DOĞAL ÜRÜNLERLE NEZLE GRİPTEN KORUNMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

Posted on October 12, 2009 by admin.
Categories: DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP.

 

 

 

 

 

 

NEZLE, genellikle Rhinovirus adı verilen üst solunum yollarını tutan bir tür mikropla ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle erişkinler yılda 2-4 kez nezleye yakalanmaktayken, çocuklarda bu sayı 6-8’i bulmaktadır. Özellikle kreşler, okullar çocukların bu tür enfeksiyonları kolaylıkla kapıp eve getirebilecekleri ortamlardır. Çocuklar bu ortamlarda çok yakın temastadırlar, oyuncaklar yoluyla ya da el ele tutuşarak birbirlerine virüsü geçirmektedirler. Rhinovirüs vücutta ya da ellerde saatlerce canlı olarak kalabilmektedir. Bu virüs üst solunum yoluna girip tutunduğu andan itibaren kişide 2-3 gün içinde hastalık bulguları ortaya çıkmaya başlamaktadır. En erken bulgular halsizlik, hapşırma, burun akıntısı, boğazda kaşıntı, hafif ateş, koku ve tat duyusunda azalma şeklindedir. Bu bulgular sonraki 2-4 gün içinde iyice kötüleşmekte ve bu süreç zarfında diğer insanlara bulaştırıcılık da en yüksek olmaktadır. Sonraki bulgular seste boğuklaşma ve öksürüktür. Genellikle bulgular 1 hafta kadar sürer ancak bazı durumlarda (yaşlılar, çocuklar, direnç bozukluğu olan kişiler, kalp ve şeker hastaları) 2 haftayı bulabilmektedir. En son olarak 1 hafta kadar süren kuru bir öksürük kalmakta, bu da geçtikten sonra hastalık tamamen atlatılmaktadır.

Pratik anlamda kültür vb. yöntemlerle hangi virüsle hastalığın ortaya çıktığını saptamak gibi yöntemlere gerek yoktur, çünkü doktorunuz için, hastalığa hangi virüsün yol açtığından çok hastalığın ilerleyip daha şiddetli bir enfeksiyona dönüşüp dönüşmediğinin takibi önemlidir. Bazen virüsün üst solunum yollarında yarattığı hasar, daha saldırgan mikropların oraya yerleşimini kolaylaştırmaktadır. Böyle bir durumda sinüzit, orta kulak iltihapları, zatürre gibi daha ağır hastalıklarla karşılaşılabilmektedir.

GRİP ise en sık olarak influenza virüsü, daha az sıklıkta da parainfluenza ve adenovirüs tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bulguları başlangıçta nezle gibidir, fakat halsizlik daha şiddetlidir ve ek olarak yorgunluk, belde, bacak ve kollarda kas ağrıları, baş ağrısı ve ateşe yol açar. Mutlaka beraberinde öksürük vardır. Gözler etrafında ağrı da olabilir. Nezlenin aksine elden ele temasla değil hapşırma, konuşma ve öksürme sonucu havaya yayılan küçük partiküller yoluyla yayılır. Grip virüsü üst solunum yollarına girip tutunduktan sonra 12 saatle 3 gün arasında bulgular ortaya çıkmaya başlar. İlk 3 gün en bulaştırıcı dönemdir. (more…)

KEFİR VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİSİ

Posted on October 11, 2009 by admin.
Categories: DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP.

KEFİR TANESİ:

Kefir, kefir taneleriyle elde edilen etil alkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu, tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. İçerdiği bir miktar karbondioksit nedeniyle köpüren bir özelliğe sahiptir. Kefirin anavatanı Kafkas Dağları’dır. Kefir tanesi, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz/beyaz-sarı olan, 0,5-3 cm boyutta, küçük karnabahar ya da patlamış mısır görünümündedir. Taneler sütü fermente edici rol oynar, en önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek tanenin yeniden kullanılabilmesidir. Kefir taneleri kazein ve birbirleri ile ortak yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi koloniler oluşturur. Bu mikroorganizmalar laktik asit bakterileri, laktozu fermente eden veya edemeyen mayalardır. Kefir tanesinden saf toz halinde liyofilize kültürler de üretilmiştir.

