Ağızda yara - Tanı, tedavi ve önlem

Posted on May 19, 2009 by admin.
Categories: AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI.

 

Ağızda yara çıkması, konuşma ve yeme zorluğunu beraberinde getirdiği için, kişinin hayat kalitesini kısa süreli de olsa bozan bir durumdur. Bu yazıda en sık görülen ağız yaralarından olan uçuk ve afttan daha çok bahsedilecek, diğer yara tiplerinden de örnekler verilecektir.

 

Uçuk nedir?

Çoğunlukla dudak etrafında, bazen de  dişetlerinde ya da sert damakta ortaya çıkan, içi sıvı dolu küçük baloncuk şeklinde lezyonlardır. Uçuk oldukça ağrılıdır, lezyonlar ortaya çıkmadan 1-2 gün önce ağrı ilk bulgu olabilir. Uçuk ortaya çıktıktan sonra saatler içinde patlar ve üzeri kabuklanır. 7-10 gün içinde de kaybolur. 

Uçuk nasıl oluşur?

Herpes Simplex adı verilen uçuk virüsü kişiye bir kez bulaşınca, lezyonlar kaybolduktan sonra vücutta zararsız bir şekilde yuvalanır ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ile güneşe yoğun maruz kalma gibi bir uyaranla aktive olup tekrar aynı yerde ortaya çıkar. 

Uçuk bulaşıcı mıdır? 

Baloncukların patlayıp kabukların düşüp yaranın tamamen iyileşmesine kadarki dönemde oldukça bulaşıcıdır. Direkt temasla (öpmekle vb.), uçuk yarasını kaşıyan kişinin ellerinden kendisinin/bir başkasının gözüne, dudağına, oral kavite ve genital bölgesine bulaşabilir. 

Uçuk nasıl tedavi edilir? 

Tedavisinde %5 asiklovir içeren yağlı bir virüs öldürücü pomat kullanılarak yaranın koruyucu bir bariyerle kaplanması hedeflenir. Vücuttan tamamen yok etmeye yönelik halen geçerli bir tedavi yöntemi bulunamamıştır, buna yönelik çalışmalar devam etmektedir. 

Uçuk bulaştırmamak için nelere dikkat edilmelidir? 

  • Direkt temastan (öpme ve cinsel ilişki) kaçınılmalıdır.
  • Baloncukları patlatmamalı, kabukları koparmamalı ve yarayı kaşımamalıdır.
  • Kendinizin veya bir başkasının gözlerine, genital bölgesine ve dudaklarına dokunmadan önce eller iyice yıkanmalıdır.
  • Maalesef ki baloncuklar ortaya çıkmadan önce de kişiden kişiye bulaş olabilmektedir.  

 

Aft nedir?  

Ufak, kırmızı ya da beyaz renkli, fazla derin olmayan ülser şeklindeki yaralardır. Genellikle dilde, yumuşak damakta, dudak ya da yanak içinde ortaya çıkarlar. Dişetlerinde ya da sert damakta pek görülmezler. Oldukça ağrılıdırlar ve iyileşmesi 5-10 gün sürer. 

Aft neden oluşur? 

Genellikle kişinin bağışıklık sisteminde zayıflama yaratan stres, travma, irritasyon (domates, portakal, mandalina, limon gibi asitli meyve sebzeler ile bazı fındık türleri ile) ya da kansızlık gibi durumlarda karşımıza çıkar.

Aft bulaşıcı mıdır? 

Hayır, çünkü nedeni mikrobik değildir. Bu nedenle de bulaşıcı değildir.

Aft nasıl tedavi edilir?

Tedavide ana hedefler kişinin ağrısını azaltmak ve yaranın iltihaplanmasını önlemektir. Bunun için iyileşme gerçekleşene kadar günde 3 kez diş fırçalama sonrası antiseptik ağız gargarası yapılması ve yara ulaşılabilir yerde ise triamsinolon içeren bir ağız pomadı ile yarayı kapatmak gerekir.

Ne zaman doktora başvurulmalı?

