<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.seciltotan.com &#187; admin</title>
	<atom:link href="http://www.seciltotan.com/author/admin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.seciltotan.com</link>
	<description>Bu web sitesi KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Seçil TOTAN tarafından hazırlanmaktadır.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Jan 2012 14:37:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>BETA ENFEKSİYONU VE TAŞIYICILIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 14:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[beta salgını]]></category>
		<category><![CDATA[beta taşıyıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[impetigo]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[romatizmal ateş]]></category>
		<category><![CDATA[strep a testi]]></category>
		<category><![CDATA[streptokok]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[Streptococcus pyogenes (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür. Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em>Streptococcus pyogenes</em> (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür.</p>
<p>Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20&#8242;den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) yol açabilirken, diğer tipler daha az riskli hastalıklara yol açmaktadır.</p>
<p><em>S pyogenes&#8217;in </em>en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle <strong>boğaz kültürü</strong> (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle <strong>&#8220;taşıyıcılık&#8221;</strong> ( mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır. </p>
<p>Streptokok enfeksiyonları özellikle kışın ya da baharın erken dönemlerinde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak streptokoksik deri enfeksiyonlar istisna olarak yazın daha sık görülür.</p>
<p>Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, bu yaş grubunda en sık boğaz enfeksiyonu yapan ajandır. Özellikle de kreş ve okullarda salgınlar yapabilmektedir.</p>
<p>5-15 yaş arası çocuklarda ise streptokok enfeksiyonuna bağlı <strong>akut romatizmal ateş</strong> sık görülmektedir. Streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3&#8242;tür.</p>
<p><em>Streptococcus pyogenes</em> yaralar ortaya çıkmadan 1 hafta önce sağlıklı deri üzerinde yer alabilir ve bu süre zarfında bir başkasına bulaşabilir.  </p>
<p>İnsandan insana <em>S pyogenes</em> bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır.</p>
<p>Farenjit için mikrobun enkübasyon süresi (vücuda girdikten sonra üreyip hastalık bulgularının ilk ortaya çıktığı döneme kadar olan süre) 2-5 gündür. Antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonra bulaştırıcılık ortadan kalkar.</p>
<p>Tırnak araları ve anüs etrafı bölge de bu mükrobu barındırıp impetigo denen deri enfeksiyonunun yayılmasında rol oynayabilir.  </p>
<p><strong>Laboratuar tahlilleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Grup A beta hemolitik streptokok tanısı için kültür altın standarttır. Hastalık bulgularına göre boğaz, kan, beyin omurilik sıvısı, deri akıntısı ya da deri biopsisi materyali, balgam, bronşioalveoler sıvı aspirasyon materyali, abse sıvısı vb. kültürde üretilerek bu mikrop araştırılır.</li>
<li>Antistreptokokkal antikor (ASO) vb. serolojik testler de tanıya yardımcı testlerdir.  </li>
<li>Hemogram, periferik yayma, sedimentasyon, CRP gibi testler de tanı koymada yardımcı testlerdir.</li>
</ul>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Streptokok zatürresi, eklem iltihabı, beyin absesi, akut romatizmal ateş ve glomerülonefrit tanısında çeşitli röntgenler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, ultrasonografi, ekokardiyografi, radyoizotop böbrek taraması vb. kullanılabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">TANI VE TEDAVİ: </span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Farenjit:</span></em></span></strong></p>
<p>Genel kural olarak boğaz ağrısı olan her çocuğa yukarıda sayılan tanı yöntemlerinin uygulanması gerekmemektedir. Aile bireylerinden birinde ya da okul arkadaşlarında beta-hemolitik streptokok saptanmış olması, tek başına boğaz ağrısı ve ateş olması durumunda boğaz kültürü ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda öksürük, şeffaf burun akıntısı, gözlerde kaşıntı vb. viral enfeksiyon bulguları olmaz.</p>
<p>Bununla birlikte küçük çocuklarda streptokoksik boğaz enfeksiyonu atipik bulgu verebilir. Örneğin hafif ateş, iştahsızlık, koyu sarı-yeşil  burun akıntısı, kusma, karın ağrısı olabilir.</p>
<p>Boğaz muayene edildiğinde tipik olarak bademcik ve faringeal bölgede kızarıklık, küçük dilde şişme ve kızarma, yumuşak damakta mukoza altı kanama odakları, boyun üst kısmında iki taraflı şiş-ağrılı bezeler görülür.  Bademcikler büyümüş, yüzeylerinde beyaz zarlar oluşmuştur. Dil kırmızı ve şiş olabilir. (çilek dili) Bu bulgularla birlikte deride döküntülerin varlığı <strong>kızıl</strong>ı akla getirir.</p>
<p>Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test <strong>Rapid Strep-A testidir</strong>. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95&#8242;tir.</p>
<p>Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Akut romatizmal ateş gelişimini önlemek üzere hastalık bulgularının ortaya çıkışından sonra tedavi 9 gün gecikmeli olarak bile başlansa etkili olacaktır.</p>
<p>Tedavide penisilin (alerji varsa eritromisin) ilk tercihtir. Şikayetler geçse bile 10 gün alınması gerekir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Streptokoksik Deri Enfeksiyonu:</span></em></span></strong></p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">İmpetigo</span></em></strong> ya da tıbbi adıyla &#8220;Superficial pyoderma&#8221; en sık görülen grup A <em>Streptococcus </em>deri enfeksiyonudur<em>. </em>Düşük sosyoekonomik kültür ve buna bağlı kötü hjyen, böcek ısırması, uyuz, travma vb. sonucu deri bütünlüğünün bozulması sonrasında genellikle havanın sıcak olduğu mevsimlerde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaralar ağrısızdır ve ateş yapmaz. Çoğunlukla 2-5 yaş çocuklarda görülür. Öncelikle çevresi kızarık sivilcemsi (papüloveziküler) bir lezyon olarak başlar,  veziküller kısa zaman içinde pürülan hale geçer ve birbiriyle birleşerek kalın, bal sarısı rengi bir kabukla kaplanır. Daha çok yüzde ve el-kol-bacaklarda yerleşir. Tedavi edilmediğinde müzminleşir ve vücudun diğer kısımlarına yayılmaya başlar. Daha derin dokulara inerek ektima adı verilen yaralara yol açabilir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Streptokokkal sellülit</span></em></strong> akut gelişip hızla yayılan bir deri-derialtı enfeksiyonudur. Genellikle yanık, travmaya bağlı yara gelişimi, cerrahi yara, zona zemininde gelişir. Tutulan bölge ağrılı, sıcak ve kızarık, kişinin genel durumu bozuktur. Hızla tanı konulup tedavisi gerçekleşmediğinde nekrotizan fasciitise (streptokoksik gangren) dönüşebilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Kızıl:</span></em></span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;"> </span></em></span></strong> Genel olarak 3-12 yaş çocuklarda görülen kızıl(1-5 yaşları arasında %25, 5-10 yaşları arasında %50, 10-70 yaşları arasında %25) , 1-7 gün süren ( genellikle 2-4 gün) kuluçka döneminden sonra ani başlayan ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/01/kızıl.jpg"></a></p>
<p>Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 <sup>0</sup>C&#8217;ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer.</p>
<p>Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.</p>
<p>Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır.  Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur buna &#8220;<strong>perioral pallor</strong>&#8221; denir. Antekübital fossa (kol ön yüzündeki katlantı bölgesi), bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir ve buna &#8220;Pastia çizgileri&#8221; adı verilir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir.</p>
<p>Tanıda kızıl geçiren biriyle temas etmek önemli bir ipucudur. Boğazda mikrobun saptanması, ASO tetkiki ile de tanı netleştirilir. Tedavisinde penisilin (alerji varsa eritromisin) seçilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut romatizmal ateş:</span></em></span></strong></p>
<p>Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen ve streptokoksik enfeksiyonun yol açtığı bu komplikasyon, sadece streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocukların %3&#8242;ünde ve enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır.  Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi  <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F" target="_blank">http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9F</a>web sayfasından edinebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff9900;">Akut glomerülonefrit:</span></em></span></strong></p>
<p>Boğaz ya da deriyi tutan streptokok enfeksiyonunun 1-2 hafta sonrasında görülebilir.  Mekanizması akut romatizmal ateşteki gibidir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KORUNMA:</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Okul ve kreşe giden çocukların %20&#8242;sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.</span></p>
<p>Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.</p>
<p>Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.</p>
<p>Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.</p>
<p>Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD&#8217;de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.</p>
<p>KAYNAK: http://www.emedicine.com/PED/topic2702.htm</p>
<p>http://www.healthcaresouth.com/pages/askthedoctor/strep.htm</p>
<p>http://www.aafp.org/afp/20030215/practice.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOĞAZ AĞRISI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 14:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boğazdan kulağa vuran ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[müzmin farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?     Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2008/04/kulak-tipasi-atislarda.jpg"></a>En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?</span></strong></li>
</ul>
<blockquote>
<div><em> </em></div>
<div><em></em></div>
<p><em> </p>
<p>Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır suyu, boya maddeleri vb.) , iş icabı ya da değil sesini çok kullanan, az su içen ancak bol kahve-koyu çay-gazlı içecek tüketen kişilerdir. Bu tahrişlere bağlı olarak burun salgısı artmakta, bu durum</p>
<p></em><em><a title="GENİZ AKINTISI " href="http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/" target="_blank">geniz akıntısına </a></em><em>yol açmakta, kişi devamlı boğazını temizlemekte, bu durum boğazı tahriş edip boğazdaki kabarıklıkları daha da çok arttırmakta, mukozanın harabiyeti ile mikroplara davetiye çıkarılmaktadır.</em></p>
</blockquote>
<blockquote><p><em>Kronik farenjiti tetikleyen </em><em><a title="REFLÜ" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/" target="_blank">gastroözofageal veya laringofaringeal reflü</a></em><em>,<a title="SİNÜZİT" href="http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/" target="_blank"> </a></em><em><a title="SİNÜZİT" href="http://www.seciltotan.com/2010/01/sinuzite-hizlica-bir-bakis/" target="_blank">sinüzit </a></em><em>gibi bir neden varsa öncelikle bunlar tedavi edilmeli, boğazı tahriş edecek sigara, yukarıda bahsedilen gıda ve kimyasallardan kaçınılmalı, bol su (günde en az 2 litre) tüketilmelidir. Ayrıca kışın ev sıcaklığı 24 C dereceyi geçmeyecek şekilde ayarlanmalı, kalorifer üzerine ıslak havlu-soba üzerine su dolu tas konularak oturulan ve uyunan ortamlar nemlendirilmelidir. Çamaşır suyu vb. ile temizlik sırasında maske kullanılmalıdır.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok sık farenjit oluyorum, artık antibiyotik içmekten böbreklerim çürüyecek. Ne yapmalıyım?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Mikropların boğazda yutak bölgesini tutmasına <span style="color: #339966;">akut farenjit</span> denilmektedir. Beraberinde bademcik iltihabı (tonsillit) olabilir ya da olmayabilir. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artmakta, hafif kırgınlık ve ateş (38 dereceyi geçmeyen), yutkunurken acıma, boğazda kuruma ortaya çıkmakta, zaman zaman boğazdan kulağa vuran ağrı, gıcık öksürüğü, </em><em>geniz akıntısı </em><em>da buna eklenmektedir. <span style="color: #ff0000;">Bu tabloyla karşılaşıldığında hastaların genellikle yaptığı en büyük yanlış hemen eczaneden antibiyotik alıp kullanmaktır!</span> <span style="color: #339966;">Halbuki farenjite yol açan mikrop türü bakteri olmadıktan sonra</span> (ki bu durumda kişi yataktan kalkamayacak kadar hastadır, ateşi koltuk altından ölçmekle 38 dereceyi geçmektedir, eklemleri ağrır, boyunda ağrılı bezeleri olur) <span style="color: #339966;">antibiyotik</span> (adı üstünde bakteri öldüren ilaç demek!) <span style="color: #339966;">kullanmak boşuna olacaktır!</span> <span style="color: #ff0000;">Virüsler </span>(yani nezle-grip yapan mikroplar) <span style="color: #ff0000;">antibiyotikler tarafından yok edilemezler!!!</span> Onun için lütfen her seferinde ateşinizi takip ediniz ve bir Kulak Burun Boğaz uzmanına görününüz.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Kızımın bademcikleri çok sık iltihaplanıyor, her seferinde yatak döşek yatıyor, ateşi 40&#8242;lara kadar çıkıyor. Sizce ameliyat olmalı mı?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><a href="http://www.seciltotan.com/?cat=85&amp;paged=2" target="_blank"><em>Bademcik ameliyatı kararını vermede 2 temel kriter vardır.</em></a><em>:</em></p>
<p><em><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span>Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.</em></p>
<p><em><strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #339966;">Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:</span></span></strong>Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 ‘şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 ‘er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.<strong> </strong></em></p>
<p><em>Eğer kızınızın durumu bu iki kriterdekilerden herhangi birine uyuyorsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurup ameliyat kararını birlikte almanızı öneririm.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok sık farenjit oluyorum, bademciklerimi aldırsam rahatlar mıyım?</strong></span></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bademcik iltihabı sıklığı yukarıda belirttiğim gibi erişkinde yılda 3&#8242;ü geçmiyorsa ya da peritonsiller abse, bademcik taşı, tümör şüphesi yoksa, bademciklerin alınmasına gerek yoktur. Sık farenjit geçirmeye yol açan etkeni saptamak üzere gerekli tetkikleri yaptırmalı (boğaz kültürü, reflü ve sinüzitin olup olmadığının araştırılması vb.), eğer kronik farenjitiniz varsa yukarıda belirttiğim önerilere uymalısınız.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Çocukken bademcik ameliyatı olmuşum, o yüzden çok sık farenjit oluyorum. Olmasaymışım keşke, ne dersiniz?</span></strong></li>
</ul>
<blockquote><p><em>Bu sözünü ettiğiniz durum halk arasında yanlış inanılan konulardan biridir. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır. Kronik farenjitiniz olma ihtimali yüksektir. Lütfen yukarıda bu konuda yazdığım yanıtı okuyunuz, kronik farenjitin tetiklenmesini sağlayan tahriş nedenlerinden uzak durunuz. </em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogaz-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANİ İŞİTME KAYBI (AİK)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/ani-isitme-kaybi-aik/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/ani-isitme-kaybi-aik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 08:46:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ani işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[çınlama]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü sonrası işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[hiperbarik oksijen tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta ses]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1644</guid>
		<description><![CDATA[  Ani işitme kaybı, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları içinde en gizemli, en kafa karıştırıcı, en tartışmalı olanlarından biridir. Her yıl Amerika&#8217;da yılda 4000 kişi bu durumu yaşamaktadır. Her yaş grubunu tutabileceği gibi, en sık olarak 30-60 yaş arasında görülmektedir.  AİK&#8217;yı tanımlarsak, 3 günden kısa sürede, birden, çoğunlukla tek taraflı ortaya çıkan, işitme testinde (odyometri) bağlantılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: justify;">Ani işitme kaybı, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları içinde en gizemli, en kafa karıştırıcı, en tartışmalı olanlarından biridir. Her yıl Amerika&#8217;da yılda 4000 kişi bu durumu yaşamaktadır. Her yaş grubunu tutabileceği gibi, en sık olarak 30-60 yaş arasında görülmektedir. </p>
<p style="text-align: justify;">AİK&#8217;yı tanımlarsak, 3 günden kısa sürede, birden, çoğunlukla tek taraflı ortaya çıkan, işitme testinde (odyometri) bağlantılı en az 3 frekansta ortalama 30 dB&#8217;den (desibel=ses şiddet birimi) fazla kayıp olmasıdır (30 dB fısıltı sesinin şiddetidir). %50 hastada beraberinde dengesizlik veya başdönmesi olabilir. <span style="color: #ff0000;">Kulak Burun Boğaz&#8217;ın acillerinden biridir!!!</span> </p>
<p style="text-align: justify;">Kişi işitmesinin azaldığını çoğunlukla sabah kalktığı anda, telefonu o kulağına tuttuğunda ya da eşlik eden tıkanıklık ya da çınlama sesinden rahatsız olma sonucu fark eder. </p>
<p style="text-align: justify;">AİK&#8217;ya yol açabilecek yüzlerce neden vardır. Çoğu kişide neden saptanamaz, sadece %10-15 kişide buna yol açan belli bir etken bulunabilir. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>AİK&#8217;ya en sık yol açan nedenler şunlardır:</strong></span> </p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Enfeksiyonlar (grip, orta kulak iltihabı, menenjit vb.)</li>
<li>Kafa travması ve yüksek basınca maruz kalma</li>
<li>Ani gürültüye maruz kalmak (kulak önünde aniden çalan yüksek desibelli cep telefonu sesi, kulağa yakından düdük, korna vb. öttürmek, kulaklıkla müzik dinlerken sesin aniden yükselmesi, kişinin çok yakınında maytap, havai fişek, silah patlaması olması, vb.)</li>
<li>İmmünolojik hastalıklar (Lupus, Cogan sendromu vb.)</li>
<li>Ototoksik (kulağa zararlı) ilaç kullanımı (yüksek doz aspirin, bazı kanser ve romatizma ilaçları, gentamisin türü antibiyotikler vb.)</li>
<li>Dolaşım ve pıhtılaşma sorunları</li>
<li>Toksik nedenler (yılan ısırması vb.)</li>
<li>Nörolojik nedenler (multipl skleroz=MS, akustik nörinom vb.)</li>
<li>Meniere Hastalığı</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Eğer bu nedenlerden hiçbiri saptanmamışsa, idiyopatik (nedeni bilinmeden ortaya çıkan) AİK tanısı konulur. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Tanı:</strong></span> </p>
<p style="text-align: justify;">Öykü, işitme tetkikleri ve gerekirse bazı laboratuar testleri, beyin MR, vb. radyolojik tetkiklerle ayırıcı tanı yapılarak konulur. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Tedavi:</strong></span> </p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin olay ortaya çıktıktan sonra ne kadar kısa sürede Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurduğu, tedaviden alınacak yanıtı o kadar etkilemektedir!!! </p>
<p style="text-align: justify;">Nedeni çoğunlukla saptanamadığı için tedavisi ampiriktir ve farklı tedavi modaliteleri bulunmaktadır. İlk uygulanan tedavi kortizondur. Bu sayede işitme hücrelerindeki ödem giderilmekte ve can çekişmekte olan hücrelerin beslenip oksijenlenmesi hedeflenmektedir. Kortizon kullanımı sırasında tuz kısıtlaması da yine aynı nedenle önemlidir. Yine tedavide damar genişleticiler, kan sulandırıcılar, plazma genişleticiler, idrar söktürücüler, çeşitli vitaminler (özellikle B kompleks ve A) kullanılabilmektedir. Bu dönemde kişi gürültüden korunmalıdır. </p>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlarda başlangıçta tedaviye ek olarak ya da medikal tedaviden fayda görmemiş/ geç başvurmuş kişilerde Hiperbarik Oksijen Tedavisi de oldukça etkili bir tedavi şeklidir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen <a title="HİPERBARİK OKSİJEN TEDAVİSİ" href="http://www.itf.istanbul.edu.tr/sualtihekimligi/index_dosyalar/Page394.htm" target="_blank">tıklayınız&#8230; </a> </p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin yaşı, ek sağlık sorunları olup olmaması, sigara-alkol kullanımı olup olmaması, mesleki anlamda devamlı gürültüye maruz kalıp kalmaması gibi pek çok faktör, tedaviye verilen yanıtı değiştirebilmektedir. Bazı hastalarda işitme kaybı tamamen tedavi edilebilmekteyken, bazılarında tedaviye rağmen kalıcı olabilmektedir. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Yukarıdaki tüm bilgilerin sonucunda şunu söylemek lazım: İşitmenizde kısmen de olsan bir azalma, 24 saati geçen devamlı çınlama gibi bir şikayetiniz varsa, çoğu hastamızın yaptığı gibi, &#8220;Kulak kiridir, dur bakalım 1-2 gün bekleyeyim&#8221; demeyip, EN ACİL ŞEKİLDE bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurunuz!!!</span> </p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">KAYNAKLAR: </p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Sudden Sensorineural Hearing Loss , James O. Fordice, MD, November 18, 1993, BCM Bobby R. Alford Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</li>
<li>http://www.nidcd.nih.gov/health/hearing/sudden.asp, NIH Pub. No. 00-4757, Updated March 2003</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/ani-isitme-kaybi-aik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İŞİTSEL İŞLEMLEME BOZUKLUĞU VE ÇOCUKLARIN OKUL BAŞARISINDAKİ ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/isitsel-islemleme-bozuklugu-ve-cocuklarin-okul-basarisindaki-etkisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/isitsel-islemleme-bozuklugu-ve-cocuklarin-okul-basarisindaki-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 08:39:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ADHD]]></category>
		<category><![CDATA[başarısız]]></category>
		<category><![CDATA[CAPD]]></category>
		<category><![CDATA[hiperaktif]]></category>
		<category><![CDATA[Hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[İşitsel işlemleme bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime sağırlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Okul başarısızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tembel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2044</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Oğlum çok zeki, evde yapbozları hiç bakmadan tıkır tıkır yapıyor, kitap okuduğumda sonrasında sorduğum sorulara doğru yanıtlar veriyor, ödevlerini evde hiç zorlanmadan yapıyor ama okulda derslerini hiç dinlemiyor, başarısız, çok hareketli, derste gürültü yapıp arkadaşlarını rahatsız ediyor diye habire öğretmeninden şikayet geliyor. Acaba bir pedagoga mı götürsem?&#8221;  Üstteki konuşmalara pek çoğumuz yabancı değiliz sanırım. Günümüzün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR"><em>&#8220;Oğlum çok zeki, evde yapbozları hiç bakmadan tıkır tıkır yapıyor, kitap okuduğumda sonrasında sorduğum sorulara doğru yanıtlar veriyor, ödevlerini evde hiç zorlanmadan yapıyor ama okulda derslerini hiç dinlemiyor, başarısız, çok hareketli, derste gürültü yapıp arkadaşlarını rahatsız ediyor diye habire öğretmeninden şikayet geliyor. Acaba bir pedagoga mı götürsem?&#8221;</em> </p>
<p lang="tr-TR">Üstteki konuşmalara pek çoğumuz yabancı değiliz sanırım. Günümüzün i-pod kullanan, internette girmedik delik bırakmayan, you-tube, facebook, twitter&#8217;in daha 5 yaşındayken ne olduğunu bilen süper zeki Baby TV çocukları, bizler ne kadar engellediğimizi iddia etsek de teknolojinin bu çılgıncasına hayatımızı kontrol eden gücüne kapılmış durumda! Hiçbirimiz 5-6 yaşlarındayken alfabenin A&#8217;sını bilmezken, 2000&#8242;li yılların çocukları tüm harfleri, 100&#8242;e kadar saymayı, kendi özdilinin yanısıra kısmen de olsa yabancı bir dil bilerek, hatta bazıları okuma yazmayı öğrenmiş olarak ilköğretime başlamakta ve bu yeni neslin hızına nasıl yetişeceğini bilemeyen sınıf öğretmenlerini hayretler içinde bırakmaktadırlar. </p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/12/cpad.jpg"></a> </p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR">İlköğretimde sınıf içindeki bu seviye farklılıkları, doğal olarak standart ve müfredata uygun bir eğitim vermeye çalışan eğitmenleri de zor durumda bırakmaktadır. Ancak zeka seviyesi ve/veya temel bilgisi diğerlerinden fazla olan, ders dinlerken zaten 1-2 yıldır çok iyi bildiği bazı konuları dinlemekten sıkılan öğrenciler yanındaki-etrafındaki arkadaşlarına sarmakta ve yaramaz, sınıfın düzenini bozan çocuk damgası yemektedirler. </p>
<p lang="en">Bir de günümüzde giderek artan ihtiyaçların (kredi kartı borçları, ödev ve projeler için evde bilgisayar olması gerekliliği, çocukların her biri ayrı bir masraf ve efor gerektiren kurstan kursa koşturması, vb.) yarattığı maddi yük nedeniyle babanın yanısıra özellikle anneleri de çalışmak zorunda kalan, bakıcı abla/teyzelerle sadece iyi (?) bakılarak, oyun oynanmadan, &#8220;şunu ye, onu elleme, vb.&#8221; emirler dışında iletişim kurulmayan ortamda tek eğlencesi televizyonla başbaşa büyüyen 2000&#8242;li yılların şanssız çocukları, acaba okulda gerçekten zekalarını ve gerçek kapasitelerini gösterebiliyorlar mı dersiniz? </p>
<p lang="en">Siz ve çocuğunuz bu karmaşa içinde koşturur, elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırken &#8220;bu çocuk başarısız&#8221; denmesi insana ne kadar ağır geliyor. Başarısız ama neye göre, kime göre başarısız? Bu çocuk yeterince zeki değil de mi derslerini anlamıyor, yoksa yeterince zeki ama dersleri anlamasına engel bir sorun mu var? İşte size bu yazıda yaklaşık 10 yıl önce tanımlanan ve son zamanlarda özellikle Amerika&#8217;da okul çocuklarının başarısında giderek daha çok üzerinde durulan bir konu olan <strong>CAPD (Central Auditory Processing Disorder)</strong> yani <strong>Santral İşitsel İşlemleme Bozukluğu</strong>&#8216;ndan (<strong>SİİB, </strong>yeni adıyla<strong> İİB</strong>) bahsetmek istiyorum. </p>
<p lang="en"><strong>İİB</strong>, okul çocuklarının yaklaşık %5&#8242; ni etkileyen, işitme ve zeka normal olmasına rağmen, işitme yoluyla alınan bilgilerin işleme fonksiyonunda bozukluk şeklinde tanımlanan kompleks bir sorundur. Bu çocuklar ses yüksekliği yeterli ve anlaşılır kelimelere özellikle kalabalık ve gürültülü ortamlarda maruz kaldıklarında, kendilerine birşeyler söylendiğini anlamakta, ancak bu söylenenleri yanlış anlamlandırmaktadırlar. Örnek verecek olursa, &#8220;Bana sandal ve küreğin ortak özelliklerinden bahseder misin?&#8221; dendiğinde bunu &#8220;Bana mandal ve tüfeğin ortak özelliklerinden bahseder misin?&#8221; olarak algılamakta ve doğal olarak iki kelime arasında ilişki kuramadığı için bu soruyu yanıtlayamamakta ve öğretmeni tarafından başarısız kabul edilmektedir. <strong>İİB</strong> bu nedenle basitçe<strong> &#8220;Kelime Sağırlığı&#8221;</strong>olarak da adlandırılmaktadır. <sup>(1)</sup> </p>
<p lang="en">Nedeni genellikle bilinmemekle birlikte, erken yaşlarda geçirilen kronik orta kulak iltihaplarına bağlı iletim tipi işitme kayıpları, işitsel sistemin nöronal matürasyonunu geciktirmesi nedeniyle bu tür müzmin kulak sorunları olan çocukları <strong>İİB</strong> açısından yüksek risk grubuna sokmaktadır. <sup>(2) </sup>Bunun dışında bazı bilinen nedenler prematürite ve düşük doğum ağırlığı, ailede <strong>İİB</strong> öyküsü varlığı, kafa travması, santral işitme yollarının hastalıkları, kurşun ya da karbonmonoksit zehirlenmesi, Landau-Kleffner sendromu (genellikle 3-7 yaş arasındaki, o yaşa kadar normal gelişim göstermiş çocuklarda, ortada görünen herhangi bir sebep olmaksızın söylenen şeyleri anlamakta sorun yaşanmaya başlanması ve epileptik nöbetlerle karakterize bir sendrom), epilepsi, metabolik hastalıklar, serebrovasküler hastalıklar, Lyme Hastalığı (bir cins kenenin ısırması ile bulaşan bakteriyel bir enfeksiyon) ve yaygın gelişim bozukluğudur. <sup>(2)</sup> </p>
<p lang="tr-TR"> <strong>SİİB&#8217;NİN BULGULARI NELERDİR?</strong> </p>
<p>Bu çocukların tipik olarak zeka ya da işitme sorunu bulunmamaktadır. Çocuğunuzda ya da öğrencinizde İİB olup olmadığını öğrenmek için öncelikle şu sorulara yanıt aramalısınız:<sup>(1 , 3)</sup> </p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR">Sözel uyarılara dikkat ediyor ve söylenenleri hatırlıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Çok basamaklı yönergeleri tamamlamakta zorlanıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Hızlı konuşmaları anlamakta zorlanıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Kompleks sözel uyaranlarda devamlı &#8220;hı?&#8221;, &#8220;ne?&#8221;, &#8220;anlamadım&#8221; vb. deyip, söylenenleri tekrarlatıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Dinleme becerisi zayıf mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Bilgiyi işlemesi için diğerlerine oranla daha çok zamana mı ihtiyaç duyuyor? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Akademik başarısı düşük mü? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Davranış problemleri var mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Dil gelişiminde sorun var mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Okuma, kavrama, heceleme ve kelime dağarcığında yetersizlik var mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Ani ve yüksek gürültüler dikkatini kolayca dağıtır mı? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Gürültülü ortamlar onu mutsuz eder mi? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Daha sessiz ortamlarda davranış ve becerileri olumlu yönde değişiyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Sözel matematik sorularında zorlanıyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Dezorganize ve pek çok şeyi unutuyor mu? </p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Konuşmaları takip etmekte zorlanıyor mu? </p>
</li>
</ul>
<p lang="en">Yukarıdaki soruların en az 3&#8242;üne evet diyorsanız, o zaman çocuğunuzda İİB olup olmadığının değerlendirilmesi için bir uzmana başvurmalısınız. </p>
<p lang="en">Yapılan bilimsel çalışmalarda İİB riski altında bulunan çocukların sorunlarının okula başladıkları anda değil, çok daha erken ortaya çıktığı, erken çocukluk işitsel dikkat ve öğrenme bozukluklarına sebep olduğu, okul çağında ise özellikle öğretmeni işitme yoluyla dinleyerek bilgi alma dönemlerinde belirginleştiği saptanmıştır.<sup>(4)</sup> </p>
<p lang="en">Adolesanlarda, akademik zorlukların temelinde erken tanı konulup önlem alınmamış İİB&#8217;nin yattığı düşünülmektedir.<sup>(5) </sup>Bu nedenle okul idarecileri, öğretmenler, rehberlik öğretmenlerinin çok yeni bir kavram olan İİB hakkında bilgilendirilmesi, bu çocukların ilerideki yaşam ve iş başarılarının olumlu anlamda değişmesini sağlayacaktır. </p>
<p lang="en"><strong>TANI NASIL KONULUR?</strong> </p>
<p lang="en">İşitme yolllarındaki nöronal matürasyon daha henüz tam olarak gelişmediği için İİB tanısı 6 yaşını tamamlamadan ve daha öncesinde konamaz. Çocukta konuşma ve dil gelişiminde gerilik varsa o zaman diğer olası tanılar araştırılır. </p>
<p lang="en">Öncelikle çocuğun müzmin orta kulak iltihabı, kronik seröz otit vb. bir orta kulak sorunu olup olmadığının anlaşılması için ayrıntılı KBB muayenesi yapılması gerekir. Özellikle İİB ve tekrarlayan orta kulak iltihabı/seröz otit arasında direkt bir ilişki olup olmadığına yönelik bilimsel araştırmalar devam etmektedir. Bazı çalışmalara göre bu ilişki ispatlanmışken bazıları bunu reddetmektedir. Tüm yayınlar incelendiğinde, orta kulak sorunlarının direkt olarak değil, ancak buna bağlı gelişen dönemsel işitme kayıplarının algıda kesintilere yol açmasına bağlı İİB&#8217;ye yol açtığı düşünülmektedir.<sup>(6) </sup> </p>
<p lang="en">Muayenesi normal olan çocuklarda, yaş gruplarına göre bazı testlere geçilir. Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından odyolog/odyometriste yönlendirilen çocuklarda, yaş grubuna bakılmaksızın timpanometri, akustik refleks testleri, çocuk 7 yaş ve üstünde ise saf ses odyometri, daha küçük ise oyun odyometrisi yapılır. Bunlar normal ise BERA (sesli uyarana işitme sinirinden beyindeki işitme merkezine kadar tüm geçiş yollarındaki tepkileri araştıran, objektif bir test) yapılmalı ve çocuğun işitmesinin normal olduğu ispat edilmelidir. </p>
<p lang="en">Eğer bu aşamaya kadar olan tüm testler normal ve çocukta konuşma ve dil gelişim bozukluğu düşünülüyorsa, çocuk 7 yaş altındaysa bir konuşma patoloğuna yönlendirilip bu açıdan değerlendirilmesi ve soruna yönelik konuşma egzersizlerine başlanması gerekir. Çocuk 6 yaşını tamamladıktan sonra, hala İİB ihtimali varsa o zaman uygun testlere geçilir. </p>
<p lang="en"> Çocuk 7 yaş üstünde ise İİB tanısı için bazı özel davranışsal testler (SCAN, Monaural konuşma testleri, Dikotik konuşma testleri, Staggered Spondaic Word-SSW testi <sup>(4)</sup>, vb.) yapılması gerekir. Bu testlerle işitsel matürasyon, dilin beyindeki dominant hemisferinin saptanması, nörolojik tabanlı dil/öğrenme bozuklukları tanımlanabilir. <sup>(2)</sup> </p>
<p lang="en"> Nisan 2000&#8242;de Dallas&#8217;ta Texas Üniversitesi&#8217;nde yapılan Bruton Konferansında, 14 bilim adamı İİB tanısı için uygulanacak test tipleri<sup> </sup>üzerinde ortak görüş birliğine varmış ve bu kriterler yayınlanmıştır. Ayrıca, &#8220;Santral İşitsel İşlemleme Bozukluğu&#8221;nun, belli bir anatomik bölgenin işaret edilmesinin doğru olmayacağından yola çıkılarak, <strong>İşitsel İşlemleme Bozukluğu (İİB)</strong> olarak tanımlanmasının daha anlamlı olacağına karar verilmiştir.<sup>(6)</sup> </p>
<p lang="en">Yetişkinlerdeki santral işitsel işlemleme bozukluğunu ölçen SSW testi, F. Akdaş tarafından Türkçe&#8217;ye adapte edilmiş ve Şaşırtmacalı Kelime Testi (ŞKT) olarak adlandırılmıştır.<sup>(4) </sup>Türkiye&#8217;de 2002 yılında F. Yalçınkaya ve E. Belgin tarafından yapılan bir bilimsel çalışmada, konuşma ve dil problemi olmayan 32 çocukla konuşma ve dil problemi olan 32 çocuğa (yaş aralıkları 83-153 ay) ŞKT<sup> </sup>uygulanmış ve ilk gruptaki çocukların ŞKT performansları normal değerler arasında bulunurken, konuşma ve dil problemi olan gruptaki 32 çocuktan 19&#8242;nun ŞKT performansları normal, 13 çocuğun ise anormal bulunmuştur. Bu çocuklardan 5&#8242;inin ŞKT bulguları İİB kategorisinde saptanmıştır.<sup>(4)</sup> </p>
<p lang="en"><strong>AYIRICI TANI:</strong> </p>
<p>İİB tanısı aslında, pek çok çocuk gelişim bozukluğuyla ortak bulgular içerdiği için komplikedir. Örneğin ADHD (Attention Deficit/Hyperactivity Disorder-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), izole konuşma geriliği, okuma ve öğrenme yetersizliği, otizm ve benzeri bozukluklar ve entellektüel fonksiyon azlığı vb. <sup>(2) </sup>Özellikle pek çok İİB&#8217;li çocuk yanlışlıkla Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alır, çünkü bulguları çok benzerdir. İkisi arasındaki farkları şöyle özetleyebiliriz:<sup>(2)</sup></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="640" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="311"></col>
<col span="1" width="311"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<td width="311"><strong><em>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu</em></strong></td>
<th width="311">
<p lang="tr-TR"><em><strong>İİB</strong></em> </p>
</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Savruk, özensiz </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Gürültülü ortamda duymada zorluktan kaynaklanan özensizlik </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Dikkati dağınık </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Sözel uyaranları takip etmekte güçlük ve buna bağlı dikkat dağınıklığı </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Hiperaktif </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Dinleme becerilerinde zayıflığa bağlı derse/konuşulanlara odaklanamama, sıkılıp etraftaki arkadaşlarına sarma </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Yerinde rahat duramaz </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Akademik yetersizlikleri nedeniyle ders dışı şeylerle uğraşır. </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Aceleci </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">İşitsel uyaranların algılanamamasına bağlı çağrışım etkisinde zayıflık, bu nedenle yarım yamalak cevaplar verme </p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Sözünü kesme veya müdahil olma </p>
</td>
<td width="311">
<p lang="tr-TR">Dikkat dağınıklığına bağlı karşısındakinin cümlesinin bittiğini fark etmeden söze başlama </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu iki durumu birbirinden net olarak ayırt etmek gerekir, çünkü ADHD ilaçlarla tedavi edilmekteyken, İİB&#8217;nin tedavisinde ilacın yeri yoktur. </p>
<p lang="en"><strong>İİB TANISI ALMIŞ ÇOCUKLARDA EVDE VE OKULDA PROBLEM YARATAN FAKTÖRLER NELERDİR? </strong><sup>(3)</sup>  </p>
<ol>
<li><strong>İşitsel alan bazlı problemler: </strong>Ortam gürültülü ise çocuk dikkatini veremez.</li>
<li><strong>İşitsel hafıza sorunları:</strong> Yönerge, liste veya çalışma materyalleri sadece sözel olarak verildiğinde bunları hatırlamada zorlanır.</li>
<li><strong>İşitsel ayrımlama problemleri:</strong> Benzer seslere sahip kelimeleri duyduğunda ayırt edemez. (bot/kot gibi) Bu nedenle de duyduğunu yazma, yönergeleri yerine getirmede başarısız olur.</li>
<li><strong>İşitsel dikkat sorunu:</strong> Okulda uzun süren bir dersi ya da konferansı dinleme esnasında dikkatini uzun süreli odaklayamaz ve bu nedenle de sonrasında bu konuyla ilgili verilen görevi yerine getiremez.</li>
<li><strong>İşitsel bağıntı sorunu:</strong> Yüksek seviyeli dinleme gerektiren görevlerde (okunan metinden sonuçlar çıkarma, bilmeceleri çözme, sözel matematik problemlerini idrak etme vb.) zorlanır. Bu sorun, ancak üstteki 4 sorun çözüldükten sonra düzelebilmektedir.</li>
</ol>
<p lang="en"><strong>BU ÇOCUKLARA NASIL YARDIM EDİLEBİLİR?</strong> </p>
<p lang="en">İİB tanısı ve tedavisi için halen pek çok araştırma ve incelemeler devam etmekte ise de, ilk basamak olarak bu çocuklara sözel uyaranları, bunları daha rahat anlayabilecekleri şekilde ulaştırabilirsek pek çok sorunun da üstesinden gelebiliriz. <sup>(3) </sup>Altta yatan belli bir patoloji yoksa, çocuğun yaşı büyüdükçe nöronal olgunlaşmanın da gelişmesi ile, İİB&#8217;nin ortadan kalkabileceği görülmüştür. Bu süre zarfında, çocuğun okul başarısını yüksek tutabilmek adına aşağıda sayılan önlemler alınabilir:  </p>
<ul>
<li>
<p lang="en">İİB&#8217;li çocukların bulunduğu ortam gürültüsünü azaltmalıyız. Örneğin ders çalışırken televizyon açık olmamalı, olabildiğince kendine ait bir odada sessiz bir ortamda ders çalışmalı. Sınıfta da öğretmen ders sırasında olabildiğince gürültü ve karmaşaya engel olmalı. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Siz (aile ya da öğretmen) konuşurken çocuğun yüzünüze bakmasını sağlamalısınız. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Basit, kısa, vurgulu cümleler kurmalısınız. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Yavaş, hafif yüksek bir tonda, bağırmadan, tane tane konuşmalısınız. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Çocuğa bir yönerge verdiğinizde, verdiğiniz görevi size tekrar etmesini isteyiniz, hatta bu görev tamamlanana kadar sesli olarak bu yönergeleri tekrarlamasını söyleyiniz. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">İleri bir saat ya da tarih için verilen görevlerin &#8220;akıl defteri&#8221;ne yazılması sağlanmalı. Evde saatlere paylaştırılmış bir rutin oluşturup işlerini buna göre organize etmesi öğretilmeli. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Okulda öğretmenler bu çocukları sınıfın ön sıralarına, yüzleri pencereyi görmeyecek şekilde oturtmalı, dersi ara ara (özellikle vurgulanması gereken noktalarda mutlaka) yüzlerine bakarak anlatmalıdırlar. Çocuğun verilen görevleri not defterine kısa notlar halinde yazdığından emin olunmalı, eksikleri tamamlanmalı, hatta imkan varsa bir ses kayıt cihazına bu yönergeler okunarak çocuk eve o cihazla gönderilmelidir. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">İmkan varsa, bu çocuklara FM sistemi denilen sistemlerle, öğretmen mikrofona konuşacak şekilde kulaklıkla ders dinlettirilmelidir. </p>
</li>
<li>
<p lang="en">Dil geliştirme becerileri, işitsel hafıza güçlendirme egzersizleri, işitsel entegrasyon eğitimi ile bu çocukların okul başarıları arttırılabilir. </p>
</li>
</ul>
<p lang="en"> <strong>KAYNAKLAR:</strong> </p>
<ol>
<li>NIDCD- National Institude on Deafness and Other Communication Disorders, &#8220;Auditory Processing Disorder in Children&#8221;, <em>http://www.nidcd.nih.gov/health/voice/auditory.htm</em></li>
<li>Yalçınkaya F, Keith R. &#8220;Understanding auditory processing disorders in children&#8221;. <em>Turk J Pediatr 2008; 50: 101-105.</em></li>
<li>KidsHealth from Nemours, <em>http://kidshealth.org/parent/medical/ears/central_auditory.html</em></li>
<li>Yalçınkaya F, Belgin E. Konuşma ve lisan problemi olan ve olmayan çocukların uyarlanmış şaşırtmacalı kelime testi ile santral işitsel işlemleme performanslarının incelenmesi. <em>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 2002; 46: 195-202</em></li>
<li>Heine C, Slone M. The Impact of Mild Central Auditory Processing Disorder on School Performance During Adolescence. <em>Journal of School Health July 2008; Vol. 78, No:7, 405-407</em></li>
<li>Chermak G.D. Deciphering auditory processing disorders in children. <em>Otolaryngologic Clinics of North America 2002; 35, 733-749</em> </li>
</ol>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span> </p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="en">  </p>
<p lang="tr-TR">  </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/isitsel-islemleme-bozuklugu-ve-cocuklarin-okul-basarisindaki-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KREŞ VE ANAOKULUNA GİDEN ÇOCUKLARDA KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 10:29:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[allerji]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[sık hastalanma]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[    2000 yılında Amerika&#8217;da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21&#8242;inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17&#8242;sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12&#8242;sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9&#8242;unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7&#8242;sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3&#8242;ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş. Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="kindergarten-kids.jpg" rel="attachment wp-att-103" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=103"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p> </p>
<p>2000 yılında Amerika&#8217;da yaklaşık 20 milyon okul öncesi yaş grubunda yapılan bir araştırmada, çocukların %21&#8242;inin anneanne-babaanne tarafından bakıldığı, %17&#8242;sinin anneleri işteyken babaları tarafından bakıldığı, %12&#8242;sinin kreş-anaokuluna gittiği, %9&#8242;unun başka bir akrabası tarafından bakıldığı, %7&#8242;sine bakıcının baktığı saptanmış. Okul öncesi yaş grubunun 1/3&#8242;ünden fazlasının ise anne tarafından bakılmakta olduğu görülmüş.</p>
<p><strong>Kreş-anaokuluna giden çocukların bulaşıcı hastalıklara maruz kalma riski ne kadardır?<br />
</strong><br />
Ulusal Tıbbi Kütüphane ve Sağlık Enstitüsü olan <em>Medline&#8217;</em> da bildirildiği üzere<em>,</em> kreş ve anaokuluna giden çocuklar, hasta olması muhtemel diğer çocuklarla sık temas ediyor olmaları nedeniyle daha sık hastalanabilmektedir.</p>
<p>Bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle, kulak iltihabı ve ishal geçirme riski, bu nedenle artmıştır. Bazı çalışmalar astımın bu tür ortamlarda tetiklendiğini belirtmekle birlikte, diğer bazı çalışmalarda ise bu tip okullarda çeşitli mikroplara maruz kalmaya bağlı çocuğun bağışıklık sisteminin geliştiği vurgulanmaktadır.</p>
<p>Yapılan araştırmalarda her çocuğun yılda ortalama 8-10 kere soğuk algınlığı geçirdiği, hastalığın 10-14 gün sürdüğü ve özellikle de çocukların kış aylarında daha çok hastalandığı saptanmıştır. Bu hesaba göre bir çocuk her biri 2 hafta sürecek şekilde Mart-Eylül arası dönemde 2 kez, Eylül-Mart arası dönemde 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirse, kış ayının yarısından fazlasını hasta olarak geçirecek demektir.</p>
<p>Kreş-anaokuluna giden çocuklar ise yılda 3-10 kez orta kulak iltihabı geçirebilmektedir. Bu durum evde bakılan çocukların geçirdiğinin neredeyse 4 katıdır.</p>
<p><strong>Ne gibi durumlarda kreş-anaokuluna giden çocukları bir süre okula göndermemek gerekir?</strong></p>
<table style="width: 372px; height: 129px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="372">
<tbody>
<tr>
<td valign="middle">
<ul>
<li>Eğer çocuğunuzun koltukaltından ölçülen ateşi 37.5 C&#8217;un, kulaktan ölçülen ateşi 38 C&#8217; nin üzerinde ise okula göndermeyiniz. Çocuğunuz kendini iyi hissediyor olsa bile, ateş bulaşıcı bir hastalığın ilk bulgusu olabilir.</li>
<li>Okuldaki diğer çocuklarda suçiçeği, kızamık vb. bilinen bir bulaşıcı hastalık ortaya çıkmışsa en az 10 gün kadar çocuğunuzu okula göndermeyiniz.</li>
<li>Herhangi bir hastalık nedeniyle antibiyotik başlanmışsa, ilacın etkin doza ulaşacağı ilk 1-2 gün okula göndermeyiniz.</li>
<li>Çocuğunuz kusuyor ya da ishalse çocuğunuzu diğer çocuklardan uzak tutmak gerekir.</li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kreş-anaokuluna giden çocukları hastalıklardan korumak mümkün müdür? </strong><br />
Kısaca hayır! Hastalıklara yakalanma riskini azaltmak için alınabilecek önlemler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Çocuğunuza yemekten önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasını öğretebilirsiniz.</li>
<li>Enfeksiyonların en çok, çocukların ellerini ve kirli oyuncakları ağzına sokması ile yayıldığı saptanmış olduğundan, okulun bu tür materyalleri dezenfekte etme metodlarını ve sıklığını denetleyebilirsiniz.</li>
<li>Çocuğunuz okula başlamadan önce rutin bir muayeneden geçirebilirsiniz. Bu sayede bademciklerinin ve genizetinin büyük olup olmadığını, geçirmesi muhtemel enfeksiyonlarla bu dokuların daha da büyüyüp nefes yolunu tıkama riskinin olup olmadığını, kulaklarında sıvı birikimi olup olmadığını, boğaz kültürüyle beta hemolitik streptokok taşıyıcılığı olup olmadığını öğrenebilirsiniz.</li>
<li>Allerjik bünyeli çocuklarda öğretmenlerini uyararak özellikle allerjik gıdaların (çilek, fıstık ezmesi vb. ) verilmesini önleyebilirsiniz. </li>
</ul>
<p><strong>Günümüzün ekonomik şartlarında, çalışan anne sayısının da artışıyla kreş ve anaokullar pek çok aile için zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle çok sık hastalanıyor diye çocuğunuzu kreşten almak yerine sağlık durumunu sık sık takip ederek normalden fazla sayıda hastalık geçirmesini önleyebilirsiniz. </strong></p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.<strong> </strong><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\' type=\\\\'text/javascript\\\\'%3E%3C/script%3E"));
// ]]&gt;</script><br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
          var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/kres-ve-anaokuluna-giden-cocuklarda-kulak-burun-bogaz-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOĞAZDA KILÇIK KALMASI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 20:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte kılçık]]></category>
		<category><![CDATA[balık kılçığı]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda batma]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda kılçık kalması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1565</guid>
		<description><![CDATA[  Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene edebilirim” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: justify;">Vur patlasın çal oynasın geçen bir yaz akşamı ya da hafta sonu sonrasında, Pazartesi gününün ilk hastalarından biridir onlar. Elleri boğazlarının ağrıyan tarafını tutar şekilde muayene koltuğuna otururlar. O anda içinizden dua edersiniz “Umarım öğürme refleksi kuvvetli değildir ve rahatça bütün boğaz ve yutak alanlarını muayene <span style="color: #000000;">edebilirim</span>” diye. Bir de tabii ki, kılçığın bir yerlere saplanmış kalmış ve ucu görünüyor olmasını da dilersiniz içinizden. Yoksa…</p>
<p style="text-align: justify;">Balık kılçıkları üst solunum yolu ve yemek borusunun en sık görülen yabancı cisimleridir. Bazı balık türlerinin kılçıkları, yoğun kalsiyum içermesi nedeniyle kemiksi ve röntgen çekildiğinde görülebilir iken (buna radyoopak denir), maalesef özellikle ülkemiz denizlerindeki balıkların çoğu ufak kılçıklı ve röntgende görülemeyecek dansitededir (buna radyolüsent denir).</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçık çıkarılamadığında ya da bazı derin organlara doğru ilerlemiş olduğunda komplikasyonlarla karşılaşılır. Bu nadir (%1-3) görülen ama ciddi sonuçları olan komplikasyonlar boyun apsesi, mediastinit (akciğerler arasındaki boşluğun iltihabı) ve ana atardamar yırtığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçıklar en sıklıkla bademciklere, dil köküne, vallekula adı verilen dil kökü ile gırtlak arası boşluğa ve nadiren de yemek borusunun üst kısmına takılırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişi,  boğazda yabancı cisim ve batma hissi, gıcıklanmaya bağlı öksürme ve ağrıya bağlı yutma zorluğu ile karşımıza gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıntılı boğaz-yutak muayenesinde görülebilen kılçıklar, kişiyi uyutmaya gerek olmadan özel aletlerle alınabilmektedir. Ancak öğürme refleksi aşırı olan kişilerde, bu refleksi baskılamak amacıyla boğaza bazı spreyler sıkılarak işlem gerçekleştirilmeye çalışılmakta, bu şekilde ulaşılamıyorsa kısa süreli narkoz altında kılçığa müdahale etmek zorunda kalınabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılçık boğaz-yutak bölgesinde değil ve kişide bahsedilen şikayetler mevcutsa, kılçık muhtemelen yemek borusunun üst kısmında yerleşmiş olabilir. Bu durumda, röntgen çekip kılçık görülmeye çalışılabilir. Ancak radyolüsen kılçıkları ancak bilgisayarlı tomografi gösterebilmektedir. Diğer bir yöntem, endoskopi ile yemek borusunun muayenesi ve kılçığın çıkarılmasıdır ki, kişinin boğazı uyuşturularak ve sedasyon altında (yani tam narkoz vermeden) yapılabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2012/01/bogazda-kilcik-kalmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011-2012 GRİP SEZONU-Güncel Bilgiler</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/10/2011-2012-grip-sezonu-guncel-bilgiler/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/10/2011-2012-grip-sezonu-guncel-bilgiler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2011 08:12:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2730</guid>
		<description><![CDATA[Mevsimsel grip en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsimsel grip en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir.</p>
<p>Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapar, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açar. Bu nedenle her yılın başında WHO (Dünya Sağlık Örgütü) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önerir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önler. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlar ve bu virüse karşı en fazla yüzde 80 koruma sağlayabilir.</p>
<p><strong>CDC’nin (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) yayınladığı 2011-2012 Grip Mevsimi Raporu’na göre, bu yıl gribe yol açması muhtemel virüs tiplerinin geçen yılkilerle aynı olabileceği ifade edilmiştir.</strong> <strong>Ancak 2009 yılında yaşanan Pandemik H1N1 2009 gribi (Domuz gribi) salgınında olduğu gibi, grip virüslerinin herhangi bir zamanda genetik yapılarını değiştirip yepyeni bir formla karşımıza çıkmaları mümkündür.</strong></p>
<p><strong>WHO’nun önerileri doğrultusunda 2011-2012 sezonu için hazırlanan grip aşılarındaki virüs içeriği geçen sezonda Kuzey Kutbu için hazırlanan aşı ile aynı olarak düzenlenmiştir.</strong> <strong>Ancak CDC geçen yıl grip aşısı olan kişilerin, özellikle risk grubunda olanların 1 yıllık süre sonrasında bağışıklık yanıtının azalmış olabileceğini, bu nedenle de içeriği aynı bile olsa bu yıl da aşılanmaları gerektiğini ifade etmektedir.</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hasta kişilerden grip kapmamak için ne yapmalıyım?</span></strong></p>
<p>*Ateş, öksürük, burun akıntısı olan hasta görünümlü kişilerle yakın temastan kaçınılmalı.<br />
* Eller sık sık sabunla yıkanmalı, kirli ellerle göz-ağız-buruna dokunulmamalı.<br />
* Yeterli uyku, düzgün beslenme, fiziksel aktivite, çocuğun yanında sigara içilmemesi önemli.<br />
* Evde hasta birinin varlığında, kişi ailenin diğer fertlerinden ayrı bir odada tutulmalı, oda sık sık havalandırılmalıdır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Hastalanmışsam evdekileri ve çevremdekileri nasıl koruyabilirim?</strong><br />
