BETA ENFEKSİYONU VE TAŞIYICILIĞI

Streptococcus pyogenes (grup A beta hemolitik streptokok) bademcik iltihabı, kızıl, akut romatizmal ateş, böbrek iltihabı (akut glomerülonefrit), deri iltihapları (impetigo, nekrotizan fasciitis) gibi ciddi enfeksiyonlara yol açabilen önemli bir mikrop türüdür.

Mikrop, antijenik farklılıklarına göre grup A, B, C şeklinde alfabetik olarak adlandırılan 20′den fazla tipe ayrılmaktadır. B grup streptokoklar bebek sepsisine (kana mikrop geçmesi) yol açabilirken, diğer tipler daha az riskli hastalıklara yol açmaktadır.

S pyogenes’in en önemli özelliği, hücrelerin içine yerleşerek etki etmesidir. Bu nedenle boğaz kültürü (özel bir pamuklu çubuğu bademcik üzerindeki birikinti ve salgılara sürtüp mikrobiyolojik incelemeye tabi tutma işlemi) yapıldığında bazen saptanamayabilir. Bu da özellikle “taşıyıcılık” ( mikrobun bademcikler ve boğaz dokusunda yerleşip hastalık yapmaması ancak bulaştırıcı olma hali) adı verilen durumda antibiyotik tedavisinin başarısız olmasını açıklamaktadır. 

Streptokok enfeksiyonları özellikle kışın ya da baharın erken dönemlerinde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak streptokoksik deri enfeksiyonlar istisna olarak yazın daha sık görülür.

Yenidoğanda, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçen antikorlar sayesinde genellikle streptokok enfeksiyonu görülmez. Genellikle 3 yaş üstü çocukları tutan bu mikrop, bu yaş grubunda en sık boğaz enfeksiyonu yapan ajandır. Özellikle de kreş ve okullarda salgınlar yapabilmektedir.

5-15 yaş arası çocuklarda ise streptokok enfeksiyonuna bağlı akut romatizmal ateş sık görülmektedir. Streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonu olan bir çocukta bu hastalığın gelişme ihtimali %3′tür.

Streptococcus pyogenes yaralar ortaya çıkmadan 1 hafta önce sağlıklı deri üzerinde yer alabilir ve bu süre zarfında bir başkasına bulaşabilir.  

İnsandan insana S pyogenes bulaşımı asıl olarak tükrük, sümük gibi üst solunum yolu salgılarıyla olmakta, ayrıca yiyecek ya da sularla da bulaşabilmekteyken kedi-köpek vb. hayvanlar yoluyla bulaşma olmamaktadır.  Özellikle çocuklar havada asılı kalan burun ve ağız salgılarıyla temasla hastalanmaktadır.

Farenjit için mikrobun enkübasyon süresi (vücuda girdikten sonra üreyip hastalık bulgularının ilk ortaya çıktığı döneme kadar olan süre) 2-5 gündür. Antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonra bulaştırıcılık ortadan kalkar.

Tırnak araları ve anüs etrafı bölge de bu mükrobu barındırıp impetigo denen deri enfeksiyonunun yayılmasında rol oynayabilir.  

Laboratuar tahlilleri:

  • Grup A beta hemolitik streptokok tanısı için kültür altın standarttır. Hastalık bulgularına göre boğaz, kan, beyin omurilik sıvısı, deri akıntısı ya da deri biopsisi materyali, balgam, bronşioalveoler sıvı aspirasyon materyali, abse sıvısı vb. kültürde üretilerek bu mikrop araştırılır.
  • Antistreptokokkal antikor (ASO) vb. serolojik testler de tanıya yardımcı testlerdir.  
  • Hemogram, periferik yayma, sedimentasyon, CRP gibi testler de tanı koymada yardımcı testlerdir.

Görüntüleme yöntemleri:

  • Streptokok zatürresi, eklem iltihabı, beyin absesi, akut romatizmal ateş ve glomerülonefrit tanısında çeşitli röntgenler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, ultrasonografi, ekokardiyografi, radyoizotop böbrek taraması vb. kullanılabilir.