Yara 2 hafta olmasına rağmen geçmediyse veya tekrarlıyorsa bir doktora başvurmak gerekir. Düzenli sigara-alkol kullanan, kemoterapi ya da radyoterapi alan, kemik iliği ya da organ nakli yapılan ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin düzenli ağız-boğaz kontrolü yaptırmaları gerekir.

Ne gibi tetkikler yapılması gerekir?

Doktorunuz ayrıntılı bir kulak burun boğaz muayenesi sonrasında şüpheli bir yara gördüğünde, oradan biopsi alabilir ve patolojik incelemeye gönderebilir.

 

Başka ne tür ağız yaraları vardır?

Lökoplaki-Yanakların iç kısmında, dişetlerinde ya da dilde yerleşen, kalın, beyazımsı renkte kabarık lezyonlardır. Genellikle sigara kullanıcılarında görülür, o bölgelerde fazla doku üretilmesine bağlıdır. Ayrıca artık ağıza uymayan eskimiş damak protezlerinin baskı yaptığı yerlerde ya da yanak iç kısmını çiğneme alışkanlığı olan kişilerde de görülebilmektedir. Zamanla kansere dönüşebilir.

 

 

Kandidiyazis-Pamukçuk da denilen bir tür mantar enfeksiyonudur. Genellikle damak protezi takanlarda, bebeklerde, yaşlılarda ya da sistemik bir sağlık sorunu olup bağışıklığı düşük olan kişilerde karşımıza çıkar. Ağız kuruluğu olan kişilerde ağızda mantar gelişme riski yüksektir. Antibiyotik tedavisi sonrası, ağız içi florasının değişmesine bağlı olarak da gelişebilir.

 

Kıllı dil-Tat tomurcuklarının uzamasına bağlıdır. Ağız hjyeninin bozuk olması, kronik oral irritasyon ve sigara kaynaklı olabilir.

 

Torus palatinus-Sert damağın orta kısmında sert kemiksi bir çıkıntı oluşmasıdır. Genellikle 30 yaş üstü kadınlarda görülür ve nadiren tedavi gerektirir. Uzun yıllar boyunca diş gıcırdatanlarda daha sıktır. Damak protezi gerektiğinde, protezin ağız içine uyumu için çıkarılabilir.

 

Oral kavite kanseri-Ağızda beyaz ya da kırmızı bir kabarıklık şeklinde ya da ufak bir ülser şeklinde ortaya çıkarlar. Dudak dışında, dil ve sert damakta en sık görülürler.  Boyunda ya da ağız içinde şişlik, yutma güçlüğü ya da ağrılı yutma, uzun süren ses boğukluğu ya da ağız/yüz bölgesinde uyuşukluk diğer bulguları olabilir. Sigara vb. tütün maddelerini içenlerde ve tütün çiğneyenlerde daha çok görülür. Kesin tanısı biopsi ile konur.

 

 

*Bu yazının hazırlanmasında American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery’nin web sitesindeki ilgili makaleden yararlanılmıştır.

BOĞAZ AĞRISI (SSS)

Posted on January 8, 2009 by admin.
Categories: AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI, SIK SORULAN SORULAR (SSS).
  • En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?

Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır suyu, boya maddeleri vb.) , iş icabı ya da değil sesini çok kullanan, az su içen ancak bol kahve-koyu çay-gazlı içecek tüketen kişilerdir. Bu tahrişlere bağlı olarak burun salgısı artmakta, bu durum geniz akıntısına yol açmakta, kişi devamlı boğazını temizlemekte, bu durum boğazı tahriş edip boğazdaki kabarıklıkları daha da çok arttırmakta, mukozanın harabiyeti ile mikroplara davetiye çıkarılmaktadır.

