve işitme cihazına benzer bir dış parça olmak üzere iki parçadan oluşur. Ancak koklear implant sesleri daha yüksek ve temiz hale getiren bir işitme cihazı değildir. Türkiye&#8217;de muhtelif zamanlarda biyonik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/kok2.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/kok2.jpg"></a>  </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-367" title="kok2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/kok2-300x172.jpg" alt="" width="300" height="172" /></p>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implant (biyonik kulak) nedir?</span></strong></li>
</ul>
<div><strong></strong></div>
<div>Koklear implant ileri derecede işitme kaybı olanlarda kısmi duymayı sağlayan elektronik bir araçtır. Cerrahi olarak kulak arkası kemiğine yerleştirilen bir iç ve işitme cihazına benzer bir dış parça olmak üzere iki parçadan oluşur. Ancak koklear implant sesleri daha yüksek ve temiz hale getiren bir işitme cihazı değildir. Türkiye&#8217;de muhtelif zamanlarda biyonik kulak olarak basının gündemine gelmekle beraber <strong>kullanım alanı sanıldığı gibi çok geniş değildir</strong>.</div>
<p>Normalde işitmenin sağlanabilmesi için dış kulak yoluna giren sesin, kulak zarında titreşim yaratarak orta kulağa iletilmesi, sonrasında kulak kemikçiklerinin de titreşimi ile iç kulaktaki salyangoza (koklea) iletilen ses dalgalarının işitme hücrelerini uyararak işitme siniri yoluyla beyine sinyal göndermesi gerekir. Koklear implant bu doğal yolu by-pass edip direkt olarak işitme sinirini uyararak işitmeyi sağlamaktadır.</p>
<p>Koklear implant normal bir işitme sağlayamaz ya da bozulan işitmeyi eski haline getiremez. Sadece işitme sorunu olan kişinin kendi konuşmasını anlayabilme ve çevreden gelen sesleri belli bir ölçüde algılayabilmesini sağlar. 1980&#8242;li yılların ortalarında FDA (Food and Drug Administration-Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onayı alan bu cihazı şu anda kullanan kişi sayısı 60.000&#8242;den fazladır.</p>
<div><strong></strong></div>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Kimler koklear implant adayıdır?</span></strong></li>
</ul>
<div>İşitme kaybı ileri derecede olup işitme cihazından fayda görmeyen kişiler,</div>
<p>İşitme engelli olarak doğan çocuklar (en geç 6 yaşına kadar ameliyat olmaları gerekir, ideali 2-3 yaştır)</p>
<p>Enfeksiyon (menenjit, kızamık vb.), otoimmün hastalık veya herhangi bir nedenden dolayı sonradan işitme kaybı oluşan erişkinler,</p>
<p>Yaşlanma ya da gürültüye bağlı zamanla ilerleyici işitme kaybı gelişen erişkinler koklear implant adayı olabilir. Ancak kişinin buna uygun olup olmadığı yapılacak tetkiklerden sonra &#8220;Koklear İmplant Ekibi&#8221; adı verilen, bu konuda uzmanlaşmış bir ekip tarafından değerlendirilerek saptanır. Bu ekipte implant konusunda deneyin kazanmış KBB uzmanı, odyolog/odyometrist, psikolog, ses terapisti bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li> <strong><span style="text-decoration: underline;">Kimler koklear implant için uygun aday olmayabilir ?<span id="more-360"></span></span></strong></li>
</ul>
<div>Koklear İmplant sistemleri dünyanın her yerinde on binlerce insan tarafından başarıyla kullanılmasına rağmen bazı özel durumlar koklear implantı belli kişiler için uygun kılmayabilir. Bu özel durumların bazıları şunlardır:</div>
<div><strong><em></em></strong></div>
<div><strong><em>İşitme &#8220;çok iyidir&#8221;</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong>İyi ayarlanmış bir işitme cihazı bir kişiye yeterli konuşma ve anlama kapasitesi sağlıyorsa (dudak okuma yardımı ile bile olsa) bu seçenek koklear implanttan daha iyidir.</div>
<div><strong><em>Çok uzun süre ileri derecede işitme kaybı mevcuttur.</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong>Eğer işitme siniri çok uzun zamandır veya hiç uyarılmadıysa, ses bilgilerinin beyine yeterli biçimde iletilmesi mümkün olmayabilir. (çalıştırılmayan kasların hamlayıp zayıf kalması gibi!)</div>
<div><strong><em>İşitme kaybının ana nedeni koklea olmayabilir.</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong>İşitme kaybının nedeni iç kulak ile değilse koklear implant yarar sağlayamaz. Örneğin işitme sinirinin iç kulakta yer alan kısmı sağlam, ancak beyindeki uzantısı ya da işitme merkezlerinde sorun varsa koklear implant sinyal gönderse bile beyin bunu algılamayacaktır. Bu durum için özel beyin sapı implantları geliştirilmiştir.</div>
<div><strong><em>Başarılı bir cerrahiyi engelleyen bir durum varsa</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong>Eğer koklea içine elektrot yerleştirilmeyecek kadar kireçlenmiş, yapısı bozulmuş durumda veya işitme siniri mevcut değilse standart koklear implantın yarar sağlaması olanaksızdır.</div>
<div><strong><em>Tıbbi olarak uygunsuzluk</em></strong></div>
<div>Hasta anestezi ve ameliyata dayanabilecek kadar sağlıklı olmalıdır. Ayrıca hasta ameliyat sonrası konuşma terapisi alabilecek, programlara uyacak ve cihazın dış parçalarını takacak yetenek ve koşullarda olmalıdır.</div>
<div><strong><em>Uygun olmayan beklentiler</em></strong></div>
<div>Hastalar ve ailelerinin koklear implantın sağlayacağı yararlar konusunda gerçekçi beklentiler içinde olmaları çok önemlidir. &#8220;Ameliyatla cihaz takılır takılmaz duyacak, konuşacak&#8221; beklentisi içindeki bir aileye bu durum ayrıntılı olarak anlatılmalı, zahmetli ve uzun bir süreçten sonra işitmenin yavaş yavaş başlayacağı, bu işitmenin de mekanik bir işitme olacağı, işitmenin normal hasarsız haline dönemeyeceği, hele hele bazılarında konuşmanın sanki yeni doğmuş bir bebeğe öğretir gibi baştan öğretilmesi gerekebileceği vurgulanmalıdır.</div>
<div><strong><em>Aile veya bakıcıların yetersiz desteği</em></strong></div>
<div>Koklear implantın başarılı olabilmesi için ailenin veya hastaya bakanların desteği çok önemli bir faktördür. Özellikle çocuklarda bu tür destek yaşamsal önem taşır.</div>
<p><strong></strong></p>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implant nasıl bir cihazdır?</span></strong></li>
</ul>
<div>Koklear implant iki ana parçadan oluşur. Dış cihaz çevreden gelen sesleri alan bir mikrofon içerir ve kulak arkası işitme cihazı görüntüsündedir. Bu sesler konuşma işlemcisi adı verilen küçük bir bilgisayarda analiz edilir, işlenir. Sonrasında bu sinyal, kulağın hemen üstündeki kemiğin içine yerleştirilmiş olan iç parçaya, bunun hemen üstündeki saçlı deriye mıknatısla tutturulan özel bir sistemle iletilir. İç parçaya ince bir kabloyla bağlı olan iç kulaktaki koklear implant bu sinyali alır, günümüzde 24 elektroda kadar farklı frekansları algılayan elektrotlar içeren bu implant işitme sinirini uyarıp sesin duyulmasını sağlar.</div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><img class="alignnone size-medium wp-image-368" title="kokleari3x" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/kokleari3x-300x270.jpg" alt="" width="300" height="270" /></span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong></strong></p>
<ul>
<li style="text-align: left;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implant ne fayda sağlar?</span></strong></li>
</ul>
<div>İleri derecede işitme kaybı olan bir kişinin duyabilmesini sağlar. Bu şekilde duyma normal bir işitmeden farklı da olsa kişinin karşısındaki ile ya da telefonla konuşabilmesine imkan tanır.</div>
<p>İşitme engelli olarak doğan bir çocuğa ne kadar erken dönemde implant uygulanırsa, çevredeki seslere o kadar erken maruz kalarak algılama yeteneği o kadar fazla olacak ve konuşması da o kadar düzgün olacaktır.</p>
<p>Daha önceleri normal işitmesi olup herhangi bir nedenle işitmesini yitiren erişkinlerin toplumdan kendilerini soyutlamasına engel olmakta, konuşma yeteneğini yitirmeden ameliyat olması durumunda ise önceki yaşantısına dönebilme şansını sunmaktadır.</p>
<div><strong></strong></div>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implanta alternatif ne gibi tedaviler bulunmaktadır?</span></strong></li>
</ul>
<div>İşitme engelli olarak doğan bir çocukta aile, yukarıda bahsedilen uygun olmayan durumlar da göz önüne alınarak implant yerine işaret dilini öğretmeyi tercih edebilir. Özellikle Amerika&#8217;da &#8220;Deaf Culture&#8221; yani &#8220;İşitme Engelliler Topluluğu üyeleri, kendilerinin özel yaratılmış insanlar olduklarına inanmakta, bu nedenle işitme cihazı, koklear implant gibi çözümlere kendi özellerine müdahale olması nedeniyle kesinlikle karşı çıkmakta ve sadece işaret dili kullanmaktadırlar. Bu konuda daha önce yazmış olduğum <a href="http://www.seciltotan.com/?p=247" target="_blank">&#8220;Genlerle oynamak ve Deaf Culture&#8221;</a> konulu yazımı okuyabilirsiniz. Bir diğer seçenek işitme cihazı kullanımı ile birlikte dudak okumanın öğretilmesidir. Bunun yetersiz kaldığı noktada koklear implanta geçilebilir.</div>
<div><strong></strong></div>
<ul>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Koklear implant cerrahisi nasıl uygulanmaktadır?</span></strong></li>
</ul>
<div>Ameliyat ortalama olarak 3 saat sürer. Kulak arkasından yukarı doğru dönerek yapılan bir kesiyle girilerek önce parietal kemiğe yuva açılıp iç parçanın oturtulacağı alan hazırlanır. Buradan iç kulağa uzanacak olan kabloların yerleştirileceği kemiğe doğru bir yol hazırlanıp mastoid kemik traşlanarak iç kulağa ulaşılır ve implant salyangoz içine yerleştirilir. Ameliyat esnasında implant özel bir elektrik uyarımıyla uyarılarak implantın çalışıp çalışmadığı kontrol edilir. Sonrasında kesilen yerler dikilir ve pansuman yapılır. Genellikle kişi hastanede 1 gece takip edilir. Genellikle fazla ağrı olmaz, kişi 2-3 gün içinde normal hayatına geri dönebilir. İmplant, yara iyileşmesinin büyük oranda tamamlanacağı 4. Haftadan sonra çalıştırılır.</div>
<ul>
<li> <span style="text-decoration: underline;"><strong>Bu cerrahinin ne gibi riskleri bulunmaktadır?</strong></span></li>
</ul>
<p>Pek çok cerrahide olduğu gibi koklear implant cerrahisinin de düşük oranda da olsA bazı riskleri bulunmaktadır.</p>
<p>Koklear implant yerleştirilmesi ile o kulakta arta kalan işitme hücreleri harap edilmektedir ve bu durum geri dönüşsüzdür.</p>
<p>Kanama, enfeksiyon, cihazın çalışmasında sorun, yüz sinirinde zayıflık, çınlama, sersemlik hissi ve işitmenin kazanımında yetersizlik diğer risklerdir.</p>
<p>Geç dönem ortaya çıkan ancak nadir olan (60.000 hastanın 91&#8242;inde) bir komplikasyon menenjittir. Bu kişilerin menenjit gelişimini kolaylaştıran bazı doğumsal anomalileri olduğu saptanmıştır. Koklear implant iç kulakla orta kulak arasında yerleştiği için orta kulak enfeksiyonları iç kulağa kolayca ulaşmakta, buradan da beyine gitmektedir.</p>
<p> </p>
<p>KAYNAK: http://www.bcm.edu/oto/jsolab/cochlear_implants/cochlear_implant.htm, http://www.tkbbv.org.tr/, http://www.koklearimplant.com/35.htm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/360/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZ KURULUĞU</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/358</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/358#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 06:56:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[ağız kuruluğu]]></category>

		<category><![CDATA[pilokarpin]]></category>

		<category><![CDATA[Sjögren sendromu]]></category>

		<category><![CDATA[tükrük azalması]]></category>

		<category><![CDATA[yapay tükrük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[ 