TANI VE TEDAVİ:

Streptokoksik Farenjit:

Genel kural olarak boğaz ağrısı olan her çocuğa yukarıda sayılan tanı yöntemlerinin uygulanması gerekmemektedir. Aile bireylerinden birinde ya da okul arkadaşlarında beta-hemolitik streptokok saptanmış olması, tek başına boğaz ağrısı ve ateş olması durumunda boğaz kültürü ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda öksürük, şeffaf burun akıntısı, gözlerde kaşıntı vb. viral enfeksiyon bulguları olmaz.

Bununla birlikte küçük çocuklarda streptokoksik boğaz enfeksiyonu atipik bulgu verebilir. Örneğin hafif ateş, iştahsızlık, koyu sarı-yeşil  burun akıntısı, kusma, karın ağrısı olabilir.

Boğaz muayene edildiğinde tipik olarak bademcik ve faringeal bölgede kızarıklık, küçük dilde şişme ve kızarma, yumuşak damakta mukoza altı kanama odakları, boyun üst kısmında iki taraflı şiş-ağrılı bezeler görülür.  Bademcikler büyümüş, yüzeylerinde beyaz zarlar oluşmuştur. Dil kırmızı ve şiş olabilir. (çilek dili) Bu bulgularla birlikte deride döküntülerin varlığı kızılı akla getirir.

Streptokoksik boğaz iltihabı tanısında en hızlı test Rapid Strep-A testidir. Bademcik üzerindeki ya da farinksin kızarık yerinden steril pamuklu çubukla alınan örnek, hızlı bir antijen testine tabi tutulup dakikalar içinde sonuç alınabilir. Ancak bu testin duyarlılığı %70-90 arası değişmektedir. Yani pozitif bir testte kültürle kontrol yapmaya gerek yoktur, ancak sonuç negatif ise boğaz kültürü yapılarak doğrulanması gerekir. Boğaz kültürü, alınan materyalin özel besiyerlerinde üretilip gerekirse antibiyotik duyarlılığının da incelenmesini içerir ki 48 saatten önce sonuç alınamamaktadır. Doğru yerden alınmışsa testin duyarlılığı %90-95′tir.

Kişinin muayene bulgularına dayanarak kültür sonucunu beklemeden antibiyotik başlanabilir, kültürde streptokok yoksa kesilir, varsa devam edilir. Akut romatizmal ateş gelişimini önlemek üzere hastalık bulgularının ortaya çıkışından sonra tedavi 9 gün gecikmeli olarak bile başlansa etkili olacaktır.

Tedavide penisilin (alerji varsa eritromisin) ilk tercihtir. Şikayetler geçse bile 10 gün alınması gerekir.

Streptokoksik Deri Enfeksiyonu:

İmpetigo ya da tıbbi adıyla “Superficial pyoderma” en sık görülen grup A Streptococcus deri enfeksiyonudur. Düşük sosyoekonomik kültür ve buna bağlı kötü hjyen, böcek ısırması, uyuz, travma vb. sonucu deri bütünlüğünün bozulması sonrasında genellikle havanın sıcak olduğu mevsimlerde sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaralar ağrısızdır ve ateş yapmaz. Çoğunlukla 2-5 yaş çocuklarda görülür. Öncelikle çevresi kızarık sivilcemsi (papüloveziküler) bir lezyon olarak başlar,  veziküller kısa zaman içinde pürülan hale geçer ve birbiriyle birleşerek kalın, bal sarısı rengi bir kabukla kaplanır. Daha çok yüzde ve el-kol-bacaklarda yerleşir. Tedavi edilmediğinde müzminleşir ve vücudun diğer kısımlarına yayılmaya başlar. Daha derin dokulara inerek ektima adı verilen yaralara yol açabilir.

Streptokokkal sellülit akut gelişip hızla yayılan bir deri-derialtı enfeksiyonudur. Genellikle yanık, travmaya bağlı yara gelişimi, cerrahi yara, zona zemininde gelişir. Tutulan bölge ağrılı, sıcak ve kızarık, kişinin genel durumu bozuktur. Hızla tanı konulup tedavisi gerçekleşmediğinde nekrotizan fasciitise (streptokoksik gangren) dönüşebilir.

