<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.seciltotan.com &#187; AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI</title>
	<atom:link href="http://www.seciltotan.com/category/agiz-bogaz-yutak-hastaliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.seciltotan.com</link>
	<description>Bu web sitesi KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Seçil TOTAN tarafından hazırlanmaktadır.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Jan 2012 14:37:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>BETA ENFEKSİYONU VE TAŞIYICILIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 14:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[beta salgını]]></category>
		<category><![CDATA[beta taşıyıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[impetigo]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[romatizmal ateş]]></category>
		<category><![CDATA[strep a testi]]></category>
		<category><![CDATA[streptokok]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[Streptococcus pyogenes (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür. Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em>Streptococcus pyogenes</em> (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür.</p>
<p>Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) yol açabilirken, diğer tipler daha az riskli hastalıklara yol açmaktadır.</p>
<p><em>S pyogenes&#8217;in </em>en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle <strong>boğaz kültürü</strong> (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle <strong>&#8220;taşıyıcılık&#8221;</strong> ( mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır. </p>
<p>Streptokok enfeksiyonları özellikle kışın ya da baharın erken dönemlerinde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak streptokoksik deri enfeksiyonlar istisna olarak yazın daha sık görülür.</p>
<p>Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, bu yaş grubunda en sık boğaz enfeksiyonu yapan ajandır. Özellikle de kreş ve okullarda salgınlar yapabilmektedir.</p>
<p>5-15 yaş arası çocuklarda ise streptokok enfeksiyonuna bağlı <strong>akut romatizmal ateş</strong> sık görülmektedir. Streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3&#8242;tür.</p>
<p><em>Streptococcus pyogenes</em> yaralar ortaya çıkmadan 1 hafta önce sağlıklı deri üzerinde yer alabilir ve bu süre zarfında bir başkasına bulaşabilir.  </p>
<p>İnsandan insana <em>S pyogenes</em> bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır.</p>
<p>Farenjit için mikrobun enkübasyon süresi (vücuda girdikten sonra üreyip hastalık bulgularının ilk ortaya çıktığı döneme kadar olan süre) 2-5 gündür. Antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonra bulaştırıcılık ortadan kalkar.</p>
<p>Tırnak araları ve anüs etrafı bölge de bu mükrobu barındırıp impetigo denen deri enfeksiyonunun yayılmasında rol oynayabilir.  </p>
<p><strong>Laboratuar tahlilleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Grup A beta hemolitik streptokok tanısı için kültür altın standarttır. Hastalık bulgularına göre boğaz, kan, beyin omurilik sıvısı, deri akıntısı ya da deri biopsisi materyali, balgam, bronşioalveoler sıvı aspirasyon materyali, abse sıvısı vb. kültürde üretilerek bu mikrop araştırılır.</li>
<li>Antistreptokokkal antikor (ASO) vb. serolojik testler de tanıya yardımcı testlerdir.  </li>
<li>Hemogram, periferik yayma, sedimentasyon, CRP gibi testler de tanı koymada yardımcı testlerdir.</li>
</ul>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Streptokok zatürresi, eklem iltihabı, beyin absesi, akut romatizmal ateş ve glomerülonefrit tanısında çeşitli röntgenler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, ultrasonografi, ekokardiyografi, radyoizotop böbrek taraması vb. kullanılabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">TANI VE TEDAVİ: </span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Farenjit:</span></em></span></strong></p>
<p>Genel kural olarak boğaz ağrısı olan her çocuğa yukarıda sayılan tanı yöntemlerinin uygulanması gerekmemektedir. Aile bireylerinden birinde ya da okul arkadaşlarında beta-hemolitik streptokok saptanmış olması, tek başına boğaz ağrısı ve ateş olması durumunda boğaz kültürü ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda öksürük, şeffaf burun akıntısı, gözlerde kaşıntı vb. viral enfeksiyon bulguları olmaz.</p>
<p>Bununla birlikte küçük çocuklarda streptokoksik boğaz enfeksiyonu atipik bulgu verebilir. Örneğin hafif ateş, iştahsızlık, koyu sarı-yeşil  burun akıntısı, kusma, karın ağrısı olabilir.</p>
<p>Boğaz muayene edildiğinde tipik olarak bademcik ve faringeal bölgede kızarıklık, küçük dilde şişme ve kızarma, yumuşak damakta mukoza altı kanama odakları, boyun üst kısmında iki taraflı şiş-ağrılı bezeler görülür.  Bademcikler büyümüş, yüzeylerinde beyaz zarlar oluşmuştur. Dil kırmızı ve şiş olabilir. (çilek dili) Bu bulgularla birlikte deride döküntülerin varlığı <strong>kızıl</strong>ı akla getirir.</p>
<p>Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test <strong>Rapid Strep-A testidir</strong>. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95&#8242;tir.</p>
<p>Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Akut romatizmal ateş gelişimini önlemek üzere hastalık bulgularının ortaya çıkışından sonra tedavi 9 gün gecikmeli olarak bile başlansa etkili olacaktır.</p>
<p>Tedavide penisilin (alerji varsa eritromisin) ilk tercihtir. Şikayetler geçse bile 10 gün alınması gerekir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Deri Enfeksiyonu:</span></em></span></strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">İmpetigo</span></em></strong> ya da tıbbi adıyla &#8220;Superficial pyoderma&#8221; en sık görülen grup A <em>Streptococcus </em>deri enfeksiyonudur<em>. </em>Düşük sosyoekonomik kültür ve buna bağlı kötü hjyen, böcek ısırması, uyuz, travma vb. sonucu deri bütünlüğünün bozulması sonrasında genellikle havanın sıcak olduğu mevsimlerde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaralar ağrısızdır ve ateş yapmaz. Çoğunlukla 2-5 yaş çocuklarda görülür. Öncelikle çevresi kızarık sivilcemsi (papüloveziküler) bir lezyon olarak başlar,  veziküller kısa zaman içinde pürülan hale geçer ve birbiriyle birleşerek kalın, bal sarısı rengi bir kabukla kaplanır. Daha çok yüzde ve el-kol-bacaklarda yerleşir. Tedavi edilmediğinde müzminleşir ve vücudun diğer kısımlarına yayılmaya başlar. Daha derin dokulara inerek ektima adı verilen yaralara yol açabilir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Streptokokkal sellülit</span></em></strong> akut gelişip hızla yayılan bir deri-derialtı enfeksiyonudur. Genellikle yanık, travmaya bağlı yara gelişimi, cerrahi yara, zona zemininde gelişir. Tutulan bölge ağrılı, sıcak ve kızarık, kişinin genel durumu bozuktur. Hızla tanı konulup tedavisi gerçekleşmediğinde nekrotizan fasciitise (streptokoksik gangren) dönüşebilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Kızıl:</span></em></span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;"> </span></em></span></strong> Genel olarak 3-12 yaş çocuklarda görülen kızıl(1-5 yaşları arasında %25, 5-10 yaşları arasında %50, 10-70 yaşları arasında %25) , 1-7 gün süren ( genellikle 2-4 gün) kuluçka döneminden sonra ani başlayan ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/kızıl.jpg"></a></p>
<p>Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 <sup>0</sup>C&#8217;ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer.</p>
<p>Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.</p>
<p>Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır.  Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur buna &#8220;<strong>perioral pallor</strong>&#8221; denir. Antekübital fossa (kol ön yüzündeki katlantı bölgesi), bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir ve buna &#8220;Pastia çizgileri&#8221; adı verilir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir.</p>
<p>Tanıda kızıl geçiren biriyle temas etmek önemli bir ipucudur. Boğazda mikrobun saptanması, ASO tetkiki ile de tanı netleştirilir. Tedavisinde penisilin (alerji varsa eritromisin) seçilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut romatizmal ateş:</span></em></span></strong></p>
<p>Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen ve streptokoksik enfeksiyonun yol açtığı bu komplikasyon, sadece streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocukların %3&#8242;ünde ve enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır.  Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi  <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F" target="_blank">http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F</a>web sayfasından edinebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut glomerülonefrit:</span></em></span></strong></p>
<p>Boğaz ya da deriyi tutan streptokok enfeksiyonunun 1-2 hafta sonrasında görülebilir.  Mekanizması akut romatizmal ateşteki gibidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KORUNMA:</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Okul ve kreşe giden çocukların %20&#8242;sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.</span></p>
<p>Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.</p>
<p>Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.</p>
<p>Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.</p>
<p>Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD&#8217;de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.</p>
<p>KAYNAK: http://www.emedicine.com/PED/topic2702.htm</p>
<p>http://www.healthcaresouth.com/pages/askthedoctor/strep.htm</p>
<p>http://www.aafp.org/afp/20030215/practice.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOĞAZ AĞRISI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 14:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boğazdan kulağa vuran ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[müzmin farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?     Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak-tipasi-atislarda.jpg"></a>En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?</span></strong></li>
</ul>
<blockquote>
<div><em> </em></div>
<div><em></em></div>
<p><em> </p>
<p>Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır suyu, boya maddeleri vb.) , iş icabı ya da değil sesini çok kullanan, az su içen ancak bol kahve-koyu çay-gazlı içecek tüketen kişilerdir. Bu tahrişlere bağlı olarak burun salgısı artmakta, bu durum</p>
<p></em><em><a title="GENİZ AKINTISI " href="http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/" target="_blank">geniz akıntısına </a></em><em>yol açmakta, kişi devamlı boğazını temizlemekte, bu durum boğazı tahriş edip boğazdaki kabarıklıkları daha da çok arttırmakta, mukozanın harabiyeti ile mikroplara davetiye çıkarılmaktadır.</em></p>
</blockquote>
<blockquote><p><em>Kronik farenjiti tetikleyen </em><em><a title="REFLÜ" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/" target="_blank">gastroözofageal veya laringofaringeal reflü</a></em><em>,<a title="SİNÜZİT" href="http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/" target="_blank"> </a></em><em><a title="SİNÜZİT" href="http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/" target="_blank">sinüzit </a></em><em>gibi bir neden varsa öncelikle bunlar tedavi edilmeli, boğazı tahriş edecek sigara, yukarıda bahsedilen gıda ve kimyasallardan kaçınılmalı, bol su (günde en az 2 litre) tüketilmelidir. Ayrıca kışın ev sıcaklığı 24 C dereceyi geçmeyecek şekilde ayarlanmalı, kalorifer üzerine ıslak havlu-soba üzerine su dolu tas konularak oturulan ve uyunan ortamlar nemlendirilmelidir. Çamaşır suyu vb. ile temizlik sırasında maske kullanılmalıdır.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok sık farenjit oluyorum, artık antibiyotik içmekten böbreklerim çürüyecek. Ne yapmalıyım?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Mikropların boğazda yutak bölgesini tutmasına <span style="color: #339966;">akut farenjit</span> denilmektedir. Beraberinde bademcik iltihabı (tonsillit) olabilir ya da olmayabilir. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artmakta, hafif kırgınlık ve ateş (38 dereceyi geçmeyen), yutkunurken acıma, boğazda kuruma ortaya çıkmakta, zaman zaman boğazdan kulağa vuran ağrı, gıcık öksürüğü, </em><em>geniz akıntısı </em><em>da buna eklenmektedir. <span style="color: #ff0000;">Bu tabloyla karşılaşıldığında hastaların genellikle yaptığı en büyük yanlış hemen eczaneden antibiyotik alıp kullanmaktır!</span> <span style="color: #339966;">Halbuki farenjite yol açan mikrop türü bakteri olmadıktan sonra</span> (ki bu durumda kişi yataktan kalkamayacak kadar hastadır, ateşi koltuk altından ölçmekle 38 dereceyi geçmektedir, eklemleri ağrır, boyunda ağrılı bezeleri olur) <span style="color: #339966;">antibiyotik</span> (adı üstünde bakteri öldüren ilaç demek!) <span style="color: #339966;">kullanmak boşuna olacaktır!</span> <span style="color: #ff0000;">Virüsler </span>(yani nezle-grip yapan mikroplar) <span style="color: #ff0000;">antibiyotikler tarafından yok edilemezler!!!</span> Onun için lütfen her seferinde ateşinizi takip ediniz ve bir Kulak Burun Boğaz uzmanına görününüz.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kızımın bademcikleri çok sık iltihaplanıyor, her seferinde yatak döşek yatıyor, ateşi 40&#8242;lara kadar çıkıyor. Sizce ameliyat olmalı mı?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><a href="http://www.seciltotan.com/?cat=85&amp;paged=2" target="_blank"><em>Bademcik ameliyatı kararını vermede 2 temel kriter vardır.</em></a><em>:</em></p>