KEFİR ÜRETİMİ:

Kefir üretiminde çiğ süt veya pastorize süt kullanılır. Çiğ sütlerin mutlaka kaynatılması gerekir. Kaynatılan süt 20-25 dereceye kadar soğutulur. Kefir paslanmaz çelik bir kaba ya da cam bir kavanoza/bardağa yapılmalıdır. Bakır, alimünyum tencere kesinlikle kullanılmamalıdır.

1 kilo süte 30-50 gr kefir tanesi olacak şekilde (ya da 1 bardak süte 1 yeşil mercimek tanesi kadar) kefir tanesi ilave edilir. Ağzı hava alacak fakat toz, sinek vb. girmeyecek şekilde kapatılır (örneğin kabın üstüne tülbent parçası ya da kağıt havlu konulup lastikle ağzı kapatılabilir). 20-25 derecede yaklaşık 16-18 saat süren fermentasyon sonucu kefir oluşur. (sütten jöle gibi katı ama hareketli bir kıvama geçtiği noktada fermentasyonu sonlandırırsanız en güzel tada ulaşırsınız)

Fermentasyon sonunda kefir temiz bir süzgeçle (tel süzgeç olmasın, kefirin metalle temas etmemesi gerekir!) bir kaba süzülür, süzgeçte kalan kefir tanesi musluk suyuyla tahrip edilmeden, ovalanmadan yıkanır. Hemen kullanılmayacaksa (yani kefirin hazır olacağı saat hesaplanarak, ondan 16-18 saat öncesinde kefirin mayalanması gerekir, örneğin saat 18.00 gibi süzülür kıvama geliyorsa, bir gece önce saat 00.00’da kefiri yeniden süte koymanız gerekir) içi bir miktar su dolu küçük bir bardağa konup buzdolabında bekletilebilir. Sonrasında planlanan saatte kefir tekrar hazırlanır. Eğer kefir hemen içilmeyecekse, cam bardak içinde ağzı kapalı olarak (tanesi içinde olmayacak!) buzdolabında en fazla 1 gün bekletilebilir, ekşimez.

Kefir taneleri devamlı sütün içinde gelişip çoğalarak büyürler ve her geçen zaman daha fazla süte ihtiyaç duyulur. Eğer günlük belirlediğiniz miktardan daha fazlasına ihtiyacınız yoksa, kefir tanesinin bir kısmını koparıp ufak bir plastik kabın içine kaynatılıp soğutulmuş su doldurup taneyi de içine atarak, üstünü kapakla kapatıp buzluğa atabilirsiniz. Bir daha kullanmanız gerektiğinde oda ısısında bırakıp çözündükten sonra aynı şekilde fermente edebilirsiniz, ancak ilk mayalanma süresi biraz uzun olacaktır, ilk kefiri döküp ondan sonraki mayalanan kefiri içmeye başlayabilirsiniz. Hatta 7 günden kısa süreli olmak kaydıyla kefir yapılmayacaksa, temiz bir kavanoz içinde kaynatılmış soğutulmuş su içinde buzdolabında bekletilebilir. Ancak 7 günden uzun kullanılmayacaksa, kefir tanesinin belirtildiği şekilde dondurulması gerekir.

Kefir yapımında en çok rastlanan hatalar:

1. Oda sıcaklığında ya da buzdolabından alınıp 10-15 dk. oda ısısında bekletilmiş süt yerine 20-25 dereceden daha sıcak süt kullanılması
2. Fermentasyon süresini uzun tutmak (ekşi bir tada yol açar!)
3. Kefir yapılan kabın ağzının kapatılmamasına bağlı içine tozla vb. giren mikroorganizmalara bağlı kefirde gaz ve köpürme, serumun ayrışması, ekşilik gelişmesi
4. Fermentasyonun bakır, alüminyum veya toprak kapta yapılması
5. Fermente olmuş kefirin, içinde tane ile birlikte buzdolabında uzun süre bekletilmesi
6. Kefir tanesinin metal süzgeçle süzülmesi ya da akan suda hırpalanarak yıkanması

KEFİRİN BİLEŞİMİ VE BESLENME DEĞERLERİ:

Kefir, sütün içindeki tüm besin maddelerini içerdiği için beslenme değeri yüksek bir maddedir. Süt alerjisi olanların içmesi önerilmez.