Kızıl:

  Genel olarak 3-12 yaş çocuklarda görülen kızıl(1-5 yaşları arasında %25, 5-10 yaşları arasında %50, 10-70 yaşları arasında %25) , 1-7 gün süren ( genellikle 2-4 gün) kuluçka döneminden sonra ani başlayan ateş, kusma, baş ağrısı, farenjit, titreme, karın ağrısı bulguları ile gider.

Ateş genellikle aniden yükselir ve 2. günde  39.6-40 0C’ye ulaşabilir. Tedavi edilmezse 5-7 gün içinde ateş normale döner. Penisilin tedavisi başlanırsa ateş 12-24 saat içinde düşer.

Bademcikler kızarık, şiş ve üzeri beyaz zarla kaplıdır. Dil üstünde başlangıçta beyaz bir örtü ve onun altından çıkan kırmızı ödemli papillalar, beyaz çilek manzarasını oluşturur. 1-2 gün sonra beyaz örtü kaybolur ve dil, kırmızı çilek manzarasına döner. Damak ve küçük dil kırmızı ve ödemlidir.

Döküntü yaygın noktalı kızarıklık tarzında olup, kırmızı, noktasal ve ince sivilceler şeklinde görülür. Döküntüler koltuk altından, kasıklardan ve boyundan başlar. İğne başı büyüklüğündeki döküntüler 24 saat içinde tüm vücuda yayılır.  Döküntüler birleşerek yaygın bir hal alır. Alın ve yanaklar kırmızıdır, ağız çevresi ve çene soluktur buna “perioral pallor” denir. Antekübital fossa (kol ön yüzündeki katlantı bölgesi), bilek, kasık, boyun gibi bölgelerdeki döküntüler, basmakla solmayan kırmızı çizgiler şeklindedir ve buna “Pastia çizgileri” adı verilir. Ciddi olgularda karın bölgesi, el ve ayaklarda küçük veziküler (uçuk gibi) lezyonlar görülebilir. Birinci hafta sonunda soyulma, yüzden ince kepeklenme tarzında başlar, gövdeye en son olarak el ve ayaklara yayılır. Soyulmanın süresi ve yaygınlığı, döküntünün şiddetine bağlıdır, 6 hafta kadar sürebilir.

Tanıda kızıl geçiren biriyle temas etmek önemli bir ipucudur. Boğazda mikrobun saptanması, ASO tetkiki ile de tanı netleştirilir. Tedavisinde penisilin (alerji varsa eritromisin) seçilmektedir.

Akut romatizmal ateş:

Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen ve streptokoksik enfeksiyonun yol açtığı bu komplikasyon, sadece streptokoksik boğaz enfeksiyonu olan çocukların %3′ünde ve enfeksiyondan 2-4 hafta sonra ortaya çıkmaktadır.  Mikrobun yapısında barındırdığı bir proteine karşı vücudun ürettiği antikorların, benzer protein yapısındaki vücut hücrelerine saldırıp harap etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi  http://tr.wikipedia.org/wiki/Akut_Romatizmal_Ate%C5%9Fweb sayfasından edinebilirsiniz.

Akut glomerülonefrit:

Boğaz ya da deriyi tutan streptokok enfeksiyonunun 1-2 hafta sonrasında görülebilir.  Mekanizması akut romatizmal ateşteki gibidir.

KORUNMA: 

Okul ve kreşe giden çocukların %20′sinde herhangi bir hastalık olmadan aylarca boğazda beta mikrobu taşıyıcılığı olabilir.  Her taşıyıcının, şikayeti olmadıktan sonra mutlaka tedavi edilmesi gerekmemektedir. Hatta nezle-grip gibi viral bir enfeksiyon geçiren bir taşıyıcı çocuğa yapılan boğaz kültüründe streptokok saptanması, aslında viral enfeksiyon tedavisi alması gereken çocuğa boşu boşuna antibiyotik yüklenmesine yol açabilmektedir. Streptokok taşıyıcıları bulaştırıcı değildir ve çocukta herhangi bir enfeksiyon gelişmedikten sonra akut romatizmal ateş vb. de yapmaz. Ancak evdeki bireylerin sık streptokok enfeksiyonu geçirmesi durumunda taşıyıcı konumundaki çocukların da tedavi edilmesi gerekir.