<p><em><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span>Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.</em></p>
<p><em><strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></strong>Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 ‘şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 ‘er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.<strong> </strong></em></p>
<p><em>Eğer kızınızın durumu bu iki kriterdekilerden herhangi birine uyuyorsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurup ameliyat kararını birlikte almanızı öneririm.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok sık farenjit oluyorum, bademciklerimi aldırsam rahatlar mıyım?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bademcik iltihabı sıklığı yukarıda belirttiğim gibi erişkinde yılda 3&#8242;ü geçmiyorsa ya da peritonsiller abse, bademcik taşı, tümör şüphesi yoksa, bademciklerin alınmasına gerek yoktur. Sık farenjit geçirmeye yol açan etkeni saptamak üzere gerekli tetkikleri yaptırmalı (boğaz kültürü, reflü ve sinüzitin olup olmadığının araştırılması vb.), eğer kronik farenjitiniz varsa yukarıda belirttiğim önerilere uymalısınız.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Çocukken bademcik ameliyatı olmuşum, o yüzden çok sık farenjit oluyorum. Olmasaymışım keşke, ne dersiniz?</span></strong></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bu sözünü ettiğiniz durum halk arasında yanlış inanılan konulardan biridir. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır. Kronik farenjitiniz olma ihtimali yüksektir. Lütfen yukarıda bu konuda yazdığım yanıtı okuyunuz, kronik farenjitin tetiklenmesini sağlayan tahriş nedenlerinden uzak durunuz. </em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOĞAZDA KILÇIK KALMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 20:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte kılçık]]></category>
		<category><![CDATA[balık kılçığı]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda batma]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda kılçık kalması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1565</guid>
		<description><![CDATA[  Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene edebilirim” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: justify;">Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene <span style="color: #000000;">edebilirim</span>” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir yerlere saplanmış kalmış ve ucu görünüyor olmasını da dilersiniz içinizden. Yoksa…</p>
<p style="text-align: justify;">Balık kılçıkları üst solunum yolu ve yemek borusunun en sık görülen yabancı cisimleridir. Bazı balık türlerinin kılçıkları, yoğun kalsiyum içermesi nedeniyle kemiksi ve röntgen çekildiğinde görülebilir iken (buna radyoopak denir), maalesef özellikle ülkemiz denizlerindeki balıkların çoğu ufak kılçıklı ve röntgende görülemeyecek dansitededir (buna radyolüsent denir).</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçık çıkarılamadığında ya da bazı derin organlara doğru ilerlemiş olduğunda komplikasyonlarla karşılaşılır. Bu nadir (%1-3) görülen ama ciddi sonuçları olan komplikasyonlar boyun apsesi, mediastinit (akciğerler arasındaki boşluğun iltihabı) ve ana atardamar yırtığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçıklar en sıklıkla bademciklere, dil köküne, vallekula adı verilen dil kökü ile gırtlak arası boşluğa ve nadiren de yemek borusunun üst kısmına takılırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişi,  boğazda yabancı cisim ve batma hissi, gıcıklanmaya bağlı öksürme ve ağrıya bağlı yutma zorluğu ile karşımıza gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıntılı boğaz-yutak muayenesinde görülebilen kılçıklar, kişiyi uyutmaya gerek olmadan özel aletlerle alınabilmektedir. Ancak öğürme refleksi aşırı olan kişilerde, bu refleksi baskılamak amacıyla boğaza bazı spreyler sıkılarak işlem gerçekleştirilmeye çalışılmakta, bu şekilde ulaşılamıyorsa kısa süreli narkoz altında kılçığa müdahale etmek zorunda kalınabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçık boğaz-yutak bölgesinde değil ve kişide bahsedilen şikayetler mevcutsa, kılçık muhtemelen yemek borusunun üst kısmında yerleşmiş olabilir. Bu durumda, röntgen çekip kılçık görülmeye çalışılabilir. Ancak radyolüsen kılçıkları ancak bilgisayarlı tomografi gösterebilmektedir. Diğer bir yöntem, endoskopi ile yemek borusunun muayenesi ve kılçığın çıkarılmasıdır ki, kişinin boğazı uyuşturularak ve sedasyon altında (yani tam narkoz vermeden) yapılabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA AĞIZ VE SES TELİ SİĞİLLERİ (HPV ENFEKSİYONU)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 11:14:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[HPV]]></category>
		<category><![CDATA[larinks papillomu]]></category>
		<category><![CDATA[siğil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2652</guid>
		<description><![CDATA[HPV (human papilomavirüs) deride, ses tellerinde, ağızda ve anogenital bölgede siğillere yol açabilen ve pek çok çeşidi bulunan bir virüstür. HPV virüsünün pek çok türü hayvanlarda da enfeksiyon yapabilmekteyse de, hayvanları etkileyen virüs tipleri insanlarda hastalığa yol açmamaktadır. Erişkinlerde kondilom ya da genital siğillerin %0,6-13&#8242;ünden sorumludur ve seksüel yolla en sık bulaşan mikrop türüdür. Erişkinlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HPV (human papilomavirüs) deride, ses tellerinde, ağızda ve anogenital bölgede siğillere yol açabilen ve pek çok çeşidi bulunan bir virüstür. HPV virüsünün pek çok türü hayvanlarda da enfeksiyon yapabilmekteyse de, hayvanları etkileyen virüs tipleri insanlarda hastalığa yol açmamaktadır.</p>
<p>Erişkinlerde kondilom ya da genital siğillerin %0,6-13&#8242;ünden sorumludur ve seksüel yolla en sık bulaşan mikrop türüdür. Erişkinlerde HPV virüsünün inkübasyon periyodu (virüsün vücuda girip çoğalarak hastalık oluşturmasına kadar geçen süre) 1-20 aydır ve bazen bu süre 2 yıla kadar uzayabilir, çocuklardaki süre ise net olarak bilinmemektedir.</p>
<div class="mceTemp">HPV virüsünün yol açtığı deri siğilleri çocukların %20&#8242;sinde görülmektedir ve en çok yüz, eller, ayaklar, dirsek ve dizlerde ortaya çıkmaktadır. Ayak tabanında yer alanlar hariç ağrı vb. bir şikayete pek yol açmazlar, sadece kozmetik sorun yaratırlar.</div>
<p><sup>HPV virüsünün yol açtığı ses teli papillomları tüm dünyada çocuklarda larinksi (ses kutusu) tutan tümörler içinde en sık görülenidir. Amerika&#8217;da 100.000 çocuktan 1.7-2.6&#8242; sında saptanmaktadır.</sup><sup>1</sup><sup> Tanı genellikle 4 yaş civarında konmaktadır ve maalesef hastalığın yineleyici özelliği nedeniyle bu çocuklar her yıl ortalama 5 kez cerrahi geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Larinks papillomu ilerleyici ses kısıklığı, nefes alıp verirken ötme ve öksürüğe neden olur. Nadiren de havayolunu tıkayarak akut nefes darlığı ile hayatı tehdit edici hale gelebilir. </sup></p>
<p><sup>Tekrarlayıcı larinks papillomu olan çocukların %30-60&#8242; ının annelerinde genital siğil saptanmıştır. Vajinal doğum, ilk doğan bebek olmak ve anne yaşının 20&#8242; nin altında olması, larinks papillomu gelişimi için risk faktörleridir. Ancak çoğu kadın doğum hekimi anogenital siğili olan kadınlarda, çocukta ileride laringeal papillom oluşumunu önlemek amacıyla sezaryan doğumu tercih etmekteyken, Danimarka&#8217;da yapılan bir bilimsel çalışmada anneden kan yoluyla veya amnion zarındaki defektlerden de bulaş olabileceği için sezaryan metodunun koruyucu olamayabileceği ifade edilmektedir.</sup><sup>1 </sup></p>
<p>Çocuklarda ağız içinde siğil gelişimi, larinks ve anogenital bölgeye oranla daha nadir gelişir. Ağızda herhangi bir yerde yerleşebileceği gibi, çoğunlukla dil, damak ve dudak iç yüzeylerinde görülebilmektedir. Beyaz renkli, sapsız, düzgün kenarlı, tek veya çoklu ufak kitleler şeklindedirler. Pek çoğu şikayete yol açmaz ve ebeveynler tarafından tesadüfen farkedilirler.</p>
<p>Çocuklarda anogenital siğil görülme yaşı ortalama 2.8-5.6&#8242; dır. Buna yol açabilen risk faktörleri ortak duş alanlarının kullanımı sonrası bulaşan ayak tabanı siğilini kaşıma yoluyla tırnaklardan bulaş, umumi tuvalet kullanımı sırasında bulaş ve çocuk istismarıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">TANI:</span></p>
<p>Pek çok anogenital siğilde tanı muayene ile konulur. Lezyonların asetik asit içeren özel bir madde sürüldüğünde beyaz renk alması karakteristiktir. Ağız ve larinks papillomlarında ise tanı biopsi ile konur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">TEDAVİ:</span></p>
<p>Pek çok siğil 12-24 ay içinde kendiliğinden ortadan kaybolur. Birden fazla ya da tekrarlayıcı siğillerde, larinks papillomu gibi hayati riskli yerleşimli siğillerde, ağrı yapan siğillerde ve kozmetik sorun yaratanlarda değişik tedavi metodları seçilmektedir. Bunlar aşağıdaki tabloda siğil yerleşimlerine göre sınıflandırılarak tanımlanmıştır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="643" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="312"></col>
<col span="1" width="312"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<td width="312"><span style="color: #ff0000;">TEDAVİ ŞEKLİ</span></td>
<td width="312"><span style="color: #ff0000;">SİĞİLİN YERLEŞİM YERİ</span></td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="312">Cerrahi olarak çıkarma</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal, ağız</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312">Lazerle yakma</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312">Kriyoterapi (sıvı nitrojen ile dondurma işlemi)</td>
<td width="312">Anogenital, ağız</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Kimyasal ablasyon (asetik asit)</td>
<td width="312">Anogenital</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Antimitotik ajanlar (Podofilox)</td>
<td width="312">Anogenital</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Immunomodülasyon</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Retinoidler</td>
<td width="312">Laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="12">Antiviral ilaçlar</td>
<td width="312">Laringeal</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color: #ff0000;">PROGNOZ VE TAKİP:</span></p>
<p>Anogenital siğili olan çocuklarda prognoz genellikle iyidir. Pek çoğu tedavi edilmeden 3-5 yıl içinde kaybolmaktadır. Bu tür lezyonların tedavisine yönelik çabalar, yüksek tekrarlama potansiyeli nedeniyle lezyonun kendiliğinden kaybolmasını beklemekten daha iyi sonuç vermemektedir.<sup> 1</sup></p>
<p>Laringeal siğiller ise özellikle 3 yaş altı çocuklarda ciddi havayolu darlıkları yaratabileceği için tedavi edilmelidir, ancak tekrarlamalar görülebileceği akıldan çıkmamalıdır.</p>
<p>HPV virüsünün kansere yol açma potansiyeli üzerinde durulması gereken bir konudur. Özellikle kadınlarda rahim ağzı kanserinin en sık nedenidir. Anogenital siğil saptanmış bir kız çocuğunda erişkin çağda rahim ağzı kanseri gelişme oranı henüz tam olarak saptanmamıştır. Ancak bu çocuklarda 18 yaş ve sonrasında yıllık rahim ağzı kanseri taraması yapılması önerilmektedir. Ayrıca bazı HPV tipleri ağız ve yutakta kansere de yol açabilmektedir.</p>
<p>Son yıllarda uygulanmaya başlanan HPV aşısı ile rahim ağzı kanseri sıklığında belirgin bir azalma görülmektedir. Ancak bu aşının ağız kanserini önleyici etkisi ve HPV&#8217;ye bağlı larinks papillomuna etkisi henüz bilinmemektedir.</p>
<p>KAYNAKLAR:</p>
<ol>
<li>Human papillomavirus infections of the genital and respiratory tracts in young children. Semin Pediatr Infect Dis 2005 Oct;16(4):306-16. Sinal SH, Woods CR.</li>
<li>Current concepts on human papillomavirus infections in children. APMIS 2010 Jun;118(6-7):494-509. Syrjänen S</li>
</ol>
<h6> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span> </p>