Kronik farenjiti tetikleyen gastroözofageal veya laringofaringeal reflüsinüzit gibi bir neden varsa öncelikle bunlar tedavi edilmeli, boğazı tahriş edecek sigara, yukarıda bahsedilen gıda ve kimyasallardan kaçınılmalı, bol su (günde en az 2 litre) tüketilmelidir. Ayrıca kışın ev sıcaklığı 24 C dereceyi geçmeyecek şekilde ayarlanmalı, kalorifer üzerine ıslak havlu-soba üzerine su dolu tas konularak oturulan ve uyunan ortamlar nemlendirilmelidir. Çamaşır suyu vb. ile temizlik sırasında maske kullanılmalıdır.

  • Çok sık farenjit oluyorum, artık antibiyotik içmekten böbreklerim çürüyecek. Ne yapmalıyım?

(more…)

BETA ENFEKSİYONU VE TAŞIYICILIĞI

Posted on January 7, 2009 by admin.
Categories: AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI.

 

Streptococcus pyogenes (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür.

Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20′den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) yol açabilirken, diğer tipler daha az riskli hastalıklara yol açmaktadır.

S pyogenes’in en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle boğaz kültürü (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle “taşıyıcılık” ( mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır.

Streptokok enfeksiyonları özellikle kışın ya da baharın erken dönemlerinde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak streptokoksik deri enfeksiyonlar istisna olarak yazın daha sık görülür.

Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, bu yaş grubunda en sık boğaz enfeksiyonu yapan ajandır. Özellikle de kreş ve okullarda salgınlar yapabilmektedir.

5-15 yaş arası çocuklarda ise streptokok enfeksiyonuna bağlı akut romatizmal ateş sık görülmektedir. Streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3′tür.

Streptococcus pyogenes yaralar ortaya çıkmadan 1 hafta önce sağlıklı deri üzerinde yer alabilir ve bu süre zarfında bir başkasına bulaşabilir.  

İnsandan insana S pyogenes bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır.

Farenjit için mikrobun enkübasyon süresi (vücuda girdikten sonra üreyip hastalık bulgularının ilk ortaya çıktığı döneme kadar olan süre) 2-5 gündür. Antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonra bulaştırıcılık ortadan kalkar.

Tırnak araları ve anüs etrafı bölge de bu mükrobu barındırıp impetigo denen deri enfeksiyonunun yayılmasında rol oynayabilir.  

Laboratuar tahlilleri:

  • Grup A beta hemolitik streptokok tanısı için kültür altın standarttır. Hastalık bulgularına göre boğaz, kan, beyin omurilik sıvısı, deri akıntısı ya da deri biopsisi materyali, balgam, bronşioalveoler sıvı aspirasyon materyali, abse sıvısı vb. kültürde üretilerek bu mikrop araştırılır.
  • Antistreptokokkal antikor (ASO) vb. serolojik testler de tanıya yardımcı testlerdir.  
  • Hemogram, periferik yayma, sedimentasyon, CRP gibi testler de tanı koymada yardımcı testlerdir.

Görüntüleme yöntemleri:

  • Streptokok zatürresi, eklem iltihabı, beyin absesi, akut romatizmal ateş ve glomerülonefrit tanısında çeşitli röntgenler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, ultrasonografi, ekokardiyografi, radyoizotop böbrek taraması vb. kullanılabilir.

TANI VE TEDAVİ:

Streptokoksik Farenjit:

Genel kural olarak boğaz ağrısı olan her çocuğa yukarıda sayılan tanı yöntemlerinin uygulanması gerekmemektedir. Aile bireylerinden birinde ya da okul arkadaşlarında beta-hemolitik streptokok saptanmış olması, tek başına boğaz ağrısı ve ateş olması durumunda boğaz kültürü ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda öksürük, şeffaf burun akıntısı, gözlerde kaşıntı vb. viral enfeksiyon bulguları olmaz.

Bununla birlikte küçük çocuklarda streptokoksik boğaz enfeksiyonu atipik bulgu verebilir. Örneğin hafif ateş, iştahsızlık, koyu sarı-yeşil  burun akıntısı, kusma, karın ağrısı olabilir.