Ağız kuruluğu tek başına bir tanı değil, bir bulgudur.  Bu şikayete yol açan pek çok etmen olabilir:
1.      İlaç yan etkisi olarak: Bazı depresyon ilaçları (Trisiklik antidepresan vb.), alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı epilepsi ilaçları, bazı tansiyon ilaçları (beta-bloker ve idrar söktürücü olan diüretikler ) tükrük bezlerinde üretilen salgıyı azaltarak buna neden olurlar.
2.      Radyoterapi: Baş-boyun bölgesine herhangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/agiz-kurulugu2.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-359" title="agiz-kurulugu2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/05/agiz-kurulugu2.jpg" alt="" width="170" height="181" /></p>
<p>Ağız kuruluğu tek başına bir tanı değil, bir bulgudur.  Bu şikayete yol açan pek çok etmen olabilir:</p>
<p>1.      <span style="color: #ffff00;">İlaç yan etkisi olarak:</span> Bazı depresyon ilaçları (Trisiklik antidepresan vb.), alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı epilepsi ilaçları, bazı tansiyon ilaçları (beta-bloker ve idrar söktürücü olan diüretikler ) tükrük bezlerinde üretilen salgıyı azaltarak buna neden olurlar.</p>
<p>2.      <span style="color: #ffff00;">Radyoterapi:</span> Baş-boyun bölgesine herhangi bir nedenle uygulanan ışın tedavisi sırasında tükrük bezlerinin harabiyetine bağlı olarak belirgin ağız kuruluğu karşımıza çıkar.</p>
<p>3.      <span style="color: #ffff00;">Burun tıkanıklığına bağlı ağzı açık uyuma</span></p>
<p>4.     <span style="color: #ffff00;"> Anksiyete ve endişe:</span> Bazı stres hormonlarının salınımı ile tükrük salgısının azalmasına bağlıdır.</p>
<p>5.     <span style="color: #ffff00;"> Dehidratasyon ve  sıvı tüketiminde yetersizlik:</span> Yüksek ateş veya aşırı sıvı kaybına yol açan ishal vb. hastalıklarda dehidratasyon dediğimiz ileri derecede vücut sıvı eksikliğine bağlı ağız kuruluğu görülmesi normaldir. Ancak bu derecede sıvı kaybı yokken de günlük 2 litrenin altında sıvı tüketenlerde de ağız kuruluğu oluşmaktadır.</p>
<p>6.     <span style="color: #ffff00;"> Sjögren Sendromu</span>: Eklemleri, tükrük bezlerini, gözyaşı bezlerinin tutan bir bağ dokusu hastalığıdır. Tanısında özel bazı tahliller yapılması gerekir. Gözlerdeki kuruluk Schirmer testi ile saptanabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Tedavi:</span></strong></p>
<p>Altta yatan neden saptanmışsa ağız kuruluğunun tedavisi ona yöneliktir. Örneğin ilaç yan etkisine bağlıysa bu yan etkisi en az olan ilaçla değişim veya dozun düşürülmesi önerilebilir. Dehidratasyon varsa, sıvı kaybı gerekirse damardan serum verilerek çözülebilir. Burun tıkanıklığı septum deviasyonu ya da burun eti (konka) büyüklüğüne bağlıysa, bu durum cerrahi tedavi ile çözülecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Pratik Öneriler:</span></strong></p>
<p>Neden ne olursa olsun, ağız kuruluğunu önlemede şunlara dikkat edilmelidir:</p>
<p>1. Sık sık su için. Yatağa giderken mutlaka başucunuza bir bardak su koyun.</p>
<p>2. Buz küpleri emebilir ya da çiğneyebilirsiniz.</p>
<p>3. Şekersiz ve nanesiz sakız çiğneyebilirsiniz.</p>
<p>4. Ananas parçaları ya da soğutulmuş kavun parçaları yiyerek tükrük salsını uyarabilirsiniz.</p>
<p>5. Kafein, kola, koyu çay, alkol tüketimini azaltınız, çünkü bu içeceklerin idrar söktürücü etkileri bulunmaktadır. Ayrıca bazı ilaçların kafein içerdiğini unutmayınız!</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Yapay tükrük:</strong><br />
</span>Üstte sayılan önerilerle şikayetlerinizde azalma yoksa yapay tükrük adı verilen özel sprey, jel ya da pastilleri kullanabilirsiniz.  Etkisi kısa süreli olduğu için sık sık kullanmanız gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Tükrük Yapımını Uyaran İlaçlar:</strong><br />
</span>Bazı hastalıklarda ya da özel durumlarda tükrük bezleri fonksiyonunu tamamen yitirmemiş, sadece salgı üretimi azalmış olabilir. Bu durumda tükrük yapımı uyarılabilir:</p>
<p><strong><span style="color: #ffff00;">Şekersiz  sakız</span> </strong>tükrük üretimini ve akımını arttırmada yardımcı olacaktır.</p>
<p><strong><span style="color: #ffff00;">Pilokarpin</span>, </strong>tükrük bezlerini uyararak<strong> </strong>salgıyı arttıran bir ilaçtır. Özellikle ilaç yan etkisine bağlı ağız kuruluğunda hızlı ve oldukça iyi etki gösterir. Radyoterapiye bağlı ağız kuruluğu olanların %50&#8217;sinde pilokarpin tedavisinden iyi sonuç alınır. Ancak etkinin görülmesi en az 3 hafta, bazen 3 ay sürmektedir. Maalesef bu ilacın kendine özgü yan etkileri bulunmaktadır: terleme, sersemlik hissi, burun akıntısı, görmede bulanıklık, sık idrara çıkma. İlacı kullandıkça zamanla vücut bu yan etkilere adaptasyon göstermekte ve bu şikayetler daha az rahatsız edici boyuta inmektedir. Onun için doktorunuz önce düşük dozla tedaviye başlayıp dozu zamanla arttırabilir.  Astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), bradikardi (nabız atımında düşüklük), bağırsak tıkanıklığı, kapalı açılı glokom (göz tansiyonu) olan kişilerin bu ilacı kullanması sakıncalıdır.</p>
<p>(KAYNAK: http://www.patient.co.uk/showdoc/27000555)</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/358/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZ ETİ-BADEMCİK SORUNLARINDA ÖZEL DURUMLAR VE ÇÖZÜMLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/351</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/351#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2008 10:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[adenoidektomi]]></category>

		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>

		<category><![CDATA[bademcik kanaması]]></category>

		<category><![CDATA[dil kökü bademciği]]></category>

		<category><![CDATA[down sendromu]]></category>

		<category><![CDATA[genizeti ameliyatı]]></category>

		<category><![CDATA[peritonsiller abse]]></category>

		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>

		<category><![CDATA[yarık damak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=351</guid>
		<description><![CDATA[


 

 

Adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ve tonsillektomi (bademcik ameliyatı) en sık uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Türkiye&#8217;de net bir istatistik değerlendirme yapılamadığı için Amerika&#8217;dan örnek verirsek örneğin 1 yıl içinde 274,000 adenotonsillektomi (geniz eti ve bademciğin birlikte alınması), 144,000 tonsillektomi ve 136,000 adenoidektomi yapılmaktadır.
Bu ameliyatlar için endikasyonlar hakkında geniş bilgilendirmeyi &#8220;GENİZ ETİ AMELİYATI&#8221; , &#8220;BADEMCİK AMELİYATI&#8221; başlıklı yazılarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"></span></span></span></div>
<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"></span></span></span></div>
<p><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<div></div>
<p> </p>
<p></span></span></span></p>
<h4><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US">Adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ve tonsillektomi (bademcik ameliyatı) en sık uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Türkiye&#8217;de net bir istatistik değerlendirme yapılamadığı için Amerika&#8217;dan örnek verirsek örneğin 1 yıl içinde 274,000 adenotonsillektomi (geniz eti ve bademciğin birlikte alınması), 144,000 tonsillektomi ve 136,000 adenoidektomi yapılmaktadır.</span></h4>
<h4><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US">Bu ameliyatlar için endikasyonlar hakkında geniş bilgilendirmeyi <a href="http://www.seciltotan.com/?p=121" target="_blank">&#8220;GENİZ ETİ AMELİYATI&#8221;</a> , <a href="http://www.seciltotan.com/?p=122" target="_blank">&#8220;BADEMCİK AMELİYATI&#8221;</a> başlıklı yazılarda bulabilirsiniz. Bazı özel durumlarda ameliyat kararı verirken doktorun bir kere daha düşünmesi gerekir. Bu yazıda bu özel durumlara değinilecektir.</span></h4>
<div><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"></span></span></div>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"></p>
<div></div>
<p> </p>
<p></span></span></span> </p>
<p></span></p>
<h4><span style="color: #ff9900;">PERİTONSİLLER ABSE (PTA):</span>  </h4>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-355" title="peritonsiller-abse21" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/peritonsiller-abse21-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" /></p>
<p>Peritonsiller Abse(PTA), akut tonsillit (bademcik iltihabı) sırasında enfeksiyonun bademcik yatağına ve daha derin dokulara yayılmasıdır. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artar, yumuşak  damağı şişer, ağzını açamaz, genel durumu bozulur, tükrüğünü bile yutamaz. Konuşma tipiktir, ağzında sıcak patates varmış da konuşamıyormuş gibi boğuk bir ses çıkar. Bu durumda absenin iğneyle ya da küçük bir kesi ile boşaltılması (drene edilmesi) gerekir, hatta bazı durumlarda acil bademcik ameliyatı gerekebilir. Kişinin bu akut durumu drenaj ve yoğun antibiyotik tedavisi sonrası kontrol altına alınıp iyileşme sağlandıktan 6 hafta sonra mutlaka bademcik ameliyatı yapılması gerekir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;"><strong>TEK TARAFLI BADEMCİK BÜYÜKLÜĞÜ</strong>:</span></p>
<p>Tüm kişilerde her iki bademciğin boyutları ilk bakışta aynı büyüklükte görülmeyebilir, bu durum bir bademciğin kendi yatağı içinde asimetrik yerleşimi nedeniyledir. Bu durumda doktorun her iki bademciği elle muayene ederek boyutları arasında fark olup olmadığını ayırt etmesi gerekir. Ancak bazı nadir görülen özel durumlarda bademciğin biri diğerine oranla belirgin büyük olabilir. Bunlar atipik mikobakteri ve mantar enfeksiyonları ile lenfoma ve bademcik tümörü gibi neoplastik olaylardır. Tanı bademciğin alınıp patolojik incelenmesi ile konur.    </p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">KANAMALI BADEMCİK İLTİHABI:</span></h3>
<p>Nadiren görülen bir durum olup akut tonsillit veya kronik tonsillitte görülebilmektedir. Bu durumda bademciğin yüzeyel yerleşimli damarlarından biri enfeksiyonun tahrişine bağlı açılmakta ve kanamaktadır. Tedavisi kanamanın durdurulabilmesi için koterizasyon (yakma), dikiş atma ya da damarı bağlama gibi yöntemlerin fayda etmemesi durumunda acil bademcik ameliyatı  yapmaktır.</p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">DİL KÖKÜ BADEMCİĞİ:</span></h3>
<p>Dil kökü bademciği kapsülsüz bir lenf dokusudur ve dil kökünde yerleşir. Tekrarlayan enfeksiyonlar ya da laringofaringeal reflüde büyüyen bu doku solunum sorunları yaratıp obstrüktif uyku apnesine yol açabilir. Ayrıca boğazda takılma hissi, yutkunma güçlüğü, ses tonunda kabalaşmaya da yol açabilir. Cerrahi tedavisinde karbondioksit lazer, koterizasyon, radyofrekans ya da neşterle dokunun küçültülmesi amaçlanır. </p>
<h3 style="text-align: center;"><span style="color: #ff9900;"></span></h3>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">DOWN SENDROMU:</span></h3>
<p style="text-align: center;"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><img class="alignnone size-medium wp-image-356" title="down21" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/down21-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" /></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Down sendromu, halk arasında bilinen adıyla mongolizm, genetik bir anomali (trizomi 21) sonucu zeka geriliği, düz basık yüz, küçük basık burun, kısa boyun, göz iç kısımlarında tipik kıvrımlar, anormal yapılı ve düşük yerleşimli kulaklar, dar dış kulak yolu, dilin ağıza oranla aşırı büyüklüğü ile giden bir durumdur. Bu konuda ayrıntılı bilgiyi Kadın Doğum Uzmanı Sn. Op. Dr. Alper Mumcu&#8217;nun web sitesindeki ilgili yazısından  (<a href="http://www.mumcu.com/html/article.php?sid=244" target="_blank">http://www.mumcu.com/html/article.php?sid=244</a>) edinebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzün orta hattının gelişim azlığı, çenenin küçüklüğü, genizin darlığı, ağız kavitesinin küçüklüğü, dilin büyük olması ile geniz eti ve bademciğin bu yapılara oranla büyük kalması, damağın kas yapısındaki yetersizlik, gırtlak ve soluk borusu anormallikleri ve şişmanlık bu çocuklarda <a href="http://www.seciltotan.com/?p=14" target="_blank">obstrüktif uyku apnesi (OSAS) </a>gelişimi riskini arttıran faktörlerdir. </p>
<p style="text-align: justify;">OSAS, tekrarlayıcı/müzmin bademcik iltihabı, peritonsiller abse, diş-damak gelişim bozukluğu, sık orta kulak iltihabı ya da <a href="http://www.seciltotan.com/?p=123" target="_blank">seröz otit </a>geçirme nedeniyle Down sendromlu çocuklara adenoidektomi ve/veya tonsillektomi uygulanması gerekebilir. Akılda tutulması gereken Down sendromu olan çocuklarda olmayanlardakine oranla ameliyat komplikasyonu riskinin daha fazla olmasıdır. Bu nedenle ameliyat sonrası bu çocuklar en az 1 gün hastanede tutulmalı ve çok sıkı takip edilmelidir. </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">YARIK DAMAK:</span></h3>
<p style="text-align: center;"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><img class="alignnone size-medium wp-image-357" title="cleft-palate21" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/cleft-palate21-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Submüköz yarık damak, yani damak mukozasında belirgin bir yarık olmadan sert damak kemiğinde çentiklenme ve mukoza altında yerleşen kasların birbirinden ayrık olmasına bağlı yumuşak damakta orta hatta zayıflık ve şeffaflık ile küçük dilde çatallanmayla giden özel bir yarık damak şeklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Gizli submüköz damak yarığı&#8221; ise daha az bilinen bir yarık damak şeklidir. Yumuşak damak kaslarında fonksiyon ve anatomik bozukluk bunda da mevcuttur, ancak normal ağız-boğaz muayenesi ile tanı konulamaz. Sadece genizin endoskopik (optik kamerayla) muayenesi sırasında  yumuşak damağın üst yüzeyinin kavsinde azalma, orta hatta düzleşme ya da hafif girinti görülmesi ve küçük dil kasının yokluğu ile tanı konabilir. Bu bulgulara &#8220;martı işareti&#8221; adı verilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Damak ve yutak yetersizliği nedeniyle burundan konuşma, sıvı ve gıdaların burundan gelmesi durumuna &#8220;velofaringeal yetmezlik&#8221; adı verilir. Yarık damaklı çocuklara adenoidektomi yapılması kontrendikedir, çünkü bu yetmezliği arttırmaktadır. Bu durumun tek istisnası OSAS&#8217;ı olan çocuklarda nasal pasajı açabilmek için kısmi geniz eti ameliyatına izin verilmesidir.</p>
<p> </p>
<p>KAYNAK: Grand Rounds Presentation UTMB, Dept. of Otolaryngology,  January 11, 2006</p>
<p> </p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong> </strong></span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<p> </p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/351/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GENLERLE OYNAMAK VE DEAF CULTURE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/247</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/247#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 08:18:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[biyonik kulak]]></category>