Diş fırçaları iyi yıkanmadığında 15 gün süreyle bu mikrobu barındırabilir. İyi bir yıkama sonrası, aktif streptokok enfeksiyonu olan bireyin diş fırçasında 3 gün kadar yaşayabilen bu mikrop, antibiyotik etkisi başladıktan sonra kişiyi tekrar enfekte edemez.

Aile fertlerinden birinde streptokok enfeksiyonu saptandığında, riskli hastalığı olan (akut romatizmal ateş, böbrek sorunları, kalp kapakçık hastalığı, kanser vb. olan) diğer fertlerden boğaz kültürü alınarak mikrop saptananların da tedavi altına alınması gerekir. Sağlıklı bireylerden kültür alınması ya da bu kişilerin koruyucu ilaç almaları gerekmez.

Akut romatizmal ateş veya romatizmal kalp hastalığı olduğu bilinen kişilerin akut streptokok enfeksiyonlarından korunması için her 3-4 haftada bir penisilin iğnesi olması önerilir.

Streptokok türleri için halen bazı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Pnömokok aşısı, streptococcus pneumonia mikrobunun yol açtığı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürreye karşı korumak amacıyla 6 hafta-9 yaş arası çocuklarda uygulanmaktadır. ABD’de rutin olarak uygulanmakta olan bu aşı bebeklik döneminde 2. aydan başlayarak  en az 1 ay ara ile 3 doz ve 1 yıl sonra tekrar dozu olmak üzere 4 kez yapılır. Diğer yaş grupları için farklı aşılama programı uygulanmaktadır.

KAYNAK: http://www.emedicine.com/PED/topic2702.htm

http://www.healthcaresouth.com/pages/askthedoctor/strep.htm

http://www.aafp.org/afp/20030215/practice.html

BOĞAZ AĞRISI

  • En ufak soğuk su içsem ya da cereyanda kalsam hemen boğazlarım şişiyor! Doktora gittim, müzmin farenjit dedi. Ben bu hastalıktan kurtulamayacak mıyım?
 

 

Müzmin yani kronik farenjit, yutak bölgesinde kaldırım taşını andıran kabarıklıklarla giden ve mikrobik olmayan bir boğaz rahatsızlığıdır. Bu kişiler genellikle aktif/pasif sigara içen, limon-sirke-turşu, acı ve baharatlı gıdalar tüketen, kimyasal gazlara fazla maruz kalan (çamaşır suyu, boya maddeleri vb.) , iş icabı ya da değil sesini çok kullanan, az su içen ancak bol kahve-koyu çay-gazlı içecek tüketen kişilerdir. Bu tahrişlere bağlı olarak burun salgısı artmakta, bu durum

geniz akıntısına yol açmakta, kişi devamlı boğazını temizlemekte, bu durum boğazı tahriş edip boğazdaki kabarıklıkları daha da çok arttırmakta, mukozanın harabiyeti ile mikroplara davetiye çıkarılmaktadır.

Kronik farenjiti tetikleyen gastroözofageal veya laringofaringeal reflü, sinüzit gibi bir neden varsa öncelikle bunlar tedavi edilmeli, boğazı tahriş edecek sigara, yukarıda bahsedilen gıda ve kimyasallardan kaçınılmalı, bol su (günde en az 2 litre) tüketilmelidir. Ayrıca kışın ev sıcaklığı 24 C dereceyi geçmeyecek şekilde ayarlanmalı, kalorifer üzerine ıslak havlu-soba üzerine su dolu tas konularak oturulan ve uyunan ortamlar nemlendirilmelidir. Çamaşır suyu vb. ile temizlik sırasında maske kullanılmalıdır.

  • Çok sık farenjit oluyorum, artık antibiyotik içmekten böbreklerim çürüyecek. Ne yapmalıyım?

