MUTLULUĞU KOKLAYABİLİR MİSİNİZ?

Posted on October 9, 2008 by admin.
Categories: BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI.

 

 

İnsanlar dünyayı gözleri ve kulakları ile algılamaktadır. Peki ya koku? Genellikle koku duyusunun ne kadar önemli olduğunu onu kaybedince anlarız. Hepimize kötü kokudan kaçınmamız öğütlenmiştir. Anneler bebeklerini, bebekler de annelerini koklayarak ayırt ederler. Kokular içimizde bizi geçmiş anılarımıza götüren bazı hisleri uyarırlar. Mesela belli bir parfüm kokusunu alınca geçmişten birisinin yüzü canlanıvermez mi gözünüzde? Ya da bir pastanenin önünden geçerken aldığınız koku, size annenizin çocukken cebinize tıkıştırdığı o enfes kurabiyeleri anımsatmaz mı?

Parfüm kokladığımız zaman, sıvıdaki koku molekülleri burnun tepesindeki koku epitelyumu diye adlandırılan küçük bir düğme büyüklüğünde bir doku parçasındaki alıcılara yapışır. Alıcılar, epitelyumdan beyine 3-4 cm boyunda uzayan nöronların parçalarıdır. Kafatasına kapatılmış olan diğer nöronlardan ayrı olarak, koku epitelyumunda bulunan nöronlar içimize çektiğimiz havaya maruz kalırlar. Burundaki her koku nöronunda, üzerindeki kemikte bulunan küçük bir alan olan, kemiğin kalbur şeklindeki delikli bölümüne doğru ilerleyen uzun bir lif ya da akson vardır. Orada, arkasında bulunan, yaklaşık olarak bir kurşun kalem genişliğindeki iki silindir ile bağlantı kurar. Telefon santrali gibi, koku alma merkezleri de anahtar bağlantıların merkezidir; güdüler oradan, beynin duyguları, cinselliği, enerjiyi ve bilgiyi hafızaya kodladığı düşünülen hipokampusu yöneten limbik sistemine nakledilir. Koku alma merkezi ile beynin düşünceler, dil ve davranışlarından sorumlu parçası olan neo-korteks arasındaki bağlantılar daha karmaşıktır.* Bu sayede mutluluğu koklayabiliriz…Hüznü de, nefreti de…Çok üzücü bir olay öncesinde yediğiniz en son yemek ya da duyduğunuz en son koku, sonrasında her karşılaştığınız anda sizde hayat boyu öfke uyandırabilir. *

Yale Üniversitesi’nde Sinir Bilimi Uzmanı olan Prof. Dr. Gordon Shepherd koku duyusunu çok güzel açıklar: “Burnumuzla koku aldığımızı söylemek, kulak memelerimizle duyuyoruz demek kadar saçma bir şeydir. Gerçekte, dıştan gördüğümüz burnun görevi koku moleküllerini içeren havayı içine çekip bir kanal gibi gereken yere iletmektir, yani koku epiteli ve koku organına…” **

Beyin hücrelerinin yenilenip yenilenmediği üzerinde önemli bir bilimsel tartışma varken, araştırmacılar koku nöronlarının her 2 ayda bir kendilerini yeniledikleri fikrinde birleşirler. Bir kök hücresi katmanı, sağlıklı bir şekilde temin etmeyi sürdürerek kendi altında yeni bir nöron üretmektedir. *

Normalde bir insanın ortalama 10.000 farklı kokuyu algılayabildiği bilinmektedir. Kokuların çoğu farklı moleküllerden oluşur. Bu demektir ki, beyin belirlediği alıcılarla farklı kokuları “yorumlar”. Nöronlar beyne “A, G ve X noktalarında bir şeyler görüyorum” der, Sonrasında beyin hesaplamayı yapar: “Eğer A, G ve X birarada ise , bu sarımsak olmalı!” sonucuna varır.*