		<category><![CDATA[deaf culture]]></category>

		<category><![CDATA[genetik]]></category>

		<category><![CDATA[genlerle oynamak]]></category>

		<category><![CDATA[işitme engelli olma]]></category>

		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>

		<category><![CDATA[sağırlık]]></category>

		<category><![CDATA[sound and fury]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;Doktorları şok eden talep&#8221; başlığıyla bugünkü gazetelerde yer alan haberi okudunuz mu? Haberde duyma engelli çiftlerin, bebeklerinin genetikleri ile oynanarak sağır olmalarına izin verilmesini talep ettikleri belirtiliyordu. Aileler çocuklarıyla daha iyi anlaşabileceklerini düşündükleri için bunu talep ediyordu.  Siz olsanız böyle bir şey ister misiniz? 

Bu haber beni 6 yıl önceye götürdü. KBB ihtisasımı bitirmek üzere kliniğimizdeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> &#8221;Doktorları şok eden talep&#8221; başlığıyla bugünkü gazetelerde yer alan haberi okudunuz mu? <a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=136946" target="_blank">Haberde</a> duyma engelli çiftlerin, bebeklerinin genetikleri ile oynanarak sağır olmalarına izin verilmesini talep ettikleri belirtiliyordu. Aileler çocuklarıyla daha iyi anlaşabileceklerini düşündükleri için bunu talep ediyordu.  Siz olsanız böyle bir şey ister misiniz? </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-251" title="sound-and-fury-2" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/sound-and-fury-2.jpg" alt="" width="216" height="256" /></p>
<p>Bu haber beni 6 yıl önceye götürdü. KBB ihtisasımı bitirmek üzere kliniğimizdeki koklear implant (biyonik kulak) uygulamaları ve sonuçları ile ilgili tezimle uğraşırken buldum <a href="http://www.imdb.com/title/tt0240912/" target="_blank">&#8220;Sound and Fury&#8221;</a> (Ses ve Öfke) adlı filmi.  2000 tarihli Amerikan yapımı olan bu filmde işitmesi normal olan bir anne-babanın, işitme engelli Peter ile işitme sorunu olmayan Chris Artinian adlı iki oğlu bulunmaktadır. Peter ve işitme engelli karısı Nita&#8217;nın 3 işitme engelli çocuğu (biri 6 yaşındaki Heather) vardır. Chris ve işitmesi normal olan fakat ailesi işitme engelli olup işaret dili kullanan eşi Mari&#8217;nin ise 5 çocukları vardır, çocuklarından biri (Küçük Peter) işitme engellidir. Chris ve Mari 1,5 yaşındaki oğullarına koklear implant takılmasını istemektedirler. Mari&#8217;nin ailesi buna ısrarla karşı çıkmaktadır. Çünkü kendilerinin <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Deaf_culture" target="_blank">&#8220;Deaf Culture&#8221;</a>  yani işitme engelliler topluluğunun üyeleri olarak çok özel olduklarını, kendilerine özgü bir dilleri (işaret dili) olduğunu ve &#8220;normal&#8221; denen insanların bu topluluğu yok etmek için bu tür icatlarda bulunduklarını savunmaktadırlar. Aile içinde çok büyük kavgalar yaşanır. Peter&#8217;ın ailesi ise torunları Heather&#8217;e bu ameliyatı düşünmeleri için Peter ve Nita&#8217;ya baskıda bulunmaktadır. Başlangıçta bu fikre sıcak bakmakta olan Peter ve Nita&#8217;nın aklını Mari&#8217;nin ailesi karıştırmaktadır.  Filmin sonunda baba Peter implant uygulanmasına karşı çıkar ve işitme engellilerin oturduğu bir mahalleye taşınırlar.</p>
<p style="text-align: center"> </p>
<p>2006 yılında gösterime giren &#8220;Sound and Fury-6 years later&#8221; (Ses ve Öfke-6 yıl sonra) isimli filmde ise Heather&#8217;a ve kardeşlerine 3 yıl sonra koklear implant uygulanmış olduğunu öğreniyoruz. 12 yaşında olan ve okulunun tek işitme engelli öğrencisi olan Heather, implant geç uygulanmış olsa da anlaşılabilir bir konuşmaya ve iletişim başarısına ulaşmıştır.  Hala işaret dilini kullanmaktadır ve iki farklı dünyaya da adapte olmuştur. İlk filmde implant uygulanmasına ısrarla karşı duran babası, gözleyerek ve okuyup kendini geliştirerek aslında implantın işitme engelli bir çocuk için hayatı ne kadar çok kolaylaştıracağını fark ettiğini ve şu anda bu ameliyatı yaptırmış olduğu için çok mutlu olduğunu ifade etmektedir.</p>
<p>Amerika&#8217;da bulunduğum dönemde Baylor Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı&#8217;nın haftalık toplantı konularından biri de &#8220;Deaf Culture&#8221; idi. Bu topluluğun üyeleri sadece işaret dili kullanmakta, kendilerini engelli değil özel seçilmiş kişiler olarak adlandırmakta, etnik bir grup olduklarını ifade etmekte ve işitme cihazı, biyonik kulak gibi işitmeyi düzeltici her tür tıbbi cihaz ve müdahaleye karşı çıkmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/deaf-culture-1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-252" title="deaf-culture-1" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/deaf-culture-1.jpg" alt="" width="190" height="190" /></a> </p>
<p>1988 yılındaki Washington&#8217;daki Gallaudet Üniversitesi&#8217;nde çıkan öğrenci hareketiyle ilk olarak kendini duyuran Amerikan İşitme engelliler topluluğu, &#8220;İşitme engelli başkan istiyoruz&#8221; sloganıyla ilk işitme engelli Amerikan Başkanının seçilmesi için mücadele vermiştir.</p>
<p>Kanada-Toronto&#8217;da 2006 yılında açılan &#8220;İşitme Engelliler Topluluğu Merkezi&#8221;nde bir müze ve sanat galerisi bulunmakta, ziyaretçilere bu kültürün tarihi, gelişimi ve edebiyatı hakkında bilgiler verilmektedir.</p>
<p>  </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/247/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BEBEĞİM DUYUYOR MU?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/195</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/195#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 15:27:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[bebeğim duyuyor mu]]></category>

		<category><![CDATA[biyonik kulak]]></category>

		<category><![CDATA[çocukta işitme kaybı]]></category>

		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>

		<category><![CDATA[oae]]></category>

		<category><![CDATA[otoakustik emisyon]]></category>

		<category><![CDATA[yenidoğan işitme taraması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
İŞİTME VE KONUŞMA ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?
İnsanlar arasındaki iletişim yolları içinde en önemlisi ve en sık kullanılanı konuşarak anlaşma yoludur. Konuşma öğrenilmiş bir davranıştır, ancak konuşmanın öğrenilmesinde en önemli unsur işitmedir. İşitme kaybı, derecesi ne olursa olsun çocuğun konuşmayı ve dili öğrenmesini etkiler.
Dil, yaşamın ilk aylarından itibaren hızla gelişmeye başlar, normal işiten bebekler 6 haftalıktan itibaren, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"> </p>
<p style="text-align: center"> </p>
<p><span style="color: #339966;">İŞİTME VE KONUŞMA ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?</span></p>
<p>İnsanlar arasındaki iletişim yolları içinde en önemlisi ve en sık kullanılanı konuşarak anlaşma yoludur. Konuşma öğrenilmiş bir davranıştır, ancak konuşmanın öğrenilmesinde en önemli unsur işitmedir. İşitme kaybı, derecesi ne olursa olsun çocuğun konuşmayı ve dili öğrenmesini etkiler.</p>
<p>Dil, yaşamın ilk aylarından itibaren hızla gelişmeye başlar, normal işiten bebekler 6 haftalıktan itibaren, insan sesine diğer seslerden daha fazla tepki verirler. Bebekler ilk bir yılı deneyim yoluyla çevrelerini öğrenmekle geçirir. Bir yaşından itibaren dil bilgisi açısından görece bir olgunluğa erişirler. Konuşma ve dil gelişimi ise doğumdan itibaren 4 yaşına kadar devam eder.</p>
<p>Çocuklarda işitme kaybı sessiz ve gizli bir engeldir. Çünkü çocuklar, özellikle bebekler iyi duyamadıklarını söyleyemezler. Fark edilmez ve düzeltilmezse konuşma ve dil gecikmesine, sosyal ve duygusal sorunlara ve okul başarısızlığına yol açar. Tanı geciktikçe olumsuz etkiler de fazlalaşır.</p>
<p><span style="color: #339966;">TÜRKİYE&#8217;DE VE DÜNYADA YENİDOĞANLARDA İŞİTME KAYBI GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/bebegim-duyuyor-mu.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-253 alignright" style="float: right;" title="bebegim-duyuyor-mu" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/bebegim-duyuyor-mu-191x300.jpg" alt="" width="191" height="300" /></a></span></p>
<p>Sağlık Bakanlığı&#8217;nın verilerine göre, <span style="color: #ff9900;">her 1000 bebekten 1 ila 3&#8242;ü ileri derecede kalıcı işitme kaybı ile doğmaktadır.</span> Buna göre Türkiye&#8217;de yılda 1800 bebek<span style="color: #ff9900;"> &#8220;koklear implant&#8221;</span> yani <span style="color: #ff9900;">&#8220;biyonik kulak&#8221;</span> gerektirecek düzeyde işitme kaybıyla doğmakta, ancak bunların erken ve zamanında tespiti konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Doğduktan sonra en geç 6 ay içinde işitme engeli teşhisi konulan ve işitme cihazı uygulanıp özel eğitime alınan bebeklerin konuşma becerisi normal yaşıtlarına benzer düzeyde gelişebilmektedir.</p>
<p>Doğuştan işitme kayıplarının erken teşhis edilmesinin ve bu tip çocuklara erken müdahalenin öneminin belirtilmesinden sonra yine her 1000 bebekten 3&#8242;nün işitme kaybıyla doğduğu ve bu durumun en sık görülen doğumsal bozukluk olduğu saptanan Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde birçok eyalette yenidoğan işitme tarama testleri rutin hale getirilmiştir. Aynı şekilde Avrupa Birliğine üye ülkelerin de bir kısmında yenidoğan işitme tarama testleri, rutin  tarama testleri içine alınmıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ise durum nasıldır? <span id="more-195"></span>Doğuştan işitme kayıpları maalesef ülkemizde genellikle en erken 3 yaş dolayında teşhis edilebilmektedir. İşitme engeli ve erken teşhis yöntemleri hakkındaki bilgi yetersizliği ve erken teşhis sağlayan teknolojilerin yaygın olmaması, teşhis yaşını geciktirmektedir. Sağlık Bakanlığı, hastanelerde dünyaya gelen her bebeğe, taburcu olmadan işitme taramasının uygulanmasını ve bu taramalarda işitme engeli olduğu tespit edilen bebeklere gerekli müdahale ve rehabilitasyon çalışmalarının yapılmasını hedeflemektedir.</p>
<p>İşitme kaybı açısından riskli şu durumlarda işitme testi mutlaka yenidoğan döneminde uygulanmalıdır:  </p>
<ul>
<li>Ailede sağırlık hikayesi olması,</li>
<li>1500 gr&#8217;ın altında doğan bebekler,</li>
<li>Yüz kulak anomalisi olanlar,</li>
<li>Suni solunum ihtiyacı olanlar,</li>
<li>Sarılığın çok yüksek seyretmesi,</li>
<li>Doğumda uzun süre oksijensiz kalan bebekler.</li>
</ul>
<p>Özellikle işitme kaybı açısından riskli bebeklerde, beklenmedik yüksek sesli gürültülerde irkilmeme, ağlamama veya herhangi bir tepki vermeme, başını seslenince o yöne doğru hareket ettirmeme, 6-12 ay arasında konuşma sesi çıkarmama, sorulduğunda tanıdık eşya veya kişileri göstermeme gibi belirtiler fark edildiğinde daha ayrıntılı işitme testlerinin yapılması gerekmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">YENİDOĞAN BEBEKLERE İŞİTME TESTİ NE ZAMAN VE NASIL YAPILIR?</span>                              </p>
<p>Tüm yenidoğan bebeklere eve gitmeden önce, hastanede işitme testi yapılması en uygunudur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Yalnız unutulmaması gereken nokta, bunun bir tarama testi olduğu, bu testin yalnızca doğumsal işitme kaybı riski olan bebekleri belirleyebileceği ve bebeklik döneminde, daha sonradan oluşabilecek işitme kayıpları için bir garanti olmadığı ve ailenin bebeğinin nasıl diğer gelişimini takip ediyorsa, işitme duyusunu da takip etmesi gerekliliğidir. </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;">Tarama testi olarak adlandırılan <strong><span style="color: #ff9900;">OTOAKUSTİK EMİSYON (OAE) TESTİ’nde</span></strong> yenidoğan bebeklerin kulaklarına belli şiddette sesler verilip, duyup duymadığı beyin dalgaları ölçülerek anlaşılır.</span></span><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;"> </span></span></p>
<div></div>
<div><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"></span></div>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;"></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;">Bu test bebeğinize acı veya zarar vermez ve rahatsız edici değildir. Test genelde bebek uykudayken yapılır ve çok kısa sürer. Anestezik veya sakinleştirici herhangi bir şey kullanılmaz. Testi uygulayan kişi, bu testi sessiz bir ortamda gerçekleştirir. Bebeğin kulağının dış kısmının içine yumuşak uçlu bir alet konulduktan sonra buradan kulağa ‘klik’ sesleri gönderilir. Kulak bu sesi işittiği zaman, kulağın iç kısmı(buna koklea denir) yankı yapar. Test uzmanı bir bilgisayar aracılığıyla, bebeğin kulağının sese nasıl karşılık verdiğini görür. Testin güvenilirliği %97 oranındadır. </span><span style="font-family: Georgia;">Çocuğunuzun işitme yeteneği <strong>bu testle</strong> ve gerekirse daha ayrıntılı testlerle <strong><span style="text-transform: uppercase">her yaşta</span></strong> kontrol edilebilir.</span><span style="font-family: Georgia;"><span>   </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Georgia;">Eğer tarama testi çocuğunuzun bir veya her iki kulağında güçlü ve olumlu bir karşılık göstermezse bu durum çocuğunuzun işitme kaybı bulunduğu anlamına gelmeyebilir, çünkü işitme yeteneğini kontrol etmeyi zorlaştıran bazı nedenler vardır: Bebeğinizin test sırasında ağlaması ya da sesler çıkarması, doğumdan sonra kulakta akıntı veya geçici tıkanma olmuş olması, test yapılırken arka planda başka sesler olması vb. Bu gibi bir durumda testin tekrarlanması gerekir. Test sonucu yine olumsuz çıkarsa daha ileri işitme tetkiklerine geçilecektir.</span> </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman';"><strong>Unutmayınız, ülkemizde her yenidoğan bebeğe yapılması zorunlu kan tarama testlerinde hipotiroidi, fenilketonüri gibi hastalıkların sıklığı 100 000&#8242;de 10-30 arasında iken, yenidoğanda işitme problemi sıklığı 1000&#8242;de 1-3 arasında, yani çok daha sıktır.  Önlem alındığı takdirde, bebeğin gelişimi olumlu yönde etkilenebileceği için doğum sonrası işitme testi yaptırmak ve erken tanı çok önemlidir. </strong></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/195/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İŞİTME CİHAZI KULLANIMI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/190</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/190#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 13:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>