</h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIZIL</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:58:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademciklerde beyazlık]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[deride soyulma]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1891</guid>
		<description><![CDATA[  Etkeni: Beta hemolitik streptokok bakterisi  Kuluçka dönemi: 1-7 gün.(ortalama 3 gün)   Süresi: Belirtileri 10 gün kadar sürer.  Bulaş: Çok bulaşıcıdır. Bakteri vücuda boğaz yoluyla girer.  Seyri: Sıklıkla aynı mikrobun yol açtığı boğaz enfeksiyonu ile birliktedir. Çocuklarda her yaşta görülebilir, ancak 3 yaşın üstünde daha sıktır. Yüksek ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Beta hemolitik streptokok bakterisi </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 1-7 gün.(ortalama 3 gün)  </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Çok bulaşıcıdır. Bakteri vücuda boğaz yoluyla girer. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Sıklıkla aynı mikrobun yol açtığı boğaz enfeksiyonu ile birliktedir. Çocuklarda her yaşta görülebilir, ancak 3 yaşın üstünde daha sıktır. Yüksek ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider. </p>
<p>Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 <sup>0</sup>C&#8217;ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer. </p>
<p>Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.</p>
<p>Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır. Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur. Kol ön yüzündeki katlantı bölgesi, bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Akut romatizmal ateş, akut glomerülonefrit </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik olarak konur. Rapid Strep A testi ve boğaz kültürü ile desteklenir. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Kızılın tedavisinde penisilin grubu antibiyotikler kullanılır. Allerjisi olanlarda eritromisin grubu tercih edilebilir. TEDAVİYE 10 GÜN DEVAM EDİLMESİ SON DERECE ÖNEMLİDİR. Antibiyotik tedavisi akut romatizmal ateş tehlikesini önleyebilmektedir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Aşısı yoktur. Hasta çocuğun antibiyotik tedavisine başlandıktan 48 saat sonraya kadar diğer çocuklarla kontak kurmamasına çalışılmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK İLTİHABI VE FARENJİT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğim ve biz dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[yutkunma güçlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1882</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarda farenjitlerin ancak %10’u bakterilere bağlıdır. Bunlardan en sık görüleni Beta-hemolitik streptokoklara bağlı tonsillofarenjittir.     STREPTOKOK TONSİLLOFARENJİTİ:  Etkeni: Beta hemolitik streptokok bakterisi  Kuluçka dönemi: 2-5 gün  Süresi : Tedavi ile 2 gün, tedavisiz genellikle 5-7 gün  Seyri: Ateş, boğaz ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kusma gibi belirtilere neden olur. Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Çocuklarda farenjitlerin ancak %10’u bakterilere bağlıdır. Bunlardan en sık görüleni Beta-hemolitik streptokoklara bağlı tonsillofarenjittir. <strong> </strong></p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><strong>STREPTOKOK TONSİLLOFARENJİTİ:</strong></span> </p>
<p><strong>Etkeni: </strong>Beta hemolitik streptokok bakterisi </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi: </strong>2-5 gün </p>
<p><strong>Süresi : </strong>Tedavi ile 2 gün, tedavisiz genellikle 5-7 gün </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Ateş, boğaz ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kusma gibi belirtilere neden olur. Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, tipik olarak kreş ve okul çocuklarının hastalığıdır. Bazen 1-2. gün kızıl döküntüsüne neden olabilir. Boğaz muayenesinde tipik olarak büyümüş kızarık bademcikler ile bademciklerin üzerini kaplayan beyaz bir tabaka (eksüda) görülür.</p>
<p><strong>Bulaş:</strong> İnsandan insana bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır. Antibiyotik alımının 24. ssatinden itibaren bulaştırıcılık ortadan kalkar.</p>
<p><strong>Komplikasyonları: </strong>En önemlisi akut eklem romatizmasıdır. 5-15 yaş grubunda streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3&#8242; tür. Bulguları genellikle enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır. Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. 9 gün içinde tedavi edilmesi bu komplikasyonu önler. Diğer komplikasyonlar bademcik etrafında apse, selülit, akut glomerülonefrit ve kulak iltihabıdır.</p>
<p><strong>Tanı:</strong> Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test <strong>Rapid Strep-A testidir</strong>. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95&#8242; tir.</p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Antibiyotikler (özellikle penisilin grubu). Antibiyotikler genellikle oldukça etkindir, tedavi başladıktan sonra 48-72 saat içinde yanıt alınır. </p>
<p><strong>Taşıyıcılık:</strong> Bu bakterinin en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle <strong>boğaz kültürü</strong> (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle <strong>&#8220;taşıyıcılık&#8221;</strong> (mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır.</p>
<p><strong>Korunma:</strong> Okul ve kreşe giden çocukların %20&#8242;sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.</p>
<p>Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.</p>
<p>Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.</p>
<p>Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.</p>
<p>Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD&#8217;de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PFAPA SENDROMU (TEKRARLAYAN ATEŞ SENDROMU)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 08:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta her ay boğaz iltihabı ve ateş]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta yüksek ateş]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[kortizon tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[PFAPA sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan ateş]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1735</guid>
		<description><![CDATA[PFAPA sendromu, ilk olarak 1987&#8242;de Marshal ve arkadaşları tarafından tanımlanan, tekrarlayan ateş, bazen ağızda aft, farenjit ve boyunda beze ile giden ve çocuklarda görülen bir klinik tablodur.21-28 günde bir tekrarlayan ve 3-6 gün 39oC’nin üzerinde devam eden yüksek ateş tespit edilmektedir. Bu bulgulara ek olarak nadiren kırgınlık, baş ağrısı, eklem ağrısı, karın ağrısı, kusma ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">PFAPA sendromu, ilk olarak 1987&#8242;de Marshal ve arkadaşları tarafından tanımlanan, tekrarlayan ateş, bazen ağızda aft, farenjit ve boyunda beze ile giden ve çocuklarda görülen bir klinik tablodur.21-28 günde bir tekrarlayan ve 3-6 gün 39<sup>o</sup>C’nin üzerinde devam eden yüksek ateş tespit edilmektedir. Bu bulgulara ek olarak nadiren kırgınlık, baş ağrısı, eklem ağrısı, karın ağrısı, </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">kusma ve karaciğer-dalak büyüklüğü olabilmektedir. </span></span></span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Hastaların çoğu 5 yaş altındadır ve erkeklerde daha sıktır. Gidişatı selim seyirli olup, uzun dönemde sekel bırakmamaktadır. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Bu sendromun tanısı diğer olası sebepleri ekarte ederek klinik olarak konmaktadır. Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Etiyolojide viral ve otoimmün mekanizmalar ileri sürülmektedir. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Tanıda iki temel bulgu hem gerekli, hem de ayırt edici özelliğe sahiptir:</span></span></span></p>
<ol>
<li><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">39<sup>o</sup>C’yi aşan ve 3-6 gün süren, 3-8 haftada bir görülen yüksek ateş olması</span></span></span></li>
<li><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Ataklar arasında hastanın tamamen sağlıklı olması</span></span></span></li>
</ol>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Hastalığa özgü tanı koydurucu belirli kan tahlilleri bulunmamaktadır. Atak sırasında lökosit sayısı hafif yüksek ve sedimentasyon artmış olsa da ataklar arasında tamamen normal değerlere inerler. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Nedeni belli olmadığı için tedavisi de tamamen semptomatiktir, ateş düşürücüler, sıvı-mineral desteği dışında fazla bir şey yapılamaz, antibiyotikler etkisizdir. Bununla birlikte, hastalık atağının herhangi bir zamanında verilecek tek doz kortizon (prednizon) tedavisi ile semptomların kısa sürede tamamen kaybolması, PFAPA sendromu için tanısal bir kriter olarak kullanılabilir. Kortizon tedavisi ile kontrol edilemeyen vakalara tonsillektomi (bademcik ameliyatı) uygulanabilmektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Sonuç olarak, tekrar eden yüksek ateş şikayeti ile başvuran hastaların uygunsuz antibiyotikler ile tedavisinden önce PFAPA Sendromu mutlaka akla gelmelidir. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">KAYNAK: PFAPA Sendromu: Bir Periyodik Ateş Tablosu, Fırat Tıp Dergisi 2006;11(1): 75-77,</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Metehan ÖZEN, Gül YÜCEL, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Malatya</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZDA MANTAR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 07:12:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda beyaz zarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda mantar]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda süt artıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda yara]]></category>
		<category><![CDATA[angüler stomatit]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte ağızda beyazlık]]></category>
		<category><![CDATA[çatlak]]></category>
		<category><![CDATA[damakta yara]]></category>
		<category><![CDATA[dilin ortasında kırmızı renk]]></category>
		<category><![CDATA[gargara]]></category>
		<category><![CDATA[median romboid glossit]]></category>
		<category><![CDATA[pamukçuk]]></category>
		<category><![CDATA[perleş]]></category>
		<category><![CDATA[takma diş]]></category>
		<category><![CDATA[takma diş bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1689</guid>
		<description><![CDATA[Kandida, deri ve mukozaları (ağız, genital) tutan bir mantar türüdür ve partnerler tarafından birbirine bulaştırılabilir. Genel olarak bakıldığında 2 tip ağız mantarı tutulumu vardır: Pamukçuk da denen akut psödomembranöz kandidiazis: Ağız içinde, sanki süt artıkları varmış gibi pek çok alanda ufak beyaz noktacıklar şeklindedir. Temiz bir bezle silindiklerinde altlarında kırmızı bir alan bırakarak yerlerinden ayrılırlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Kandida, deri ve mukozaları (ağız, genital) tutan bir mantar türüdür ve partnerler tarafından birbirine bulaştırılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Genel olarak bakıldığında 2 tip ağız mantarı tutulumu vardır:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">Pamukçuk da denen akut psödomembranöz kandidiazis:</span> Ağız içinde, sanki süt artıkları varmış gibi pek çok alanda ufak beyaz noktacıklar şeklindedir. Temiz bir bezle silindiklerinde altlarında kırmızı bir alan bırakarak yerlerinden ayrılırlar. Sağlıklı yenidoğanlarda, antibiyotik, kortikosteroid kullananlarda ya da ağız kuruluğu olanlarda saptanabilmektedir.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">Eritematöz kandidiazis:</span> Ağız içinde, çoğunlukla dilde, damakta ve yanak içinde yaygın kızarıklık mevcuttur, ağrılıdır. Antibiyotik tedavisi sonrasında veya bağışıklığı düşük veya baskılanmış kişilerde (lösemi, lenfoma, şeker hastalığı, kanser, AIDS, kortizon tedavisi nedeniyle) ve <span id="more-1689"></span>baş-boyun bölgesine radyoterapi uygulananlarda sık görülmektedir. Kandida enfeksiyonu tedavi edilmediğinde, bağışıklığı düşük/baskılanmış kişilerde yemek borusuna doğru ilerleyip komplikasyona yol açabilir. Eritematöz kandidiazisin birkaç türü vardır:</p>
</li>
</ol>
<ul style="text-align: justify;">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">&#8220;Median romboid glossit&#8221;</span> dilin arka 2/3 kısmında ve orta hatta yerleşen kızarıklık şeklinde tanımlanabilen bir eritematöz kandidazis türüdür, sigara içenlerde sık görülür.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Takma dişe bağlı <span style="color: #ff6600;">&#8220;Kronik atrofik eritematöz kandidiazis&#8221;</span> ise özellikle üst takma dişlerin damağa temas ettiği alanlarda yaygın kızarıklık, bazen yanma ve ağrıya yol açar. Özellikle de gece uyurken takma dişlerini çıkarmayan kişilerde, takma diş ile damak arasında biriken salgıda mantar sayısının hızla artması sonucu şikayetler artar.</p>