“Feromenler” özellikle bir anatomi uzmanı olan Dr. David Berliner’in üzerinde çok çalıştığı bir konudur. 1959 yılında Peter Karlson and Martin Lüscher tarafından ortaya atılan ve Pherein (taşımak) ve hormon (heyecan) kelimelerinden türetilen bu kelime, bireylerden yayılan ve aynı türün diğer bireylerini etkileyen kimyasal bir maddeyi tanımlamaktadır. Dr. Berliner, 1960’larda Utah Üniversitesi’nde bir profesör olarak insan derisinde bulduğu maddeler üzerinde deneyler yaparken ilginç bir şey yakaladı. Acil servise çeşitli kemik kırıkları nedeniyle başvurup alçı uygulanmış olan hastaların, alçıları çıkarıldıktan sonra alçı iç yüzeyine yapışmış olan deri parçalarını inceleyen Berliner, bu amaçla deri hücrelerini özel çözücülerin içine koyup bekletmeye başladı. Tesadüfen, bu çözücülerin kapaklarını açık bıraktığı günlerde, iş arkadaşları arasındaki ilişkinin çok daha yakın ve sevecen olduğunu, kapakları kapalı tuttuğu günlerde ise birbirlerine karşı kırıcı olduklarını ve daha çok yalnız başına kalmayı tercih ettiklerini farketti. Bu da Berliner’i deri hücrelerinden yayılan feromenlerin insan davranışlarında önemli olduğuna ikna etti. *

Bazı araştırmacılar, insanların koltukaltlarından bol miktarda feromen salgılandığını saptamışlardır. Hatta kadınların eşlerini seçerken bu feromenlerden etkilenip, genetik geçmişleri kendilerininkinden farklı olan ve bu sayede bağışıklık sistemi güçlü olana yumurtalarını sunmak amacıyla bu kişileri seçtikleri iddia edilmektedir. *

 

Bilim, kokuları algılama yeteneğinin yaşam için ne kadar önemli olduğunu saptamıştır: cinsellik ve aşk için, yemek yemek ve hatırlamak için, ilham almak ve cezbetmek için. Bu hiçbir yerde, Patrick Süskind’in romanı “Koku” da olduğu kadar açık değildir. Kitabın kahramanı olan Jean-Baptiste Grenouille tuhaf bir şekilde keskin bir koku alma duyusuyla 18. Yüzyıl Paris’inin varoşlarında dünyaya gelmişti. Her insanın kendine has bir kokusu varken Grenouille’in kendi kokusu yoktu, bu da onu doğumundan itibaren toplum dışı bırakmıştı. Bir parfüm üreticisinin yanında çıraklık yapan Grenouille’in yeteneği, insan burnunun daha önce hiç duymadığı bir kokuyu yaratma takıntısını ortaya çıkarıyordu. Fakat Grenouille bunu yapmak için öncelikle genç güzel bakirelerin vücutlarında bulunan bu kokuların en iyilerini elde etmeliydi. Kokularına sahip olmak için kızları öldüren seri bir katil haline geldi.*** Aylarca uluslararası en iyi satanlar listesinde zirvede olan “Koku” kitabı, kokunun gücünü düşünmenin bile bizi hala cezbettiğini göstermektedir.*

Koku kaybı kişinin hayatını oldukça etkileyen bir durumdur. Pek çok anozmik (hiç koku alamayan kişi) 4 temel tadı (tatlı, ekşi, tuzlu, acı) hala alabilmekte ancak bu kişilerin neredeyse tamamı (%95) bir yiyeceğin ne gibi bir aroma içerdiğini ayırt edememektedir. Koku duyusunun kaybı sadece çiçekleri, fırından yeni çıkmış ekmeği, yenidoğan bir bebeği koklayamama ile açıklanamaz. Anozmik kişilerin çok daha karmaşık hisleri vardır bu konuyla ilgili: öfke, savunmasız, izole edilmiş ve farklı hissetme, vücudunun ya da nefesinin kokuyor olması korkusu, depresyon, kendini güçsüz hissetme vb. Yanan yemeğin, açık bırakılan tüp vanasının, altını kirletmiş bir bebeğin kokusunu bile alamamak kişide güvensizlik ve yetersizlik hissini daha çok kamçılar.

Amerika’nın en ünlü aşçısı iken dil kanserine yakalanıp kemoterapi ve radyoterapi aldıktan sonra tat alma duygusunu tamamen yitiren Grant Achatz’ın yaşadıklarını bir düşünün!