</span>* Öksürme ve hapşırma sonrasında eller iyice yıkanmalı, kullanılan kağıt mendil tekrar kullanılmak için saklanmadan atılmalı, bez mendil kullanımından kaçınılmalı,<br />
* İşe/okula en az 5 gün süreyle gidilmemeli, evde dinlenilmeli,<br />
* Yakındakilerle teması en aza indirmeli, öpüşülmemeli, ziyaretçi kabul edilmemeli,<br />
* Eller sık sabunlanmalı,<br />
* Kirli ellerle ortak kullanım alanlarındaki eşyalara dokunulmamalıdır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ne zaman doktora başvurulmalı?</span></strong></p>
<p>Çocuklarda acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
* Hızlı solunum ya da solunum zorluğu<br />
* Ciltte mavimsi renk değişikliği<br />
* Yeterli sıvı alamama<br />
* Sözlü uyarılara yanıt verememe ya da uyanamama<br />
* Aşırı hırçın olma<br />
* Grip şikayetleri tam geçmişken ateş ve yoğun bir öksürük başlamış olması<br />
* Döküntü ve ateş</p>
<p>Erişkinlerde acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
* Solunum zorluğu, nefes darlığı<br />
* Göğüs ya da karında ağrı-basınç<br />
* Ani baş dönmesi ve sersemlik<br />
* Zihin bulanıklığı<br />
* Şiddetli ve durmayan kusma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/10/2011-2012-grip-sezonu-guncel-bilgiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haberler&#8230;.</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/08/haberler/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/08/haberler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 09:11:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2692</guid>
		<description><![CDATA[  www. kadingozu.com web sitesinde ilginç yazılar yazmaya başladım&#8230;   *********************************************************************************** Yeni uzmantv videolarım için http://www.uzmantv.com/arama?expert=1347&#38;sort=vcd&#38;p=2 adresini tıklayabilirsiniz&#8230;..Konu: Yetişkinlerde kulak ağrısı *********************************************************************************** Bebeğim ve Biz Dergisi Ekim Sayısı için Çocuk Hast.  Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu ile birlikte  &#8220;Çocuklarda Kış Hastalıkları&#8221; kitapçığı hazırladık. Ateş nasıl ölçülür, kışın ne gibi hastalıklar görülür ve bulguları nelerdir, evde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><a href="www. kadingozu.com " target="_blank">www. kadingozu.com </a>web sitesinde ilginç yazılar yazmaya başladım&#8230;</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2717" title="kadingozu web sayfasi" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2011/08/kadingozu-web-sayfasi-300x165.jpg" alt="" width="300" height="165" /></p>
<blockquote><p> </p>
<p>***********************************************************************************</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2721" title="uzmantv logo" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2011/08/uzmantv-logo-300x75.jpg" alt="" width="180" height="45" />Yeni uzmantv videolarım için <a href="http://www.uzmantv.com/arama?expert=1347&amp;sort=vcd&amp;p=2">http://www.uzmantv.com/arama?expert=1347&amp;sort=vcd&amp;p=2</a> adresini tıklayabilirsiniz&#8230;..Konu: Yetişkinlerde kulak ağrısı</p>
<p>***********************************************************************************</p>
<p>Bebeğim ve Biz Dergisi Ekim Sayısı için Çocuk Hast.  Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu ile birlikte  &#8220;Çocuklarda Kış Hastalıkları&#8221; kitapçığı hazırladık. Ateş nasıl ölçülür, kışın ne gibi hastalıklar görülür ve bulguları nelerdir, evde ne yapılabilir, hangi durumda doktora başvurmak gerekir gibi pek çok faydalı bilgiler içermekte&#8230;Şuı anda bayilerde&#8230;.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2715" title="ekim2011bebegimvebiz" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2011/08/ekim2011bebegimvebiz-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" /><img class="size-medium wp-image-2718 aligncenter" title="ekim2011bebegimvebizkitapcik" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2011/08/ekim2011bebegimvebizkitapcik-300x254.jpg" alt="" width="300" height="254" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/08/haberler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ACHOO (Hapşuuuu) Sendromu (Fotik Hapşırma Refleksi)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/06/achoo-hapsuuuu-sendromu-fotik-hapsirma-refleksi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/06/achoo-hapsuuuu-sendromu-fotik-hapsirma-refleksi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2011 13:35:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ACHOO Sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[fotik hapşırma refleksi]]></category>
		<category><![CDATA[güneş alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş ışığı]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırma]]></category>
		<category><![CDATA[Hapşuu]]></category>
		<category><![CDATA[ışık alerjisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2683</guid>
		<description><![CDATA[Güneş ışığına maruz kalma sonrasında ani, kontrol edilemeyen hapşırmalarla giden bir durumdur.  ACHOO Sendromu, “Autosomal dominant Compelling Heliopthalmic Outburst Syndrome” (Baskın Genetik Geçişli, Zorlayıcı, Göz Kaynaklı Patlama Sendromu) şeklindeki tıbbi tanımlamanın başharfleri kullanılarak oluşturulmuştur ki, güzel bir tesadüf olarak İngilizce’deki “Achoo” ibaresinin  bizdeki Türkçe karşılığı “Hapşuuu” dur.  Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere sendrom ailesel geçişlidir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş ışığına maruz kalma sonrasında ani, kontrol edilemeyen hapşırmalarla giden bir durumdur. </p>
<p>ACHOO Sendromu, “<strong>A</strong>utosomal dominant <strong>C</strong>ompelling <strong>H</strong>eliopthalmic <strong>O</strong>utburst <strong>S</strong>yndrome” (Baskın Genetik Geçişli, Zorlayıcı, Göz Kaynaklı Patlama Sendromu) şeklindeki tıbbi tanımlamanın başharfleri kullanılarak oluşturulmuştur ki, güzel bir tesadüf olarak İngilizce’deki “Achoo” ibaresinin  bizdeki Türkçe karşılığı “Hapşuuu” dur.  Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere sendrom ailesel geçişlidir (anne ya da babada bu duruma yol açan genin varlığında çocukta bu sendromun görülme oranı %50’dir) ve kişi güneş ışığına çıkınca ya da karanlık bir yerden parlak ışıklı bir yere ani geçiş yaptığında pek çok kez (nadir vakalarda 30-40 kez) hapşırmaktadır. </p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalarda bu durumun popülasyonda % 23-33 oranında görüldüğü saptanmıştır. Erkeklerde görülme sıklığı kadınlardan daha fazladır. </p>
<p>Bu arka arkaya gelen hapşırmalara nasıl bir reaksiyon zincirinin yol açtığı tam olarak saptanamamakla birlikte buna dair çeşitli teoriler bulunmaktadır.  Bir tanesi güneş/kuvvetli ışık alerjisidir. Polenlerle temasta vücutta nasıl alerjik şikayetleri ortaya çıkarak reaksiyonlar oluşuyorsa, kuvvetli ışıkla temasta da irritasyonun yol açtığı hapşırmalar karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer teori bu kişilerin ışığa karşı aşırı duyarlı olmaları ve hapşırma sayesinde gözlerin kapanarak vücudun kendini ışıktan koruması şeklindedir.  Bir başka teori ise, ışığa maruz kalma sonrasında Trigeminal sinir çekirdeğinin yanlış sinir deşarjlarına yol açarak hapşırmayı tetiklemesidir. Bu durum soğuğa maruz kalma ya da çok kuvvetli tat ve kokularda da karşımıza çıkmaktadır.  </p>
<p>Tanı kişinin ya da yakın akrabalarının kuvvetli ışığa maruz kalma sonrasında hapşırma ataklarının gelmesi öyküsüne dayanır, özel bir tanı koydurucu kan tahlili, alerji testi ya da tetkik bulunmamaktadır. </p>
<p>Nedenin ne olduğu bilinmediği için doğal olarak belli bir tedavi şekli de olmayan bu sendromda, gözlerin kuvvetli ışıktan korunması için UV filtreli, koyu camlı gözlüklerin kullanılması önerilmektedir. Kişinin hayatını olumsuz yönde etkileyecek bir olaya da yol açmadığı için, sadece nazal alerjilerle birlikte olan tipinde şikayetleri yoğun olan kişilerde antihistaminik ilaçlar önerilebilir. Bu sendromu tedavi etmeye yönelik herhangi bir alerji aşısı  da yoktur.</p>
<p>KAYNAK:  Yahoo Health</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/06/achoo-hapsuuuu-sendromu-fotik-hapsirma-refleksi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UÇAK YOLCULUĞU VE KULAK AĞRISI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/05/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/05/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 May 2011 05:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[dekonjestan]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarında yırtılma]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta kanama]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[öztaki tüpü]]></category>
		<category><![CDATA[saman nezlesi]]></category>
		<category><![CDATA[seröz otit]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[uçak inerken kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[uçuş]]></category>
		<category><![CDATA[Valsalva manevrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[Uçuş sırasında neden kulaklarım ağrıyor? Östaki tüpünün ağzı burnun gerisinde genizde yer almaktadır, bu nedenle nezle-grip geçirirken nasıl burun mukozası şişiyorsa bu kanalın ağzı da şişip tıkanmaktadır. Zamanla orta kulakta hapsolan hava kaybolmakta ve oluşan negative basınç nedeniyle kulak zarı  içeri doğru vakumlanmaktadır. Bu durum kulak ağrısına yol açar. Tedavi olunmazsa negative basınç çevre dokulardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Uçuş sırasında neden kulaklarım ağrıyor?</span></strong></li>
</ul>
<div class="mceTemp"><em>Östaki tüpünün ağzı burnun gerisinde genizde yer almaktadır, bu nedenle nezle-grip geçirirken nasıl burun mukozası şişiyorsa bu kanalın ağzı da şişip tıkanmaktadır. Zamanla orta kulakta hapsolan hava kaybolmakta ve oluşan negative basınç nedeniyle kulak zarı  içeri doğru vakumlanmaktadır. Bu durum kulak ağrısına yol açar. Tedavi olunmazsa negative basınç çevre dokulardan orta kulağa sıvı çeker, &#8220;seröz otit&#8221; gelişir, bu sıvı nedeniyle işitme daha da bozulur. Son aşamada ise bu sıvıya yerleşen mikroplar orta kulak iltihabını başlatırlar ve kulak ağrısı artar, işitme kötüleşir, ateş çıkar. </em></div>
<p><em>Östaki tüpü ağzının tıkanmasının en sık görülen nedenleri nezle-grip ve saman nezlesidir (alerjik rinit).  Kişide bu hastalıkların varlığında uçuş, dalış, yüksek rakımlara çıkma vb. dış ortam basıncını arttırıcı bir ortamda bulunma durumunda östaki tüpü iki taraf arasındaki basıncı dengelemede yetersiz kalır ve  özellikle de uçağın inme anında kulak zarının içeri doğru vakumlanması kişide çok şiddetli kulak ağrısına neden olur. Hatta kulak zarında yırtılma, orta kulağa kanama da görülebilir. Bu nedenle hasta iken yani burun tıkalı iken uçuş vb. yapılmamalıdır. </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong>Hasta iken uçağa binmem gerekirse ne gibi önlemler almalıyım?</strong></span></li>
</ul>
<p><em>Burnu açık tutmak için uçak kalkmadan 15 dk önce ve özellikle de uçak inişe geçmeden 15 dk önce burnunuzu temizleyip dekonjestan burun spreyi (Otrivine, İliadine vb.) sıkınız. Hatta uçuş süreniz 3 saatten uzun ise ve yüksek tansiyon, prostat büyüklüğü, kalp hastalığı, göz tansiyonu, epilepsi gibi bir hastalığınız yoksa  uçuştan 1 saat once almak ve dozunu tekrarlamak kaydıyla dekonjestan tabletlerden (Sudafed, Rinogest vb. ) de kullanabilirsiniz. </em></p>
<p><em>Uçuş boyunca sık aralarla sakız çiğnemek, kulakta basınç hissettiğiniz anda yutkunmak, esnemek veya su içmek, Valsalva manevrası yapmak (burun ucunu parmaklarla sıkıp  once yutkunup  sonra yanakları şişirip ağzınınzdan ve burnunuzdan hava kaçırmayacak şekilde sümkürmek) da faydalı yöntemlerdir. </em></p>
<p><em>Küçük çocuklar ve bebekler maalesef Valsalva vb. manevralar yapamayacakları veya kulaklarındaki basıncı ifade edemeyecekleri için mutlaka sık aralarla burunları temizlenmeli, 2 yaş altında ise tuzlu su, üstünde ise çocuk dekonjestan sprey ve şurupları kullanılmalıdır. Meme emen bebeklerde ise uçak kalkış ve inişlerinde, kendiniz kulağınızda basınç hissettiğinizde  mutlaka bebeğinizi emziriniz, emme hareketi östaki tüpü ağzındaki kasların çalışmasını ve böylece tüpün ağzının açık kalmasını sağlar. Biberon kullanan bebekler için de özellikle iniş sırasında aynı kural geçerlidir. </em></p>
<p><em>Uçak inişe geçtiğinde, yutkunma ile östaki ağzını açmayı uyurken gerçekleştiremeyeceğiniz için uyanık olmaya gayret ediniz.</em></p>
<p><em>Kulağı ani basınç değişikliklerinden korumak üzere kulak tıpası da kullanılabilir, özellikle küçük çocuklarda bunu tercih edebilirsiniz. Veya kulağın ön kısmında yer alan meme gibi çıkıntıyı dış kulak yoluna doğru bastırarak da aynı etkiyi sağlayabilirsiniz. </em></p>
<p><em>Tüm bu önlemlere rağmen uçuş sonrası kulak ağrınız veya işitme kaybınız varsa, mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir. </em></p>
<pre>KAYNAK:http://www.deafnessresearch.org.uk </pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/05/ucak-yolculugu-ve-kulak-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KESİLMEYEN ÖKSÜRÜK</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/03/kesilmeyen-oksuruk/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/03/kesilmeyen-oksuruk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 09:27:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[bitmeyen öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[geniz akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[gıcık öksürüğü]]></category>
		<category><![CDATA[kesilmeyen öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük ne zaman geçer]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük şurubu]]></category>
		<category><![CDATA[reflü]]></category>
		<category><![CDATA[sigaraya bağlı öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon ilacına bağlı öksürük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1715</guid>
		<description><![CDATA[Bir türlü kesilmeyen öksürük şikayetiyle başvuran hasta doktor için tam bir muammadır. Halkın % 40&#8242;ında görülen bu şikayet, belli bir nedene bağlı olabileceği gibi, ayrıntılı muayene ve tüm tetkiklere rağmen tanı konamayan öksürük tipleri de mevcuttur. Bu durumda tedaviden tanıya gidilmeye çalışılmaktadır. Geleneksel olarak, ses kutusu (larinks) ve üstündeki, üst solunum yolu adı verilen saha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir türlü kesilmeyen öksürük şikayetiyle başvuran hasta doktor için tam bir muammadır. Halkın % 40&#8242;ında görülen bu şikayet, belli bir nedene bağlı olabileceği gibi, ayrıntılı muayene ve tüm tetkiklere rağmen tanı konamayan öksürük tipleri de mevcuttur. Bu durumda tedaviden tanıya gidilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>Geleneksel olarak, ses kutusu (larinks) ve üstündeki, üst solunum yolu adı verilen saha Kulak Burun Boğaz uzmanlarının ilgi alanına girmekteyken, larinksten itibaren aşağıya inen alt solunum yollarını içeren saha ise Göğüs Hastalıkları uzmanlarını ilgilendirmektedir. Ancak bu şekilde tanı konulamayan ve uzun süren öksürüklerde iki branşın beraber çalışıp sonuca ulaşması en doğrusudur.</p>
<p>Öksürük refleksi, solunum yolundaki fazla salgının ve hava yoluyla giren materyallerin atılması için vücudun yarattığı normal bir koruyucu reflekstir. Öksürük 8 haftadan uzun sürdüğü zaman &#8220;kronik(müzmin) öksürük&#8221; adını alır.</p>
<p>Kronik öksürüğe yol açabilen üst ve alt solunum yollarına ait pek çok patoloji bulunmaktadır. Kişinin öyküsü sorgulandığında sigara tüketimi gibi bir neden ile hipertansiyonu olanlarda tansiyon düşürücü olarak verilen ACE inhibitörü içeren ilaçların yan etkisi olarak öksürük olduğu daha baştan saptanabilir. Öyküsünde bu 2 faktör yok, kişi sağlıklı, akciğer filmi normal ise doktor için zor kısım başlamış demektir. Acaba bu kişi neden bu kadar öksürüyor???</p>
<p>Bu tür hastalarda &#8220;kronik öksürüğün bermuda üçgeni&#8221; adı verilen 3 ana neden akla gelmelidir:<span id="more-1715"></span></p>
<ol>
<li>Üst havayolu öksürük sendromu (ÜÖS) (eskiden geniz akıntısına bağlı öksürük sendromu olarak adlandırılırdı.)</li>
<li>Astım</li>
<li>Reflü (özellikle ses teli reflüsü olarak basitleştirilebilecek Laringofaringeal reflü=LFR)</li>
</ol>
<p>Aslında son zamanlarda eklenen 4. bir neden daha vardır: Nonastmatik esozinofilik bronşit (NAEB)</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Üst havayolu öksürük sendromu (ÜÖS):</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğün %87&#8242;sinin nedenidir. ÜÖS, burun ve/veya sinüslerden genize akan salgıların kişide yarattığı sık boğaz temizleme ve öksürük ile gider. Hastaların %20&#8242;si bu akıntının farkında değildir. Muayenede geniz veya boğaz bölgesinde koyulaşmış salgı görülmesi ve farinkste kaldırım taşı görüntüsü (kronik farenjit) saptanır.</p>
<p>Geniz akıntısına yol açabilen nedenler şunlardır: (ayrıntılı bilgi için<a title="GENİZ AKINTISI" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/geniz-akintisi/" target="_blank"> tıklayınız</a>!)</p>
<ol>
<li>Sinüzit</li>
<li>Alerjik rinit</li>
<li>Non-alerjik rinit</li>
<li>Mesleksel rinit</li>
<li>Enfeksiyon sonrası akıntı</li>
<li>Anatomik bozukluklara bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Kimyasal irritanlara bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Rinitis medikomentoza (burun damlası bağımlılığı)</li>
<li>Hamileliğe bağlı geniz akıntısı</li>
<li>Vazomotor rinit</li>
</ol>
<p>Tedavisinde belli bir neden saptanmışsa (sinüzit, alerji vb.) antibiyotik, antihistaminik, dekonjestan ilaçlar verilebilir. Neden saptanamayan ancak geniz akıntısı olduğu muayene ile görülen kişilerde 2 hafta süreyle özellikle yeni çıkanlardan çok ilk kuşak antihistaminiklerden deksbromfeniramin + dekonjestan (psödoefedrin) içeren ilaçlar kullanmalıdır (ancak kişide glokom, prostat hipertrofisi veya hipertansiyon, ritm bozukluğu, epilepsi olmaması gerekir!).</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Astım:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Havayolu obstrüksiyonu + havayolunun aşırı duyarlılığı olarak tanımlanabilen astımda, nefes darlığı, ötme ve öksürük görülmektedir. Tanısı ve tedavisi Göğüs Hastalıkları uzmanlığına girer.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Reflü:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğü olan ve net tanı konamayan kişilerde, tedaviden tanıya gitme yöntemi ile ÜÖS, astım ve NAEB tedavileri yapılmış, ancak başarı sağlanamamışsa, tanı %92 reflüdür.</p>
<p>Reflü kaynaklı öksürükte 2 mekanizma bulunmaktadır: 1. Mideden yemek borusuna kaçan asitin alt solunum yollarıyla ortak sinir olan Vagus sinirini uyararak öksürüğe yol açması (Gastroözofageal reflü=GÖRS), 2. Yemek borusu içeriğinin mikroskopik boyutta da olsa soluk borusuna kaçmasına bağlı koruyucu refleks yaratması (Laringofaringeal reflü=LFR)</p>
<p>LFR&#8217;de, GÖRS&#8217;ün aksine göğüste yanma, yatar pozisyonda ağıza acı su gelmesi vb. yoktur. LFR, kronik öksürüğü olanların %75&#8242;inde görülmektedir. Kişide sık boğaz temizleme, seste kalınlaşma ve boğazda yabancı cisim hissi olur. Tedavisinde, diyet (ayrıntılı bilgi için <a title="REFLÜ" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/reflu-nedir/" target="_blank">tıklayınız</a>!) ve günlük hayatın düzenlenmesi başta olmak üzere, 2. hafta sonunda kişinin şikayetlerinde azalma görülse de minimum 6-8 hafta günde 2 kez proton pompa inhibitörü ve prokinetik ilaçların kullanımı önerilmektedir. Bazen tedavinin 6 aya kadar uzatılması gerekebilir.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Nonastmatik esozinofilik bronşit (NAEB):</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğü olan hastaların %13-33&#8242;ünde görülmektedir. Havayolu dokusunun eozinofil adı verilen alerji hücreleri tarafından zedelenmesi sonucu oluşur. Balgamda yüksek oranda eozinofil saptanması ve akciğerlerden dışarı atılan havada nitrik oksit seviyesinin artması ile tanı konulur. Tedavide solunum yoluyla verilen kortizon spreylerine iyi yanıt alınır.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Diğer nedenler:</span></strong></span></li>
</ul>
<p>Kronik öksürüğe yol açan diğer nedenler %5-10&#8242;dur. Bunlar:</p>
<ol>
<li>Bronşektazi</li>
<li>Bronşiolit</li>
<li>Bronkojenik karsinom</li>
<li>Kronik aspirasyon</li>
<li>KOAH</li>
<li>Konjestif kalp yetmezliği</li>
<li>Havayolunda yabancı cisim (ayrıntılı bilgi için tıklayınız!)</li>
<li>İnterstisyel akciğer hastalığı</li>
<li>Nöromuskuler hastalıklar</li>
<li>Boğmaca</li>
<li>Psikojenik öksürük</li>
<li>Sarkoidoz</li>
<li>Trakeoözofageal fistül</li>
<li>Verem</li>
<li>Zenker divertikülü olarak sayılabilir.</li>
</ol>
<p style="text-align: left;">Bu nedenleri ayırt etmek adına, muayene dışında akciğer filmi, tomografi, gerekirse bronkoskopi, biopsi ve balgam tetkikine gidilebilir.</p>
<p>Tedavide, nedene yönelik bir tedavi yapılamıyorsa, öksürük kesici kodein, dekstrometorfan vb. içeren ilaç ve şuruplar seçilmemelidir, çünkü bunların fazla da etkili olmadığı saptanmıştır.<span style="text-decoration: underline;">Varsa sigaranın bırakılması, 4 hafta içinde öksürükte azalma sağlayacaktır.</span> ACE inhibitörü ilaca bağlı öksürüklerde, <span style="text-decoration: underline;">ilaç değiştirildikten sonra 2 hafta içinde, genellikle de 26. günden sonra şikayet azalmaktadır</span>.</p>
<p>KAYNAK: Chronic Cough-eMedicine Otolaryngology and Facial Plastic Surgery- Henry H Chen, MD, MBA, STaff Physician, Department of Otolaryngology, University of Colorado Health Sciences Center, et all.Updated at Jun 4, 2010</p>
<p lang="tr-TR">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/03/kesilmeyen-oksuruk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖPÜCÜK HASTALIĞI (ENFEKSİYÖZ MONONÜKLEOZ)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/03/opucuk-hastaligi-enfeksiyoz-mononukleoz/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/03/opucuk-hastaligi-enfeksiyoz-mononukleoz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 07:16:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz zar]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda beze]]></category>
		<category><![CDATA[ebv]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyoz mononükleoz]]></category>
		<category><![CDATA[mono]]></category>
		<category><![CDATA[öpücük hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1845</guid>
		<description><![CDATA[Etkeni: Ebstein-Barr virüsü (EBV)  Kuluçka dönemi: 4-6 hafta  Süresi: Belirtileri 10 gün kadar sürer.  Bulaş yolu: Virüs öksürme ve hapşırma sırasında damlacık yoluyla, ortak kullanılan bardak, pipet vb.ile ya da öpüşmekle boğaza girer.  Seyri: 38-39 oC ateş, boyunda ağrılı lenf bezi büyümesi ile başlar, zamanla pek çok lenf bezi ile karaciğer ve dalak da büyür. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp"><strong>Etkeni:</strong> Ebstein-Barr virüsü (EBV) </div>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 4-6 hafta </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş yolu:</strong> Virüs öksürme ve hapşırma sırasında damlacık yoluyla, ortak kullanılan bardak, pipet vb.ile ya da öpüşmekle boğaza girer. </p>
<p><strong>Seyri:</strong> 38-39 <sup>o</sup>C ateş, boyunda ağrılı lenf bezi büyümesi ile başlar, zamanla pek çok lenf bezi ile karaciğer ve dalak da büyür. Bademcikler irileşmiş, kırmız ve/veya üzeri beyaz zarlarla kaplıdır. Yutkunmada zorluk, iştahsızlık, yorgunluk, başağrısı, kol ve bacaklarda ağrı vardır. </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Muayenenin yanısıra bazı kan tahllileri ve EBV virüsüne özel testlerle konulur. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Viral enfeksiyon olduğu için tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur. Karaciğer ve dalağı büyüten bir enfeksiyon olduğu için, çocuğun 1-2 hafta süreyle dinlenmesi ve 3 hafta boyunca bu organlara darbe alabileceği ağır sporlar yapmaması gerekir. Yorgunluk, halsizlik ve iştahsızlık daha uzun sürebilir. Vücut bu mikrobu bağışıklık sistemi ile yenip yok edeceği için, bağışıklığı destekleyici beslenme tarzı tercih edilmelidir. Ateş döneminde aspirin içermeyen ağrı kesici-ateş düşürücüler, boğaz ağrısı için çocuğun yaşı uygunsa boğaz spreyleri ve pastil kullanımı, gerekirse vitaminler önerilebilir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar:</strong> Karaciğer ve dalak bölgesine gelen darbelere ve ağır spora bağlı bu organlarda nadiren de olsa yırtılma ve iç kanama olabilir. </p>
<p><strong>Bulaştırıcılık: </strong>Kişi/çocuk bu virüsü 18 haftaya kadar etrafına bulaştırabilir. İyileşme gerçekleşse bile, bu süre bitene kadar genel hjyen önlemlerinin devamı önerilir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Bazı kişiler bu hastalığı tipik belirtileri ortaya çıkmadan, hafif bir grip gibi atlatıp bu virüse karşı bağışıklık kazanabilir. Bu nedenle çocuğun yakın temasında olan ve bulaştırma ihtimali olmuş olan kişilerin, şikayetleri ortaya çıkmadıktan sonra herhangi bir tetkik yaptırmasına ya da koruyucu bir ilaç almasına gerek yoktur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/03/opucuk-hastaligi-enfeksiyoz-mononukleoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA AĞIZ VE SES TELİ SİĞİLLERİ (HPV ENFEKSİYONU)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 11:14:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[HPV]]></category>
		<category><![CDATA[larinks papillomu]]></category>
		<category><![CDATA[siğil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=2652</guid>
		<description><![CDATA[HPV (human papilomavirüs) deride, ses tellerinde, ağızda ve anogenital bölgede siğillere yol açabilen ve pek çok çeşidi bulunan bir virüstür. HPV virüsünün pek çok türü hayvanlarda da enfeksiyon yapabilmekteyse de, hayvanları etkileyen virüs tipleri insanlarda hastalığa yol açmamaktadır. Erişkinlerde kondilom ya da genital siğillerin %0,6-13&#8242;ünden sorumludur ve seksüel yolla en sık bulaşan mikrop türüdür. Erişkinlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HPV (human papilomavirüs) deride, ses tellerinde, ağızda ve anogenital bölgede siğillere yol açabilen ve pek çok çeşidi bulunan bir virüstür. HPV virüsünün pek çok türü hayvanlarda da enfeksiyon yapabilmekteyse de, hayvanları etkileyen virüs tipleri insanlarda hastalığa yol açmamaktadır.</p>
<p>Erişkinlerde kondilom ya da genital siğillerin %0,6-13&#8242;ünden sorumludur ve seksüel yolla en sık bulaşan mikrop türüdür. Erişkinlerde HPV virüsünün inkübasyon periyodu (virüsün vücuda girip çoğalarak hastalık oluşturmasına kadar geçen süre) 1-20 aydır ve bazen bu süre 2 yıla kadar uzayabilir, çocuklardaki süre ise net olarak bilinmemektedir.</p>
<div class="mceTemp">HPV virüsünün yol açtığı deri siğilleri çocukların %20&#8242;sinde görülmektedir ve en çok yüz, eller, ayaklar, dirsek ve dizlerde ortaya çıkmaktadır. Ayak tabanında yer alanlar hariç ağrı vb. bir şikayete pek yol açmazlar, sadece kozmetik sorun yaratırlar.</div>
<p><sup>HPV virüsünün yol açtığı ses teli papillomları tüm dünyada çocuklarda larinksi (ses kutusu) tutan tümörler içinde en sık görülenidir. Amerika&#8217;da 100.000 çocuktan 1.7-2.6&#8242; sında saptanmaktadır.</sup><sup>1</sup><sup> Tanı genellikle 4 yaş civarında konmaktadır ve maalesef hastalığın yineleyici özelliği nedeniyle bu çocuklar her yıl ortalama 5 kez cerrahi geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Larinks papillomu ilerleyici ses kısıklığı, nefes alıp verirken ötme ve öksürüğe neden olur. Nadiren de havayolunu tıkayarak akut nefes darlığı ile hayatı tehdit edici hale gelebilir. </sup></p>
<p><sup>Tekrarlayıcı larinks papillomu olan çocukların %30-60&#8242; ının annelerinde genital siğil saptanmıştır. Vajinal doğum, ilk doğan bebek olmak ve anne yaşının 20&#8242; nin altında olması, larinks papillomu gelişimi için risk faktörleridir. Ancak çoğu kadın doğum hekimi anogenital siğili olan kadınlarda, çocukta ileride laringeal papillom oluşumunu önlemek amacıyla sezaryan doğumu tercih etmekteyken, Danimarka&#8217;da yapılan bir bilimsel çalışmada anneden kan yoluyla veya amnion zarındaki defektlerden de bulaş olabileceği için sezaryan metodunun koruyucu olamayabileceği ifade edilmektedir.</sup><sup>1 </sup></p>
<p>Çocuklarda ağız içinde siğil gelişimi, larinks ve anogenital bölgeye oranla daha nadir gelişir. Ağızda herhangi bir yerde yerleşebileceği gibi, çoğunlukla dil, damak ve dudak iç yüzeylerinde görülebilmektedir. Beyaz renkli, sapsız, düzgün kenarlı, tek veya çoklu ufak kitleler şeklindedirler. Pek çoğu şikayete yol açmaz ve ebeveynler tarafından tesadüfen farkedilirler.</p>
<p>Çocuklarda anogenital siğil görülme yaşı ortalama 2.8-5.6&#8242; dır. Buna yol açabilen risk faktörleri ortak duş alanlarının kullanımı sonrası bulaşan ayak tabanı siğilini kaşıma yoluyla tırnaklardan bulaş, umumi tuvalet kullanımı sırasında bulaş ve çocuk istismarıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">TANI:</span></p>
<p>Pek çok anogenital siğilde tanı muayene ile konulur. Lezyonların asetik asit içeren özel bir madde sürüldüğünde beyaz renk alması karakteristiktir. Ağız ve larinks papillomlarında ise tanı biopsi ile konur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">TEDAVİ:</span></p>
<p>Pek çok siğil 12-24 ay içinde kendiliğinden ortadan kaybolur. Birden fazla ya da tekrarlayıcı siğillerde, larinks papillomu gibi hayati riskli yerleşimli siğillerde, ağrı yapan siğillerde ve kozmetik sorun yaratanlarda değişik tedavi metodları seçilmektedir. Bunlar aşağıdaki tabloda siğil yerleşimlerine göre sınıflandırılarak tanımlanmıştır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="643" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="312"></col>
<col span="1" width="312"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<td width="312"><span style="color: #ff0000;">TEDAVİ ŞEKLİ</span></td>
<td width="312"><span style="color: #ff0000;">SİĞİLİN YERLEŞİM YERİ</span></td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="312">Cerrahi olarak çıkarma</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal, ağız</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312">Lazerle yakma</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312">Kriyoterapi (sıvı nitrojen ile dondurma işlemi)</td>
<td width="312">Anogenital, ağız</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Kimyasal ablasyon (asetik asit)</td>
<td width="312">Anogenital</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Antimitotik ajanlar (Podofilox)</td>
<td width="312">Anogenital</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Immunomodülasyon</td>
<td width="312">Anogenital, laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="13">Retinoidler</td>
<td width="312">Laringeal</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="312" height="12">Antiviral ilaçlar</td>
<td width="312">Laringeal</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color: #ff0000;">PROGNOZ VE TAKİP:</span></p>
<p>Anogenital siğili olan çocuklarda prognoz genellikle iyidir. Pek çoğu tedavi edilmeden 3-5 yıl içinde kaybolmaktadır. Bu tür lezyonların tedavisine yönelik çabalar, yüksek tekrarlama potansiyeli nedeniyle lezyonun kendiliğinden kaybolmasını beklemekten daha iyi sonuç vermemektedir.<sup> 1</sup></p>
<p>Laringeal siğiller ise özellikle 3 yaş altı çocuklarda ciddi havayolu darlıkları yaratabileceği için tedavi edilmelidir, ancak tekrarlamalar görülebileceği akıldan çıkmamalıdır.</p>
<p>HPV virüsünün kansere yol açma potansiyeli üzerinde durulması gereken bir konudur. Özellikle kadınlarda rahim ağzı kanserinin en sık nedenidir. Anogenital siğil saptanmış bir kız çocuğunda erişkin çağda rahim ağzı kanseri gelişme oranı henüz tam olarak saptanmamıştır. Ancak bu çocuklarda 18 yaş ve sonrasında yıllık rahim ağzı kanseri taraması yapılması önerilmektedir. Ayrıca bazı HPV tipleri ağız ve yutakta kansere de yol açabilmektedir.</p>
<p>Son yıllarda uygulanmaya başlanan HPV aşısı ile rahim ağzı kanseri sıklığında belirgin bir azalma görülmektedir. Ancak bu aşının ağız kanserini önleyici etkisi ve HPV&#8217;ye bağlı larinks papillomuna etkisi henüz bilinmemektedir.</p>
<p>KAYNAKLAR:</p>
<ol>
<li>Human papillomavirus infections of the genital and respiratory tracts in young children. Semin Pediatr Infect Dis 2005 Oct;16(4):306-16. Sinal SH, Woods CR.</li>
<li>Current concepts on human papillomavirus infections in children. APMIS 2010 Jun;118(6-7):494-509. Syrjänen S</li>
</ol>
<h6> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span> </p>
</h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/02/cocuklarda-agiz-ve-ses-teli-sigilleri-hpv-enfeksiyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK BURUN BOĞAZ’DA ACİLLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2011/01/kulak-burun-bogazda-aciller/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2011/01/kulak-burun-bogazda-aciller/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Jan 2011 10:38:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[beta enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaza delik açılması]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[epiglottit]]></category>
		<category><![CDATA[hematom]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak arkasında şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[kulak burun boğaz acil]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kepçesinde kan toplanması]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mantarı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak önünde iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarını delmek]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zarının çizilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zonası]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta kist]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[küpe deliğinde yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[nefes tıkanması]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[trakeotomi]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek ateş]]></category>
		<category><![CDATA[yüz felci]]></category>
		<category><![CDATA[yüzücü kulağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1707</guid>
		<description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, genel cerrahi veya ortopedi gibi travma ağırlıklı branşlardaki kadar olmasa da pek çok branşla karşılaştırıldığında oldukça önemli acilleri olan bir bölümdür. Özellikle havayolunun kapanması ve yüz-boyun bölgesi travmaları çok acil müdahale gerektiren durumlardır. Trafik kazası, yüz-boyun bölgesinde ateşli silah yaralanması vb. büyük volümlü ve pek çok hayati organı etkileyen durumlarda bazen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, genel cerrahi veya ortopedi gibi travma ağırlıklı branşlardaki kadar olmasa da pek çok branşla karşılaştırıldığında oldukça önemli acilleri olan bir bölümdür. Özellikle havayolunun kapanması ve yüz-boyun bölgesi travmaları çok acil müdahale gerektiren durumlardır. Trafik kazası, yüz-boyun bölgesinde ateşli silah yaralanması vb. büyük volümlü ve pek çok hayati organı etkileyen durumlarda bazen acil trakeotomi (soluk borusuna boyun derisi üzerinden girerek delik açıp buradan tüp yerleştirerek solunumu sağlama işlemi) gerekebildiği için, ihtisas yaptığım dönemde acil serviste genel cerrahi, ortopedi, dahiliye, anestezi dışında bize de oda ayırmışlardı acile uzak olan kliniğimizden yetişemeyiz diye!</p>
<p>KBB&#8217;yi ilgilendiren acilleri şöyle sınıflandırabiliriz:</p>
<ol>
<li>Havayolu obstrüksiyonları ve aspire edilen ya da yutulan yabancı cisimler</li>
<li>Yüksek ateşli boğaz iltihapları</li>
<li>Burun kanaması</li>
<li>Kulak şikayetleri</li>
<li>Baş-boyun bölgesi enfeksiyonları</li>
<li>Ses kutusu ya da soluk borusuna travma</li>
</ol>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">HAVAYOLU OBSTRÜKSİYONLARI:</span></strong></li>
</ul>
<p><strong>ERİŞKİNLERDE:</strong> Aspirasyon (yenilen-içilen şeylerin soluk yoluna kaçması), travma, alerjik reaksiyon, enfeksiyon (gırtlak kapağı iltihabı=epiglottit, bademcik absesi=peritonsiller abse, derin boyun absesi vb.), mekanik nedenlerle (kusma, soluk borusuna kanama veya yabancı cisim ile) ve tümör (gırtlak kanserinin kitle etkisi) nedeniyle oluşabilir. Kişi nefes alamaz ya da çok zorlanır, sesi çıkmaz, morarır, öter, göğüs kafesi nefes alma çabasıyla yukarı doğru çekilir, bayılabilir ve önlem alınmazsa ölebilir.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?<span id="more-1707"></span></strong></p>
<p>Yabancı cisim nedeniyle oluşmuşsa Heimlich manevrası uygulanmalı. Ağız içinde birikmiş olan kan, kusmuk, yiyecek artıkları dişler arasına yan taraftan düz, uzun, sert bir cisim sokulup ağız açılarak (parmağınızın ısırılmaması için) parmaklarla temizlenmeli. Alerjik reaksiyon nedeniyle soluk yolunda şişme olmuşsa, kortizon ya da adrenalin iğneleri yapılmalı, oksijen maskesi takılmalıdır. Tüm bu önlemlere rağmen, travma, gırtlak kanseri vb. soluk yoluna tüp yerleştirmeyi zorlaştırıcı bir faktör yok ise kişi entübe edilmeli, edilemeyenlere acil trakeotomi açılmalıdır.</p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA: </strong>Doğumsal, yabancı cisim aspirasyonu, enfeksiyon (epiglottit, ileri derecede bademcik iltihabı, peritonsiller abse, krup, viral enfeksiyonlar ve papillom yani soluk yolu siğilleri),alerjik reaksiyon (arı sokması vb.), travma nedeniyle olabilir. Çocukta ateş, ötme, nefes alamama, kürek kemiği etrafı dokularda içeri çökme, morarma, bayılma, acil önlem alınmazsa ölüm görülebilmektedir.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Yabancı cisim nedeniyle oluşmuşsa Heimlich manevrası uygulanmalı. Ağız içinde birikmiş olan kan, kusmuk, yiyecek artıkları dişler arasına yan taraftan düz, uzun, sert bir cisim sokulup ağız açılarak (parmağınızın ısırılmaması için) parmaklarla temizlenmeli. Heimlich manevrası başarısız ise acilen en yakın hastanenin acil servisine başvurulmalı, bronkoskopi yapılıp cisim çıkarılmalıdır. (bu konuda ayrıntılı bilgi için<a title="HAVAYOLUNDA YABANCI CİSİM" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/" target="_blank"> tıklayınız</a>!)  Alerjik reaksiyon nedeniyle soluk yolunda şişme olmuşsa, kortizon ya da adrenalin iğneleri yapılmalı, oksijen maskesi takılmalıdır. Tüm bu önlemlere rağmen, travma vb. soluk yoluna tüp yerleştirmeyi zorlaştırıcı bir faktör yok ise çocuk olabildiğince entübe edilmelidir, nadiren acil trakeotomi gerekir.</p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">YÜKSEK ATEŞLİ BOĞAZ İLTİHAPLARI:</span></strong></li>
</ul>
<p>Çocuk veya erişkin pek çok hasta hastanelerin acil servislerine, kışın ağırlıklı olmak üzere yılın herhangi bir döneminde yüksek ateş, şiddetli boğaz ağrısı, yutkunmada güçlük, halsizlik, iştahsızlık, üşüme-titreme nedeniyle başvurabilir. Tanı çoğunlukla beta hemolitik streptokoklara bağlı bademcik iltihabıdır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için <a title="BETA ENFEKSİYONU" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/beta-enfeksiyonu-ve-tasiyiciligi/" target="_blank">tıklayınız</a>!)</p>
<p><strong>Ne yapılmalı? </strong></p>
<p>Ayrıntılı KBB muayenesi ve gerekirse bazı tetkikler sonrasında tanı konulup en kısa zamanda gerekirse damar yoluyla tıbbi tedaviye başlanmalıdır. Ateşi 38,5 ve üstünde olan çocuklar, ateşi düşürülüp sabitlenene kadar gözetim altında tutulmalıdır. Beslenemeyen erişkinlere ve sıvı alamayan çocuklara damar yoluyla sıvı ve besin takviyesi yapılması gerekebilir.</p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">BURUN KANAMASI:</span></strong></li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>Ne yapılmalı? </strong></p>
<p lang="tr-TR">Burun kanaması durumunda ilk yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır. Acil serviste, varsa KBB hekimi, yoksa ilk karşılayan hekim tarafından kanamayı durdurmak amacıyla burun içine tampon uygulanabilir. Kanama ilk anda durdurulduktan sonra, kişinin buna yol açabilen yüksek tansiyon, pıhtılaşma bozukluğu vb. var ise bunlara yönelik tedaviler uygulanır. Kanamanın burun ön tamponu ile durdurulamaması halinde, KBB hekimi tarafından burun arka tamponu (geniz bölgesine konan özel bir tampon)+ burun ön tamponu uygulanabilir. Burun ön tamponu genellikle 2-3. gün alınmaktayken, arka tampon 4-5 gün kalabilmekte, bu süre zarfında da arka tamponu olan hastanın yatırılarak takip edilmesi gerekir.</p>
<p lang="tr-TR">Tampon çekildikten sonra KBB hekimi burun içini ve geniz bölgesini endoskoplarla ayrıntılı muayene edip sorunun nerede olduğunu saptayacak ve gerekirse kanayan yerin koterizasyonu (düşük doz elektriksel akım ya da gümüş nitrat ile yakılması), kanayan damarın bağlanması vb. müdahalelerle tedavi edecektir. Burun içi ya da genizde kitle varlığında biopsi ile tanıya gidilip ileri cerrahi ve tedavi metodlarına geçilebilmektedir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">KULAK ŞİKAYETLERİ:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Çocuk veya erişkin, kulak şikayetiyle acil servislere başvuru oranı oldukça yüksektir. Kış aylarında çoğunlukla neden orta kulak iltihabı iken, yazın hjyenik olmayan havuzlardan kapılan mikroplar nedeniyle dış kulak yolu iltihabıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><em>KULAK ENFEKSİYONLARI:</em></span></span></p>
<ul>
<li>
<div lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"> </span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Dış kulak yolu iltihabı (mantara bağlı veya değil):</span></span> Dış kulak yolu, kısmen kıkırdak ve kısmen kemikten oluşur, üzeri deri ile örtülüdür. Bu deri vücudun dış yüzünü örten derinin devamıdır. Banyo, deniz veya havuz sonrası kulağın ıslak kalması, pamuklu çubukla kurcalama sonrası kulak kirinin temizlenip koruyucu bariyerin ortadan kaldırılması, yine temizleme veya kaşıma amaçlı dış kulak yoluna sokulan yabancı cisimlerin yaptığı travmaya bağlı deride zedelenme, kulak kirinin itilip birikmesi ve suyla şişmesi sonucu mikropların yerleşimi için zemin oluşturması vb. pek çok hazırlayıcı etken nedeniyle patojen bakterilerin ve mantarların üremesine ve dış kulak yolu iltihabına yol açar.</div>
</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;" lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabı geliştiğinde hastanın en temel şikayeti şiddetli kulak ağrısıdır. Kulağa dokunmakla, kulak memesini aşağı doğru çekmekle, yemek yeme sırasında çene hareketleriyle ağrı artar. Bunun yanı sıra dış kulak yolunun şişmesine bağlı kulakta tıkanma, enfeksiyon şiddetine göre akıntı, bazen şiddetli enfeksiyonlarda kulak kepçesinde kızarıklık ve şişme görülebilmektedir. Tedavisi, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilip ek olarak antibiyotik verilerek enfeksiyonun geriletilmesi ve sonrasında kulağın kuru tutulması şeklindedir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Otomikoz, yani mantar enfeksiyonun ilk bulguları ise kulakta siyah, gri, mavimsi-yeşil, sarı veya beyaz renkte akıntı ile şiddetli kaşıntıdır. Tedavisi ise yine bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya mantara karşı damlalarla enfeksiyonun önüne geçilmesi şeklindedir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Orta kulak iltihabı:</span></span> Özellikle çocuklarda en sık acil servise başvurma nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar.  Orta kulak iltihabı tek başına bulaşıcı değildir, buna yol açan nezle-grip virüsü burun salgıları yoluyla hapşırmakla, enfekte ellerle temas etmekle bulaşır. Bunların bulaştığı kişide eğer bağışıklık yetersizse, geniz eti, deviasyon gibi burun tıkanıklığına yol açan anatomik bir sorunu var ise, nezle-grip iken uçak yolculuğu yapmış ise östaki tüpünün (orta kulakla burun  arasında genizde yer alan ince bir kanal) ve enfeksiyona bağlı şişip kapanması nedeniyle orta kulak iyi havalanamaz ve bu kişi de dolaylı olarak orta kulak iltihabı yaşayabilir.  Tedavisinde antibiyotikler, gerekirse bazı kulak damlaları, ağrı kesici ilaçlar, burun tıkanıklığını açıcı ilaç ve spreyler kullanılır. Kulak zarının ileri derecede bombe olduğu ve iyileşmesi zor olan bir sahadan kendiliğinden delinmesi riski olduğu durumlarda, kulak zarı lokal anestezik spreylerle uyuşturulup uygun yerinden delinerek iltihap boşaltılabilir.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak zonası:</span> </span>Herpes Zoster Oticus (Ramsey Hunt Syndrome) adı verilen durumda, Herpes Zoster virüsü kulağı tutarak, kulak kepçesinde uçuk tarzında yaralar, şiddetli kulak ağrısı, o tarafta yüz felcine yol açmaktadır. Acilen antiviral ve kortizon tedavisi yapılması gerekir.</p>
</li>
<li><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Kulak önünde veya arkasında enfekte kist:</span>  </span>Bazı çocuklarda veya erişkinlerde dş kulak yolu girişindeki tragus adı verilen ufak çıkıntının 1 cm kadar önünde yer alan ufak doğumsal deliklere &#8220;brankial fistül&#8221; adı verilir. Bu fistül ağızlarının zaman zaman tıkanıp iltihaplanarak oluşturdukları kistlere de brankial kist adı verilir. Tedavisi antibiyotik ve özel pansumanlarla iltihabın giderilmesi sonrasında fistülün gerisinde yer alan kanalı ile birlikte cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Daha çok erişkinlerde görülen, tam kulak memesi arkasındaki girintide yerleşen, zaman zaman şişip iltihaplanan epidermal kistlerde de aynı tedavi protokolü uygulanır.</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><em><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">KULAK TRAVMALARI:</span></span></em></p>
<ol>
<li><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak kepçesinde hematom:</span></span> Kulak kepçesine herhangi bir nedenle gelen darbe vb. nedeniyle, kulak kıkırdağı ile deri arasında kan birikmesidir. Mutlaka kanın en kısa zamanda drene edilmesi gerekir, yoksa zamanla orada organize olan kan kıkırdağı kemikleştirir ve güreşçilerde gördüğümüz &#8220;karnıbahar kulak deformitesi&#8221; karşımıza çıkar.</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kulak kepçesinde yırtık:</span></span> Travmaya bağlı kulak kepçesinde ya da uzun, sallantılı küpe takanlarda küpenin bir yere takılıp çekmesi sonucu kulak memesinde oluşan yırtıkların cerrahi olarak tamir edilmesi gerekir.</p>
</li>
<li><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Dış kulak yolunda yabancı cisim:</span></span> Kiraz çekirdeği, fasülye, nohut, patlamamış mısır tanesi, saat pili, oyuncak parçaları, üzüm, oyun hamurları, kağıt mendil parçası vb. çocukların sıklıkla kulaklarına soktukları cisimlerdir. Erişkinler de çoğunlukla pamuklu çubukların pamuğunun çıkıp dış kulak yolunda kalması nedeniyle başvururlar. İşitme kaybı, ağrı, kulakta tıkanıklık, ufak çocuksa kulak memesini çekiştirme gibi şikayetlerle karşımıza gelebilir. Bazen de ufak sinekler, kurtçuklar, sivrisinek vb. de kulak yoluna girip orada kalabilir, böcek canlı ise kişi vızıltı sesi, kırt kırt sesleri duyduğunu ifade edebilir.</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Farkedildiğinde mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalı, çıkarılmaya çalışılmamalıdır. Çünkü özellikle yuvarlak yabancı cisimler, cımbız vb. aletlerle çıkarılmaya çalışıldığında daha ileri itilip, dış kulak yolunun dar alanlarına sıkıştırılabilir, hatta çok itilirse kulak zarını yırtabilir.  Kulak girişinde olduğu farkedilen metalik cisimleri kuvvetli mıknatıslarla ittirmeden alabilirsiniz. Böcek şüphesi varsa, kulağa zeytinyağı damlatılabilir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">BAŞ-BOYUN BÖLGESİ ENFEKSİYONLARI:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Sinüzitin, özellikle etmoid denen göz içi sinüslerinin iltihabının göze doğru yayılmasına bağlı gözde şişme, kızarıklık, görme kaybının başlaması en acil tıbbi ve gerekirse cerrahi tedavi gerektiren durumlardan biridir.</p>
<p lang="tr-TR">Bademcik iltihabının, özellikle bağışıklık sistemi zayıf kişilerde boyuna yayılması sonucu oluşan derin boyun enfeksiyonları, oradan hızla akciğerler arası bölgeye yayılması riski nedeniyle yine acil tedavi gerektirir.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">SES KUTUSU YA DA SOLUK BORUSUNA TRAVMA:</span></strong></p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">İster hafif, ister ağır olsun, tüm boyun ön ve yan kısım yaralanmalarında kişinin bir KBB hekimi tarafından da muayene edilmesi gerekir, çünkü büyük damarların yanısıra ses tellerine giden sinirler, tiroid, yemek borusu ve üst solunum yolunu oluşturan kıkırdaklardaki zedelenme hemen tanı konulup tedavi edilmesi gereken durumlardır. Kişide ses kısıklığı olması, boyunda şişlik ve nefes almada zorluk olması aciliyet göstergeleridir. En kısa sürede solunum kontrol altına alınmalı, vücudun gerekli sıvı ve kan ihtiyacı sağlandıktan sonra acilen zedelenen alanlar tamir edilmelidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2011/01/kulak-burun-bogazda-aciller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞAL ÜRÜNLERLE NEZLE GRİPTEN KORUNMAK MÜMKÜN MÜDÜR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/11/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/11/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 11:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[c vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[çinko]]></category>
		<category><![CDATA[doğal ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[doğal yollar]]></category>
		<category><![CDATA[echinacea]]></category>
		<category><![CDATA[ekinezya]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[  NEZLE, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #339966;"> </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">NEZLE</span>, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler. Rhinovirüs vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Bu virüs üst solunum yoluna girip tutunduğu andan itibaren kişide 2-3 gün içinde hastalık bulguları ortaya çıkmaya başlamaktadır. En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Genellikle bulgular 1 hafta kadar sürer ancak bazı durumlarda (yaşlılar, çocuklar, direnç bozukluğu olan kişiler, kalp ve şeker hastaları) 2 haftayı bulabilmektedir. En son olarak 1 hafta kadar süren kuru bir öksürük kalmakta, bu da geçtikten sonra hastalık tamamen atlatılmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2009/10/influenza_virus_poster-p228906187809557485qzz0_400.jpg"></a></p>
<p>Pratik anlamda kültür vb. yöntemlerle hangi virüsle hastalığın ortaya çıktığını saptamak gibi yöntemlere gerek yoktur, çünkü doktorunuz için, hastalığa hangi virüsün yol açtığından çok hastalığın ilerleyip daha şiddetli bir enfeksiyona dönüşüp dönüşmediğinin takibi önemlidir. Bazen virüsün üst solunum yollarında yarattığı hasar, daha saldırgan mikropların oraya yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Böyle bir durumda sinüzit, orta kulak iltihapları, zatürre gibi daha ağır hastalıklarla karşılaşılabilmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;"><span style="color: #ff0000;">GRİP</span> </span>ise en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir.</p>
<p>Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. Amerikan Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde yapılan deneysel çalışmalarda bu aşının şu anda uygulanmakta olduğu biçimde iğne şeklinde değil de buruna sprey şeklinde uygulanmasının daha etkileyici olacağı ortaya çıkmıştır, bu konudaki çalışmalara devam etmektedir.<br />
Neden bazılarımız fazla nezle-grip olmazken bazılarımız da devamlı çantamızda kutu mendillerle gezmekteyiz? İşin genetik ve erken çocukluk döneminde yeterli beslenme olup olmaması kısmını bir tarafa bırakırsak kişinin sık enfeksiyonlara yakalanmasına yol açan 4 ana neden vardır: yetersiz uyku, stres, yetersiz beslenme ve sigara.<br />
Pek çok bağışıklık sistemi elemanı (doğal mikrop öldürücü hücreler vb.) özellikle uyku sırasında aktive edilmektedir. Bu nedenle düzensiz uyku ve dinlenememe direncimizi oldukça azaltmaktadır. Stres durumunda salınan hormonlar da bağışıklık sisteminin olumsuz etkilemesine yol açmaktadır. Yine direnç için gerekli vitamin, mineral ve proteinden fakir beslenme de hastalıkları davet etmektedir. Sigara ise solunum yolarını kaplayan koruyucu tabakanın zedelenmesine ve mikropların buralara kolayca tutunmasına yol açmaktadır.<br />
O zaman sık hastalanmamak için neler yapmalıyız? Öncelikle beslenmemize çok dikkat etmeliyiz. Şeker ve karbonhidrat alımımızı kısıtlamalı, kızartmalardan ve margarinle yapılan yiyeceklerden uzak kalmalı, balık tüketimini arttırmalı, zeytinyağını daha çok kullanıp mısırözü, ayçiçek yağı kullanımını azaltmalı, bol meyve-sebze tüketmeli ve bol bol su içmeliyiz. Çay- kahve yerine bitkisel çayları tercih etmeliyiz. En önemlisi de probiyotik denen doğal koruyucu içeren yoğurtlardan günde en az 2-3 kaşık tüketmeliyiz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">NEZLE –GRİPTEN KORUNMAK İÇİN DESTEK OLARAK NELER ALMALIYIZ?</span></p>
<p>Diyetinizi yukarıda belirtilen şekilde düzenledikten sonra aşağıda belirtilen bazı destekleyici vitaminlerin kullanımı bu tür enfeksiyonlara daha dayanıklı olmanızı sağlayacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">C VİTAMİNİ &#8211; ENFEKSİYONLA SAVAŞTA ALTIN ASKER:<br />