</li>
<li><span style="color: #ff6600;">&#8220;Angüler stomait&#8221;</span> (perleş yani dudak kenarında çatlak), sık görülen bir mantar enfeksiyonudur ve beraberinde bakteriyel enfeksiyon olabilir. Dudak kenarında kızarıklık, hassasiyet ve yarılma mevcuttur. Genellikle takma dişe bağlı kronik atrofik eritematöz kandidiazis ile birliktedir. Kansızlık ya da vitamin eksikliğinin ilk bulgusu da olabilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Tanı muayene ile konulur, çok özel durumlar dışında kültür vb. laboratuar tetkiklerine gerek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">TEDAVİ:</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Tedavide ağız bakım gargaraları ve antifungal denen mantar gargaraları kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde mantar ortaya çıktığında, bazen antifungal ilaçlar (tablet şeklinde) kullanmak gerekebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Altta yatan nedenin olabildiğince giderilmesi, tedavinin süresini kısaltacaktır. Örneğin mantar enfeksiyonu antibiyotik veya kortizon kullanımına bağlı ise, ilaçların dozunu azaltmak ya da tedaviyi değiştirmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Bol sıvı tüketimi, ağız kuruluğunu gidermede en önemli koruyucu noktalardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Bağışıklığı baskılanmış kişilerde, ağız mantarının ortaya çıkmaması için korunma (düzenli klorheksidin içeren gargara kullanmak) ve ağız bakımı çok önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takma dişi olanların çoğunda kandida enfeksiyonu görüldüğü için, takma dişin hjyen ve temizliğine çok dikkat edilmelidir. Benzoik asit içeren takma diş temizleyici solüsyonlar kandidaya oldukça etkilidir. %0.12 klorheksidin glukonat içeren solüsyonlar da oldukça başarılıdır. Takma dişler, önce diş fırçasıyla (damak kısmı dahil!) iyice fırçalanmalı, sonra bu solüsyonların içinde 5-10 dakika bekletildikten sonra sudan geçirilip öyle takılmalıdır. <span style="text-decoration: underline;">Kişi geceleri uyurken asla takma dişiyle yatmamalıdır.</span> Çok şekerli yiyecekler yendikten sonra mutlaka dişler çıkarılıp bu bakım tekrar yapılmalıdır, çünkü mantar damakla takma diş arasında kalan bölgede şeker artıklarıyla beslenerek çoğalmaya meyil gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUDAKTA KİST</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 12:19:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda kist]]></category>
		<category><![CDATA[dudağımı ısırdım]]></category>
		<category><![CDATA[dudakta kist]]></category>
		<category><![CDATA[kriyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[müköz kist]]></category>
		<category><![CDATA[yanağımı ısırdım]]></category>
		<category><![CDATA[yanakta kist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1671</guid>
		<description><![CDATA[  Ağız içinin iyi huylu, içinde mukus barındıran kistik lezyonlarına &#8220;müköz kist&#8221; adı verilmektedir. Küçük tükrük bezi ağızlarının, genellikle dudağı ısırma, bir şey batması vb. travma sonrası tıkanması sonucu oluşurlar. Çoğunlukla, travmaya açık olan alt dudak iç yan kısımlarında saptanırlar. Yüzeyel yerleşimli kistlerde, kişi ağzında zaman zaman kendiliğinden patlayan, şeffaf su dolu keseciklerin oluştuğundan bahseder. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Ağız içinin iyi huylu, içinde mukus barındıran kistik lezyonlarına &#8220;müköz kist&#8221; adı verilmektedir. Küçük tükrük bezi ağızlarının, genellikle dudağı ısırma, bir şey batması vb. travma sonrası tıkanması sonucu oluşurlar. Çoğunlukla, travmaya açık olan alt dudak iç yan kısımlarında saptanırlar.</p>
<p>Yüzeyel yerleşimli kistlerde, kişi ağzında zaman zaman kendiliğinden patlayan, şeffaf su dolu keseciklerin oluştuğundan bahseder. Derin yerleşimli olanlarda ise kişi aylardır var olan, üzeri düzgün, parlak, hafif mavimsi renkte, kubbe şeklinde, yavaşça büyüyen ufak şişlik tarif eder. Kişi yanlışlıkla kisti ısırırsa, zamanla üzerinde beyazlaşma ve pütürlenme gelişebilir. Her iki tür kist de ağrı yapmaz.</p>
<p>Tanısı öyküye dayanarak ve muayene ile konulur. Tedavisi, kistin, tıkalı olan küçük tükrük bezi dahil edilerek lokal anestezi altında cerrahi olarak çıkarılması şeklindedir. Alternatif olarak kriyoterapi (yani dokunun dondurularak yok edilmesi işlemi) seçilebilir, işlem sonrasında 1 hafta içinde kist yerinden kopar ve altında iyileşme dokusu oluşmaya başlar. Ancak, buna yol açan bez çıkarılmadığı için, kistin tekrarlama riski vardır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK TAŞI NEDİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 10:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[ağızdan pütür pütür birşeyler gelmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik taşı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz nokta]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz zar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1512</guid>
		<description><![CDATA[  Hepimiz ceviz gibi hafif girintili çıkıntılı, nispeten basık küre gibi bademciklerle başlarız hayata ve yaşımız büyüdükçe, karşılaşılan enfeksiyon ajanlarıyla savaşa savaşa 4 yaşından sonra artık bademcikler aktif bağışıklık sağlayıcı görevlerini kemik iliğine terk ederler. &#8220;Kullanılmayan organların atrofiye gitmesi&#8221; felsefesine dayanarak, yıllar içinde bademcikler &#8220;badem&#8221; formundan &#8220;bademcikçik&#8221; formuna doğru yavaş yavaş küçülmeye başlarlar. Bu süreçte, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Hepimiz ceviz gibi hafif girintili çıkıntılı, nispeten basık küre gibi bademciklerle başlarız hayata ve yaşımız büyüdükçe, karşılaşılan enfeksiyon ajanlarıyla savaşa savaşa 4 yaşından sonra artık bademcikler aktif bağışıklık sağlayıcı görevlerini kemik iliğine terk ederler. &#8220;Kullanılmayan organların atrofiye gitmesi&#8221; felsefesine dayanarak, yıllar içinde bademcikler &#8220;badem&#8221; formundan &#8220;bademcikçik&#8221; formuna doğru yavaş yavaş küçülmeye başlarlar. Bu süreçte, girintiler artar ve eriyen bademcik dokularının yerlerinde küçük cepçikler oluşur. İşte bu cepçiklerin içine giren yiyecek artıklarına ağız içinde normalde var olan mikroplar yerleşir ve vahaya düşmüşcesine o bölgeden beslenmeye başlarlar. Bunun sonucunda açığa çıkan maddeler sayesinde de kişide ağır bir ağız kokusu olur. Bazen kişi ağzını çalkalarken, bu materyaller (ki biz bunlara <span style="color: #ff0000;">magma</span> deriz!) lavaboya tükürülür, görüntüsü sanki ufalanmış peynir parçaları şeklinde, gri-beyaz renktedir ve kokusu da bozulmuş yumurtaya benzer.</p>
<p>Kişilerin ağız kokusunu gidermek için yapmadığı şey kalmaz (ağız kokusu hakkında daha ayrıntılı bilgi için <a title="AĞIZ KOKUSU" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/" target="_blank">lütfen tıklayınız!) </a>Reflüm mü var acaba deyip Dahiliye ve Gastroenteroloji Hekimlerine başvurulur, dişlerim mi çürük diye Diş Hekimi&#8217;ne gidilir. Bir sonuca ulaşılamadığında sinüzit mi acaba düşüncesiyle bir de KBB doktoru görsün denilmesi üzerine hasta bize kadar ulaşır. Yapılan muayene sonrasında bademcik girintileri içinden çıkardığınız magmaları hastaya koklattığınızda &#8220;Iyyk! İşte bu o koku!&#8221; dediklerinde artık tanı bellidir, halk arasındaki adıyla bademcik taşı!</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bademcikteki bu birikintilerden nasıl kurtulunabilir?</span></p>
<ol>
<li>Kişi düzenli ağız bakımı yapmalıdır. Yani diş fırçalama sonrasında hazır preparatlarla ya da evde kendisinin hazırlayacağı tuzlu gargarayla (Kaynatılıp soğutulmuş 1 litre suya 1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı karbonat koyarak) güzelce boğazının arka tarafını günde 2-3 kez gargara yaparak yıkamalıdır. Bu sayede fazla derin olmayan ceplerde yerleşmiş olan materyalleri atabilir.</li>
<li>Bazı hastalarım diş fırçalarının arka tarafıyla ya da uzun pamuklu çubuklarla bu materyalleri alabildiklerini ifade etmektedirler (öğürmeden nasıl becerebildikleri hakkında hiçbir fikrim yok!!!). Böyle bir şeyi denemek isterseniz, lütfen bademciklerinizi kanatmamaya dikkat ediniz!!!</li>
<li>Ayda 1 kez ya da koku belirginleştiğinde KBB doktorunuza başvurup ceplerdeki materyalleri kendisine temizlettirebilirsiniz. (Diş Hekimlerinin yaptığı diş taşı temizliği gibi!)</li>
<li>Cepleri çok derin olan, bademciğin ulaşılamayan yerlerinde magma biriken ya da aşırı oral refleks nedeniyle gargara yapamayan, bademcikleri temizlenemeyen hastalarda son çare &#8220;Bademcik ameliyatı&#8221;dır (ayrıntılı bilgi için <a title="BADEMCİK AMELİYATI" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/" target="_blank">lütfen tıklayınız</a>!).</li>
</ol>
<p> <span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZDA YARA-TANI, TEDAVİ VE ÖNLEM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2009/05/agizda-yara-tani-tedavi-ve-onlem/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2009/05/agizda-yara-tani-tedavi-ve-onlem/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:24:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aft]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda yara]]></category>
		<category><![CDATA[kandidiazis]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kıllı dil]]></category>
		<category><![CDATA[lökoplaki]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[uçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=427</guid>
		<description><![CDATA[Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir. Uçuk nedir? Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, içi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Uçuk nedir?</span></strong></p>
<p>Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, içi sıvı dolu küçük baloncuk şeklinde lezyonlardır. Uçuk oldukça ağrılıdır, lezyonlar ortaya çıkmadan 1-2 gün önce ağrı ilk bulgu olabilir. Uçuk ortaya çıktıktan sonra saatler içinde patlar ve üzeri kabuklanır. 7-10 gün içinde de kaybolur. </p>
<div><strong> </strong></div>
<p> </p>
<p><strong>Uçuk nasıl oluşur?</strong></p>
<p>Herpes Simplex adı verilen uçuk virüsü kişiye bir kez bulaşınca, lezyonlar kaybolduktan sonra vücutta zararsız bir şekilde yuvalanır ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ile güneşe yoğun maruz kalma gibi bir uyaranla aktive olup tekrar aynı yerde ortaya çıkar. </p>
<p><strong>Uçuk bulaşıcı mıdır?</strong> </p>
<p>Baloncukların patlayıp kabukların düşüp yaranın tamamen iyileşmesine kadarki dönemde oldukça bulaşıcıdır. Direkt temasla (öpmekle vb.), uçuk yarasını kaşıyan kişinin ellerinden kendisinin/bir başkasının gözüne, dudağına, oral kavite ve genital bölgesine bulaşabilir. </p>
<p><strong>Uçuk nasıl tedavi edilir?</strong> </p>
<p>Tedavisinde %5 asiklovir içeren yağlı bir virüs öldürücü pomat kullanılarak yaranın koruyucu bir bariyerle kaplanması hedeflenir. Vücuttan tamamen yok etmeye yönelik halen geçerli bir tedavi yöntemi bulunamamıştır, buna yönelik çalışmalar devam etmektedir. </p>
<p><strong>Uçuk bulaştırmamak için nelere dikkat edilmelidir?</strong> </p>
<ul type="disc">
<li>Direkt temastan (öpme ve cinsel ilişki) kaçınılmalıdır.</li>
<li>Baloncukları patlatmamalı, kabukları koparmamalı ve yarayı kaşımamalıdır.</li>
<li>Kendinizin veya bir başkasının gözlerine, genital bölgesine ve dudaklarına dokunmadan önce eller iyice yıkanmalıdır.</li>
<li>Maalesef ki baloncuklar ortaya çıkmadan önce de kişiden kişiye bulaş olabilmektedir.  </li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Aft nedir? </span></strong> </p>
<p>Ufak, kırmızı ya da beyaz renkli, fazla derin olmayan ülser şeklindeki yaralardır. Genellikle dilde, yumuşak damakta, dudak ya da yanak içinde ortaya çıkarlar. Dişetlerinde ya da sert damakta pek görülmezler. Oldukça ağrılıdırlar ve iyileşmesi 5-10 gün sürer. </p>
<p><strong>Aft neden oluşur?</strong> </p>
<p>Genellikle kişinin bağışıklık sisteminde zayıflama yaratan stres, travma, irritasyon (domates, portakal, mandalina, limon gibi asitli meyve sebzeler ile bazı fındık türleri ile) ya da kansızlık gibi durumlarda karşımıza çıkar.</p>
<p><strong>Aft bulaşıcı mıdır?</strong> </p>
<p>Hayır, çünkü nedeni mikrobik değildir. Bu nedenle de bulaşıcı değildir.</p>
<p><strong>Aft nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Tedavide ana hedefler kişinin ağrısını azaltmak ve yaranın iltihaplanmasını önlemektir.<strong> </strong>Bunun için iyileşme gerçekleşene kadar günde 3 kez diş fırçalama sonrası antiseptik ağız gargarası yapılması ve yara ulaşılabilir yerde ise triamsinolon içeren bir ağız pomadı ile yarayı kapatmak gerekir.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora başvurulmalı? </strong></p>