Boğaz muayene edildiğinde tipik olarak bademcik ve faringeal bölgede kızarıklık, küçük dilde şişme ve kızarma, yumuşak damakta mukoza altı kanama odakları, boyun üst kısmında iki taraflı şiş-ağrılı bezeler görülür.  Bademcikler büyümüş, yüzeylerinde beyaz zarlar oluşmuştur. Dil kırmızı ve şiş olabilir. (çilek dili) Bu bulgularla birlikte deride döküntülerin varlığı kızılı akla getirir.

Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test Rapid Strep-A testidir. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95′tir.

Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Akut romatizmal ateş gelişimini önlemek üzere hastalık bulgularının ortaya çıkışından sonra tedavi 9 gün gecikmeli olarak bile başlansa etkili olacaktır.

Tedavide penisilin (alerji varsa eritromisin) ilk tercihtir. Şikayetler geçse bile 10 gün alınması gerekir.

Streptokoksik Deri Enfeksiyonu:

İmpetigo ya da tıbbi adıyla “Superficial pyoderma” en sık görülen grup A Streptococcus deri enfeksiyonudur. Düşük sosyoekonomik kültür ve buna bağlı kötü hjyen, böcek ısırması, uyuz, travma vb. sonucu deri bütünlüğünün bozulması sonrasında genellikle havanın sıcak olduğu mevsimlerde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaralar ağrısızdır ve ateş yapmaz. Çoğunlukla 2-5 yaş çocuklarda görülür. Öncelikle çevresi kızarık sivilcemsi (papüloveziküler) bir lezyon olarak başlar,  veziküller kısa zaman içinde pürülan hale geçer ve birbiriyle birleşerek kalın, bal sarısı rengi bir kabukla kaplanır. Daha çok yüzde ve el-kol-bacaklarda yerleşir. Tedavi edilmediğinde müzminleşir ve vücudun diğer kısımlarına yayılmaya başlar. Daha derin dokulara inerek ektima adı verilen yaralara yol açabilir.

Streptokokkal sellülit akut gelişip hızla yayılan bir deri-derialtı enfeksiyonudur. Genellikle yanık, travmaya bağlı yara gelişimi, cerrahi yara, zona zemininde gelişir. Tutulan bölge ağrılı, sıcak ve kızarık, kişinin genel durumu bozuktur. Hızla tanı konulup tedavisi gerçekleşmediğinde nekrotizan fasciitise (streptokoksik gangren) dönüşebilir.

Kızıl:

Genel olarak 3-12 yaş çocuklarda görülen kızıl(1-5 yaşları arasında %25, 5-10 yaşları arasında %50, 10-70 yaşları arasında %25) , 1-7 gün süren ( genellikle 2-4 gün) kuluçka döneminden sonra ani başlayan ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider.

Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 0C’ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer.

Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.

Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır.  Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur buna “perioral pallor” denir. Antekübital fossa (kol ön yüzündeki katlantı bölgesi), bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir ve buna “Pastia çizgileri” adı verilir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir.

Tanıda kızıl geçiren biriyle temas etmek önemli bir ipucudur. Boğazda mikrobun saptanması, ASO tetkiki ile de tanı netleştirilir. Tedavisinde penisilin (alerji varsa eritromisin) seçilmektedir.

Akut romatizmal ateş:

Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen ve streptokoksik enfeksiyonun yol açtığı bu komplikasyon, sadece streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocukların %3′ünde ve enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır.  Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi  http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9Fweb sayfasından edinebilirsiniz.

Akut glomerülonefrit:

Boğaz ya da deriyi tutan streptokok enfeksiyonunun 1-2 hafta sonrasında görülebilir.  Mekanizması akut romatizmal ateşteki gibidir.

KORUNMA: 

Okul ve kreşe giden çocukların %20’sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.

Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.

Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.

Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.

Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD’de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.

 

KAYNAK: http://www.emedicine.com/PED/topic2702.htm

http://www.healthcaresouth.com/pages/askthedoctor/strep.htm

http://www.aafp.org/afp/20030215/practice.html

 

 

AĞIZ KURULUĞU

Posted on May 5, 2008 by admin.
Categories: AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI.