Kuru madde %11.63
Yağ %2,8
Protein %3.57
Laktoz %3.35
Asetaldehid %29.5

Mikroorganizmaların etkisi ile laktoz ve proteinlerdeki değişmeler kefirin hazmını kolaylaştırır. Ayrıca iştah açıcı, serinletici etkisi de mevcuttur. Kefirdeki laktoz oranı süte göre daha az olduğu için, laktoz intoleransı olan kişilerin fazla miktarda olmamak kaydıyla kefir denemesi önerilir. Diğer yandan kefirde başta B12 olmak üzere bazı B grubu vitaminler sentezlenmiş halde bulunur. Kefir düzenli olarak günde yarım litre içildiğinde içerdiği asetik asit vb. antibakteriyel maddeler E.coli, Salmonella vb. bazı mikropları yok etmektedir. Ayrıca kefir mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını arttırarak hazımsızlık, kabızlık, safra hastalıklarının da tedavisinde yardımcıdır. Bağışıklık sisteminin etkinliğini arttırarak grip vb. viral hastalıklara karşı dirençli olunmasında etkili olur.

Kaynak: Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü “Kefir” broşürü

KBB HASTALIKLARI VE TAMAMLAYICI-ALTERNATİF TIP YÖNTEMLERİ

Posted on October 10, 2009 by admin.
Categories: DOĞAL ÜRÜNLER VE NEZLE-GRİP.

 

 Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Ulusal Merkezi (The National Center for Complementary and Alternative Medicine-CAM), Ulusal Sağlık Enstitü’sünün (NIH) bir dalıdır ve tamamlayıcı ve alternatif tıbbı 4 temel kategoriye ayırarak tanımlamaktadır:

  1. Biyolojik tabanlı ürünler: Şifalı bitkiler ve vitaminler
  2. Enerji tıbbı: Akupunktur, çigong
  3. Zihin-vücut tıbbı: Meditasyon ve yoga
  4. Manipülatif ve vücut tabanlı alıştırmalar: Masaj ve şiropraktik

 

Bu yüzyılın son yarısından beri tamamlayıcı alternatif tıbba (CAM) olan ilgi giderek artmaktadır.  Örneğin Amerika’da erişkinlerin %36’sının son 12 ay içinde çeşitli nedenlerle herhangi bir CAM yöntemini kullandığı saptanmıştır. 2002 yılında yapılan bir araştırmada doğal ürünler, derin nefes egzersizleri, meditasyon ve şiropraktik yöntemlerinin en sık seçilen CAM türleri olduğu saptanmıştır. Yine aynı çalışmada % 55′inin bu yöntemleri konvansiyonel tedavilere tamamlayıcı olarak seçtikleri, %27’sinin ise konvansiyonel tedavinin işe yaradığına inanmadıkları için sadece bu yöntemleri tercih ettikleri ortaya çıkmıştır.

 

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları alanında tamamlayıcı ve alternatif tıp kullanımının en çok bilinen şekli “kulak mumları”dır, bu yöntemi 3000 yıl önce Kızılderililerin Hopi kabilesinin uyguladığı ve ziyarete gelen Avrupalılara bu tekniği öğrettikleri düşünülmektedir. Bu tedavi şeklinde, içi boş tüp şeklinde bir mumun ucu yakılıp, yanmayan ucu dış kulak kanalına yerleştirilmektedir. Bu sayede bir vakum etkisi yaratılarak kulak kiri ve diğer birikintilerin dışarı atılacağı sanılmaktadır. Ayrıca sinüzit ağrılarını azalttığı, zihni berraklaştırdığı, dış kulak yolu iltihabı ya da diğer kulak iltihaplarını iyileştirdiği, koku-tat alma ve renk algısını arttırdığı, çınlama ve baş dönmesini tedavi ettiğine inanılmaktadır.