<p>Yara 2 hafta olmasına rağmen geçmediyse veya tekrarlıyorsa bir doktora başvurmak gerekir. Düzenli sigara-alkol kullanan, kemoterapi ya da radyoterapi alan, kemik iliği ya da organ nakli yapılan ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin düzenli ağız-boğaz kontrolü yaptırmaları gerekir.</p>
<p><strong>Ne gibi tetkikler yapılması gerekir?</strong></p>
<p>Doktorunuz ayrıntılı bir kulak burun boğaz muayenesi sonrasında şüpheli bir yara gördüğünde, oradan biopsi alabilir ve patolojik incelemeye gönderebilir.</p>
<p><strong>Başka ne tür ağız yaraları vardır?</strong><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Lökoplaki</span></strong><strong>-</strong>Yanakların iç kısmında, dişetlerinde ya da dilde yerleşen, kalın, beyazımsı renkte kabarık lezyonlardır. Genellikle sigara kullanıcılarında görülür, o bölgelerde fazla doku üretilmesine bağlıdır. Ayrıca artık ağıza uymayan eskimiş damak protezlerinin baskı yaptığı yerlerde ya da yanak iç kısmını çiğneme alışkanlığı olan kişilerde de görülebilmektedir. Zamanla kansere dönüşebilir.<strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kandidiyazis</span>-</strong>Pamukçuk da denilen<strong> </strong>bir tür mantar enfeksiyonudur.</p>
<p>Genellikle damak protezi takanlarda, bebeklerde, yaşlılarda ya da sistemik bir sağlık sorunu olup bağışıklığı düşük olan kişilerde karşımıza çıkar. Ağız kuruluğu olan kişilerde ağızda mantar gelişme riski yüksektir. Antibiyotik tedavisi sonrası, ağız içi florasının değişmesine bağlı olarak da gelişebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Kıllı dil</span></strong>-Tat tomurcuklarının uzamasına bağlıdır. Ağız hjyeninin bozuk olması, kronik oral irritasyon ve sigara kaynaklı olabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Torus palatinus</span></strong><strong>-</strong>Sert damağın orta kısmında<strong> </strong>sert kemiksi bir çıkıntı oluşmasıdır.<strong> </strong>Genellikle 30 yaş üstü kadınlarda görülür ve nadiren tedavi gerektirir. Uzun yıllar boyunca diş gıcırdatanlarda daha sıktır. Damak protezi gerektiğinde, protezin ağız içine uyumu için çıkarılabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Oral kavite kanseri</span></strong><strong>-</strong>Ağızda beyaz ya da kırmızı bir kabarıklık şeklinde ya da ufak bir ülser şeklinde ortaya çıkarlar. Dudak dışında, dil ve sert damakta en sık görülürler.  Boyunda ya da ağız içinde şişlik, yutma güçlüğü ya da ağrılı yutma, uzun süren ses boğukluğu ya da ağız/yüz bölgesinde uyuşukluk diğer bulguları olabilir. Sigara vb. tütün maddelerini içenlerde ve tütün çiğneyenlerde daha çok görülür. Kesin tanısı biopsi ile konur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;">*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2009/05/agizda-yara-tani-tedavi-ve-onlem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZ KURULUĞU</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/05/agiz-kurulugu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/05/agiz-kurulugu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 06:56:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[pilokarpin]]></category>
		<category><![CDATA[Sjögren sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük azalması]]></category>
		<category><![CDATA[yapay tükrük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Ağız kuruluğu tek başına bir tanı değil, bir bulgudur.  Bu şikayete yol açan pek çok etmen olabilir:   1.      İlaç yan etkisi olarak: Bazı depresyon ilaçları (Trisiklik antidepresan vb.), alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı epilepsi ilaçları, bazı tansiyon ilaçları (beta-bloker ve idrar söktürücü olan diüretikler ) tükrük bezlerinde üretilen salgıyı azaltarak buna neden olurlar. 2.      Radyoterapi: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Ağız kuruluğu tek başına bir tanı değil, bir bulgudur.  Bu şikayete yol açan pek çok etmen olabilir:</p>
<p> </p>
<p>1.<span style="color: #ff0000;">      İlaç yan etkisi olarak:</span> Bazı depresyon ilaçları (Trisiklik antidepresan vb.), alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı epilepsi ilaçları, bazı tansiyon ilaçları (beta-bloker ve idrar söktürücü olan diüretikler ) tükrük bezlerinde üretilen salgıyı azaltarak buna neden olurlar.</p>
<p>2.    <span style="color: #ff0000;">  Radyoterapi: </span>Baş-boyun bölgesine herhangi bir nedenle uygulanan ışın tedavisi sırasında tükrük bezlerinin harabiyetine bağlı olarak belirgin ağız kuruluğu karşımıza çıkar.</p>
<p>3.     <span style="color: #ff0000;"> Burun tıkanıklığına bağlı ağzı açık uyuma</span></p>
<p>4.   <span style="color: #ff0000;">   Anksiyete ve endişe:</span> Bazı stres hormonlarının salınımı ile tükrük salgısının azalmasına bağlıdır.</p>
<p>5.    <span style="color: #ff0000;">  Dehidratasyon ve  sıvı tüketiminde yetersizlik:</span> Yüksek ateş veya aşırı sıvı kaybına yol açan ishal vb. hastalıklarda dehidratasyon dediğimiz ileri derecede vücut sıvı eksikliğine bağlı ağız kuruluğu görülmesi normaldir. Ancak bu derecede sıvı kaybı yokken de günlük 2 litrenin altında sıvı tüketenlerde de ağız kuruluğu oluşmaktadır.</p>
<p>6.   <span style="color: #ff0000;">   Sjögren Sendromu:</span> Eklemleri, tükrük bezlerini, gözyaşı bezlerinin tutan bir bağ dokusu hastalığıdır. Tanısında özel bazı tahliller yapılması gerekir. Gözlerdeki kuruluk Schirmer testi ile saptanabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Tedavi:</span></strong></p>
<p>Altta yatan neden saptanmışsa ağız kuruluğunun tedavisi ona yöneliktir. Örneğin ilaç yan etkisine bağlıysa bu yan etkisi en az olan ilaçla değişim veya dozun düşürülmesi önerilebilir. Dehidratasyon varsa, sıvı kaybı gerekirse damardan serum verilerek çözülebilir. Burun tıkanıklığı septum deviasyonu ya da burun eti (konka) büyüklüğüne bağlıysa, bu durum cerrahi tedavi ile çözülecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Pratik Öneriler:</span></strong></p>
<p>Neden ne olursa olsun, ağız kuruluğunu önlemede şunlara dikkat edilmelidir:</p>
<p>1. Sık sık su için. Yatağa giderken mutlaka başucunuza bir bardak su koyun.</p>
<p>2. Buz küpleri emebilir ya da çiğneyebilirsiniz.</p>
<p>3. Şekersiz ve nanesiz sakız çiğneyebilirsiniz.</p>
<p>4. Ananas parçaları ya da soğutulmuş kavun parçaları yiyerek tükrük salsını uyarabilirsiniz.</p>
<p>5. Kafein, kola, koyu çay, alkol tüketimini azaltınız, çünkü bu içeceklerin idrar söktürücü etkileri bulunmaktadır. Ayrıca bazı ilaçların kafein içerdiğini unutmayınız!</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Yapay tükrük:</strong><br />
</span>Üstte sayılan önerilerle şikayetlerinizde azalma yoksa yapay tükrük adı verilen özel sprey, jel ya da pastilleri kullanabilirsiniz.  Etkisi kısa süreli olduğu için sık sık kullanmanız gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><strong>Tükrük Yapımını Uyaran İlaçlar:</strong><br />
</span>Bazı hastalıklarda ya da özel durumlarda tükrük bezleri fonksiyonunu tamamen yitirmemiş, sadece salgı üretimi azalmış olabilir. Bu durumda tükrük yapımı uyarılabilir:</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Şekersiz  sakız</span> </strong>tükrük üretimini ve akımını arttırmada yardımcı olacaktır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Pilokarpin</span>, </strong>tükrük bezlerini uyararak<strong> </strong>salgıyı arttıran bir ilaçtır. Özellikle ilaç yan etkisine bağlı ağız kuruluğunda hızlı ve oldukça iyi etki gösterir. Radyoterapiye bağlı ağız kuruluğu olanların %50&#8242;sinde pilokarpin tedavisinden iyi sonuç alınır. Ancak etkinin görülmesi en az 3 hafta, bazen 3 ay sürmektedir. Maalesef bu ilacın kendine özgü yan etkileri bulunmaktadır: terleme, sersemlik hissi, burun akıntısı, görmede bulanıklık, sık idrara çıkma. İlacı kullandıkça zamanla vücut bu yan etkilere adaptasyon göstermekte ve bu şikayetler daha az rahatsız edici boyuta inmektedir. Onun için doktorunuz önce düşük dozla tedaviye başlayıp dozu zamanla arttırabilir.  Astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), bradikardi (nabız atımında düşüklük), bağırsak tıkanıklığı, kapalı açılı glokom (göz tansiyonu) olan kişilerin bu ilacı kullanması sakıncalıdır.</p>
<p>(KAYNAK: http://www.patient.co.uk/showdoc/27000555)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/05/agiz-kurulugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZ ETİ-BADEMCİK SORUNLARINDA ÖZEL DURUMLAR VE ÇÖZÜMLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/04/geniz-eti-bademcik-sorunlarinda-ozel-durumlar-ve-cozumleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/04/geniz-eti-bademcik-sorunlarinda-ozel-durumlar-ve-cozumleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2008 10:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidektomi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dil kökü bademciği]]></category>
		<category><![CDATA[down sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[peritonsiller abse]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>
		<category><![CDATA[yarık damak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=351</guid>
		<description><![CDATA[Adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ve tonsillektomi (bademcik ameliyatı) en sık uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Türkiye&#8217;de net bir istatistik değerlendirme yapılamadığı için Amerika&#8217;dan örnek verirsek örneğin 1 yıl içinde 274,000 adenotonsillektomi (geniz eti ve bademciğin birlikte alınması), 144,000 tonsillektomi ve 136,000 adenoidektomi yapılmaktadır.  Bu ameliyatlar için endikasyonlar hakkında geniş bilgilendirmeyi &#8220;GENİZ ETİ AMELİYATI&#8221; , &#8220;BADEMCİK AMELİYATI&#8221; başlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US">Adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ve tonsillektomi (bademcik ameliyatı) en sık uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Türkiye&#8217;de net bir istatistik değerlendirme yapılamadığı için Amerika&#8217;dan örnek verirsek örneğin 1 yıl içinde 274,000 adenotonsillektomi (geniz eti ve bademciğin birlikte alınması), 144,000 tonsillektomi ve 136,000 adenoidektomi yapılmaktadır.</span></span></div>
<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"> </span><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US">Bu ameliyatlar için endikasyonlar hakkında geniş bilgilendirmeyi <a href="http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-eti-adenoid-ameliyati/" target="_blank">&#8220;GENİZ ETİ AMELİYATI&#8221;</a> , <a href="http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/" target="_blank">&#8220;BADEMCİK AMELİYATI&#8221;</a> başlıklı yazılarda bulabilirsiniz. Bazı özel durumlarda ameliyat kararı verirken doktorun bir kere daha düşünmesi gerekir. Bu yazıda bu özel durumlara değinilecektir.</span></span></div>
<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"> </span></span> </div>
<div><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"> </span></span><span style="color: #ff9900;"> </span> </div>
<div><span style="color: #ff9900;">PERİTONSİLLER ABSE (PTA):</span>  </div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></span>Peritonsiller Abse(PTA), akut tonsillit (bademcik iltihabı) sırasında enfeksiyonun bademcik yatağına ve daha derin dokulara yayılmasıdır. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artar, yumuşak  damağı şişer, ağzını açamaz, genel durumu bozulur, tükrüğünü bile yutamaz. Konuşma tipiktir, ağzında sıcak patates varmış da konuşamıyormuş gibi boğuk bir ses çıkar. Bu durumda absenin iğneyle ya da küçük bir kesi ile boşaltılması (drene edilmesi) gerekir, hatta bazı durumlarda acil bademcik ameliyatı gerekebilir. Kişinin bu akut durumu drenaj ve yoğun antibiyotik tedavisi sonrası kontrol altına alınıp iyileşme sağlandıktan 6 hafta sonra mutlaka bademcik ameliyatı yapılması gerekir.</div>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;"><strong>TEK TARAFLI BADEMCİK BÜYÜKLÜĞÜ</strong>:</span> </p>
<p>Tüm kişilerde her iki bademciğin boyutları ilk bakışta aynı büyüklükte görülmeyebilir, bu durum bir bademciğin kendi yatağı içinde asimetrik yerleşimi nedeniyledir. Bu durumda doktorun her iki bademciği elle muayene ederek boyutları arasında fark olup olmadığını ayırt etmesi gerekir. Ancak bazı nadir görülen özel durumlarda bademciğin biri diğerine oranla belirgin büyük olabilir. Bunlar atipik mikobakteri ve mantar enfeksiyonları ile lenfoma ve bademcik tümörü gibi neoplastik olaylardır. Tanı bademciğin alınıp patolojik incelenmesi ile konur.     </p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">KANAMALI BADEMCİK İLTİHABI:</span></h3>
<p>Nadiren görülen bir durum olup akut tonsillit veya kronik tonsillitte görülebilmektedir. Bu durumda bademciğin yüzeyel yerleşimli damarlarından biri enfeksiyonun tahrişine bağlı açılmakta ve kanamaktadır. Tedavisi kanamanın durdurulabilmesi için koterizasyon (yakma), dikiş atma ya da damarı bağlama gibi yöntemlerin fayda etmemesi durumunda acil bademcik ameliyatı  yapmaktır. </p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">DİL KÖKÜ BADEMCİĞİ:</span></h3>
<p>Dil kökü bademciği kapsülsüz bir lenf dokusudur ve dil kökünde yerleşir. Tekrarlayan enfeksiyonlar ya da laringofaringeal reflüde büyüyen bu doku solunum sorunları yaratıp obstrüktif uyku apnesine yol açabilir. Ayrıca boğazda takılma hissi, yutkunma güçlüğü, ses tonunda kabalaşmaya da yol açabilir. Cerrahi tedavisinde karbondioksit lazer, koterizasyon, radyofrekans ya da neşterle dokunun küçültülmesi amaçlanır.  <span style="color: #ff9900;"> </span></p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">DOWN SENDROMU:</span></h3>
<p style="text-align: left;"><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></span></span></span>Down sendromu, halk arasında bilinen adıyla mongolizm, genetik bir anomali (trizomi 21) sonucu zeka geriliği, düz basık yüz, küçük basık burun, kısa boyun, göz iç kısımlarında tipik kıvrımlar, anormal yapılı ve düşük yerleşimli kulaklar, dar dış kulak yolu, dilin ağıza oranla aşırı büyüklüğü ile giden bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzün orta hattının gelişim azlığı, çenenin küçüklüğü, genizin darlığı, ağız kavitesinin küçüklüğü, dilin büyük olması ile geniz eti ve bademciğin bu yapılara oranla büyük kalması, damağın kas yapısındaki yetersizlik, gırtlak ve soluk borusu anormallikleri ve şişmanlık bu çocuklarda <a href="http://www.seciltotan.com/?p=14" target="_blank">obstrüktif uyku apnesi (OSAS) </a>gelişimi riskini arttıran faktörlerdir.  </p>
<p style="text-align: justify;">OSAS, tekrarlayıcı/müzmin bademcik iltihabı, peritonsiller abse, diş-damak gelişim bozukluğu, sık orta kulak iltihabı ya da <a href="http://www.seciltotan.com/?p=123" target="_blank">seröz otit </a>geçirme nedeniyle Down sendromlu çocuklara adenoidektomi ve/veya tonsillektomi uygulanması gerekebilir. Akılda tutulması gereken Down sendromu olan çocuklarda olmayanlardakine oranla ameliyat komplikasyonu riskinin daha fazla olmasıdır. Bu nedenle ameliyat sonrası bu çocuklar en az 1 gün hastanede tutulmalı ve çok sıkı takip edilmelidir.    </p>
<h3 style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;">YARIK DAMAK:</span><span style="line-height: 150%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;" lang="EN-US"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></span></span></span> </h3>
<p style="text-align: justify;">Submüköz yarık damak, yani damak mukozasında belirgin bir yarık olmadan sert damak kemiğinde çentiklenme ve mukoza altında yerleşen kasların birbirinden ayrık olmasına bağlı yumuşak damakta orta hatta zayıflık ve şeffaflık ile küçük dilde çatallanmayla giden özel bir yarık damak şeklidir. </p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Gizli submüköz damak yarığı&#8221; ise daha az bilinen bir yarık damak şeklidir. Yumuşak damak kaslarında fonksiyon ve anatomik bozukluk bunda da mevcuttur, ancak normal ağız-boğaz muayenesi ile tanı konulamaz. Sadece genizin endoskopik (optik kamerayla) muayenesi sırasında  yumuşak damağın üst yüzeyinin kavsinde azalma, orta hatta düzleşme ya da hafif girinti görülmesi ve küçük dil kasının yokluğu ile tanı konabilir. Bu bulgulara &#8220;martı işareti&#8221; adı verilir. </p>
<p style="text-align: justify;">Damak ve yutak yetersizliği nedeniyle burundan konuşma, sıvı ve gıdaların burundan gelmesi durumuna &#8220;velofaringeal yetmezlik&#8221; adı verilir. Yarık damaklı çocuklara adenoidektomi yapılması kontrendikedir, çünkü bu yetmezliği arttırmaktadır. Bu durumun tek istisnası OSAS&#8217;ı olan çocuklarda nasal pasajı açabilmek için kısmi geniz eti ameliyatına izin verilmesidir. </p>
<p>KAYNAK: Grand Rounds Presentation UTMB, Dept. of Otolaryngology,  January 11, 2006 </p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong> </strong></span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<p>  </p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span> </p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span> </p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></span></span></div>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"> </p>
<p></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/04/geniz-eti-bademcik-sorunlarinda-ozel-durumlar-ve-cozumleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK AMELİYATI HAKKINDA MERAK EDİLENLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/03/bademcik-ameliyati-sss/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/03/bademcik-ameliyati-sss/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 11:55:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat sonrası sigara]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat sonrası yiyecek listesi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı sonrası sigara]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[tonsil]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Bademcik ameliyatı ne gibi durumlarda gereklidir? Bademciklerin bakteriyel enfeksiyonları önce antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına başvurulmaktadır. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter vardır: Kesin ameliyatı gerektiren durumlar: Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul type="disc">
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Bademcik ameliyatı ne gibi durumlarda gereklidir?</span></strong></li>
</ul>
<p><em>Bademciklerin bakteriyel enfeksiyonları önce antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına başvurulmaktadır. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter vardır:</em></p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:</span></em></strong><em><span style="text-decoration: underline;"> </span></em><em>Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.</em><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:</span></em></strong><em>Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 &#8216;şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 &#8216;er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.</em><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatı riskli midir?<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/tonsil-resim.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-1013" title="tonsil resim" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/03/tonsil-resim-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></strong></span></li>
</ul>
<p><em>Bademcik ameliyatlarının riski oldukça düşük orandadır. İstatistiklerde 14.000 ameliyattan birinde anesteziye veya cerrahiye bağlı ciddi komplikasyon bildirilmektedir. Ameliyat sonrası ciddi kanama oranı 5/1000 gibi düşük orandadır. Genellikle riski arttıran durumlar, hastanın kanama-pıhtılaşma bozukluğunun olması, erişkinse ameliyat sonrası sigara içmeye devam etmesi, ameliyat sonrası ağrı kesici olarak kanı sulandırıcı aspirin gibi ilaçların kullanılmış olması ve doktorunuz tarafından tembih edilen yasak yiyeceklerin (yara yerini çizip kanamaya neden olabilen ekmek kabuğu, cips, çerez gibi gıdalarla kola, gazoz, portakal suyu  gibi asidik içecekler)  2 haftadan önce kullanılmaya başlanmasıdır. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatından sonra sık farenjit olunur mu?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Bademcik ameliyatından sonra daha kolay farenjit olunduğu yolunda yanlış bir inanış vardır. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır.</em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcikler alındıktan sonra mikroplar kolaylıkla boğazdan ciğerlere iner deniyor, doğru mudur?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde,  halk arasındaki yanlış inanışın aksine,  azalma olmaz. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatı en erken kaç yaşta yapılabilir?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Müzmin ve sık iltihaplanmaya bağlı olarak ameliyat kararı verilmişse, genellikle 4 yaş ve sonrası ameliyat için yeterlidir. Ancak uyku apnesi yani uykuda nefes alamayıp boğulma nedeniyle yapılıyorsa 2 yaş ve sonrasına kadar inilebilir. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatı sonrası nasıl bir diyet yapılmalıdır?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>1. GÜN: AMELİYATTAN 2 SAAT SONRA YUDUM YUDUM SU, AMELİYATTAN 3 SAAT SONRA MEYVE SUYU, DONDURMA, MUHALLEBİ, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, BOL SU</em></p>
<p><em>2. GÜN: MEYVE SUYU, DONDURMA, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, SOĞUK ÇAY, HOŞAF SUYU, MUHALLEBİ, BOL SU</em></p>
<p><em>3. GÜN: MEYVE SUYU, DONDURMA, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, SOĞUK ÇAY, HOŞAF SUYU, MUHALLEBİ, ILIK TANESİZ BLENDERDAN GEÇİRİLMİŞ ÇORBA, RAFADAN YUMURTA, ÇAYDA ERİTİLMİŞ BİSKÜVİ, BOL SU</em></p>
<p><em>4. GÜN: MEYVE SUYU, DONDURMA, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, SOĞUK ÇAY, HOŞAF SUYU, MUHALLEBİ, ILIK TANESİZ ÇORBA, RAFADAN YUMURTA, ÇAYDA ERİTİLMİŞ BİSKÜVİ, PATATES PÜRESİ, İYİCE PİŞİRİLMİŞ MAKARNA, ET SUYUNDA ERİTİLMİŞ EKMEK İÇİ, BOL SU</em></p>
<p><em>5. GÜN: MEYVE SUYU, DONDURMA, YOĞURT, SOĞUK SÜT, AYRAN, SOĞUK ÇAY, HOŞAF SUYU, MUHALLEBİ, ILIK TANESİZ ÇORBA, RAFADAN YUMURTA, ÇAYDA ERİTİLMİŞ BİSKÜVİ, PATATES PÜRESİ, İYİCE PİŞİRİLMİŞ MAKARNA, ET SUYUNDA ERİTİLMİŞ EKMEK İÇİ, IZGARA KÖFTE, EKMEK İÇİ VE SEBZE YEMEKLERİ, BOL SU</em></p>
<p><em>6. GÜN: BUGÜNDEN İTİBAREN DAHA ÇOK SULU OLMAK ÜZERE NORMAL YİYECEKLERE DÖNÜLEBİLİR. <strong><span style="color: #ff0000;">SADECE KENARI SİVRİ VE SERT OLAN EKMEK KABUĞU, ÇUKULATA, FINDIK, FISTIK, CİPS GİBİ YİYECEKLER İLE SICAK VE ASİTLİ (KOLA, TURŞU GİBİ) TÜM YİYECEKLER İLK 15 GÜN KESİNLİKLE YASAKTIR!!!</span></strong></em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Bademcik ameliyatından ne kadar süre sonra sigara içebilirim?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>En erken 10 gün sonra sigaraya başlayabilirsiniz. Daha önce başlamanız halinde iyileşmekte olan yara yerlerinizin bir nevi &#8220;yanmasına&#8221; bağlı olarak damarlardan birinin açılıp kanama riskiniz çok artacaktır.<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                                var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\\\\\\\' type=\\\\\\\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script> </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/03/bademcik-ameliyati-sss/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZ AKINTISI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Feb 2008 14:40:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[gastroözofageal reflü]]></category>
		<category><![CDATA[geniz akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[vazomotor rinit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[  Burnumuz ve boğazımızda bulunan salgı hücreleri, günde 1-2 litre mukus üretirler. Bu salgı, burun mukozasını nemlendirir, temizler, solumakla buruna giren yabancı partikülleri tutup atılmasını sağlar ve enfeksiyonla savaşır. Normalde bu mukusu burnumuzun gerisinden akıntı şeklinde bilinç dışı olarak devamlı yutmaktayız. Bu sıvının miktarı ve kıvamı artıp kişiyi rahatsız ettiği noktada bu durum &#8220;geniz akıntısı&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a><a title="su-damlasi.jpg" rel="attachment wp-att-109" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=109"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Burnumuz ve boğazımızda bulunan salgı hücreleri, günde 1-2 litre mukus üretirler. Bu salgı, burun mukozasını nemlendirir, temizler, solumakla buruna giren yabancı partikülleri tutup atılmasını sağlar ve enfeksiyonla savaşır. Normalde bu mukusu burnumuzun gerisinden akıntı şeklinde bilinç dışı olarak devamlı yutmaktayız. Bu sıvının miktarı ve kıvamı artıp kişiyi rahatsız ettiği noktada bu durum &#8220;geniz akıntısı&#8221; olarak adlandırılır.</p>
<p><span style="color: #339966;">Salgının niteliğindeki değişimin nedenleri nelerdir? </span></p>
<ul>
<li>Nezle-grip, alerji, bulunulan ortamın soğuk olması, bazı gıdalar/baharatlar, hamilelik ve diğer hormonal nedenler, bazı ilaçlar (doğum kontrol hapı, tansiyon düşürücü ilaçlar vb.) <strong>berrak ve ince fakat miktarı artmış</strong> salgı üretimine neden olur. Ayrıca burun yapılarındaki anatomik bozukluklar da (deviasyon, konka hipertrofisi gibi) buna yol açabilirler.</li>