 

Ağız kuruluğu tek başına bir tanı değil, bir bulgudur.  Bu şikayete yol açan pek çok etmen olabilir:

1.      İlaç yan etkisi olarak: Bazı depresyon ilaçları (Trisiklik antidepresan vb.), alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı epilepsi ilaçları, bazı tansiyon ilaçları (beta-bloker ve idrar söktürücü olan diüretikler ) tükrük bezlerinde üretilen salgıyı azaltarak buna neden olurlar.

2.      Radyoterapi: Baş-boyun bölgesine herhangi bir nedenle uygulanan ışın tedavisi sırasında tükrük bezlerinin harabiyetine bağlı olarak belirgin ağız kuruluğu karşımıza çıkar.

3.      Burun tıkanıklığına bağlı ağzı açık uyuma

4.      Anksiyete ve endişe: Bazı stres hormonlarının salınımı ile tükrük salgısının azalmasına bağlıdır.

5.      Dehidratasyon ve  sıvı tüketiminde yetersizlik: Yüksek ateş veya aşırı sıvı kaybına yol açan ishal vb. hastalıklarda dehidratasyon dediğimiz ileri derecede vücut sıvı eksikliğine bağlı ağız kuruluğu görülmesi normaldir. Ancak bu derecede sıvı kaybı yokken de günlük 2 litrenin altında sıvı tüketenlerde de ağız kuruluğu oluşmaktadır.

6.      Sjögren Sendromu: Eklemleri, tükrük bezlerini, gözyaşı bezlerinin tutan bir bağ dokusu hastalığıdır. Tanısında özel bazı tahliller yapılması gerekir. Gözlerdeki kuruluk Schirmer testi ile saptanabilir.

Tedavi:

Altta yatan neden saptanmışsa ağız kuruluğunun tedavisi ona yöneliktir. Örneğin ilaç yan etkisine bağlıysa bu yan etkisi en az olan ilaçla değişim veya dozun düşürülmesi önerilebilir. Dehidratasyon varsa, sıvı kaybı gerekirse damardan serum verilerek çözülebilir. Burun tıkanıklığı septum deviasyonu ya da burun eti (konka) büyüklüğüne bağlıysa, bu durum cerrahi tedavi ile çözülecektir.

Pratik Öneriler:

Neden ne olursa olsun, ağız kuruluğunu önlemede şunlara dikkat edilmelidir:

1. Sık sık su için. Yatağa giderken mutlaka başucunuza bir bardak su koyun.

2. Buz küpleri emebilir ya da çiğneyebilirsiniz.

3. Şekersiz ve nanesiz sakız çiğneyebilirsiniz.

4. Ananas parçaları ya da soğutulmuş kavun parçaları yiyerek tükrük salsını uyarabilirsiniz.

5. Kafein, kola, koyu çay, alkol tüketimini azaltınız, çünkü bu içeceklerin idrar söktürücü etkileri bulunmaktadır. Ayrıca bazı ilaçların kafein içerdiğini unutmayınız!

Yapay tükrük:
Üstte sayılan önerilerle şikayetlerinizde azalma yoksa yapay tükrük adı verilen özel sprey, jel ya da pastilleri kullanabilirsiniz.  Etkisi kısa süreli olduğu için sık sık kullanmanız gerekebilir.

Tükrük Yapımını Uyaran İlaçlar:
Bazı hastalıklarda ya da özel durumlarda tükrük bezleri fonksiyonunu tamamen yitirmemiş, sadece salgı üretimi azalmış olabilir. Bu durumda tükrük yapımı uyarılabilir:

Şekersiz  sakız tükrük üretimini ve akımını arttırmada yardımcı olacaktır.