 

2004 yılında yapılan bir bilimsel çalışmada Seely ve arkadaşları kulak mumunu yaktıktan sonra dış kulak basıncını ölçmüşler ve tabii ki bırakın vakum etkisini herhangi bir basınç bile saptamamışlardır. Mumun orta kısmında görülen maddelerin spektrometrik incelemesinde ise biriken materyalin mumun kendi yağı olduğu, kulak kiri olmadığı saptanmıştır.

 

Kulak mumlarının pek çok komplikasyonları görülebilmektedir. Amerika’da 1996 yılında 122 KBB uzmanına uygulanan bir ankette 1/3′ünden fazlası hastalarının kulak mumu kullandıklarını tespit etmiştir.  Uzmanların %10′u bu mumun yarattığı komplikasyonları yaşamış kişileri tedavi etmiştir. Bu komplikasyonlar kulak kepçesi ve dış kulak yolunda yanıklar, dış kulak yolunun mumla tıkanması, dış kulak yolu iltihabı ve hatta kulak zarında delinmedir.  Bu nedenle kulak mumu kullanımı kesinlikle engellenmelidir.

 

Ginkgo, Ginkgo biloba yapraklarından elde edilen bir ekstre olup 5000 yıldır Çin’de tıbbi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Avrupa’da ve ülkemizde lisanslı bir ilaç olarak kullanılmakta olan Ginkgo biloba, flavanoid ve terpenoid denen bazı özel maddeler içermektedir. Kısmen de olsa vücutta kan akımını arttırıcı ve deri beslenmesini düzenleyici olduğu düşünülmektedir. Bu etkisi nedeniyle periferik damar hastalıklarında tercih edilmektedir. Yapılan hayvan deneylerinde terpenoid maddesinin pıhtılaşmayı sağlayan mekanizmayı engelleyerek beyinde pıhtı oluşumuna bağlı hasar oluşumunu önlediği saptanmıştır.  İnme gibi beyin hastalıklarında da bazı tedavi edici etkileri olduğu iddia edilmektedir.  Yine laboratuar ortamında yapılan hücre çalışmalarında salınan serbest radikallerin hücreleri zedelemesini engellemektedir. Bilinen en tipik yan etkisi mide bulantısı ve pıhtılaşmayı önleyici ilaç kullananlarda bu etkiyi arttırmasına bağlı kanamalardır. Bilimsel yayınlarda Ginkgo’nun çınlama tedavisinde çok küçük bir olumlu etkisi olduğu görülmektedir.

 

Akupunktur, M.Ö. 200′den beri uygulanan geleneksel Çin tıbbi yöntemidir. Bu yöntemde vücudun belli noktalarına yerleştirilen akupunktur iğnelerinin sistemik homeostazı düzenlediğine inanılmaktadır. Batı toplumlarında genellikle ağrı gidermede kullanılmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda çınlamayı gidermede fazla etkisi olmadığı saptanmıştır.  

 

Tai Chi, Çin savunma sanatından kaynaklanan bir egzersiz şeklidir. Ortalama olarak 30 dk sürer, bazı özel hareketlerin setler halinde artarda yapılması ile gerçekleştirilir. Standart bir sette 108 hareket bulunmaktadır. Bunlardan “Tekerlek Çevirme” yöntemi , biz KBB hekimlerinin denge egzersizi olarak hastalara önerdiğimiz egzersizlere çok benzemektedir. Hain ve arkadaşları 8 hafta boyunca haftada 1 saat Tai Chi egzersizi yapan 22 dengesizlik şikayetli hastanın objektif ve subjektif ölçümlerle şikayetlerinde belirgin azalma olduğunu saptamışlardır.  

 

Baş-boyun kanseri olan hastaların en sık kullandığı CAM yöntemi (%50) şifalı bitkilerdir. Özellikle geniz kanseri veya nüks kanser hastaları tarafından seçilmektedir. En sık seçilme nedeni ise kanser tedavisi sırasında ortaya çıkan şikayetlerin giderilmesidir. (örneğin bulantıyı gidermede zencefil kullanılması gibi)

 

Kemoterapiye bağlı kusmaların giderilmesinde akupunktur uygulamasının etkisi geçen sene yapılan bir bilimsel çalışma ile incelenmiştir. Araştırmacılar, bulantı kesici ilaç+akupunktur kullanan grupla sadece akupunktur kullanan grubu karşılaştırmışlar ve akupunktur uygulanan kişilerde akut kusmaların sayısında azalma saptamışlardır.

 

Aromaterapi masajı, özellikle İngiltere’de, kanser tedavisi gören hastaların hayat standartlarını artırmaya yardımcı tekniklerden en çok seçilenidir. Endişenin kısa süreli de olsa giderilmesi ve psikolojik destek anlamında faydası görülmüştür. Buna karşılık depresyon, bulantı ve kusmayı giderici herhangi bir etkisi saptanmamıştır.

 

Şifalı bitkilerin kullanımı bazen kanser ilaçlarının emilimini, metabolizmasını ve vücuttan atılımını etkileyebilmektedir. Ginkgo ve ginseng içeren bitkilerin bu işlemi geciktirdiği, St. John’s Wort ve kavanın ise kanser ilaçlarıyla birlikte kullanıldığında karaciğere zarar verebileceği belirtilmektedir. Özellikle siklofosfamid, taxane ve vinka alkaloidleri içeren ilaçlarla şifalı bitkilerin beraber alınmaması gerekir.

 

Homeopatiyi savunanlar kişiyi aynı şikayetleri başlatacak maddelerle  iyileştirme sanatı olarak adlandırmakta, karşıtları ise kişideki rahatlamayı kendi kendine bırakılsa da gerçekleşecek bir kader olayı olarak değerlendirmektedirler.  Bir seri ekstrenin alkol bazlı bir solüsyonda seyreltilip bir kaptan diğerine aktarılıp tekrar seyreltilmesi şeklinde 200 kere tekrarlanan bir işlemdir. Sonuç olarak elde edilen solüsyonda, o kadar çok seyreltmeden sonra ekstrenin tek bir molekülü bile kalmamaktadır. İşin ilginç yanı FDA’in (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) 1990 yılında raf ilacı (over-the-counter) olan homeopatik ilaçların bir kısmını reçetelenecek ürünler sıfatına sokmasıdır. O zaman akla gelen ilk soru “Elde edilen son solüsyonda ilk maddenin nerdeyse olmamasına rağmen bu ilaçlar nasıl etki etmektedir?” Alerjik rinitte (saman nezlesi) homeopatik ilaçların burundan geçen hava miktarını arttırarak şikayetleri azalttığı saptanmıştır.

 

Oscillococcinum, grip tedavisinde kullanılan patentli bir homeopatik ilaçtır. Özellikle İngiltere, Fransa ve Almanya’da çok popüler olup grip tedavisinde mucize ilaç olarak lanse edilmektedir. Yabani ördek karaciğer ve kalp dokusundan elde edilip üretilmektedir. 2004 yılında Vickers ve Smith tarafından 3000 bireyde yapılan kontrollü randomize çalışmada oscillococcinum’un grip şikayetlerini herhangi bir şekilde azaltmadığı saptanmıştır. Ancak ilacın hastalık süresini ortalama 0.28 gün azalttığı görüldü. Sonuç olarak, yapılan pek çok bilimsel çalışmanın ortak sonucu homeopatinin plasebo etkili olduğudur.

 

Kapsaisin nezlenin tedavisinde kullanılan ve acı biberin içinde bulunan bir maddedir. Burun içine uygulanan kapsaisin, P maddesi ve kalsitonin adı verilen maddelerin salınımını tetiklemektedir. Sinir uçlarını duyarsızlaştırarak alerjik olmayan nezlelerde akıntı vb. şikayetleri azaltmaktadır.