		<category><![CDATA[işitme cihazı nasıl seçilir]]></category>

		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>

		<category><![CDATA[kulaklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[
 
NASIL İŞİTİRİZ?
Kulak ses dalgalarını algılamamızı ve böylece etrafımızdaki sesleri duymamızı sağlayan karmaşık ve narin bir organdır. Kulağımız ayrıca dengemizi de sağlayan yapılar içerir. Kulağımız her biri farklı fonksiyona sahip üç ayrı kısımdan oluşur:
Dış kulak ve dış kulak yolu: Ses dalgalarını toplar, yönlendirir ve sesi kulak zarına ulaştırır. Kulak zarı ise ses uyaranının gelmesiyle titreşir.
Orta kulak: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">NASIL İŞİTİRİZ?</span></strong></p>
<p>Kulak ses dalgalarını algılamamızı ve böylece etrafımızdaki sesleri duymamızı sağlayan karmaşık ve narin bir organdır. Kulağımız ayrıca dengemizi de sağlayan yapılar içerir. Kulağımız her biri farklı fonksiyona sahip üç ayrı kısımdan oluşur:</p>
<p><span style="color: #339966;">Dış kulak ve dış kulak yolu:</span> Ses dalgalarını toplar, yönlendirir ve sesi kulak zarına ulaştırır. Kulak zarı ise ses uyaranının gelmesiyle titreşir.</p>
<p><span style="color: #339966;">Orta kulak:</span> Orta kulakta yer alan kemikçikler, kulak zarı titreşimini içi sıvıyla dolu olan iç kulağa iletirler.</p>
<p><span style="color: #339966;">İç kulak ve işitme siniri:</span> İç kulakta saçlı hücreler olarak isimlendirilen özel hücrelerle algılanan ses titreşimi uyarısı işitme sinirine ulaştırılır. İşitme siniri,  bu sinirsel akımları ses olarak algılanmak üzere ilgili beyin bölümüne aktarır.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İŞİTME KAYBI TİPLERİ<img class="alignnone size-medium wp-image-254 alignright" style="float: right;" title="isitme-kaybi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/isitme-kaybi.jpg" alt="" width="240" height="288" /></span></strong></p>
<p>Temel olarak iki tip işitme kaybı vardır. &#8220;Orta kulak tipi&#8221; ya da &#8220;İç kulak  tipi&#8221;. Eğer her iki tip kayıp bir arada ise buna <span style="color: #339966;">&#8220;Karma tip işitme kaybı&#8221;</span> denir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Orta kulak tipi (iletim tipi) işitme kaybı:</span></strong> Ses dalgaları iç kulağa varmadan önceki dış kulak ve orta kulak kısımlarında sekteye uğruyorsa bu tip işitme kaybı karşımıza çıkar. Buna yol açabilen hastalıklar dış kulak yolunda kir, enfeksiyon, tümör veya yabancı cisim varlığı, kulak zarında enfeksiyon veya travma sonucu delinme, orta kulakta anormal kemik büyümesi, kemikçiklerin kopması ya da kireçlenmesi, orta kulağı tutan enfeksiyonlar  veya orta kulakta yer kaplayan  tümörler şeklinde sıralanabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İç kulak tipi (sinirsel tip) işitme kaybı:</span></strong><em> </em>Ses enerjisinin dış ve orta kulaktan iletiminde sorun olmayıp, iç kulaktaki yapılarda ya da işitme sinirinde ortaya çıkan patolojiler sonucunda beyine iletilememesi sonucunda karşımıza çıkar. Buna yol açan nedenler ileri yaş, aşırı yüksek sese maruz kalma, kafa travması, tek veya her iki kulağı tutan bazı mikrobik hastalıklar, işitme sinirine zarar verebilen bazı ilaçlar ve kalıtımsal nedenler olarak sayılabilir.</p>
<p>İşitme kaybı birçok insanın ortak sorunundur. Yaşın ilerlemesiyle sıklığı artmaktadır. 65 yaş üstü birçok insanda, 80 yaş üstü hemen her kişide işitme kaybı mevcuttur. İşitme desteği işitme kaybını önemli ölçüde geri kazandırır. Diğer insanlarla daha iyi iletişim kurmayı ve sosyal hayatta,  ailesinde daha aktif konumda olmasını sağlar.                  </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İşitme kaybı için doktora ne zaman gidilmeli? <span id="more-190"></span></span></strong></p>
<p>Aşağıda sayılan şikayetlerden herhangi birinin varlığında bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir:</p>
<ul class="unIndentedList">
<li>Normal bir konuşmayı duymada zorlanma</li>
<li>İnsanların ne söylediğini anlayabilmek için onların yüzünü dikkatlice izlemek gereği</li>
<li>İnsanlara söylediklerini tekrarlatma ihtiyacı</li>
<li>TV veya radyonun sesini aşırı açma</li>
<li>Konuşurken insanların fısıldadığı hissi</li>
<li>Kulakta enfeksiyon, ağrı veya çınlama olması</li>
<li>Duymaya çabalarken yorgunluk ve rahatsızlık</li>
<li>Telefonla konuşurken bir kulağın daha iyi, diğerinin daha kötü duyduğunu fark etme</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #339966;">İŞİTME CİHAZI</span><span style="color: #339966;"> NE SAĞLAR?</span> </strong></p>
<p>Doğru seçilmiş ve uygun bir işitme cihazı, işitme zorluğundan yakınan bir kişinin işitmesine olumlu katkıda bulunacaktır. İşitme cihazı işitme kaybının üstesinden gelinmesini sağlasa da, yine de kişinin işitme kaybı olmadan önceki duyma seviyesine ulaştırılması zordur. Bu cihazlar ne kadar kullanışlı olursa olsun bazı avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır:</p>
<p><span style="color: #339966;">Avantajlar:</span>          </p>
<ul class="unIndentedList">
<li>Kişi için bazı güç ve tehlikeli koşullarda duymaya yardımcı olur.</li>
<li>Sessiz harf içeren yüksek perdeli sesleri duymayı sağlar.</li>
<li>Grup çalışmalarına daha aktif bir şekilde katılmayı sağlar.</li>
<li>Hayatı kişi ve çevresi için daha keyifli hale getirir.         </li>
</ul>
<p><span style="color: #339966;">Dezavantajlar:</span></p>
<ul class="unIndentedList">
<li>Tüm ses tonlarında aynı şekilde duyma yetisi kazandıramayabilir.</li>
<li>Arka planda gürültünün çok olduğu hallerde konuşulanları net duymayı sağlamayabilir.</li>
<li>Bütün sesler şiddetlendiği için sadece bizim kişinin istediği sesleri değil, çevre gürültüsünü de daha fazla duymaya neden olabilir.</li>
<li>Bozuk sesleri net hale getiremeyebilir.</li>
<li>Aşırı yumuşak sesleri duymayı sağlamayabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #339966;">İŞİTME CİHAZI NASIL ÇALIŞIR?</span></strong></p>
<p>İşitme cihazı, özel bir alıcı sayesinde sesi alıp şiddetlendirerek, bu güçlendirilmiş sesi kulağa iletir. İşitme sorunu olan bir kişide ses işitme cihazsız olarak tabii ki iç kulağa ulaşabilir, fakat yeterli şiddette olmadığı için beyine ulaşan sinirsel akımlar zayıf ve yetersiz olur. İşitme cihazı bu zayıf sinyalleri daha anlaşılır hale getirir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İŞİTMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ</span></strong></p>
<p>Bir işitme cihazının seçilme işlemi, ayrıntılı bir KBB muayenesi ve ardından işitmenin değerlendirilmesi ile başlar. Odyometri olarak isimlendirilen işitme testi kulaklarınızın sağlam olup olmadığını, ne tip bir işitme kaybınız olduğunu ve duyma kaybınızın derecesini gösterir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İşitmenizin test edilmesi:</span></strong></p>
<p>Odyometri yapan kişi, yani odyometrist ya da odyolog bir takım testlerin yardımıyla hangi ton, ses ve  kelimeleri duyup duymadığınızı saptar. Bu testler genellikle elektronik cihazlar kullanılarak ses geçirmeyen odalarda yapılır. Bunlar ağrısız ve yapılması kolay olan testlerdir. Kulaklıktan size ulaşan sesleri duyup duymadığınız sorulur. Diğer testler ise benzer kelimeleri ayırt edebilme yeteneğini saptar. Bu testler hangi ses ve tonlarda işitme cihazına ihtiyaç duyduğunuzu belirler.         </p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Günümüzde kullanılan işitme cihazları 4 tiptir</strong>:<img class="alignnone size-medium wp-image-255 alignright" style="float: right;" title="isitme-cihazi-new" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/isitme-cihazi-new-300x151.jpg" alt="" width="300" height="151" /></span></p>
<p style="text-align: left;"><em>Kulak arkası tip (BTE)</em></p>
<p><em>Kulak içi tip (ITE)</em></p>
<p><em>Kanal içi tip (ITC)</em></p>
<p><em>Tamamı ile kanal içi tip (CIC)</em></p>
<p>Yapılacak olan işitme testlerinden sonra doktorunuz işitme kaybınızın derecesi ve yerine göre (özellikle de konuşmayı algılama oranınıza bakarak) işitme cihazına ihtiyacınız olup olmadığını belirleyecek,  ihtiyaç halinde bu cihazın tek ya da çift taraflı olarak kullanımına karar verecek, hangi tip işitme cihazından daha çok faydalanacağınızı saptayacaktır. Sonrasında sizi işitme cihazı satan merkezlere yönlendirecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Sizin için en doğru işitme cihazı:</span></strong></p>
<p>İşitme cihazı almak kendinize kıyafet seçmeye benzer. Nasıl ilk gördüğünüz kıyafeti almayıp bir de şu mağazaya bakayım diyorsanız, işitme cihazı alırken de pek çok firmayı dolaşıp tek tek denemeniz gerekir. Çünkü her bireyin işitme kaybı türü farklıdır, onun için de ihtiyacı farklıdır. Yani anneannenizden kalan işitme cihazını halanıza vermeyin!</p>
<p>Cihaz bütçenize uygun olmalı ve ihtiyaçlarınızı karşılamalıdır. En pahalı cihaz en iyi cihazdır diye düşünmeyiniz, makul fiyatlı olup sizin işitme kaybınıza uygun olan bir cihaz da sizi mutlu edebilir.</p>
<p>Seçeceğiniz firmanın servis ve pil sağlama hizmetinin hızlı olması gerekir.</p>
<p>Cihazı seçerken yaşam tarzınız ve günlük aktivite düzeyiniz (aktif sporcuysanız kulak arkası cihazda zorlanabilirsiniz), fiziksel özellikleriniz,  kişisel beceriniz (ellerinde eklem romatizması olan biri kanal içi cihazı takıp çıkarmada zorlanacaktır), sağlık durumunuz, kozmetik ve stilinizle ilgili tercihleriniz (bazısı cihazının dışarıdan görünmesini istemez!) aklınızdan çıkmasın!</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">İkinci bir cihaz?</span></strong></p>
<p>Bazı insanlar için her iki kulağa birden işitme cihazı önerilebilir. Bunun avantajları; daha iyi bir ses dengesi, ses kaynağının yerinin daha iyi saptanması ve arka plandaki seslere rağmen daha iyi seçebilme gibi özelliklerdir.</p>
<pre>(Kaynak : http://www.tkbbv.org.tr/)</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/190/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GIRTLAK KANSERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/187</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/187#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 09:35:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GIRTLAK VE SES HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[alkol]]></category>

