BEBEĞİM DUYUYOR MU?

 

İŞİTME VE KONUŞMA ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?

İnsanlar arasındaki iletişim yolları içinde en önemlisi ve en sık kullanılanı konuşarak anlaşma yoludur. Konuşma öğrenilmiş bir davranıştır, ancak konuşmanın öğrenilmesinde en önemli unsur işitmedir. İşitme kaybı, derecesi ne olursa olsun çocuğun konuşmayı ve dili öğrenmesini etkiler.

Dil, yaşamın ilk aylarından itibaren hızla gelişmeye başlar, normal işiten bebekler 6 haftalıktan itibaren, insan sesine diğer seslerden daha fazla tepki verirler. Bebekler ilk bir yılı deneyim yoluyla çevrelerini öğrenmekle geçirir. Bir yaşından itibaren dil bilgisi açısından görece bir olgunluğa erişirler. Konuşma ve dil gelişimi ise doğumdan itibaren 4 yaşına kadar devam eder.

Çocuklarda işitme kaybı sessiz ve gizli bir engeldir. Çünkü çocuklar, özellikle bebekler iyi duyamadıklarını söyleyemezler. Fark edilmez ve düzeltilmezse konuşma ve dil gecikmesine, sosyal ve duygusal sorunlara ve okul başarısızlığına yol açar. Tanı geciktikçe olumsuz etkiler de fazlalaşır.

TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA YENİDOĞANLARDA İŞİTME KAYBI GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, her 1000 bebekten 1 ila 3′ü ileri derecede kalıcı işitme kaybı ile doğmaktadır. Buna göre Türkiye’de yılda 1800 bebek “koklear implant” yani “biyonik kulak” gerektirecek düzeyde işitme kaybıyla doğmakta, ancak bunların erken ve zamanında tespiti konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Doğduktan sonra en geç 6 ay içinde işitme engeli teşhisi konulan ve işitme cihazı uygulanıp özel eğitime alınan bebeklerin konuşma becerisi normal yaşıtlarına benzer düzeyde gelişebilmektedir.

Doğuştan işitme kayıplarının erken teşhis edilmesinin ve bu tip çocuklara erken müdahalenin öneminin belirtilmesinden sonra yine her 1000 bebekten 3′nün işitme kaybıyla doğduğu ve bu durumun en sık görülen doğumsal bozukluk olduğu saptanan Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok eyalette yenidoğan işitme tarama testleri rutin hale getirilmiştir. Aynı şekilde Avrupa Birliğine üye ülkelerin de bir kısmında yenidoğan işitme tarama testleri, rutin  tarama testleri içine alınmıştır.

Türkiye’de ise durum nasıldır? Doğuştan işitme kayıpları maalesef ülkemizde genellikle en erken 3 yaş dolayında teşhis edilebilmektedir. İşitme engeli ve erken teşhis yöntemleri hakkındaki bilgi yetersizliği ve erken teşhis sağlayan teknolojilerin yaygın olmaması, teşhis yaşını geciktirmektedir. Sağlık Bakanlığı, hastanelerde dünyaya gelen her bebeğe, taburcu olmadan işitme taramasının uygulanmasını ve bu taramalarda işitme engeli olduğu tespit edilen bebeklere gerekli müdahale ve rehabilitasyon çalışmalarının yapılmasını hedeflemektedir.

İşitme kaybı açısından riskli şu durumlarda işitme testi mutlaka yenidoğan döneminde uygulanmalıdır:  

  • Ailede sağırlık hikayesi olması,
  • 1500 gr’ın altında doğan bebekler,
  • Yüz kulak anomalisi olanlar,
  • Suni solunum ihtiyacı olanlar,
  • Sarılığın çok yüksek seyretmesi,
  • Doğumda uzun süre oksijensiz kalan bebekler.

Özellikle işitme kaybı açısından riskli bebeklerde, beklenmedik yüksek sesli gürültülerde irkilmeme, ağlamama veya herhangi bir tepki vermeme, başını seslenince o yöne doğru hareket ettirmeme, 6-12 ay arasında konuşma sesi çıkarmama, sorulduğunda tanıdık eşya veya kişileri göstermeme gibi belirtiler fark edildiğinde daha ayrıntılı işitme testlerinin yapılması gerekmektedir.

Fotoğrafın tüm hakkı Op. Dr. Seçil Totan'a ait olup, kopyalanamaz.

YENİDOĞAN BEBEKLERE İŞİTME TESTİ NE ZAMAN VE NASIL YAPILIR?                              

Tüm yenidoğan bebeklere eve gitmeden önce, hastanede işitme testi yapılması en uygunudur.

Yalnız unutulmaması gereken nokta, bunun bir tarama testi olduğu, bu testin yalnızca doğumsal işitme kaybı riski olan bebekleri belirleyebileceği ve bebeklik döneminde, daha sonradan oluşabilecek işitme kayıpları için bir garanti olmadığı ve ailenin bebeğinin nasıl diğer gelişimini takip ediyorsa, işitme duyusunu da takip etmesi gerekliliğidir.

Tarama testi olarak adlandırılan OTOAKUSTİK EMİSYON (OAE) TESTİ’nde yenidoğan bebeklerin kulaklarına belli şiddette sesler verilip, duyup duymadığı beyin dalgaları ölçülerek anlaşılır.

 
 
 

Bu test bebeğinize acı veya zarar vermez ve rahatsız edici değildir. Test genelde bebek uykudayken yapılır ve çok kısa sürer. Anestezik veya sakinleştirici herhangi bir şey kullanılmaz. Testi uygulayan kişi, bu testi sessiz bir ortamda gerçekleştirir. Bebeğin kulağının dış kısmının içine yumuşak uçlu bir alet konulduktan sonra buradan kulağa ‘klik’ sesleri gönderilir. Kulak bu sesi işittiği zaman, kulağın iç kısmı(buna koklea denir) yankı yapar. Test uzmanı bir bilgisayar aracılığıyla, bebeğin kulağının sese nasıl karşılık verdiğini görür. Testin güvenilirliği %97 oranındadır. Çocuğunuzun işitme yeteneği bu testle ve gerekirse daha ayrıntılı testlerle her yaşta kontrol edilebilir.   

Eğer tarama testi çocuğunuzun bir veya her iki kulağında güçlü ve olumlu bir karşılık göstermezse bu durum çocuğunuzun işitme kaybı bulunduğu anlamına gelmeyebilir, çünkü işitme yeteneğini kontrol etmeyi zorlaştıran bazı nedenler vardır: Bebeğinizin test sırasında ağlaması ya da sesler çıkarması, doğumdan sonra kulakta akıntı veya geçici tıkanma olmuş olması, test yapılırken arka planda başka sesler olması vb. Bu gibi bir durumda testin tekrarlanması gerekir. Test sonucu yine olumsuz çıkarsa daha ileri işitme tetkiklerine geçilecektir.

Unutmayınız, ülkemizde her yenidoğan bebeğe yapılması zorunlu kan tarama testlerinde hipotiroidi, fenilketonüri gibi hastalıkların sıklığı 100 000′de 10-30 arasında iken, yenidoğanda işitme problemi sıklığı 1000′de 1-3 arasında, yani çok daha sıktır.  Önlem alındığı takdirde, bebeğin gelişimi olumlu yönde etkilenebileceği için doğum sonrası işitme testi yaptırmak ve erken tanı çok önemlidir.

Comments are closed.