 

Acı kavun (acı dülek) Özellikle ülkemizde sinüzit hastalarının çok fazla kullandıkları bir maddedir.  Hastalar bu bitkinin suyunu burunlarına sıktıklarında başlangıçta burun salgıları artmakta ve sinüs içindeki iltihap boşalmaktadır, bu bitkinin bu etkisi yadsınamaz. Ancak oldukça alerjik olan bu bitkinin burun mukozasında yaptığı harabiyete bağlı geri dönüşsüz zararları görülmüştür.  (müzmin sinüzit, burun tıkanıklığında artış, burun içinde ya da sinüs ağzında yapışıklıklar vb.)

 

Yapılan bir bilimsel çalışmada cerrahi geçiren hastaların %22’sinin CAM kullandıkları saptanmıştır.  Bu çalışmaya dahil edilen hastaların %51′i vitamin kullanmaktaydı. Özellikle 40-60 yaş arası bayanlarda vitamin kullanımı oldukça fazladır. Şifalı bitkiler içeren bu vitaminlerde en sık görülen maddeler ekinezya, Ginkgo, St. John’s Wort, sarımsak ve ginsengdir. Özellikle de estetik cerrahi geçiren hastalar, cerrahi öncesi bu ilaçları kullanmaktaydılar. En sık tercih edilen ilk 10 maddeyi sondan başa doğru şöyle sıralarsak:

 

10. Sarımsak: Enfeksiyon, tansiyon ve kanseri önlemede (ancak pıhtılaşma mekanizmasını bozduğu için ameliyata 1 hafta kala kesilmesi gerekir!!!)

9. Kava: Anksiyolitik ve kas gevşetici (ancak anestezi ilaçlarının sakinleştirici etkisini arttırabileceği için ameliyattan 5 gün önce kesilmesi gerekir.)

8. Ginseng: Antioksidan etki ve yemek sonrası şekeri düşürmede kullanılmaktadır. (ancak pıhtılaşma mekanizmasını bozduğu için ameliyata 1 hafta kala kesilmesi gerekir!!!)

7. Meryemana dikeni: Anti-enflamatuar olarak (şişlik giderici)

6. Altınbaş otu:  Anti-enflamatuar olarak (şişlik giderici)

5. Ginkgo biloba: Demans, damar hastalığı, astım ve çınlama için (pıhtılaşmayı bozduğu için ameliyattan 36 saat önce kesilmesi gerekir!!!)

4. Glukozamin: Artrit için

3. Ekinezya: Nezle ve enfeksiyonda (ancak 8 haftadan uzun kullanıldığında bağışıklık sistemini baskılamakta ve yara iyileşmesinde gecikme ve fırsatçı enfeksiyonlara yol açmaktadır!!!)

2. Efedra: Enerji yükleme ve kilo kaybı için (2004 yılında FDA  efedra içeren ilaçların çarpıntı, kalp spazmı,uykusuzluk ve titreme yan etkileri nedeniyle Amerika’da kullanımını yasaklamıştır.)

1. Kondroitin: Artrit için

 

Konuyu özetlersek, biz hekimler tamamlayıcı alternatif tıbbı uygulamak isteyen ya da uygulayan hastalarımıza öncelikle ispatlanmış konvansiyonel tıbbi tedavileri önermeli, tam olarak etkisi ispatlanamamış ve muhtemel yan etkileri olan bu yöntemlerin her zaman doğal ama güvenli olmadığı konusunda onları bilgilendirmeli ve uygulamak istedikleri yöntemi konvansiyonel tedaviye olumsuz etkisi olmayanlardan ve bünyesine zarar verme potansiyeli olmayanlardan seçmelerini öğütlemeliyiz. Bunun yanı sıra anneannelerimizin ıhlamurunu, nane-limonunu, zencefilli-tarçınlı çayını küçümsememeli, tamamlayıcı alternatif tıp yöntemlerinin gelişimini ve yeniliklerini takip ederek bu konuda hastalara bilgi verebilecek kadar kendimizi eğitmeliyiz.

 

 

KAYNAK: Complementary and Alternative Medicine in Otolaryngology-Tang Ho , M.D.- April 27,2006- BCM Otolaryngology Grand Rounds