Mikropların boğazda yutak bölgesini tutmasına akut farenjit denilmektedir. Beraberinde bademcik iltihabı (tonsillit) olabilir ya da olmayabilir. Bu durumda kişinin boğaz ağrısı artmakta, hafif kırgınlık ve ateş (38 dereceyi geçmeyen), yutkunurken acıma, boğazda kuruma ortaya çıkmakta, zaman zaman boğazdan kulağa vuran ağrı, gıcık öksürüğü, geniz akıntısı da buna eklenmektedir. Bu tabloyla karşılaşıldığında hastaların genellikle yaptığı en büyük yanlış hemen eczaneden antibiyotik alıp kullanmaktır! Halbuki farenjite yol açan mikrop türü bakteri olmadıktan sonra (ki bu durumda kişi yataktan kalkamayacak kadar hastadır, ateşi koltuk altından ölçmekle 38 dereceyi geçmektedir, eklemleri ağrır, boyunda ağrılı bezeleri olur) antibiyotik (adı üstünde bakteri öldüren ilaç demek!) kullanmak boşuna olacaktır! Virüsler (yani nezle-grip yapan mikroplar) antibiyotikler tarafından yok edilemezler!!! Onun için lütfen her seferinde ateşinizi takip ediniz ve bir Kulak Burun Boğaz uzmanına görününüz.

  • Kızımın bademcikleri çok sık iltihaplanıyor, her seferinde yatak döşek yatıyor, ateşi 40′lara kadar çıkıyor. Sizce ameliyat olmalı mı?

Bademcik ameliyatı kararını vermede 2 temel kriter vardır.:

Kesin ameliyatı gerektiren durumlar: Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması, bademcik etrafında apse (Peritonsiller apse), kötü huylu tümör şüphesi, çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.

 Göreceli ameliyatı gerektiren durumlar:Çocuklarda son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 ‘şer defa veya son üç yılda yıl başına   3 ‘er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi -Erişkinlerde yılda en az 3 kez bademcik iltihabı geçirilmesi, difteri (kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları, kalp kapak bozukluğu olan kişiler, bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.

Eğer kızınızın durumu bu iki kriterdekilerden herhangi birine uyuyorsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurup ameliyat kararını birlikte almanızı öneririm.

  • Çok sık farenjit oluyorum, bademciklerimi aldırsam rahatlar mıyım?

Bademcik iltihabı sıklığı yukarıda belirttiğim gibi erişkinde yılda 3′ü geçmiyorsa ya da peritonsiller abse, bademcik taşı, tümör şüphesi yoksa, bademciklerin alınmasına gerek yoktur. Sık farenjit geçirmeye yol açan etkeni saptamak üzere gerekli tetkikleri yaptırmalı (boğaz kültürü, reflü ve sinüzitin olup olmadığının araştırılması vb.), eğer kronik farenjitiniz varsa yukarıda belirttiğim önerilere uymalısınız.

  • Çocukken bademcik ameliyatı olmuşum, o yüzden çok sık farenjit oluyorum. Olmasaymışım keşke, ne dersiniz?

Bu sözünü ettiğiniz durum halk arasında yanlış inanılan konulardan biridir. Bademciği alınmış ya da alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını arttırmamaktadır. Kronik farenjitiniz olma ihtimali yüksektir. Lütfen yukarıda bu konuda yazdığım yanıtı okuyunuz, kronik farenjitin tetiklenmesini sağlayan tahriş nedenlerinden uzak durunuz.

ANİ İŞİTME KAYBI (AİK)

 

Ani işitme kaybı, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları içinde en gizemli, en kafa karıştırıcı, en tartışmalı olanlarından biridir. Her yıl Amerika’da yılda 4000 kişi bu durumu yaşamaktadır. Her yaş grubunu tutabileceği gibi, en sık olarak 30-60 yaş arasında görülmektedir. 

AİK’yı tanımlarsak, 3 günden kısa sürede, birden, çoğunlukla tek taraflı ortaya çıkan, işitme testinde (odyometri) bağlantılı en az 3 frekansta ortalama 30 dB’den (desibel=ses şiddet birimi) fazla kayıp olmasıdır (30 dB fısıltı sesinin şiddetidir). %50 hastada beraberinde dengesizlik veya başdönmesi olabilir. Kulak Burun Boğaz’ın acillerinden biridir!!! 

Kişi işitmesinin azaldığını çoğunlukla sabah kalktığı anda, telefonu o kulağına tuttuğunda ya da eşlik eden tıkanıklık ya da çınlama sesinden rahatsız olma sonucu fark eder. 