Pilokarpin, tükrük bezlerini uyararak salgıyı arttıran bir ilaçtır. Özellikle ilaç yan etkisine bağlı ağız kuruluğunda hızlı ve oldukça iyi etki gösterir. Radyoterapiye bağlı ağız kuruluğu olanların %50’sinde pilokarpin tedavisinden iyi sonuç alınır. Ancak etkinin görülmesi en az 3 hafta, bazen 3 ay sürmektedir. Maalesef bu ilacın kendine özgü yan etkileri bulunmaktadır: terleme, sersemlik hissi, burun akıntısı, görmede bulanıklık, sık idrara çıkma. İlacı kullandıkça zamanla vücut bu yan etkilere adaptasyon göstermekte ve bu şikayetler daha az rahatsız edici boyuta inmektedir. Onun için doktorunuz önce düşük dozla tedaviye başlayıp dozu zamanla arttırabilir.  Astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), bradikardi (nabız atımında düşüklük), bağırsak tıkanıklığı, kapalı açılı glokom (göz tansiyonu) olan kişilerin bu ilacı kullanması sakıncalıdır.

(KAYNAK: http://www.patient.co.uk/showdoc/27000555)

 

GENİZ ETİ-BADEMCİK SORUNLARINDA ÖZEL DURUMLAR VE ÇÖZÜMLERİ

Posted on April 25, 2008 by admin.
Categories: AĞIZ-BOĞAZ-YUTAK HASTALIKLARI.

 

 

Adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) ve tonsillektomi (bademcik ameliyatı) en sık uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Türkiye’de net bir istatistik değerlendirme yapılamadığı için Amerika’dan örnek verirsek örneğin 1 yıl içinde 274,000 adenotonsillektomi (geniz eti ve bademciğin birlikte alınması), 144,000 tonsillektomi ve 136,000 adenoidektomi yapılmaktadır.

Bu ameliyatlar için endikasyonlar hakkında geniş bilgilendirmeyi “GENİZ ETİ AMELİYATI” , “BADEMCİK AMELİYATI” başlıklı yazılarda bulabilirsiniz. Bazı özel durumlarda ameliyat kararı verirken doktorun bir kere daha düşünmesi gerekir. Bu yazıda bu özel durumlara değinilecektir.

 

 

PERİTONSİLLER ABSE (PTA):  

Peritonsiller Abse(PTA), akut tonsillit (bademcik iltihabı) sırasında enfeksiyonun bademcik yatağına ve daha derin dokulara yayılmasıdır. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artar, yumuşak  damağı şişer, ağzını açamaz, genel durumu bozulur, tükrüğünü bile yutamaz. Konuşma tipiktir, ağzında sıcak patates varmış da konuşamıyormuş gibi boğuk bir ses çıkar. Bu durumda absenin iğneyle ya da küçük bir kesi ile boşaltılması (drene edilmesi) gerekir, hatta bazı durumlarda acil bademcik ameliyatı gerekebilir. Kişinin bu akut durumu drenaj ve yoğun antibiyotik tedavisi sonrası kontrol altına alınıp iyileşme sağlandıktan 6 hafta sonra mutlaka bademcik ameliyatı yapılması gerekir.

TEK TARAFLI BADEMCİK BÜYÜKLÜĞÜ:

Tüm kişilerde her iki bademciğin boyutları ilk bakışta aynı büyüklükte görülmeyebilir, bu durum bir bademciğin kendi yatağı içinde asimetrik yerleşimi nedeniyledir. Bu durumda doktorun her iki bademciği elle muayene ederek boyutları arasında fark olup olmadığını ayırt etmesi gerekir. Ancak bazı nadir görülen özel durumlarda bademciğin biri diğerine oranla belirgin büyük olabilir. Bunlar atipik mikobakteri ve mantar enfeksiyonları ile lenfoma ve bademcik tümörü gibi neoplastik olaylardır. Tanı bademciğin alınıp patolojik incelenmesi ile konur.    

KANAMALI BADEMCİK İLTİHABI:

Nadiren görülen bir durum olup akut tonsillit veya kronik tonsillitte görülebilmektedir. Bu durumda bademciğin yüzeyel yerleşimli damarlarından biri enfeksiyonun tahrişine bağlı açılmakta ve kanamaktadır. Tedavisi kanamanın durdurulabilmesi için koterizasyon (yakma), dikiş atma ya da damarı bağlama gibi yöntemlerin fayda etmemesi durumunda acil bademcik ameliyatı  yapmaktır.