</span></span>C vitamini, virüs ve bakterilerle savaşta görevli kandaki beyaz küre hücrelerinin yapımını ve aktivitesini arttırmaktadır. Ayrıca bu mikroplarla savaşta kullanılan bazı maddelerin (interferon olarak adlandırılır) üretimini arttırarak vücudun direncini yükseltir. Antioksidan etkisiyle serbest radikal denen hücre hasarlayıcı maddelerin açığa çıkmasını önlemektedir. Bu kadar önemli bir vitaminin insanlarda vücutta üretilemiyor olması nedeniyle düzenli olarak ağızdan alınması gerekmektedir. Günlük gıdalarla (narenciyeler, yeşil biber, maydanoz, brokoli, kavun, domates suyu, patates, mısır, bezelye, muz ) alınması gereken en az C vitamini miktarı 60 miligramdır. Koruyucu olarak günde 1-2 kez 100-250 miligram, enfeksiyon durumunda ise günlük toplam 1000-1500 miligram kadar alınması önerilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">ÇİNKO &#8211; NEZLENİN EN KORKULU DÜŞMANI:</span></span></p>
<p>Boğazda kaşıntı, yanma, hapşırma şikayetleri ortaya çıktığı anda hemen birkaç tane çinko pastilini arka arkaya emerseniz birkaç saat içinde şikayetlerinizin büyük oranda azalacağını göreceksiniz. Nezle başladığında elimizdeki en iyi tedavi seçeneği olan çinko bunu nasıl sağlamaktadır? Yapılan çalışmalara göre çinko pastillerinden emerken erime sırasında açığa çıkan çinko iyonları yüz ve burun bölgesi damarlarına yayılmakta ve hapşırmaya yol açan sinirsel uyarımı durdurup buna bağlı burun salgısı oluşumu ve burun tıkanıklığını önlemektedir. Bu etki çinkonun vücut tarafından yıkılması sürecince devam ettiği için 2 saatte bir pastil kullanımının tekrarlanması gerekmektedir. Bir başka çalışmaya göre ise çinko, virüslerin hücre içine girmek için tutundukları proteinlerin üzerini kapatarak bu girişe engel olmaktadır.<br />
Sağlıklı bir erişkinin günlük çinko ihtiyacı 12-15 miligramdır. Özellikle kırmızı et, tavuk vb. kümes hayvanlarının eti, karaciğer, yumurtada bulunmaktadır. Bunun dışında vücut direncini arttırmak için çinko içeren vitaminlerden (çinko glukonat- 15 miligram/gün) alınabilir. Nezle başlangıcında, şikayetler geçene kadar, en hızlı şekilde çinko pastillerinden (çinko glukonat veya çinko asetat; 11.5-23 miligram/gün) 2 saatte bir emilmesi gerekmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">ECHİNACEA (EKİNEZYA-MOR KONİ ÇİÇEĞİ)-BİTKİSEL ÖZLÜ DİRENÇ ARTTIRICI:<br />
</span></span>Ekinezya, doğada yabani olarak yetişen, özellikle Kuzey Amerika’da sık görülen bir bitkidir. Bitki çayları ve bitkisel kaynaklı maddelerin yapımı için kültür şeklinde üretilmekte ve toplanmaktadır. Bu bitki, vücuda giren mikropların sindirilerek yok edilmesinde görevli olan fagositer hücrelerin üretimini arttırarak bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.<br />
Boğazda kuruma, yanma ortaya çıktığı anda 1 bardak ılık Ekinezya çayı içmek veya birkaç tane Ekinezya pastili emmek boğazınızı oldukça rahatlatacaktır. Bunun yanısıra Ekinezya kapsüllerinden günde 400-600 miligram kadar (yani günde 2-3 adet) kullanıp şikayetleriniz gerilediğinde bunu günde tek doz halinde almaya devam edebilirsiniz.<br />
Ekinezyanın bilinen herhangi bir yan etkisi olmamakla beraber lupus veya romatoid artrit gibi bağışıklık sistemi bozukluğu (otoimmün hastalık) olan kişilerle papatya alerjisi bulunan kişilerin bu doğal ilacı kullanmaması önerilmektedir.</p>
<p>Bu belirtilen vitamin ve doğal bitkisel ürünlerin yanı sıra A vitamini, E vitamini, balık yağı (yeterli balık tüketimi yoksa), Selenyum da ek olarak alınabilir.</p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nezle-grip başlangıcında günlük alınması gereken vitamin ve destek ilaçların dozları:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">İlk gün:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 1000-1500 miligram (500 miligramlık olanlarından 2-3 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde her 2 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 2-3 adet (400-600 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">İkinci gün:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde, her 4 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Üçüncü gün ve sonrasında:</span></span></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">C vitamini 500 miligram (500 miligramlık olanlarından 1 adet)<br />
Çinko Pastil şeklinde, her 6 saatte bir (tanesi 10-23 miligram)<br />
Ekinezya Kapsüllerinden 1 adet (200 miligram)</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="text-decoration: underline;">NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALISINIZ?<br />
</span></strong>• Boğaz ağrısı 48 saatten uzun sürmüşse,<br />
• Bademciklerinizin üzerinde beyaz noktalar oluşmaya başlamışsa,<br />
• Burun akıntısı ve tıkanıklık 1 haftadan uzun sürmüşse,<br />
• Burun akıntınızın rengi sarı veya yeşil renge dönmüşse,<br />
• Yüzünüzde veya başınızda şiddetli ağrı ortaya çıkmışsa,<br />
• Öksürüğünüz 7 günden uzun sürmüş, nefesiniz daralmış ve balgam çıkarmaya başlamışsanız,<br />
• Kulağınızda şiddetli ağrı, akıntı veya 7günden uzun süren tıkanıklık varsa,<br />
• 38 dereceyi geçen ateşiniz olduysa,<br />
mutlaka bir doktora başvurmanız gerekmektedir.</span></p>
<p>Eski bir deyiş vardır: “Nezle 7 gün sürer, fakat uygun bir tedaviyle 1 haftada tedavi edilebilir”. Bahsedilen doğal koruyucu yöntemlerle bu deyiş günümüzde artık geçerliliğini yitirmiştir. Sağlıklı kalmanın yolu dengeli beslenme, sigaradan uzak durma, mümkün olduğunca kendinize zaman ayırıp dinlenme ve stresli ortamlarda kendi kendinizi telkin ederek sakinleştirmeden geçer. Doğal koruyucu yöntemlerle bağışıklık sisteminizi desteklemeyi ve kendinize çok iyi bakmayı sakın unutmayınız.</p>
<p>*Bu yazının hazırlanmasında Ray Sahelian, MD ve Victoria Dolby Toews, MPH tarafından yazılan 1999 baskılı “Finally..Common Cold Cure-Natural Remedies for Colds &amp; Flu” adlı kitaptan yararlanılmıştır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/11/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KEFİR VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/11/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/11/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Nov 2010 13:06:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık arttırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hazımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kabızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kefir]]></category>
		<category><![CDATA[laktoz intoleransı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=402</guid>
		<description><![CDATA[  KEFİR TANESİ: Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong>KEFİR TANESİ: </strong></p>
<p>Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır görünümündedir. Taneler sütü fermente edici rol oynar, en önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek tanenin yeniden kullanılabilmesidir. Kefir taneleri kazein ve birbirleri ile ortak yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi koloniler oluşturur. Bu mikroorganizmalar laktik asit bakterileri, laktozu fermente eden veya edemeyen mayalardır. Kefir tanesinden saf toz halinde liyofilize kültürler de üretilmiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>KEFİR ÜRETİMİ:</strong><strong> </strong></p>
<p>Kefir üretiminde çiğ süt veya pastorize süt kullanılır. Çiğ sütlerin mutlaka kaynatılması gerekir. Kaynatılan süt 20-25 dereceye kadar soğutulur. Kefir paslanmaz çelik bir kaba ya da cam bir kavanoza/bardağa yapılmalıdır. Bakır, alimünyum tencere kesinlikle kullanılmamalıdır.</p>
<p>1 kilo süte 30-50 gr kefir tanesi olacak şekilde (ya da 1 bardak süte 1 yeşil mercimek tanesi kadar) kefir tanesi ilave edilir. Ağzı hava alacak fakat toz, sinek vb. girmeyecek şekilde kapatılır (örneğin kabın üstüne tülbent parçası ya da kağıt havlu konulup lastikle ağzı kapatılabilir). 20-25 derecede yaklaşık 16-18 saat süren fermentasyon sonucu kefir oluşur. (sütten jöle gibi katı ama hareketli bir kıvama geçtiği noktada fermentasyonu sonlandırırsanız en güzel tada ulaşırsınız)</p>
<p>Fermentasyon sonunda kefir temiz bir süzgeçle (tel süzgeç olmasın, kefirin metalle temas etmemesi gerekir!) bir kaba süzülür, süzgeçte kalan kefir tanesi musluk suyuyla tahrip edilmeden, ovalanmadan yıkanır. Hemen kullanılmayacaksa (yani kefirin hazır olacağı saat hesaplanarak, ondan 16-18 saat öncesinde kefirin mayalanması gerekir, örneğin saat 18.00 gibi süzülür kıvama geliyorsa, bir gece önce saat 00.00’da kefiri yeniden süte koymanız gerekir) içi bir miktar su dolu küçük bir bardağa konup buzdolabında bekletilebilir. Sonrasında planlanan saatte kefir tekrar hazırlanır. Eğer kefir hemen içilmeyecekse, cam bardak içinde ağzı kapalı olarak (tanesi içinde olmayacak!) buzdolabında en fazla 1 gün bekletilebilir, ekşimez.</p>
<p>Kefir taneleri devamlı sütün içinde gelişip çoğalarak büyürler ve her geçen zaman daha fazla süte ihtiyaç duyulur. Eğer günlük belirlediğiniz miktardan daha fazlasına ihtiyacınız yoksa, kefir tanesinin bir kısmını koparıp ufak bir plastik kabın içine kaynatılıp soğutulmuş su doldurup taneyi de içine atarak, üstünü kapakla kapatıp buzluğa atabilirsiniz. Bir daha kullanmanız gerektiğinde oda ısısında bırakıp çözündükten sonra aynı şekilde fermente edebilirsiniz, ancak ilk mayalanma süresi biraz uzun olacaktır, ilk kefiri döküp ondan sonraki mayalanan kefiri içmeye başlayabilirsiniz. Hatta 7 günden kısa süreli olmak kaydıyla kefir yapılmayacaksa, temiz bir kavanoz içinde kaynatılmış soğutulmuş su içinde buzdolabında bekletilebilir. Ancak 7 günden uzun kullanılmayacaksa, kefir tanesinin belirtildiği şekilde dondurulması gerekir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kefir yapımında en çok rastlanan hatalar:</p>
<p>1. Oda sıcaklığında ya da buzdolabından alınıp 10-15 dk. oda ısısında bekletilmiş süt yerine 20-25 dereceden daha sıcak süt kullanılması<br />
2. Fermentasyon süresini uzun tutmak (ekşi bir tada yol açar!)<br />
3. Kefir yapılan kabın ağzının kapatılmamasına bağlı içine tozla vb. giren mikroorganizmalara bağlı kefirde gaz ve köpürme, serumun ayrışması, ekşilik gelişmesi<br />
4. Fermentasyonun bakır, alüminyum veya toprak kapta yapılması<br />
5. Fermente olmuş kefirin, içinde tane ile birlikte buzdolabında uzun süre bekletilmesi<br />
6. Kefir tanesinin metal süzgeçle süzülmesi ya da akan suda hırpalanarak yıkanması</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>KEFİRİN BİLEŞİMİ VE BESLENME DEĞERLERİ:</p>
<p>Kefir, sütün içindeki tüm besin maddelerini içerdiği için beslenme değeri yüksek bir maddedir. Süt alerjisi olanların içmesi önerilmez.</p>
<p>Kuru madde %11.63<br />
Yağ %2,8<br />
Protein %3.57<br />
Laktoz %3.35<br />
Asetaldehid %29.5</p>
<p>Mikroorganizmaların etkisi ile laktoz ve proteinlerdeki değişmeler kefirin hazmını kolaylaştırır. Ayrıca iştah açıcı, serinletici etkisi de mevcuttur. Kefirdeki laktoz oranı süte göre daha az olduğu için, laktoz intoleransı olan kişilerin fazla miktarda olmamak kaydıyla kefir denemesi önerilir. Diğer yandan kefirde başta B12 olmak üzere bazı B grubu vitaminler sentezlenmiş halde bulunur. Kefir düzenli olarak günde yarım litre içildiğinde içerdiği asetik asit vb. antibakteriyel maddeler E.coli, Salmonella vb. bazı mikropları yok etmektedir. Ayrıca kefir mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını arttırarak hazımsızlık, kabızlık, safra hastalıklarının da tedavisinde yardımcıdır. Bağışıklık sisteminin etkinliğini arttırarak grip vb. viral hastalıklara karşı dirençli olunmasında etkili olur.</p>
<p>Kaynak: Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü “Kefir” broşürü</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/11/kefir-ve-saglik-uzerine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK ZONASI (Ramsay Hunt Sendromu)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/10/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/10/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 07:14:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak zonası]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yara]]></category>
		<category><![CDATA[varicella zoster]]></category>
		<category><![CDATA[varisella zoster]]></category>
		<category><![CDATA[yüz felci]]></category>
		<category><![CDATA[zona]]></category>
		<category><![CDATA[zona zoster]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1727</guid>
		<description><![CDATA[  Ramsay Hunt Sendromu, kulak kepçesinin, dış kulak yolunun ve/veya ağız mukozasının akut periferik yüz felci ile giden Varicella Zoster (VZV) adı verilen virüsün yol açtığı bir zona türüdür. Virüs yüz sinirini tutmaktadır. Bu sinirin innerve etiği bölgeler olan kulak kepçesi, dış kulak yolu, dilin 2/3 ön kısmı, yumuşak damakta içi su dolu kesecikler şeklinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Ramsay Hunt Sendromu, kulak kepçesinin, dış kulak yolunun ve/veya ağız mukozasının akut periferik yüz felci ile giden Varicella Zoster (VZV) adı verilen virüsün yol açtığı bir zona türüdür. Virüs yüz sinirini tutmaktadır. Bu sinirin innerve etiği bölgeler olan kulak kepçesi, dış kulak yolu, dilin 2/3 ön kısmı, yumuşak damakta içi su dolu kesecikler şeklinde uçuklar ve bunların patlayıp iltihaplanması sonucu açığa çıkan yaralar ile gider.</p>
<p>VZV, çocuklarda sık görülen ve oldukça bulaşıcı olan su çiçeğinin etkenidir. Suçiçeği iyileştikten sonra, tüm uçuk virüslerinin hareket tarzı olan sinir bölgesine yerleşme, VZV için de geçerlidir. Kafa sinirleri ve bunların gangliyonlarında sessiz bir şekilde bekleyen virüs, kişinin direnci düştüğü anda, ilgili sinirin etkili olduğu alanlarda yukarıda bahsedilen zona döküntüleriyle karşımıza çıkar.</p>
<p>Kişide ilk önce şiddetli kulak ağrısı başlar, kulak memesinden yukarıya yayılan bir ağrıdır. Birkaç saat-gün içinde de döküntüler belirir. En geç 1 hafta içinde o taraf yüz kaslarında zayıflık, gözde kapanma kusuru, dudak kenarında sarkma, yanak-burun arası yüz çizgisinde silinme görülür, zamanla yüz felci oturur. Beraberinde o kulakta çınlama, işitme kaybı, başdönmesi, başağrısı, hafif ateş, boyunda beze olabilir.</p>
<p>Tanı klinik bulgularla konmaktadır, ikincil enfeksiyon durumunda hemogram, sedimentasyon vb. bazı kan tahlilleri, yara yeri kültürü gerekebilir. İşitme kaybı ve çınlama durumunda işitme testleri istenir. Yüz felcinin gidişatını takip etmek üzere elektronörografi ve elektromyografi istenebilir.</p>
<p> Tedavisinde VZV virüsüne karşı Asiklovir ve yüz felcini azaltmak için kortikosteroidler seçilmektedir. Kapanmayan gözün doğal gözyaşı jelleri ile nemlendirilmesi ve gece uyurken kişinin o gözünü özel pedlerle kapatması önerilir. Şiddetli ağrıyı gidermek üzere Karbamazepin tercih edilebilir. Hasta tedavi başladıktan sonra 2. hafta, 6. hafta ve 3. ay kontrole çağrılmalıdır.</p>
<p>Genellikle prognozu iyidir, ancak yüz felci hastaların %50&#8242;sinden azında tamamen düzelir. Yüz felci düzelmeyen kişilerde 6 ay beklendikten sonra, gerekirse sinir transferleri vb. cerrahi işlemler planlanabilir. Bu dönemde gözün korunması çok önemlidir, hatta göz kapağının kapanmasını sağlayıcı göz kapağı altına altın plak yerleştirme yöntemi seçilebilir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></span></p>
<p>KAYNAK: Ramsay Hunt Syndrome-Augusto A Miravalle, MD<strong>,</strong> Fellow, Department of Neurology, Beth Israel Deaconess Medical Center, Harvard Medical School, Updated: Aug 20, 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/10/kulak-zonasi-ramsay-hunt-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GRİP GİBİ BAŞLAYIP DÖKÜNTÜ İLE GİDEN ÇOCUK HASTALIKLARINDA AYIRICI TANI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/10/grip-gibi-baslayip-dokuntu-ile-giden-cocuk-hastaliklarinda-ayirici-tani/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/10/grip-gibi-baslayip-dokuntu-ile-giden-cocuk-hastaliklarinda-ayirici-tani/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 07:09:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[kızamıkçık]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[suçiçeği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1833</guid>
		<description><![CDATA[Mevsimsel grip en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ff0000;">Mevsimsel grip</span></strong> en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir. </p>
<p>Her yıl grip virüsü protein yapısında değişiklikler yapmakta, bu sayede bir yıl önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından bu virüsün o yapısına karşı oluşturulan savaşçı hücrelerin ( ki antikor olarak adlandırılır) etkisiz olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle her yılın başında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) virüsteki değişiklikleri saptayıp her yıl yeni bir aşı üretilmesini önermektedir. Bu aşı, bağışıklığı zayıf olan çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker hastaları vb. kişilere yapılıp hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ancak grip virüsünün değişikliğe uğramış tüm tiplerine karşı koruyucu etkisi olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Aşı yapıldıktan 2 hafta sonra koruyucu etkisi başlamakta ve bu virüse karşı en fazla %80 koruma sağlayabilmektedir. </p>
<p>Bunun yanısıra pek çok virüs, vücuda giriş yolu olan burun ve boğaz bölgesini ilk olarak hasta ettiği için grip gibi şikayetler başlayıp döküntülerle giden pek çok çocuk enfeksiyonu da bulunmaktadır. Bu hastalıkların tanısı ve tedavisi Çocuk Hastalıkları uzmanının işidir, ancak biz KBB hekimlerinin de ateş, öksürük, burun akıntısı gibi şikayetlerle karşımıza gelen bir çocukta muhtemel kızamık, kızamıkçık vb. döküntülü hastalıkları da tanıyıp, ipuçlarını yakalayabilmemiz gerekir. Bu nedenle bu yazıda kısa kısa bu hastalıklardan bahsedilecektir. </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">***************************************************************************************************************</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">KIZAMIK:</span></span></strong></p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Paramiksovirüs </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong>8-14 gün  </p>
<p><strong>Hastalık süresi:</strong> 1 hafta </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Virüs vücuda burun ya da boğaz yoluyla girer. Kızamık çok bulaşıcıdır. Hasta kişiyle solunum teması, öpüşme, aynı kaptan yeme gibi yollarla virüs alınır. Hastalığın en bulaşıcı olduğu dönem, ateş başlamadan öncesiyle döküntü çıktıktan 4 gün sonrasına kadarki dönemdir. Hasta çocuk, bu dönemde izole edilmeli, döküntü başladıktan sonra en az 5 gün okula gitmemelidir. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Önce basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar, 2-3 gün sonra ağız içinde koplik lekeleri denen beyaz lekeler belirir. Sonrasında 1-2 gün içinde yüz ve enseden başlayan, gövdeye de yayılan kırmızı renkte döküntü ortaya çıkar. Döküntü döneminde çocuk çok bitkin görülür. Döküntüden sonra ateş kaybolur. Kaybolmuyorsa başka bir komplikasyon ilave olmuş demektir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Kulak enfeksiyonu zatürre, ensefalomiyelit (beyin ve zarlarında iltihap), yıllar sonra ortaya çıkabilen ve çok nadir olan SSPE (kızamığa bağlı beyin hasarı yapan ensefalit) </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur.  </p>
<p><strong>Tedavi: </strong>Herhangi bir özel tedavisi yoktur. Yatak istirahati, bol sıvı tüketimi, öksürük için gerekirse soğuk buhar uygulaması yeterlidir. Ateş düşürücü ilaçlar <span style="color: #ff0000;">(ASLA ASPİRİN VERMEYİNİZ!)</span> ve vitamin takviyesi verilebilir. Bu hastalığı geçiren kişi ömür boyu bağışıklık kazanmış olur. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> </p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong>Aktif korunma:  </strong></span></li>
</ul>
<p>Kızamık aşısı canlı,zayıflatılmış bir aşıdır. Genellikle kızamıkçık kabakulak aşıları ile  birlikte karma bir aşı olarak verilir. Sağlık Bakanlığı&#8217;nın aşı takviminde 9. aydaki tek uygulanan kızamık aşısı kaldırılmış, 12. ayda karma olarak yapılmaktadır. </p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong>Pasif korunma:</strong></span></li>
</ul>
<p>Hasta biri ile temastan sonra  6 gün içinde verilen antikor, hastalığın hafif ve komplikasyonsuz atlatılmasını sağlayabilmektedir. </p>
<p>*************************************************************************************************************** </p>
<p><strong> </strong><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">KIZAMIKÇIK:</span></span></strong> </p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Togavirüs </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 14-21 gün </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Direkt temas ya da damlacık yoluyla bulaşır. Bulaştırıcılık döküntü ortaya çıkmadan 1-2 gün önce başlar ve döküntü başladıktan 5-7 gün sonra devam eder. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Özellikle kış sonu ve ilkbahar aylarında görülmektedir. Soluk kırmızı döküntü önce yüzden başlayıp 24 saat içinde boyun kollar, gövde ve kol bacaklara yayılır. Özellikle kulak arkası ve ensede şişmiş lenf bezleri tipiktir. Hafif bir ateş veya boğaz ağrısı olabilir. Nadiren, eklemlerde ağrı, şişlik görülür. Döküntü 3 günde genellikle kaybolur. Leke bırakmaz. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Artrit (eklem tutulumu), ensefalit ve kanama bozuklukları </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Özgün bir tedavisi yoktur. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Aşı yoluyla olur. 12-15 ay arasında kızamık ve kabakulağı da içeren karma canlı bir aşı verilir. 4-6 yaşta tekrarlanır. </p>
<p><strong>Hamilelerin kızamıkçık geçirmekte olan çocuktan uzak tutulması gerekir. Çünkü annenin kızamıkçığa yakalanması durumunda, a</strong>nne karnında kızamıkçığa maruz kalan bebeklerde &#8220;konjenital rubella&#8221; dediğimiz bir tablo ortaya çıkar ki, bu da büyüme gelişme geriliği, katarakt, glokom, sağırlık, kalp hastalığı, zeka geriliği gibi sonuçlara neden olabilir. Hastalığı geçirmemiş, aşılanmamış, hamilelik planlayan genç kadınların, işi gereği çocuklarla, gebelerle temasta olanların aşılanması gerekir. </p>
<p><strong>******************************************************************************************************************</strong> </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">SUÇİÇEĞİ</span></strong></p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Varicella virüsü</p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 12-16 gün  </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 7-10 gün sürer.  </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Solunum yolu ve yakın temasla bulaşır. Ev içi temasta bulaşma riski % 80-90 &#8216;dır. Tüm döküntü kabuklanana kadar (yaklaşık 1 hafta) bulaşıcıdır. Hasta çocuk bu nedenle 1 hafta sonra okula gidebilir. Hastayla temastan 10-21 gün sonrasında da diğer çocuklarda döküntü başlar. Hasta çocuğun izole edilmesi önemlidir, ancak döküntü başlamadan 1-2 gün öncesinde de bulaşıcı olduğundan diğerlerini tam olarak korumak için yeterli olmayacaktır. Suçiçeği geçirmemiş hamileler, yenidoğan bebekler, bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olanlar suçiçeği olan çocukla temastan kaçınmalıdırlar. </p>
<p> <strong>Seyri: </strong>Hasta çocukta ateş, iştahsızlık, halsizlik görülür. Özellikle büyük çocuklarda 1-3 günlük ateş ve üst solunum bulgularından sonra döküntü başlar. Suçiçeğinin oldukça kaşıntılı, su dolu kabarcıklardan oluşan döküntüsü önce gövde ve yüzde başlar, ardından ağız içi dahil olmak üzere tüm vücuda yayılır.<strong> </strong>Döküntü ilk başta yassı sonra sivilce şeklindedir. Daha sonra da kabuklanır. Gövdede çok, kol ve bacaklarda azdır. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar:</strong> Kulak iltihabı, zatürre ve nadir de olsa beyin iltihabı gibi komplikasyonlara yol açabilir. </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik ve muayene bulgularına dayanılarak konulur.  </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Virüse özgü bir tedavi edici bir ilaç mevcuttur ( Acyclovir), ancak çok ağır durumlarda ve bu hastalığı ağır geçirme olasılığı yüksek olan ergenlik çağındaki çocuklarda kullanılır. Kaşıntıyı önlemek için antihistaminik şuruplar ve kaşıntı giderici losyonlar kullanılabilir.  </p>
<p><strong>Korunma: </strong>Oldukça etkili bir aşısı bulunmakla birlikte henüz sağlık bakanlığı aşı takvimine girmemiştir. Aşı  iki kez uygulanır. (Son yıllarda tek aşı koruyuculuğunun %60-70&#8242;lerde olduğu ortaya çıkıp rapel yapılması önerildiği için). 1 kez aşılanmış çocuklar bu virüse yakalandıklarında hastalık görülebilir, ancak çok hafif geçer. </p>
<p>Herpes (uçuk) virüsleri ailesinden olan bu virüs de su çiçeği bulguları iyileşmiş olmasına rağmen, sinir kökünde gizlenip kalır. Yıllar sonra, kişinin bağışıklığı zayıfladığında o sinirin işlev gördüğü alanda &#8220;zona&#8221; şeklinde yaralarla kendini gösterebilir. Aktif zona geçiren bir kişi, yenidoğan ve aşısız bir bebeğe/çocuğa bulaşıp suçiçeğine yol açabilir, bu nedenle bu kişi yarası kabuklanıp dökülene kadar bebek/çocuk ve hamilelerle temastan kaçınmalıdır. </p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span> </p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/10/grip-gibi-baslayip-dokuntu-ile-giden-cocuk-hastaliklarinda-ayirici-tani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ADENOID INFECTION IN CHILDREN</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/10/adenoid-infection-in-children/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/10/adenoid-infection-in-children/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Oct 2010 14:20:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NOSE PROBLEMS]]></category>
		<category><![CDATA[adenoid]]></category>
		<category><![CDATA[adenoid hypertrophy]]></category>
		<category><![CDATA[Adenoidectomy]]></category>
		<category><![CDATA[coughing in children]]></category>
		<category><![CDATA[dentition problems]]></category>
		<category><![CDATA[ear ache]]></category>
		<category><![CDATA[infection]]></category>
		<category><![CDATA[sleep apnea]]></category>
		<category><![CDATA[stuffy nose]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1989</guid>
		<description><![CDATA[  Tonsils and adenoid, which we are all born with, are masses of tissue that are similar to the lymph nodes or &#8220;glands&#8221; found in the neck, groin, and armpits. Tonsils are the two masses on the back of the throat. Adenoid is high in the throat behind the nose and the roof of the mouth [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>Tonsils and adenoid, which we are all born with, are masses of tissue that are similar to the lymph nodes or &#8220;glands&#8221; found in the neck, groin, and armpits. Tonsils are the two masses on the back of the throat. Adenoid is high in the throat behind the nose and the roof of the mouth (soft palate) and is not visible through the mouth without special instruments.</p>
<p>Tonsils and adenoid are near the entrance to the breathing passages where they can catch incoming germs, which cause infections. They &#8220;sample&#8221; bacteria and viruses and can become infected themselves. Infection of the tonsils are called &#8220;tonsillitis&#8221; and infection of the adenoid is called &#8220;adenoiditis&#8221;</p>
<p>In this article, I&#8217;ll give informations about recurrent adenoiditis and its possible effect on your child as he/she grows older.</p>
<p>As I have already mentioned, we&#8217;re all born with large tonsils and small adenoid, but as we recognize the viruses and bacterias, they get infected and especially the adenoid gets larger and larger by time. Also allergies can cause the adenoid grow although there&#8217;s no infection.</p>
<p>The adenoid becomes quite visible by examination around 6-12 months of age, reaches its biggest amount at 3-7 years, and after 11 years they tend to get smaller and disappear around  adolescence.</p>
<h3>How does adenoid become infected?</h3>
<p>When your child is exposed to an ill person/kid, he/she can have the virus from the air when the ill one sneezes or coughs. Or when the child touches a toy, cup or anything carrying the ill one&#8217;s secretions or being kissed by an ill person, the virus/bacteria can find a way to reach your child&#8217;s body after he/she sucks his/her thumb, eats something without washing his/her hands, bites his/her nail, etc, etc&#8230;.Then the microbe locates at the tonsils or adenoid, grow in amount and does its trick which we all know: nasal drainage, coughing, stuffy nose, sore throat, fever, ear ache&#8230;.</p>
<p>Especially if your child is in a day care center or has an older brother/sister going to a day care center or school, he/she gets more infected than the others.  Studies suggest that the average child will get 8-10 colds per year, lasting 10-14 days each, and occurring primarily in the winter months. This means that if a child gets 2 colds from March to September, and 8 colds from September to March, each lasting two weeks, the child will be sick more than over half of the winter. At the same time, children in a day care environment, exposed to the exchange of upper respiratory tract viruses every day, are expected to have 3-10 episodes of otitis media annually. This is four times the incidence of children staying at home.</p>
<h3>What is recurrent adenoiditis and why is it important?</h3>
<p>The large adenoid, locating at the back of the nose (which is called nasopharynx) first of all causes stuffiness and breathing from the mouth which is not right for the physiology of respiration and dentition. The chronic mouth breather kids have a high arched palate, malformations of the face and improper alignment of the teeth in their older age. Also if the tonsils are large enough, the child might experience snoring and disturbed sleep (which is called &#8220;Obstructive Sleep Apnea&#8221;) that leads to daytime sleepiness and/or behavioral problems.</p>
<p>Locating very close to the eustachian tube (an aeration pipe between the ear and the nose), the infections affecting the adenoid also affects the ears. Therefore recurrent adenoiditis can lead to frequent ear infections (acute infectious otitis media), chronic serous otitis media (unresolving fluid inside the middle ear) and even hearing loss.</p>
<p><strong>When should I take my child to a doctor?</strong></p>
<p>If your child has symptoms like:</p>
<ul>
<li>Breathing through the mouth instead of the nose most of the time</li>
<li>Nose sounds &#8220;blocked&#8221; when the child speaks</li>
<li>Noisy breathing during the day</li>
<li>Recurrent ear infections</li>
<li>Snoring at night</li>
<li>Breathing stops for a few seconds at night during snoring or loud breathing (sleep apnea), he/she most probably is having an enlarged adenoid or recurrent adenoiditis. You should take her to an Otolaryngologist (Ear, Nose and Throat Surgeon) to prevent future hearing, mental, facial growth and dentition problems.</li>
</ul>
<h3>What Should I Expect At the Exam?</h3>
<p>Your physician will ask about problems of the ear, nose, and throat and examine the head and neck. He or she will use a kid-size endoscope or a flexible lighted instrument to see the adenoid. If the child does not cooperate with the physician for endoscopic examination, then X-rays are sometimes helpful in determining the size and shape of the adenoid.</p>
<h3>What is the treatment for recurrent adenoiditis?</h3>
<p>First step is the medical treatment. Regular irrigation of the nose with saline solutions, using cold vapour machines throughout the winter, using antibiotics if needed are some of the medical treatment methods.</p>
<p>But, if the recurrent adenoiditis causes sleep apnea, recurrent acute otitis media, chronic serous otitis media, facial growth and dentition problems, and recurrent lower respiratuary tract infections, then the removal of  adenoid would be the best choice.</p>
<p>Cleft lip-palate and submucosal cleft palate are contraindications for this surgery.</p>
<p>Although there&#8217;s a lower age limit in tonsillectomy (which is 3 years), there&#8217;s in fact no lower or upper age limit for adenoidectomy unless the child is healthy and ready for anesthesia. </p>
<p>Adenoidectomy is an outpatient procedure and many patients are released after 2-3 hours.</p>
<p>SOURCE: <a href="http://www.entnet.org/healthinfo/throat/tonsils.cfm">http://www.entnet.org/healthinfo/throat/tonsils.cfm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/10/adenoid-infection-in-children/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEBEKLERDE VE ÇOCUKLARDA BURUN TIKANIKLIĞI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/09/bebeklerde-ve-cocuklarda-burun-tikanikligi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/09/bebeklerde-ve-cocuklarda-burun-tikanikligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2010 09:47:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[burunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1969</guid>
		<description><![CDATA[  Bebek ve çocuklarda burun tıkanıklığına yol açabilecek pek çok neden bulunmaktadır. Erişkinlerde en sık nedeni burnun yapısal bozuklukları (deviasyon vb.) iken çocuklarda en sık neden genizeti büyüklüğü, üst solunum yolu enfeksiyonları, burunda yabancı cisim ve alerjidir. GENİZETİNE BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI: Her bebek, geniz bölgesinde yerleşen ve boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biri olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Bebek ve çocuklarda burun tıkanıklığına yol açabilecek pek çok neden bulunmaktadır. Erişkinlerde en sık nedeni burnun yapısal bozuklukları (deviasyon vb.) iken çocuklarda en sık neden genizeti büyüklüğü, üst solunum yolu enfeksiyonları, burunda yabancı cisim ve alerjidir.<br />
<strong><span style="color: #ff0000;">GENİZETİNE BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI:</span></strong></p>
<p lang="tr-TR">Her bebek, geniz bölgesinde yerleşen ve boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biri olan geniz eti (adenoid) ile doğar. Bu doku bebek büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. İltihaplandığında boyutunda büyüme olması nedeniyle burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, bazen uykuda nefes durması; artan salgı ve iltihaba bağlı olarak özellikle çocuk sabah kalktığında ve gece uykuya daldığında yoğunlaşan gıcık öksürüğü, geniz akıntısına bağlı zaman zaman balgamlı öksürük, ağız kokusuna neden olur. Pek ateş yapmaz, sekonder olarak orta kulak iltihabına yol açtıysa ateş başlayabilir. Bu durumun uzun sürmesi ve sık tekrarlaması gelişmede gerilik, ağız ve diş yapısında bozulma ve kulaklarda sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve sıvı birikimine bağlı işitme kaybı ile sonuçlanabilmektedir. Tedavide ilk olarak tıbbi tedavi seçilir. Burnun günde en az 2 kez serum fizyolojik içeren damla ve spreylerle yıkanması, aspire edilmesi veya daha büyük çocukların hafifçe kesik kesik sümkürtülmesi önemlidir, gerekirse antibiyotik tedavisi başlanabilir. 3 aylık tıbbi tedaviye rağmen şikayetlerin devam etmesi, özellikle tekrarlayan/geçmeyen orta kulak sıvısı ve/veya uykuda nefes durması varlığında, 6 aylıktan büyük çocuklarda geniz etinin alınması  gerekebilir.</p>
<p> <strong><span style="color: #ff0000;">ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARINA BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI:</span></strong> </p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/2010/08/nezle/" target="_blank">&#8220;NEZLE&#8221;</a> ve <a href="http://www.seciltotan.com/2009/10/dogal-urunlerle-nezle-gripten-korunmak-mumkun-mu/" target="_blank">&#8220;GRİP&#8221; </a>başlıkları altında ayrıntısıyla okuyacağınız üzere, bebek ve çocuklarda virüslerin üst solunum yolunu tutmasına bağlı mukozada ödem, burun ve genizetinde büyüme, burun salgısında artış ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, burun soluduğumuz havayı nemlendirip, vücut sıcaklığına getirip akciğere göndermekle görevli olduğu ve bunu sırasıyla sağlı-sollu büyüyüp küçülen burun etleriyle (konka) gerçekleştirdiği için, klima, aşırı sıcak ve kuru hava, sigara dumanı, kimyasallara maruz kalma (çamaşır suyu vb.) burun etlerini daha çok şişirip solunumu zorlaştıracaktır, çocuğu bu nedenle nezle/gripken özellikle bu tür tahrişlerden korumak gerekir. Nezle/grip tedavisinde burnun günde en az 2 kez serum fizyolojik içeren damla ve spreylerle yıkanması, aspire edilmesi veya daha büyük çocukların hafifçe kesik kesik sümkürtülmesi önemlidir. Beraberinde 2 yaş üstü çocuklarda nazal dekonjestan burun damla/spreyleri ( kullanım süresi 5 günü geçmeyecek şekilde!), 6 yaş üstü çocuklarda- 1 haftadan uzun kullanmamak kaydıyla- oral dekonjestan ilaçlar verilebilir. Sinüzit, orta kulak iltihabı gibi sekonder bakteriyel bir enfeksiyon eklenmedikçe tedavide antibiyotiğin yeri yoktur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>BURUNDA YABANCI CİSİM VARLIĞINA BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI:</strong></span></p>
<p>Amerika&#8217;da yılda ortalama 80.000 kişinin (19 yaş ve altı yaş gurubunda) yabancı cisim yutma nedeniyle çeşitli merkezlere başvurduğu bildirilmektedir. 1500 aileyle yapılan bir anket çalışmasında, %4&#8242;ü çocuklarının hayatında en az 1 kez yabancı cisim yuttuğunu ifade etmiştir. Bu durumun en sık görüldüğü yaş grubu ise 6 ay-4 yaş arasıdır.</p>
<p>Kiraz çekirdeği, fasülye, nohut, çerez, patlamamış mısır tanesi, saat pili, oyuncak parçaları, üzüm, oyun hamurları, kağıt mendil parçası, ufak taşlar, düğme ve daha niceleri çocukların sıklıkla burunlarına sokabildikleri ufak cisimlerdir. Burundaki yabancı cisim uzun süreli olarak orada kalırsa, o taraftan kötü kokulu, bazen kanlı akıntı ve burun tıkanıklığı başlar.</p>
<p lang="en-US"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı? </span></p>
<p lang="en-US">BURUNDAKİ YABANCI CİSİMLER ASLA EVDE ÇIKARILMAYA ÇALIŞILMAMALI, ÇOCUK PANİK EDİLİP AĞLATTIRILMADAN EN KISA ZAMANDA BİR HASTANENİN ACİL SERVİSİNE BAŞVURULMALIDIR!!! Çünkü, burundaki yabancı cisim ağlarken burun çekme ile ya da cımbızla tutulmaya çalışılırken geriye ittirilmekle kolayca soluk yoluna düşüp, çocuğun anlık boğulmasına, sonrasında nefes alma çabası ile cismin akciğerlere çekilmesine neden olabilir.</p>
<p>Bilye, ufak taşlar, çerez, oyuncak parçaları, üzüm, düğme, meyve çekirdekleri (özellikle ülkemizde karpuz!), saat pili, madeni para gibi ufak cisimlerin, çocuğun ulaşabileceği yerlerde olmamasına çok dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p>Yine, 4 yaş altı çocuklara yüzük, kolye, bilezik, küpe gibi koparak küçük parçalara ayrılabilecek süs eşyaları takmayınız, nazar boncuklarını çocuğun ulaşamayacağı kürek kemiği hizasına takınız!</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ALERJİYE BAĞLI BURUN TIKANIKLIĞI:</strong></span> </p>
<p>Alerji  yabancı bir cisim, polen, ev tozu akarı, hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı vücutta oluşan aşırı reaksiyondur. Bazen besinler de buna yol açabilmektedir. Polenler ilkbaharda veya sonbaharda çocukta sorun yaratırlar. Ev tozu ise bütün bir yıl boyunca çocuğu rahatsız edebilir. Çocuk tipik olarak devamlı burnunu kaşır, hapşırır, sulu burun akıntısı vardır ve eliyle burnunu alttan alına doğru devamlı sildiği için burun ucunda hafif bir kıvrılma izi ortaya çıkar ki bu &#8220;alerjik selam bulgusu&#8221; tipiktir.</p>
<p>Alerjik hastalarda, burun tıkanıklığı ve burun akıntısının nedeni bu yabancı partiküllerin burun yoluyla vücuda girip vücutta &#8220;histamin&#8221; salgılanmasına neden olması ve bunun yarattığı zincirleme reaksiyondur.</p>
<p>Alerjinin ideal tedavisi , bazı durumlarda mümkün olamasa da (tatilde gittiğiniz oteldeki halıyı kaldırtamazsınız, güneş alerjiniz varsa çocuğunuzu eve hapsedemezsiniz!) şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmak ve buna rağmen vücutta histamin salınması durumunda bunun etkilerini azaltmaktır.</p>
<p>Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini önleyerek şikayetleri ortadan kaldırabilir. 6 yaşından sonra kullanılabilen sistemik dekonjestanlar (ki 1 haftadan uzun kullanımı önerilmez!) genişlemiş kan damarlarını büzerek burnun açılmasını sağlarlar. Nazal steroidler de çocuğun burun şikayetlerini azaltmada oldukça yardımcıdır, ancak uzun dönem kullanılamaz.</p>
<p lang="en-US">
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/09/bebeklerde-ve-cocuklarda-burun-tikanikligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FEVER CONUNDRUM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/fever-conundrum/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/fever-conundrum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 08:08:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[THROAT DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[child]]></category>
		<category><![CDATA[fever]]></category>
		<category><![CDATA[pfapa syndrome]]></category>
		<category><![CDATA[relapsing fever]]></category>
		<category><![CDATA[throat ache]]></category>
		<category><![CDATA[Tonsillectomy]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillitis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1904</guid>
		<description><![CDATA[PFAPA syndrome, which was first described by Marshal and friends at 1987, is a syndrome mostly seen under the age of 5, including relapsing fever, oral aphtous lesions (mouth sores), pharyngitis and lumps on the neck. The fever is episodic, meaning in every 21-28 days (every month, often families know the exact day when an [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PFAPA syndrome, which was first described by Marshal and friends at 1987, is a syndrome mostly seen under the age of 5, including relapsing fever, oral aphtous lesions (mouth sores), pharyngitis and lumps on the neck. The fever is episodic, meaning in every 21-28 days (every month, often families know the exact day when an attack will start!), a 39<sup>o</sup>C fever occurs and lasts for 3-6 days. It can be accompanied by a sore throat, mouth ulcers, or enlarged cervical lymph nodes. During episodes, the child looks very ill and complains about at least one of the three symptoms mentioned above. On the day the fever starts, the child will feel a little bit ill before the attack and the family knows an attack is about to start. Not all children have all symptoms, especially mouth sores. Some children have other symptoms like joint pain, abdominal pain, headache, vomiting or diarrhea.</p>
<p>The answer to what causes this syndrome is not yet known. No gene defect has yet to be found in PFAPA, although in some cases more than one family member has the disease. No infectious cause has been found in PFAPA, thus it is not a contagious disease. It is clear that the inflammatory process is activated during episodes, but it is not clear why it is triggered.</p>
<p>There are no laboratory tests, or imaging procedures, specific for diagnosing PFAPA. The disease is diagnosed based on the results of a physical examination and other symptoms. Inflammatory blood tests like the white blood cell count, erythrocyte sedimentation rate and the C-reactive protein are increased during attacks. Before the diagnosis is confirmed, it is important to exclude all other diseases that may present with similar symptoms (especially a streptococcal throat). The dramatic response to treatment (see below) also helps diagnose PFAPA.</p>
<p>Beacuse the cause is unknown, there is no specific treatment to cure PFAPA. The aim of treatment is to control symptoms during the episodes of fever. In most children, the disease will resolve by itself without treatment, usually after the age of 10 years. A single dose of steroid (usually prednisone), given when symptoms first appear, has been shown to shorten an episode and sometimes even end the episode. However, the interval between episodes may also be shortened with this treatment, and the next episode may occur earlier than expected. In patients with very frequent attacks, a tonsillectomy (removing the tonsils by surgery) may be considered.</p>
<p>Over time, the intervals between the episodes will increase and usually after the age of 10 years resolve by itself. Children with PFAPA continue to grow and develop normally.</p>
<p>REFERENCES:</p>
<p>1. PFAPA Sendromu: Bir Periyodik Ateş Tablosu, Fırat Tıp Dergisi 2006;11(1): 75-77,</p>
<p>Metehan ÖZEN, Gül YÜCEL, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Malatya</p>
<p>2.http://my.clevelandclinic.org/disorders/periodic_fever_syndrome/rheumatology_overview.aspx</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/fever-conundrum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA SİNÜZİT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-sinuzit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-sinuzit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 08:02:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[başağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kanlı akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sarı sümük]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil sümük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1898</guid>
		<description><![CDATA[  Bebeğin anne karnındaki gelişimine paralel olarak doğum sonrası çok küçük olsa dahi var olan, başlangıçta bezelye büyüklüğünde olup burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen sinüsler çocukluk ve genç erişkinlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam ederler. Burnun iç yüzünü kaplayan zar (mukoza), sinüslerin de içini kaplar ve bir kurşun kalem ucu büyüklüğünde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Bebeğin anne karnındaki gelişimine paralel olarak doğum sonrası çok küçük olsa dahi var olan, başlangıçta bezelye büyüklüğünde olup burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen sinüsler çocukluk ve genç erişkinlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam ederler. Burnun iç yüzünü kaplayan zar (mukoza), sinüslerin de içini kaplar ve bir kurşun kalem ucu büyüklüğünde açıklıklarla burun boşluğuna bağlanmaktadırlar.<br />
Sinüsler normal salgı (mukus) oluşturan burun sisteminin bir parçasıdır. Burun ve sinüsler günde yaklaşık olarak yarım litre mukus salgılar. Üretilen mukus burun mukozası üzerinde hareket ederek toz parçacıklarını, bakterileri ve diğer havayla taşınan partikülleri süpürür ve yıkarlar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve genizden akıntı şeklinde yutulur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">SİNÜZİT NEDİR?</span></strong></p>
<p>Çocuklarda sinüzit, üst solunum yolu enfeksiyonlarının %30&#8242;unu oluşturur.  Bir nezle-grip sonrasında çocukların %0,5-5&#8242;inde akut sinüzit gelişmektedir. Sinüzit, sinüslerin enfeksiyonu veya enflamasyonudur. Tipik bir akut sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir atak sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlar o kadar çok şişebilir ki sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemezse mukus sinüsler içinde birikir ve basıncın artmasına neden olur. Hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yüzde veya alında, gözler arasında veya gerisinde, yanaklarda ve üst dişlerde ağrı ortaya çıkar. Çıkışı kapalı ve mukus dolu bir sinüs bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortamdır.</p>
<p><strong>Etkeni:</strong> S. pneumoniae, H. influenzae, M. catarrhalis, nadiren anaeroblar </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Nezle-grip 1 haftadan uzun sürerse, sümük rengi yeşil-sarıya dönerse, başağrısı, artmış geniz salgısına bağlı öksürük eklenirse muhtemel bakteriyel enfeksiyon gelişmiştir. Akut sinüzit, 7-10 gün süreyle sinüslerin iltihaplanmasıdır. Bu iltihaplanma 3 aydan fazla sürerse kronik (müzmin) sinüzit adını alır. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Sinüziti olan biri, bir başkasına sinüziti bulaştırmaz, ancak bahsedilen mikropların tükrük, balgam vb. ile ağız yoluyla bulaşı sonrasında kişinin bağışıklığına göre boğaz iltihabından tutun zatürreye kadar değişik hastalıklara neden olabilir. </p>
<p><strong>Seyri:</strong> Çocukta sarı-yeşil-kahverengi, bazen kanlı burun/geniz akıntısı, öksürük, ateş, başağrısı, yüzde-göz etrafında-alında dolgunluk hissi olabilir. 10 günden fazla zamandır öksürük şikayeti olan bir çocukta sinüzit tanısı mutlaka akla gelmelidir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Çok nadir görülen orbital sellülit (iltihabın göze yayılması ile), frontal kemik ostoemyeliti, menenjit, kavernöz sinüs trombozu </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik bulgulara dayanarak ve endoskopik KBB muayenesi ile konulur. Endoskopik muayeneyi tolere edemeyen çocuklarda gerekirse sinüs grafisi istenebilir. Komplikasyon şüphesinde sinüs tomografisine geçilebilir. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Akut sinüzit tedavisinde antibiyotik, burun yıkama, dekonjestanlar (2 yaştan büyük çocuklarda) kullanılırTedavi süresi minimum 10gün, ideali 14 gün olmalıdır. Kronik sinüzitte bazen kısıtlı minimal sinüs cerrahisi gerekebilmektedir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Genel hjyen önlemleri dışında nezle-grip olan çocuğun burnunu serum fizyolojiklerle günde2-3 kez yıkamak önemlidir. Ancak kuvvetli sümkürtme ya da burnu içeri doğru çekme orta kulak iltihabını davet edecektir. Ayrıca çocukların yanında sigara içilmemelidir, yapılan çalışmalarda sigara dumanına maruz kalan çocukların daha sık hasta olduğu görülmüştür. Allerjik çocukların daha sık sinüzit geçirdikleri saptandığı için, olabildiğince allerjenden soyutlanmış ortamlarda (evde kedi-köpek-kuş-çiçek olmadan, kaplama halılar ortadan kaldırılarak) yaşamaları sağlanmalı, mevsimsel allerjisi olanlarda allerji sezonu başlamadan 7-10 gün önce kortikosteroidli burun spreyleri ve antihistaminiklere başlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-sinuzit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIZIL</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:58:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademciklerde beyazlık]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[deride soyulma]]></category>
		<category><![CDATA[döküntü]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1891</guid>
		<description><![CDATA[  Etkeni: Beta hemolitik streptokok bakterisi  Kuluçka dönemi: 1-7 gün.(ortalama 3 gün)   Süresi: Belirtileri 10 gün kadar sürer.  Bulaş: Çok bulaşıcıdır. Bakteri vücuda boğaz yoluyla girer.  Seyri: Sıklıkla aynı mikrobun yol açtığı boğaz enfeksiyonu ile birliktedir. Çocuklarda her yaşta görülebilir, ancak 3 yaşın üstünde daha sıktır. Yüksek ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Beta hemolitik streptokok bakterisi </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 1-7 gün.(ortalama 3 gün)  </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Çok bulaşıcıdır. Bakteri vücuda boğaz yoluyla girer. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Sıklıkla aynı mikrobun yol açtığı boğaz enfeksiyonu ile birliktedir. Çocuklarda her yaşta görülebilir, ancak 3 yaşın üstünde daha sıktır. Yüksek ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider. </p>
<p>Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 <sup>0</sup>C&#8217;ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer. </p>
<p>Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.</p>
<p>Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır. Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur. Kol ön yüzündeki katlantı bölgesi, bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Akut romatizmal ateş, akut glomerülonefrit </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik olarak konur. Rapid Strep A testi ve boğaz kültürü ile desteklenir. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Kızılın tedavisinde penisilin grubu antibiyotikler kullanılır. Allerjisi olanlarda eritromisin grubu tercih edilebilir. TEDAVİYE 10 GÜN DEVAM EDİLMESİ SON DERECE ÖNEMLİDİR. Antibiyotik tedavisi akut romatizmal ateş tehlikesini önleyebilmektedir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Aşısı yoktur. Hasta çocuğun antibiyotik tedavisine başlandıktan 48 saat sonraya kadar diğer çocuklarla kontak kurmamasına çalışılmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/kizil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EPİGLOTTİT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/epiglottit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/epiglottit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:54:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GIRTLAK VE SES HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[epiglottit]]></category>
		<category><![CDATA[nefes darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ötme]]></category>
		<category><![CDATA[salya akıtma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1887</guid>
		<description><![CDATA[Yutkunma sırasında gırtlağın üst kısmını kapak gibi kapatarak yiyeceklerin soluk yoluna kaçmasını önlemekle görevli epiglotun iltihabıdır. Şiddetli ödem ve kıkırdakta erimeye kadar giden ciddi ve acil tedavisi gereken bir enfeksiyondur. Genellikle 2-8 yaş arası çocuklarda görülür.  Etkeni: Çoğunlukla H. İnfluenza B tipi  Bulaş: Virüs vücuda damlacık yoluyla boğazdan girer.  Seyri: Şiddetli boğaz ağrısı, yüksek ateşle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yutkunma sırasında gırtlağın üst kısmını kapak gibi kapatarak yiyeceklerin soluk yoluna kaçmasını önlemekle görevli epiglotun iltihabıdır. Şiddetli ödem ve kıkırdakta erimeye kadar giden ciddi ve acil tedavisi gereken bir enfeksiyondur. Genellikle 2-8 yaş arası çocuklarda görülür. </p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Çoğunlukla H. İnfluenza B tipi </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Virüs vücuda damlacık yoluyla boğazdan girer. </p>
<p><strong>Seyri:</strong> Şiddetli boğaz ağrısı, yüksek ateşle başlayıp hızla ilerleyerek çocukta genel durumda bozulma, yutma güçlüğü, ötme, nefes darlığı ve boğazında yumru varmış gibi kabalaşmış bir sese neden olur. Çocuk çok hasta, endişeli,boğaz ağrısından çok şikayetçidir, nefes alabilmek için belden yukarısını öne doğru eğip oturup vücudunu kolları ile destekler. Dili hafif dışarıdadır ve tükrüğünü yutamadığı için devamlı salya akıtır. Kruptaki gıcık şeklinde öksürük bunda görülmez. Çocuk 2 yaşından küçükse salyayı yutamamaya bağlı öksürük, ötme, morarma belirgindir.</p>
<p> <strong>Tanı:</strong> Klinik yönden yapılır. Mümkünse boğazda derin endoskopi yapmaktan kaçınılmalıdır, çünkü dile fazla bastırılması, epiglota bağlı enflame sinir uçlarını uyararak nefesin durmasına neden olabilir. Mikrop, olabildiğince epiglotu fazla uyarmadan alınabilirse boğaz kültürü ile ya da kan kültürü ile tespit edilebilir. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Çocuk hemen doktora götürülmeli, hastaneye yatırılarak İV yoldan kuvvetli antibiyotikler verilerek, oksijen desteği verilmelidir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar:</strong> Acil tanı konulup tedavi edilmezse ölümcül olabilir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> H. Influenzaya karşı aşılama yapılarak</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/epiglottit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK İLTİHABI VE FARENJİT</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğim ve biz dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[yutkunma güçlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1882</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarda farenjitlerin ancak %10’u bakterilere bağlıdır. Bunlardan en sık görüleni Beta-hemolitik streptokoklara bağlı tonsillofarenjittir.     STREPTOKOK TONSİLLOFARENJİTİ:  Etkeni: Beta hemolitik streptokok bakterisi  Kuluçka dönemi: 2-5 gün  Süresi : Tedavi ile 2 gün, tedavisiz genellikle 5-7 gün  Seyri: Ateş, boğaz ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kusma gibi belirtilere neden olur. Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Çocuklarda farenjitlerin ancak %10’u bakterilere bağlıdır. Bunlardan en sık görüleni Beta-hemolitik streptokoklara bağlı tonsillofarenjittir. <strong> </strong></p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><strong>STREPTOKOK TONSİLLOFARENJİTİ:</strong></span> </p>
<p><strong>Etkeni: </strong>Beta hemolitik streptokok bakterisi </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi: </strong>2-5 gün </p>
<p><strong>Süresi : </strong>Tedavi ile 2 gün, tedavisiz genellikle 5-7 gün </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Ateş, boğaz ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kusma gibi belirtilere neden olur. Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, tipik olarak kreş ve okul çocuklarının hastalığıdır. Bazen 1-2. gün kızıl döküntüsüne neden olabilir. Boğaz muayenesinde tipik olarak büyümüş kızarık bademcikler ile bademciklerin üzerini kaplayan beyaz bir tabaka (eksüda) görülür.</p>
<p><strong>Bulaş:</strong> İnsandan insana bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır. Antibiyotik alımının 24. ssatinden itibaren bulaştırıcılık ortadan kalkar.</p>
<p><strong>Komplikasyonları: </strong>En önemlisi akut eklem romatizmasıdır. 5-15 yaş grubunda streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3&#8242; tür. Bulguları genellikle enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır. Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. 9 gün içinde tedavi edilmesi bu komplikasyonu önler. Diğer komplikasyonlar bademcik etrafında apse, selülit, akut glomerülonefrit ve kulak iltihabıdır.</p>
<p><strong>Tanı:</strong> Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test <strong>Rapid Strep-A testidir</strong>. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95&#8242; tir.</p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Antibiyotikler (özellikle penisilin grubu). Antibiyotikler genellikle oldukça etkindir, tedavi başladıktan sonra 48-72 saat içinde yanıt alınır. </p>
<p><strong>Taşıyıcılık:</strong> Bu bakterinin en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle <strong>boğaz kültürü</strong> (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle <strong>&#8220;taşıyıcılık&#8221;</strong> (mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır.</p>
<p><strong>Korunma:</strong> Okul ve kreşe giden çocukların %20&#8242;sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.</p>
<p>Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.</p>
<p>Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.</p>
<p>Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.</p>
<p>Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD&#8217;de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/bademcik-iltihabi-ve-farenjit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENİZETİ İLTİHABI (ADENOİDİT)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/genizeti-iltihabi-adenoidit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/genizeti-iltihabi-adenoidit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:42:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı açık uyuma]]></category>
		<category><![CDATA[geceleri öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1876</guid>
		<description><![CDATA[  Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti (adenoid), boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır.    [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti (adenoid), boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. <em> </em> </p>
<p><strong>Şikayet:</strong> Burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, özellikle sabah kalktığında ve gece uykuya daldığında yoğunlaşan gıcık öksürüğü, geniz akıntısına bağlı zaman zaman balgamlı öksürük, ağız kokusudur. Pek ateş yapmaz, sekonder olarak orta kulak iltihabına yol açtıysa ateş başlayabilir. Bu durumun uzun sürmesi ve sık tekrarlaması gelişmede gerilik, ağız ve diş yapısında bozulma ve kulaklarda sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve sıvı birikimine bağlı işitme kaybı ile sonuçlanabilmektedir.   </p>
<p><strong>Tedavi: </strong>Geniz eti iltihaplanmasının yol açtığı öksürük, kulakta sıvı birikimi ve kulak  enfeksiyonları için öncelikle tıbbi tedavi (burnun serum fizyolojikle düzenli olarak yıkanması, gerekirse antibiyotik kullanımı) uygulanmaktadır. Ancak birkaç kez tekrarlanmasına rağmen kulaktaki sıvının gerilememesi, ağzı açık uyuma-horlama şikayetlerinin devam etmesi geniz etinin alınmasını  gerektirebilir. Geniz eti ameliyatı, çok düşük risklere sahip, çabuk iyileşme sağlayan basit ameliyatlardan biridir. Yarık damaklı olan veya yarık damak ameliyatı olup damağı tamir edilen hastalarla gizli yarık damağı (submuköz yarık damak) olan kişilere geniz eti ameliyatı yapılmaz.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/genizeti-iltihabi-adenoidit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NEZLE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/nezle/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/nezle/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:40:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırık]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1871</guid>
		<description><![CDATA[  Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Etkeni: Rhinovirüs, coronavirüs Kuluçka dönemi: 2-7 gün Süresi: Burun akıntısı geçene kadar, genellikle 1 hafta Bulaş: Bu virüsler vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p lang="tr-TR">Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır.</p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Rhinovirüs, coronavirüs</p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 2-7 gün</p>
<p><strong>Süresi:</strong> Burun akıntısı geçene kadar, genellikle 1 hafta</p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Bu virüsler vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler.</p>
<p><strong>Seyri: </strong>En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Ateş çoğu kez gözükmez, ancak ikincil bir bakteri enfeksiyonu olursa açığa çıkar. Burun akıntısı birkaç gün sonra epitel hücreler atıldığı için biraz koyulaşır, yeşilimsi bir kıvam kazanır. Bu illaki bakteriyel bir enfeksiyon ilave olduğu anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Komplikasyonlar:</strong> Orta kulak iltihabı, sinüzit vb. (sekonder bakteriyel enfeksiyona bağlı)</p>
<p><strong>Tanı:</strong> Anamnez ve muayene ile konulur, özel bir tetkike gerek yoktur.</p>
<p><strong>Tedavi: </strong>Antibiyotiklerin yeri yoktur. Soğuk algınlığı ilaçlarının çocuklardaki etkinliği kanıtlanmadığı gibi güvenlik verileri de, özellikle 2 yaş altında yeterli değildir. Özellikle burnun erken dönemde tuzlu su solüsyonlarıyla temizlenip açılması önemlidir. Nem-buhar makineleri çocuğu rahatlatmaya yardımcıdır. Bol sıvı, bal (1 yaş üstü), zencefil, kekik, taze sıkılmış meyve suları gibi doğal ürünler daha hızlı iyileşmeye yardımcı olabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Eğer 14 gün içinde hastalık geçmiyor ya da sonradan ateş ortaya çıkmışsa sekonder bir bakteri enfeksiyonu düşünülerek doktorunuz tarafından antibiyotik başlanabilir.</p>
<p><strong>Korunma:</strong>Çocuğa el yıkama alışkanlığının kazandırılması ve çocukların ortak kullandıkları eşyaların sık olarak dezenfekte edilmesi önemlidir. Erken dönemde burnun serum fizyolojiklerle temizlenip açık tutulması da kulak enfeksiyonu gibi ikincil komplikasyonları önleyebilir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/nezle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ORTA KULAK İLTİHABI (OTİTİS MEDİA)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/orta-kulak-iltihabi-otitis-media/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/orta-kulak-iltihabi-otitis-media/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:34:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[Otitis media]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1865</guid>
		<description><![CDATA[  Orta kulak iltihabı çocuklarda en sık doktora başvurma nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar. Etkeni: Pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu etkeni virüs ile Pnömokok, H. influenza, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<div id="attachment_1868" class="wp-caption alignleft" style="width: 213px"><img class="size-medium wp-image-1868" title="orta kulak iltihabı-seciltotan" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/orta-kulak-iltihabı-seciltotan-290x300.jpg" alt="Fotoğraf tarafıma ait olup izinsiz kullanılamaz. " width="203" height="210" /><p class="wp-caption-text">Fotoğraf tarafıma ait olup izinsiz kullanılamaz. </p></div>
<p>Orta kulak iltihabı çocuklarda en sık doktora başvurma nedenlerinden biridir. Genellikle küçük çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkinleri de etkileyebilmektedir. 6 yaş altı tüm çocuklar 1 ya da 2 kez orta kulak iltihabı geçirir. Sıklıkla kışın ve ilkbaharın ilk aylarında karşımıza çıkar.</p>
<p><strong>Etkeni:</strong> Pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu etkeni virüs ile Pnömokok, H. influenza, Moraxella cataralis gibi bakteriler. Grip ve RSV sonrası sıklıkla ikincil bakteriye bağlı kulak enfeksiyonu görülür.</p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> Viral etkenlerde genellikle 3-7 gündür. Bakteriler virüslerin üzerine ilave oldukları için tam bir kuluçka döneminden söz edilemez.</p>
<p><strong>Süresi:</strong> Genellikle 10 gün sürer.</p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Orta kulak iltihabı tek başına bulaşıcı değildir, buna yol açan nezle-grip virüsü burun salgıları yoluyla hapşırmakla, enfekte ellerle temas etmekle bulaşır. Bunların bulaştığı kişide eğer bağışıklık yetersizse, geniz eti, deviasyon gibi burun tıkanıklığına yol açan anatomik bir sorunu var ise, nezle-grip iken uçak yolculuğu yapmış ise östaki tüpünün (orta kulakla burun  arasında genizde yer alan ince bir kanal) enfeksiyona bağlı olarak şişip kapanması nedeniyle orta kulak iyi havalanamaz ve bu kişi de dolaylı olarak orta kulak iltihabı yaşayabilir. </p>
<p><strong>Seyri: </strong>Şiddetli kulak ağrısı, ateş, bebekse huzursuzluk ve devamlı ağlama, kulakta tıkanıklık, işitmede azalma, bazen bulantı, kusma ile gider.</p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Kulak zarı şişmiş olduğu için ve arkasında hareket etmesini önleyen yoğun bir sıvı olduğu için bazen bu baskıya ve enflamasyona dayanamayıp bir yerinden delinip akmaya başlayabilir. Bu durumda çocuğun ağrısı geçer, ateşi düşer ancak bu sefer de orta kulak dışarısıyla temasa geçer ve müzmin orta kulak iltihabına dönüşebilir. Bu nedenle herhangi bir kulak akıntısı olduğunda bir uzmana başvurulması gerekir. Ayrıca tedavi edilmediğinde, özellikle bebeklerde kafada bazı önemli yapılara yayılabilir. Bu nedenden dolayı bebeğinizde huzursuzluk, devamlı o kulağını çekiştirme, kusma, ateş varsa, kulak arkasında şişlik ve kızarıklık ortaya çıkmışsa (mastoidit!) hemen bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gerekir. Bazen kulak enfeksiyonu sonrası orta kulakta sıvı birikebilir. Bu duruma &#8220;seröz otit&#8221; adı verilir ve doktorunuz tarafından sık kontrollerle takip edilmesini gerektiren bir durumdur. Bu sıvı çoğu çocukta 3-6 haftada kendiliğinden kaybolmaktadır. En az 3 aylık takip sonrasında kulaktaki sıvının kaybolmadığı durumlarda, kulağa tüp takılması (ventilasyon tüpü) gerekebilmektedir.</p>
<p><strong>Tanı:</strong> Çocuk Hastalıkları Uzmanı veya Kulak Burun Boğaz Uzmanı tarafından kulak zarı ve orta kulağın muayenesi ile konulur.</p>
<p><strong>Tedavi: </strong>Son yıllarda dünyanın pek çok yerinde 2 yaşın üstünde ve hasta görünmeyen çocuklarda, etken çoğunlukla virüsler olduğu için, 2 gün antibiyotiksiz bekleme seçeneği kabul görmüştür. Çocuk günaşırı kontrol edilerek, 48-72 saatte düzelme olmazsa antibiyotiğe geçilmektedir. 2 yaşın altında ya da kulak ağrısı-ateşi olan çocuklarda ise ilk aşamada antibiyotikler seçilmelidir. Uygun bir antibiyotik seçimi ve gerekli sürede (en az 7 gün, ideali 10 gün)  kullanımı ile orta kulak iltihabı tedavi edilebilir. Beraberinde var olan patolojiye göre ateş düşürücü-ağrı kesici, 2 yaş üstünde gerekirse dekonjestan, antihistaminik (alerji ilacı) ilaçlar, burun damlaları verilebilir. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Grip aşısı, pnömokok aşısı ve karma aşılar önemli koruma sağlar. Nezle-grip olan çocuğun burnunu serum fizyolojiklerle günde2-3 kez yıkamak önemlidir. Ancak kuvvetli sümkürtme ya da burnu içeri doğru çekme orta kulak iltihabını davet edecektir. Olabildiğince çocuk hastayken uçak yolculuğu yapılmamalı, el temizliği ve hjyene özen gösterilmeli, hasta çocuklarla bir araya getirilmemeli, vücut direncini yüksek tutmak için dengeli beslenme, yeterli uyku ve dinlenme sağlanmalıdır. </p>
<p>Bebek ve çocuklarda östaki tüpünün erişkinlere göre kısa ve geniş olması, genize kaçması durumunda mikropların ve yutulan sıvıların rahatça burundan orta kulağa geçmesine yol açar. Özellikle bebeklerin biberonla beslenmesi sırasında ve sonrasında bu konuya çok dikkat edilmesi gerekir. Bebek düz yatırılarak ya da yatağında beslenmemeli, beslenme sonrası 1-2 saat yatırılmamalı, yatağın başı yükseltilerek yatırılmalıdır.</p>
<p>Nezle-grip-orta kulak iltihabı olan çocukların tam iyileşene kadar kreşe/okula gönderilmemesi gerekir.</p>
<p>Ayrıca çocukların yanında sigara içilmemelidir (çocuk odasındayken salonda içiyoruz, sonra havalandırıyoruz gibi açıklamalar yetersizdir, çünkü sigaranın irritan partikülleri oda içindeki eşyalara sinmekte ve ne kadar havalandırılırsa havalandırılsın çocuğu etkilemektedir!!!), yapılan çalışmalarda sigara dumanına maruz kalan çocukların daha sık hasta olduğu görülmüştür.  </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/orta-kulak-iltihabi-otitis-media/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KRUP (AKUT VİRAL LARENJİT)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/krup-akut-viral-larenjit/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/krup-akut-viral-larenjit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:25:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[krup]]></category>
		<category><![CDATA[larenjit]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[ötme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1859</guid>
		<description><![CDATA[Etkeni: Parainfluenza tip 1 (en sık), parainfluenza tip 2, İnfluenza A ve B, RSV, adenovirüs. Bir bakteri olan mycoplasma pneumoniae ise genellikle 5-6 yaş üstünde krupa yol açar.  Kuluçka dönemi: 1-3 gün  Süresi: 5-7 gün  Bulaş: Öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla burun-boğazdan girerek veya virüslerin 2 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla  Seyri: 6 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Etkeni:</strong> Parainfluenza tip 1 (en sık), parainfluenza tip 2, İnfluenza A ve B, RSV, adenovirüs. Bir bakteri olan mycoplasma pneumoniae ise genellikle 5-6 yaş üstünde krupa yol açar. </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 1-3 gün </p>
<p><strong>Süresi:</strong> 5-7 gün </p>
<p><strong>Bulaş: </strong>Öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla<strong> </strong>burun-boğazdan girerek veya virüslerin 2 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla </p>
<p><strong>Seyri:</strong> 6 ay-3 yaş arası sıktır. Üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularıyla (sulu burun akıntısı, hafif öksürük, hafif ateş, boğaz ağrısı) başlayıp zamanla çocukta ses kısıklığı, ötme, köpek havlaması gibi arka arkaya gelen öksürüklerle devam eder. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Enfeksiyonun alt solunum yollarına yayılmasına bağlı bronşit, bronşiolit ve zatürre görülebilir. Sekonder bakteriyel enfeksiyona bağlı (H. influenza tip B, Stafilokok, A grubu streptokok) olarak gelişen akut bakteriyel krupta çocuk belirgin hastadır, yüksek ateş, koyu sarı-yeşil balgam çıkarma, hızla ilerleyen solunum yetmezliği ortaya çıkar. Acil antibiyotik tedavisi gerektirir. </p>
<p><strong>Tanı: </strong>Özel bir tetkik yoktur, tanı anamnez ve muayene ile konulur. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Soğuk buhar uygulaması, gerekirse kortikosteroid, komplike ise antibiyotikler</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/krup-akut-viral-larenjit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KABAKULAK</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/kabakulak/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/kabakulak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:21:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda beze]]></category>
		<category><![CDATA[çenede şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[kabakulak]]></category>
		<category><![CDATA[yanakta şişlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1852</guid>
		<description><![CDATA[Etkeni: Rubulavirüs  Kuluçka dönemi: 16-18 gündür, 25. güne kadar uzayabilir.  Süresi: Belirtileri 10 gün kadar sürer.  Bulaş: Hasta ile yakın temasla, özellikle solunum yoluyla, öpmeyle, ortak bardak- çatal-kaşık-pipet kullanımı ile bulaşır. Bulaşıcı dönem, şişliğin ortaya çıkmasından 1 gün başlar, 9 gün sonrasına kadar sürer. Hasta ile temastan 2-3 hafta sonra, mikrobu alan diğer kişide de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Etkeni:</strong> Rubulavirüs </p>
<p><strong>Kuluçka dönemi:</strong> 16-18 gündür, 25. güne kadar uzayabilir. </p>
<p><strong>Süresi:</strong> Belirtileri 10 gün kadar sürer. </p>
<p><strong>Bulaş:</strong> Hasta ile yakın temasla, özellikle solunum yoluyla, öpmeyle, ortak bardak- çatal-kaşık-pipet kullanımı ile bulaşır. Bulaşıcı dönem, şişliğin ortaya çıkmasından 1 gün başlar, 9 gün sonrasına kadar sürer. Hasta ile temastan 2-3 hafta sonra, mikrobu alan diğer kişide de belirtiler başlar. Aşılı çocuklarda da hastalık oldukça hafif seyredebilir. </p>
<p><strong>Seyri:</strong> Genellikle 38,5- 39 <sup>o</sup>C ateş, iştahsızlık, halsizlik ile başlar. Ardından tükürük bezinin şişmesiyle yanakta tek veya iki taraflı dolgun bir görünüm ortaya çıkar. Çocuk çene hareketlerinde ağrıdan, yutma güçlüğünden, ağız kuruluğundan yakınır. Bazen başağrısı, karın ağrısı, kusma eklenebilir. Mikrobu almış kişilerin 1/3&#8242; ü ise herhangi bir belirti olmadan hastalığı gizlice geçirip bağışıklık kazanabilir. </p>
<p><strong>Komplikasyonlar: </strong>Nadiren menenjit, orşit (testislerde iltihap) pankreatit </p>
<p><strong>Tanı:</strong> Klinik ve muayene ile konulur. </p>
<p><strong>Tedavi:</strong> Gerekirse ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Yumuşak, kolay çiğnenen, asitli olmayan gıdalar tercih edilmeli ve beslenme sonrası ağız içi güzelce çalkalanmalıdır. Bol sıvı tüketilmelidir. Eğer şiddetli başağrısı, yüksek ateş, kesilmeyen kusma atakları, uyku hali, testislerde ağrı varsa hemen doktorunuza başvurmalısınız. </p>
<p><strong>Korunma:</strong> Hasta olan okul çocuğunun 10 gün süreyle evde izole edilmesi, sık el yıkamaya önem verilmesi gereklidir. </p>
<p>Kabakulak aşısı MMR (kızamık kızamıkçık kabakulak ) aşısı şeklinde karma aşının içinde yapılmaktadır. İlk dozu 12-15. ay, ikinci dozu ise 4-6 yaş arası yapılır. Enfeksiyon başladıktan sonra etkili değildir, ancak henüz çocuk mikropla enfekte olmamışsa korumada etkili olabilir. Çevrede ya da okullarda kabakulak vakaları görüldüğünde aşılandırmanın hızlandırılması ve 4 yaş üstü tüm çocukların iki doz aşı olduklarından emin olunması gerekir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/kabakulak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA ÖKSÜRÜK, NEFES DARLIĞI-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-oksuruk-nefes-darligi-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-oksuruk-nefes-darligi-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:57:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[bronşiolit]]></category>
		<category><![CDATA[bronşit]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[krup]]></category>
		<category><![CDATA[nefes darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1947</guid>
		<description><![CDATA[  Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.   &#8220;Çocukta öksürük-nefes darlığı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.  çocukta öksürük-nefes darlığı çizelgesi *Yazının tüm hakları Op. Dr. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön</strong></span><span style="color: #ff0000;"><strong> tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </strong> </span></p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta öksürük-nefes darlığı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tı<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/boğaz-ağrısı-cocuk.jpg"></a>klayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/öksürük-dispne-chartforweb.pdf">çocukta öksürük-nefes darlığı çizelgesi</a></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">* Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-oksuruk-nefes-darligi-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA KULAK AĞRISI-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-kulak-agrisi-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-kulak-agrisi-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:53:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[çene ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1941</guid>
		<description><![CDATA[Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.   &#8220;Çocukta kulak ağrısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.  çocukta kulak ağrısı-çizelge *Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </strong> </span><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/burun-akintisi-cocuk.jpg"></a></p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta kulak ağrısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/burun-akintisi-chartforweb.pdf"></a></p>
<p lang="tr-TR"><strong> <a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/kulak-ağrısı-chartforweb.pdf">çocukta kulak ağrısı-çizelge</a></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<div id="attachment_1868" class="wp-caption alignright" style="width: 184px"><img class="size-medium wp-image-1868" title="orta kulak iltihabı-seciltotan" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/orta-kulak-iltihabı-seciltotan-290x300.jpg" alt="" width="174" height="180" /><p class="wp-caption-text">Fotoğrafın tüm hakkı Op. Dr. Seçil Totan&#39;a ait olup, kopyalanamaz. </p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-kulak-agrisi-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA BURUN AKINTISI-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-burun-akintisi-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-burun-akintisi-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:49:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[adenoidit]]></category>
		<category><![CDATA[allerjik rinit]]></category>
		<category><![CDATA[burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1931</guid>
		<description><![CDATA[  Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.      &#8220;Çocukta burun akıntısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız. çocukta burun akıntısı-çizelge   *Yazının tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #ff0000;"><strong></strong></span></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong> </p>
<p lang="tr-TR">Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </p>
<p> </p>
<p></strong></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta burun akıntısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/burun-akintisi-chartforweb.pdf">çocukta burun akıntısı-çizelge</a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/burun-akintisi-chartforweb.pdf"></a></p>
<p lang="tr-TR"><strong> </strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">* Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-burun-akintisi-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA BOĞAZ AĞRISI-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-bogaz-agrisi-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-bogaz-agrisi-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:45:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[mono]]></category>
		<category><![CDATA[öpücük hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1921</guid>
		<description><![CDATA[  Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.      &#8220;Çocukta boğaz ağrısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.   boğaz agrisi-çizelge *Yazının tüm hakları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #ff0000;"><strong></strong></span></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong> </p>
<p lang="tr-TR">Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </p>
<p> </p>
<p></strong></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta boğaz ağrısı-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/boğaz-agrisi-chartforweb.pdf">boğaz agrisi-çizelge</a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/boğaz-agrisi-chartforweb.pdf"></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">* Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-bogaz-agrisi-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA ATEŞ-SEMPTOMDAN TEŞHİSE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-ates-semptomdan-teshise/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-ates-semptomdan-teshise/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:34:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇOCUKTA SEMPTOMDAN TEŞHİSE ÇİZELGELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bronşiolit]]></category>
		<category><![CDATA[bronşit]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[epiglottit]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[kızamıkçık]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[krup]]></category>
		<category><![CDATA[mono]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[öpücük hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[suçiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1911</guid>
		<description><![CDATA[  Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız.      &#8220;Çocukta ateş-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız. çocukta ateş çizelgesi ATEŞ HAKKINDA GENEL BİLGİLER: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="color: #ff0000;"><strong></strong></span></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong> </p>
<p lang="tr-TR">Bu semptomdan teşhise yazılarında, ilgili semptoma ait muhtemel ön tanılara yönergelerle ulaşmanızı sağlayacağım. Ancak, bu<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;"> çizelgeler, sadece ailelere bir ön fikir verici, yön göstericidir. Asla çocuğunuzu takip eden doktorunuza danışmadan herhangi bir tedavi (özellikle antibiyotik) başlamayınız. </span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
<p></strong></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><strong>&#8220;Çocukta ateş-semptomdan teşhise&#8221; çizelgesine ulaşmak için lütfen alttaki linki tıklayınız.</strong></p>
<p lang="tr-TR"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/08/ateş-chartforweb.pdf">çocukta ateş çizelgesi</a></p>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="text-decoration: underline;">ATEŞ HAKKINDA GENEL BİLGİLER:</span></strong></p>
<p lang="tr-TR">Çocuklarda ateş konusunda tek bir normal değer vermek doğru değildir, genellikle yaş gruplarına özel aralıklar koymak daha doğrudur. Vücut ısısı çocuktan çocuğa da değişir. Bazı çocuğun normal vücut ısısı 36<sup> o</sup>C, bazısının 37<sup> o</sup>C’dir. Günün değişik saatlerinde de vücut ısısı değişir. Sabah vücut ısısı daha düşük, akşamüstü daha yüksektir.</p>
<p>Ateş dediğimiz bulgu, çocuklarda makattan ölçülen vücut ısısının 38<sup>o</sup>C’nin üstüne çıkmasıdır. Koltuk altından ölçülen ateş, dil altından alınan ateşten ortalama 0,3-0,6<sup> o</sup>C düşük, dil altından ölçülen ateş ise rektal (makattan ölçülen) ateşten 0,3-0,6 <sup>o</sup>C düşüktür. Rektal ısı, kulaktan ölçülen ısı ile yaklaşık olarak eşittir. Bir örnek verirsek, rektal ısı 38,6 <sup>o</sup>C ise, kulaktan alınan ısı 38,6<sup>o</sup>C, dil altı ısısı 38<sup> o</sup>C, koltukaltı ısısı ise 37,4<sup> o</sup>C çıkacaktır.</p>
<p lang="tr-TR">Bebek ve çocuklarda kulağı kepçesinden tutup hafifçe arkaya çekerek ateşi ölçmeniz gerekir, ayrıca çocukta kulak ağrısı varsa diğer ateş ölçüm metodlarını tercih etmeniz önerilir, çünkü orta kulak iltihabı varlığında ateş daha yüksek ölçülebilir. Bir diğer nokta civa içeren termometrelerin kullanılmasının ABD ve pek çok ülkede yasaklanmış olmasıdır, bu nedenle dil altı, koltukaltı ve rektal ateşi dijital termometrelerle ölçmeyi tercih ediniz ve en az 3 dakika yerinden hareket ettirmeden tutunuz.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>VÜCUT SICAKLIĞINI ÖLÇMEDE YAŞLARA GÖRE ÖNERİLEN VÜCUT BÖLGELERİ </strong> </p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="7" width="463" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="139"></col>
<col span="1" width="140"></col>
<col span="1" width="141"></col>
</colgroup>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="139">
<p lang="tr-TR"><strong>YAŞ GRUBU </strong></p>
</td>
<td width="140">
<p lang="tr-TR"><strong>1.SEÇENEK </strong></p>
</td>
<td width="141">
<p lang="tr-TR"><strong>2.SEÇENEK </strong></p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="139">
<p lang="tr-TR"><strong>Yenidoğan-6 yaş  </strong></p>
</td>
<td width="140">
<p lang="tr-TR"><strong>Koltuk Altı </strong></p>
</td>
<td width="141">
<p lang="tr-TR"><strong>Rektal </strong></p>
</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="139">
<p lang="tr-TR"><strong>6 yaş üzeri </strong></p>
</td>
<td width="140">
<p lang="tr-TR"><strong>Koltuk Altı </strong></p>
</td>
<td width="141">
<p lang="tr-TR"><strong>Kulaktan, Dil altından</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p lang="tr-TR"> <strong>ATEŞİN YOL AÇTIĞI BULGULAR </strong></p>
<p lang="tr-TR">Çocuklar ateşlenince genellikle kalp ve solunum hızları artar. Yanakları kızarır, daha fazla terlerler. Sıvı ihtiyaçları artar. Bazı çocuklar ateşleri olmasına rağmen kendilerini iyi hissederler, ancak enfeksiyon bulgularına sahip olabilirler.</p>
<p><strong>HAFİF ATEŞTE NE YAPMALI? </strong></p>
<p>6 aydan büyük çocuklar eğer koltukaltı ateşi 38.5 <sup>o</sup>C’nin altında ve kendilerini iyi hissediyorlarsa tedavi etmeye gerek yoktur.</p>
<p lang="tr-TR">Evin çok sıcak olmaması gerekir.</p>
<p lang="tr-TR">Çocuk ince giydirilmelidir.</p>
<p lang="tr-TR">Bol sıvı verilmeli ve çocuk çok fazla hareket etmemelidir.</p>
<p><strong>DOKTORUNUZU HEMEN ARAMAYI GEREKTİRECEK DURUMLAR </strong></p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR">Çocuğunuz yüksek ateşli ve çok halsizse</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Şiddetli başağrısı, boyun tutulması varsa</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Boğaz ya da kulak ağrısı varsa</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">6 aydan küçükse</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Bağışıklığını etkileyecek bir durum varsa</p>
</li>
<li>Ateş 39 <sup>o</sup>C ve üstünde, ilaçla düşmüyorsa</li>
</ul>
<p><strong>ATEŞ DÜŞÜRÜCÜLER </strong></p>
<p>Eğer çocuğunuzun ateşi yüksekse (38,5 <sup>o</sup>C’nin üstü) ya da belirgin hasta görünüyorsa ateş düşürücüler kullanılabilir. Sık kullanılan ateş düşürücüler asetaminofen (parasetamol) ve ibuprofendir. İbufen 6 aydan küçük çocuklara verilmez. ASPİRİN ÇOCUKLARDA KULLANILMAZ ÇÜNKÜ VİRAL BİR HASTALIĞIN VARLIĞINDA REYE SENDROMU DEDİĞİMİZ KARACİĞER HASTALIĞINA NEDEN OLABİLİR. Bebeklerde ve ağızdan ilaç alamayacak durumdaki çocuklarda fitil kullanılabilir.</p>
<p><strong>SOĞUK KOMPRES HANGİ DURUMLARDA GEREKLİDİR?</strong></p>
<ul>
<li>Ateş 40 <sup>o</sup>C’nin üstündeyse</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Çocuk ağızdan ilaç alamıyorsa</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Geçmişte ateşli havale geçirdiyse, uygulanmalıdır.</p>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR">Kompres ılık suyla yapılmalıdır. Sirke, kolonya ya da aspirin kullanılmamalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Eğer çocuğunuz soğuk komprese itiraz ediyorsa ılık suyla banyo yaptırabilirsiniz. Banyoda 5-10 dakika geçirmesi bile çocuğun ateşini düşürmede etkilidir.</p>
<p><strong>ATEŞLİ HAVALE </strong></p>
<p lang="tr-TR">Genellikle 5 yaşından küçük çocuklarda olur. Nedeni çocuğun sinir sisteminin tam gelişmemiş olmasıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Ateşli havaleler telaş ve korkuya neden olurlar, ancak aslında sara hastalığıyla karşılaştırılırsa zararsızlardır.</p>
<p lang="tr-TR">Genetik bir yatkınlık vardır. Ailede birinde ateşli havale öyküsü varsa, çocuğun ateşli havale geçirme olasılığı daha yüksektir.</p>
<p lang="tr-TR">Bir defa ateşli havale geçiren çocukta bir başka ateşte havale geçirme olasılığı daha yüksektir.</p>
<p lang="tr-TR">Çocuk ateşli havale geçiriyorsa, mutlaka yatağa ya da yere yatırılmalı, sert ya da keskin objelerden uzakta olduğundan emin olunmalıdır. Başı yana çevrilmelidir ki tükürük ya da kusmuk ağzından çıkabilsin.</p>
<p lang="tr-TR">Ağzına hiçbir şey sokulmamalı ve acilen doktora ulaşılmalıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz. </span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">* Katkıları için Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu&#8217;ya teşekkürlerimi sunarım.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/cocukta-ates-semptomdan-teshise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EFFECTS OF MOBILE PHONE USAGE ON EAR AND BRAIN</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/effects-of-mobile-phone-usage-on-ear-and-brain/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/effects-of-mobile-phone-usage-on-ear-and-brain/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 07:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[cell phone]]></category>
		<category><![CDATA[effect on brain]]></category>
		<category><![CDATA[effect on ear]]></category>
		<category><![CDATA[radiofrequency]]></category>
		<category><![CDATA[SAR limit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1820</guid>
		<description><![CDATA[  Mobile phones, are now an integral part of modern telecommunications because they allow people to maintain continuous communication without hampering freedom of movement. The widespread use of mobile telephones has given rise to concern about the potential influences of electromagnetic fields (EMFs) on human health. Mobile phones emit a pulsed high-frequency electromagnetic (EM) field [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Mobile phones, are now an integral part of modern telecommunications because they allow people to maintain continuous communication without hampering freedom of movement.</p>
<p>The widespread use of mobile telephones has given rise to concern about the potential influences of electromagnetic fields (EMFs) on human health. Mobile phones emit a pulsed high-frequency electromagnetic (EM) field that may have adverse effects. They transmit and receive microwave radiation at frequencies mainly ranged between 800 and 2000 MHz, which excites rotation of water molecules and some organic molecules, but is non-ionising and so would not be expected to damage DNA. This microwave radiation has been reported to have thermal and non-thermal effects in humans.</p>
<p>Hertz is a unit of frequency (of change in state or cycle in a sound wave, alternating current, or other cyclical waveform) of one cycle per second. For example, in the United States, common house electrical supply is at 60 hertz (meaning the current changes direction 60 cycles per second). Kilohertz (kHz) is 1000 times, Mega Hz (MHz) is 1 milion times, Giga Hz (GHz) is 1 billion times of hertz.</p>
<p>Mobile phone networks operate in one of three bands; 900 MHz, 1800 MHz and 2.2 GHz, using two different technologies, Global System for Mobile Communications (GSM) and Universal Mobile Telecommunication System (UMTS). GSM is the commonest international operating standard for the second generation of digital cellular mobile communications. It enables mobile phones to be used across national boundaries. In the UK this technology operates in the 900 MHz and 1800 MHz frequency bands. UMTS is the next generation (third generation ‘3G’) of mobile phone technology, which is every other day having a widespread usage of video phones and access to multimedia information.</p>
<p>After a press release on 9/12/2007, all of people&#8217;s minds were confused about the safety of these devices. According to research presented at the American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery Foundation&#8217;s Annual Meeting &amp; OTO EXPO in Washington, DC, 100 people who had used mobile phones for over a year suffered increases in the degree of hearing loss over the span of 12 months. Furthermore, the study also discovered that people who used their phones for more than 60 minutes a day had a worse hearing threshold than those with less use. The authors warn users of cell phones to look out for ear symptoms such as ear warmth, ear fullness, and ringing in the ears (tinnitus) as early warning signs that you may have an auditory abnormality. They also suggest the use of earphones, which they found to be safer than holding a mobile phone up to the ears.</p>
<p> So, this article would be about a review of recent researches about the effect of cell phone on the ear and brain.</p>
<p><strong>WHAT IS RADIOFREQUENCY? </strong></p>
<p>Telecom systems &#8211; radio, television, wireless telephones, mobile phones, pagers, radars and satellites &#8211; emit invisible electromagnetic radiation or radiofrequency (RF). The radiation spectrum includes microwaves (frequencies between 300 MHz and 300 GHZ) and reaches close to infrared radiation. RF is also used daily in microwave ovens and diathermy medical devices (thermoablation); the latter are used in treating cardiac arrhythmias, snoring and sleep apnea, tumors and other conditions.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Biological effects of radiofrequency/microwaves:</strong></span></p>
<p>RF is a non-ionizing radiation, as opposed to X-rays and gama radiation; it does not, therefore, have enough energy to destabilize electrons or break chemical bonds in DNA.</p>
<p>The effect of RF on living organisms may be didactically divided into the following: </p>
<p>1)<strong> Thermal effects:</strong> These are the best known effects. They result from water molecule polarization as electromagnetic waves course through tissues and produce heat (temperature variation over 1<sup>o</sup>C). This is the principle behind microwave ovens and medical diathermy devices.Devices that generate RF between 350 and 500 kHz or microwaves over 2 GHz are used for thermoablation surgery. Tissue temperatures reach 50-100oC, resulting in local necrosis and coagulation. Temperatures over 100<sup>o</sup>C vaporize and carbonize tissues. </p>
<p>The power of radio and television transmitters may reach many kilowatts; mobile phone base stations may reach over 100 W. On the other hand, the power of mobile phone handsets and cordless phone base units is very low, respectively around 0.01-2 W and 0.09W. For this reason mobile phones do not cause thermal effects on a user’s organisms. It has been calculated that the temperature in the head increases by not more than 0.11<sup>o</sup>C while using a mobile phone, although a feeling of warmth may be felt in the ear during a telephone call.</p>
<p> 2) <strong>Non-thermal effects</strong>: These take place with no temperature change in biological tissues. These effects have not yet been fully clarified, and are the reason for many debates among scientists.</p>
<p>These effects include electrical force induction and possibly an increase in heat shock protein synthesis in cells. Continuous heat shock protein synthesis, however, may be involved in oncogenesis (cancer formation. No study thus far has demonstrated that exposure to RF without thermal effects produces genetic mutations or chromosomal aberrations in mammal cells, which suggests that RF can not initiate tumors. </p>
<p><strong>The International Commission on Non-Ionizing Radiation Protection (ICNIRP)</strong> formulates and publishes exposure limit guidelines for EMF radiation, based on critical review of the published biological effects and health risks. In the frequency range 10 MHz to 10 GHz, which encompasses mobile phone related EM radiation, near-field models of energy absorption become important. Local (that is anatomical regional) energy absorption can be high and energy density reported as specific absorption rate in units of watts/kilograms (SAR) is the recommended dosiometric measure. Radiowaves transmitted by the most commonly used mobile cellular phones in the UK are within SAR limits set by the ICNIRP, because all makes of modern GSM (Global System for Mobile Communications) mobile phones, emit EMF radiation that results in less than 1 W/kg radiation in the head. Individual national governmental agencies set SAR guidelines, which indicate to the public safe levels of electromagnetic exposure related to electrical appliances.</p>
<p>The National Radiological Protection Board in the United Kingdom guideline recommends a limit of 10 W/kg in the head which is five times the ICNIRP limit. To learn about any cell phone SAR limit you can visit the web site of The Federal Communications Commission (FCC) of USA (<a href="http://www.fcc.gov/cgb/sar/">http://www.fcc.gov/cgb/sar/</a>). For example, did you ever read the safety information in the manual given with your cell phone? &#8220;The &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. device might not come with a holster (body-worn accessory). If you wear the &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. device on your body, always put the &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. device in a &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.device holster equipped with an integrated belt clip supplied or approved by Research In Motion. If you do not use a holster equipped with an integrated belt clip supplied or approved by RIM when you carry the &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. device, keep the&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;device at least 0.98 in. (25 mm) from your body when the &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.device is transmitting.&#8221; Will you still carry it in your pocket over your heart?</p>
<p><strong>WHAT IS THE EFFECT OF CELL PHONE ON HUMAN BODY? </strong></p>
<p>A number of case-control studies have investigated the relation between mobile phone use and CNS tumors. They are as follows:</p>
<p>Muscat et al. (2000) 17469 cases, 422 controls, Result: No increased risk</p>
<p>Inskip et al. (2001) 18782 cases: 96 acoustic neuromas, 799 controls, Result: No increased risk</p>
<p>Muscat et al. (2002) 1990 acoustic neuromas, 86 controls, Result: No increased risk</p>
<p>Hardell et al. (2003) 201429 cases,1470 controls, use&gt;5 years, Result: Increased risk when using analog handsets, and when using digital handsets for over 5 years</p>
<p>Christensen et al. (2004) 21106 acoustic neuromas, 212 controls, Result: No increased risk</p>
<p>Lönn et al. (2004) 7148 acoustic neuromas, 604 controls, Result: Increased risk when using analog</p>
<p>handsets for 10 years or more.</p>
<p>Hardell et al. (2005) 23413 cases: 84 acoustic neuromas, 692 controls, Result: Increased risk when using analog.</p>
<p>The International Agency for Research on Cancer (IARC) coordinated a feasibility study in 1998 and 1999, which concluded that an international study of the relationship between mobile phone use and brain tumour risk would be feasible and informative. Interphone was therefore initiated in 2000 as an international set of case-control studies in 13 countries around the world focusing on four types of tumours in tissues that most absorb RF energy emitted by mobile phones: tumours of</p>
<p>the brain (glioma and meningioma), of the acoustic nerve (schwannoma), and of the parotid gland. The objective was to determine whether mobile phone use increases the risk of these tumours. Interphone is the largest case control study of mobile phone use and brain tumours yet and includes the largest numbers of users with at least 10 years of exposure.</p>
<p>The Interphone Study Group concluded with the following key message:</p>
<p>A reduced odds ratio (OR) for glioma and meningioma related to ever having been a regular mobile phone user possibly reflects participation bias or other methodological limitations. No elevated OR for glioma or meningioma was observed ≥10 years after first phone use. There were suggestions of an increased risk of glioma, and much less so meningioma, in the highest decile of cumulative call time, in subjects who reported usual phone use on the same side of the head as their tumour and, for glioma, for tumours in the temporal lobe.</p>
<p>But, the majority of subjects in the Interphone Study Group were not heavy mobile phone users by today&#8217;s standards. The median lifetime cumulative call time was around 100 hours, with a median of 2 to 2½ hours of reported use per month. The cut-point for the heaviest 10% of users (1640 hours lifetime), spread out over 10 years, corresponds to about a half-hour per day. Today, mobile phone use has become much more prevalent and it is not unusual for young people to use mobile phones for an hour or more a day. This increasing use is tempered, however, by the lower emissions, on average, from newer technology phones, and the increasing use of texting and hands-free operations that keep the phone away from the head.</p>
<p>Professor Elisabeth Cardis (Interphone Principal Investigator) said that &#8220;the Interphone study will continue with additional analyses of mobile phone use and tumours of the acoustic nerve and parotid gland.&#8221; She added:,&#8221;Because of concerns about the rapid increase in mobile phone use in young people − who were not covered by Interphone −, CREAL is co-ordinating a new project,</p>
<p>MobiKids, funded by the European Union, to investigate the risk of brain tumours from mobile phone use in childhood and adolescence.&#8221;</p>
<p>IARC has scheduled a comprehensive review of the carcinogenic potential of mobile phone use under the auspices of its Monographs Programme. The review, scheduled for 24-31 May 2011, will consider all published epidemiological and experimental evidence, including the new data from the Interphone study.</p>
<p><strong>RESULT</strong></p>
<ol>
<li>Read the safety information on the instructions manual very carefully and search for the SAR limit of your cell phone.</li>
<li>Never carry your cell phone over your body without a holister and don&#8217;t use it for chat. Use it if there&#8217;s any emergency and the speech should not last long.</li>
<li>Don&#8217;t let your kids use the cell phone right to their ears or with a bluetooth. They should use it with a handsfree headset if needed. It has been suggested that, using a cell phone with a headset decreases the RF exposure 90% .</li>
<li>Don&#8217;t use your cell phone while it&#8217;s plugged, because there are some cases that the cell phone exploded while the person was speaking.</li>
</ol>
<p> </p>
<p><strong>REFERENCES:</strong></p>
<ol>
<li>http://www.newswise.com/articles/view/533259/</li>
<li>http://www.icnirp.de</li>
<li>Aracy Pereira Silveira Balbani, Jair Cortez Montovani. Mobile phones: influence on auditory and vestibular systems. Rev Bras Otorrinolaringol 2008;74(1):125-31;</li>
<li>Khalil S, Nunez DA. Do mobile &#8216;phones have a detrimental impact on auditory function? Laryngol Otol. 2006 Oct;120(10):822-6. Epub 2006 May 15.</li>
<li>Interphone study reports on mobile phone use and brain cancer risk- IARC press release, 17 May 2010</li>
<li>Lönn S, Ahlbom A, Hall P, Feychting M. Mobile phone use and the risk of acoustic neuroma. Epidemiology 2004; 15: 653-9.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/effects-of-mobile-phone-usage-on-ear-and-brain/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İĞNE ATTIRMAK??…</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/08/igne-attirmak/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/08/igne-attirmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 08:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[iğne attırmak]]></category>
		<category><![CDATA[iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[kulak ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1808</guid>
		<description><![CDATA[  Geçen hafta 3 tane hastam oldu aynı şikayetlerle başvuran, üçünün de şikayeti kulak altında boyuna yayılan şişlik ve şiddetli ağrı idi. Muayenelerinde 2&#8242;sinde herhangi bir boğaz iltihabı vb. yokken biri 1 hafta önce farenjit nedeniyle antibiyotik kullanmaya başlamıştı. İlk hastama, lenf bezi iltihabı tanısı koyup tedavisini verip takiplerde bezde küçülme olmaması ve sonradan ateş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Geçen hafta 3 tane hastam oldu aynı şikayetlerle başvuran, üçünün de şikayeti kulak altında boyuna yayılan şişlik ve şiddetli ağrı idi. Muayenelerinde 2&#8242;sinde herhangi bir boğaz iltihabı vb. yokken biri 1 hafta önce farenjit nedeniyle antibiyotik kullanmaya başlamıştı. İlk hastama, lenf bezi iltihabı tanısı koyup tedavisini verip takiplerde bezde küçülme olmaması ve sonradan ateş ortaya çıkması üzerine ileri tetkik yaptırıp &#8220;Öpücük Hastalığı&#8221; tanısı koydum. Bu hastalık EBV adı verilen bir virüsle ağız yoluyla ve öpmekle bulaşan, boyunda beze, boğaz iltihabı, ateş, karaciğer-dalak büyüklüğü ile giden ve 3-6 hafta içinde vücudun bağışıklık sistemi yoluyla yenebildiği, mikrobu yok edebilecek özel bir tedavinin olmadığı bir hastalıktır. Nitekim hastanın zamanla ateşi düştü ve boyundaki bezesi küçüldü. İkinci hastama yine boyunda lenf bezi iltihabı tanısıyla tedavi başladım, bu hastanın ateşi çıkmadı ve tetkikleri sonucunda nedeni saptanamayan (çünkü her virüsün kan tahlili yok!) bir viral enfeksiyon geçirdiğini anladım, bu hastanın da 1 hafta içinde bezesi küçüldü. Son hastam ise (antibiyotik kullanan) boyunda lenf bezi iltihabı tanısıyla takip ederken 38,8 ateşi oldu ve tetkiklerinde yine virüsü saptanamadı. Her 3 hastaya da bunun bir viral enfeksiyon olduğunu, antibiyotiklere gerek olmadığını anlattım, ancak son hastamın yakınları bana ısrarla &#8220;antibiyotik iğnesi attıracak mısınız?&#8221; diye sordukça ben de onlara virüs-bakteri farkını defalarca anlatmak zorunda kaldım.</p>
<p>Aslında bu soru her boğazı ağrıyan, burnu akan hastada devamlı yanıtlamamız gereken bir soru haline gelmiştir ne yazık ki! Boğaz ağrısında, ateşten bir an önce kurtulmak, ayağa kalıp işine devam etmek isteyen ısrarlı hasta, sizin neden antibiyotik vermediğinizi, defalarca anlatsanız da anlamak istemez. Çünkü Türkiye&#8217;de maalesef eczaneye gidip marketten yoğurt alır gibi pek çok tür antibiyotikten istediğiniz dozda ve miktarda alabilirsiniz. Halbuki Amerika&#8217;da antibiyotiği sadece ve sadece doktorunuz reçete eder, eczaneye kaç gün kullanacağınızı, bu nedenle kaç adet gerektiğini bildirir ve size turuncu ufak bir silindir kutuda o kadar sayıda antibiyotiğiniz verilir. Bu neyi sağlar, gerekli gereksiz antibiyotik kullanılmasının önüne geçilmesini ve bakteri direncinin oluşmasının önlenmesini!!!</p>
<p>Geçenlerde bir gazete haberi vardı, &#8220;süper bakteri&#8221; diye! En güçlü antibiyotiklere karşı bile dirençli olan yeni bir süper mikrobun İngiltere&#8217;de hastanelere girdiği, NDM-1 olarak adlandırılan bir enzim üreten bakterinin, içine girdiği bakteriyi antibiyotiklere karşı tamamen dirençli kıldığı ve İngiltere&#8217;de şu ana kadar 50 vaka tespit edildiğini belirtiyordu. Uzmanların NDM-1&#8242;in, zaten pek çok antibiyotiğe dirençli olan bakterilere bulaşmasından endişe ettikleri, bu durumda daha da güçlenecek olan bakterilerin insandan insana geçip tedavisi neredeyse imkansız yeni bir salgın türü ortaya çıkarabileceğini ifade ediyorlardı. Acaba bu süper bakterileri bizler mi yaratıyoruz diye hiç düşündünüz mü? Örneğin geçen yıl patlayan 2009 H1N1 virüsü ya da diğer iyi bilinen adıyla Domuz Gribi&#8217;nde kaçınız antibiyotik kullandı boş yere? (zatürre vb. sonradan eklenen bakteriyel enfeksiyona bağlı komplikasyon olanları bunun dışında bırakıyorum)</p>
<p><strong>Virüs nedir? Bakteri nedir?</strong></p>
<p>Virüs, bakterilerden oldukça küçük boyutta olan, canlı bir organizmada (insan, hayvan, bitki) yaşamak ve çoğalmak zorunda olan bir mikroptur. Vücudumuza girince, hücrelerimizin içine yerleşir ve onların makinelerini ele geçirip kendini çoğalttırmakta kullanır.</p>
<p>Bakteri ise tek hücrelidir ve pek çok canlı-cansız ortamda yaşayabilir. Bazısı soğuğu, bazısı sıcağı sever, bazısı insan bağırsağında yerleşip sindirime yardımcı olur, bazısı ağızda ve üst solunum yolunda yerleşip orada hiçbir zarar vermeden yaşar (onun için insanın köpeği ısırması, köpeğin insanı ısırmasından daha tehlikeli ve ölümcüldür!).</p>
<p>Bakterilerin ne gibi durumlarda zararlı olduğuna en tipik örnek dünyanın en büyük kertenkele çeşidi olan komodo ejderleridir. Komodo ejderleri genellikle 3 metre boyda ve 140 kilo civarındadırlar. Endonezya&#8217;ya bağlı Komodo, Rintja ve Flores adalarında bulunurlar. Yılanlarda olduğu gibi, uzun, çatallı dillerini kullanarak yiyecekleri bulurlar. Geyikleri, yaban domuzlarını ve hatta kendilerinden kat be kat güçlü olan manda kadar iri hayvanları bile öldürebilirler. Bunu salyalarında bulunan ancak ejderin kendisine hiçbir zarar vermeyen çoğu tehlikeli 50&#8242;den fazla çeşit bakteri sayesinde yaparlar. Gözüne kestirdikleri bir hayvanı birkaç yerinden ısırıp sonra haftalar boyunca o hayvanı takip ederler. Yara yerinde üreyen bakteriler zamanla hayvanın kanına yayılıp hayvanın ölmesine yol açar ve bu oldukça sabırlı bekleyişten sonra bir araya gelen ejderler leşi afiyetle yerler.</p>
<p>Peki bu bakteriler ne zaman bize zararlı hale gelir? Vücudun bağışıklık sistemini bozan herhangi bir olay (grip gibi bir viral enfeksiyon, uykusuzluk, sigara ve alkol kullanımı, vb.) bu sayıca baskılanmış bakterilerin bunu fırsat bilip hızla çoğalması ve kişiyi hasta edecek sayıya ulaşınca belli bir organı tutup oraya zarar vermesine yol açar. Bunun sonucunda bademcik iltihabı, zatürre, kemik iltihabı, menenjit vb. karşımıza çıkar.</p>
<p>Her iki mikrop türü de ateş yapabilir, ancak bakteriyel enfeksiyonlarda ateş 39,5-40 derecelere kadar çıkar ve tipik olarak antibiyotiğin 48. saatinden sonra düşer. Viral enfeksiyonlarda ise 39-39,5&#8242;lara kadar varan ateş nadir de olsa olabilir, ateş düşürücünün etkisi geçtiği anda 4-6 saatte bir ateş tekrar yükselir, tipik olarak antibiyotiğe rağmen ateş düşmez ve kişinin şikayetleri gerilemez, çünkü ANTİBİYOTİKLER VİRÜSLERİ ÖLDÜRMEZ!!!</p>
<p>Özetle, her boğazınız ağrıdığında ya da ateşiniz koltukaltından 38,5 dereceyi, kulaktan 39 dereceyi geçmedikten sonra asla ve asla doktora danışmadan, kendi başınıza gidip eczaneden antibiyotik almayınız ya da iğne attırmayınız!</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/08/igne-attirmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CEP TELEFONU KULLANIMININ KULAK VE BEYİN ÜZERİNE ETKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 12:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[3G]]></category>
		<category><![CDATA[akustik nörinom]]></category>
		<category><![CDATA[ani işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[bluetooth]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonun kulaklıkla kullanılması]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun beyine etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun kulağa etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonunun zararları]]></category>
		<category><![CDATA[çınlama]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar cep telefonu kullanmalı mı]]></category>
		<category><![CDATA[GSM]]></category>
		<category><![CDATA[hertz nedir]]></category>
		<category><![CDATA[IARC]]></category>
		<category><![CDATA[ICNIRP]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[mikrodalga fırın]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyofrekans]]></category>
		<category><![CDATA[SAR değeri]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1750</guid>
		<description><![CDATA[  1980&#8242;lerin başında kullanıma sunulan cep telefonu, devamlı eklenen yeni teknolojik fonksiyonları sayesinde (fotoğraf çekme, görüntülü telefon hizmeti, internet bağlantısı vb.) günümüze kadar  kullanıcı sayısında müthiş hızlı bir artış göstererek tüm dünyada en çok kullanılan elektronik aletler arasında yer almıştır. Ancak cihazın elektromanyetik radyasyon dalgaları üzerinden fonksiyon görmesi, sağlığa olumsuz etkileri olabileceği açısından bu kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>1980&#8242;lerin başında kullanıma sunulan cep telefonu, devamlı eklenen yeni teknolojik fonksiyonları sayesinde (fotoğraf çekme, görüntülü telefon hizmeti, internet bağlantısı vb.) günümüze kadar  kullanıcı sayısında müthiş hızlı bir artış göstererek tüm dünyada en çok kullanılan elektronik aletler arasında yer almıştır. Ancak cihazın elektromanyetik radyasyon dalgaları üzerinden fonksiyon görmesi, sağlığa olumsuz etkileri olabileceği açısından bu kadar rutin kullanımına şüpheyle yaklaşılmasına neden olmaya başlamıştır.</p>
<p>Bu nedenle cep telefonlarının yaydıkları elektromanyetik radyasyon dalga miktarının yasal prosedürlerle sınırlandırılması ve kısa-uzun dönem etkilerinin takibi için, pek çok kuruluş devreye girmiştir. Bunlardan ilki <span style="color: #ff0000;">ICNIRP</span><sup>2 </sup>(International Commission on Non-Ionizing Radiation Protection), yani Uluslararası Non-İyonize Radyasyondan Korunma Komitesi&#8217;dir. Bir diğer kurum ise <span style="color: #ff0000;">IARC</span> (International Agency for Research on Cancer), yani Uluslararası Kanser Araştırmaları Birliği&#8217;dir ve bu radyasyonun beyin tümörüne yol açıp açmadığına ilişkin pek çok bilimsel çalışmanın yürütülmesini sağlamaktadır.</p>
<p>12.09.2007&#8242;de Amerikan Kulak Burun Boğaz Derneği&#8217;nden yapılan bir basın açıklaması<sup>1</sup> pek çok insanın kafasında &#8220;Acaba cep telefonları işitmeyi bozar mı?&#8221; sorusunu uyandırdı: Basın açıklamasında, yapılan bilimsel bir çalışmada 1 yıldan fazla cep telefonu kullanan 100 kişide işitme kaybında artış olduğu saptanmıştı. Ayrıca günde 60 dakikadan fazla cep telefonu kullananlarda, daha az kullananlara oranla işitme eşiğinde azalma olduğu da belirlenmişti. Bunun üzerine araştırmacılar, cep telefonu kullanımı sırasında kepçede ısınma, kulakta dolgunluk, çınlama gibi kişiyi uyaran şikayetlerin varlığında, derhal cihazın direkt kulağa tutularak kullanımının bırakılmasını, bunun yerine kulaklık (bluetooth değil!) ile kullanılmasını önermekteydi.</p>
<p>Bu yazıda cep telefonlarının yaydığı radyasyonun niteliği  ile son dönemde yapılan bilimsel çalışmaların sonuçlarını tartışıp bu konuda ne gibi önlemler alınması gerektiğini irdeleyeceğiz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TANIMLAMA</strong> </span></p>
<p>Radyo, televizyon, kablosuz telefonlar, cep telefonları, radar ve uydu gibi telekom sistemleri görünmez elektromanyetik radyasyon ya da radyofrekans dalgaları yayarlar<sup>3</sup> (bkz. aşağıdaki tablo). <span id="more-1750"></span></p>
<p>Radyofrekans dalgaları ayrıca mikrodalga fırınlarda ve kalp aritmilerinin tedavisinde kullanılan diatermi tıbbi cihazları (termoablasyon) ile horlama cerrahisi ve bacaklarda varis tedavisi gibi amaçlarla pek çok cerrahi branş tarafından kullanılan radyofrekans cihazlarında da mevcuttur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Hertz (Hz) nedir?</span></span></strong></p>
<p>Saniye başına oluşan siklusun frekans değeridir. Örneğin bir işlem saniyede 120 kez gerçekleşiyorsa, frekansı 120 Hz&#8217;dir. KiloHz (kHz) bunun 1000 katı, Mega Hz (MHz) 1 milyon katı,  Giga Hz (GHz) ise 1 milyar katıdır. </p>
<p><span style="color: #ff0000;"> <strong><span style="text-decoration: underline;">Radyofrekans nedir?</span></strong></span></p>
<p>Radyofrekans (RF) non-iyonize radyasyondur. İyonize radyasyon saçan röntgen ışınlarıyla kıyaslandığında, DNA&#8217;yı bozup hücre yapısını tamamen değiştirecek kadar zararlı etkiye sahip değildir. Bununla birlikte RF&#8217;in termal ve non-termal etkileri bulunmaktadır.</p>
<ol>
<li><span style="text-decoration: underline;">Termal etki:</span> Elektromanyetik dalgalar dokulara yayıldıkça ısı üretmektedir, bu da mikrodalgaların ve medikal diatermi cihazlarının kullanım amacına uygundur. 350-500 kHz RF yayan cihazlar ya da 2 GHz üzerindeki mikrodalgalar termoablasyon cerrahisinde kullanılmaktadır. Doku içindeki sıcaklık 50-100 <sup>o</sup>C&#8217;ye kadar çıkmakta ve bu da dokuda nekroz (doku ölümü) ve koagülasyona (dokunun yanması) neden olmaktadır. 100 <sup>o</sup>C&#8217;nin üstündeki ısılarda doku buharlaşmakta ve kömürleşmektedir. Bu cihazların kafaya/kulağa tutulması sonucunda başağrısı,  kulak kepçesinde ve o taraf yüz derisinde ısınma-yanma hissi, kan-beyin bariyeri değişiklikleri oluşabilmektedir.<sup>4</sup> Yapılan bazı çalışmalarda ise cep telefonu kullanımı sırasında kafa içi ısısının 0,11 <sup>o</sup>C&#8217;den daha fazla ısınmadığı, ancak kulak kepçesinde sıcaklık hissi olabileceği belirtilmektedir.<sup>3</sup> Radyo-televizyon ileticilerinin gücü pek çok kilowatt&#8217;ı (güç kaynağının verdiği akım gücüne watt denir!) değerine ulaşmakta, cep telefonu istasyonlarınınki ise 100 watt&#8217;ı aşmaktadır. Bununla birlikte, cep telefonlarının ele alınıp kulaklıkla kulağa kullanılması durumunda 0.01-2 watt güç oluşmaktadır.      </li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Non-termal etki</span>: Biyolojik dokularda herhangi bir ısı değişikliği olmaksızın, hücre içinde elektriksel güç uyarılması, &#8220;ısı şoku proteinleri&#8221; sentezini arttırmaktadır. Bu da kanser hücrelerinin oluşumunu tetikleyebilecek bir faktördür. Bilimsel yayınlarda bu etkiye bağlı olarak uyku paterninde değişiklikler, kan basıncı artışı ve bilişsel fonksiyonlarda etkilenme olduğu tanımlanmaktadır. Non-termal etkinin uzun dönem sonuçları, bu konuda yapılmış hücre düzeyinde çalışmaların henüz tamamlanmamış olması nedeniyle henüz bilinmemektedir. </li>
</ol>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Cep telefonu ağları ve Hz değerleri: </span></span></strong></p>
<p>Cep telefonu ağları 3 temel bantta çalışır: 900 MHz, 1800 MHz ve 2.2 GHz. Bu ağlar 2 farklı teknoloji kullanırlar: 1. Mobil İletişim için Global Sistem (GSM), 2. Universal Mobil Telekomünikasyon Sistemi (UMTS). 900 ve 1800 MHz frekans bantlarına sahip olan GSM tüm dünyada en çok kullanılan 2. kuşak teknoloji iken,  2,2 GHz frekans bandındaki UMTS ise 3G teknolojisi olarak bilinen 3. kuşaktır ve hızla GSM&#8217;in yerini almaktadır.</p>
<p> <strong>Uluslararası Non-İyonize Radyasyondan Korunma Komitesi (ICNIRP)</strong>, yapılan bilimsel çalışmalara ve sağlık risklerine dayanarak bu tür cihazların yaydığı elektromanyetik alan (EMF) limitlerini hesaplayıp sınırlandırmaktadır. Lokal (anatomik bölgeye özgü) enerji emilimi yüksek olabilir ve enerji depolanma oranı watt/kilogram üzerinden hesaplanarak <strong><span style="color: #ff0000;">SAR (spesifik emilim oranı)</span></strong> değeri olarak belirtilir. (Tüm cep telefonlarının SAR değerlerini öğrenmek için Amerikan Federal İletişim Komitesine ait  <a href="http://www.fcc.gov/cgb/sar/ " target="_blank">http://www.fcc.gov/cgb/sar/ </a>adresindeki web sitesine girip bilgi alabilirsiniz.)</p>
<p>İngiltere&#8217;de<strong> </strong>ICNIRP tarafından cep telefonlarının kafaya yaymasına izin verilen maksimum SAR limiti 1 W/kg&#8217;dır, pek çok GSM şebekesi bu değerin altında çalışır. Ancak 3G sistemine sahip cep telefonlarında bu değer aşılmaktadır, bu nedenle ürün kullanıcı rehberinde bu tür cep telefonlarını kullanırken, veri aktarırken vücuttan en az 25 mm uzakta tutmanız gerektiği ve vücutta taşınırken özel kılıflı klipsli kemere takılarak taşınması gerektiği yazmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Cep telefonlarının kulak ve beyine etkisi:</span> </span></strong></p>
<p> Bu konuda özellikle Uluslararası Kanser Araştırmaları Birliği (IARC)&#8217;nin öncülüğünde yapılan pek çok bilimsel çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalar çoğunlukla erişkinler ve deney hayvanları üzerinde yapılmıştır, çocuklar ile ilgili çalışmalar henüz yetersizdir.</p>
<p>İşitme ile ilgili yapılan çalışmalarda, cep telefonu kullanımının işitmede herhangi bir kayıba yol açmadığı saptanmış olsa da bunlar kısa süreli çalışmalar olduğu için 10 yıl ve üzerinde cep telefonlarına maruz kalan kişilerde işitmenin ne kadar etkilendiği henüz bilinmemektedir.</p>
<p>Beyin tümörleri açısından bugüne kadar yapılan en geniş kapsamlı ve en uzun süreli araştırma, IARC tarafından koordine edilen ve 2000 yılında başlatılan, 13 ülkeyi kapsayan <strong>Interphone Çalışması&#8217;</strong>dır. Bu çalışmada RF enerjisini en çok emen dokulardaki 4 tip tümör üzerinde durulmuştur: beyin tümörü tipleri olan gliom ve menengiom, akustik nörinom (işitme siniri kaynaklı tümör) ve tükrük bezi tümörleri. Bu çalışmanın sonucunda 17 Mayıs 2010&#8242;da yapılan basın açıklamasında cep telefonu kullanan kişilerde bu tür tümörlerin görülme sıklığının kullanmayanlara oranla <span style="text-decoration: underline;">artmadığı</span> saptanmıştır. Ancak bu 10 yıllık sürede, çalışmaya alınan kişilerin günümüzdeki kadar yoğun cep telefonu kullanmadıkları (çalışmada kişi başına yıllık kullanım süresi ortalama 100 saatti, yani ayda 2-2,5 saat) ve sahip oldukları telefonların SAR değerlerinin ise günümüzün en son teknolojik özelliklerine ve yüksek SAR değerlerine sahip olanlardan çok daha eski teknolojide olduğu aşikardır. Bu nedenle IARC cep telefonlarının karsinojenik etkilerini araştıran bu Interphone çalışması uzatılmış ve kapsamı genişletilmiştir. 24-31 Mayıs 2011&#8242;de çalışmanın ilk özetinin halka sunulacağı belirtilmiştir.<sup>5</sup></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> <strong>SONUÇ</strong></span></p>
<p>Bu konu hakkında onlarca makale tarayıp araştırma yaparak bu yazıyı yazmaya karar vermemde 4 hastam etkili olmuştur. Bir tanesi cep telefonu şarja takılı iken konuşmaya çalışmış ve bu sırada oluşan bir patlama sonrası yüzde yanık, telefonu tutan elinde yanık, kulak zarında yırtılma ve işitme kaybı, çınlama şikayetiyle acile başvurmuştu. Bir başkası, telefon şarjda değilken konuşma esnasında ani bir patlama sesi duyup çınlama ve işitme kaybı yaşayan ileri yaşta bir bayandı, ani işitme kaybı (ayrıntılı bilgi için <a title="ANİ İŞİTME KAYBI" href="http://www.seciltotan.com/2010/06/ani-isitme-kaybi-aik/" target="_blank">tıklayınız</a>!) tanısı ile kortizon ve hiperbarik tedavi almasına rağmen işitmesinde kısmen düzelme oldu. Diğer 2 hastamda ise birisini aramak üzere numarayı tuşladıktan hemen sonra telefonu kulağına tuttuğu sırada birden yüksek şiddette bir arama sesiyle ani işitme kaybı yaşamıştı, biri olayın hemen arkasından başvurduğu için %100 düzeldi, diğeri 15 gün gecikmeyle başvurduğu için kısmen düzelebildi. </p>
<p>Cep telefonlarının hatta mikrodalga fırınların erişkinlerde, özellikle de çocuklardaki uzun dönem etkileri, çalışmaların yetersizliği nedeniyle henüz bilinemediği için, olabildiğince çocukların bu tür cihazları kullanması engellenmeli ya da çocukların yaşadıkları ortamlarda (ev, kreş, okul) kullanımı kısıtlanmalıdır. </p>
<p>Cep telefonu sadece acil durumlarda kullanılmalı ve çok kısa konuşmalar yapılmalıdır.   </p>
<p>Cep telefonlarını direkt olarak kulağa tutmak yerine, kulaklık yoluyla kullanmak beyine ve işitme organına radyasyon yayılma oranını % 90 azaltmaktadır.<sup>6 </sup></p>
<p><sup> </sup><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
<p> KAYNAK:</p>
<ol>
<li>http://www.newswise.com/articles/view/533259/</li>
<li>http://www.icnirp.de</li>
<li>Aracy Pereira Silveira Balbani, Jair Cortez Montovani. Mobile phones: influence on auditory and vestibular systems. Rev Bras Otorrinolaringol 2008;74(1):125-31.</li>
<li>Khalil S, Nunez DA. Do mobile &#8216;phones have a detrimental impact on auditory function? Laryngol Otol. 2006 Oct;120(10):822-6. Epub 2006 May 15.</li>
<li>Interphone study reports on mobile phone use and brain cancer risk- IARC press release, 17 May 2010</li>
<li>Lönn S, Ahlbom A, Hall P, Feychting M. Mobile phone use and the risk of acoustic neuroma. Epidemiology 2004; 15: 653-9.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/cep-telefonu-kullaniminin-kulak-ve-beyin-uzerine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PATÜLÖZ ÖSTAKİ TÜPÜ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 09:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak seslerini duymak]]></category>
		<category><![CDATA[boyuna bastırınca ses kayboluyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalp atışını duymak]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta çiğneme sesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta takur tukur ses]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta tıkanıklık hissi]]></category>
		<category><![CDATA[nefes alıp verme sırasında kulakta uğultu sesi]]></category>
		<category><![CDATA[östaki ağzı açık]]></category>
		<category><![CDATA[östaki tüpü çalışmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[patülöz östaki tüpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1742</guid>
		<description><![CDATA[  İlk olarak 1864&#8242;de Scwartze tarafından tanımlanan ve 1867&#8242;de Jago tarafından tam anlamıyla tarif edilen bu durum, normalde yutkunma ve çiğneme sırasında açılıp diğer zamanlarda kapalı olması gereken östaki tüpünün devamlı olarak açık kalması nedeniyle kulak zarının soluk alıp verme sırasında dalgalanması ve buna bağlı bazı şikayetlere yol açması olarak tanımlanabilir. Görülme sıklığı % 0.3-6.6&#8242; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>İlk olarak 1864&#8242;de Scwartze tarafından tanımlanan ve 1867&#8242;de Jago tarafından tam anlamıyla tarif edilen bu durum, normalde yutkunma ve çiğneme sırasında açılıp diğer zamanlarda kapalı olması gereken östaki tüpünün devamlı olarak açık kalması nedeniyle kulak zarının soluk alıp verme sırasında dalgalanması ve buna bağlı bazı şikayetlere yol açması olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Görülme sıklığı % 0.3-6.6&#8242; dir ve bunların %10-20&#8242;si bu durumdan şikayetçi olup doktora başvurur. Kadınlarda görülme oranı daha fazladır.</p>
<p>Nedeni çoğunlukla belirsiz olsa da hızlı kilo verme ve hamilelik gibi hazırlayıcı faktörler olduğu bilinmektedir. Bunun dışında östaki tüpü kaslarını etkileyen sistemik kas hastalıkları (MS, felç vb.) da buna yol açabilmektedir. Nadiren doğum kontrol hapları ve idrar söktürücü bazı ilaçlar buna neden olabilmektedir.</p>
<p>Kişi ara ara kulakta tıkanıklık hissi, nefes alıp verme sırasında kulakta uğultu sesi, kendi iç seslerinin (kalp atışı, mide-bağırsak gurultusu, solunum sesleri vb.) kulakta toplanması hissi, kulakta ses yankılanması, yemek yerken kulağında çiğneme sesi şikayetleriyle doktora başvurabilir.</p>
<p>Bunların yanısıra başdönmesi ve işitme kaybı da olabilir, çünkü orta kulağa kademeli olarak girmesi gereken hava, açık kalan östaki ağzından devamlı olarak orta kulağa çekildiği için bu basınç değişiklikleri, kulak kemikçik hareketleri ile iç kulağa iletilebilmektedir.</p>
<p>Tanı öykü ve klinik bulgulara göre konulur. Kişi boynundaki büyük damarlara bastırmakla ya da başını eğmekle sesin ortadan kalktığını ifade edebilir. Muayenede kulak zarına bakılırken kişinin nefes alıp vermesi ile senkronize kulak zarı hareketi olması tipiktir. Kişinin burnu önden kapatılıp yutkundurulduğunda, içeri çökmesi gereken kulak zarının tam tersine dışarı bombeleştiği, burun kapalı sümkürtüldüğünde ise dışarı bombeleşmesi gereken zarın içeri çöktüğü görülür. Endoskopla geniz bölgesine ulaşıldığında östaki ağızlarının açık kaldığı görülecektir.</p>
<p>Tedavisinde, kişi var olan bu durumdan çok rahatsız ise, bir miktar kilo alması, kullanıyorsa doğum kontrol hapı ya da idrar söktürücü ilaçları bırakması önerilir. Bu önlemlerle rahatlamayan kişilerde kulak zarına tüp takılması önerilebilir. Östaki tüpü ağzını daraltıcı pek çok yöntem olmasına rağmen, yüz güldürücü sonuçları azdır ve komplikasyon riski yüksektir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p>KAYNAK: Patulous Eustachian Tube, Alpen A Patel, MD<strong>,</strong> Assistant Professor, Department of Otolaryngology, Emory University; Consulting Staff, Division of Otolaryngology, Veterans Affairs Medical Center of Atlanta; Samuel C Levine, MD, Professor of Otolaryngology and Neurosurgery, University of Minnesota Medical School-Updated: May 29, 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/patuloz-ostaki-tupu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PFAPA SENDROMU (TEKRARLAYAN ATEŞ SENDROMU)</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 08:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta her ay boğaz iltihabı ve ateş]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta yüksek ateş]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[kortizon tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[PFAPA sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan ateş]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillektomi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1735</guid>
		<description><![CDATA[PFAPA sendromu, ilk olarak 1987&#8242;de Marshal ve arkadaşları tarafından tanımlanan, tekrarlayan ateş, bazen ağızda aft, farenjit ve boyunda beze ile giden ve çocuklarda görülen bir klinik tablodur.21-28 günde bir tekrarlayan ve 3-6 gün 39oC’nin üzerinde devam eden yüksek ateş tespit edilmektedir. Bu bulgulara ek olarak nadiren kırgınlık, baş ağrısı, eklem ağrısı, karın ağrısı, kusma ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">PFAPA sendromu, ilk olarak 1987&#8242;de Marshal ve arkadaşları tarafından tanımlanan, tekrarlayan ateş, bazen ağızda aft, farenjit ve boyunda beze ile giden ve çocuklarda görülen bir klinik tablodur.21-28 günde bir tekrarlayan ve 3-6 gün 39<sup>o</sup>C’nin üzerinde devam eden yüksek ateş tespit edilmektedir. Bu bulgulara ek olarak nadiren kırgınlık, baş ağrısı, eklem ağrısı, karın ağrısı, </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">kusma ve karaciğer-dalak büyüklüğü olabilmektedir. </span></span></span> </p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Hastaların çoğu 5 yaş altındadır ve erkeklerde daha sıktır. Gidişatı selim seyirli olup, uzun dönemde sekel bırakmamaktadır. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Bu sendromun tanısı diğer olası sebepleri ekarte ederek klinik olarak konmaktadır. Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Etiyolojide viral ve otoimmün mekanizmalar ileri sürülmektedir. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Tanıda iki temel bulgu hem gerekli, hem de ayırt edici özelliğe sahiptir:</span></span></span></p>
<ol>
<li><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">39<sup>o</sup>C’yi aşan ve 3-6 gün süren, 3-8 haftada bir görülen yüksek ateş olması</span></span></span></li>
<li><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Ataklar arasında hastanın tamamen sağlıklı olması</span></span></span></li>
</ol>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Hastalığa özgü tanı koydurucu belirli kan tahlilleri bulunmamaktadır. Atak sırasında lökosit sayısı hafif yüksek ve sedimentasyon artmış olsa da ataklar arasında tamamen normal değerlere inerler. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Nedeni belli olmadığı için tedavisi de tamamen semptomatiktir, ateş düşürücüler, sıvı-mineral desteği dışında fazla bir şey yapılamaz, antibiyotikler etkisizdir. Bununla birlikte, hastalık atağının herhangi bir zamanında verilecek tek doz kortizon (prednizon) tedavisi ile semptomların kısa sürede tamamen kaybolması, PFAPA sendromu için tanısal bir kriter olarak kullanılabilir. Kortizon tedavisi ile kontrol edilemeyen vakalara tonsillektomi (bademcik ameliyatı) uygulanabilmektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Sonuç olarak, tekrar eden yüksek ateş şikayeti ile başvuran hastaların uygunsuz antibiyotikler ile tedavisinden önce PFAPA Sendromu mutlaka akla gelmelidir. </span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">KAYNAK: PFAPA Sendromu: Bir Periyodik Ateş Tablosu, Fırat Tıp Dergisi 2006;11(1): 75-77,</span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Metehan ÖZEN, Gül YÜCEL, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Malatya</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/pfapa-sendromu-tekrarlayan-ates-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞIZDA MANTAR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 07:12:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda beyaz zarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda mantar]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda süt artıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda yara]]></category>
		<category><![CDATA[angüler stomatit]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte ağızda beyazlık]]></category>
		<category><![CDATA[çatlak]]></category>
		<category><![CDATA[damakta yara]]></category>
		<category><![CDATA[dilin ortasında kırmızı renk]]></category>
		<category><![CDATA[gargara]]></category>
		<category><![CDATA[median romboid glossit]]></category>
		<category><![CDATA[pamukçuk]]></category>
		<category><![CDATA[perleş]]></category>
		<category><![CDATA[takma diş]]></category>
		<category><![CDATA[takma diş bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1689</guid>
		<description><![CDATA[Kandida, deri ve mukozaları (ağız, genital) tutan bir mantar türüdür ve partnerler tarafından birbirine bulaştırılabilir. Genel olarak bakıldığında 2 tip ağız mantarı tutulumu vardır: Pamukçuk da denen akut psödomembranöz kandidiazis: Ağız içinde, sanki süt artıkları varmış gibi pek çok alanda ufak beyaz noktacıklar şeklindedir. Temiz bir bezle silindiklerinde altlarında kırmızı bir alan bırakarak yerlerinden ayrılırlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Kandida, deri ve mukozaları (ağız, genital) tutan bir mantar türüdür ve partnerler tarafından birbirine bulaştırılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Genel olarak bakıldığında 2 tip ağız mantarı tutulumu vardır:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">Pamukçuk da denen akut psödomembranöz kandidiazis:</span> Ağız içinde, sanki süt artıkları varmış gibi pek çok alanda ufak beyaz noktacıklar şeklindedir. Temiz bir bezle silindiklerinde altlarında kırmızı bir alan bırakarak yerlerinden ayrılırlar. Sağlıklı yenidoğanlarda, antibiyotik, kortikosteroid kullananlarda ya da ağız kuruluğu olanlarda saptanabilmektedir.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">Eritematöz kandidiazis:</span> Ağız içinde, çoğunlukla dilde, damakta ve yanak içinde yaygın kızarıklık mevcuttur, ağrılıdır. Antibiyotik tedavisi sonrasında veya bağışıklığı düşük veya baskılanmış kişilerde (lösemi, lenfoma, şeker hastalığı, kanser, AIDS, kortizon tedavisi nedeniyle) ve <span id="more-1689"></span>baş-boyun bölgesine radyoterapi uygulananlarda sık görülmektedir. Kandida enfeksiyonu tedavi edilmediğinde, bağışıklığı düşük/baskılanmış kişilerde yemek borusuna doğru ilerleyip komplikasyona yol açabilir. Eritematöz kandidiazisin birkaç türü vardır:</p>
</li>
</ol>
<ul style="text-align: justify;">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">&#8220;Median romboid glossit&#8221;</span> dilin arka 2/3 kısmında ve orta hatta yerleşen kızarıklık şeklinde tanımlanabilen bir eritematöz kandidazis türüdür, sigara içenlerde sık görülür.</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Takma dişe bağlı <span style="color: #ff6600;">&#8220;Kronik atrofik eritematöz kandidiazis&#8221;</span> ise özellikle üst takma dişlerin damağa temas ettiği alanlarda yaygın kızarıklık, bazen yanma ve ağrıya yol açar. Özellikle de gece uyurken takma dişlerini çıkarmayan kişilerde, takma diş ile damak arasında biriken salgıda mantar sayısının hızla artması sonucu şikayetler artar.</p>
</li>
<li><span style="color: #ff6600;">&#8220;Angüler stomait&#8221;</span> (perleş yani dudak kenarında çatlak), sık görülen bir mantar enfeksiyonudur ve beraberinde bakteriyel enfeksiyon olabilir. Dudak kenarında kızarıklık, hassasiyet ve yarılma mevcuttur. Genellikle takma dişe bağlı kronik atrofik eritematöz kandidiazis ile birliktedir. Kansızlık ya da vitamin eksikliğinin ilk bulgusu da olabilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Tanı muayene ile konulur, çok özel durumlar dışında kültür vb. laboratuar tetkiklerine gerek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff6600;">TEDAVİ:</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Tedavide ağız bakım gargaraları ve antifungal denen mantar gargaraları kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde mantar ortaya çıktığında, bazen antifungal ilaçlar (tablet şeklinde) kullanmak gerekebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Altta yatan nedenin olabildiğince giderilmesi, tedavinin süresini kısaltacaktır. Örneğin mantar enfeksiyonu antibiyotik veya kortizon kullanımına bağlı ise, ilaçların dozunu azaltmak ya da tedaviyi değiştirmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Bol sıvı tüketimi, ağız kuruluğunu gidermede en önemli koruyucu noktalardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">Bağışıklığı baskılanmış kişilerde, ağız mantarının ortaya çıkmaması için korunma (düzenli klorheksidin içeren gargara kullanmak) ve ağız bakımı çok önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takma dişi olanların çoğunda kandida enfeksiyonu görüldüğü için, takma dişin hjyen ve temizliğine çok dikkat edilmelidir. Benzoik asit içeren takma diş temizleyici solüsyonlar kandidaya oldukça etkilidir. %0.12 klorheksidin glukonat içeren solüsyonlar da oldukça başarılıdır. Takma dişler, önce diş fırçasıyla (damak kısmı dahil!) iyice fırçalanmalı, sonra bu solüsyonların içinde 5-10 dakika bekletildikten sonra sudan geçirilip öyle takılmalıdır. <span style="text-decoration: underline;">Kişi geceleri uyurken asla takma dişiyle yatmamalıdır.</span> Çok şekerli yiyecekler yendikten sonra mutlaka dişler çıkarılıp bu bakım tekrar yapılmalıdır, çünkü mantar damakla takma diş arasında kalan bölgede şeker artıklarıyla beslenerek çoğalmaya meyil gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/agizda-mantar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUDAKTA KİST</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 12:19:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda kist]]></category>
		<category><![CDATA[dudağımı ısırdım]]></category>
		<category><![CDATA[dudakta kist]]></category>
		<category><![CDATA[kriyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[müköz kist]]></category>
		<category><![CDATA[yanağımı ısırdım]]></category>
		<category><![CDATA[yanakta kist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1671</guid>
		<description><![CDATA[  Ağız içinin iyi huylu, içinde mukus barındıran kistik lezyonlarına &#8220;müköz kist&#8221; adı verilmektedir. Küçük tükrük bezi ağızlarının, genellikle dudağı ısırma, bir şey batması vb. travma sonrası tıkanması sonucu oluşurlar. Çoğunlukla, travmaya açık olan alt dudak iç yan kısımlarında saptanırlar. Yüzeyel yerleşimli kistlerde, kişi ağzında zaman zaman kendiliğinden patlayan, şeffaf su dolu keseciklerin oluştuğundan bahseder. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Ağız içinin iyi huylu, içinde mukus barındıran kistik lezyonlarına &#8220;müköz kist&#8221; adı verilmektedir. Küçük tükrük bezi ağızlarının, genellikle dudağı ısırma, bir şey batması vb. travma sonrası tıkanması sonucu oluşurlar. Çoğunlukla, travmaya açık olan alt dudak iç yan kısımlarında saptanırlar.</p>
<p>Yüzeyel yerleşimli kistlerde, kişi ağzında zaman zaman kendiliğinden patlayan, şeffaf su dolu keseciklerin oluştuğundan bahseder. Derin yerleşimli olanlarda ise kişi aylardır var olan, üzeri düzgün, parlak, hafif mavimsi renkte, kubbe şeklinde, yavaşça büyüyen ufak şişlik tarif eder. Kişi yanlışlıkla kisti ısırırsa, zamanla üzerinde beyazlaşma ve pütürlenme gelişebilir. Her iki tür kist de ağrı yapmaz.</p>
<p>Tanısı öyküye dayanarak ve muayene ile konulur. Tedavisi, kistin, tıkalı olan küçük tükrük bezi dahil edilerek lokal anestezi altında cerrahi olarak çıkarılması şeklindedir. Alternatif olarak kriyoterapi (yani dokunun dondurularak yok edilmesi işlemi) seçilebilir, işlem sonrasında 1 hafta içinde kist yerinden kopar ve altında iyileşme dokusu oluşmaya başlar. Ancak, buna yol açan bez çıkarılmadığı için, kistin tekrarlama riski vardır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/dudakta-kist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİNÜSTE KİST</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 09:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[başağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[MR]]></category>
		<category><![CDATA[mukosel]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs kisti]]></category>
		<category><![CDATA[sinüs retansiyon kisti]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tomografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1664</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok kişi başağrısı şikayetiyle başvurduğu doktorun, istediği beyin tomografisi ya da MR&#8217;ı incelerken şu cümleyi söylediğini duymuştur: &#8220;Beyinde bir şey yok ama sinüste kist var, bir KBB doktoruna başvursanız iyi olur.&#8221; Bunu duyan kişi beyinde kötü bir şey yok diye rahatlar önce, ancak kist lafını duyunca panikle KBB doktoruna başvurur. Halbuki sokaktan geçen herhangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok kişi başağrısı şikayetiyle başvurduğu doktorun, istediği beyin tomografisi ya da MR&#8217;ı incelerken şu cümleyi söylediğini duymuştur: &#8220;Beyinde bir şey yok ama sinüste kist var, bir KBB doktoruna başvursanız iyi olur.&#8221; Bunu duyan kişi beyinde kötü bir şey yok diye rahatlar önce, ancak kist lafını duyunca panikle KBB doktoruna başvurur. Halbuki sokaktan geçen herhangi 100 kişiye sinüs filmi çektirseniz, 10&#8242;unda sinüs kisti dediğimiz, tıbbi adıyla &#8220;sinüs retansiyon kisti&#8221;ni görmeniz mümkündür.</p>
<p>Bu kadar sık görülen, zararsız, herhangi bir şikayete yol açmayan (başağrısı, geniz akıntısı vb. yapmaz!), herhangi bir tıbbi/cerrahi tedavi gerektirmeyen ufak kistlerin yanısıra bazen gerçekten de müdahale edilmesi gereken &#8220;mukosel&#8221; adı verilen büyük kistler de yok değildir hani! O zaman bu ikisi nasıl ayırt edilir, onu bir inceleyelim.</p>
<p>Sinüs retansiyon kistleri, sinüs içindeki salgı bezlerin birinin ağzının tıkanması ve içi sümük dolu bir kesecik haline gelmesi ile oluşur. Çoğunlukla yanakta yer alan &#8220;maksiller sinüs&#8221;te görülürler. Çok ileri derecede büyüyüp sinüsün tavanında yer alan sinüs ağzını kapatmadıktan sonra hiçbir şikayete neden olmazlar ve iyi huyludurlar. Saptanması çoğunlukla tesadüfen olur, düz fimlerle görünebileceği gibi sinüs tomografisi ile en iyi tanı konulur. Tipik görüntüsü kistin üst kısmında hava olmasıdır. Tedavisinde sadece 2-3 yılda bir kontrol önerilir, hiçbir tıbbi ya da cerrahi tedaviye gerek yoktur. Dalgıçların &#8220;dalarak patlattım&#8221; dedikleri kistler genellikle bunlardır.</p>
<p>Mukoseller ise sinüs ağzının enfeksiyon, polip vb. nedenlerle tıkanması sonrasında, sinüs içinde yapılan salgıların dışarı atılamayıp etrafı kemik çerçeve ile çevrili sinüs boşluğunu giderek doldurması, iltihaplı sıvının eritici etkisi ve dışarı boşalmak için kemiğe baskı yapması sonucunda kemiğin genişlemesi, buna bağlı başağrısı, göze vuran şiddetli ağrı, yanakta şişme, gözün yukarı itilmesi ile giden bir patolojidir. Sinüs retansiyon kisti gibi masum ve zararsız değildir. Çoğunlukla frontal ve etmoid (alın ve göz çevresi) sinüsleri tutar. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur. Sinüs retansiyon kistinden tipik ayırıcı bulgu, sinüsün tamamen homojen sıvı ile tepesine kadar dolu olup sinüs içinde hiç hava olmamasıdır. Sinüs duvarları normal olabileceği gibi genişlemiş, incelmiş veya kalınlaşmış, yer yer erimiş olabilir. Tedavi edilmediğinde, sinüs kemiğini eritip göz, beyin gibi dokulara açılarak enfeksiyon vb. komplikasyonlara yol açabilir. Tedavisi cerrahi olarak tüm kistin çıkarılması ve sinüs içini kaplayan mukozanın temizlenmesi, sinüs ağızlarının endoskopik olarak genişletilmesi şeklindedir. Hastanın yıllık kontrol edilmesi gerekir, çünkü yıllar içinde tekrar edebilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/sinuste-kist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜKRÜK BEZİNDE TAŞ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 10:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TÜKRÜK BEZİ HASTALIKLARI ve BOYUNDA KİTLE]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[çenede şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[dilaltında iltihap]]></category>
		<category><![CDATA[dilaltında taş]]></category>
		<category><![CDATA[sialoadenit]]></category>
		<category><![CDATA[sialoadenitis]]></category>
		<category><![CDATA[sialolithiasis]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezi]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezi iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük bezinde taş]]></category>
		<category><![CDATA[tükrük taşı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek yerken şişlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1657</guid>
		<description><![CDATA[Tükrük bezi taşı, ağız tabanında yer alan tükrük bezleri içindeki salgının pek çok nedene bağlı olarak göllenmesi sonrası zamanla oluşmaktadır. %80&#8242;i çenenin hemen altında yer alan submandibüler tükrük bezlerinde oluşmaktadır, çünkü bu bezin salgısı diğerlerine nazaran daha koyudur ve ağız içine tükürüğü, yukarı doğru yerleşmiş olan kanalıyla yerçekiminin tersi yönünde iletmektedir.   Taşın oluşumunu başlatan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Tükrük bezi taşı, ağız tabanında yer alan tükrük bezleri içindeki salgının pek çok nedene bağlı olarak göllenmesi sonrası zamanla oluşmaktadır. %80&#8242;i çenenin hemen altında yer alan submandibüler tükrük bezlerinde oluşmaktadır, çünkü bu bezin salgısı diğerlerine nazaran daha koyudur ve ağız içine tükürüğü, yukarı doğru yerleşmiş olan kanalıyla yerçekiminin tersi yönünde iletmektedir.</p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR">Taşın oluşumunu başlatan faktörler tükrük bezi iltihabı, batın ameliyatı sonrası uzun bir süre ağızdan sıvı-gıda alımının kesilmesi, az su içme (günde 1 litreden az) olarak belirtilebilir.</p>
<p lang="tr-TR">Tükrük bezi taşı olan kişilerde bu taşın kanal içine ilerleyip sıkışması durumunda, tipik olarak gıda alımı sonrasında çene altında aniden beliren ağrılı şişlik ortaya çıkar. Şişlik zamanla inebilir ya da kalıcı olabilir. Şişliğin var olma süresi uzadıkça, taşın arkasında göllenen salgıya ağız içindeki mikropların ulaşıp tükrük bezi iltihabı yapması riski artmaktadır. Bu durumda kişide şişlikte artış, üzerindeki deride hafif kızarıklık, sıcaklık, dil altında acı ve bazen ekşimsi, acımsı tatta bir akıntı ortaya çıkar.</p>
<p lang="tr-TR"> Tanısı öykü, muayene ve bazı radyolojik tetkiklerle (ultrason, bilgisayarlı tomografi vb.) konmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR">Tedavisinde tükrük bezi taşı mevcut, ancak enfeksiyon bulguları yoksa bol sıvı alımı, tükrük bezine hafif masaj, sakız çiğneme gibi yöntemlerle şişlik azaltılmaya çalışılır. Ancak bunlarla şişlik azalmıyorsa,bezin üstündeki deri kızarık ise taşın tükrük bezi kanalında sıkıştığı düşünülerek antibiyotik ve antienflamatuar ilaçlar verilmelidir. Tedavi sonrası yapılan ultrasonda taş kanal içinde, tükrük bezi yapısı bozuk veya olay tekrarlamaya başlarsa ameliyatla o taraf tükrük bezi ve taşın alınması gerekmektedir. Tek taraflı alındığı için ağız kuruluğuna neden olmaz.</p>
<p lang="tr-TR"> Tükrük taşı, bezin dil altında yerleşen kanal ağzında sıkışıp kalmışsa, kanal ağzını lokal anestezi yapıp minik bir kesiyle hafifçe genişleterek taş çıkarıldığında, şikayetlerin hızla gerilediği görülecektir.</p>
<p lang="tr-TR"> Ultrasonik tükrük taşı kırma pek etkili bir yöntem değildir ve fazla önerilmemektedir.</p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/07/tukruk-bezinde-tas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA BOYUNDA BEZE</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 12:25:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TÜKRÜK BEZİ HASTALIKLARI ve BOYUNDA KİTLE]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beta enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[büyük lenf bezi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta boyunda beze]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta boyunda şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta lenf bezi]]></category>
		<category><![CDATA[Kawasaki hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kedi tırmığı hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mikobakteri iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[stafilokok enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tüberküloz]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>
		<category><![CDATA[viral lenfadenit]]></category>
		<category><![CDATA[virüs enfeksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1624</guid>
		<description><![CDATA[1 yaş altı çocukların yaklaşık olarak % 40&#8242;ında, tüm çocuk yaş gruplarına bakıldığında ise % 55&#8242;inde herhangi bir belirgin hastalık bulgusu yokken boyunda ele gelen beze/bezeler olabilir. Bu bezelerin çoğunluğu enfeksiyon sonrası, az bir kısmı doğumsal, çok az bir kısmı ise malign (kötü huylu) kaynaklı olabilmektedir. Bezeler değerlendirilirken, aileye bazı önemli sorular sorulmalıdır: Eşliğinde ateş oldu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1 yaş altı çocukların yaklaşık olarak % 40&#8242;ında, tüm çocuk yaş gruplarına bakıldığında ise % 55&#8242;inde herhangi bir belirgin hastalık bulgusu yokken boyunda ele gelen beze/bezeler olabilir. Bu bezelerin çoğunluğu enfeksiyon sonrası, az bir kısmı doğumsal, çok az bir kısmı ise malign (kötü huylu) kaynaklı olabilmektedir.</p>
<p>Bezeler değerlendirilirken, aileye bazı önemli sorular sorulmalıdır:</p>
<ol>
<li>Eşliğinde ateş oldu mu?</li>
<li>Üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları veya boğazda beyaz zarlar var mı?</li>
<li>Kilo kaybı ya da yorgunluk var mı?</li>
<li>Beze giderek büyüyor mu? Öyleyse ne kadar sürede büyüdü?</li>
<li>Antibiyotik kullanımına yanıt verdi mi?</li>
<li>Hayvan tırmalaması ya da böcek ısırması var mı?</li>
<li>Verem aşısı yapıldı mı? Yakınlarında verem geçiren var mı?</li>
<li>Yurtdışına yolculuk öyküsü var mı?</li>
<li>Çiğ gıda (iyi pişmemiş et, çiğ köfte, çiğ yumurta kullanılan gıdalar, vb.) tüketimi var mı?</li>
</ol>
<p> </p>
<p>Bezeleri muayene ederken hekimin kendisine sorması gereken bazı sorular vardır:</p>
<ol>
<li>Tek mi birden fazla beze mi var?</li>
<li>Bezeler 1 cm&#8217;den küçük mü, büyük mü?</li>
<li>Beze dokunmakla ağrılı mı?</li>
<li>Beze dokunmakla hareketli mi?</li>
<li>Beze sert mi yumuşak mı?</li>
<li>Beze ve üzerindeki deri sıcak mı?</li>
<li>Bezeler ayrı ayrı mı birleşip yumak mı yapmış?</li>
<li>Bezeler tek taraflı mı çift taraflı mı?</li>
<li>Boynun önünde, yanında veya arkasında mı?</li>
<li>Bezenin üzerindeki deride renk değişikliği, akıntı var mı?</li>
<li>Karaciğer-dalak büyüklüğü var mı?</li>
<li>Kan tahlil sonuçları (hemogram, beyaz küre, sedimentasyon, CRP, ASO) nasıl?</li>
</ol>
<p>Bu sorulara alınan yanıtlara göre hekimin kafasında bazı ön tanılar oluşur. Sırasıyla örnek verirsek:</p>
<ul>
<li>Beze sayısı 1&#8242;den fazla, 1 cm&#8217;den küçük, yumuşak, hareketli, boynun iki tarafında yerleşimli, üstündeki deri normal ise <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">viral lenf bezi iltihabı</span></span></strong> akla gelmelidir. Bu bezeler genellikle 1 ay, maksimum 3 ay içinde küçülüp kendi kendine ortadan kaybolur. EBV enfeksiyonu, yani bilinen adıyla Öpücük Hastalığı&#8217;nda bezeler 6 aya kadar kalabilir, beraberinde karaciğer ve dalak büyüklüğü olabilir. </li>
<li>Beze sayısı 1&#8242;den fazla, hızla büyüyor, ağrılı, sıcak, yumuşak, hareketli, tek/iki taraflı, boğaz ağrısı-öksürük-ateş eşlik ediyor, özellikle çene altı ve boyun ön üst kısmında yerleşimli ise stafilokok veya beta hemolitik streptokok gibi <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">bakteriyel lenf bezi enfeksiyonları</span></span></strong> akla gelir. Tedavisi antibiyotiktir. 2-3 gün içinde bezeler küçülmeye başlar ve haftalar içinde normal boyutuna iner. </li>
<li>Beze hafif hassas, kısmen yumuşak ve ek şikayetleri yok, antibiyotiklere yanıt vermiyorsa akla ilk gelmesi gereken <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Mycobacterium enfeksiyonu</span></span></strong>dur, çocuklardaki boyun bezelerinin %10&#8242;unu oluştururlar. İki türü vardır: 1. Tüberküloz (Verem), 2. Atipik mikobakteri</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"> Atipik mikobakteriler toprak, su ve sütte bulunur. Çocukların kirli objeleri ağzına koymasıyla ya da çürük diş yoluyla boğaza ulaşırlar. İnsandan insana bulaş yoktur. Genellikle bu bezeler haftalar boyunca var olur ve antibiyotiklere yanıt vermezler. Muayenede hassas değildirler ve hafif yumuşaktırlar, tek taraflı ve çene altı yerleşimlidirler. Üstteki deride de hafif şişlik ve bazen mor-kırmızı renk, hatta tedavi edilmezse dışa iltihaplı akıntı olabilir. Verem deri testinde tüberküloz bakterisiyle akrabalık nedeniyle hafif pozitiflik olabilir (5-15 mm), akciğer filmi normaldir. Tedavisinde klaritromisin verilebilir ancak dirençli vakalarda tedavi bezenin cerrahi olarak çıkarılmasıdır.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tüberküloz</span></strong>  </span>yani vereme bağlı bezeler genellikle boynun arka tarafında yerleşir, çoğunlukla iki taraflı, yumuşak ve dışarı akmaya meyillidir. Hastaların % 85&#8242;inde verem deri testi pozitiftir (15 m&#8217;den fazla). %40-60 çocukta akciğer filmi normal çıkabilir. Ailede ya da yakın birisinde verem olması tipiktir. Vereme özgü kombine, 6-8 aylık ilaç tedavisi gerektirmektedir. Bezeler bu tedavi ile genellikle 3 aydan sonra küçülmeye başlar.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kedi tırmığı hastalığı</span>, </strong></span>ılıman iklimlerde ve özellikle sonbahar-kış aylarında görülür. Hastaların %90&#8242;ında kedi ile temas bulunur, bunların sadece %75&#8242;inde tırmalama vardır, %25&#8242;inde kesinlikle tırmalanma yoktur. Yapılan bilimsel bir çalışmada 12 aylıktan küçük bir kedi beslerseniz bu hastalığa yakalanma riskiniz 15 kat, kedi sizi ısırır ya da tırmalarsa 27 kat artmaktadır. Hastaların sadece üçte birinde , tırmıklama ya da temastan 3-10 gün sonra ateş olur. Tırmalanan alanda sivilce gibi bir papüler püstül çıkar, günler-aylar boyunca sürer, hatta böcek ısırığı sanılır. 2 hafta sonra o bölgenin drene olduğu yerdeki (çocuklarda genellikle koltuk altı ya da dirsek üstü) lenf bezleri şişer ve 60-70 gün şiş kalır. Tanısı özel testlerle konur. Spesifik bir tedavisi yoktur. Bezeler düzenli olarak takip edilir.</li>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Kawasaki Hastalığı</span></span></strong>, birden açığa çıkan, kendi kendine kaybolan bir hastalıktır. Uzamış ateş, dudak ve yanaklarda enflamasyon, deri değişiklikleri, boyunda lenf bezi büyüklüğü ve yaygın küçük damar iltihabı ile gider, tedavi edilmeyen hastaların %20&#8242;sinde kalp damarlarını tutup anevrizma yapabilir (bu durum genellikle hastalığın 10. gününde saptanabilir ancak 4 haftada iyice oturur. Bu anevrizmaların %50&#8242;si kendiliğinden ortadan kaybolur). Genellikle Japonya&#8217;da yaygın olsa da tüm dünyada görülebilir. Günümüzde çocukluk çağı kazanılmış kalp hastalıklarının en sık nedeni olarak romatizmal ateşin yerini almıştır. Hastaların %8&#8242;i 4 yaş altındadır ve çoğu 1 yaşındadır. Nedeni bilinmemektedir. Tanısında 6 kritere dikkat edilir:  </li>
</ul>
<ol>
<li>1-2 hafta süren, 40 derecelere varan yüksek ateş</li>
<li>Her iki gözde konjunktivit (ağrısız, iltihapsız, ateşten sonra ortaya çıkan)</li>
<li>Dudaklarda çatlama, kuruma, kızarıklık, bazen çilek dil</li>
<li>Vücutta ve kol-bacaklarda makülopapüler döküntü, kol-bacaklarda kızarıklık ve hafif şişlik, şişlik ortadan kaybolurken tırnak etrafındaki deride soyulma</li>
<li>Boyunda lenf bezi büyüklüğü (%50-75): Yumuşak değil, çoğunlukla tek taraflı</li>
<li>Kan tahlilinde sola kayma ile giden lökositoz, sedimentasyon yüksekliği, trombosit sayısında artış (1 milyondan fazla)</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Bu 6 kriterin 5&#8242;i mevcutsa veya 4&#8242;ü mevcut ve kalp damar anevrizması da varsa tanı konulmuş olur. Tedavide yüksek doz immunglobulin ve aspirin kullanılır. Anevrizma gelişen çocukların hayat boyu aspirin kullanması gerekir.</p>
<p>  </p>
<p>KAYNAK: Benign Pediatric Cervical Lymphadenopathy, Jayson Greenberg M.D., Nov. 16, 2000</p>
<p>BCM Otolaryngology-Head and Neck Surgery Grand Rounds Archive</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-boyunda-beze/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA HAVAYOLUNDA, YEMEK YOLUNDA VE KULAKTA YABANCI CİSİM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 08:19:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerlerde yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[boğulma]]></category>
		<category><![CDATA[burunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[heimlich manevrası]]></category>
		<category><![CDATA[kızım ..... yuttu]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[nefes darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[oğlum ..... yuttu]]></category>
		<category><![CDATA[soluk yolunda yabancı cisim]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı cisim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1613</guid>
		<description><![CDATA[Hiçbirimiz gözünün içine baktığımız çocuklarımızın bir leblebi yüzünden boğularak ölmesini istemeyiz!! Adını bile anmak insanın içini ürpertiyor ama maalesef bu kadar basit birşey yüzünden ölen bir çok çocuk var. Zararlı olabileceği hiç aklınıza bile gelmeyen onlarca materyalle dolu evlerimiz. Bir çocuk gibi yere yüzünüzü dayayıp o mesafeden herşeye bakmayı bir deneyin, üstten bakınca hiçbir şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p lang="en-US">Hiçbirimiz gözünün içine baktığımız çocuklarımızın bir leblebi yüzünden boğularak ölmesini istemeyiz!! Adını bile anmak insanın içini ürpertiyor ama maalesef bu kadar basit birşey yüzünden ölen bir çok çocuk var. Zararlı olabileceği hiç aklınıza bile gelmeyen onlarca materyalle dolu evlerimiz. Bir çocuk gibi yere yüzünüzü dayayıp o mesafeden herşeye bakmayı bir deneyin, üstten bakınca hiçbir şekilde görmeyeceğiniz ya da dikkat etmeyeceğiniz koltuk altına kaçmış bir düğme ya da fındık gözünüze çarpacak! Yeni emekleyen bir bebek için ne de ilginç cisimlerdir bunlar. Hele hele o herşeyi merak edip ağzına atma, burnuna-kulağına sokuşturma isteği yok mu? İşte bebeklerin başına ne geliyorsa bundan geliyor!!!  </p>
<p>Amerika&#8217;da yılda ortalama 80.000 kişinin (19 yaş ve altı yaş grubu) yabancı cisim yutma nedeniyle çeşitli merkezlere başvurduğu bildirilmektedir. 1500 aileyle yapılan bir anket çalışmasında, %4&#8242;ü çocuklarının hayatında en az 1 kez yabancı cisim yuttuğunu ifade etmiştir.<sup>*</sup> Bu durumun en sık görüldüğü yaş grubu ise 6 ay-4 yaş arasıdır. </p>
<p>Bilye, ufak taşlar, çerez, oyuncak parçaları, üzüm, düğme, meyve çekirdekleri (özellikle ülkemizde karpuz!), saat pili, madeni para gibi ufak cisimlerin,çocuğun ulaşabileceği yerlerde olmamasına çok dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Özellikle de çocuk çerez, meyve, mısır, üzüm vb. yerken çocuğu gıdıklamak, koşturarak ya da kaydıraktan kayarken bu tür şeyleri yemesine izin vermek, ağlarken ağzında yiyecekle içini çeke çeke ağlamasına seyirci olmak bu cisimlerin soluk yoluna kaçma riskini arttırmaktadır. BU NEDENLE LÜTFEN 4 YAŞ ALTINDAKİ ÇOCUKLARA ÇEREZ VERMEYİNİZ, ÜZÜM VB. MEYVELERİN ÇEKİRDEKLERİNİ ÇIKARIP MEYVEYİ YARIYA-DÖRDE BÖLEREK TANE TANE VERİNİZ!!!</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yine 4 yaş altı çocuklara yüzük, kolye, bilezik, küpe gibi koparak küçük parçalara ayrılabilecek süs eşyaları takmayınız, nazar boncuklarını çocuğun ulaşamayacağı kürek kemiği hizasına ortaya doğru takınız!</span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><em>Çocuklarda yabancı cisimlerin yerleşim yerlerine göre bulguları ve tedavisi:</em></span></strong></p>
<ul>
<li><strong><em>KULAK:</em></strong> Kiraz çekirdeği, fasülye, nohut, patlamamış mısır tanesi, saat pili, oyuncak parçaları, üzüm, oyun hamurları, kağıt mendil parçası vb. çocukların sıklıkla kulaklarına soktukları cisimlerdir. İşitme kaybı, ağrı, kulakta tıkanıklık, ufak çocuksa kulak memesini çekiştirme gibi şikayetlerle karşımıza gelebilir. Bazen de ufak sinekler, kurtçuklar, sivrisinek vb. de kulak yoluna girip orada kalabilir, böcek canlı ise çocuklar vızıltı sesi, kırt kırt sesleri duyduklarını ifade edebilirler.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı?</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Farkedildiğinde mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalı, çıkarılmaya çalışılmamamalıdır. Çünkü özellikle yuvarlak yabancı cisimler, cımbız vb. aletlerle çıkarılmaya çalışıldığında daha ileri itilip, dış kulak yolunun dar alanlarına sıkıştırılabilir, hatta çok itilirse kulak zarını yırtabilir.  Kulak girişinde olduğu farkedilen metalik cisimleri kuvvetli mıknatıslarla ittirmeden alabilirsiniz. Böcek şüphesi varsa, kulağa zeytinyağı damlatılabilir.</p>
<ul>
<li><strong><em>BURUN:</em></strong> Yukarıda sayılan tüm cisimler buruna da sıklıkla sokulmaktadır. Burundaki yabancı cisim uzun süreli olarak orada kalırsa, o taraftan kötü kokulu, bazen kanlı akıntı ve burun tıkanıklığı başlar.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı? </span></p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="color: #ff0000;">BURUNDAKİ YABANCI CİSİMLER ASLA EVDE ÇIKARILMAYA ÇALIŞILMAMALI, ÇOCUK PANİK EDİLİP AĞLATTIRILMADAN EN KISA ZAMANDA BİR HASTANENİN ACİL SERVİSİNE BAŞVURULMALIDIR!!! </span>Çünkü, burundaki yabancı cisim ağlarken burun çekme ile ya da cımbızla tutulmaya çalışılırken geriye ittirilmekle kolayca soluk yoluna düşüp, çocuğun anlık boğulmasına, sonrasında nefes alma çabası ile cismin akciğerlere çekilmesine neden olabilir. Burun ön kısmından görülebilen metalik cisimleri, ittirmeden kuvvetli bir mıknatısla çekebilirsiniz.</p>
<ul>
<li><strong><em>HAVAYOLU ve YEMEK BORUSU:</em></strong> Havayoluna kaçabilen/takılabilen yabancı cisimlere bakarsak, madeni para, yuvarlak sert şeker, tavuk kemiği, toka, balık kılçığı, meyve çekirdekleri, çerez, ufak plastik oyuncaklar, toplu iğne, çengelli iğne, raptiye, anahtar, düğme, ufak taşlar, yüzük, küpe, vida, zımba teli, kolye ucu&#8230; şeklinde uzayıp giden bir liste mevcuttur. Bu cisimlerin bir kısmı röntgenle görülebilecek yapıya sahipken, bir kısmı da ancak öykü uyumlu, üst havayolu muayenesi sonrası cismin alt havayolunda olduğundan şüpheleniliyorsa bronkoskopi, yemek borusuna takıldığı düşünülüyorsa gastroskopi adı verilen özel endoskopik muayenelerle saptanabilir.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="text-decoration: underline;">Ne yapılmalı?</span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Yemek borusundan geçip mideye ulaşan bir cisim, sivri değil ya da pil gibi toksik maddeler içermiyorsa, genellikle büyük abdestle çıkana kadar takip edilir. Belli risklere sahipse genellikle endoskopik yolla çıkarılır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Havayolunda yer alan, bademciklere takılan kılçık, tavuk kemiği vb. cisimler KBB uzmanları tarafından lokal anestezi ile kolayca alınabilmektedir. Ancak, çocukta aspirasyon (cismin alt solunum yoluna kaçma) bulguları varsa- ki bunlar cismin soluk yoluna girdiği ilk anda arkaya arkaya öksürük, cisim büyük ise morarıp nefes alamama, ses boğuklaşması, öterek nefes alıp verme, dudakların mavi renge dönüşmesi, cisim nispeten küçük ise anlık bir morarma ve ötme şeklindedir- çocuğun acilen en yakın hastanenin acil servisine götürülmesi gerekir. Cisim çok küçükse anlık bir öksürük sonrasında çocuk hiçbirşey olmamış gibi oyununa devam edebilir. Ancak, alt solunum yoluna inip günler sonra orada bir enfeksiyon yarattıktan sonra ateş, öksürük, hırıltı gibi şikayetlere yol açar.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Aile veya çocukla ilgilenen kişi, yabancı cisim aspirasyonuna şahit olmamış, ancak çocukta ilaçlarla düzelmeyen öksürük, açıklanamayan ateş, nefes darlığı varsa ve akciğer filmi çekilip tek taraflı zatürre olduğu saptanırsa, yabancı cisim aspirasyonu gibi yaklaşılmalıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Aile ya da çocukla ilgilenen kişi yabancı cismin aspirasyonuna şahit olmuşsa ve çocukta morarma, nefes alamama, bilinçte bozulma başladıysa <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">HEİMLİCH MANEVRASI</span></span></strong> yapmalıdır. Hatta bebek ve çocukların bakımını üstelenen kişilere evdeki kap-kacak düzeninden çok daha öncelikli olarak öğretilmesi gereken şeydir bence!!! Bu manevra ile yabancı cisim çıkarılamıyorsa, en hızlı şekilde bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p style="text-align: center; padding-left: 30px;"> </p>
<p>KAYNAK:  </p>
<p lang="en-US">*Encyclopedia of Children&#8217;s Health- Foreign Objects</p>
<p lang="en-US">**Heimlich Manevrası Resmi: McKesson Corporation-ADAM</p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/cocuklarda-havayolunda-yemek-yolunda-ve-kulakta-yabanci-cisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KOANAL ATREZİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 10:42:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[biberon emememe]]></category>
		<category><![CDATA[burundan kötü kokulu akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[koanal atrezi]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[meme emememe]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı burun tıkanıklığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1590</guid>
		<description><![CDATA[Koanal atrezi, burun arka deliklerinin yani genize açılan kapıların doğumsal olarak tek veya iki taraflı tıkalı olmasıdır. Çift taraflı koanal atrezi 5000-8000 doğumda 1 görülür, tek taraflı olanın sıklığı ise bunun 2 katıdır. Kız/erkek oranı 2/1&#8242;dir. Tipik bulguları bebeğin emzirme veya biberonla mama alma sırasında tıkanıp memeyi ya da biberonu bırakması, burun tıkanıklığı, burundan kötü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Koanal atrezi, burun arka deliklerinin yani genize açılan kapıların doğumsal olarak tek veya iki taraflı tıkalı olmasıdır. Çift taraflı koanal atrezi 5000-8000 doğumda 1 görülür, tek taraflı olanın sıklığı ise bunun 2 katıdır. Kız/erkek oranı 2/1&#8242;dir. Tipik bulguları bebeğin emzirme veya biberonla mama alma sırasında tıkanıp memeyi ya da biberonu bırakması, burun tıkanıklığı, burundan kötü kokulu akıntıdır. Tanı, en basit haliyle, burun ön deliğinden incecik bir sondanın genize kadar sokulup boğaza uzanıp uzanmadığının kontrolü ile konur. Tanı bilgisayarlı tomografi ile doğrulanabilir, bu sayede atrezinin yapısı da (sadece zar şeklinde bir deri ile mi kaplı, yoksa kemik bir duvar mı var?) anlaşılabilir. Tedavisi, özellikle iki taraflı ise acilen burun arka deliklerinin cerrahi (günümüzde çoğunlukla endoskopik yoldan lazer) ile açılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-US">Tek taraflı atrezilerde, burun tıkanıklığı nefes durmasına yol açmıyor, çocuk diğer taraftan rahat nefes alıp uyuyabiliyor ve beslenebiliyorsa herhangi bir müdahale yapılmadan takip yolu seçilebilir. Tek yaratacağı sorun burun akıntısı ve ilerleyen yaşlarda sinüzit atakları olacaktır. Tek taraflı kötü kokulu burun akıntılarında yabancı cisim, sinüzit gibi tanıları ekarte etmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/koanal-atrezi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEM ANNE, HEM KADIN, HEM KULAK BURUN BOĞAZ UZMANI OLMAK</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 14:53:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bayan doktor]]></category>
		<category><![CDATA[bayan KBB doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklu doktor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın doktor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın KBB doktoru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1574</guid>
		<description><![CDATA[“Hemşireanııımmm” diye arkamdan seslenen hastaya dönüp kaç kere “Ben doktorum” dedim kimbilir şu 12 yıllık Kulak Burun Boğaz hekimliğim boyunca !!! Ya da “Neden kadın KBB uzmanı bu  kadar az?” diye başlayan sorulara makul yanıtlar bulmaya çalıştım.  TUS (tıpta uzmanlık sınavı) gibi adil bir yöntem gelmeden önce, üniversitedeki tüm başarılı notlarına rağmen, bazı anlamsız önyargılardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Hemşireanııımmm” diye arkamdan seslenen hastaya dönüp kaç kere “Ben doktorum” dedim kimbilir şu 12 yıllık Kulak Burun Boğaz hekimliğim boyunca !!! Ya da “Neden kadın KBB uzmanı bu  kadar az?” diye başlayan sorulara makul yanıtlar bulmaya çalıştım. </p>
<div id="attachment_1982" class="wp-caption alignright" style="width: 236px"><img class="size-medium wp-image-1982" title="anne ve dr olmak" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/06/anne-ve-dr-olmak-226x300.jpg" alt="" width="226" height="300" /><p class="wp-caption-text">Fotoğrafın tüm hakkı Op. Dr. Seçil Totan&#39;a ait olup, kopyalanamaz. </p></div>
<p>TUS (tıpta uzmanlık sınavı) gibi adil bir yöntem gelmeden önce, üniversitedeki tüm başarılı notlarına rağmen, bazı anlamsız önyargılardan dolayı mülakat sonrası uzmanlık hakkı kazanamayan, elinin hamuruyla erkek işine soyunmaya kalkan pek çok kadının maalesef yitirdiği bu payeyi, TUS sayesinde bileğimin hakkıyla kazanarak girmiştim 1998’de KBB ihtisasına! </p>
<p>İhtisasa başladığım ilk gün bana verilen en önemli öğüt (!) ihtisasım süresince hamile kalmamam şeklindeydi. Çünkü her erkek egemen işkolunda olduğu gibi, oldukça zahmetli ve ağır bir cerrahi branş olan Kulak Burun Boğaz’da, hamileliğe bağlı ağırlaşan, koşturma ve angarya yapma kabiliyeti azalan bizler, “aman düşük tehdidi filan olur da rapor alır, işler bize kalır” tasası ve bebek doğduktan sonra da “yok bebek hastalanır da izin alır” kaygısı ve mızırtısı içindeki erkek meslektaşlarımızın bu tavrı karşısında, bebek doğduktan sonra günaşırı nöbetlere eklenen uykusuz gecelerin getirdiği yorgunluğa rağmen “hem iyi anne olurum, hem de iyi bir cerrah” inadıyla daha bir canla başla çalışır hale geliriz!</p>
<p>4,5 yıllık KBB ihtisasım boyunca hamile kalmadım çok şükür, uzmanlık sonrası tattığım bu güzel duygu ve annelik ise erkek meslektaşlarımın asla yaşayamayacakları pek çok deneyim kazandırdı bana. Çocuklarımın zaman zaman orta kulak iltihabı olması, bademciklerinin iltihaplanması, doktor olmanıza ve öğrendiğiniz her tedavi metodunu uygulamanıza rağmen bir türlü kesemediğiniz öksürükler veya düşüremediğiniz ateşler sayesinde, bir çocuğun ve ailenin bu dönemlerde yaşadıklarını birebir yaşamak ve zamanla bu gibi durumlarla baş edebilmeyi çocuklarınızda öğrenerek, hastanızın ailesine ufak ufak ipuçları verebilmek, doğal yöntemler önerebilmek (ki kefir benim için en özelidir!); muayene olmaya direnen çocuğunuzu nasıl ikna ediyorsanız, hastanızı da ikna edebilmek; hangi ilaçların tadının iğrenç olduğunu, hangi bulguların neyin habercisi olduğunu (anneler çocuklarının akşama ateşinin çıkacağını bir şekilde hisseder!) bilip aileyle öyle konuşabilmek ve daha niceleri…</p>
<p>Bu yazıyı yazmamda, “Kızım çok zor muayene olur ve ben de bir kadın KBB uzmanı muayene ederse belki korkmaz diye saatlerce interneti taradım,  ancak ne kadar az sayıda bayan KBB doktoru varmış, çok zorlandım” diyen bir hastamın sevgili annesi bana ilham kaynağı oldu. Sonra şöyle bir düşündüm, ne kadar da çok çocuk hastam varmış! Neredeyse her hafta birinin annesi ya da babası aradığında kalbim çarpar sanki kendi çocuklarım hastalanmışçasına, eyvah ateşi çok mu yüksek, lütfen yine orta kulak iltihabı olmasın, yoksa ameliyat etmek zorunda kalacağım düşünceleriyle açarım telefonu! Tedavisi tamamlandıktan sonra neşe içinde kontrole gelişi ve ailenin teşekkür edişi ya da hastamın mutlulukla bay bay deyişi en güzel geri dönüştür bana!</p>
<p>Duvarları “Şeni çok seviyoyum doktoy apla!” yazıları ve sevgiyle yapılmış onlarca resimle dolu odama girerken koşup bana sarılıp öpen ve muayene koltuğuna mızırdanmadan oturup ağzını kocaman açan minik hastalarıma ve Kulak Burun Boğaz hekimi olarak tarzımı ve duruşumu anne olduktan sonra tamamen değiştiren biricik yavrularıma binlerce teşekkürler&#8230;</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/hem-anne-hem-kadin-hem-kulak-burun-bogaz-uzmani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KULAK DELDİRME VE KÜPE TAKMA ÜZERİNE TIBBİ UYARILAR</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 15:51:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aids]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[keloid]]></category>
		<category><![CDATA[kulak absesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirdikten sonra]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirdikten sonra bakım]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak deldirmek]]></category>
		<category><![CDATA[kulak delme tabancası]]></category>
		<category><![CDATA[küpe]]></category>
		<category><![CDATA[küpe deliği iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[küpe tabancası]]></category>
		<category><![CDATA[metal küpe allerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[nikel allerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[steril kulak deldirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=19</guid>
		<description><![CDATA[    Siz de işe gitmeden önce veya arkadaşlarınızla buluşmaya giderken kıyafet seçimine olduğu kadar takı kutusundan küpe seçmekle vakit harcayanlardan mısınız? Ufacık bir kızken annenizi taklit etmek için klipsli küpelerini gizlice alıp takmadınız mı? Peki ya genç kızlığa geçiş döneminizde kulaklarınızı deldirme hevesiyle coşup taşmadınız mı? İşte bu yazımda bayanların olduğu kadar son yıllarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="pierc_06.jpg" rel="attachment wp-att-79" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=79"></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p> </p>
<p>Siz de işe gitmeden önce veya arkadaşlarınızla buluşmaya giderken kıyafet seçimine olduğu kadar takı kutusundan küpe seçmekle vakit harcayanlardan mısınız? Ufacık bir kızken annenizi taklit etmek için klipsli küpelerini gizlice alıp takmadınız mı? Peki ya genç kızlığa geçiş döneminizde kulaklarınızı deldirme hevesiyle coşup taşmadınız mı?</p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">İşte bu yazımda bayanların olduğu kadar son yıllarda erkeklerin de rağbet ettiği kulak deldirme ve küpe takma konusuna tıbbi açıdan değinmek istiyorum. </span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Liseye başladığım dönemlerde küpe takma merakıma yenilip kendimi bir kuyumcuda tabanca ile kulaklarımı deldirirken bulmuştum. O zamanlar aslında ne kadar büyük riskleri göze aldığımı ve bu masum hevesin başıma neler açabileceği hakkında en ufak bilgim bile olmadığını şimdi farkediyorum. Kulak deldirmenin özel teknikleri ve hjyen açısından dikkat edilmesi gereken bazı kuralları mevcuttur. Bazı kişilerin kulaklarını deldirmesi sakıncalıdır; bunlar yara yeri enfeksiyonuna yakalanma riski yüksek olan şeker hastaları, pıhtılaşma mekanizması bozuk olan özel bazı kan hastalıkları olanlar, yara iyileşmesi sırasında dokunun aşırı reaksiyonu sonucu sert, kabarık ve kötü görünümlü yara izi anlamındaki “keloid” dokusu oluşturma ihtimali olanlar ( bunu anlamak için aşı yerlerinizde bu tür kabarıklıklar olup olmadığına bakmanızı tavsiye ederim), deldirme işlemi sırasında strese bağlı atak geçirebilecek epilepsi hastaları, deldirme bölgesinde mantar vb. cilt hastalığı olanlar şeklinde sıralanabilir. Ayrıca kulak deldirme işlemi sırasında hjyen kurallarına dikkat edilmediği takdirde kulak memesi veya kepçesinde şiddetli iltihap, abse, hatta kulak kıkırdağında erime ve ileride buna bağlı deformiteler, kan yoluyla hepatit-B ve AİDS gibi hastalıkların bulaşması vb. risklere maruz kalınabilir. Bunun dışında nikel vb. metallere allerjisi olanlarda, deldirme işlemi sırasında kullanılacak tabanca, iğne veya küpelerin allerjen madde içermemesine dikkat edilmesi gerekir. </span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulak nasıl delinmeli?</span></p>
<p><span style="color: #339966;"> </span><span lang="TR">Kulak deldirme işlemi için kuyumcu, dövme dükkanları vb. nonhjyenik yerlerden çok hjyenik şartların kullanıldığından emin olduğunuz ve bu işlemi yapan sağlık kurumlarını tercih etmelisiniz. İşlemi gerçekleştirecek olan kişi steril eldiven giymeli, delik açılacak olan bölge sterilize edici özel solüsyonlarla temizlenmeli, delme işleminde kullanılacak olan küpe steril olarak özel tabancaya yerleştirilmeli ve kulak bu şekilde delinmelidir. Delmek için kulağın kıkırdaksız olan meme kısmı tercih edilmeli, enfeksiyona açık olan, daha az kanlanan ve kıkırdak içeren kulağın diğer kısımları pek seçilmemelidir. Sizler de bu nedenle kulak memesi dışındaki bölgelerin delinmesi için ısrarcı olmamalısınız. Delmede kullanılacak olan küpe sallantısız, en az allerjik olan titanyum veya 14 ayar altın alaşımlı olmalıdır. Çok sıkı ve ufak küpe klipsleri seçilmemelidir. </span></p>
<p><span lang="TR"> </span><span lang="TR"><span style="text-decoration: underline;">Pek çok KBB uzmanı, tabanca yöntemi yerine cerrahi olarak küpe deliği açma tekniğini tercih etmektedir.  Diğer teknikten daha steril,  daha az ağrılı ve daha güvenli bir yöntemdir. </span></span></p>
<p><span lang="TR">Deldirme işlemi sonrasında herhangi bir problem olmadıkça (enfeksiyon, allerji vb.) iyileşme periyodu olan 6 hafta boyunca küpeyi çıkarmamalısınız. Ayrıca halka açık telefon ahizelerini kulağınıza tutmamalı, yastık kılıfınızı düzenli değiştirmeli, küpenizi ellerinizi yıkamadan ellememelisiniz. </span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulağınızı deldirdikten sonra nasıl bakım yapmalısınız?</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Günde 2 kez eller sabunlandıktan sonra küpeyi çıkarmadan küpe delik içinde 3 kez döndürülmeli, deliğin ön ve arka tarafı ucu kolonya emdirilmiş papiks ile silinmelidir (bu işlem için antiseptik bir solüsyon kullanılacaksa fazla tahrişi önlemek için steril su ile seyreltilmelidir).</span></p>
<p> <span style="color: #339966;">Kulak deldirme işlemi sonrasında ne gibi sorunlarla karşılaşabiliriz?</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR"> Kulak deldirenlerin yaklaşık %30’unda takip eden birkaç gün ya da hafta içinde bazı minör komplikasyonların olduğu belirtilmektedir.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Bunlardan en sık görüleni yara yerinin enfeksiyonudur. Delik etrafında kızarıklık, sıcaklık, hassasiyet, ağrı, bazen pü dediğimiz kötü kokulu sarı-yeşil bir akıntı olması akla enfeksiyonu getirmelidir. Bu durumda iltihap ilerlemeden mutlaka bir uzmana başvurmanız gerekmektedir. Aksi takdirde tüm kulak kepçesini kaplayabilen ve kıkırdakta erimeye yol açan, ağrılı, ateşe ve vücutta kırıklığa yol açan şiddetli bir enfeksiyon (bakteriyel perikondrit) gelişebilir. Bizler ne yapıyoruz? Küpeyi çıkartıp kabuk ve akıntıları temizliyoruz, pü varsa kültür alıp ilaç tedavisini ona göre düzenliyoruz, yara yerini özel antiseptikli solüsyonlarla temizleyip ardından delik ön ve arka tarafı ile küpe klipsine antibiyotikli krem sürüp küpeyi tekrar yerine takıyoruz. Temizleme işlemini hastaya öğretip günde 3 kez yapmasını sağlıyoruz. </span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Diğer bir komplikasyon metal (özellikle de nikel) allerjisidir. Her ne kadar deldirme işlemi altın küpe ile gerçekleştirilmekteyse de, bazı allerjik kişilerde kullanılan tabancanın nikel kaplaması bile reaksiyon yapabilmektedir. Yurtdışında gündelik kullanılacak küpelerin nikel içerip içermediğini gösteren bazı özel kitler üretilmiştir. Dimethyl glyoxine ve Amonyum hidroksit içeren bu solüsyonlar küpeye sürüldüğünde metalin pembe renk alması nikel içerdiğinin göstergesidir. Allerjik kişilerde yara iyileşmesinin gerçek anlamda tamamlanacağı 6. aya kadar nikel içeren küpeler takmaması önerilmektedir. Eğer bunları dikkate almamış ve taktığınız küpe deliğinin etrafı  kızarık, kaşıntılı ve sulanıyor ise allerji ortaya çıkmış demektir. Bu durumda hemen küpeyi çıkarmalı ve bir uzmana başvurmalısınız.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Bir başka komplikasyon küpe arkası klipsinin deri altına kaçmasıdır. Bunun nedeni klipsin küçük seçilmesi veya tahriş sonucu arka deliğin büyümesidir. Bu durumda küpeyi kesinlikle çıkarmaya çalışmayınız ve bir uzmana başvurunuz.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Delik iyileştikten sonra (ortalama 6. haftadan sonra) hjyen kurallarına dikkat etmeye devam etmelisiniz. Küpelerinizi takmadan önce alkol veya kolonya ile silmeli, küpeyi ellerinizi yıkadıktan sonra takmalı, gece yatarken deliğin havalanması için küpelerinizi çıkarmalısınız.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Sıklıkla erken dönemde, bazen de geç dönemde başınıza gelebilecek bir başka komplikasyon, özellikle büyük sallantılı küpe kullananlarda, küpenin yanlışlıkla bir yere (kıyafet vb.) takılması veya ani çekilmesi sonucu kulak memesinin yırtılmasıdır. Bunu önlemek için spor yaparken, ufak çocuklarla oynarken, dans ederken veya saçlarınızı yıkarken/yıkatırken küpelerinizi çıkarmalısınız. Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığınızda  kanayan yeri temiz bir parça kuru pamuk veya steril tampon ile 5-10 dakika süreyle tutup, elinizi hiç kaldırmadan iki tarafından parmaklarınızla sıkıştırıp baskı uygulamalı ve en kısa sürede bir uzmana başvurmalısınız.</span><span lang="TR"> </span> </p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: left;"><span lang="TR">Geç dönem görülen bir diğer komplikasyon <a href="http://serhattotan.com/?p=35" target="_blank">keloid</a> (ayrıntılı bilgi için keloid kelimesini tıklayınız!)  dediğimiz kötü ve kabarık yara iyileşmesidir. Tedavisi yine uzmanlar tarafından gerçekleştirilmelidir.</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: left;"><span lang="TR">Küpe deliğinde genişleme ve tedavisi hakkında ayrıntılı bilgiler edinmek için<a title="GENİŞLEMİŞ KÜPE DELİĞİ" href="http://serhattotan.com/?p=801" target="_blank"> lütfen tıklayınız</a>!</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span lang="TR">Güzelleşmek uğruna ne gibi riskleri göze aldığımıza bir bakın! Aman dikkat, basit bir küpe takma olayını kabusa çevirmeyin! Hele hele hepatit-B ve AIDS’e yakalanma ihitmallerini düşünürseniz! Siz siz olun, bu uyarıları dikkate alın ve o muhteşem desen ve şekillerdeki küpeleri gönül rahatlığıyla takın.</span></p>
<p><!-- // < ![CDATA[ // < ![CDATA[ // < ![CDATA[ // < ![CDATA[             var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");  document.write(unescape("%3Cscript src=\\\\\'" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js\\\\\' type=\\\\\'text/javascript\\\\\'%3E%3C/script%3E")); // -->* Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.<br />
<script type="text/javascript">// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[<SPAN style="COLOR: #ff0000" mce_style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan'a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
// < ![CDATA[
            var pageTracker = _gat._getTracker("UA-xxxxxx-x");  pageTracker._initData();  pageTracker._trackPageview();
// </SPAN>
// ]]&gt;</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/kulak-deldirme-ve-kupe-takma-uzerine-tibbi-uyarilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BADEMCİK TAŞI NEDİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 10:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[ağızdan pütür pütür birşeyler gelmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik taşı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz nokta]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikte beyaz zar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1512</guid>
		<description><![CDATA[  Hepimiz ceviz gibi hafif girintili çıkıntılı, nispeten basık küre gibi bademciklerle başlarız hayata ve yaşımız büyüdükçe, karşılaşılan enfeksiyon ajanlarıyla savaşa savaşa 4 yaşından sonra artık bademcikler aktif bağışıklık sağlayıcı görevlerini kemik iliğine terk ederler. &#8220;Kullanılmayan organların atrofiye gitmesi&#8221; felsefesine dayanarak, yıllar içinde bademcikler &#8220;badem&#8221; formundan &#8220;bademcikçik&#8221; formuna doğru yavaş yavaş küçülmeye başlarlar. Bu süreçte, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Hepimiz ceviz gibi hafif girintili çıkıntılı, nispeten basık küre gibi bademciklerle başlarız hayata ve yaşımız büyüdükçe, karşılaşılan enfeksiyon ajanlarıyla savaşa savaşa 4 yaşından sonra artık bademcikler aktif bağışıklık sağlayıcı görevlerini kemik iliğine terk ederler. &#8220;Kullanılmayan organların atrofiye gitmesi&#8221; felsefesine dayanarak, yıllar içinde bademcikler &#8220;badem&#8221; formundan &#8220;bademcikçik&#8221; formuna doğru yavaş yavaş küçülmeye başlarlar. Bu süreçte, girintiler artar ve eriyen bademcik dokularının yerlerinde küçük cepçikler oluşur. İşte bu cepçiklerin içine giren yiyecek artıklarına ağız içinde normalde var olan mikroplar yerleşir ve vahaya düşmüşcesine o bölgeden beslenmeye başlarlar. Bunun sonucunda açığa çıkan maddeler sayesinde de kişide ağır bir ağız kokusu olur. Bazen kişi ağzını çalkalarken, bu materyaller (ki biz bunlara <span style="color: #ff0000;">magma</span> deriz!) lavaboya tükürülür, görüntüsü sanki ufalanmış peynir parçaları şeklinde, gri-beyaz renktedir ve kokusu da bozulmuş yumurtaya benzer.</p>
<p>Kişilerin ağız kokusunu gidermek için yapmadığı şey kalmaz (ağız kokusu hakkında daha ayrıntılı bilgi için <a title="AĞIZ KOKUSU" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/agiz-kokusu-halitosis/" target="_blank">lütfen tıklayınız!) </a>Reflüm mü var acaba deyip Dahiliye ve Gastroenteroloji Hekimlerine başvurulur, dişlerim mi çürük diye Diş Hekimi&#8217;ne gidilir. Bir sonuca ulaşılamadığında sinüzit mi acaba düşüncesiyle bir de KBB doktoru görsün denilmesi üzerine hasta bize kadar ulaşır. Yapılan muayene sonrasında bademcik girintileri içinden çıkardığınız magmaları hastaya koklattığınızda &#8220;Iyyk! İşte bu o koku!&#8221; dediklerinde artık tanı bellidir, halk arasındaki adıyla bademcik taşı!</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bademcikteki bu birikintilerden nasıl kurtulunabilir?</span></p>
<ol>
<li>Kişi düzenli ağız bakımı yapmalıdır. Yani diş fırçalama sonrasında hazır preparatlarla ya da evde kendisinin hazırlayacağı tuzlu gargarayla (Kaynatılıp soğutulmuş 1 litre suya 1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı karbonat koyarak) güzelce boğazının arka tarafını günde 2-3 kez gargara yaparak yıkamalıdır. Bu sayede fazla derin olmayan ceplerde yerleşmiş olan materyalleri atabilir.</li>
<li>Bazı hastalarım diş fırçalarının arka tarafıyla ya da uzun pamuklu çubuklarla bu materyalleri alabildiklerini ifade etmektedirler (öğürmeden nasıl becerebildikleri hakkında hiçbir fikrim yok!!!). Böyle bir şeyi denemek isterseniz, lütfen bademciklerinizi kanatmamaya dikkat ediniz!!!</li>
<li>Ayda 1 kez ya da koku belirginleştiğinde KBB doktorunuza başvurup ceplerdeki materyalleri kendisine temizlettirebilirsiniz. (Diş Hekimlerinin yaptığı diş taşı temizliği gibi!)</li>
<li>Cepleri çok derin olan, bademciğin ulaşılamayan yerlerinde magma biriken ya da aşırı oral refleks nedeniyle gargara yapamayan, bademcikleri temizlenemeyen hastalarda son çare &#8220;Bademcik ameliyatı&#8221;dır (ayrıntılı bilgi için <a title="BADEMCİK AMELİYATI" href="http://www.seciltotan.com/2008/02/bademcik-tonsil-ameliyati/" target="_blank">lütfen tıklayınız</a>!).</li>
</ol>
<p> <span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/bademcik-tasi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAHU NEDİR BU VUVUZELA????</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 10:48:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KULAK HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[futbol maçı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı pamukla tıkamak]]></category>
		<category><![CDATA[kulak koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[vuvuzela]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1506</guid>
		<description><![CDATA[  Güney Afrika&#8217;da düzenlenen Dünya Kupası&#8217;nda, borazana benzeyen, fil sesini taklit ettiği söylenen ve rahatsızlık verici bir ses çıkarması nedeniyle sporseverlerin büyük bölümünün &#8220;kabusu&#8221; haline gelen yerel çalgı vuvuzelanın aslında ne kadar tehlikeli bir alet olduğunu biliyor muydunuz? Fısıltı sesi 30 desibel, günlük konuşma sesi 60 desibel, çim biçme makinasının ses şiddeti 90 desibel, elektrikli testerenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Güney Afrika&#8217;da düzenlenen Dünya Kupası&#8217;nda, borazana benzeyen, fil sesini taklit ettiği söylenen ve rahatsızlık verici bir ses çıkarması nedeniyle sporseverlerin büyük bölümünün &#8220;kabusu&#8221; haline gelen yerel çalgı vuvuzelanın aslında ne kadar tehlikeli bir alet olduğunu biliyor muydunuz? Fısıltı sesi 30 desibel, günlük konuşma sesi 60 desibel, çim biçme makinasının ses şiddeti 90 desibel, elektrikli testerenin 100 desibel iken,<strong> bu garip aletin sesi 127 desibel ile jet motoru gürültüsüne yaklaşmaktadır. </strong></p>
<p>Bu tarz yüksek şiddetli seslere yeterince uzun süre maruz kalmak işitmeyi bozabilir. İşitmeyi sağlayan iç kulaktaki hassas hücrelerin yapısında bozulmalar ortaya çıkmakta ve bu da “Sinirsel tip işitme kaybı”na (nörosensoriyel tip işitme kaybı) yol açmaktadır.  Canlılığını kaybetmiş hücrelerin kendini yenileme şansı, aklınıza gelebilecek her tür tedavi yapılsa bile, maalesef yoktur ve bu tür işitme kayıpları kalıcı olmaktadır. Devamlı olarak 85 dB ve üstü şiddette sese maruz kalmak bu nedenden dolayı tehlikelidir.</p>
<p>Çim biçme makinesi sesine korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 8 saat, elektrikli testere sesine korunmadan maruz kalma süresi günde maksimum 2 saat olması gerekirken, vuvuzelanınki gibi yüksek ses şiddetine maruz kalma süresi 10 dakikayı geçmemelidir. Düşünün bir de maç izliyorsunuz ve kulağınızın dibinde 1 saatten fazla devamlı öten bu ses!!!</p>
<p>Sadece vuvuzela mı, futbol fanlarının maç izlerken coşmada kullandıkları diğer ses çıkaran zımbırtılar daha az mı masum dersiniz? Yapılan bilimsel bir çalışmaya göre:</p>
<p>Havalı düdük 123.6 dB (desibel)</p>
<p>Samba davulu 122.2 dB</p>
<p>Hakem düdüğü 121.8 dB</p>
<p>2 futbol fanı birlikte şarkı söylerken 121.6 dB</p>
<p>İnek çanı 114.9 dB</p>
<p>Tahta çıngırak 108.2 dB</p>
<p>Şişebilen futbol fan değnekleri 99.1 dB ses çıkarmaktadır.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı? </strong> </p>
<p>İlle de maçı yerinde izlerim diyorsanız, ya yukarıda saydığımız aletlerin çalındığı tribünlerde 15 dakikadan fazla oturmayınız (ki bunu tercih edeceğinize evde maç izleyin daha iyi!) ya da iyi bir kulak koruyucusu kullanınız. Çünkü 85 dB civarı gürültüye devamlı maruz kalmanın giderek artan bir işitme kaybına neden olduğu bilinmekte, bundan daha yüksek şiddetteki seslerde ise işitme kaybının ilerleme hızı artmaktadır. Korunmayan bir kulakta ortalama gürültü seviyesinin her 5 dB üstündeki seste izin verilen maruziyet süresi yarı süreye inmelidir. Örneğin 90 dB sese 8 saat, 95 dB sese 4 saat, 100 dB ses ise 2 saatten fazla maruz kalınmaması gerekir. Yine korunmayan bir kulakta müsaade edilen maksimum ses şiddeti 115 dB ve 15 dakikayı geçmeyecek şekildedir. 140 dB ve üstündeki herhangi bir sese korunmasız maruz kalınmaması gerekir.  </p>
<p><strong>Kulak koruyucu nedir ? </strong></p>
<p>Kulak koruyucular, kulak zarına ulaşan sesin şiddetini azaltmaya yarar. 2 tiptir: Kulak tıpası ve kulaklık. Kulak tıpaları dış kulak yoluna tam oturmalı, yıpranmış olmamalı, gerekirse dış kulak yolu kalıbı alınarak kişiye özel olarak yapılmalıdır. Kulaklık ise kulak kepçesini tam olarak saran ve ayarlanabilir bir baş bandıyla yerinde tutulan bir alettir.</p>
<p>Uygun yerleştirilmiş bir kulak tıpası ya da kulaklık ses şiddetini 15-30 dB kadar azaltmaktadır. Düşük frekanslı sesler için tıpalar, yüksek frekanslı sesler için ise kulaklıklar seçilmelidir. 105 dB’i geçen  gürültülerde kombine kullanımı önerilir.</p>
<p><strong>Kulak girişini sadece pamukla tıkamak asla yetmez,</strong> çünkü pamuk topları ya da kağıt mendil parçası tıkaçları en zayıf tıkaç türleridir ve gürültüyü ortalama 7 dB azaltabilirler.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/yahu-nedir-bu-vuvuzela/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KBB&#8217;DE ŞEHİR EFSANELERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/kbbde-sehir-efsaneleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/kbbde-sehir-efsaneleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 10:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[doğru bilinen yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[dondurma]]></category>
		<category><![CDATA[genizeti ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[klimaların zararı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak kiri]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizletme]]></category>
		<category><![CDATA[pamuklu çubuk]]></category>
		<category><![CDATA[şehir efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık farenjit olma]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk su içme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1171</guid>
		<description><![CDATA[    EFSANE: Soğuk su içersen/dondurma yersen farenjit olursun!&#8230;Klimanın önünde durursan/cereyanda kalırsan hasta olursun!&#8230; DOĞRUSU: Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla ispatlanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span><em> Soğuk su içersen/dondurma yersen farenjit olursun!&#8230;Klimanın önünde durursan/cereyanda kalırsan hasta olursun!&#8230;</em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla ispatlanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında gerekli bakımları ve temizliği yapılmadığında, bu yolla bulaşan bazı hastalıklar için mikrop yuvası olabilecekleri de akıldan çıkmamalıdır.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Burun kanarsa beyin kanamaz!..</em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Halk arasındaki inanışa göre, tansiyonu yükselen birinin burnu kanadığında, burun beynin subapıymış gibi, &#8220;Kan burundan aktı, artık beynin kanamaz&#8221; derler. Halbuki böyle bir durumda, burun kanaması bir nevi vücudun kişiyi uyarışıdır: &#8220;Aman dikkat et, tansiyonun çok yükseliyor, beynin kanayabilir, önlem al!&#8221; diye.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Burun kanadığında burnunun ucunu sıkıp başını geriye atman gerekir.</em></p>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Burun kanaması, uçtaki damarlardan değil de özellikle yoğun kanamaya yol açan arkadaki geniş damarlardan geliyorsa, bu hareket kanamayı durdurmaz, hatta genize doğru akan bol miktardaki kanın soluk yoluna kaçmasına neden olur. Bu nedenle mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 3 dakika boyunca hiç parmakları gevşetmeden boylu boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, başını öne eğmeli, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li>
<div lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Kulak bir kez temizlendi mi, alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir.</em></div>
</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Normalde kulak kiri denen kulak salgısı, kulak zarı yakınındaki salgı bezleri tarafından yapılıp dış kulak yolu derisinde yer alan kıllar tarafından içeriden dışarıya doğru taşınarak vücut dışına atılır. Bu salgı, dış kulak yolunu kaplayıp hem bariyer etkisi ile, hem de hafif asidik olması nedeniyle, dıştan orta ve iç kulağa gidebilecek enfeksiyon ajanlarını, kir vb. yabancı materyalleri girişte tutmaya yarar.</p>
<p lang="tr-TR">Ancak dış kulak yolu doğuştan dar olan ya da geçirilen kaza/ameliyat vb. nedeniyle daralan, kulak salgısını yoğun üreten yağlı tip cilde sahip olan, egzema vb. nedeniyle dış kulak yoluna kepekler dökülmesine bağlı kulak kiri ağırlaşan ve nitelik değiştiren kişilerde bu işlem yavaşlar. Q-tips vb. cisimlerle kulak temizleme alışkanlığı olanlarda ise bu mekanizma bozulup kiri dışarı yönlendiremez ve tıkaç oluşumuna yol açar.</p>
<p>Sık sık kulak temizletenlere sorulsa, mutlaka hepsi Q-tips vb. kullanan ve tıkaç oluşumuna kendileri yol açan kişilerdir. <strong>Yani kulak temizletmek bir alışkanlığa yol açmaz, tam tersi yanlış bir alışkanlık sık kulak temizletme ihtiyacını doğurur!</strong><em> </em></p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Bademcik ameliyatı sonrası sık sık farenjit olunur.</em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU: </span>Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı yapılan bilimsel yayınlarla da ispatlanmış şekilde aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span><strong> </strong><em>Bademcikler alındıktan sonra, bademciklerin süzgeç görevi ortadan kalkar ve mikroplar kolaylıkla boğazdan akciğerlere iner.</em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> 2 yaşına kadar bademciklerin görevi, bakteri ve virüslerle temas durumunda bağışıklık sisteminin uyarılıp gerekli reaksiyonların gösterilmesini sağlamaktır. 2 yaşından sonra bu görev artık kemik iliğine geçer, bu nedenle önemleri azalır. Bademcikleri alınmak zorunda kalınan çocukların/kişilerin dirençlerinde azalma olmaz. Yani bademcikler bir &#8220;süzgeç&#8221; değildir.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span> <em>Ağız kokusunu gidermek için naneli sakız çiğnemek gerekir.</em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Mentollü ve naneli sakızlar hem reflü dediğimiz mideden yukarı doğru asit kaçağını tetikleyerek, hem de tam tersine tükrük salgısı miktarını azaltarak ağız kuruluğuna yol açarak ağız kokusunu arttırabilmektedir. Bunların yerine tükrük salgısını arttırmak için şekersiz sakız çiğneyebilirsiniz.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span>  <em>6 <span style="color: #000000;">yaşından</span> önce genizeti ameliyatı yapılmaz.</em></li>
</ul>
<div><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"> </span></span></span></span></span></span><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> Genizeti ameliyatı, 10 kilonun üstünde ve sağlıklı olmak kaydıyla her yaş grubunda -gerekli ise- yapılabilen bir ameliyattır. Son yıllarda uyku apnesi adı verilen uykuda nefes durması olan ileri derecede büyük genizeti-bademciği olan çocuklarda, yaş için bir alt sınır konulmamaktadır, çünkü uykuda nefes durması ve oksijensiz kalmanın geri dönüşümsüz pek çok riskleri vardır ve neden olan bu faktörler en erken zamanda ortadan kaldırılmalıdır.<span style="color: #ff0000;"> </span><span style="color: #ff0000;"> </span></div>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE:</span>  <em>Her büyük genizeti ameliyat edilmelidir.  </em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU: </span>Boğazımızın gerisinde ve burnumuzun arkasında bulunan geniz eti, boğazdaki halka şeklindeki bağışıklık sistemi dokularından biridir ve yerleşimi nedeniyle özel aletlerle  veya grafilerle değerlendirilebilir. Doğuştan itibaren var olan bu doku başlangıçta çocuk büyüdükçe büyümekte, 6-12 ay arasında görünür hale gelmekte, 3-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşmakta ve 11 yaşından itibaren de gerilemeye başlamaktadır. O nedenle yılda 4 kezden fazla orta kulak iltihabı yapmadıkça, tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonuna ve uyku apnesine yol açmadıkça her büyük genizeti alınmaz, doğal süreci boyunca takip edilir.</p>
<ul>
<li><span style="color: #ff0000;">EFSANE: </span> <em>Acı kavun burna sıkılınca sinüsler boşalır, sinüzit geçer.</em> <em>  </em></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">DOĞRUSU:</span> <span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"> </span></span>Acı kavun (acı dülek), özellikle ülkemizde sinüzit hastalarının çok fazla kullandıkları bir maddedir.  Hastalar bu bitkinin suyunu burunlarına sıktıklarında başlangıçta burun salgıları artmakta ve sinüs içindeki iltihap boşalmaktadır, bu bitkinin bu etkisi yadsınamaz. Ancak oldukça alerjik olan bu bitkinin burun mukozasında yaptığı harabiyete bağlı geri dönüşsüz zararları görülmüştür.  (müzmin sinüzit, burun tıkanıklığında artış, burun içinde ya da sinüs ağzında yapışıklıklar vb.)</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/kbbde-sehir-efsaneleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUTLULUĞU KOKLAYABİLİR MİSİNİZ?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 11:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[aguzi]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[anosmi]]></category>
		<category><![CDATA[anosmia]]></category>
		<category><![CDATA[anozmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Cohen]]></category>
		<category><![CDATA[disguzi]]></category>
		<category><![CDATA[feromen]]></category>
		<category><![CDATA[Grant Achatz]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra]]></category>
		<category><![CDATA[koklama]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[koku alamama]]></category>
		<category><![CDATA[koku bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[parfüm]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Süskind]]></category>
		<category><![CDATA[tat alamama]]></category>
		<category><![CDATA[tat bozukluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=398</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya koku? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya <span style="color: #ff9900;">koku</span>? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya da bir pastanenin önünden geçerken aldığınız koku, size annenizin çocukken cebinize tıkıştırdığı o enfes kurabiyeleri anımsatmaz mı?  </p>
<p>Parfüm kokladığımız zaman, sıvıdaki koku molekülleri burnun tepesindeki <span style="color: #ff9900;">koku epit</span><span style="color: #ff9900;">elyumu</span> diye adlandırılan küçük bir düğme büyüklüğünde bir doku parçasındaki alıcılara yapışır. Alıcılar, epitelyumdan beyine 3-4 cm boyunda uzayan nöronların parçalarıdır. Kafatasına kapatılmış olan diğer nöronlardan ayrı olarak, koku epitelyumunda bulunan nöronlar içimize çektiğimiz havaya maruz kalırlar. Burundaki her koku nöronunda, üzerindeki kemikte bulunan küçük bir alan olan, kemiğin kalbur şeklindeki delikli bölümüne doğru ilerleyen uzun bir lif ya da akson vardır. Orada, arkasında bulunan, yaklaşık olarak bir kurşun kalem genişliğindeki iki silindir ile bağlantı kurar. Telefon santrali gibi, koku alma merkezleri de anahtar bağlantıların merkezidir; güdüler oradan, beynin duyguları, cinselliği, enerjiyi ve bilgiyi hafızaya kodladığı düşünülen hipokampusu yöneten limbik sistemine nakledilir. Koku alma merkezi ile beynin düşünceler, dil ve davranışlarından sorumlu parçası olan neo-korteks arasındaki bağlantılar daha karmaşıktır.* Bu sayede mutluluğu koklayabiliriz…Hüznü de, nefreti de…Çok üzücü bir olay öncesinde yediğiniz en son yemek ya da duyduğunuz en son koku, sonrasında her karşılaştığınız anda sizde hayat boyu öfke uyandırabilir. * 
</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: left;">Yale Üniversitesi’nde Sinir Bilimi Uzmanı olan Prof. Dr. Gordon Shepherd koku duyusunu çok güzel açıklar: &#8220;Burnumuzla koku aldığımızı söylemek, kulak memelerimizle duyuyoruz demek kadar saçma bir şeydir. Gerçekte, dıştan gördüğümüz burnun görevi koku moleküllerini içeren havayı içine çekip bir kanal gibi gereken yere iletmektir, yani koku epiteli ve koku organına…” ** </p>
<p>Beyin hücrelerinin yenilenip yenilenmediği üzerinde önemli bir bilimsel tartışma varken, araştırmacılar koku nöronlarının her 2 ayda bir kendilerini yeniledikleri fikrinde birleşirler. Bir kök hücresi katmanı, sağlıklı bir şekilde temin etmeyi sürdürerek kendi altında yeni bir nöron üretmektedir. * </p>
<p>Normalde bir insanın ortalama 10.000 farklı kokuyu algılayabildiği bilinmektedir. Kokuların çoğu farklı moleküllerden oluşur. Bu demektir ki, beyin belirlediği alıcılarla farklı kokuları “yorumlar”. Nöronlar beyne “A, G ve X noktalarında bir şeyler görüyorum” der, Sonrasında beyin hesaplamayı yapar: “Eğer A, G ve X birarada ise , bu sarımsak olmalı!” sonucuna varır.* </p>
<p><span style="color: #ff9900;">“Feromenler”</span> özellikle bir anatomi uzmanı olan Dr. David Berliner’in üzerinde çok çalıştığı bir konudur. 1959 yılında Peter Karlson and Martin Lüscher tarafından ortaya atılan ve Pherein (taşımak) ve hormon (heyecan) kelimelerinden türetilen bu kelime, bireylerden yayılan ve aynı türün diğer bireylerini etkileyen kimyasal bir maddeyi tanımlamaktadır. Dr. Berliner, 1960’larda Utah Üniversitesi’nde bir profesör olarak insan derisinde bulduğu maddeler üzerinde deneyler yaparken ilginç bir şey yakaladı. Acil servise çeşitli kemik kırıkları nedeniyle başvurup alçı uygulanmış olan hastaların, alçıları çıkarıldıktan sonra alçı iç yüzeyine yapışmış olan deri parçalarını inceleyen Berliner, bu amaçla deri hücrelerini özel çözücülerin içine koyup bekletmeye başladı. Tesadüfen, bu çözücülerin kapaklarını açık bıraktığı günlerde, iş arkadaşları arasındaki ilişkinin çok daha yakın ve sevecen olduğunu, kapakları kapalı tuttuğu günlerde ise birbirlerine karşı kırıcı olduklarını ve daha çok yalnız başına kalmayı tercih ettiklerini farketti. Bu da Berliner’i deri hücrelerinden yayılan feromenlerin insan davranışlarında önemli olduğuna ikna etti. * </p>
<p>Bazı araştırmacılar, insanların koltukaltlarından bol miktarda feromen salgılandığını saptamışlardır. Hatta kadınların eşlerini seçerken bu feromenlerden etkilenip, genetik geçmişleri kendilerininkinden farklı olan ve bu sayede bağışıklık sistemi güçlü olana yumurtalarını sunmak amacıyla bu kişileri seçtikleri iddia edilmektedir. *  </p>
<p>Bilim, kokuları algılama yeteneğinin yaşam için ne kadar önemli olduğunu saptamıştır: cinsellik ve aşk için, yemek yemek ve hatırlamak için, ilham almak ve cezbetmek için. Bu hiçbir yerde, <span style="color: #ff9900;">Patrick Süskind’in romanı “Koku”</span> da olduğu kadar açık değildir. Kitabın kahramanı olan Jean-Baptiste Grenouille tuhaf bir şekilde keskin bir koku alma duyusuyla 18. Yüzyıl Paris’inin varoşlarında dünyaya gelmişti. Her insanın kendine has bir kokusu varken Grenouille’in kendi kokusu yoktu, bu da onu doğumundan itibaren toplum dışı bırakmıştı. Bir parfüm üreticisinin yanında çıraklık yapan Grenouille’in yeteneği, insan burnunun daha önce hiç duymadığı bir kokuyu yaratma takıntısını ortaya çıkarıyordu. Fakat Grenouille bunu yapmak için öncelikle genç güzel bakirelerin vücutlarında bulunan bu kokuların en iyilerini elde etmeliydi. Kokularına sahip olmak için kızları öldüren seri bir katil haline geldi.*** Aylarca uluslararası en iyi satanlar listesinde zirvede olan “Koku” kitabı, kokunun gücünü düşünmenin bile bizi hala cezbettiğini göstermektedir.* </p>
<p>Koku kaybı kişinin hayatını oldukça etkileyen bir durumdur. Pek çok anozmik (hiç koku alamayan kişi) 4 temel tadı (tatlı, ekşi, tuzlu, acı) hala alabilmekte ancak bu kişilerin neredeyse tamamı (%95) bir yiyeceğin ne gibi bir aroma içerdiğini ayırt edememektedir. Koku duyusunun kaybı sadece çiçekleri, fırından yeni çıkmış ekmeği, yenidoğan bir bebeği koklayamama ile açıklanamaz. Anozmik kişilerin çok daha karmaşık hisleri vardır bu konuyla ilgili: öfke, savunmasız, izole edilmiş ve farklı hissetme, vücudunun ya da nefesinin kokuyor olması korkusu, depresyon, kendini güçsüz hissetme vb. Yanan yemeğin, açık bırakılan tüp vanasının, altını kirletmiş bir bebeğin kokusunu bile alamamak kişide güvensizlik ve yetersizlik hissini daha çok kamçılar. </p>
<p>Amerika’nın en ünlü aşçısı iken dil kanserine yakalanıp kemoterapi ve radyoterapi aldıktan sonra tat alma duygusunu tamamen yitiren Grant Achatz’ın yaşadıklarını bir düşünün! </p>
<p>Ben &amp; Jerry&#8217;s dondurmalarının yaratıcısı ve tadıcısı olan Ben Cohen’ın anozmik olduğu ve bu nedenden dolayı firmanın ürünlerin içine diğer duyuları (görme, dokunma vb.) uyaracak abartılı renkler, çukulata ve bisküvi parçacıklarını ekledikleri bilinmektedir. #, # # </p>
<p>Diğer ünlü anozmik kişilere birkaç örnek daha:<br />
 William Wordsworth, 17 yy.’da yaşamış bir İngiliz şair<br />
 Bill Pullman, aktör<br />
 Brian Mulroney, Kanada Eski Başbakanı (1984-1993 yılları arasında)<br />
 Michael Hutchence, Rock müzik grubu INXS’in eski şarkıcısı </p>
<p>Koku ve tat duyusu hala tam anlaşılamayan sırlar barındırmakta olan oldukça ilginç konulardır. Koku alabiliyorsanız ne mutlu size, bu değerli hazinenizi iyi koruyun… </p>
<p><em><strong>Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var<br />
(ATAOL BEHRAMOĞLU) </strong></em> </p>
<p><em>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi<br />
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten<br />
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği </em> </p>
<p><em>&#8230;&#8230;&#8230;</em> </p>
<p><em>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına<br />
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır<br />
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana. </em> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAK:<br />
</strong>* “Burun-Cinselliğin, Güzelliğin ve Kurtuluşun Karakter Portresi”, Gabrielle Galser, Ledo Yayınları 10, 2007<br />
**http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml<br />
***”Koku”, Patrick Süskind, Can Yayınları, 2005<br />
#http://www.guardian.co.uk/lifeandstyle/wordofmouth/2008/jul/21/anosmiasensetaste<br />
## http://en.wikipedia.org/wiki/Ben_Cohen_(businessman)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/06/mutlulugu-koklayabilir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA YAZ AYLARINDA SIK GÖRÜLEN KULAK BURUN BOĞAZ SORUNLARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/05/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/05/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 10:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[burun kırığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda en sık görülen kbb hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[dış kulak yolu iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mantarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=1150</guid>
		<description><![CDATA[2009 kışı &#8220;domuz gribi&#8221; paniğiyle başladı, soğuk ve kar yağışı uzadıkça; bronşitler, orta kulak iltihapları, sinüzitler etrafı sardıkça hepimizin kafasında &#8220;ah bir yaz gelse de hastalıklardan kurtulsak&#8221; fikri dolaşmaya başladı. Ailecek üst solunum yolu enfeksiyonlarının son kırıntılarını yaşadığımız ve &#8220;yaz tatiline ne kaldı ki!&#8221; dediğimiz şu dönemlerde hastalıklar gerçekten bitiyor mu dersiniz??? Hemen sevinmeyin derim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp">2009 kışı &#8220;domuz gribi&#8221; paniğiyle başladı, soğuk ve kar yağışı uzadıkça; bronşitler, orta kulak iltihapları, sinüzitler etrafı sardıkça hepimizin kafasında &#8220;ah bir yaz gelse de hastalıklardan kurtulsak&#8221; fikri dolaşmaya başladı. Ailecek üst solunum yolu enfeksiyonlarının son kırıntılarını yaşadığımız ve &#8220;yaz tatiline ne kaldı ki!&#8221; dediğimiz şu dönemlerde hastalıklar gerçekten bitiyor mu dersiniz??? Hemen sevinmeyin derim, maalesef sizi ve çocuklarınızı yaz aylarında bile bekleyen pek çok hastalık bulunmakta! Bu yazıda çoğunlukla yazın karşılaşabileceğiniz &#8220;Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları&#8221;nı ve yazın çocuklarımızı &#8220;aman dikkat et&#8221; diye defalarca uyarmamıza rağmen hepimizin başına gelebilen düşme ve çarpmaya bağlı &#8220;Burun-Yüz Travmaları&#8221;nı okuyacaksınız.</div>
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">YAZ VE KULAK HASTALIKLARI:</span></strong></p>
<p>Yazın en sık görülen kulak hastalıkları <span style="text-decoration: underline;">dış kulak yolu iltihabı (YÜZÜCÜ KULAĞI) ve mantar enfeksiyonu (OTOMİKOZ)&#8217;</span>dur. Öncelikle dış kulak yolu hakkında biraz bilgi verelim.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu, kısmen kıkırdak ve kısmen kemikten oluşur, üzeri deri ile örtülüdür. Bu deri vücudun dış yüzünü örten derinin devamıdır. Normalde dış kulak yolu iyi korunaklıdır ve kendi kendini temizleme özelliği vardır. Dış kulak yolundaki salgı bezlerinin ürettiği salgılar ve deri döküntülerinden oluşan kulak kiri (ki aslında kir adı verilerek yanlış bir tanımlama yapılmıştır!) pH 4-5 civarında yani hafif asidik düzeydedir, dış kulak yolunu kaplayarak mikropların istilasını önlemektedir. Ancak bu asiditeyi değiştiren faktörler (banyo, deniz veya havuz sonrası kulağın ıslak kalması, pamuklu çubukla kurcalama sonrası kulak kirinin temizlenip koruyucu bariyerin ortadan kaldırılması, yine temizleme veya kaşıma amaçlı dış kulak yoluna sokulan yabancı cisimlerin yaptığı travmaya bağlı deride zedelenme, kulak kirinin itilip birikmesi ve suyla şişmesi sonucu mikropların yerleşimi için zemin oluşturması vb.) patojen bakterilerin ve mantarların üremesine ve dış kulak yolu iltihabına yol açar.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabına &#8220;yüzücü kulağı&#8221; adı verilmesinin nedeni ise bu iltihabın dış kulak yolu devamlı nemli kalan yüzücülerde çok sık görülmesidir. Hjyen şartları iyi olmayan havuz ve denizlerde yüzenlerde bu tür enfeksiyonlara, özellikle de mantara yakalanma riski artmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR">Dış kulak yolu iltihabı geliştiğinde hastanın en temel şikayeti şiddetli kulak ağrısıdır. Kulağa veya kulak önündeki çıkıntıya dokunmakla, kulak memesini aşağı doğru çekmekle, yemek yeme sırasında çene hareketleriyle ağrı artar. Bunun yanı sıra dış kulak yolunun şişmesine bağlı kulakta tıkanma, enfeksiyon şiddetine göre akıntı, bazen şiddetli enfeksiyonlarda kulak kepçesinde kızarıklık ve şişme görülebilmektedir. Tedavisi, bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilip ek olarak antibiyotik verilerek enfeksiyonun geriletilmesi ve sonrasında kulağın kuru tutulması şeklindedir.</p>
<p lang="tr-TR">Otomikoz, yani mantar enfeksiyonun ilk bulguları ise kulakta siyah, gri, mavimsi-yeşil, sarı veya beyaz renkte akıntı ile şiddetli kaşıntıdır. Tedavisi ise yine bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya mantara karşı damlalarla enfeksiyonun önüne geçilmesi şeklindedir. Önemli olan mantar enfeksiyonun tekrarlamaması için sonrasında en az 1 ay kulağa su kaçırılmaması ve kulağın kurcalanmamasıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım? </span></span></p>
<p lang="tr-TR">Bu tür bir enfeksiyondan korunmak için banyo, deniz veya havuz sonrası kulağınızı pamuklu çubukla temizlemek yerine işaret parmağınıza doladığınız bir pamuk parçasını dış kulak yolunun girişine yerleştirip başınızı o kulağınız altta kalacak şekilde yana yatırıp hafifçe çalkalama hareketi yaparak içeri kaçan suyun dışarı çıkmasını sağlayabilirsiniz.</p>
<p lang="tr-TR">Yine kulağa kaçan su çıkmadıysa ve suyun hjyeninden emin değilseniz veya kulakta kaşıntı başladıysa, 4-5 damla elma sirkesini, yine 4-5 damla kaynatılıp soğutulmuş musluk suyu ile karıştırıp o kulağa damlatınız, 1-2 dakika o kulak yukarıda olacak şekilde yatıp sonra kulak girişine pamuk koyup o kulak altta kalacak şekilde hafifçe başınızı aşağıya sarkıtarak 1-2 dakika yatınız.</p>
<p lang="tr-TR">Hjyen şartlarından emin olmadığınız deniz ve havuzlara girmeyiniz, şüpheniz varsa kulaklarınızı özel tıpalarla tıkayarak giriniz ve başınızı mümkün olduğunca suya sokmayınız. Kullandığınız tıpaları kolonya ile iyice silip kuruttuktan sonra özel kılıfına yerleştiriniz, ıslak veya kirli tıpayı tekrar kulağınıza sokarsanız mantar enfeksiyonunu siz davet etmiş olursunuz.</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><strong><span style="color: #ff0000;">YAZ VE BURUN HASTALIKLARI:</span></strong></p>
<p>Yazın çocuklarda en sık görülen burun hastalığı &#8220;burun kanaması&#8221;dır. </p>
<p lang="tr-TR">Burun bol damarlı ve travmaya açık bir yapıdır. Hele hele burun girişinden 1 cm mesafedeki damardan yoğun &#8220;Little alanı&#8221;, çocuklarda oldukça narin damarlar içermekte ve küçük parmakların yaptığı &#8220;sondaj!?&#8221; sırasında tırnak darbesiyle ya da minicik bir çarpma ile kolayca kanayabilmektedir.</p>
<p lang="tr-TR">Burun kanaması olduğunda ilk yapılması gereken çocuğu panik edip ağlatmamaktır, çünkü bu kanamanın artmasına yol açar. Böyle bir durumda hemen kanayan taraftaki burun içine suyla hafif ıslatılmış/yağlı bir kremle yağlandırılmış veya ideali dekonjestan (xylometazoline içeren) burun spreyi sıkılmış serçe parmak büyüklüğünde bir pamuk konulup dışarıdan o taraf buruna parmakla 2 dakika kadar eli hiç kaldırmadan basılmalı, çocuk dik oturtulmalı (yatarsa arkadan genizden inen kanlar solunum yoluna kaçabilir!) ve serin bir ortama geçilmelidir. Kanama bu yöntemlerle durmuyorsa en yakın hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım?</span></span></p>
<p lang="tr-TR">Özellikle kuru hava ve sıcak, kanama riskini daha çok arttırmaktadır. Bu nedenle güneşin en etkili olduğu öğlen saatlerinde mümkün olduğunca çocukları güneşe çıkarmamalı; gölgede oturup, şapka takıp bol bol sıvı tüketmeleri sağlanmalıdır.</p>
<div class="mceTemp">Yaz aylarında kış ve ilkbahardaki kadar sık olmamakla birlikte farenjit görülebilmektedir. Halk arasında yanlış bir inanış olarak soğuk yiyecek ve içeceklerin fazla tüketilmesinin ya da klimaların buna neden olduğu sanılmaktaysa da, aslında bir enfeksiyon kaynağı olmadan tek başına soğuğun hastalık yapmayacağı bilimsel yayınlarla saptanmıştır. Ancak ufak bir not olarak klimaların sezon başladığında gerekli bakımları ve temizliği yapılmadığında, bu yolla bulaşan bazı hastalıklar (özellikle mikoplazma zatürresi gibi) için mikrop yuvası olabilecekleri de akıldan çıkmamalıdır.</div>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Nasıl korunalım?</span></span></p>
<p lang="tr-TR">Yaz aylarında her zaman olduğu gibi en çok dikkat edilmesi gereken el hjyendir. Yazın elle yenen yiyeceklerin (meyve, dondurma, çerez vb.) daha çok tüketilmesi nedeniyle her yemekten önce ellerin iyice yıkanması gerekmektedir. Ayrıca klimaların ilk çalıştırılmasından önce gerekli bakım ve temizlikten geçirilmesi unutulmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR">Oyun parklarında salıncakta sallanma, su kaydıraklarından kayma, engebeli bir parkurda bisiklet kullanma veya futbol vb. topla oynanan oyunlar sırasında kazara yüze darbe alınması çok basit bir yumuşak doku şişliğinden tutun da yüz kemiklerinde kırılmaya kadar değişik sonuçlar doğurabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Yüze darbe alındığında hemen buz uygulanmalı ve baş oturur pozisyonda yüksek tutulmalıdır.</p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR">Göz etrafında morarma-şişlik</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Yüzde, yanaklarda ya da dudaklarda uyuşukluk</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Çift görme ya da bulanık görme</p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR">Diş diziliminde bozulma ya da ağzı kapatmada güçlük</p>
</li>
<li>Burun dış görünüşünde değişiklik (çökme ya da sağa-sola kayma) gibi bulguların varlığında hemen bir doktora başvurulmalıdır.</li>
</ul>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">MORARMA:</span> Kontüzyon da denen morarmanın nedeni, deri altında kan birikmesidir. Moraran yeri mümkünse kalp hizasından yüksekte tutmak (örneğin burun sırtında morarma varsa kişi oturur pozisyonda tutulmalıdır.), moraran yere basınç uygulamak ve ilk 48 saat her saat başı 20 dakika kadar ince bir beze sarılmış buz/buz torbası uygulamak (buz direkt ciltle temas etmemeli!) oluşacak olan renk değişikliğinin daha az belirgin ve daha kısa süre sürmesini kolaylaştırıcı yöntemlerdir. Tüm bu önlemlere rağmen mordan kırmızıya, sonra kahverengiye ve giderek yeşilden sarıya doğru bir renk skalası şeklinde morarma 1-2 hafta içinde yavaş yavaş ortadan kaybolacaktır. Yaz ayı olması nedeniyle, oluşacak morluğun deride kalıcı bir renk değişikliğine yol açmaması için, o bölge olabildiğince güneşten korunmalı, korunamıyorsa en az 25 faktörlü güneş koruyucular sık sık sürülmelidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">KESİK VE SIYRIKLAR:</span> Kesik ve sıyrığa bağlı dışa kanama varlığında, yara yerinin üzerine temiz bir bezle/tamponla en az 5 dakika bastırmak (ara ara bezi kaldırıp kanama durmuş mu diye bakmadan!!!) kanamayı durdurabilir. Kanama buna rağmen durmuyorsa hemen bir hastanenin acil servisine başvurmak gerekir.</p>
<p lang="tr-TR">Sıyrıklarda, saha , kum, cam parçası vb. yara içine girip enfeksiyon yaratabilecek yabancı cisimleri uzaklaştırmak amacıyla iyice sabunlanıp yıkanmalıdır. Ardından oksijen ya da batticon sürülüp, yara yeri kabuklanana kadar antibiyotikli krem sıkılmış bir gazlı bezle kapatılmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline;">BURUN TRAVMASI: </span>Burun, yüzün en çıkıntılı organı olması nedeniyle en çok darbe alan bölgelerinden biridir. Burnu sert bir cisme çarpma durumunda ilk yapılması gereken, etrafına gazlı bez ya da ince bir mendil sarılmış buz kalıbı ya da buz torbasını en az 20 dakika burun sırtı ve gözlerin üstüne denk gelecek şekilde tutmak ve bunu her saat başı 48 saat süresince devam ettirmektir. Ayrıca 1 hafta süreyle baş 45 derece yukarıda olacak şekilde yüksek yatılmalıdır. Burun tıkanıklığı, burun kanaması, burnun şeklinde bozulma ya da burun sırtında kesikler olması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Burun tıkanıklığı, genellikle kişinin başlangıçta fark etmediği, zamanla ortaya çıkan bir formda ise burun orta bölmesi kıkırdaklarında kırılma ve mukoza altına kan birikmesi sonucu &#8220;septal hematom&#8221; denilen bir olay gelişiyor demektir. Bu durumda, kişinin hemen bir KBB hekimine başvurması gerekir, çünkü o bölgede biriken kan, kıkırdakların beslenmesini bozup zamanla kıkırdakta erimeye, kapalı ortamda üreyen dirençli mikroplara bağlı ciddi hastalıklara (sepsis vb.) ve burun yapısında bozulmaya yol açabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Burun şeklinde bozulma, burun sırtında morarma ve gözlere doğru yayılan morluk durumunda burun kırığı akla gelmeli ve hemen bir KBB ya da Plastik Cerrahi uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz muayene ve gerekirse röntgen sonrası, kırık saptaması durumunda kişinin yaşı, ek hastalıkları, deformite olup olmaması, kırığın tipine göre kırığı düzeltip düzeltmemeye karar verecektir. İdeali ilk gün, kişi geç başvurduysa en geç 7 gün içinde düzeltilmesidir.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: small;">*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan&#8217;a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.</span></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR">Kaynak: American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</p>
<p lang="tr-TR">
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/05/cocuklarda-yaz-aylarinda-sik-gorulen-kulak-burun-bogaz-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEARING LOSS AND HEARING AIDS</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/05/561/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/05/561/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 08:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EAR DISEASES]]></category>
		<category><![CDATA[hearing aid]]></category>
		<category><![CDATA[hearing loss]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=561</guid>
		<description><![CDATA[I Don&#8217;t Hear Well. What Should I Do? What Should I Expect?   Because some hearing problems can be medically corrected, first visit a physician who can refer you to an  otolaryngologist (an ear, nose, and throat specialist ). If you have ear pain, drainage, excess earwax, hearing loss in only one ear, sudden or [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>I Don&#8217;t Hear Well. What Should I Do? What Should I Expect?</h3>
<p> </p>
<p>Because some hearing problems can be medically corrected, first visit a physician who can refer you to an <strong> </strong><strong>otolaryngologist</strong> (an ear, nose, and throat specialist ). If you have ear pain, drainage, excess earwax, hearing loss in only one ear, sudden or rapidly progressive hearing loss, or dizziness, it is especially important that you see an otolaryngologist. Then, get a hearing assessment from an audiologist (a nonphysician health care professional). A screening test from a hearing aid dealer may not be adequate. Many otolaryngologists have an audiologist associate in their office who will assess your ability to hear pure tone sounds and to understand words. The results of these tests will show the degree of hearing loss and whether it is <em><strong>conductive</strong></em> or <strong><em>sensorineural</em></strong> and may give other medical information about your ears and your health.</p>
<ul>
<li>
<div style="text-align: left;"> <em><strong>Conductive Hearing Loss</strong></em></div>
</li>
</ul>
<blockquote dir="ltr">
<p style="text-align: justify;" dir="ltr">A hearing loss is conductive when there is a problem with the ear canal, the eardrum and/or the three bones connected to the eardrum. Common reasons for this type of hearing loss are a plug of excess wax in the ear canal or fluid behind the eardrum. Medical treatment or surgery may be available for these and more complex forms of conductive hearing loss.  </p>
</blockquote>
<ul dir="ltr">
<li>
<div><em><strong>Sensorinural Hearing Loss</strong></em></div>
</li>
</ul>
<blockquote dir="ltr">
<p style="text-align: justify;">A hearing loss is sensorineural when it results from damage to the inner ear (cochlea) or auditory nerve, often as a result of the aging process and/or noise exposure. Sounds may be unclear and/or too soft. Sensitivity to loud sounds may occur. Medical or surgical intervention cannot correct most sensorineural hearing losses. However, hearing aids may help you reclaim some sounds that you are missing as a result of nerve deafness.   </p>
</blockquote>
<p style="text-align: left;"><strong>Styles Of Hearing Aids</strong></p>
<p>There are several styles of hearing aids:  </p>
<ul>
<li>Behind-the-ear (BTE) hearing aids are placed over the ear and connected with tubing to custom-fitted earpieces.</li>
<li>In-the-ear (ITE) hearing aids fill the entire bowl of the ear and part of the ear canal.</li>
<li>Smaller versions of ITEs are called half-shell and in-the-canal (ITC).</li>
<li>The least visible aids are completely-in-the-canal (CIC).</li>
</ul>
<p>Hearing aid options, which are appropriate for your particular hearing loss and listening needs, the size, and shape of your ear and ear canal, and the dexterity of your hands will all be considered in deciding what type of hearing aid is the best for you. Many hearing aids have special telecoil &#8220;T&#8221; switches to aid in use of the telephone and certain public sound systems. Discuss your need for a T-coil switch while you are considering hearing aid options.</p>
<p style="text-align: left;"> <strong>  </strong><strong>Will I Need A Hearing Aid For Each Ear?</strong></p>
<p>Usually, if you have hearing loss in both ears, using two hearing aids is best. Listening in a noisy environment is difficult with amplification in one ear only, and it is more difficult to distinguish where sounds are coming from. If, however, the quality of hearing in one ear is very different from the other, one hearing aid may be better than two.<strong>What Other Questions Should I Ask?</strong></p>
<ul>
<li>Ask about charges for the hearing evaluation, dispensing fee(s), and future servicing and repair.</li>
<li>Inquire about the trial period policy and what fees are refundable if you return the hearing aid(s) during the trial period.</li>
<li>Ask about the warranty coverage for your hearing aids and the consumers&#8217; protection program for hearing aid purchasers in your state.</li>
</ul>
<p><strong>What Will Happen At My Hearing Aid Fitting?</strong></p>
<ul>
<li>The hearing aids will be fitted for your ears.</li>
<li>Then, while wearing your hearing aids, you will be tested for word understanding in quiet and in noise and for improvement in hearing tones.</li>
<li>Next, you will receive instruction about the care of your hearing aids, the batteries used to power them, a suggested wearing schedule, general expectations, and helpful communication strategies.</li>
<li>You will also practice properly inserting and removing the hearing aids and batteries.</li>
</ul>
<p> <strong>How Should I Begin Wearing The Aids?</strong>  </p>
<ul>
<li>Start using your hearing aids in quiet surroundings, gradually building up to noisier environments.</li>
<li>Note where and when that you find the hearing aids beneficial.</li>
<li>Be patient and allow yourself to get used to the aids and the &#8220;new&#8221; sounds they allow you to hear.</li>
<li>Keep a diary to help you remember your experiences.</li>
<li>Report any concerns on a follow-up appointment</li>
</ul>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/hearing/hearing_aid.cfm)  </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/05/561/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEVIATED SEPTUM AND SURGERY</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/05/deviated-septum-and-surgery/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/05/deviated-septum-and-surgery/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 06:52:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NOSE PROBLEMS]]></category>
		<category><![CDATA[deviated septum]]></category>
		<category><![CDATA[deviation]]></category>
		<category><![CDATA[nasal blockage]]></category>
		<category><![CDATA[nasal stuffiness]]></category>
		<category><![CDATA[septum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=552</guid>
		<description><![CDATA[  The shape of your nasal cavity could be the cause of chronic sinusitis. The nasal septum is the wall dividing the nasal cavity into halves; it is composed of a central supporting skeleton covered on each side by mucous membrane. The front portion of this natural partition is a firm but bendable structure made [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: left;">The shape of your nasal cavity could be the cause of chronic sinusitis. The nasal septum is the wall dividing the nasal cavity into halves; it is composed of a central supporting skeleton covered on each side by mucous membrane. The front portion of this natural partition is a firm but bendable structure made mostly of cartilage and is covered by skin that has a substantial supply of blood vessels. The ideal nasal septum is exactly midline, separating the left and right sides of the nose into passageways of equal size.</p>
<p>Estimates are that 80 percent of all nasal septums are off-center, a condition that is generally not noticed. A &#8220;deviated septum&#8221; occurs when the septum is severely shifted away from the midline. The most common symptom from a badly deviated or crooked septum is difficulty breathing through the nose. The symptoms are usually worse on one side, and sometimes actually occur on the side opposite the bend. In some cases the crooked septum can interfere with the drainage of the sinuses, resulting in repeated sinus infections.</p>
<p>Septoplasty is the preferred surgical treatment to correct a deviated septum. This procedure is not generally performed on minors, because the cartilaginous septum grows until around age 18. Septal deviations commonly occur due to nasal trauma.</p>
<p>A deviated septum may cause one or more of the following: <a title="seotum-deviye.jpg" rel="attachment wp-att-70" href="http://www.seciltotan.com/?attachment_id=70"></a></p>
<ul>
<li>Blockage of one or both nostrils</li>
<li>Nasal congestion, sometimes one-sided</li>
<li>Frequent nosebleeds</li>
<li>Frequent sinus infections</li>
<li>At times, facial pain, headaches, postnasal drip</li>
<li>Noisy breathing during sleep (in infants and young children)</li>
</ul>
<p>In some cases, a person with a mildly deviated septum has symptoms only when he or she also has a &#8220;cold&#8221; (an upper respiratory tract infection). In these individuals, the respiratory infection triggers nasal inflammation that temporarily amplifies any mild airflow problems related to the deviated septum. Once the &#8220;cold&#8221; resolves, and the nasal inflammation subsides, symptoms of a deviated septum often resolve, too.</p>
<p> <strong>Diagnosis Of A Deviated Septum:</strong> Patients with chronic sinusitis often have nasal congestion, and many have nasal septal deviations. However, for those with this debilitating condition, there may be additional reasons for the nasal airway obstruction. The problem may result from a septal deviation, reactive edema (swelling) from the infected areas, allergic problems, mucosal hypertrophy (increase in size), other anatomic abnormalities, or combinations thereof. A trained specialist in diagnosing and treating ear, nose, and throat disorders can determine the cause of your chronic sinusitis and nasal obstruction.</p>
<p><strong>Your First Visit:</strong> After discussing your symptoms, the primary care physician or specialist will inquire if you have ever incurred severe trauma to your nose and if you have had previous nasal surgery. Next, an examination of the general appearance of your nose will occur, including the position of your nasal septum. This will entail the use of a bright light and a nasal speculum (an instrument that gently spreads open your nostril) to inspect the inside surface of each nostril.</p>
<p>Surgery may be the recommended treatment if the deviated septum is causing troublesome nosebleeds or recurrent sinus infections. Additional testing may be required in some circumstances.</p>
<p><strong>Septoplasty:</strong> Septoplasty is a surgical procedure performed entirely through the nostrils, accordingly, no bruising or external signs occur. The surgery might be combined with a rhinoplasty, in which case the external appearance of the nose is altered and swelling/bruising of the face is evident. Septoplasty may also be combined with sinus surgery.</p>
<p>The time required for the operation averages about one to one and a half hours, depending on the deviation. It can be done with a local or a general anesthetic, and is usually done on an outpatient basis. After the surgery, nasal packing is inserted to prevent excessive postoperative bleeding. During the surgery, badly deviated portions of the septum may be removed entirely, or they may be readjusted and reinserted into the nose.</p>
<p>If a deviated nasal septum is the sole cause for your chronic sinusitis, relief from this severe disorder will be achieved.</p>
<p>(SOURCE: http://www.entnet.org/healthinfo/sinus/deviated-septum.cfm )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/05/deviated-septum-and-surgery/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BURUN KANARSA BEYİN KANAMAZ&#8230;.MI?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 08:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[adet]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[burun tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[geniz tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[menstrüasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=512</guid>
		<description><![CDATA[BURUN KANAMASI: Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ff6600;">BURUN KANAMASI:</span></strong></p>
<p>Her yıl 100 kişiden 10&#8242;u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10&#8242;u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.</p>
<p>Halk arasındaki inanışa göre, tansiyonu yükselen birinin burnu kanadığında, burun beynin subapıymış gibi, &#8220;Kan burundan aktı, artık beynin kanamaz&#8221; derler. Halbuki böyle bir durumda, burun kanaması bir nevi vücudun kişiyi uyarışıdır: &#8220;Aman dikkat et, tansiyonun çok yükseliyor, beynin kanayabilir, önlem al!&#8221; diye.</p>
<p style="text-align: left;"> <span style="color: #ff6600;"><strong>ADET DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BURUN KANAMALARI:</strong></span></p>
<p>Bazı kadınların adet kanamaları öncesinde burun kanamaları olmaktadır. Bunun 3 muhtemel nedeni olduğu düşünülmektedir:</p>
<ol>
<li>Endometriosis yani rahim içini örten zar tabakasının olması gereken yer dışında (yumurtalıklar, karın içi, akciğer, deri, beyin vb.) herhangi bir yerde bulunmasıdır. Çok nadiren de olsa, bu tabakanın burun içinde yer aldığı kadınlarda, östrojen hormon değişikliklerinde sanki rahim içinden kanama gibi adet öncesi dönemde burundan kanama olabilmektedir.</li>
<li>Bayanlarda adet dönemlerinde hormonlardaki değişikliğe bağlı olarak pıhtılaşma fonksiyonlarında (pıhtılaşmayı sağlatan trombosit sayısında azalma vb.) değişiklikler olabildiği bilinmektedir. Bu durum adet döneminde ciltte morarmalar, burun kanaması ve aşırı menstrüel kanama ile karşımıza çıkabilmektedir.</li>
<li>Adet dönemlerinde artan östrojen seviyesi özellikle geniz bölgesindeki mukozada kızarma ve şişmeye yol açmakta, bu da burun kanamasına zemin oluşturmaktadır. Bu durumu ise yumurtlamanın hemen öncesinde östrojen en yüksek seviyedeyken görmekteyiz.</li>
</ol>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">NE YAPILMALI?</span></strong></p>
<p>Burun kanaması durumunda ilk yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır. </p>
<p>Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.</p>
<p>Burun kanamalarının tekrar etmesi durumunda bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz burun içini ve geniz bölgesini endoskoplarla ayrıntılı muayene edip sorunun nerede olduğunu saptayacak ve gerekirse kanayan yerin koterizasyonu (düşük doz elektriksel akım ya da gümüş nitrat ile yakılması), kanayan damarın bağlanması vb. müdahalelerle tedavi edecektir. Burun içi ya da genizde kitle varlığında biopsi ile tanıya gidilip ileri cerrahi ve tedavi metodlarına geçilebilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #000000;">*</span>Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/05/burun-beynin-subapi-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOMUZ GRİBİ (SWINE FLU), yeni adıyla PANDEMİK H1N1 2009 GRİBİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 09:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP]]></category>
		<category><![CDATA[DOMUZ GRİBİ]]></category>
		<category><![CDATA[flu]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[influenza A H1N1]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[relenza]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[swine flu]]></category>
		<category><![CDATA[swine influenza]]></category>
		<category><![CDATA[tamiflu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=404</guid>
		<description><![CDATA[Pandemik H1N1 2009 gribi nedir? Domuz gribi,  domuzlar arasında oldukça bulaşıcı olan ve domuzlarda akut solunum yetmezliğine yol açan “Influenza A” virüsünün bir tipidir. Domuzlarda ölüm oranı yüksektir (%1-4). Domuzlar arasında hava yoluyla, direkt ya da indirekt (ortak kullanılan malzemelerle) temasla ve taşıyıcı olan ancak semptomu olmayan domuzlar yoluyla bulaşır. Yıl içinde herhangi bir zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff0000;">Pandemik H1N1 2009 gribi nedir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuz gribi,  domuzlar arasında oldukça bulaşıcı olan ve domuzlarda akut solunum yetmezliğine yol açan “Influenza A” virüsünün bir tipidir. Domuzlarda ölüm oranı yüksektir (%1-4). Domuzlar arasında hava yoluyla, direkt ya da indirekt (ortak kullanılan malzemelerle) temasla ve taşıyıcı olan ancak semptomu olmayan domuzlar yoluyla bulaşır. Yıl içinde herhangi bir zaman görülebilse de genellikle sonbahar ve kış aylarında salgınları en sıktır. Pek çok ülkede bu nedenle domuzlara özel grip aşısı yapılmaktadır. </span><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">H1N1 alt tip Influenza A genellikle en sık görülen tiptir, ancak H1N2, H3N1, H3N2 gibi tipleri de görülmektedir. Domuzlar ayrıca kuş gribi hatta insan gribi ile de hasta olabilmektedir. Bazen insan gribi ile domuz gribi, hayvanı aynı anda hasta edebilmekte ve hayvanın vücudunda üreyen bu virüsler birbiriyle gen birleşimi yaparak “reassortant=üretilmiş yeni cins” virüs haline gelebilmektedir. Bu durumda, aslında sadece domuzlarda hastalık yapabilen domuz gribi insanları da hasta edebilir hale gelmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Nisan 2009&#8242;da ilk olarak Meksika&#8217;da bir çiftlikte domuzdan insana bulaşan H1N1 virüsü, bir kuş gribi etkeni ve insan gribi etkeni ile genetik olarak birleşmiş ve Pandemik H1N1 2009 virüsü adı verilen, artık insandan insana bulaşa oldukça virulan bir ajan haline gelmiştir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Günümüzde yaşanan salgınlara benzer salgınlar ya da birkaç kişiyle sınırlı enfeksiyonlar eskiden de görülmüştür. Örneğin 2005-Ocak 2009 tarihleri arasında Amerika’da 12 kişinin bu hastalığa yakalandığı, ancak hiçbir ölüm olmadığı saptanmıştır. Eylül 1988’de Wisconsin’de yaşayan 32 yaşında hamile bir kadın, domuz gribine yakalandıktan 8 gün sonra zatürre nedeniyle vefat etmiştir. 1976’da New Jersey’de 200’den fazla insan bu gribe yakalanmış ve sadece 1 kişi ölmüştür. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hastalık insanlara nasıl bulaşır?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu yeni virüs türü insandan insana damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Yayılımı aynı insan gribindeki gibi öksürme, hapşırma esnasında direkt damlacık yoluyla ya da kapı kolu, kafeterya masaları vb. mikrobun 2 saat kadar canlı kalabildiği yüzeylerle temasla olmaktadır. </span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: small;">Kağıt havlu ve kumaş gibi gözenekli yüzeylerde en fazla 12 saat, metal gibi düzgün yüzeylerde 1-2 gün, kâğıt paralarda kâğıdın özelliğine göre 3 güne kadar canlı kalabilmektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hasta olan kişiler ne kadar süre bulaştırıcıdır?</span></p>
<p>Domuz gribi olan kişiler, şikayetler ortaya çıkmadan 1 gün önce ve çıktıktan sonra ise 7 gün sonrasına kadar hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Çocuklarda bu süre daha uzun olabilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Domuz eti ya da ürünlerini tüketmekle mikrop bulaşır mı?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuz gribi virüsü 160-170 derecede yok olmaktadır, bu nedenle iyi pişirilmiş bir eti tüketmekle bulaşmaz.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">H1N1 gribi hangi ülkeleri etkilemiştir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Domuzları etkileyen gripten bahsedersek Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa (İngiltere, İsveç, İtalya), Afrika (Kenya) ve Çin ile Japonya’da salgınlar görülmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsanları etkileyen domuz gribi için konuşacak olursak, Nisan 2009&#8242;da başlayan pandemi tüm dünyaya yayuılarak ülkemiz de dahil olmak üzere 74 ülkeyi etkilemiştir. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hastalığın belirtileri nedir?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan gribinde ortaya çıkanla oldukça benzer şekilde ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücutta yaygın ağrı, baş ağrısı, üşüme-titreme ve halsizliktir. Bazı kişilerde bulantı, kusma ve ishal şikayetleri de olduğu görülmüştür. Önceden kronik bir hastalığı olan (kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, kanser, bağışıklık eksikliği vb) kişilerde zatürre ve akciğer yetmezliğine yol açabilmekte ve buna bağlı ölüm riski artmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Tedavisi mümkün müdür?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yukarıda bahsedilen, daha önceki yıllarda görülen domuz gribi vakalarında herhangi bir özel tedavi uygulanmadan kişiler hastalığı atlatabilmiştir. Şu anda var olan salgına yol açan virüsler üzerinde yapılan çalışmalarda, mikrobun Oselatmivir (Tamiflu®) ve Zanamivir (Relenza®) içeren ilaçlara duyarlı olduğu, ancak Amantadin ve Rimantadin’e dirençli olduğu saptanmıştır. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">H1N1 gribine karşı herhangi bir aşı var mıdır?</span></p>
<p>Öncelikle insan grip aşısı nasıl hazırlanmaktadır, onu öğrenelim. Her sene mevsimsel grip aşısı hazırlanırken 3 tür grip virüsünden yararlanılır. Biri Influenza A subtip H3N2, diğeri Influenza A subtip H1N1 (domuz gribiolan değil!) ve üçünsüsü Influenza B’dir.</p>
<p>Yeni aşı bir önceki grip sezonuna ait ülkelerarası verilere ve bilim adamlarının öngörülerine dayanılarak hazırlanır!</p>
<p>Kuzey yarımküre için planlanan aşı için WHO her sene Şubat ayında, Güney yarımküre içinse Eylül ayında önermede bulunur. Sonrasında her ülke kendi bünyesinde hangi 3’lü kombinasyonu seçeceğine karar verir.</p>
<p>FDA bunu onayladıktan sonra aşı üreten firmalar üretime başlar ve en az 6 ay içinde aşılar üretilip grip sezonuna yetiştirilir. (Kuzey yarımküre için Eylül-Ekim dönemi)</p>
<p>Aşılama sonrası 2 hafta içinde bağışıklık sağlanmış olur.</p>
<p>Aşının etkinliği seçilen virüs tiplerinin o sene dolaşan grip virüsüne genetik olarak ne kadar benzer olduğuna bağlı olarak değişir.</p>
<p>Hazırlanma şekli mevsimsel grip aşısı ile tıpatıp aynı olan H1N1 aşısı ise monovalandır. Yani sadece bu virüsün antijenini içerir, 3 antijen değil.  Bu nedenle koruyuculuğunun %90 olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>10 yaş ve üzerindeki kişilere tek doz, 9 yaş ve altında olan kişiler ile immun suprese kişilerde iki doz uygulanması gerekmektedir. İki doz arasındaki süre en az 3 hafta olmalıdır.</p>
<p>Aşının koruyucu etkisi 10-14 gün sonra başlamaktadır. Bu nedenle bu süre zarfında korunma ve hjyen kurallarına dikkat edilmelidir. </p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bu aşı ilk uygulanmaya başlandığında, pek çok insanın kafasında beliren &#8220;civalı aşı zararlıdır&#8221; konusu hakkında ne söyleyebilirsiniz?</span></p>
<p>Mikrobiyolojik bulaşmayı engellemek üzere aşı flakonlarına eklenen koruyucu madde Thiomersal  (Etil Cıva) maddesi 1930’lu yıllardan bu yana birçok aşı ve ilaçta koruyucu olarak kullanılmaktadır. Çoklu doz aşılarda halen yaygın olarak kullanılmaktadır. Etil cıvanın metil cıva gibi vücutta birikici özelliği yoktur ve güvenli olduğu bilinen bir maddedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Aşının ne gibi yan etkileri vardır?</span></p>
<p>Sık görülen yan etkiler (1/100-1/10): Aşı uygulanan bölgede kızarıklık, şişlik, sertlik, morarma, ağrı, vücut kırıklığı, yorgunluk, baş ağrısı, terleme, titreme, eklem ağrısı, kas ağrısı.</p>
<p>Yaygın olmayan yan etkiler (1/1.000-1/100): Yaygın cilt reaksiyonu (ürtiker/kurdeşen dahil).</p>
<p>Nadir görülen yan etkiler(1/10.000-1/1.000): Tansiyonda düşme, şok, sinirlerin geçtiği yol boyunca ağrı, pıhtılaşma hücrelerinde azalma nedeniyle kanama.</p>
<p>Çok nadir görülen yan etkiler (&lt;1/10.000): Vaskülit (damar iltihabı), nörit (sinir iltihabı), ensefalomiyelit (beyin-omurilik dokusu iltihabı), Guillain-Barre Sendromu (1976’da milyonda 1 vakada görüldü.)</p>
<p>Ülkemizde bugüne kadar yapılan sağlık çalışanlarındaki yaygın aşılama sonrasındaki erken sonuçlara göre beklenmeyen önemli bir yan etki tespit edilmemiştir.</p>
<p>Aşı sonrası görülen bazı yan etkiler mevsimsel grip aşılarında görülen sıklıktadır.</p>
<p>Görülebilen bu yan etkilere rağmen, aşının yararı olumsuz etkileri ile kıyaslandığında çok daha yüksektir. (hastalıktan ölüm %1 !!!)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kimlere aşı yapılmaz?</span></p>
<p>6 ay ve altındaki bebeklere aşı uygulanmamalıdır. </p>
<p>Aşının 20. haftadan ileri gebeliklerde güvenilir olduğu gösterilmiştir. 20. haftadan erken gebeliklerde de herhangi bir istenmeyen etki görülmemiştir. Bu nedenle; 20. haftadan sonraki gebeliklerde aşının önerilmesi, 20. haftadan önceki gebeliklerde ise kişinin yazılı onamı ile aşının uygulanması gerekmektedir. </p>
<p>Emzirme döneminde aşının uygulanması için bir sakınca yoktur. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Aşı için kontrendikasyonlar:</span></p>
<p>Yumurtaya karşı anafilaksi öyküsü,</p>
<p>Önceki grip aşılaması sonrası anafilaksi öyküsü</p>
<p>Guillian Barré Sendromu geçirme öyküsü</p>
<p>Latekse karşı anafilaksi öyküsü (aşının tıpasından kaynaklanabilecek)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hasta kişilerden domuz gribi kapmamak için ne yapmalıyım?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan gribinde nasıl önlemler almak gerekiyorsa, aynı şekilde davranılmalıdır. Yani:<br />
- Ateş, öksürük, burun akıntısı olan hasta görünümlü kişilerle yakın temastan kaçınılmalı.<br />
- Eller sık sık sabunla yıkanmalı, kirli ellerle göz-ağız-buruna dokunulmamalı.<br />
- Yeterli uyku, düzgün beslenme, fiziksel aktivite, sigara ve alkolden mümkün olduğunca kaçınma önemli.<br />
- Evde hasta birinin varlığında, kişi ailenin diğer fertlerinden ayrı bir odada tutulmalı, kişinin bakımı sırasında ağız-burun maskeyle kapatılmalı ve eldiven takılmalı, sonrasında eller iyice sabunlanmalı, oda sık sık havalandırılmalı, temizlik malzemeleriyle evde dezenfeksiyon sağlanmalıdır. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Hastalanmışsam evdekileri ve çevremdekileri nasıl koruyabilirim?<br />
</span>- Öksürme ve hapşırma sonrasında eller iyice yıkanmalı, kullanılan kağıt mendil tekrar kullanılmak için saklanmadan atılmalı, bez mendil kullanımından kaçınılmalı<br />
- İşe/okula 1 hafta süre ile gidilmemeli, evde dinlenilmeli<br />
- Yakındakilerle teması en aza indirmeli, öpüşülmemeli, ziyaretçi kabul edilmemeli<br />
- Eller sık sabunlanmalı<br />
- Kirli ellerle ortak kullanım alanlarındaki eşyalara dokunulmamalıdır.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Ne zaman doktora başvurulmalı?</span></p>
<div><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">Domuz gribi vakalarının görüldüğü alanlarda yaşıyorsanız ve grip şikayetleriniz varsa (ateş, öksürük, yaygın vücut ağrıları, burun akıntısı, boğaz ağrısı, bulantı, kusma, ishal vb.) mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.</span><span style="color: #000000;">Çocuklarda acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
- Hızlı solunum ya da solunum zorluğu<br />
- Ciltte mavimsi renk değişikliği<br />
- Yeterli sıvı alamama<br />
- Sözlü uyarılara yanıt verememe ya da uyanamama<br />
- Aşırı hırçın olma<br />
- Grip şikayetleri tam geçmişken ateş ve yoğun bir öksürük başlamış olması<br />
- Döküntü ve ateş</span></span></div>
<div><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">Erişkinlerde acil tıbbi tedavi gerektiren önemli bulgular şunlardır:<br />
- Solunum zorluğu, nefes darlığı<br />
- Göğüs ya da karında ağrı-basınç<br />
- Ani baş dönmesi ve sersemlik<br />
- Zihin bulanıklığı<br />
- Şiddetli ve durmayan kusma</span></span></div>
<div>
<p><span style="color: #ff0000;">Yurtdışına seyahate gideceğim, iptal edeyim mi? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">WHO (Dünya Sağlık Örgütü) henüz H1N1 virüsü grip salgını nedeniyle uluslararası seyahate kısıtlama getirilmesine gerek duymamıştır. Dünyanın pek çok ülkesinde bu virüse bağlı salgınlar görülmektedir. Şu anda hasta kişilerin hızla tanımlanması ve izolasyonu için büyük çaba harcanmaktadır. Ancak kişide semptomlar çıkmadan önce insandan insana bulaştırıcılığın gerçekleşebilmesi nedeniyle kişisel hjyen önlemleri çok daha büyük önem kazanmaktadır. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Seyahate çıkacak olan kişilerin kendilerini ve başkalarını koruyabilmesi için çok basit önlemler bulunmaktadır. Özellikle hasta olan kişilerin, toplum sağlığını düşünerek yolculuk etmemesi gerekir. Yolculuk sonrası hastalanan kişilerin ise en yakın sağlık kurumuna başvurması gerekir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hastalanmamak için yolcuların mümkünse kalabalık ortamlara girmemesi, hasta olan kişilerle temas etmemesi, temas durumunda ellerin iyice sabunlanması önerilir. Hasta kişiler 1 kez kullanılıp atılacak şekilde kağıt mendille ağızlarını kapatarak öksürmeli ve söksürme-sümkürme sonrası da mendili hemen çöpe atıp ellerini iyice yıkamalıdırlar. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolcuların hastalanmamak için ortak kullanılan eşyalarla temas sonrasında ellerini alkol bazlı jellerle ya da sabunlayarak temizlemeleri, ellerini yıkamadan ağıza-buruna-göze götürmemeleri önerilir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolculuk öncesi grip ilacı alayım mı enfeksiyondan koruması için? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yolculuk öncesi koruyucu olarak antiviral ilaç alımı konusunda henüz netleşmiş veriler yoktur. Bu tür ilaçlara direnç gelişimini önlemek adına, koruyucu amaçlı kullanımından çok ilk şikayetlerin ortaya çıkmasından sonra alınması önerilmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">KAYNAKLAR: </span></span></p>
</div>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">1. WHO&#8217;nun web sitesi ilgili sayfası (</span><a href="http://www.who.int/csr/disease/swineflu/en/index.html"><span style="color: #000000;">http://www.who.int/csr/disease/swineflu/en/index.html</span></a><span style="color: #000000;">)</span></span></p>
<p><span style="color: #c0c0c0;"><span style="color: #000000;">2. CDC&#8217;nin ilgili web sayfası (</span><a href="http://www.cdc.gov/h1n1flu/"><span style="color: #000000;">http://www.cdc.gov/h1n1flu/</span></a><span style="color: #000000;">)</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/04/domuz-gribi-swine-influenza/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-YUTMA BOZUKLUKLARI:</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 08:53:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[aspirasyon pnömonisi]]></category>
		<category><![CDATA[disfaji]]></category>
		<category><![CDATA[yediklerini soluk borusuna kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[yutma güçlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=517</guid>
		<description><![CDATA[  Yutma, 4 ana fazdan oluşan, oldukça yüksek koordinasyonlu bir süreçtir: ağızda hazırlık fazı, ağız, yutak ve yemek borusu fazları. Normal yutma oldukça hızlı ve dinamik bir işlemken, yutma bozukluğu yani &#8220;disfaji&#8221; bu fazlardan herhangi birinde bir sorun ortaya çıkmasına bağlı olarak bu dinamiğin bozulması durumudur. Ağız-yutak veya mide içeriğinin yanlış yöne yani larinks (ses [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: left;">Yutma, 4 ana fazdan oluşan, oldukça yüksek koordinasyonlu bir süreçtir: ağızda hazırlık fazı, ağız, yutak ve yemek borusu fazları. Normal yutma oldukça hızlı ve dinamik bir işlemken, yutma bozukluğu yani &#8220;disfaji&#8221; bu fazlardan herhangi birinde bir sorun ortaya çıkmasına bağlı olarak bu dinamiğin bozulması durumudur. Ağız-yutak veya mide içeriğinin yanlış yöne yani larinks (ses kutusu) ve alt solunum yollarına yönelmesi durumunda da &#8220;aspirasyon&#8221; (yenilen veya içilen maddelerin soluk yoluna kaçması) adı verilir. Bu durumun yarattığı en büyük risk, &#8220;aspirasyon pnömonisi&#8221; yani bu yabancı cisimlerin akciğerde yol açtığı ağır zatürre halidir. Maalesef ki bu sorun ileri yaş kişilerde oldukça sık görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;"> </span></span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">İleri yaşta yutma bozuklukları ve risk faktörleri:</span></span></p>
<p>Yaşın ilerledikçe yaşamın doğal bir süreci olarak mı yutma güçlüğü ortaya çıkar yoksa bu durum daima patolojik midir? Yaşlanmanın yanısıra şeker hastalığı, kalp hastalıkları vb. gibi ek sağlık sorunları olan kişilere oranla bu sorunları olmayan yaşlı kişilerde yutma güçlükleri ve buna bağlı komplikasyonlar daha sıktır.</p>
<p>İleri yaşta yutma güçlüğünün en sık nedeni serebrovasküler ataktır. Akut bir atak sonrası disfaji gelişme oranı % 40-70&#8242;dir. Bu hastaların yaklaşık % 50&#8242;si yediklerini soluk borusuna kaçırmakta ve bunların da % 25&#8242;i 1 yıl içinde aspirasyon pnömonisi nedeniyle kaybedilmektedir.</p>
<p>Parkinson hastalığı da ileri yaşta kişilerde en sık görülen sinir-kas hastalığı olarak yutma fonksiyonlarını oldukça bozan bir patolojidir.</p>
<p>Çoklu ilaç kullanımı da ileri yaş kişilerde yutma fonksiyonlarını bozup aspirasyon riskini arttıran bir faktördür. Benzodiazepin içeren anksiyolitikler sakinleştirici etkileriyle ve santral sinir sisteminin baskılanması ile buna yol açmaktadırlar. Antihistaminikler(alerji ilaçları), nöroleptikler, fenotiazin bazlı bulantı kesiciler, antikonvülsanlar, antipsikotikler, opiyatlar ve lityum bilinç ve farkındalığı bozarak etki etmektedirler. Antikolinerjik ilaçlar ağız kuruluğu yaparak yiyeceklerin yutağa iletilmesinde gecikmeye yol açmaktadır.</p>
<p>İleri yaşta sıvı alımının azalması, efektif ağız bakımının azalması ve şeker hastalığı vb. ek sağlık sorunları nedeniyle, ağız içi florasında değişiklikler meydana gelmektedir. Normalde her insanın ağız mukozasında miktar olarak baskılanmış zararsız kabul edilebilir bazı mikroplar bulunmaktadır. Bunların sayıca çoğalması ve patojen etkilerinin ortaya çıkması, farenjit, bademcik iltihabı, diş eti iltihabı vb. pek çok enfeksiyona yol açmaktadır. İleri yaşta özellikle bu mikroplardan stafilokokların ve gram negatif aeropların artışı aspirasyon pnömonisi gelişiminde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Dişleri olmayan ileri yaş kişilerde, bakımsız, çürük dişleri olanlara göre bu risk azalmaktadır. </p>
<p>İleri yaş kişilerde hepimizin tanık olduğu şekilde giderek gıda alım miktarı ve su tüketiminde azalma olur. Bunun nedeni yaşa bağlı olarak tat tomurcuklarının ve koku hücrelerinin fonksiyonlarındaki bozulmanın kişinin tat ve koku duygusunu değiştirmesi, buna bağlı olarak da yedikleri yiyeceklerden keyif almanın azalıp kişinin beslenme miktarı ve şeklini değiştirmek zorunda kalmasıdır. Bu da kişinin genel durumunu, bağışıklığını, kas gücünü ve bunun gibi pek çok faktörü etkileyerek kişiyi hastalıklara açık bırakmaktadır. Bu nedenle bu kişilerin diyetlerinin tüm bu yukarıda sayılan faktörler de göz önüne alınarak kişiye özel belirlenmesi gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Yaşa bağlı değişiklikler ve disfaji:</span> </span></p>
<p>Yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan kas iskelet sistemindeki değişiklikler, yüz kaslarının gücünde azalmaya bağlı çiğneme fonksiyonlarında azalma, dil kaslarındaki zayıflığa bağlı yiyeceklerin yutağa iletilmesinde zorlanma, dil bağ dokusunun kalınlaşmasına bağlı dili ağız içinde rahat döndürememe ve bunun sonucu olarak yiyeceklerin ağız içinden temizlenememesi, yutağa yeterli hız ve miktarda iletilemeyen gıdaların, ağız içinde birikerek dil kökünden yutağa kontrolsüz taşması olarak sayılabilir.</p>
<p>İleri yaş kişilerde yutmanın hemen arkasından nefes alma-verme döngüsünün bozulması, soluk borusuna yiyecek kaçması riskini arttırmaktadır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;">Özet:</span></span></p>
<p>İleri yaş kişilerde yutma bozukluğu (disfaji) aslında çok üstünde durulmayan ancak önemli bir konudur. Özellikle aspirasyon pnömonisi gibi sonuçları ağır olabilecek bir sorunu, çok basit önlemlerle ortaya çıkmadan engellemek mümkündür.</p>
<p>KAYNAK:</p>
<ol>
<li>American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery</li>
</ol>
<p style="padding-left: 30px;">Donna S. Lundy, PhD,  Adjunct Asst. Professor, Department of Otolaryngology, University of Miami School of Medicine, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/04/geriatrik-kbb-hastaliklari-yutma-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FDA&#8217;İN 19.03.2010 TARİHLİ SON KARARI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 08:24:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[fda]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=518</guid>
		<description><![CDATA[ÇOCUK VE GENÇLERE SİGARA YA DA DUMANSIZ TÜTÜN SATIŞI YA DA PAZARLANMASINA İLİŞKİN KISITLAMALAR:  Her gün 18 yaş altındaki 4000 çocuk ilk sigarasını denemekte ve 18 yaş altındaki 1000 çocuk ise sigara kullanıcısı haline dönüşmektedir. Bu çocukların ek çoğu sigara ve tütün ürünlerinin zararlarını idrak edebileceği yaşa gelmeden sigara bağımlısı haline gelecek ve muhtemelen de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ÇOCUK VE GENÇLERE SİGARA YA DA DUMANSIZ TÜTÜN SATIŞI YA DA PAZARLANMASINA İLİŞKİN KISITLAMALAR:</strong></span> </p>
<p>Her gün 18 yaş altındaki 4000 çocuk ilk sigarasını denemekte ve 18 yaş altındaki 1000 çocuk ise sigara kullanıcısı haline dönüşmektedir. Bu çocukların ek çoğu sigara ve tütün ürünlerinin zararlarını idrak edebileceği yaşa gelmeden sigara bağımlısı haline gelecek ve muhtemelen de sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle erken yaşta kaybedileceklerdir. Bu nedenle FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) çocukların sağlığının korunması ve tütün kullanımına bağlı ölüm oranını azaltmak üzere bazı kurallar çıkarmıştır.</p>
<p>19 Mart 2010 tarihinde yayınlanıp 22 Haziran 2010&#8242;dan itibaren uygulanmaya başlayacak olan bu kurallara göre:</p>
<ol>
<li>18 yaş ve altı çocuklara sigara veya dumansız tütün ürünlerinin satışı yasaklanmıştır.</li>
<li>20 adetten daha az sigara paketlerinin satışı yasaklanmıştır.</li>
<li>Reklam amaçlı ücretsiz sigara dağıtılması yasaklanmıştır.</li>
<li>Reklam amaçlı ücretsiz dumansız tütün ürünlerinin dağıtılması sınırlandırılmıştır.</li>
<li>Sigara ve benzeri ürünleri üreten firmaların herhangi bir spor, müzik yada sosyal-kültürel etkinliğe sponsor olması yasaklanmıştır.</li>
</ol>
<p>Ayrıca yine FDA tarafından 22 Eylül 2009&#8242;da çıkarılan bir kurala göre meyve, şeker ya da karanfil aroması gibi gibi çocukları özendirecek tat ve kokudaki tütün ürünlerinin üretimi yasaklanmıştır.</p>
<p>Dumansız sigara ürünleri hakkında bilgi edinmek için lütfen <a href="http://www.seciltotan.com/archives/519" target="_blank">tıklayınız!</a>&#8230;</p>
<p>Sigaranın özellikle çocuklar üzerindeki zararlarını okumak için lütfen <a href="http://www.seciltotan.com/archives/170" target="_blank">tıklayınız</a>!&#8230;</p>
<p>KAYNAK:</p>
<p>1. <a href="http://www.hhs.gov/news/press/2010pres/03/20100318a.html">http://www.hhs.gov/news/press/2010pres/03/20100318a.html</a></p>
<p>2. <a href="http://www.fda.gov/TobaccoProducts/ProtectingKidsfromTobacco/default.htm">http://www.fda.gov/TobaccoProducts/ProtectingKidsfromTobacco/default.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/03/fdain-19032010-tarihli-son-karari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-SES: YAŞA BAĞLI SES DEĞİŞİKLİKLERİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 17:20:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[andropoz]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[menapoz]]></category>
		<category><![CDATA[presbifoni]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[  İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır.   Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan&#8217;da sesin kişinin karakteri için çok önemli olduğunu ifade etmek için sesin kalpten çıktığına inanırlardı. Ancak bu kadar özel olan ses, maalesef ki yaş ilerledikçe vücutta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff9900;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: left;">İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan&#8217;da sesin kişinin karakteri için çok önemli olduğunu ifade etmek için sesin kalpten çıktığına inanırlardı.</p>
<p>Ancak bu kadar özel olan ses, maalesef ki yaş ilerledikçe vücutta ortaya çıkan hormonal, nörolojik vb. bazı değişikliklerden etkilenmekte ve niteliğini değiştirmektedir. En yetenekli ve elit ses sanatçıların çok çok azı 50-60&#8242;lı yaşlardan sonra bazı zor parçalarda performanslarını devam ettirebilmektedir. Kişiler 80-90&#8242;lı yaşlara eriştiğinde, ses aralığındaki kaybın yanısıra sesin gücü azalmakta ve kadın-erkek sesi arasındaki fark da yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff9900;">Sesin fizyolojisi:</span><br />
</span></em></strong>Ses telleri adı verilen, aslında sanılanın aksine hiç de elektrik kabloları gibi bir anatomiye sahip olmayan mukozal 2 katlantı, sesin titreştirilmesinden sorumlu organlardır. Konuşma ve şarkı söyleme sırasında sese esnekliğini veren ses telleri, ses kutusu adı verilen larinks organının bütünüyle hareketi ile bunu gerçekleştirmektedir. Bunun dışında yüz yapısı, sinüsler ve göğüs kafesi de rezonatörler (sesin yankılanmasını sağlayan organlar) olarak sesin rengini ve karakterini verirler.<br />
Bu 3 yapıya ek olarak vücudun pek çok alanı da sesin niteliğini etkiler. Örneğin çene ya da boyundaki gerginlik sesin esnekliğini azaltıp seste yorgunluğa yol açar. Kişi dik durduğunda ses en güçlü formuna ulaştığı için, kas-iskelet sorunları olan kişilerde de ses olumsuz etkilenir. Bunun yanısıra, diyafram (göğüs kafesi ile karın boşluğunu birbirinden ayıran kastan oluşan zar) ve karın bölgesindeki kramp, bağırsak sorunları gibi durumlar da sesi bozabilir. Psikolojik sorunları olan kişilerde kişinin ses tonundaki kendine güven kaybolacağından, daha zayıf ve titrek bir ses oluşmaktadır. Nörolojik sorunları olan kişilerde de tüm bu organların çalışmasını sağlayan sinirlerdeki sorunlar ses kalitesini bozmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanmanın Larinks ve Ses Tellerine Etkisi:<br />
</span></em></strong>Larinks, kıkırdaktan oluşan bir yapıdır ve hayatın ilk anlarından itibaren olgunlaşma sürecine başlayıp hayatın sonuna kadar bunu devam ettirebilen bir organdır. Yaş ilerledikçe kemikleşme başlar ve buna bağlı olarak daha sert bir yapı haline gelir. Ses tellerinin 3 boyutlu hareketini sağlayan larinks içi eklemlerde de bu sertleşmeye bağlı hareket kısıtlılığı başlar ve ayrıca kas yapısı da yaşa bağlı zayıfladıkça ses telleri kütlesinde azalma gerçekleşir. Ses telleri hafifçe yaylanır ve bu da konuşma sırasında bazı seslerde ses tellerinin birbiriyle tam olarak yakınlaşmasını engeller ve aradaki boşluktan olan hava kaçağına bağlı daha &#8220;soluklu&#8221; bir ses karşımıza çıkar.</p>
<p>Ses tellerinin titreşebilmesi için ses telleri yüzeyinde nemlilik olması gerekir. Yaş ilerledikçe tükrük salgısının azalmasına bağlı ortaya çıkan ağız kuruluğunun yanısıra ses telleri üzerindeki tabakada da kuruma gerçekleşir. Bu da titreşimin dalga hareketi şeklindeki esnekliğini kaybettiren önemli bir faktördür. Bunu önlemek adına günde 2-3 litre su tüketilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanmaya bağlı Ses Tellerini Etkileyen Nörolojik Olaylar:<br />
</span></em></strong>Larinksin ve sesin ortaya çıkmasında yardımcı organların oldukça sofistike ve koordineli hareketi, kompleks bir sinir ağı sayesinde olmaktadır. Yaş arttıkça bu sinir liflerindeki uyarı iletim hızı azalmakta ve kasların birbiriyle uyumu bozulmaktadır.</p>
<p>Yaş ilerledikçe en sık karşılaşılan ses sorunu seste titremedir. Herhangi bir nedene bağlı olmaksızın gelişebileceği gibi (Primer Vokal Tremor), Parkinson vb. bazı hastalıklar nedeniyle de oluşabilir. Bunun yanısıra ses tellerinde felce yol açan nöromüsküler paraliziler, ses teli eklem hareket bozukluğu gibi hastalıklar yaş ilerledikçe daha çok karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda erken tanı konması, ses fonksiyonlarının geri kazanılmasında oldukça önemlidir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Gastrointestinal Sistem Hastalıkları ve Ses:</span></em></strong><br />
Ses tellerini negatif olarak etkileyebilen en sık karşılaşılan gastrointestinal sistem hastalığı Reflü&#8217;dür. Reflü her yaşta karşımıza çıkabileceği gibi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı artmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Solunum Hastalıkları ve Ses:<br />
</span></em></strong>Sesin oluşturulma sürecini nefes alıp vermek başlatır. Akciğer ve göğüs kafesine ilişkin hastalıklar solunum kapasitesini azaltıp yetkin bir konuşma ve şarkı söyleme için gerekli solunumsal desteği ve kontrolü sınırlandırmaktadır.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Hormonal Sorunlar ve Ses:<br />
</span></em></strong>● <span style="text-decoration: underline;"><strong>Tiroid hormonu:<br />
</strong></span>Kişi yaşlandıkça, tiroid hormon salınımında azalma meydana gelir ki, bu hormon kasların enerjisini ve dokuların nemliliğini sağlamada oldukça önemlidir. Menapoz ya da andropoza bağlı Presbifoni&#8217;de (yaşlılığa bağlı ses bozukluğu) tiroid hormonlarının kontrol altında tutulması gerekir.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Progesteron:<br />
</span></strong>Progesteron yumurtalıklar tarafından salgılanan ve sadece üreme fonksiyonunda görevli olduğu sanılan bir hormondur. Halbuki Gago tarafından yapılan bilimsel çalışmalarda bu hormonun sinir hücreleri tarafından da salındığı gösterilmiştir. Çünkü progesteron, sinirlerin etrafını çeviren koruyucu bir tabaka olan Myelin&#8217;in yapımını aktive etmektedir ve bu sayede sinir hücresini koruyucu etkiye sahiptir. Myelinle kaplı sinirler uyarıları daha iyi ve daha hızlı iletirler. Menapoz döneminde, progesteron hormon yapımındaki azalma, myelin kılıfının yapımında azalmaya ve bunun sonucunda sesin özellikle şarkı söyleme esnasındaki kontrolünde azalmaya yol açmaktadır.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Menapoz:<br />
</span></strong>Menapozda östrojen seviyesinin azalması, ses tellerini kaplayan mukus tabakasının kalınlaşması ve bunun sonucunda ses tellerinin tonüsünü ve kontürünü kaybetmesine, bu da kadın sesinin derinleşip kalınlaşarak erkek sesine dönüşmesine neden olmaktadır.<br />
● <strong><span style="text-decoration: underline;">Andropoz:<br />
</span></strong>Testislerden üretilen androjenler vücutta kan akımını hızlandırmakta ve oksijenlenmedeki bu artış sayesinde kasların performansı artmaktadır. 70&#8242;li yaşlarda andropoz denilen androjen hormon eksikliğinde, larinks kaslarının yeterli çalışmaması ses bozukluğuna neden olmaktadır. Prostat büyüklüğü ya da kanseri vb. bir engel durum yoksa, androjen tedavisi ses tellerinin şeklini düzeltmede, kasların eski tonüsüne kavuşmasını sağlamada ve bu sayede daha güçlü bir sesin sağlanmasında oldukça yardımcı bir yöntemdir.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff9900;">Yaşlanan Sesin Paradoksu:<br />
</span></em></strong>Kadınlarda menapoz döneminde hormonal dengedeki androjen lehine kayma nedeniyle her iki ses teli zamanla atrofiye uğrar. Ses tellerinin üzerini kaplayan müköz tabaka incelir ve dehidrate olur. Bunun sonucunda ilk olarak sesin aralığı daralır, yüksek harmonikler kaybolur, ses güçsüzleşir ve çabuk yorulur. Tedavisinde hormon replasman tedavisi, ses koruyucu beslenme ve yaşam tarzı, ses terapisi, ses tellerinin kalınlaştırılması için ses telleri içine bazı maddeler enjekte edilmesi gibi seçenekler bulunmaktadır.</p>
<p>Erkeklerde de benzer mekanizmayla ortaya çıkan ses bozukluklarında, prostat hipertrofisi vb. engel bir durum yoksa hormon replasman tedavisi, ses terapisi, düzenli egzersiz ve konuşma önerilmektedir.<br />
Bunun yanısıra ek nörolojik hastalıkların tedavisi, reflü tedavisi, sigara ve irritanlardan kaçınma, bol sıvı tüketimi, nemlendirme ve kısa süreli balgam söktürücü kullanımı da bu tedavilere eklenmelidir.</p>
<p>Önemli olan ses bozulmadan koruyucu önlemleri çok daha genç yaşlarda alabilmektir. Bu da düzenli spor, bol sıvı alımı, ses tellerinin nemlendirilmesi ve yağlandırılması için özel spreylerin kullanımı, diş bakımı, dengeli beslenme, C vitamini, E vitamini, magnezyum kullanımı ve sigara gibi tütün maddelerinin tüketilmemesi ile sağlanabilecektir.</p>
<p>KAYNAK:<br />
1. American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Michael S. Benninger, M.D.<br />
Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery, Henry Ford Hospital, MI, Jean Abitbol, M.D.<br />
Chief Medical Officer, Faculty of Medicine, Paris-France, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/03/geriatrik-kbb-hastaliklari-ses/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-BAŞ-BOYUN KANSERLERİ: KEMOTERAPİ-RADYOTERAPİ SONRASINDA YAŞAM KALİTESİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 10:14:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Amifostine]]></category>
		<category><![CDATA[baş boyun kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Ethyol]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[quality of life]]></category>
		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir. Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak kanserinin günümüzdeki tedavi protokolünde ya organ koruma (gırtlak alınmadan) yani kemoterapi+radyoterapi (CRT) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir.</p>
<p>Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak kanserinin günümüzdeki tedavi protokolünde ya organ koruma (gırtlak alınmadan) yani kemoterapi+radyoterapi (CRT) ya da gırtlağın tamamen çıkarılması (total larenjektomi) sonrası radyoterapi uygulanmaktadır. Ayrıca orofarinks (boğaz) ve hipofarinks (yutak) kanserlerinde de kemoterapi+radyoterapi uygulanmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/02/elde-hap.jpg"></a></p>
<p> CRT protokolleri her ne kadar organ koruma sağlasa da kişinin yaşam kalitesinde (quality of life=QOL) bazı sıkıntılı değişiklikler yaratabilmektedir. QOL hasta anketleriyle değerlendirilmektedir. Ankette hastaların verdiği bilgiler psikolojik, sosyal, mesleki ve fiziksel donelere göre (örneğin ağrı, dış görünüm, günlük aktivite, boş zamanlarını değerlendirme, yutma, çiğneme, konuşma, omuz hareketinde rahatlık, tat, tükürük miktarı, ruh hali, endişe) puanlanır ve elde edilen rakam yüksekse kişinin yaşam kalitesi de yüksek demektir, düşük ise kişinin tedavi sonrası yaşam kalitesi o oranda düşmüş demektir.</p>
<p>Baş-boyun kanserli kişilerin, genellikle uzun yıllar sigara ve/veya alkol kullanımına bağlı ek sağlık sorunları (kronik akciğer hastalığı, koroner arter hastalığı vb.) olmaktadır. Yutak bölgesini tutan kanserlerde, yutma sorunlarına bağlı kilo kaybı ve malnütrisyon karşımıza çıkabilmektedir. Ek olarak şeker hastalığı gibi bir faktörün varlığında sorunlar daha da büyümektedir.</p>
<p>Baş-boyun bölgesinde, özellikle ağız tabanı ve yutak bölgesi tümörleri, belli bir büyüklüğe ulaşmadan belirgin semptom vermedikleri için maalesef ki erken tanıda gecikilebilen tümörlerdir. Bu da prognozu oldukça etkilemektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">CRT (kemoradyoterapi) SONRASI ERKEN DÖNEM SORUNLARI:</span></p>
<p>En sok karşılaşılan sorun mukozittir (ağız-boğaz bölgesinde yaralar oluşması), bu da bazen tedaviye ara verdirecek kadar şiddetli olabilir. Ayrıca kansızlık, lökosit sayısında azalmaya bağlı enfeksiyonlara yatkınlık, enfeksiyon ortaya çıktığında buna bağlı komplikasyonlar, böbrek toksisitesi, işitme sinirinin kemoterapiden etkilenmesi (ototoksisite), deri değişiklikleri (radyasyon yanığı vb.), halsizlik ve kilo kaybı da erken dönem sorunlarındandır.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff6600;"> </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"> </span><span style="color: #ff6600;">CRT (kemoradyoterapi) SONRASI GEÇ DÖNEM SORUNLARI:</span></p>
<p>Erken dönemde ortaya çıkan pek çok sorun, tedavi bittikten sonra şiddetini yitirmektedir. Yayınlara göre tedaviden 6-12 ay sonra QOL skorları tedavi öncesi skorlama derecelerine yaklaşmaktadır. Ancak geç dönemde hastaların yaşadığı sorunların başında da ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü gelmektedir. Bu da hastaların %50&#8242;sinde normal beslenmeye geçişi güçleştirmektedir. Hatta bazı hastalar uzun süre nazogastrik tüpten (burundan mideye yerleştirilen yumuşak beslenme tüpü) beslenmek zorunda kalmaktadır.</p>
<p>Ağız kuruluğunu gidermek üzere, CRT sırasında Amifostine (<strong>ETHYOL®) </strong>adı verilen ilacın kullanılması önerilmektedir. Amifostine, hücre koruyucu bir ilaç olup, kemoterapiden veya radyoterapiden 30 dk önce kol damarından serum şeklinde uygulanır. Uygulama sonrası bu ilacın özellikle tükrük bezlerinde fazlaca biriktiği ve bu sayede ağız kuruluğunu azalttığı ifade edilmektedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bu ilaç, SGK önergesine göre, 3 uzman hekim tarafından düzenlenen ve tedavi protokolünü gösterir sağlık kurulu raporuna dayanılarak sadece ruhsatlı endikasyon alanlarında kullanılabilen ve uzman hekimlerce reçetelendirilecek  ilaçlar listesindedir. Ayaktan kemoterapi yapılacak kanserli hastalara tedavi protokolünü gösterir uzman hekim raporuna dayanılarak kür tanımına uyacak tedavi uygulanıyor ise bir kürlük, kür tanımına uymayan tedavi uygulanıyor ise en fazla 3 aylık dozda ilaç verilebilmektedir. *</p>
<p>Diğer geç dönem sorunları ağrının devam etmesi, ses kısıklığı, tat duyusunda azalma ve çiğnemede zorluktur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">SONUÇ:</span></p>
<p>Hekimlerin baş-boyun kanserli hastaların tedavisinde hangi tedavi protokolünün daha uygun olacağını belirlemede hastayla birlikte karar verebilmeleri adına, hastalarına muhtemel erken dönem ve geç dönem yan etkilerini ayrıntılı anlatarak hastayı hazırlamaları, olabildiğince bu yan etkilere karşı önlem almaları, sonrasında bunlar geliştiğinde ise yeterli destek tedaviyi sağlayabilmeleri hastanın tedavi sonrası yaşam kalitesini oldukça olumlu anlamda etkileyen bir faktördür.</p>
<p>KAYNAK:</p>
<ol>
<li>American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Marilene B. Wang MD, Associate Professor, UCLA School of Medicine, http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</li>
<li>*http://istanbul.sgk.gov.tr/sss/index.php?action=article&amp;cat_id=001&amp;id=23379</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/02/geriatrik-kbb-hastaliklari-bas-boyun-kanserleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-İŞİTME: YAŞA BAĞLI İŞİTME KAYBINDA CERRAHİ NE GİBİ DURUMLARDA UYGUNDUR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 12:19:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[Baha®]]></category>
		<category><![CDATA[Envoy Device]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[İmplante edilebilir işitme cihazları]]></category>
		<category><![CDATA[Implex AG]]></category>
		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[koklear implant]]></category>
		<category><![CDATA[RetroX]]></category>
		<category><![CDATA[Rion]]></category>
		<category><![CDATA[Soundtec®]]></category>
		<category><![CDATA[The Otologics Middle Ear Transducer (MET)]]></category>
		<category><![CDATA[Tubingen cihazı (TICA)]]></category>
		<category><![CDATA[Vibrant Soundbridge®]]></category>
		<category><![CDATA[yaşılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[Klasik KBB Eğitimi&#8217;nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza girmesi ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu yaklaşım değişmektedir. Sinir tipi işitme kaybında, işitme kaybının derecesi ve yerine göre seçilebilen bazı yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Klasik KBB Eğitimi&#8217;nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için <a href="http://www.seciltotan.com/2008/03/isitme-cihazi-kullanimi/" target="_blank">tıklayınız</a>.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza girmesi ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu yaklaşım değişmektedir. Sinir tipi işitme kaybında, işitme kaybının derecesi ve yerine göre seçilebilen bazı yeni tedavi modelleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Koklear implant ve beyin sapı implantı, </li>
<li>İmplante edilebilir işitme cihazları,</li>
<li>Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları,</li>
<li>Yarı-implante edilebilir cihazlar,</li>
<li>İç kulağa bazı ilaçların uygulanması (bu konu daha deneysel aşamada olduğu için ayrıntılı bilgi verilmeyecektir.)</li>
</ol>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">1. Koklear implant:</span></strong></span></p>
<p>Koklear implant, eskiden 90 dB ve üstü işitme kayıplı kişilerde uygulanmaktayken, artık bu sınır 70 dB&#8217;e indirilmiştir (ayrıntılı bilgi için <a href="http://www.seciltotan.com/archives/360" target="_blank">tıklayınız</a>.) Özellikle bu işleme karar vermede konuşmayı anlama eşiğindeki düşüklük önemli bir kriterdir. </p>
<p>FDA tarafından onaylanan son değerlendirmeye göre erişkinlerde koklear implant kriterleri şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li>18 yaş ve üstü olup ileri-çok ileri derecede işitme kaybı varlığı, örneğin 500, 1000 ve 2000 Hz&#8217;de 70 dB ve üstü işitme kaybı</li>
<li>Uygun ve iyi ayarlanmış çift işitme cihazı kullanımına rağmen bundan fayda görülmemesi</li>
<li>İmplant planlanan kulakta konuşmayı anlama eşiğinin % 50 ve altında, diğer kulağın ise % 60&#8242;ın altında olması</li>
</ul>
<p>Koklear implant uygulanması ve sonrasındaki gerekli eğitim sürecinin tamamlanmasının ardından elde edilen sonuca bakarsak, her ne kadar bu durum kişinin işitme kaybının miktarı, takılan implantın özellikleri vb. pek çok faktöre bağımlı olsa da hastaların büyük bir kısmının telefonda arama-meşgul çalma sesini ve konuştukları kişinin sesini tanıyabildikleri bilinmektedir.</p>
<p>Koklear implantın geleceğine göz atarsak, daha şimdiden kriterler açısından işitme cihazlarıyla bazı noktalarda çakıştıklarını görmekteyiz. Teknoloji geliştikçe, hasta seçim kriterleri de değişecek ve işitme cihazı mı koklear implant mı sorusu daha sık sorulur olmaya başlanacak. Bunun dışında, yakın gelecekte kokleadaki işitmeyi sağlayan tahrip olmuş tüysü hücrelerin yeni tekniklerle yenilenerek değiştirilmesi ile koklear implant da eski bir yöntem olarak kalabilecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"> <span style="text-decoration: underline;"><strong>2. İmplante edilebilir işitme cihazları:</strong></span></span></p>
<p>Ses titreşimin hissedilmesi demektir. İşitme kaybı olan birçok vakada, kişilere geleneksel hava iletimli cihazlar takılır. Tipik olarak, bu işitme yardımcıları kulak kanalı içine veya kulağın arkasına yerleştirilir. Ancak bazı kişiler bu tip cihazlardan faydalanamazlar.</p>
<p>Kokleanın, orta kulağa kemikçiklere takılan bir cihazla mekanik olarak uyarılması işitilen sesin yükseltilebilmesi için oldukça doğal ve mantıklı bir yoldur. Hoparlör ve işitme cihazları sesin niteliğini değiştirdikleri için (distorsiyon) yüksek duyarlılıkta ses yükseltmede sıkıntılar yaşanmaktadır. İmplante edilebilen işitme cihazlarında ise, alınan ses enerjisi yükseltilir ve/veya işlenir ve sonra bu elektriksel enerji kokleayı uyarmak üzere mekanik enerjiye dönüştürülür.</p>
<p>Bu cihazların, klasik işitme cihazlarına göre avantajları:</p>
<ul>
<li>Ses netliği daha iyi</li>
<li>Oklüzyon (kalıpla dış kulak yolunun tıkanması) etkisinin olmaması</li>
<li>Feedback&#8217;te azalma (işitme cihazından çıkan ses dalgasının kulak zarında yansıyarak geri dönmesi ile oluşan ıslık sesi)</li>
<li>Fonksiyonel kazancın daha fazla olması</li>
<li>Gürültülü ortam gibi durumlardan etkilenmemesi</li>
<li>Kulak kalıbına bağlı daha sık kir birikmesi ve dış kulak yolunda nemlenme problemlerinde azalma</li>
</ul>
<p> Dezavantajları:</p>
<ul>
<li>Bu cihazların takılması cerrahi ile olmaktadır. Bu da enfeksiyon vb. pek çok risk getirmektedir.</li>
<li>Orta kulaktaki kemikçiğe implante edilen cihaz zamanla kemikçikte yıpranma ve erimeye yol açabilmektedir.</li>
<li>Pilin gücü ve uzun süreli etkinliği zayıf olabilir.</li>
<li>Uzun dönem etkileri bilinmemektedir.</li>
<li>Orta kulaktaki alanın küçük olması, bu cihazların da oldukça küçük olmasını gerektirmekte, bu durum da akustik çıkışı sınırlandırmaktadır. İşitme kaybı şiddeti arttıkça cihazın etkinliği azalır.</li>
<li>Pek çoğu MR (manyetik rezonans) cihazı ile uyumlu değildir. (kişiye herhangi bir sağlık sorununda MR çekilemez!)</li>
<li>Konvansiyonel işitme cihazlarından daha pahalıdırlar.</li>
<li>Bazısı henüz FDA onayı almamıştır.</li>
</ul>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">3. Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları:</span></span></strong></p>
<p>Kemik iletimi üzerine kurulu Baha® sistemi, kulağın arkasında kafatası kemiğine yerleştirilen bir titanyum implanttan yararlanmaktadır. İç parça, ses işlemcisiyle implantı kemik içinde bağlar. Bu durum, doğrudan kemik iletimini (deri içinden geçerek) meydana getirir. Buna karşılık, geleneksel kemik iletimli cihazlar kesilmemiş ciltten kemiğe dolaylı olarak bağlar ve kafa kemiklerine basınç uygulayarak çalışır. Baha&#8217;nın doğrudan kemik iletimi bu sayede geleneksel kemik iletim cihazlarından daha yüksek kaliteli bir işitme sağlar. Ses, ciltten geçerken zayıflatılmamıştır.</p>
<p>Baha® sistemi, çoğunlukla doğumsal dış kulak yolu yokluğu, kronik otit gibi tek taraflı ileti tipi işitme kaybı veya nadiren akustik nörinom gibi tek taraflı sinir tipi işitme kaybı olan kişilerde, sağlam olmayan kulağa gelen sesin, o taraf kafatası kemiğine takılan cihaz sayesinde kemik yoluyla diğer kulağa iletilip, sağlam kulağın kokleası tarafından duyulmasını sağlar. </p>
<p>BAHA, tek taraflı işitme kaybı olan kişilerde diğer kulaktan duymayı sağlayan özel bir işitme cihazı tipi olan CROS ile karşılaştırılırsa:</p>
<p>Avantajları:</p>
<ul>
<li>Ses netliği daha yüksek ve kullanımı daha konforlu.</li>
<li>Kulak kalıbı olmadığı için oklüzyon etkisi yok.</li>
<li>Feedback yok.</li>
<li>Dış kulak yoluna, burada iltihaba yol açabilecek herhangi bir cisim yerleştirilmiyor.</li>
<li>Cerrahi işlem olmasına rağmen, riskleri düşük.</li>
<li>MR ile uyumlu (kişi MR çektirebiliyor).</li>
</ul>
<p>Dezavantajları:</p>
<ul>
<li>Cerrahi işlem gerektirir.</li>
<li>Kemik yolu eşiklerinin iyi olması gerekir, yoksa hiçbir işe yaramaz.</li>
<li>Pil ömrü kısadır. (ancak kolayca değiştirilebilir)</li>
<li>İleti tipi işitme kayıplarında oklüzyon etkisi yok veya minimaldir.</li>
<li>Kafatası kemiği ince olan % 1-2 kişide cihaz kemiğe integre olamayabilir.</li>
<li>Kafatasında bir vida olmasının psikojenik etkileri olabilir.</li>
<li>Vidanın takıldığı sahanın düzenli bakımı, kişiler o kısmı kendileri göremedikleri için zor olabilir.</li>
<li>Kişi cihazı kullanmaktan vazgeçerse kafatasından çıkarılması zor olabilir.</li>
</ul>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff6600;">4. Yarı-implante edilebilir cihazlar:</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">a. <span style="text-decoration: underline;"><em>Vibrant Soundbridge®:</em></span></span></strong></p>
<p>2000 yılında onay almış olan, Med-El firmasına ait yarı-implante edilebilir işitme cihazı olan Vibrant Soundbridge® cihazı oldukça yeni bir teknolojiye sahiptir. Geleneksel işitme cihazlarından fayda sağlayamayan orta ve ileri derecede işitme kayıplarının tedavisinde kullanılan ve ameliyatla yerleştirilen elektronik bir bioaktif protezdir. Bir işitme cihazından farkı, işitme cihazının sadece aldığı sesi yükseltmesi, Vibrant Soundbridge®&#8217;in ise aldığı sesi mekanik titreşimlere çevirebilmesidir. </p>
<p>Orta kulaktaki üç kemikçikten örs kemikçiğine bağlanan Vibrant Soundbridge®, sesin kulaktan içeri doğru hareketinde kulak zarındaki titreşimlerinin kemikçiklere aktarılması ile yaratılan doğal vibrasyonun hemen hemen aynısını mekanik olarak kemikçikler zincirini titreştirerek yapar. Bu titreşimlerin şiddeti iç kulaktaki kayıp işitme hassasiyeti telafi edilene kadar artırılır.</p>
<p>Vibrant Soundbridge® harici ses işlemcisi (Audio Processor) ve dahili (ameliyat ile orta kulağa yerleştirilen) parça olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ses işlemcisi bir aktarıcı mıknatıs vasıtası ile derinin içine yerleştirilmiş olan bobine tutturulur. Ses işlemcisi; bir mikrofon, bir adet pil ve mikrofondan gelen seslerin orta kulaktaki örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilmiş proteze iletilmesini sağlayan elektronik devreleri içeren, saçların arasında kalarak dışarıdan hiç bir şekilde ayırt edilemeyen 1.5 cm çapında ve 0.5 cm kalınlığında çok küçük bir cihazdır.</p>
<p>Vibrant Soundbridge&#8217;in implante edilen kısmı (Vibrating Ossicular Prosthesis-VORP), dahili aktarıcı mıknatıs (bobin) ve titreşimi sağlayan örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilen Seyyar Dönüştürücü Parça (Floating Mass Transducer-FMT) ile arasındaki bağlantıyı sağlayan kablodan oluşmaktadır.</p>
<p>Ses İşlemcisinden gelen sinyal deriden elektromanyetik olarak geçerek implante edilmiş VORP&#8217;a geçer ve bobin sinyali FMT&#8217;ye gönderir. Orta kulaktaki üç küçük kemikçikten biri olan örste bulunan FMT kemikçikleri titreştirir, beyin bu titreşimleri ses olarak algılar.</p>
<p>Dış parçada yer alan pilin ömrü 12-16 gündür.</p>
<p>FDA, 18 yaş ve üstü kişilerde 40-70 dB sinir tipi işitme kaybı varlığında, önceden işitme cihazı kullanmış olmak kaydıyla, işitme cihazına alternatif olarak seçilebileceğini belirtmektedir. İşitmesi kötü olan kulağa uygulanması gerekir.</p>
<p>Hasta aşağıda belirtilen koşullara uygun olmalıdır:</p>
<ul>
<li>Konuşmayı anlama eşiği %50&#8242;nin üstünde olmalıdır.</li>
<li>İşitme eşikleri implantasyon planlanan kulakta 500, 1000 ve 2000 Hz ortalaması olarak 30 dB&#8217;in üstünde, iki kulak arasında saf ses ortalaması farkı 20 dB&#8217;in altında olmalıdır.</li>
<li>Planlanan kulakta kemik yolu-hava yolu aralığı 10 dB&#8217;den az olmalıdır.</li>
<li>En az 3 ay boyunca günde 4 saat süreyle geleneksel işitme cihazı kullanmış olmalıdır.</li>
<li>Orta kulaktaki saptanmış herhangi bir rahatsızlık bulunmamalı, kişi herhangi bir kulak ameliyatı olmamalıdır.</li>
<li>İşitme kaybında değişkenlik olmamalıdır.</li>
<li>Santral işleme problemi olmamalıdır.</li>
<li>Audio İşlemcinin taşınacağı kısımda deri problemi olmaması gerekir.</li>
<li>18 yaş ve üstünde olup herhangi bir psikojenik hastalığı olmamalıdır.</li>
<li>Gerçekçi beklentiler oluşturulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Bu cihaz kimlere uygulanmaz?</p>
<ul>
<li>İleti tipi işitme kaybında</li>
<li>Retrokoklear patolojilerde (İşitme organı dışındaki beyine giden işitme yollarındaki patolojiler)</li>
<li>Psikojenik sorunu olanlarda</li>
<li>Mental retardasyonda</li>
<li>Takiplere gelinememesi durumunda</li>
</ul>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">b<em>. Soundtec ® Direct System:</em></span></span></strong></p>
<p>The Soundtec® Direkt Sistemi bir elektromanyetik cihazdır. İncus kemiğine fikse edilir, incus-stapes eklemi ayrılarak arasına konulur ve ileticisi dış kulak yolu kanalı derinlerine, bir kulak kalıbı içine gömülü olarak yerleştirilir. Oklüzyon vardır ama ses akustik olarak iletilmediği için feedback yoktur. Kullanan kişiler, sesleri daha doğal olarak duyduklarını ifade etmektedirler. Cerrahi işlem kolay ve az risklidir.</p>
<p>Kimlere uygulanabilir?</p>
<ul>
<li>Her iki kulakta simetrik ılımlıdan ciddi dereceye kadar sinir tipi işitme kaybı varlığında</li>
<li>Kemik yolu-hava yolu eşik farkı 15 dB ve altında ise</li>
<li>1000, 2000 ve 4000 Hz ortalaması 35-70 dB ise</li>
<li>Konuşmayı ayırt etme skoru % 60 ve üzerinde ise</li>
<li>İşitme kaybı, herhangi bir dalgalanma göstermeden en az 2 yıldır mevcutsa</li>
<li>En az 6 ay süreyle, özellikle de implante edilecek kulakta en az 45 gün işitme cihazı kullanmış olması gerekmekte</li>
<li>Dış kulak yolu kanalı genişliği uygun, kişinin motivasyonu yüksek, el becerileri yeterli olması gerekmekte</li>
<li>21-80 yaş arasında ise</li>
<li>Geleneksel işitme cihazı kullanımından memnun değilse</li>
</ul>
<p>Kimlere uygulanamaz?</p>
<p>Dış kulak yolu iltihabı, müzmin orta kulak iltihabı, işitme organı dışı işitme yollarında sorun varlığı, orta kulak cerrahisi geçirmiş olmak, rahatsız edici düzeyde çınlama varlığı, malformasyon, yüksek frekanslı seslerde 15 dB&#8217;den fazla asimetri olması, tek taraflı ya da değişken işitme kaybı olması durumunda uygulanmamalıdır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">c.<em> Envoy Device (St. Croix Medical):</em></span></span></strong></p>
<p> Henüz FDA onayı almamış bu cihaz, piezoelektrik kristaller kullanarak çalışır. Ses algılayıcısı incus&#8217;a, kemiğin bir kısmı çıkarılarak ve incus-stapes eklemi ayrılarak takılır. Piezoelektrik alet sesi saptar, elektriksel sinyale çevirir, ses işlemcisine bu sinyali gönderir. İşlemci sesi yükseltip, filtre edip stapesteki &#8220;driver&#8221;a gönderir. Pilin her 3-5 yılda bir lokal anestezi ile değiştirilmesi gerekir. Cihaz hafif-ciddi sinir tipi işitme kaybı vakalarına önerilmektedir. Henüz etkinliği hakkında yeterli deneyim ve bilgi yoktur.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">d. Otologics Device:</span></strong></span></em></p>
<p>The Otologics Middle Ear Transducer (MET) (orta kulak dönüştürücüsü) Ossicular</p>
<p>Stimulator Cihazı (kemikçik uyaranı), incus gövdesine kulak arkası kemiğinden girilerek takılır. The Otologics cihazı CE markasına sahiptir ancak henüz FDA onayı almamıştır. Hastalar, dış parça şeklinde düğmeleri olan bir cihaz takarlar, bunda mikrofon, pil ve dijital sinyal işleyicisi bulunur. Dış parça sesi saptar, elektrik enerjisine çevirir, deri yoluyla içerideki işlemciye gönderir, işlemci MET&#8217;e bağlanır.</p>
<p>Kimlere uygulanabilir?</p>
<ul>
<li>İki taraflı orta-ciddi (40-90 dB) derecede, dalgalanma ve ilerleme göstermeyen, simetrik sinir tipi işitme kayıplarında</li>
<li>Timpanometri testi normal olmalı</li>
<li>Orta kulak iltihabı olmamalı</li>
<li>Konuşmayı anlama skoru 65 dB&#8217;de %20&#8242;den iyi olmalı</li>
<li>Konuşmayı öğrendikten sonra normal işitmesini kaybetmiş ve iyi kognitif becerilere sahip İngilizce konuşan biri olmalı</li>
<li>İşitme eşikleri tüm frekanslarda 45-55 dB&#8217;den kötü olmamalı (bu cihazın en büyük avantajı, diğerlerinden farklı olarak 55 dB gibi daha yüksek işitme kayıplarında yardımcı olabilmesidir.)</li>
</ul>
<p>Dezavantajları:</p>
<p>Cerrahi işlem ayrıntılı! Takılan cihazın büyük boyutlu olması kişiyi vazgeçirebiliyor.</p>
<p>İmplante ve yarı-implante edilebilir cihazları karşılaştırırsak:</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="4" width="643" bordercolor="#000000">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="119"></col>
<col span="1" width="120"></col>
<col span="1" width="121"></col>
<col span="1" width="120"></col>
<col span="1" width="120"></col>
</colgroup>
<thead>
<tr valign="top">
<th width="119"><strong>Cihazın adı</strong></th>
<th width="120"><strong>Mikrofonun yerleşim yeri</strong></th>
<th width="121"><strong>Driver&#8217;in kulakta takıldığı yer</strong></th>
<th width="120"><strong>Güç kaynağı</strong></th>
<th width="120"><strong>FDA onayı</strong></th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr valign="top">
<td width="119">Vibrant Soundbridge</td>
<td width="120">Kulak arkasına, dıştan</td>
<td width="121">İncus kemiğine klipslenmiş</td>
<td width="120">Pil dışarıda</td>
<td width="120">Onaylanmış, ABD&#8217;de henüz üretilmedi, Avrupa&#8217;da kullanılıyor.</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">SoundTec</td>
<td width="120">Dış kulak yolunda</td>
<td width="121">İncus-stapes eklemine protez şeklinde</td>
<td width="120">Pil dışarıda</td>
<td width="120">Onaylanmış ancak henüz üretime geçilmemiş</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Otologics MET</td>
<td width="120">Kulak arkasında deri altında</td>
<td width="121">İncus gövdesine tutturulmuş</td>
<td width="120">Şarj edilebilir pil mevcut</td>
<td width="120">Onay bekliyor</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Tica</td>
<td width="120">Dış kulak yolunda deri altında</td>
<td width="121">İncus gövdesine tutturulmuş</td>
<td width="120">Şarj edilebilir pil mevcut</td>
<td width="120">Bilinmiyor</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="119">Envoy</td>
<td width="120">Malleus algılayıcısı şeklinde</td>
<td width="121">Stapesin kafasına yapıştırılmış</td>
<td width="120">Kalp pili gibi</td>
<td width="120">Onay bekliyor</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">e. Diğer aletler:</span></strong></span></em></p>
<p>Alman Implex AG cihazı, incusu diyafram tipinde bir piezoelektirk driver ile uyarmakta. Feedback sorunlarını çözmek için malleus kemiğinin başının çıkarılması önerilmekte, ancak henüz kullanıma sunulmuş bir cihaz değil.</p>
<p>Japonlara ait Rion cihazı, stapese tutturulan bir piezo-seramik çubuğun deriden geçerek gönderilen elektriksel sinyallerle hareketlendirilmesi prensibine dayanmaktadır, henüz FDA onayı yoktur.</p>
<p>Belçika yapımı RetroX cihazı, dış kulak yolunu kulak arkası sahaya titanyum bir tüple bağlayan ve mikrofon, ses yükseltici, işlemci içeren bir alettir. Henüz yeterli deneyim yoktur ve FDA onayı mevcut değildir.</p>
<p>Tubingen cihazı (TICA) tamamıyla implante edilen bir iletişim yardımcısıdır. Mikrofon, dış kulak yolu derisinden geçerek sesi alır, yükseltir ve sinyali dönüştürüp kemikçikleri hareketlendirir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">Sinir Tipi İşitme Kaybında Cerrahinin Geleceği:</span></p>
<p>Eskiden sinir tipi işitme kaybında, cerrahi diye bir seçenek hiç yokken, artık günümüzde implante edilebilir cihazlar sayesinde cerrahi de seçilebilen bir yöntem olacaktır. Ancak asla geleneksel işitme cihazlarının yerini alacakları düşünülmemektedir.</p>
<p>Belki de gelecekte, bazı ilaçlarla bu kayıpların giderilmesi sağlanabilecek, iç kulağa uygulanan bazı kimyasal maddelerle tüysü hücre yenilenmesi ve büyümesi tetiklenebilecektir.</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery-Yazar: Brian W. Blakley, MD, Phd, FRCSC,</p>
<p>Department Head, University of Manitoba, Health Sciences Center,Winnipeg, Canada</p>
<p><a href="http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm">http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-kbb-hastaliklari-isitme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERİATRİK POPÜLASYONDA KBB HASTALIKLARINA YAKLAŞIM</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 09:04:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GERİATRİK KBB]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[ileri yaş]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=497</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika&#8217;daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika&#8217;daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu insanların tedavi ve bakımlarını üstlenecek eğitime sahip hekim ve personele aşırı gereksinim olacağını işaret etmektedir. Çünkü ileri yaş kişilerde, pek çok hastalık ortaya çıkmakta ve atipik bulgular gösterebildikleri için bu yaş grubuna özel hastalıkların tanısı ve tedavisi konusunda yeterli deneyim sahibi olmayan ellerde bazı hastalıklar gözden kaçabilmektedir. Ayrıca, pek çok ilacın aynı anda kullanımı, ilaçları veren hekimlerin diğer ilaç gruplarına aşina olmaması durumunda yan etkilerde artışa yol açacaktır. Cerrahi konusunda ise oldukça dikkatli davranılması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Amerikan Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Akademisi&#8217;nin Geriatri Komitesi tarafından hazırlanıp online yayınlanan oldukça kapsamlı kitapçıklar serisinde, ileri yaş kişileri ilgilendiren KBB Hastalıkları ayrı bölümler halinde ele alınmıştır. KBB uzmanları için hazırlanmış olan bu kitapçıkları, sizlerin anlayacağı şekilde medikal dilden arındırıp çevirerek diziler halinde web sitemde yayınlayacağım. Konulara ait başlıklar şu şekilde sıralanmaktadır:</p>
<p> </p>
<ol>
<li>İşitme</li>
<li>Baş-boyun kanserleri</li>
<li>Ses bozuklukları</li>
<li>Yutma güçlüğü</li>
<li>Rinosinüzitler</li>
<li>Uyku bozuklukları</li>
<li>KBB&#8217;de geriatrik polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı)</li>
</ol>
<p><span style="color: #ff0000;">ANLAR</span></p>
<p>Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,<br />
ikincisinde daha çok hata yapardım.<br />
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.<br />
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.<br />
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.<br />
Temizlik sorun bile olmazdı asla.<br />
Daha çok riske girerdim,<br />
seyahat ederdim daha fazla.<br />
Daha çok güneş doğuşu izler,<br />
daha çok dağa tırmanır,<br />
daha çok nehirde yüzerdim.<br />
Görmediğim bir çok yere giderdim.<br />
Dondurma yerdim doyasıya,<br />
Daha az bezelye.<br />
Gerçek sorunlarım olurdu<br />
hayali olanların yerine.<br />
Yaşamın her anını gerçek ve<br />
verimli kılan insanlardan olurdum.<br />
Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.<br />
Anlar, sadece anlar, siz de &#8220;an&#8221;ı yaşayın.<br />
Hiçbir yere, yanına; termometre, su, şemsiye ve<br />
paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.<br />
Yeniden başlayabilseydim,<br />
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.<br />
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.<br />
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,<br />
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer&#8230;<br />
Ama işte, 85&#8242;imdeyim ve biliyorum&#8230;<br />
Ölüyorum&#8230;</p>
<p>Jorge Luis Borges</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- <a href="http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm">http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/geriatrik-populasyonda-kbb-hastaliklarina-yaklasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUMANSIZ TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN KULLANIMI</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 10:04:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[dumansız tütün]]></category>
		<category><![CDATA[lökoplaki]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[smokeless tobacco]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[Dumansız tütün, çiğneme formu şeklinde ya da pudra formunda tütün ürünü demektir.  Amerikan erişkinlerinin %3&#8242;ü dumansız tütün kullanmaktadır. Bu ürünleri kullanan kişilerde diş eti hastalıkları, kalp hastalıkları ve çeşitli kanser tiplerine yatkınlık gibi sigara içenlerde görülen sorunlar yaklaşık olarak aynı sıklıkta görülmekte iken, ağız kanserleri ise daha sıktır. Amerika&#8217;da her yıl ortalama 30.000 kişi ağız-yutak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/kid-smoking.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/whatisincig2.jpg"></a></p>
<div id="attachment_2371" class="wp-caption alignleft" style="width: 266px"><img class="size-full wp-image-2371" title="tobacco leaf" src="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/tobacco-leaf.jpg" alt="" width="256" height="192" /><p class="wp-caption-text">This file is licensed under the Creative Commons Attribution-Share Alike 3.0 Unported license.</p></div>
<p style="text-align: left;">Dumansız tütün, çiğneme formu şeklinde ya da pudra formunda tütün ürünü demektir. </p>
<p>Amerikan erişkinlerinin %3&#8242;ü dumansız tütün kullanmaktadır. Bu ürünleri kullanan kişilerde diş eti hastalıkları, kalp hastalıkları ve çeşitli kanser tiplerine yatkınlık gibi sigara içenlerde görülen sorunlar yaklaşık olarak aynı sıklıkta görülmekte iken, ağız kanserleri ise daha sıktır. Amerika&#8217;da her yıl ortalama 30.000 kişi ağız-yutak kanseri tanısı almakta ve 8000&#8242;den fazla kişi bu hastalıklardan dolayı kaybedilmektedir. Tüm bu bilinen zararlarına rağmen bu maddeleri kullananlar ürünleri talep etmeye devam etmekte, bunları üreten firmalar da üretimlerini sürdürmektedirler. 2001 yılında dünyanın en büyük 5 tütün üreticisi, bu ürünlerin tanıtımı ve promosyonuna 236.7 milyon dolar harcamışlardır.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünü Nedir?</span></strong></span></p>
<p style="text-align: left;"> 2 türü mevcuttur:</p>
<ul>
<li>Çiğneme formu: Yaprak ya da kalıp şeklinde hazırlanarak yanakla dişetleri arasında sıkıştırılıp kullanılmaktadır. Kullanıcılar, etkisinin daha yoğun olması için bunu saatlerce sakız gibi çiğnemektedirler. </li>
<li>Pudra formu: Alt dudak-dişeti arasında konularak kullanılır (bu uygulamaya &#8220;dipping&#8221; deniyor). </li>
</ul>
<p>Her 2 türün de içinde zehirli ve bağım<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/smokeless-tobaco-2.jpg"></a>lılık yapıcı maddeler bulunmaktadır. Her seferinde kullanıldıklarında kişinin kendini iyi hissettiği doza vücut adapte olmakta, bir sonrakinde kişi aynı etkiyi elde edebilmek için aldığı tütün miktarını arttırmaktadır. Ortalama büyüklükte bir çiğneme ya da pudra formunu 30 dakika kadar ağız içinde tutmak, kişiye 4 sigara içmişcesine nikotin dozu sağlamaktadır. </p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünleri Sigaradan Daha mı Zararlıdır?</span></strong></span></p>
<p>Amerikan Sağlık Dairesi Başkanlığı, 1986 yılında dumansız tütün ürünü kullanımına ilişkin olarak &#8220;Bu ürünler sigaranın yerine kullanılabilecek güvenli maddeler değildir. Kansere ve kanser dışı pek çok hastalığa ve ayrıca nikotin bağımlılığına yol açabilmektedir.&#8221; şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Ayrıca 1991&#8242;de Ulusal Kanser Enstitüsü bu ürünlerin yüksek nitrozamin içeriği nedeniyle (ağız kanseri gelişimi riskini arttıran bir madde) kullanımından kaçınılması gerektiğini ifade etmiştir.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Ürünleri Neler İçermektedir?</span> </strong></span> </p>
<ul>
<li>Polonyum 210 (nükleer atık)</li>
<li>N-nitrozaminler (kanser yapıcı maddeler)</li>
<li>Formaldehid (tahnit sıvısı)</li>
<li>Nikotin (bağımlılık yapıcı)</li>
<li>Kadmiyum (nükleer reaktör kalkanlarında ve pillerde kullanılan madde)</li>
<li>Siyanid (zehirli madde)</li>
<li>Arsenik (zehirli metalik madde)</li>
<li>Benzen (böcek ilaçları ve motor yağlarında kullanılır)</li>
<li>Kurşun (sinir zehiri)</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Bu Ürünleri Daha Çok Kimler Kullanıyor?</span> </strong></span></p>
<p> 2000 yılında Madde Bağımlılığı ve Akıl Sağlığı Hizmetleri Yönetimi tarafından yürütülen Ulusal İlaç Kötüye Kullanımı Anketine göre 18-25 arası genç erişkinlerin bu ürünleri en çok kullanan yaş grubu olduğu açığa çıkmıştır. Bunda en büyük payın bu yaş grubunu hedef alan reklam ve pazarlama taktikleri olduğu düşünülmektedir.</p>
<p> Dumansız tütün üreticileri aromalı ürünler pazarlamaktadır. 2005 yılında Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü&#8217;nün yaptığı bir açıklamaya göre bu şirketler adeta bu sayede bir lehim lambasını aromalı bir lolipopa dönüştürerek milyonlarca genci ölümcül bir ürünü denemeye teşvik etmektedirler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Dumansız Tütün Tüketiminin Fiziksel ya da Mental Etkileri Nedir?</span></strong></span></p>
<p> <strong>Kanser:</strong> Bu ürünler kansere yol açan yani kanserojen ürünlerdir. Kanser, özellikle bu ürünlerin ağız içinde tutulduğu alanlarda gelişmektedir, ancak dudak, dil, yanak ve boğazda da gelişebilmektedir.</p>
<p> <strong>Lökoplaki:</strong> Bu ürünleri kullana<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/04/lokoplaki2.jpg"></a>n kişilerde yanak içlerinde, dişetlerinde, bazen de dilde küçük beyaz noktalar şeklinde karşımıza çıkan bir lezyondur. Nedeni tütünün özsuyunun yarattığı tahriş olabilir. Bu lezyon prekanserözdür, yani ileride kansere dönüşebilmektedir. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kalp hastalıkları: </strong>Organik içerikleri karbon, hidrojen, nitrojen ve bazen oksijenden oluşan nikotinin uyarıcı etkisi kalp hızını ve kan basıncını arttırmakta ve bazen düzensiz kalp atışlarına yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Dişeti ve diş hastalıkları:</strong> Dumansız tütün ürünleri dişleri kalıcı olarak boyar, ağız kokusu yapar ve diş kayıplarına yol açar. Ayrıca çok yoğun şeker içerikleri nedeniyle dişin koruyucu tabakasını eriterek çürük ve ağız içi yaralara yol açarlar. Ayrıca bu maddelerin devamlı teması nedeniyle dişetlerinde çekilmelere yol açabilirler.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff6600;">Ağız Kanserinin Erken Bulguları Nelerdir?</span></strong></span> </p>
<ul>
<li>Kolayca kanayan ve iyileşmeyen aftlar</li>
<li>Ağız veya boyunda şişlik ve kalınlaşma</li>
<li>Geçmeyen şişlik ya da yaralar</li>
<li>Geçmeyen kırmızı ya da beyaz alanlar</li>
<li>Çiğneme, yutma ve çeneyi oynatmada güçlük</li>
</ul>
<p>Bu gibi durumlarda en kısa sürede bir Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurulmalı, bu ürünlerin kullanımına hemen son verilmelidir.</p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/dumansiz-tutun-urunlerinin-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKTA OBEZİTE VE KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARIYLA İLİŞKİSİ</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 16:32:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı kilo]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[obesite]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku apnesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre erişkinlerin % 34&#8242;ü olması gereken kilonun üzerinde, %31&#8242;i (ort. 60 milyon)  ise obez olarak saptanmış. Yani toplamda 127 milyon Amerikalı kilolu! Halbuki 42 yıl önce %13&#8242;ü, 1980&#8242;de %15&#8242;i obez idi!   Son 20 yılda aşırı kilolu ya da obez çocuk sayısında, panik olunacak şekilde 2 kat artış mevcut. Günümüzde 6-11 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez51.jpg"></a><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez41.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;">Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre erişkinlerin % 34&#8242;ü olması gereken kilonun üzerinde, %31&#8242;i (ort. 60 milyon)  ise obez olarak saptanmış. Yani toplamda 127 milyon Amerikalı kilolu! Halbuki 42 yıl önce %13&#8242;ü, 1980&#8242;de %15&#8242;i obez idi!</p>
<p> </p>
<p style="text-align: left;">Son 20 yılda aşırı kilolu ya da obez çocuk sayısında, panik olunacak şekilde 2 kat artış mevcut. Günümüzde 6-11 yaş grubunda %15&#8242;den fazla, 12-19 yaş grubunda da %15&#8242;den fazla çocuk aşırı kilolu ya da obez!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/obez3.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;">Aşırı kilolu ile obez arasında ne gibi farklar vardır? Genellikle bu 2 terim birbiri yerine kullanımaktaysalar da aslında farklı şeyleri ifade eder.</p>
<p>Aşırı kilolu: BMI (body mass index=vücut kitle indeksi, yani kilo/boy<sup>2</sup>) 25 ve üzerinde ise</p>
<p> Obez: BMI 30 ve üzerinde ise</p>
<p>Morbid obez: BMI 40 ve üzerinde ise (Morbid demek, şişmanlığa bağlı hastalıkların ortaya çıkma riski yüksek demektir.)</p>
<p>Obezite, aslında erişkin yaşta görülen bazı hastalıkların çocukluk çağında ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bu çocuklar Tip 2 Diabet (şeker hastalığı), karaciğer yağlanması, kolesterol yüksekliği (ileri yaşlarda damar sertliği ve kalp krizi riski!), femur başı epifizinde kayma, menstrüasyon bozuklukları, uyku apnesi, metabolizma düzensizlikleri ile karşı karşıya kalırlar. Bunun yanısıra işin psikojenik kısmına bakarsak, depresyon, kendine güvensizlik ve arkadaşlarından izolasyon da sıktır.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff9900;"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Çocuklarda Şişmanlık ve Otorinolaringolojik Problemler:</span></strong></span></span></p>
<p> ● <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"><strong><span style="color: #ff6600;">Uyku apnesi:</span></strong></span></span></p>
<p>Uyku apnesi olan çocuklarda bir gecede 10-60 kez 1 dakika ya da daha uzun süreyle nefes durmaktadır. Havayolu ya tamamen kapanmakta (apne) ya da kısmen daralıp yavaş yüzeyel solunum gerçekleşmektedir(hipopne). 2-5 yaş grubu çocukların %1-3&#8242;ünde uyku apnesi/hipopnesi görülmektedir. Genellikle nedeni bademciklerde aşırı büyüklüktür. Bunun yanısıra aşırı kilo da varsa, göğüs kafesi ve karnın nefes alma sırasındaki karşılıklı hareketinde bozulma da eklenip durum daha ciddi bir hal alabilir. Obez çocuklarda, uyku apnesinin cerrahi tedavisinde hipertrofik genizeti-bademciklerin ameliyatla alınması oldukça etkili bir yöntemdir, ancak bu çocuklara özel olarak hastanın hastanede 1 gece yatması önerilir.</p>
<p> Amerikan Pediatri Akademisi, obstrüktif (tıkayıcı) uyku apnesinin (OSAS) çocukluk çağında tedavi edilmediği takdirde, ciddi komplikasyonlara yol açacağını vurgulamaktadır. Bunlar büyümede gerilik, öğrenmede gecikme, dikkat ve davranış bozuklukları ile kalp-damar hastalıklarıdır. </p>
<p> ●  <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ffff00;"><strong><span style="color: #ff6600;">Orta kulak iltihabı:</span></strong></span></span></p>
<p>Amerika&#8217;da her yıl 15-30 milyon kişinin doktora başvurma nedeni akut orta kulak iltihabı (AOM) ve kronik kulak sorunlarıdır, özellikle de çocuklarda en sık başvuru nedeni orta kulak iltihabıdır. Son yıllarda artan orta kulak iltihabı sıklığının aşırı kiloyla direkt ne gibi bir ilişkisi olduğu net olarak anlaşılamamış olsa da, özellikle kendini ifade edemeyen küçük çocuklarda, çocuğun kulağındaki rahatsızlıktan dolayı sürekli ağlamasının verilen çukulata-şekerler ya da abur cuburlarla susturulmaya çalışılması ve bunun da kiloda artışa yol açtığı iddia edilmektedir. Texas&#8217;ta yapılan bir bilimsel çalışma obez çocukların adenotonsillektomi sonrası yoğun bakımda kalma ve CPAP(maske ile soluma) ihtiyacının oldukça fazla olduğunu göstermiştir.</p>
<p style="text-align: left;"> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff9900;"><strong>Ne yapılmalı?</strong></span></span> </p>
<p> </p>
<p> Çocuğunuz aşırı kilolu ya da obez ise, mutlaka takip eden Çocuk Doktorunuza danışarak sağlıklı bir diyet programına girmesi sağlanmalı, ailelerin çocuklara örnek teşkil ettiği düşünülürse, evdeki tüm fertlerin yemek alışkanlıkları da ona göre düzenlenmeli, eve abur cubur alınmamalı, ailece spor yaparak çocuk da bu konuda teşvik edilmeli, ek sağlık sorunlarının mevcudiyetinde bunlara yönelik tedaviler yapılmalı, uyku apnesi durumunda ise bir KBB hekimine başvurulmalı, eğer nedeni büyük oranda aşırı büyümüş bademcik-genizeti ise bunlar cerrahi olarak alınıp havayolu pasajı açılmalıdır. </p>
<p><a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/spor1.jpg"></a></p>
<p>Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery&#8217;nin web sitesindeki ilgili makale</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seciltotan.com/2010/01/cocukta-obezite-ve-kulak-burun-bogaz-hastaliklariyla-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALERJİ NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?</title>
		<link>http://www.seciltotan.com/2010/01/alerji-nedir-nasil-tedavi-edilir/</link>
		<comments>http://www.seciltotan.com/2010/01/alerji-nedir-nasil-tedavi-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 07:48:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[akarlar]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerji testi]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiden korunma]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[burun akıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[burun tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[deri testi]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırma]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[prick test]]></category>
		<category><![CDATA[spesifik IgE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seciltotan.com/?p=475</guid>
		<description><![CDATA[Alerji nedir? Saman nezlesi olarak da adlandırılan alerjik rinite bu ad, tarlalarda samanla uğraşan işçilerde sık hapşırma ve burun tıkanıklığının görülmesi nedeniyle verilmiştir. Saman nezlesi, astım ve egzema alerjik reaksiyonun en sık bulgusudur. Alerjik şikayetler, vücudun immun sisteminin antijen ya da alerjen adı verilen maddeleri tehlikeli bir saldırgan olarak algılamasıyla başlar. Bunu, yabancı maddenin vücuda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerji nedir?</span></span></strong></p>
<p>Saman nezlesi olarak da adlandırılan alerjik rinite bu ad, tarlalarda samanla uğraşan işçilerde sık hapşırma ve burun tıkanıklığının görülmesi nedeniyle verilmiştir. Saman nezlesi, astım ve egzema alerjik reaksiyonun en sık bulgusudur.</p>
<p>Alerjik şikayetler, vücudun immun sisteminin antijen ya da alerjen adı verilen maddeleri tehlikeli bir saldırgan olarak algılamasıyla başlar. Bunu, yabancı maddenin vücuda girdiği bölgeye antikor adı verilen özel savunucular göndermesiyle sağlar. Alerjen ve antikor arasındaki savaş, kana histamin denilen kimyasal maddelerin salınmasıyla sonuçlanır. Bunlar gözlerde kaşıntı, burun tıkanıklığı, burunda dolgunluk ve akıntı ve bazen başağrısı şeklinde şikayetlere yol açan maddelerdir. Bazı insanlarda işitme sorunları, boğazda kaşıntı ve ağrı, öksürük de ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bazı alerji hastaları bu şikayetleri yıl boyu yaşar. Diğerleri belli mevsimlerde atak yaşarlar. Alerjik şikayetlerin kontrolünde en büyük başarı, eş zamanlı çoklu yaklaşım uygulandığında elde edilir. Alerjenle temasın en aza indirgenmesi, semptomların ilaçlarla baskılanması ve alerji aşılarıyla duyarsızlaştırma bir arada uygulanabilir.<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/alerji1.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff6600;"><span style="text-decoration: underline;">Alerjenleri tanımak:</span></span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Herşey alerjen olabilir. Bazı maddeler, bileşenleri nedeniyle insanlarda daha çok alerjik reaksiyon yaratmaya meyillidir. Polen, yiyecek, küf, toz, yün, hayvan tüyü, kimyasallar, penisilin gibi bazı ilaçlar ve çevresel kirleticiler buna yol açabilir.</p>
<p> </p>
<p>Saman nezlesinin nedeni polenlerdir. Her ülkenin coğr<a href="http://www.seciltotan.com/wp-content/uploads/2010/01/betula-hus-agaci.jpg"></a>afi özelliklerine göre yöresel polenleri ve buna bağlı alerji sezonları farklıdır. Ülkemizde astımlı hastalarda en sık duyarlanmaya yol açan alerjenler içinde, ev tozu akarı en başta yer almaktadır. (Kalyoncu AF, Türktaş H. Ulusal verilerle astım. Kent Matbaa; Ankara, 1999) Türkiye‘de ev tozu akarlarının yoğunluğu sahil bölgelerinde %46-85 gibi yüksek oranlarda bulunurken, İç Anadolu&#8217;da daha düşüktür. </p>
<p>Alerjen duyarlılığının tesbitinde maruz kalınan alerjen tiplerinin bilinmesi testte kullanılacak alerjenlerin seçimi için gereklidir. Hava kaynaklı alerjenlerin sayısı çok fazladır. Belli bir coğrafi bölgede bulunan bitki, mantar, ev içi-dışı hayvan türleri çok fazla çeşitlilik gösterir. Bu çeşitlilik de bölgeden bölgeye farklılık gösterir.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı her yıl bölgesel olarak belir