		<category><![CDATA[asbest]]></category>

		<category><![CDATA[gırtlağın alınması]]></category>

		<category><![CDATA[gırtlak ameliyatı]]></category>

		<category><![CDATA[gırtlak kanseri]]></category>

		<category><![CDATA[HPV]]></category>

		<category><![CDATA[larinks kanseri]]></category>

		<category><![CDATA[reflü]]></category>

		<category><![CDATA[sigara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
 Dünyada 2002 yılında erkeklerde 5.801.839, kadınlarda 5.060.657, toplamda 10.862.496 kanser olgusu saptanmıştır (cilt kanserleri hariç). En sık rastlanan kanserler, akciğer (%12.4), meme (%10.6), kolorektal (%9.4), mide (%8.6), prostat (%6.2) olarak sıralanmaktadır.
ABD&#8217;de birinci sırada prostat (%16,9) kanseri vardır ve diğerleri meme (%15.5), akciğer (%12.6), kolorektal (%10.6), mesane (%4.6) kanserleri olarak sıralanmaktadır.
Avrupa&#8217;da 38 ülke için 1995 yılında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/anti-smoking.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-256" title="anti-smoking" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/anti-smoking-298x300.jpg" alt="" width="298" height="300" /></a> </p>
<p style="text-align: center"> </p>
<p> Dünyada 2002 yılında erkeklerde 5.801.839, kadınlarda 5.060.657, toplamda 10.862.496 kanser olgusu saptanmıştır (cilt kanserleri hariç). En sık rastlanan kanserler, akciğer (%12.4), meme (%10.6), kolorektal (%9.4), mide (%8.6), prostat (%6.2) olarak sıralanmaktadır.</p>
<p>ABD&#8217;de birinci sırada prostat (%16,9) kanseri vardır ve diğerleri meme (%15.5), akciğer (%12.6), kolorektal (%10.6), mesane (%4.6) kanserleri olarak sıralanmaktadır.</p>
<p>Avrupa&#8217;da 38 ülke için 1995 yılında yeni kanser vakası sayısı 2.6 milyon ve kanserden ölüm sayısı ise yaklaşık 1.6 milyondur. En sık görülen kanser türleri akciğer (%14.5), kolorektal (%12.8), meme (%12.3), prostat (%11) ve mide (%7.9) kanserleridir. Avrupa&#8217;da erkeklerde en sık görülen kanserler akciğer (%22), kolorektal (%12), prostat (%11), mide (%9), mesane (%7), kadınlarda ise meme (%26), kolorektal (%14), mide (%7), akciğer (%6), korpus uteri (%6) ve servikstir (%6)*.</p>
<p>Türkiye&#8217;ye bakarsak Sağlık bakanlığı kanser kayıt verileri değerlendirildiğinde 1994 yılında 20100 kanser olgusu bildirilmiştir. Bunun 12000&#8242;i  erkek, 8000&#8242;i kadındır. Bu veriler değerlendirildiğinde erkeklerde en sık karşılaşılan kanser türleri Akciğer, Lösemi- Lenfoma, Mide kanseri, Prostat ve Larinks kanseridir. Kadınlarda ise bunlar Meme, Lösemi-Lenfoma ve Rahim kanseri olarak sayılabilir.**</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Larinks (Gırtlak) Kanserinin Nedenleri:</span></strong></p>
<p>Bu kanserin gelişiminde pek çok faktör bulunmaktadır, baş-boyun kanserlerinin %90&#8242;ı bilinen kanserojenlerle temas sonrası gelişmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p><strong><a href="http://www.seciltotan.com/?p=170" target="_blank">Sigara kullanımı</a>: </strong>Larinks kanseri hastalarının %95&#8242;inden fazlası sigara içicisidir. Sigara genlerde değişiklikler yaparak, <span id="more-187"></span>üst solunum yoluna giren karsinojenlerin temizlenme mekanizmasını bozarak ve vücut savunma mekanizmalarını zayıflatarak kanser oluşumuna yol açar.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Alkol: </strong>Alkolün kanser oluşumunu kolaylaştırıcı etkisi olduğu saptanmıştır. Özellikle de sigara ile birlikte kullanıldığında sigaranın zararlı etkilerini arttırmaktadır. Amerikan Kanser Birliği günde 1 bardak alkol tüketiminin dışına çıkılmaması gerektiğini bildirmiştir.</p>
<p><strong>Diğer Risk Faktörleri: </strong>HPV (insan papilloma virüsü), <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=84" target="_blank">reflü</a>, mesleki maruziyet (gemi işçilerinde asbest vb.) bunlar arasında sayılabilir. A vitamini ve beta-karoten ise koruyucu role sahiptir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Larinks Kanserinin Bulguları Nelerdir?</span></strong></p>
<ul>
<li>Kalıcı ve ilerleyici ses kısıklığı</li>
<li>Yutmada belirgin güçlük</li>
<li>Yutma sırasında artan ve tıbbi tedaviyle geçmeyen boğaz ağrısı</li>
<li>Nefes almada zorluk</li>
<li>Kulağa vuran ağrı</li>
<li>Boyunda kitle</li>
</ul>
<p> Bu şikayetleri olan kişilerin en kısa sürede bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurması gerekmektedir.  </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Larinks Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?</span></strong></p>
<p>Tedavide cerrahi, radyoterapi, kemoterapi ya da bunların değişik kombinasyonları önerilmektedir. Kanserin gırtlakta tuttuğu bölgeler ve yayılımı, boyuna atlayıp atlamamasına göre sadece ses tellerinin alınmasından tutun <a href="http://www.seciltotan.com/?p=173" target="_blank">gırtlağın tamamen alınmasına </a>kadar pek çok cerrahi teknik seçilebilir.<img class="alignnone size-medium wp-image-257 alignright" style="float: right;" title="stomadan-sigara-icen-adam" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/stomadan-sigara-icen-adam-300x235.jpg" alt="" width="300" height="235" /></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Unutmayınız ki kişide genetik yatkınlık da olsa, larinks kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Tek yapmanız gereken sigara ve alkolden uzak durmaktır!  </span></p>
<pre>*http://onkder.org/text.php3?id=677, Türk Onkoloji Dergisi, 2007,</pre>
<pre>Cilt 22, Sayı 4, Sayfa(lar) 172-182, SSK Okmeydanı Eğitim ve</pre>
<pre>Araştırma Hastanesi Onkoloji Merkezi'nin 1999-2004 yılları</pre>
<pre>kanser istatistikleri, Mustafa İZMİRLİ ve ark.</pre>
<pre>**http://www.gata.edu.tr/dahilibilimler/onkoloji/</pre>
<pre>kanser_epidemiyolojisi.htm</pre>
<pre>***Bu yazının hazırlanmasında American Academy of</pre>
<pre>Otolaryngology-Head and Neck Surgery'nin web sitesindeki</pre>
<pre>ilgili makaleden yararlanılmıştır.</pre>
<pre>****İlk fotoğraf için kaynak: www.gothamist.com/.../</pre>
<pre>2007_04_quitsmoking.jpg</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/187/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KRONİK OTİT (MÜZMİN ORTA KULAK İLTİHABI)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/182</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/182#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 17:21:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[kolesteatom]]></category>

		<category><![CDATA[komplikasyon]]></category>

		<category><![CDATA[kronik otit]]></category>

		<category><![CDATA[kulak ameliyatı sonrası bakım]]></category>

		<category><![CDATA[kulak zarında delik]]></category>

		<category><![CDATA[mastoidektomi]]></category>

		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[risk]]></category>

		<category><![CDATA[timpanoplasti]]></category>

		<category><![CDATA[yüz felci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=182</guid>
		<description><![CDATA[


 


  

KULAK ZARI VE ORTA KULAK NEDİR? 

 


 
 