DİL KÖKÜ BADEMCİĞİ:

Dil kökü bademciği kapsülsüz bir lenf dokusudur ve dil kökünde yerleşir. Tekrarlayan enfeksiyonlar ya da laringofaringeal reflüde büyüyen bu doku solunum sorunları yaratıp obstrüktif uyku apnesine yol açabilir. Ayrıca boğazda takılma hissi, yutkunma güçlüğü, ses tonunda kabalaşmaya da yol açabilir. Cerrahi tedavisinde karbondioksit lazer, koterizasyon, radyofrekans ya da neşterle dokunun küçültülmesi amaçlanır. 

DOWN SENDROMU:

Down sendromu, halk arasında bilinen adıyla mongolizm, genetik bir anomali (trizomi 21) sonucu zeka geriliği, düz basık yüz, küçük basık burun, kısa boyun, göz iç kısımlarında tipik kıvrımlar, anormal yapılı ve düşük yerleşimli kulaklar, dar dış kulak yolu, dilin ağıza oranla aşırı büyüklüğü ile giden bir durumdur. Bu konuda ayrıntılı bilgiyi Kadın Doğum Uzmanı Sn. Op. Dr. Alper Mumcu’nun web sitesindeki ilgili yazısından  (http://www.mumcu.com/html/article.php?sid=244) edinebilirsiniz.

Yüzün orta hattının gelişim azlığı, çenenin küçüklüğü, genizin darlığı, ağız kavitesinin küçüklüğü, dilin büyük olması ile geniz eti ve bademciğin bu yapılara oranla büyük kalması, damağın kas yapısındaki yetersizlik, gırtlak ve soluk borusu anormallikleri ve şişmanlık bu çocuklarda obstrüktif uyku apnesi (OSAS) gelişimi riskini arttıran faktörlerdir. 

OSAS, tekrarlayıcı/müzmin bademcik iltihabı, peritonsiller abse, diş-damak gelişim bozukluğu, sık orta kulak iltihabı ya da seröz otit geçirme nedeniyle Down sendromlu çocuklara adenoidektomi ve/veya tonsillektomi uygulanması gerekebilir. Akılda tutulması gereken Down sendromu olan çocuklarda olmayanlardakine oranla ameliyat komplikasyonu riskinin daha fazla olmasıdır. Bu nedenle ameliyat sonrası bu çocuklar en az 1 gün hastanede tutulmalı ve çok sıkı takip edilmelidir. 

 

YARIK DAMAK:

Submüköz yarık damak, yani damak mukozasında belirgin bir yarık olmadan sert damak kemiğinde çentiklenme ve mukoza altında yerleşen kasların birbirinden ayrık olmasına bağlı yumuşak damakta orta hatta zayıflık ve şeffaflık ile küçük dilde çatallanmayla giden özel bir yarık damak şeklidir.

“Gizli submüköz damak yarığı” ise daha az bilinen bir yarık damak şeklidir. Yumuşak damak kaslarında fonksiyon ve anatomik bozukluk bunda da mevcuttur, ancak normal ağız-boğaz muayenesi ile tanı konulamaz. Sadece genizin endoskopik (optik kamerayla) muayenesi sırasında  yumuşak damağın üst yüzeyinin kavsinde azalma, orta hatta düzleşme ya da hafif girinti görülmesi ve küçük dil kasının yokluğu ile tanı konabilir. Bu bulgulara “martı işareti” adı verilir.

Damak ve yutak yetersizliği nedeniyle burundan konuşma, sıvı ve gıdaların burundan gelmesi durumuna “velofaringeal yetmezlik” adı verilir. Yarık damaklı çocuklara adenoidektomi yapılması kontrendikedir, çünkü bu yetmezliği arttırmaktadır. Bu durumun tek istisnası OSAS’ı olan çocuklarda nasal pasajı açabilmek için kısmi geniz eti ameliyatına izin verilmesidir.

 

KAYNAK: Grand Rounds Presentation UTMB, Dept. of Otolaryngology,  January 11, 2006