<li><strong>Miktarı artmış, koyu kıvamlı</strong> <strong>mukus</strong>un nedenlerinden en önemli ikisi özellikle kışın kalorifer vb.&#8217;nin yoğun çalıştığı aşırı sıcak ortamlarda bulunma ve su tüketiminde azalmadır. Bu durumda salgının rengi genellikle beyaz ya da hafif grimsidir. Salgının sarı-yeşil-kahverengi olduğu durumlarda  sinüzit, müzmin burun iltihabı, özellikle günlük gıda ürünlerine alerji akla gelmelidir. Eğer ince mukus giderek kalınlaşıyor ve sarı-yeşil renk almaya başlıyorsa, bakteriyel bir enfeksiyon eklenmiş demektir. Çocuklarda tek burun deliğinden bu şekilde bir salgının gelmesi, yabancı cismi (leblebi, nohut, boncuk, kağıt mendil ya da peçete parçası vb.) hemen düşündürmelidir.</li>
<li>
<ul>
<li>Sinüsler, kafatasında yer alan hava dolu boşluklardır. Küçük ve ince kanallar yoluyla burnun içine açılırlar. Nezle-grip, alerji gibi nedenlerle bu kanallardaki en ufak tıkanıklık akut sinüs enfeksiyonuna zemin hazırlar. 10 günden uzun süren burun tıkanıklıklarında <a href="http://www.seciltotan.com/?cat=1" target="_blank"><strong>bakteriyel sinüzit</strong> </a>gelişme riski yüksektir. İşte böyle bir durumda kişide geniz akıntısı ortaya çıkar.</li>
<li><strong>Vazomotor rinit </strong>adı verilen özel bir burun hastalığında, alerjik bir durum olmadan aşırı duyarlı burun mukozası ve dolayısıyla konkalar şişip pasajı tıkamakta, devamlı akıntı yaratmaktadır. Bu durum özellikle aşırı stres, yorgunluk, uykusuzluk, bazı ilaçlar (tansiyon düşürücü ilaçlar, prostat ilaçları vb.) ile tetiklenmektedir.</li>
<li>Yutma güçlüklerinde katı ve sıvı gıdaların yutakta birikmesi sonucu kişi bu durumu geniz akıntısı gibi algılayabilir. Ağız, yutak veya yemek borusu kas ve sinirlerinin yetersiz çalıştığı durumlarda burada biriken sekresyonlar taşarak soluk borusuna kaçmakta ve öksürük, ses kısıklığı, sık sık boğaz temizleme ihtiyacına yol açmaktadır. Uyku sırasında hepimizin yutma reflekslerinde azalma ortaya çıkar. Bu nedenle sabahları kalktığımızdaki boğazımızı temizleme ihtiyacı fizyolojiktir. Bahsedilen sinir ve kasların çalışmasını bozan etkenler ileri yaş, stres-sinirlilik anında yutak kaslarındaki aşırı kasılma ve spazmlar, ağızdan başlayarak pasajın herhangi bir yerinde şişme veya tıkanma (bademcik iltihabı, yemek borusunda polip vb.), <a href="http://www.seciltotan.com/?p=43" target="_blank">reflü</a> , hiatus hernisi adı verilen yemek borusunda cepleşme, yutak ve yemek borusu kaslarını veya sinirlerini tutan genel bazı hastalıklardır (MS, skleroderma vb).</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #339966;">Kronik farenjit geniz akıntısı yapar mı?</span> </strong></p>
<p>Geniz akıntısı kronik (müzmin) farenjit adı verilen bir duruma yol açabileceği gibi, kronik farenjiti olan hastalar da sık olarak geniz akıntısı şikayeti ile bize başvurabilmektedirler. (yumurta-tavuk hikayesi!)</p>
<p>Kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, acı ve baharatı bol gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır suyu, boya maddeleri vb.) , iş icabı ya da değil sesini çok kullanan, az su içen ancak bol kahve-koyu çay-gazlı içecek tüketen kişilerdir. Hatta bu kişilerin en sık söylediği cümle şudur: <em>&#8220;Azıcık soğuk su içsem ya da dondurma yesem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişer!&#8221;</em> Bu tahrişlere bağlı olarak mukus salgısı artmakta, bu durum geniz akıntısına yol açmakta, kişi devamlı boğazını temizlemekte, bu durum boğazı tahriş edip boğazdaki kabarıklıkları daha da çok arttırmakta, mukozanın harabiyeti ile mikroplara davetiye çıkarılmaktadır.</p>
<p>Eğer kronik farenjite yol açan reflü, sinüzit gibi enfeksiyonlu geniz akıntısına bağlı ise öncelikle bunlar tedavi edilmeli, boğazı tahriş edecek gıda ve kimyasallardan kaçınılmalıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Geniz akıntısı nasıl tedavi edilir?</span> </strong></p>
<p>Öncelikle bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından ayrıntılı muayene yapılmalı, gerekirse grafiler (Waters, sinüs tomografisi vb.) ile tanı desteklenmelidir. Tedavi nedene göre değişmektedir.</p>
<p><strong>Bakteriyel enfeksiyon durumunda</strong> antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Ancak sinüslerde müzmin ve tıbbi tedaviye rağmen açılamayan bir tıkanıklık varsa cerrahi yöntem seçilmelidir.</p>
<p><strong>Neden alerji ise</strong> mümkün olduğunca ilgili alerjenden kaçınmak gerekir. Antihistaminik ve dekonjestan ilaçlar, kortizonlu burun spreyleri vb. ile rahatlama sağlanabilir. Bununla birlikte bazı antihistaminiklerin mukusu koyulaştırdığı unutulmamalıdır.</p>
<p><strong><a href="http://www.seciltotan.com" target="_blank">Gastroözofageal reflü tedavisi için bu konuyla ilgili yazımı okumanızı tavsiye ederim. </a></strong></p>
<p><strong>Herhangi bir anatomik ya da mikrobik neden yoksa,</strong> varolan koyu salgıyı azaltmak için bol su içilmeli (en az günde 2 litre), kahve ve koyu çaydan kaçınılmalı, kalorifer ve klimalar kısılmalı ve ortam nemi ayarlanmalıdır. Burnun günde en az 4 kez tuzlu su (hazır satılan okyanus suyu, serum fizyolojik preparatlar veya evde hazırlanabilen karışım-<em>yarım litre suya yarım tatlı kaşığı tuz-yarım çay kaşığı karbonat</em>) ile yıkanması bir rahatlama sağlayacaktır.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                  var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\\' type=\\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YUTMA BOZUKLUKLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/yutma-bozukluklari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/yutma-bozukluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Feb 2008 09:32:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda takılma hissi]]></category>
		<category><![CDATA[farengolarengeal]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[yutak borusu]]></category>
		<category><![CDATA[yutak hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[yutma borusu filmi]]></category>
		<category><![CDATA[yutma bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[yutma güçlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[  Yutma güçlüğü- ki buna tıp dilinde Disfaji denir- özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmeyi ifade eder. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olmaktadır. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="food_pic.jpg" rel="attachment wp-att-106" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=106"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Yutma güçlüğü- ki buna tıp dilinde <span style="color: #339966;">Disfaji </span>denir- özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmeyi ifade eder. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olmaktadır. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli bir patolojiye işaret eder. Kısa bir süre içerisinde yutma güçlüğü kendiliğinden iyileşmez ise bir Kulak Burun Boğaz Uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Nasıl Yutarız?</span></strong></p>
<p>İnsanlar katı yiyecekleri yemek, sıvıları içmek ve vücudun ürettiği tükürük ve mukusu yutmak için günde yüzlerce kez yutma işlevini gerçekleştirir. Yutma işlevinin dört fazı vardır:</p>
<p><strong>1) </strong>Birinci faz: yiyecek ve içeceklerin çiğnenerek yutmaya hazır hale getirildiği dönem.</p>
<p><strong>2)</strong> İkinci faz yani ağız fazı: dil yiyecek ve içecekleri ağızın arka bölümüne iterek yutma yanıtını başlatır.</p>
<p><strong>3</strong>) Üçüncü faz yani yutak fazı: yiyecek ve içecekler hızlıca yutaktan yemek borusuna geçer.</p>
<p><strong>4</strong>) Son faz olan yemek borusu fazı: yiyecek ve içecekler yemek borusundan mideye geçer.</p>
<p>Birinci ve ikinci fazlar istemli kontrol altında oluşurken, üçüncü ve dördüncü fazlar kendiliğinden oluşur.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Yutma Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir?</span></strong></p>
<p>Yutma işlevi sırasındaki herhangi bir kesinti yutma güçlüğüne neden olabilir. Yutma güçlüğü sağlıksız dişler, uygun olmayan takma dişler veya soğuk algınlığı gibi basit nedenlere bağlı olabilir. Yutma güçlüğünün en yaygın nedenlerinden biri mideden yemek borusuna geri kaçıştır(reflü). Bu durum mide asitinin yemek borusundan yutağa doğru yukarı hareketinin sonucu oluşur. Diğer nedenler arasında felç, ilerleyici nörolojik hastalık, trakeostomi tüpü varlığı, hareketsiz ses teli, ağız, gırtlak veya yemek borusu tümörü ile baş boyun bölgesine uygulanan cerrahi operasyonlar sayılabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Yutma Bozukluklarını  Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder?</span></strong></p>
<p>Yutma güçlüğü inatçı ise ve nedeni bilinmiyor ise, bir Kulak Burun Boğaz Uzmanı söz konusu hastanın hikayesini ele alarak muayenesini yapacaktır.</p>
<p>Bu muayene, aynalar veya özel optik sistemle görüntüleme sağlayan endoskoplar kullanarak dilin arka bölümünün, boğaz ve larenksin incelenmesi yoluyla yapılır. Eğer gerekli ise yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağı incelemesi, bir Gastroenteroloji (Mide ve Barsak Hastalıkları) Uzmanı tarafından yapılır.</p>
<p>Tetkik olarak &#8220;Baryumlu Yemek Borusu Geçiş Filmi&#8221; ile yutma mekanizması fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekebilir.</p>
<p>Eğer özel patolojiler söz konusu ise, üst mide- barsak sistem filmi veya videofloroskopi ile beraber bir Radyoloji Uzmanından konsültasyon istenebilir. Böylece yutmanın her dört fazının da değerlendirilmesi yapılır. Değişik kıvamda yiyecek ve içecekler kullanarak ve hastaya değişik pozisyonlar verdirerek, yutma yeteneği değerlendirilebilir. Eğer yutma güçlüğü felç veya ilerleyici nörolojik hastalıklara bağlı ise bir Nöroloji Uzmanının hastayı görmesi gerekir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Semptomlar</span></strong></p>
<p>Yutma güçlüğünün semptomları şunlardır:</p>
<ul type="disc">
<li>Ağızda tükürük artışı</li>
<li>Yiyecek ve içeceklerin boğazda takılması hissi</li>
<li>Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi( Mideden yemek borusuna kaçış yani reflü var ise)</li>
<li>Boğazda yabancı cisim veya parça hissi</li>
<li>Uzamış veya belirgin yutma güçlüğüne bağlı yetersiz beslenme ve kilo kaybı</li>
<li>Yutma sırasında kolayca geçmeyen yiyecek parçaları veya ileri yutma bozukluklarında sıvı ve tükürüğün akciğerlere kaçmasına bağlı olarak gelişen öksürük ve boğulma hissi</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #339966;">Mümkün Olan Tedaviler:</span></strong></p>
<p>Neden belirlenebilmişse yutma güçlüğü tıbbi tedavi, yutma tedavisi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir.</p>
<p>Bu hastalıkların birçoğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilmektedir. Mide asit salgısını engelleyen ilaçlar, kas gevşeticiler ve asit gidericiler var olan ilaçlardan birkaçıdır. Tedavi, yutma hastalığının nedenine göre düzenlenir. Mideden yemek borusuna kaçış sıklıkla beslenme ve yaşama alışkanlıklarını değiştirerek tedavi edilebilir. Örneğin :</p>
<ul type="disc">
<li>Hazmı kolay yiyeceklerden oluşan bir diyet ile sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenmek</li>
<li>Alkol ve kafeinden uzak durmak</li>
<li>Kilo ve stresi azaltmak</li>
<li>Uyku vaktinden önceki üç saat boyunca yemek yemekten sakınmak</li>
<li>Geceleri yatağın başını yükseltmek.</li>
<li>Eğer bunlar yardımcı olmazsa yemekler arasında ve uyku vaktinden önce asit giderici kullanmak rahatlama sağlayabilir.</li>
</ul>
<p>Birçok yutma hastalığı yutma tedavisinden yarar görebilir. Yutma kaslarının beraber çalışmasını sağlayan ve yutma refleksinin oluşmasını sağlayan sinirleri uyaran özel egzersizler yaptırılabilir.</p>
<p>Hastalara ayrıca yutma işleminin başarılı şekilde yapılmasına yardımcı olacak vücut ve baş pozisyonları öğretilebilir.</p>
<p>Yutma güçlüğü olan hastalardan bazıları yetersiz beslenme problemi ile karşılaşırlar. Diyetisyen veya beslenme uzmanı, hasta için gerekli olan yiyecek ve içecek miktarını ve ek besinlerin gerekli olup olmadığını belirleyerek hastanın bu açığını kapatmada yardımcı olabilir.</p>
<p>Cerrahi tedavi belirli bazı problemlerin tedavisinde kullanılır. Darlık veya yapışıklık varlığında söz konusu alanın genişletilmesi gerekli olabilir. Kasların ileri derecede kasılması varlığında ilgili kasların genişletilmesi ve hatta serbestleştirilmesi gerekli olabilir. </p>
<p><em>*Bu yazının hazırlanmasında  Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfı&#8217;nın Hasta Bilgilendirme  metninden yararlanılmıştır.</em><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
            var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\' type=\\\\\'text/javascript\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