 
Kulak üç bölümden oluşur: 1) Dış kulak, 2) Orta kulak, 3) İç kulak. Dış kulağı kulak kepçesi ve kulak kanalı oluşturur. Kulak kanalının derininde dış kulak ile orta kulağı ayıran kulak zarı bulunur. Kulak zarı, üzerine ses dalgaları geldiğinde titreşen ince bir yapıdır. Orta kulak, kulak zarının arkasında bulunan ve hava [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>
<div><strong></strong></div>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<div><strong></strong></div>
<p><strong><span style="color: #339966;"></p>
<p style="text-align: left;"> <strong><span style="color: #339966;"><span style="color: #339966;"><strong><span style="color: #339966;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #339966;"></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong><strong><span style="color: #339966;"><strong><span style="color: #339966;">KULAK ZARI VE ORTA KULAK NEDİR?</span></strong> </span></strong></p>
<p></span></strong></p>
<p></span></span></strong><strong><font color="#339966"><strong><font style="FONT-FAMILY: " color="#339966"></font><font color="#339966"> </p>
<p></font></strong></font></strong></p>
<p></span></strong></p>
<p><strong><font color="#339966"><strong><font style="FONT-FAMILY: " color="#339966"> </p>
<p></font></strong></font></strong><strong><font color="#339966"><strong> </p>
<p></strong></font></strong></p>
<p> </p>
<p>Kulak üç bölümden oluşur: 1) Dış kulak, 2) Orta kulak, 3) İç kulak. Dış kulağı kulak kepçesi ve kulak kanalı oluşturur. Kulak kanalının derininde dış kulak ile orta kulağı ayıran <span style="text-decoration: underline;">kulak zarı</span> bulunur. Kulak zarı, üzerine ses dalgaları geldiğinde <img class="alignnone size-medium wp-image-259 alignright" style="float: right;" title="kulak-zari-new" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak-zari-new.jpg" alt="" width="135" height="135" />titreşen ince bir yapıdır. <span style="text-decoration: underline;">Orta kulak</span>, kulak zarının arkasında bulunan ve hava içeren bir boşluktur. Hava, burunun gerisindeki geniz bölgesinden <span style="text-decoration: underline;">östaki tüpü</span> adlı küçük bir kanal ile orta kulağa taşınır. Östaki tüpünün görevi, orta kulak boşluğundaki havanın basıncını dış ortamdaki atmosfer basıncı ile eşitlemektir. Ses dalgalarının kulak zarında oluşturduğu titreşimler orta kulak boşluğundaki küçük kemikçiklerden (örs, üzengi, çekiç) iç kulağa iletilir ve sesi beyine ileten sinirler uyarılarak ses algılanır hale getirilir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>KULAK ZARI NEDEN DELİNİR?<img class="alignnone size-medium wp-image-260 alignleft" style="float: left;" title="delik-zar" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/delik-zar.jpg" alt="" width="165" height="210" /></strong></span></p>
<p>Kulak zarının delinmesine en sık yol açan neden iltihaptır. Orta kulaktaki iltihabın, östaki tüpü yoluyla buruna atılmasına engel bir durum (ödem, geniz eti iltihabı vb.) varlığında, kulak zarını delip boşalmaya çalışması ile ortaya çıkar. Bunun dışındaki diğer nedenler kulağa şiddetli tokat atılması, bazı kafatası kırıklarına yol açan ciddi travmalar, ani bir patlama sonrası, iğne veya kibrit çöpü gibi cisimlerin kulak kanalı içerisine fazlaca sokulması, aşırı sıcak veya asidik bir sıvının kulak kanalına kaçmasıdır. Nadiren de kulağa cerrahi olarak yerleştirilen havalandırma tüplerinden sonra kulak zarında iyileşmenin tam olmaması nedeniyle kulak zarında bir delik kalabilir.</p>
<p>Kulak zarındaki deliğin yerleştiği yer <span id="more-182"></span>zarın kenarlarında veya üst kısmında ise zar kendini tamir etmeye çalışırken, kulak zarının dış kulak yoluna bakan kısmındaki deri bazen içeri doğru büyür. Orta kulak boşluğunda üremeye devam eder ve bir nevi &#8220;deri incisi&#8221; <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">(kolesteatom)</span></span> denen bir kitle oluşturur. Bu kitlenin içine mikroplar girip enfekte olduktan sonra ortaya çıkan salgılar nedeniyle zamanla çevre yapılarda (kulak kemikçikleri, kulak zarının arta kalan kısmı, kafatası kemikleri vb.) erimeler başlar.</p>
<p style="text-align: left;">Bazen de kulakta herhangi bir delik olmadan da, orta kulağın östaki borusundaki bir problem nedeniyle havalanmasında bozulma olduğunda,  özellikle kulak zarının üst kısımlarının orta kulağa doğru cepleşip zamanla cebin dip kısmında erime ve ufak delik ortaya çıkmasından sonra da aynı olay gerçekleşebilir.</p>
<p>Bu gibi durumlarda tıbbi tedaviye rağmen düzelmeyen veya tekrarlayan kötü kokulu kulak akıntısı, işitmede giderek bozulma, baş dönmesi, kulak arkasında künt bir ağrı, bazen yüz kaslarında zayıflık ve yüz felci ortaya çıkabilir. Kulak kolesteatomları tehlikeli olabilir ve hiçbir zaman ihmal edilmemelidir. Kemik erimesi, beyin ve iç kulak gibi etraftaki dokulara iltihabın yayılmasına sebep olabilir. Tedavi edilmezse sağırlık, beyin apsesi, menenjit ve nadiren ölüm olabilir. Bu nedenle tıbbi tedaviden çok cerrahi tedavinin planlanması gerekir. Cerrahide esas gaye, iltihabı ortadan kaldırmak ve kuru bir kulak elde etmektir, işitmenin düzeltilmesi ikinci planda kalır.</p>
<p>Kolesteatomlu hastaların yaklaşık üçte birinde, tek operasyonda hem iltihabı ortadan kaldırıp hem de işitmeyi onarmak mümkün değildir. İlk operasyonda iltihap ortadan kaldırılır. İşitmeyi arttırmaya yönelik planlanacak olan 2. operasyon <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">(kemikçik zincir tamiri ile birlikte timpanoplasti)</span></span>, 1-2 yıl sonra yapılabilir.</p>
<p>Bazen de işitmenin iyice bozulduğu, kolesteatomun iç kulağı tuttuğu durumlarda işitmenin pek düzeltilemeyeceğine kanaat getirildiğinde sadece tek seansta iltihaplı kulak arkası kemiklerinin temizlendiği <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">mastoidektomi </span></span>ameliyatı yapılır.</p>
<p> <span style="color: #339966;"><strong>KOLESTEATOMLU KRONİK ORTA KULAK İLTİHABINDA TEDAVİ</strong></span></p>
<p>Yukarıda bahsedilen şikayetlerin varlığında mutlaka bir Kulak Burun Boğaz Hekimi&#8217;ne başvurulması gerekir. Doktorunuz kulağınızı ayrıntılı muayene edecek, gerekiyorsa temizleyecek ve enfeksiyondan kaynaklanan komplikasyonları önlemek için tıbbi tedavi verecektir. Sonrasında işitme derecenizi değerlendirmek üzere işitme testi <span style="text-decoration: underline;">(odyometri)</span> yapılmasını isteyecek ve kolesteatom olup olmadığını değerlendirmek ve iltihabın hangi yapıları tuttuğunu belirlemek için <span style="text-decoration: underline;">bilgisayarlı tomografi</span> isteyecektir. Bunların sonucunda Kulak Arkası Kemik İçindeki Enfeksiyonun Temizlenmesi <span style="color: #ff0000;">(Mastoidektomi)</span> ve/veya Kulak Zarındaki Deliğin Tamiri <span style="color: #ff0000;">(Timpanoplasti)</span> ameliyatı planlanacaktır.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>MASTOİDEKTOMİ VE/VEYA TİMPANOPLASTİ AMELİYATI NASIL YAPILIR?</strong></span></p>
<p><span style="color: #339966;"><strong><br />
</strong></span>Operasyon, genel anestezi altında (hasta tam uyutularak) gerçekleştirilir. Kulak arkasından bir kesi ile girilerek orta kulağa ulaşılır ve iltihaplı dokular temizlenir. Mümkün olursa, kulak kemikçikleri, yapay kemikçikler veya kıkırdak, işitme mekanizmasını onarmak için kullanılabilir, fakat bu yukarıda da  belirtildiği gibi 2. operasyona bırakılabilir. Yine şartlar uygunsa ilk operasyonda zar yamama (timpanoplasti) da gerçekleştirilebilir. Ameliyat sonrası genellikle hasta 1-2 gün yatırılır, düzenli pansumanları yapılır. Hasta taburcu edildikten sonra da sargıları tamamen çıkarılana kadar düzenli pansumanlara gelir. Normalde herhangi bir baş dönmesi vb. yoksa hasta operasyondan iki hafta sonra işine dönebilir.</p>
<p>Bazen kolesteatom yeniden oluşabilir, operasyon sonrası takipler özellikle kolesteatomun kontrolü açısından çok önemlidir. Kulakta tekrarlayıcı kolesteatomların daha kolay temizlenebilmesi için özellikle açık bir saha bırakılan operasyonlarda her birkaç ayda bir bu boşluğun temizlenmesi gerekir. Bazı hastalarda ömür boyu kulak takibi gerekir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><strong>BU AMELİYATLARIN RİSK VE KOMPLİKASYONLARI NEDİR? </strong></span></p>
<ol>
<li><span style="color: #ff0000;">Ağrı:</span>  Kulak arkasından girilerek yapılan ameliyatlarda kulak etrafında hafif ağrı olabilir.  Kulak kepçesi etrafında geçici veya kalıcı his kaybı olabilir. </li>
<li><span style="color: #ff0000;">Kanama:</span> Ameliyat sonrasında ilk birkaç hafta kulak etrafına sarılan sargıyı hafifçe kirletecek kadar kan veya kanlı sıvı gelmesi sık görülen bir durumdur. Zamanla azalacaktır. Ameliyattan 10 gün önceden itibaren aspirin veya herhangi bir nonsteroid anti-inflamatuar gruba giren(bazı ağrı kesiciler) ilaç almış olmanız kanama riskini artırır. Ameliyat öncesi almış olduğunuz tüm ilaçları doktorunuza belirtmeniz gerekmektedir. Hipertansiyon (yüksek kan basıncı hastalığı) olan kimselerde eğer tansiyon kontrol altında değilse operasyon sırasında veya sonrasında kanama görülebilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;">Akıntı:</span> <em><span style="text-decoration: underline;">Özellikle  kulak içi yara yerleri tamamen iyileşene kadar kulağa su kaçmasından şiddetle kaçınılmalıdır.</span></em> Bu duruma dikkat edilmediğinde orta kulakta iltihaplanma ve akıntı gelişebilmektedir. Bu akıntı genellikle tıbbi tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir ancak bu uyarıya dikkat etmemeniz halinde ameliyat başarılı olduğu halde yapıldıysa yamanan kulak zarının buna bağlı iyileşememesi ve atması ortaya çıkabilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;">Kesi yerinde anormal skar dokusu:</span> Nadiren de olsa görülebilen bu durumda kulak arkasındaki veya kıkırdak alma amacıyla girilen kulak memesindeki kesi yerinde normal dokudan kalın, kırmızı renkte, kabarık bir doku gelişebilir. Bu durumun varlığında çeşitli tıbbi tedaviler uygulanacaktır, ancak nadiren de olsa bu dokunun çıkarılması için en erken 1 yıl sonra küçük bir müdahale gerekebilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;">Yüz siniri felci:</span> Yüz sinirinin bir kısmının orta kulaktan geçiyor olması nedeniyle nadiren ameliyat sonrası yüz kaslarının geçici veya kalıcı felci oluşabilir. Ya da ameliyat öncesinde kolesteatomun yüz sinirini tutması nedeniyle hafif/tam yüz felci ile başvurabilirsiniz. Ameliyatla kolesteatom temizlenirken hafif olan yüz felci geçici veya kalıcı olarak artabilir. Geçici felç durumunda genellikle tıbbi tedavilerle 6 ay içinde düzelme beklenmektedir. Kalıcı felç durumunda ek bazı müdahaleler gerekebilmektedir. Genellikle ameliyat öncesi zaten varolan tam yüz felçlerinin ise düzelmesi pek beklenmemelidir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;">Tad duyusu değişiklikleri:</span> Tat duyusunu sağlayan sinirin (korda timpani) orta kulaktan geçiyor olması nedeniyle geçici (4-6 ay) veya kalıcı tad duyusu değişiklikleri, ağızda metalik tat hissi olabilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;">İşitmenin düzeltilememesi:</span> Operasyon sırasında kulak kemikçiklerinin onarılmasına ve kulak zarının başarılı tamirine rağmen işitmede düzelme olmayabilir. Veya kolesteatomun yaptığı harabiyet ileri boyutta ise böyle bir tamir mümkün olmayabilir. Bu durumda işitme aynı kalabilir ya da daha bozulabilir. Ameliyat sonrası yine aynı nedenle çınlama ve hafiften şiddetliye kadar değişen derecelerde baş dönmesi ortaya çıkabilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;">Alerjik reaksiyonlar:</span>  Ameliyatınız sırasında veya sonrasında doktorunuzun reçete ettiği ilaçlara yada kullanılan dikişlere karşı bölgesel veya sistemik alerjik reaksiyonlarN gelişebilir ve ek tedaviler gerektirebilir. Bunları önceden bilmek mümkün değildir. Bu nedenle ameliyatınız öncesinde, bildiğiniz alerjik reaksiyonlarınız varsa mutlaka doktorunuza belirtmeniz gerekmektedir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;">Anestezi:</span> Hem lokal hem de genel anestezi bazı riskler içerir. Bu tüm  cerrahi anestezi ve sedasyon işlemleri için geçerli bir ifadedir. Anestezi&#8217;ye bağlı riskler ve bilgilendirme ile ilgili anesteziyi uygulayacak Anestezi Uzmanı hekiminiz ile görüşmeniz önemlidir.</li>
</ol>
<p><span style="color: #339966;"><strong>AMELİYAT SONRASI BAKIM:</strong></span></p>
<ul type="disc">
<li>Ameliyat sonrasında bundan sonraki yaşantınız boyunca kulağınızın içine kesinlikle  su kaçırmamalısınız. Banyo yaparken veya başınızı yıkarken dış kulak yoluna önce kuru bir pamuk yerleştirip en dış kısmını vazelinle sıvayarak (yani pamuğu tamamen vazelinlemeden) ya da özel silikon tıpalar kullanarak kulağınızı tıkamalısınız.</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>Kulak, mümkün olduğunca içerisine fazla bir şey sokulmadan dış tarafından temizlenmelidir. Mastoidektomi ameliyatlı bir kulakta, kulağın kendi kendine kiri dışarı atma mekanizması bozulmuş olduğu için 2-3 ayda bir doktorunuza başvurup kulağınızı temizletmelisiniz. Kulak akıntısı durumunda mutlaka doktorunuzu bilgilendirmelisiniz.</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>Zar yamama ameliyatı da yapılmışsa ameliyat sonrası kabızlıktan kaçınmak için beslenme düzenlenmeli, kuvvetli sümkürme yapılmamalı, hapşırırken burun kapatılmamalı, en az 6 hafta uçak yolculuğundan kaçınılmalı, ağır kaldırılmamalı, sıvılar pipetle içilmemeli, tam iyileşme olana kadar denize girilmemeli ve nezle-gripten çok iyi korunulmalıdır.</li>
</ul>
<ul type="disc">
<li>En önemlisi de sigara içiyorsanız ameliyattan 10 gün öncesinden itibaren başlayarak en az 1 yıl sigara içmemeli, hatta sigarayı bırakmalısınız. Bu sayede ameliyat sonrası başarı artacak ve riskler azalacaktır.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/182/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GIRTLAK AMELİYATI SONRASI KONUŞMANIN SAĞLANMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/173</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/173#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2008 16:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GIRTLAK VE SES HASTALIKLARI]]></category>