Ben & Jerry’s dondurmalarının yaratıcısı ve tadıcısı olan Ben Cohen’ın anozmik olduğu ve bu nedenden dolayı firmanın ürünlerin içine diğer duyuları (görme, dokunma vb.) uyaracak abartılı renkler, çukulata ve bisküvi parçacıklarını ekledikleri bilinmektedir. #, # #

Diğer ünlü anozmik kişilere birkaç örnek daha:
 William Wordsworth, 17 yy.’da yaşamış bir İngiliz şair
 Bill Pullman, aktör
 Brian Mulroney, Kanada Eski Başbakanı (1984-1993 yılları arasında)
 Michael Hutchence, Rock müzik grubu INXS’in eski şarkıcısı

 

Koku ve tat duyusu hala tam anlaşılamayan sırlar barındırmakta olan oldukça ilginç konulardır. Koku alabiliyorsanız ne mutlu size, bu değerli hazinenizi iyi koruyun…

 

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var
(ATAOL BEHRAMOĞLU)

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

………

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

KAYNAK:
* “Burun-Cinselliğin, Güzelliğin ve Kurtuluşun Karakter Portresi”, Gabrielle Galser, Ledo Yayınları 10, 2007
**http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml
***”Koku”, Patrick Süskind, Can Yayınları, 2005
#http://www.guardian.co.uk/lifeandstyle/wordofmouth/2008/jul/21/anosmiasensetaste
## http://en.wikipedia.org/wiki/Ben_Cohen_(businessman)

KOKU VE TAT ALMA BOZUKLUKLARINA TIBBİ BAKIŞ

Posted on by admin.
Categories: BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI.

 

“Osme” kelimesi Yunanca’da “koku” anlamına gelir. Koku bozuklukları tanımlamasında kullanılan kelimeler bu kelimeden türetilmiştir: Anozmi koku alma duyusunun tamamen kaybı, Dizozmi koku alma duyusunda bozulma, Parozmi duyulan kokunun başka şekilde algılanması (güzel bir kokunun kötü bir koku gibi algılanması gibi), Fantozmi herhangi bir koku uyaranı yokken koku duyulması demektir. Tat bozukluklarına da değinmek gerekirse, Hipoguzi tat alma duyusunda azalma, Aguzi tat alma duyusunun kaybıdır.*

KOKU ALMA BOZUKLUKLARINA YOL AÇAN HASTALIKLAR/NEDENLER*, **

1. Kafa travması:
• Kafaya ciddi darbe alma
• Beyin sarsıntısı ya da az şiddette travma
• Koku siniri veya soğanının hasarı
• Koku sinirinin beyne girdiği yerdeki kemik tabakasının (kribriform plate) travmasına bağlı, sinir iplikçiklerinin yırtılması ya da gerilmesi (ciddi kafa travmalarının %10′unda rastlanmaktadır)
• Burun ve kribriform plate’i içine alan kemik kırığı
• Beyin ameliyatları
2. Burun ve sinüs hastalıkları:
• Akut sinüzit (tedavi sonrası koku fonksiyonu düzelebilir.)
• Kronik sinüzit
• Uzun süreli dekonjestan burun spreyi kullanımı
• Sinüs cerrahisi
• Allerji ve saman nezlesi (anosmi, burun alt etlerinde ve burun mukozasındaki şişme ve akıntı artışına bağlı geçici bir durum olabilir.)
• Yapısal nedenler:
Burun tıkanıklığı yapan septum deviasyonu, konka hipertrofisi vb. nedenler
• Burun kökünün çökük olması
• Polip veya tümörler:
• İyi huylu polipler (saman nezlesi olan kişilerde sık görülür.)
• Kötü huylu burun-sinüs tümörleri