            var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/yutma-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DİL BAĞI (Ankiloglossi) NEDİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/dil-bagi-ankiloglossi-nedir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/dil-bagi-ankiloglossi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Feb 2008 09:02:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ankiloglossi]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte dil bağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda konuşma bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta dil hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[dil bağı]]></category>
		<category><![CDATA[dil bağı ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[emmede zorlanma]]></category>
		<category><![CDATA[frenulum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[    Doğumdan önce, hepimizde ağız içindeki bazı yapıların gelişimini yönlendiren ve ağzın ortasında bulunan kuvvetli bir kordon bulunmaktadır. Buna &#8220;frenulum&#8221; adı verilir. Doğumdan sonra, dile bağlı olan bu frenulum, çıkacak olan dişlerin pozisyonunun belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Çocuk büyüdükçe, giderek gevşer ve incelir. Bir aynada dilinizin ucunu yukarı kaldırıp baktığınızda bu bağı çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/ankiloglossi2.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Doğumdan önce, hepimizde ağız içindeki bazı yapıların gelişimini yönlendiren ve ağzın ortasında bulunan kuvvetli bir kordon bulunmaktadır. Buna &#8220;frenulum&#8221; adı verilir. Doğumdan sonra, dile bağlı olan bu frenulum, çıkacak olan dişlerin pozisyonunun belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Çocuk büyüdükçe, giderek gevşer ve incelir. Bir aynada dilinizin ucunu yukarı kaldırıp baktığınızda bu bağı çok rahat görebilirsiniz. Bazı çocuklarda frenulum kısa ve sıkıdır veya gevşemekte zorlanır, bu duruma dil bağı (ankiloglossi) denmektedir ve bu da dilin hareketinde sorun yaratır.  </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Dil konuşma ve yutma gibi çok önemli görevleri yerine getiren bir grup kastan oluşmuştur. Bu nedenle, dil bağı olması bazı çocuklarda yemek yeme ya da konuşmada bozukluklara yol açabilmektedir.  </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Her dil bağı olan kişi ameliyat edilmeli midir?</span></strong> </p>
<p>Dil bağının cerrahi gerektirip gerekmediğinde karar vermeyi sağlayan kriter, çocuğun dilini alt dişleri hizasından ne kadar dışarıya çıkarabildiğidir. Bunu anlayabilmek için çocuğa dondurma ya da şeker yalatılabilir. Ayrıca dil ucunun v şeklinde girintili olması, dil ucunun damağa değdirilememesi, dilin sağa sola oynatılamaması da tanıyı destekler.  </p>
<p>Bebeklerde ise çok sıkı ve kısa frenulumun emmede zorlanmaya yol açıp kilo alma ve gelişimde gerilemeye neden olması bizi cerrahiye yönlendirir. </p>
<p>Daha ileri yaş grubundaki çocuklarda özellikle 3 yaş civarında &#8220;l, r, t, d, n, z&#8221; harflerini çıkarmada zorlanma şeklinde artikülasyon bozuklukları belirginleşmeye başlar. Ayrıca özellikle alt ön iki diş arasında boşluk ortaya çıkarak kalıcı diş sorunları da görülmeye başlar.  </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">Dil bağı ameliyatı zor mudur?</span></strong> </p>
<p>Bu müdahale oldukça basittir ve neredeyse hiçbir komplikasyonu bulunmamaktadır. Genellikle lokal anestezi altında poliklinik ya da küçük müdahale şartlarında yapılabilmektedir.  </p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\\\' type=\\\\\\\'text/javascript\\\\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
                var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/dil-bagi-ankiloglossi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZ KOKUSU (Halitosis)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 16:04:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[halitosis]]></category>
		<category><![CDATA[kronik tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[  Günümüzde gerek erkek olsun gerek bayan, çoğumuz , diğer insanların  dış görüntümüz hakkında neler düşündüğüne çok büyük önem vermekteyiz. Yolda yürürken gayet şık giyimli, bakımlı, parfüm kokulu bir bayanın size yaklaşıp bir adres sorduğu anda etrafa yayılan kötü bir ağız kokusu olduğunu düşünün! Ya da tam tersi atletik vücutlu, saç sakal traşı düzgün, yakışıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><a title="koku1.jpg" rel="attachment wp-att-55" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=55"></a>Günümüzde gerek erkek olsun gerek bayan, çoğumuz , diğer insanların  dış görüntümüz hakkında neler düşündüğüne çok büyük önem vermekteyiz. Yolda yürürken gayet şık giyimli, bakımlı, parfüm kokulu bir bayanın size yaklaşıp bir adres sorduğu anda etrafa yayılan kötü bir ağız kokusu olduğunu düşünün! Ya da tam tersi atletik vücutlu, saç sakal traşı düzgün, yakışıklı bir erkeğin gülümseyerek size yaklaştığında duyduğunuz ağız kokusu herşeyi alt üst etmiş olmaz mı? Nedir bu ağız kokusu, neden bu kadar sık duyar olduk bu şikayeti?Aslında ağız kokusu günümüzün en sık rastlanan şikayetlerinden olsa da, oldukça eskiden beri üstünde durulan bir konudur. Yapılan araştırmalarda ilk olarak 2000 yıl öncesine ait İbranice bir yazıtta partnerlerden birinde ağız kokusu varlığında yasal olarak evlilik aktinin bozulabileceği şeklinde bir hüküm saptanmıştır. Benzer yazılara Yunan, Roma ve İslam kültüründe de rastlanmıştır. Bu konunun bilimsel olarak  incelenmesi, 1940-50&#8242;li yıllarda Fosnick ve arkadaşları tarafından <em>&#8220;ozmoskopi&#8221;</em> adı verilen ve ağız kokusu nedenini araştıran bir aletin icadı ile başlar. Bu araştırmacılar kötü kokunun ağızdan, genizden veya vücudun pek çok yerinden kaynaklanabileceğini belirtmişlerdir. Sonraki yıllarda ise yapılan pek çok araştırma sonrası ağız kokusu (halitosis) sınıflandırılarak tanımlanmıştır. Buna göre:</p>
<p><span style="color: #339966;">1-<strong>Gerçek halitosis</strong>:</span> Dışarıdan net olarak fark edilen, tahammül edilemez kötü ağız kokusudur.</p>
<p><span style="color: #339966;">a) Fizyolojik-geçici halitosis:</span> Sabahları kalktığımızda çoğumuzda olan ağız kokusudur. Buna yol açacak belirgin bir hastalık yoktur. Tükrük normalde kokusuz, belli bir pH&#8217;ı olan, değişik tipte zararsız bakteriler, epitel döküntüleri ve yemek artıklarından oluşan, protein ve üreden zengin, karbonhidrattan fakir bir salgıdır. Ancak pH&#8217;ın artmasına yol açan durumlarda (proteinden zengin beslenme, az su içme, tükrük salgısında azalma ve kuruma vb.) giderek artan bir kötü kokuya sahip olur. Bu durumda ağız içinde dil kökünde yerleşen bu bakteriler, özellikle de gece tükrük salgısının azalmasını da fırsat bilerek,  besin artıklarını eritip kötü kokuya yol açan sülfür maddesini açığa çıkarır. Diyete dikkat etmekle ve ağız hjyeniyle genellikle düzelmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">b) Patolojik halitosis:</span> </p>
<p>                        <span style="color: #339966;">* <span style="text-decoration: underline;">Diş ve dişeti ile ilgili hastalıklar</span></span>: Ağız içindeki diş ve dişeti iltihabı vb.  hastalıklara bağlıdır.</p>
<p>                        <span style="color: #339966;">* <span style="text-decoration: underline;">Diş ve dişeti dışı hastalıklar</span></span>: Burun, bademcik, geniz, sinüsler, gırtlak, akciğer, yemek borusu gibi üst solunum yolları ve üst sindirim yolları kaynaklı hastalıklar ile tüm vücudu etkileyen  şeker hastalığı,  siroz,  böbrek yetmezliği gibi nedenlere bağlıdır.</p>
<p><span style="color: #339966;">2- <strong>Yalancı halitosis</strong>:</span> Yakınları tarafından ağız kokusu saptanmadığı halde hastanın kendisi inatla ağzının koktuğunu iddia etmektedir. Ağız hjyeni ve diyete dikkat etmesi önerilir.</p>
<p><span style="color: #339966;">3- <strong>Halitofobi-Ağız kokusu korkusu</strong>:</span> Gerçek halitosis veya yalancı halitosis tedavisi sonrası, koku olmadığı halde, ağzının koktuğunu iddia etme olarak tanımlanır. Psikiyatrik destek önerilir.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">AĞIZ KOKUSU ŞİKAYETİ İÇİN KİME BAŞVURULMALIDIR?</span></strong></p>
<p>Yukarıda belirtilen sınıflandırmaya dikkat edecek olursanız, başvuracağınız branş hekimleri Diş Hekimi, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı ve İç Hastalıkları ile Gastroenteroloji Uzmanlarıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #339966;">AĞIZ KOKUSUNU ÖNLEMEK İÇİN NE YAPILMALIDIR?</span></strong></p>
<p>Ağız kokusu genellikle ağız içi kaynaklı olduğu için öncelikle günlük diş-dil bakımı çok önemlidir. Günde en az 2 kez dişler fırçalanmalı, diş araları yeterince temizlenmiyorsa diş ipi kullanılmalı, özellikle sigara içenlerle bol miktarda çay-kahve tüketen kişilerde dil köküne doğru artan paslanma çok görüldüğü için dil de dişlerle birlikte fırçalanmalıdır. Bu iş için özel olarak üretilmiş dil fırçaları ve özel solüsyonlar bulunmaktadır.</p>
<p>Protein ağırlıklı beslenenlerde ağız kokusunun daha fazla olacağını belirtmiştik. Bu nedenle mümkün olduğunca dengeli beslenmeli, ağız kuruluğunu önlemek üzere günde en az 5 bardak su içmeli, çiğ soğan-sarımsak tüketmemeli, kullanıyorsanız alkol ve sigarayı bırakmalı, çay-kahve kullanımını azaltmalısınız. Tükrük salgısını arttırmak için şekersiz sakız çiğneyebilirsiniz. Mentollü ve naneli sakızları ise önermemekteyiz, çünkü hem reflü dediğimiz mideden yukarı doğru asit kaçağını tetikleyerek ağız kokusunu arttırabilmekte, hem de ağız kuruluğu yapabilmektedir. Bazı ilaçlar (epilepsi, tansiyon ilaçları vb.) tükrük salgısını azaltarak ağız kokusunu arttırabilmektedir, bu konuda da hastalıklarınızı takip eden doktorunuza danışınız.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
              var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK AMELİYATI (Tonsillektomi)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 14:40:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adenoid]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidektomi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[kronik tonsillit]]></category>
		<category><![CDATA[tonsil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[BADEMCİK NEDİR?    Bademcikler boğazımızın iki yanında yer alırlar ve iki adettirler.  2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde,  halk arasındaki yanlış inanışın aksine,  azalma olmaz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="color: #339966;"><strong><em><span style="color: #339966;">BADEMCİK NEDİR?</span></em></strong> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #339966;"> </span></em></strong></p>
<p>Bademcikler boğazımızın iki yanında yer alırlar ve iki adettirler.  2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde,  halk arasındaki yanlış inanışın aksine,  azalma olmaz. Bazı kişilerde kronik (müzmin) ve tekrarlayıcı enfeksiyonlara bağlı oluşan apseler, kötü kokulu peynir renginde iltihap toplanması, sık boğaz ağrısı ve ateşle giden kronik tonsillit&#8217;e (müzmin bademcik iltihabı) ve ağız kokusuna neden olabilmektedir.<em> </em></p>
<p><strong><em><span style="color: #339966;">BADEMCİK HASTALIKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?</span></em></strong></p>
<p>Bademciklerin bakteriyel enfeksiyonları önce antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. Ancak bazen bademciklerin alınması gerekebilir. Bademciklerin alınması için en önemli iki neden şunlardır: 1- Antibiyotik tedavilerine rağmen tekrar eden enfeksiyonlar, 2-Büyümüş bademciklere bağlı nefes alma zorluğu.<em> </em> </p>
<p><em>Amelİyat kararI:</em><em>  </em>İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına başvurulmaktadır. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter vardır. Kesin ve göreceli olarak ameliyatın gerekliliği belirlenir.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></em></strong><em><span style="text-decoration: underline;"> </span></em>Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.</p>
<p><strong> <em><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></em></strong>Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 &#8216;şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 &#8216;er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.<strong> </strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #339966;">BADEMCİK AMELİYATI RİSKLİ MİDİR?</span></em></strong></p>
<p>Bademcik ameliyatlarının riski oldukça düşük orandadır. İstatistiklerde 14.000 ameliyattan birinde anesteziye veya cerrahiye bağlı ciddi komplikasyon bildirilmektedir. Ameliyat sonrası ciddi kanama oranı 5/1000 gibi düşük orandadır. Bademcik ameliyatından sonra daha kolay farenjit olunduğu yolunda yanlış bir inanış vardır. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır.</p>
<p><em>*Bu yazının hazırlanmasında  Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfı&#8217;nın Hasta Bilgilendirme  metninden yararlanılmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