		<category><![CDATA[barton düğmesi]]></category>

		<category><![CDATA[botox]]></category>

		<category><![CDATA[elektrolarinks]]></category>

		<category><![CDATA[elektronik gırtlak]]></category>

		<category><![CDATA[gırtlağın alınması]]></category>

		<category><![CDATA[gırtlak kanseri]]></category>

		<category><![CDATA[gırtlak protezi]]></category>

		<category><![CDATA[konuşma terapisi]]></category>

		<category><![CDATA[larenjektomi]]></category>

		<category><![CDATA[özofagus konuşması]]></category>

		<category><![CDATA[ses protezi]]></category>

		<category><![CDATA[silikon protez]]></category>

		<category><![CDATA[singer-blom protezi]]></category>

		<category><![CDATA[TEP]]></category>

		<category><![CDATA[trakeo-özofageal zımba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[


 
 
 


Nasıl konuşuruz?
Normalde konuşmanın gerçekleştirilmesinde 3 fizyolojik mekanizma birlikte çalışmaktadır. İlki körük gibi havayı gırtlağa doğru basan akciğerlerdir. İkincisi birbiriyle birleşip ayrılmaları sırasında bu havada dalgalanma yaratarak ses çıkmasını sağlayan gerçek ses telleridir. Ses telleri konuşma sırasında saniyede 85-255 kere titreşerek bir siklus oluşturur. Bu sayede titreşen hava dalgası üçüncü mekanizma olan &#8220;ses rezonatörleri&#8221;ne gelir ki, bunlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<p><span style="color: #3366ff;"></p>
<p style="text-align: center"><strong></strong></p>
<div><span style="color: #3366ff;"> </span></div>
<div><span style="color: #3366ff;"> </span></div>
<p><span style="color: #3366ff;"> </p>
<p></span></span></p>
<p><span style="color: #3366ff;"><strong></strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Nasıl konuşuruz?</span></strong></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Normalde konuşmanın gerçekleştirilmesinde 3 fizyolojik mekanizma birlikte çalışmaktadır. İlki körük gibi havayı gırtlağa doğru basan akciğerlerdir. İkincisi birbiriyle birleşip ayrılmaları sırasında bu havada dalgalanma yaratarak ses çıkmasını sağlayan gerçek ses telleridir. Ses telleri konuşma sırasında saniyede 85-255 kere titreşerek bir siklus oluşturur. Bu sayede titreşen hava dalgası üçüncü mekanizma olan &#8220;ses rezonatörleri&#8221;ne gelir ki, bunlar yutak, yumuşak damak, yanaklar, dudaklar ve özellikle dilden oluşur. Bu organlar titreşen sesi anlamlı kelimelere dönüştürürler.</span></p>
<p><span style="color: #ccffff;">Üst solunum yolları kanserlerinin en sık yerleştiği ikinci yer gırtlaktır. Tedavide cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi çeşitli yöntemler bir arada ya da tek başına uygulanır. Tüm bu tedavilerde amaç mümkün olduğunca gırtlağın bütünlüğünü korumak olsa da ileri derecede kanser tutulumu olan vakalarda maalesef bazen gırtlağın tamamen alınması (total larenjektomi) gerekebilmektedir.  </span></p>
<p><span style="color: #3366ff;"><strong><span style="color: #ff9900;">Gırtlak alındıktan sonra konuşma nasıl gerçekleştirilebilir?</span> <span id="more-173"></span></strong></span></p>
<p>1859&#8242;lu  yıllarda bu soruya yanıt aramak üzere ses protezleri geliştirilmeye başlanmıştır. İlk yapay gırtlak Çek fizyolog  Johann Czermak tarafından dizayn edilmiştir. İlk olarak havayolu  geçirdiği bir enfeksiyon sonrasında tamamen tıkanarak soluk borusuna delik açılmak (<span style="color: #ff0000;">trakeotomi</span>) zorunda kalınan 18 yaşında bir kızda denenmiştir. Alet soluk yoluna giden bir tüp ve metal bir düdük ağzından oluşmaktaydı. Hasta düdüğü öttürünce ses oluşuyordu. Son 60 yılda bu cihaz üzerinde pek çok düzenlemeler yapılmış olsa da bu ses protezi soluk borusundaki çevre dokularda tahriş yaratarak solunum yolu enfeksiyonlarında artış, ağrı ve buna bağlı kullanım güçlüğü nedeniyle zamanla kullanımdan kalkmıştır.  </p>
<p>1874&#8242;te Carl Gussenbauer tarafından ilk başarılı larenjektomi (gırtlağın tamamen alınması ameliyatı)  gerçekleştirilmiştir 36 yaşında bir din adamına uygulanan bu ameliyat sonrasında hasta 4 ay hastanede yatmış ve evine Gussenbauer  tarafından dizayn edilen yapay gırtlakla konuşmayı öğrenmiş olarak gönderilmiştir. <span style="color: #ff0000;">&#8220;Yapay gırtlak&#8221;</span> bir kamış yoluyla soluk borusundaki havanın yutağa geçirilmesi mekanizmasına dayanmaktadır.  </p>
<p>1922&#8242;de  Seeman ilk defa olarak yemek borusunun üst kısmının yeni bir gırtlak gibi çalışarak ses üretimine katkısı olabileceğini saptamıştır. Bu durumda mide ve yemek borusunun alt kısmı hava deposu olarak kullanılmaktadır. Bu şekilde konuşmaya &#8220;yemek borusu konuşması&#8221; <span style="color: #ff0000;">(özofagus konuşması)</span> adı verilmektedir.</p>
<p>1927&#8242;de Beck ilk defa ses yaratmak amacıyla <span style="color: #ff0000;">trakeo-özofageal fistül</span> yapılması (soluk borusundan yemek borusuna doğru oluşturulan delik) fikrini ortaya atmıştır.</p>
<p>1929&#8242;da  Bell Laboratorları, tip 2A adı verilen yeni bir tür yapay gırtlak dizayn etmişlerdir. Bu aletin özelliği ağızla soluk borusundaki kalıcı delik (<span style="color: #ff0000;">stoma</span>) arasındaki hoparlöre bağlanan ve bir tüp içinde titreşen düdük dilinden oluşmaktadır. Tüp yoluyla düdük ağzından geçerek soluk borusuna itilen hava, yapay konuşma oluşturmak üzere konuşmacının ağzında şekillendirilir. Bu model, ufak tefek değişiklikler yapılarak, yıllarca Western Elektrik Şirketi tarafından pazarlanmıştır.  </p>
<p>1942&#8242;de, bilinen ilk elektronik gırtlak olan Sonovox, Wright tarafından geliştirilmiştir. Bu alette boynun yumuşak dokularından iletilen ses boğazda oluşturulmaktadır. Bu cihaz pek çok elektronik gırtlağın (<span style="color: #ff0000;">elektrolarinks</span>) dizaynına yol açmıştır ve ayrıca Walt Disney&#8217;in ünlü &#8220;Dumbo&#8221; çizgi filmindeki trenin seslendirilmesinde kullanılmıştır.</p>
<p>1957&#8242;de Dr. Herbert Cooper ve Rand Development Corporation mühendisleri tarafından geliştirilip pazarlanan Cooper-Rand ağız tipi elektronik gırtlak, diğerlerinden farklı olarak ses yüksekliği ve tınısını bağımsız olarak kontrol edebilmektedir.</p>
<p>1960&#8242;da Asai <span style="color: #ff0000;">trakeo-özofageal şant</span> (soluk borusuyla yemek borusu arasında bağlantı) yoluyla sesin restorasyonunu ortaya atmıştır. Başlangıçta 3 ayrı müdahale gerektiren, sonrasında müdahalenin bire indiği bu yöntemin olumsuz yanları şantın bozulması, daralması ve aspirasyon (yiyecek ve içeceklerin soluk borusuna kaçması) idi.</p>
<p>1979&#8242;da Singer ve Blom <span style="color: #ff0000;">trakeo-özofageal zımba (tracheoesophageal puncture-TEP)</span> ve <span style="color: #ff0000;">silikon protezi</span> ortaya attılar. O zamandan günümüze değin bu kişilerin sundukları bu çözüm, yöntemde ve protezde pek çok değişikliklere uğramasına rağmen kullanılagelmektedir.  </p>
<p>Günümüzde total larenjektomi sonrası konuşmanın restorasyonunda temel 3 yöntem kullanılmaktadır:</p>
<p>1. Özofagus konuşması</p>
<p>2. Elektronik gırtlak</p>
<p>3. Trakeo-özofageal zımba (TEP) ve silikon protez</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff9900;">Özofagus konuşması:</span><a title="ozofageal-konusma.jpg" rel="attachment wp-att-176" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=176"></a><a title="ozofageal-konusma.jpg" rel="attachment wp-att-175" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=175"></a></strong></span></p>
<p>Özofagus konuşması, 1980&#8242;lerin başına kadar 100 yıldan fazla süredir gırtlaksız konuşmada temel metod olmuştur. Kişi ağız ve yutağa hava pompalayıp bunu yemek borusuna gönderip daha sonra geğirerek yutak-yemek borusu bileşkesini titreştirmekte, bu sırada ses rezonatör organları (dil, dişler, dudak, vb.) sayesinde bu sesi patlar şekilde olan bir konuşmaya çevirmektedir.</p>
<p>Bu yöntemin avantajları yapay gırtlaktan daha az dikkat çekici olması, tükendikçe alınması gereken pil vb. bir parçaya ihtiyaç olmaması, mekanik bir ses yaratmaması, ek cerrahi gerektirmemesi ve eller kullanılmadan konuşma yapılabilmesidir.</p>
<p>Bu yöntemin en büyük dezavantajı ise pek az larenjektomili hastanın bu konuşmayı becerebilmesidir. Özofagus konuşmasında başarılı olunabilmesi için aylarca konuşma terapisi yapılması gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff9900;">Elektronik gırtlak:</span></strong></span></p>
<p>2 tür elektronik gırtlak bulunmaktadır:</p>
<ul>
<li>Eksternal (dışarıdan uygulanan) tip: En sık kullanılanıdır, boyundan uygulanır.</li>
<li>Ağız tipi (ağız içinden uygulanan cihaz)</li>
</ul>
<p>Eksternal tip olanı boyun yan tarafı, çene altı ya da yanağa temas ettirilerek kullanılır. Ses titreşimi metal ya da plastik bir başlık yoluyla boyundaki dokular aracılığıyla yutak, yemek borusu girişi ve ağız kavitesine iletilir,  ses rezonatörleri ile konuşma oluşturulur. Pek çok boyun tipi cihaz, özel bir adaptörle ağız içi cihaza dönüştürülebilir. Ağız kavitesinin arka kısmına bir tüp yerleştirilerek oluşturulan ses konuşmaya çevrilir. Ağız içi cihazlar, deri yoluyla yeterli ses iletimini beceremeyen hastalarda tercih edilir. Ayrıca ameliyat ve radyoterapi sonrası boyundaki yara ve şişliklerin iyileşmesi döneminde de seçilebilir.  </p>
<p>Her iki tür de  elektrikle çalışır. Sert davul gibi bir membrana pille çalışan elektomanyetik bir pistonun çarpmasıyla bir titreşim elde edilir, bunun frekansı normal insan sesi frekansına yakındır. Sonrasında bu ses dil, diş, dudak ile anlaşılabilir bir konuşmaya dönüştürülür.</p>
<p>Elektronik gırtlağın en büyük avantajları kullanımının kısa sürede öğrenilebilmesi, ameliyattan hemen sonra kullanılabilmesi, rölatif olarak maliyetinin düşük olması ve bakımının kolay olmasıdır. Dezavantajları ise mekanik bir ses yaratması, kontrollerin ayarlanabilmesi için ellerden birinin devamlı kullanılıyor olması, pil bağımlı olması, ağız tipinin devamlı tükürük ve gıdalarla temas nedeniyle sık temizleme gerektirmesi ve ağız kavitesine bir tüp yerleştirilmesi zorunluluğudur.</p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff9900;">Trakea-özofageal zımba (TEP) ve silikon protez :</span></strong></span></p>
<p>TEP, günümüzde larenjektomi (gırtlağın alınması) sonrası konuşmanın sağlanmasında en çok tercih edilen yöntemdir. Soluk borusu ile yemek borusu arasında cerrahi bir fistül (delik) oluşturulur. Bu delik ya larenjektomi ameliyatı esnasında <span style="color: #ff0000;">(primer tip)</span> ya da ameliyattan haftalar, aylar, yıllar sonra <span style="color: #ff0000;">(sekonder tip)</span> uygulanır. İşlemden birkaç gün sonra klinisyen fistülün uzunluğunu hesaplar, tek taraflı valv sistemine sahip olan uygun bir boy ve tipte protezi seçip yerine yerleştirir. Kişi konuşma sırasında stomayı (gırtlak alındıktan sonra soluk yolunu cilde ağızlaştıran delik) parmağıyla tıkayarak konuşmanın oluşmasını sağlar.  </p>
<p>Trakea-özofageal konuşmanın temelinde soluk verme esnasında soluk borusundaki havanın fistül kanalındaki küçük, silikon valvli protez yoluyla yutağa geçirilmesi mekanizması vardır. Protez tek yön geçişli valv sistemiyle havanın soluk borusundan yemek borusuna geçmesine izin verirken, yiyecek, sıvı ve tükrüğün yemek borusundan soluk borusuna geçişini önlemektedir. Yemek borusuna geçen hava yutak-yemek borusu birleşim yerindeki mukozayı titreştirip ses oluşmasını sağlar, ağız kavitesi ses rezonatör organlarının yardımıyla da bu ses konuşmaya çevrilir.  </p>
<p>Bu protez iki parçadan oluşur: Dış muhafaza ve buna uygun valv. 2 tür muhafaza vardır: Birincisi  <span style="color: #3366ff;">Blom, Singer ve Hamaker tarafından dizayn edilen standart peristomal muhafazadır</span> ki stoma etrafındaki deriye özel bir sıvı yapışkan maddeyle tutturulan bir disk şeklindedir. İkincisi ise 1988&#8242;de Barton ve arkadaşları tarafından geliştirilen <span style="color: #3366ff;">Barton düğmesidir</span> ki, bunda stoma içi bağlantı bulunmaktadır. Yumuşak, silikon maddeden yapılan bu düğme hastanın stoma genişliğine uygun olarak seçilir.</p>
<p>Trakeo-özofageal konuşmanın pek çok avantajı bulunmaktadır. İşlem kişi vazgeçtiği anda geri döndürülebilir. Bu tip konuşma özofageal konuşmadan daha kolay öğrenilmektedir. Hava deposu akciğerler olduğu için daha doğaldır, daha anlaşılabilirdir ve  bir solukta daha çok kelime (25-30) çıkarılabilir. En büyük dezavantajı ise konuşma esnasında bir elle stomayı kapatma zorunluluğudur.</p>
<p style="text-align: left;">Gerçi son zamanlarda el kullanmadan çalışan protezlerin yapılmasıyla bu sorun aşılmıştır. Bir diğer sorun kişinin akciğer kapasitesinin yeterli olmasının gerekliliğidir. Diğer sorunlar özofagus arka duvarının zamanla aşınması ve özofagus yırtığıdır.Primer tip TEP uygulanması radyoterapiye engel teşkil etmemektedir. Yapılan çalışmalarda radyoterapinin primer TEP sonrası komplikasyon oranını arttırmadığı saptanmıştır.  </p>
<p style="text-align: left;">TEP sonrası en sık görülen sorunlardan biri konuşmanın sağlanmasında başarısızlıktır. Bu başarısızlık oranı %3-15 arasındadır. Buna yol açan faktörler hastanın motivasyon ve öğrenme kapasite yetersizliği, nörolojik sorunlar (felç vb.), artrit (ellerini kullanmasına engel olacak eklem sorunları olması) olarak sayılabilir. Ayrıca stomanın daralması, tümörün tekrarlaması, skar dokusu oluşması ve faringoözofageal spazm da başarısızlık nedenidir.  Bu spazmın nedeni yemek borusu orta kısmı hava ile dolduğunda yutak kaslarındaki ani kasılmalardır. %10-12 hastada başarısızlık nedenidir. Botox enjeksiyonları ile bu spazm çözülebilir.</p>
<p>Özetle, larenjektomi sonrası konuşamama hastalar için en rahatsız edici yoksunluk olarak algılanmakta olsa da konuşmanın sağlanabilmesi ve normal yaşama dönülebilmesi için kişiye özel pek çok uygulama bulunmaktadır.  </p>
<p>*KAYNAK: <a href="http://www.bcm.edu/oto/grand/08_25_05.htm">http://www.bcm.edu/oto/grand/08_25_05.htm</a>, Voice Rehabilitation</p>
<p>after Total Laryngectomy- August 25, 2005-Christina L. Corey, M.D.</p>
<p>(Houston-Texas)- Baylor College of Medicine KBB Departmanı Seminer Özetleri</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/archives/173/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BOYUNDA KİTLE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/archives/39</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/archives/39#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Mar 2008 08:14:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[TÜKRÜK BEZİ HASTALIKLARI ve BOYUNDA KİTLE]]></category>