3. Koku sinirini tutan viral hastalıklar (grip vb. solunum yolu viral hastalıklarında virüs partiküllerinin koku epitelini harap etmesine bağlıdır.)
4. Konjenital (koku duyusunun doğuştan itibaren olmaması hali)
Bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında koku sinirinin genetik nedenlere bağlı gelişmemiş olması ile açıklanabilir. Bu durum ailesel geçişli olabilir.
5. Pituatuar tümör: Hipofizi tutan bir tür adenom***
6. Nörolojik hastalıklar ( Multiple sklerozis, Myastenia gravis, Ailevi distonomi tip 1-2 , Bell paralizisi, Meningiom ve diğer tümörler)
7. Metabolik sorunlar (Hipotiroidi, Addison, Panhipopitüitarizm, Cushing, Akromegali, Çinko eksikliği, Bakır eksikliği, B12 vitamin eksikliği, Siroz)
8. Diş hastalıkları:
• Ağız hjyeninin kötü olmasına bağlı tat duyusundaki değişikliklerden kaynaklanan koku duyusunda bozulma
• Diş tedavisi sırasında tat tomurcuklarının hasarlanması ve buna bağlı koku almada değişiklikler
9. Genel tıbbi hastalıklar ve sendromlar:
• Kallmann Sendromu: Genetik geçişlidir ve daha çok erkekleri etkiler. Hayatın erken dönemlerinde gelişmekte olan beyinle koku sinirinin bağlantı kurmasında yetersizlik sonucu koku soğanının gelişme kusuru ile karşımıza çıkar.
• Opitz-Frias Sendromu: Kraniofasial gelişim bozukluğu ile giden nadir görülen bir sendromdur. Yıllar içinde koku ve görmede azalma başlar.
• Bebeklik döneminde geçirilen menenjit
• Unsinat epilepsi: Uykululuk hali ve koku-tat halüsinasyonarı ile giden ve medial temporal beyin lobu kaynaklı psikomotor tip epilepsidir.
• Psikiyatrik ya da psikolojik hastalıklar: Depresyon, histerik konversif reaksiyonlar ve şizofreni gibi koku algılamasında değişiklik yapan durumlar.
• Sjögren sendromu: Ağız-göz kuruluğu, eklem romatizması vb. ile giden romatolojik hastalık
• Şeker hastalığı
10. Bazı ilaçlar:
• Uzun süreli nasal dekonjestan kullanımına bağlı burun tıkanıklığına (rinitis medikomentosa) sekonder gelişen koku ve tat alma bozukluğu
• Metronidazol vb. bazı antibiyotikler dilde paslanma ve tat değişikliği yapabilir.
• Amitriptilin (Laroxyl) vb. antikonvülsan ve antidepresan ilaçlar : Yan etki olarak ağız kuruluğu yapıp tat değişikliğine yol açabilir.
• Vinkristin vb. kemoterapi ilaçları
• ACE inhibitörü olan tansiyon ilaçları (ağız kuruluğu yan etkisi yoluyla)
• Amikasin tedavisi (özellikleIV uygulama): Geçici anozmi görülebilir.
11. Bazı kimyasallar ve irritanlar:
• Amonyum gibi temizlik malzemeleri kullanımı sırasında yoğun inhalasyon sonucu burun mukozası yanıkları ve koku bölgesi epitelyuminin hasarı ile
• Sigara (koku ve tat almada değişiklik yaratarak)
• Hava kirliliği
12. Kafa ve yüz bölgesine radyoterapi uygulanması sonrası 

13. Fizyolojik olaylar (gebelik ve menstruasyon)

14. Yaşlanma: Yaşlı kişiler, koku bozukluğuna neden olan diğer sebeplere daha çok yakalanabildiği gibi sadece yaşlanma süreci ile ilgili olarak da koku bozukluğu görülebilir. Altıncı dekattan sonra koku alma yeteneği, erkeklerde daha hızlı olmak üzere azalır. Alzheimer Hastalığı ve Parkinson Hastalığı, yaşlılarda demansla (bunama) ilgili olarak koku bozukluğu gösteren iki hastalıktır.
TANI:

Tanı için öncelikle ayrıntılı öykü alınmalı ve geniş kapsamlı KBB muayenesi yapılmalıdır. Bunun dışında istenmesi gereken tetkikler ve testler şöyle sıralanabilir:
• Kan tahlilleri: Htc, Hb, periferik yayma, WBC, Üre, BUN, Kreatinin, Glukoz, Sedimentasyon, IgE, tiroid testleri, ANA
• Burun içi kitle varlığında biopsi
• Beyin ya da periferik sinir kaynaklı patolojileri ayırt etmek üzere beyin BT veya MR
• Sinüs sorunlarını saptamak üzere sinüs tomografisi
• Epilepsi (sara) düşünülen hastalar için Nöroloji konsültasyonu ve EEG
• Koku testleri

Koku duyusunun değerlendirilmesine yönelik yapılan testlerin çoğu subjektiftir. Bu testlerden
bazıları şunlardır:

Dilüsyon testleri: Kokulu madde, hava veya sıvı içeren bir tüp içine konarak hastaya koklatılır. Hasta kokuyu duymuyorsa kokulu madde oranı arttırılır. Hastanın hangi miktardan itibaren kokuyu aldığı not edilir. Karşılaştırma amacıyla normal kişilerin koku alma eşikleri belirlenebilir. Her iki taraf ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Olfaktuar Spektrogram: Genel olarak bilinen kokular sıvı içinde çözünmüş halde kaplara yerleştirilir. Enjektör ve burun ucuna yerleştirilen tüp aracılığı ile bu kokulu maddeyi içeren hava burun içine verilir. Hastanın kap içinde ne miktarda kokulu madde varken, hangi kokuyu alabildiği not edilir. Hem eşik belirleme hem kokuyu ayırt etme testidir.
Butanol Etil Testi: Bir şişeye su, bir şişeye de su içinde butanol konulur. Hastadan hangisinin kokulu olduğunu ayırt etmesi istenir. Ayırt edemedikçe butanol miktarı artırılır. Kokulu şişeyi ayırt ettiği zaman, artım yapılmadan tekrar sorulur. Yine bilirse eşik değer olarak belirlenir. Eşik değerler normal kişilerle karşılaştırılır.