AİK’ya yol açabilecek yüzlerce neden vardır. Çoğu kişide neden saptanamaz, sadece %10-15 kişide buna yol açan belli bir etken bulunabilir. 

  

AİK’ya en sık yol açan nedenler şunlardır: 

  1. Enfeksiyonlar (grip, orta kulak iltihabı, menenjit vb.)
  2. Kafa travması ve yüksek basınca maruz kalma
  3. Ani gürültüye maruz kalmak (kulak önünde aniden çalan yüksek desibelli cep telefonu sesi, kulağa yakından düdük, korna vb. öttürmek, kulaklıkla müzik dinlerken sesin aniden yükselmesi, kişinin çok yakınında maytap, havai fişek, silah patlaması olması, vb.)
  4. İmmünolojik hastalıklar (Lupus, Cogan sendromu vb.)
  5. Ototoksik (kulağa zararlı) ilaç kullanımı (yüksek doz aspirin, bazı kanser ve romatizma ilaçları, gentamisin türü antibiyotikler vb.)
  6. Dolaşım ve pıhtılaşma sorunları
  7. Toksik nedenler (yılan ısırması vb.)
  8. Nörolojik nedenler (multipl skleroz=MS, akustik nörinom vb.)
  9. Meniere Hastalığı

Eğer bu nedenlerden hiçbiri saptanmamışsa, idiyopatik (nedeni bilinmeden ortaya çıkan) AİK tanısı konulur. 

Tanı: 

Öykü, işitme tetkikleri ve gerekirse bazı laboratuar testleri, beyin MR, vb. radyolojik tetkiklerle ayırıcı tanı yapılarak konulur. 

Tedavi: 

Kişinin olay ortaya çıktıktan sonra ne kadar kısa sürede Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurduğu, tedaviden alınacak yanıtı o kadar etkilemektedir!!! 

Nedeni çoğunlukla saptanamadığı için tedavisi ampiriktir ve farklı tedavi modaliteleri bulunmaktadır. İlk uygulanan tedavi kortizondur. Bu sayede işitme hücrelerindeki ödem giderilmekte ve can çekişmekte olan hücrelerin beslenip oksijenlenmesi hedeflenmektedir. Kortizon kullanımı sırasında tuz kısıtlaması da yine aynı nedenle önemlidir. Yine tedavide damar genişleticiler, kan sulandırıcılar, plazma genişleticiler, idrar söktürücüler, çeşitli vitaminler (özellikle B kompleks ve A) kullanılabilmektedir. Bu dönemde kişi gürültüden korunmalıdır. 

Son zamanlarda başlangıçta tedaviye ek olarak ya da medikal tedaviden fayda görmemiş/ geç başvurmuş kişilerde Hiperbarik Oksijen Tedavisi de oldukça etkili bir tedavi şeklidir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayınız…  

Kişinin yaşı, ek sağlık sorunları olup olmaması, sigara-alkol kullanımı olup olmaması, mesleki anlamda devamlı gürültüye maruz kalıp kalmaması gibi pek çok faktör, tedaviye verilen yanıtı değiştirebilmektedir. Bazı hastalarda işitme kaybı tamamen tedavi edilebilmekteyken, bazılarında tedaviye rağmen kalıcı olabilmektedir. 

Yukarıdaki tüm bilgilerin sonucunda şunu söylemek lazım: İşitmenizde kısmen de olsan bir azalma, 24 saati geçen devamlı çınlama gibi bir şikayetiniz varsa, çoğu hastamızın yaptığı gibi, “Kulak kiridir, dur bakalım 1-2 gün bekleyeyim” demeyip, EN ACİL ŞEKİLDE bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurunuz!!! 

KAYNAKLAR: 

  1. Sudden Sensorineural Hearing Loss , James O. Fordice, MD, November 18, 1993, BCM Bobby R. Alford Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery
  2. http://www.nidcd.nih.gov/health/hearing/sudden.asp, NIH Pub. No. 00-4757, Updated March 2003

*Yazının tüm hakları Op. Dr. Seçil Totan’a ait olup hiçbir şekilde kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.