		<category><![CDATA[aids]]></category>

		<category><![CDATA[aktinomikoz]]></category>

		<category><![CDATA[anevrizma]]></category>

		<category><![CDATA[boyunda beze]]></category>

		<category><![CDATA[boyunda kitle]]></category>

		<category><![CDATA[boyunda şişlik]]></category>

		<category><![CDATA[brankial kist]]></category>

		<category><![CDATA[brusella]]></category>

		<category><![CDATA[bruselloz]]></category>

		<category><![CDATA[diş absesi]]></category>

		<category><![CDATA[dişeti iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[ele gelen kitle]]></category>

		<category><![CDATA[enfeksiyoz mononükleoz]]></category>

		<category><![CDATA[fokal myozitis]]></category>

		<category><![CDATA[frengi]]></category>

		<category><![CDATA[fronkül]]></category>

		<category><![CDATA[guatr]]></category>

		<category><![CDATA[kabakulak]]></category>

		<category><![CDATA[karotid tümör]]></category>

		<category><![CDATA[Kawasaki hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[kedi tırmığı hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[kistik higroma]]></category>

		<category><![CDATA[laringosel]]></category>

		<category><![CDATA[leishmaniasis]]></category>

		<category><![CDATA[lenfoma]]></category>

		<category><![CDATA[ludwig anjini]]></category>

		<category><![CDATA[mantar]]></category>

		<category><![CDATA[öpücük hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[parotis bezi]]></category>

		<category><![CDATA[pleomorfik adenom]]></category>

		<category><![CDATA[ranula]]></category>

		<category><![CDATA[sarkoidoz]]></category>

		<category><![CDATA[sifiliz]]></category>

		<category><![CDATA[Sjögren sendromu]]></category>

		<category><![CDATA[tatarcık]]></category>

		<category><![CDATA[tiroglossal kist]]></category>

		<category><![CDATA[tiroid]]></category>

		<category><![CDATA[toksoplazmozis]]></category>

		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>

		<category><![CDATA[tüberküloz]]></category>

		<category><![CDATA[tükrük bezi iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[tükrük bezi taşı]]></category>

		<category><![CDATA[tularemi]]></category>

		<category><![CDATA[verem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[
 

 
Krem sürerken ya da traş olurken elinizi boynunuza attınız ve elinize bir şişlik geldi. Endişelenmeli misiniz? Öncelikle kafanızı bir toparlayıp düşünün. Son 1 ay içinde nezle-grip-boğaz iltihabı geçirdiniz mi? Dişiniz ağrıdı mı, dişetiniz şişti mi? Ya da kulak küpe deliğiniz iltihaplandı mı? Yüzünüzde sivilce ya da uçuk çıktı mı? Şişlik ağrılı mı? Boyutları 1 cm&#8217;den [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
                            var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\\\\\' type=\\\\\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// --></script></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/necklump.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-269" title="necklump" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/necklump.jpg" alt="" width="212" height="219" /></p>
<p style="text-align: center"> </p>
<p>Krem sürerken ya da traş olurken elinizi boynunuza attınız ve elinize bir şişlik geldi. Endişelenmeli misiniz? Öncelikle kafanızı bir toparlayıp düşünün. Son 1 ay içinde nezle-grip-boğaz iltihabı geçirdiniz mi? Dişiniz ağrıdı mı, dişetiniz şişti mi? Ya da kulak küpe deliğiniz iltihaplandı mı? Yüzünüzde sivilce ya da uçuk çıktı mı? Şişlik ağrılı mı? Boyutları 1 cm&#8217;den küçük mü? Hareketli mi, yapışık mı? Bu yazıda boyun kitleleri için genel bir bilgilendirme bulacaksınız. Burada yazılanlar ve öneriler belki endişelerinizi gidermede yardımcı olabilir. Ancak her zaman için en doğrusu bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurup ayrıntılı bir muayeneden geçip kafanızdaki şüpheleri gidermektir.</p>
<p>Boyunda kitle şikayetiyle karşımıza gelen hastalarda pek çok ön tanı akla gelir. Temel olarak bunları 3 ana başlıkta inceleyebiliriz:<span id="more-39"></span></p>
<ol>
<li>Konjenital (doğumsal) ve gelişimsel (sonradan oluşan) kitleler</li>
<li>İnflamatuar (iltihap kaynaklı) kitleler</li>
<li>Neoplastik (tümöral) kitleler</li>
</ol>
<table style="height: 317px;" border="1" cellspacing="1" cellpadding="4" width="499">
<tbody>
<tr>
<td width="33%" valign="top">Konjenital/Gelişimsel</td>
<td width="33%" valign="top">İnflamatuar</td>
<td width="33%" valign="top">Neoplastik</td>
</tr>
<tr>
<td width="33%" valign="top">Sebase kistler (yağ kisti)Brankial yarık kistleriTiroglossal kistlerLenfanjiom/hemanjiomDermoid kistEktopik tiroid dokusuLaringoselFaringeal divertikülTimik kist</td>
<td width="33%" valign="top">Lenfadenit (lenf bezi iltihabı)</p>
<ul>
<li>Bakteriyel</li>
<li>Viral</li>
<li>Granülomatöz (verem, kedi tırmığı hastalığı, mantar vb.)</li>
</ul>
<p>Sialoadenit (tükrük bezi iltihabı)</td>
<td width="33%" valign="top">Primer</p>
<ul>
<li>Tiroid tümörü</li>
<li>Lenfoma</li>
<li>Tükrük bezi tümörü</li>
<li>Lipom</li>
<li>Anjiom</li>
<li>Karotid tümör</li>
<li>Rabdomyosarkom (kas tümörü)</li>
</ul>
<p>Metastatik (tümörün asıl oluştuğu yerden başka yere atlaması)</p>
<ul>
<li>Epidermoid karsinom</li>
<li>Malign melanom</li>
<li>Adenokarsinom</li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color: #3366ff;">Boyunda kitle hastasına yaklaşım:</span></p>
<p>Boyunda kitle şikayeti ile gelen hastanın ilk olarak bulunduğu yaş grubuna bakılır. Pediatrik (15 yaş ve altı) hastalarda genellikle iltihap kaynaklı ve doğumsal kitleler daha yaygınken, geç erişkinlerde (40 yaş üstü) ise neoplastik kitleler daha sık görülmektedir.</p>
<p>İkinci olarak dikkat edilecek konu kitlenin yeri ve özellikleridir. Bu kitleleri boyun yan-arka kısımlarında ve ön kısmında olmak üzere iki ana başlıkta inceleyelim.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Boyunda lateralde (yanda) yerleşen kitleler:</span></span></strong><strong><span style="text-decoration: underline;">Boyunda orta hatta yer almayıp çene altı, kulak arkası, kulak altı, ense vb. yanlarda yer alan kitlelerdir.</span></strong></p>
<p><span style="color: #3366ff;"><strong>Lenfadenopati (lenf bezi kaynaklı)</strong></span></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Öpücük hastalığı-Enfeksiyoz Mononükleoz</span><span style="color: #ff0000;">:</span> </strong>Epstein-Barr adı verilen bir virüsle meydana gelen, yüksek ateş, boğaz ağrısı, vücudun pek çok yerinde lenf bezlerinde şişme, karaciğer ve dalakta büyüme ile giden bir tür bulaşıcı hastalıktır. Ateş 10-14 gün sürebilir, boğaz ağrısı 7-10 gün devam eder. %80-90 hastada boyun arka kısmında ensedeki bezler büyümüştür. Tanı muayene, kan tahlilleri (CRP, Sedimentasyon, Tam kan sayımı, Periferik yayma, Anti-VCA IgM ve IgG ) ile konulur. Tedavisi destek (ateş düşürücü ilaçlar, yağsız-dengeli beslenme, istirahat) şeklindedir, ek bakteriyel enfeksiyon varlığında antibiyotik verilebilir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik iltihabı (tonsillit), farenjit, üst solunum yolu enfeksiyonu, dişeti iltihabı-absesi, kulak iltihabı-absesi, dış kulak yolunda sivilce (fronkül), dış kulak yolu iltihabı (otitis externa), küpe deliği iltihabı vb. : </strong></span>Tedavisi nedene yöneliktir.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>AİDS:</strong> </span>Etkeni HIV virüsüdür. Boyunda birden fazla lenf bezi büyümesi, parotis (yanakta yerleşen tükrük bezi) kitleleri, der-ağız,boğaz kaposi sarkomu, saçlı hücreli lösemi, ağız-boğaz-yutak-yemek borusu mantarı ile gider.</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kawasaki Hastalığı:</strong></span> Nedeni bilinmeyen, genellikle 2 yaş altı çocuklarda görülen küçük damar iltihaplanması (vask