Bu koku testlerini uygularken buruna verilen havanın sabit basınç, sabit hız ve sabit ısıda
olmasını sağlayan aletlerle daha güvenilir sonuçlar elde edilir. Koku duyusunun
değerlendirilmesinde bazı objektif testler de geliştirilmiştir. Ancak bunlann klinik uygulanabilirliği düşüktür. Bu testlerden elektroolfaktogram’da regio olfactoria (koku alma bölgesi) üzerine bir elektrot yerleştirilir. Eğer reseptör hücreleri uyarılırsa negatif bir dalga oluşur. Elektroolfaktogram, olfaktor mukoza hastalıklarını santral hastalıklardan ayırmaya yarayan tek yöntemdir. Bir diğer objektif test ise, koku ile uyarılan beyin sapı potansiyelleridir Bu testte deri üzerine yerleştirilen elektrotlar yardımı ile kokulu maddelere karşı beyin sapı potansiyelleri ölçülür Yapılan çalışmalarda kokulu uyarana karşı 150 ve 350 msn’de ortaya çıkan iki potansiyel elde edilmiştir. Ayrıca kokulu uyarana karşı elektroensefalografi (EEG) sonuçlarındaki değişiklikler belirlenebilir.

Koku testleri hastanın yaşından etkilenir. Çocuklarda ve yaşlılarda test sonuçlan daha subjektif olur. Kokulu maddelere karşı adaptasyon da, bu testler sırasında sorun yaratabilir. Genellikle 1-5 dakika arasında kokuya karşı önemli bir adaptasyon gelişir. Kadınlarda ovulasyon döneminde daha iyi koku alınırken, menstrüasyon sırasında koku duyusu azalır.
TEDAVİ:

Koku bozukluklarının tedavisi sebebe yönelik olarak yapılır. Enfeksiyöz kaynaklı koku bozukluklarında gerekli antibiyotik vb. kullanımı ile düzelme sağlanabilmektedir. Obstrüktif (burun eti, polip, septum deviasyonu vb.) nedenlerle oluşan koku bozuklukları bu obstrüksiyonun cerrahi olarak düzeltilmesiyle ortadan kalkabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sonucu 3-5 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelebilmektedir. Ancak virüsün koku sinirinde yarattığı harabiyet tamir edilemez boyutta ise bu durum kalıcı hal alabilir ve maalesef kesin bir tedavisi henüz saptanmamıştır. Kafa travmalarına bağlı vakaların yaklaşık % 20’si 3 ay- 1 yıl içinde düzelebilir, ancak günümüzde düzelmeyi sağlayacak bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Toksin ve ilaçlara bağlı koku bozukluklarının tedavisi bu ajanların kesilmesidir. Yaşlanma ve konjenital anomalilerle ilgili koku bozuklukları da maalesef tedavi edilememektedir. Alerji vb. durumlarda nazal ya da sistemik steroid kullanımından fayda gören hastalar olabilmektedir.
Tat bozukluğunun tedavisi de nedene yöneliktir. Fizyolojik nedenlere bağlı olanlarda ilgili fizyolojik dönemin geçmesini beklemek yeterli olacaktır. Eksik bir maddeye bağlı tat bozukluklarında (çinko, bakır ve B12 eksikliği gibi) , gerekli maddenin ilaçlar yoluyla tamamlanması yeterli olacaktır. Enfeksiyöz nedenler (sinüzit vb.) varsa mutlaka tedavi edilmeli, yoğun sigara kullanımı/maruziyeti vb. çevresel faktörler ile mücadele edilmelidir. Hastadan ilaç kullanım öyküsü alınıyorsa kullanılan ilaçların değiştirilmesi, metabolik ve nörolojik sebeplerin tedavi edilmesi gerekmektedir.

*http://www.anosmiafoundation.org/index.shtml
**http://medicine.inonu.edu.tr/anabilimdallari/kbb/documents/dersnot/19.pdf
*** http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipofiz