GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-SES:

Posted on March 4, 2010 by admin.
Categories: GERİATRİK KBB.

YAŞA BAĞLI SES DEĞİŞİKLİKLERİ

Yazar: Michael S. Benninger, M.D.
Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery, Henry Ford Hospital, MI
Jean Abitbol, M.D.
Chief Medical Officer, Faculty of Medicine, Paris-France

İnsan sesinin esnekliği düşüncelerimizi, duygularımızı, sevinçlerimizi, korkularımızı yansıtabilecek özellikte olması nedeniyle tüm yaşayan varlıklardan bizi ayırmaktadır.

Her bireyin sesi kendine özeldir ve bir nevi imzası gibidir. Antik Yunan’da sesin kişinin karakteri için çok önemli olduğunu ifade etmek için sesin kalpten çıktığına inanırlardı.

Ancak bu kadar özel olan ses, maalesef ki yaş ilerledikçe vücutta ortaya çıkan hormonal, nörolojik vb. bazı değişikliklerden etkilenmekte ve niteliğini değiştirmektedir. En yetenekli ve elit ses sanatçıların çok çok azı 50-60′lı yaşlardan sonra bazı zor parçalarda performanslarını devam ettirebilmektedir. Kişiler 80-90′lı yaşlara eriştiğinde, ses aralığındaki kaybın yanısıra sesin gücü azalmakta ve kadın-erkek sesi arasındaki fark da yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.

Sesin fizyolojisi:
Ses telleri adı verilen, aslında sanılanın aksine hiç de elektrik kabloları gibi bir anatomiye sahip olmayan mukozal 2 katlantı, sesin titreştirilmesinden sorumlu organlardır. Konuşma ve şarkı söyleme sırasında sese esnekliğini veren ses telleri, ses kutusu adı verilen larinks organının bütünüyle hareketi ile bunu gerçekleştirmektedir. Bunun dışında yüz yapısı, sinüsler ve göğüs kafesi de rezonatörler (sesin yankılanmasını sağlayan organlar) olarak sesin rengini ve karakterini verirler.
Bu 3 yapıya ek olarak vücudun pek çok alanı da sesin niteliğini etkiler. Örneğin çene ya da boyundaki gerginlik sesin esnekliğini azaltıp seste yorgunluğa yol açar. Kişi dik durduğunda ses en güçlü formuna ulaştığı için, kas-iskelet sorunları olan kişilerde de ses olumsuz etkilenir. Bunun yanısıra, diyafram (göğüs kafesi ile karın boşluğunu birbirinden ayıran kastan oluşan zar) ve karın bölgesindeki kramp, bağırsak sorunları gibi durumlar da sesi bozabilir. Psikolojik sorunları olan kişilerde kişinin ses tonundaki kendine güven kaybolacağından, daha zayıf ve titrek bir ses oluşmaktadır. Nörolojik sorunları olan kişilerde de tüm bu organların çalışmasını sağlayan sinirlerdeki sorunlar ses kalitesini bozmaktadır.

Yaşlanmanın Larinks ve Ses Tellerine Etkisi:
Larinks, kıkırdaktan oluşan bir yapıdır ve hayatın ilk anlarından itibaren olgunlaşma sürecine başlayıp hayatın sonuna kadar bunu devam ettirebilen bir organdır. Yaş ilerledikçe kemikleşme başlar ve buna bağlı olarak daha sert bir yapı haline gelir. Ses tellerinin 3 boyutlu hareketini sağlayan larinks içi eklemlerde de bu sertleşmeye bağlı hareket kısıtlılığı başlar ve ayrıca kas yapısı da yaşa bağlı zayıfladıkça ses telleri kütlesinde azalma gerçekleşir. Ses telleri hafifçe yaylanır ve bu da konuşma sırasında bazı seslerde ses tellerinin birbiriyle tam olarak yakınlaşmasını engeller ve aradaki boşluktan olan hava kaçağına bağlı daha “soluklu” bir ses karşımıza çıkar.

Ses tellerinin titreşebilmesi için ses telleri yüzeyinde nemlilik olması gerekir. Yaş ilerledikçe tükrük salgısının azalmasına bağlı ortaya çıkan ağız kuruluğunun yanısıra ses telleri üzerindeki tabakada da kuruma gerçekleşir. Bu da titreşimin dalga hareketi şeklindeki esnekliğini kaybettiren önemli bir faktördür. Bunu önlemek adına günde 2-3 litre su tüketilmesi önerilmektedir.

Yaşlanmaya bağlı Ses Tellerini Etkileyen Nörolojik Olaylar:
Larinksin ve sesin ortaya çıkmasında yardımcı organların oldukça sofistike ve koordineli hareketi, kompleks bir sinir ağı sayesinde olmaktadır. Yaş arttıkça bu sinir liflerindeki uyarı iletim hızı azalmakta ve kasların birbiriyle uyumu bozulmaktadır.

Yaş ilerledikçe en sık karşılaşılan ses sorunu seste titremedir. Herhangi bir nedene bağlı olmaksızın gelişebileceği gibi (Primer Vokal Tremor), Parkinson vb. bazı hastalıklar nedeniyle de oluşabilir. Bunun yanısıra ses tellerinde felce yol açan nöromüsküler paraliziler, ses teli eklem hareket bozukluğu gibi hastalıklar yaş ilerledikçe daha çok karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda erken tanı konması, ses fonksiyonlarının geri kazanılmasında oldukça önemlidir.

Gastrointestinal Sistem Hastalıkları ve Ses:
Ses tellerini negatif olarak etkileyebilen en sık karşılaşılan gastrointestinal sistem hastalığı Reflü’dür. Reflü her yaşta karşımıza çıkabileceği gibi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı artmaktadır.

Solunum Hastalıkları ve Ses:
Sesin oluşturulma sürecini nefes alıp vermek başlatır. Akciğer ve göğüs kafesine ilişkin hastalıklar solunum kapasitesini azaltıp yetkin bir konuşma ve şarkı söyleme için gerekli solunumsal desteği ve kontrolü sınırlandırmaktadır.

Hormonal Sorunlar ve Ses:
Tiroid hormonu:
Kişi yaşlandıkça, tiroid hormon salınımında azalma meydana gelir ki, bu hormon kasların enerjisini ve dokuların nemliliğini sağlamada oldukça önemlidir. Menapoz ya da andropoza bağlı Presbifoni’de (yaşlılığa bağlı ses bozukluğu) tiroid hormonlarının kontrol altında tutulması gerekir.
Progesteron:
Progesteron yumurtalıklar tarafından salgılanan ve sadece üreme fonksiyonunda görevli olduğu sanılan bir hormondur. Halbuki Gago tarafından yapılan bilimsel çalışmalarda bu hormonun sinir hücreleri tarafından da salındığı gösterilmiştir. Çünkü progesteron, sinirlerin etrafını çeviren koruyucu bir tabaka olan Myelin’in yapımını aktive etmektedir ve bu sayede sinir hücresini koruyucu etkiye sahiptir. Myelinle kaplı sinirler uyarıları daha iyi ve daha hızlı iletirler. Menapoz döneminde, progesteron hormon yapımındaki azalma, myelin kılıfının yapımında azalmaya ve bunun sonucunda sesin özellikle şarkı söyleme esnasındaki kontrolünde azalmaya yol açmaktadır.
Menapoz:
Menapozda östrojen seviyesinin azalması, ses tellerini kaplayan mukus tabakasının kalınlaşması ve bunun sonucunda ses tellerinin tonüsünü ve kontürünü kaybetmesine, bu da kadın sesinin derinleşip kalınlaşarak erkek sesine dönüşmesine neden olmaktadır.
Andropoz:
Testislerden üretilen androjenler vücutta kan akımını hızlandırmakta ve oksijenlenmedeki bu artış sayesinde kasların performansı artmaktadır. 70′li yaşlarda andropoz denilen androjen hormon eksikliğinde, larinks kaslarının yeterli çalışmaması ses bozukluğuna neden olmaktadır. Prostat büyüklüğü ya da kanseri vb. bir engel durum yoksa, androjen tedavisi ses tellerinin şeklini düzeltmede, kasların eski tonüsüne kavuşmasını sağlamada ve bu sayede daha güçlü bir sesin sağlanmasında oldukça yardımcı bir yöntemdir.

Yaşlanan Sesin Paradoksu:
Kadınlarda menapoz döneminde hormonal dengedeki androjen lehine kayma nedeniyle her iki ses teli zamanla atrofiye uğrar. Ses tellerinin üzerini kaplayan müköz tabaka incelir ve dehidrate olur. Bunun sonucunda ilk olarak sesin aralığı daralır, yüksek harmonikler kaybolur, ses güçsüzleşir ve çabuk yorulur. Tedavisinde hormon replasman tedavisi, ses koruyucu beslenme ve yaşam tarzı, ses terapisi, ses tellerinin kalınlaştırılması için ses telleri içine bazı maddeler enjekte edilmesi gibi seçenekler bulunmaktadır.

Erkeklerde de benzer mekanizmayla ortaya çıkan ses bozukluklarında, prostat hipertrofisi vb. engel bir durum yoksa hormon replasman tedavisi, ses terapisi, düzenli egzersiz ve konuşma önerilmektedir.
Bunun yanısıra ek nörolojik hastalıkların tedavisi, reflü tedavisi, sigara ve irritanlardan kaçınma, bol sıvı tüketimi, nemlendirme ve kısa süreli balgam söktürücü kullanımı da bu tedavilere eklenmelidir.

Önemli olan ses bozulmadan koruyucu önlemleri çok daha genç yaşlarda alabilmektir. Bu da düzenli spor, bol sıvı alımı, ses tellerinin nemlendirilmesi ve yağlandırılması için özel spreylerin kullanımı, diş bakımı, dengeli beslenme, C vitamini, E vitamini, magnezyum kullanımı ve sigara gibi tütün maddelerinin tüketilmemesi ile sağlanabilecektir.

KAYNAK:
1. American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm

GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-BAŞ-BOYUN KANSERLERİ

Posted on February 24, 2010 by admin.
Categories: GERİATRİK KBB.

 

KEMOTERAPİ-RADYOTERAPİ SONRASINDA YAŞAM KALİTESİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER

Yazar: Marilene B. Wang

MD, Associate Professor, UCLA School of Medicine

 

Günümüzde baş-boyun kanserleri cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi pek çok tekli/kombine tedavi modaliteleri uygulanıyor olsa da diğer kanser tiplerine oranla en düşük 5 yıllık sağ kalım oranına sahip kanser tiplerindendir.

Son 10 yılda ilerlemiş baş-boyun kanserlerinin tedavi algoritminde belirgin değişiklikler olmuştur. İleri evre gırtlak kanserinin günümüzdeki tedavi protokolünde ya organ koruma (gırtlak alınmadan) yani kemoterapi+radyoterapi (CRT) ya da gırtlağın tamamen çıkarılması (total larenjektomi) sonrası radyoterapi uygulanmaktadır. Ayrıca orofarinks (boğaz) ve hipofarinks (yutak) kanserlerinde de kemoterapi+radyoterapi uygulanmaktadır.

 CRT protokolleri her ne kadar organ koruma sağlasa da kişinin yaşam kalitesinde (quality of life=QOL) bazı sıkıntılı değişiklikler yaratabilmektedir. QOL hasta anketleriyle değerlendirilmektedir. Ankette hastaların verdiği bilgiler psikolojik, sosyal, mesleki ve fiziksel donelere göre (örneğin ağrı, dış görünüm, günlük aktivite, boş zamanlarını değerlendirme, yutma, çiğneme, konuşma, omuz hareketinde rahatlık, tat, tükürük miktarı, ruh hali, endişe) puanlanır ve elde edilen rakam yüksekse kişinin yaşam kalitesi de yüksek demektir, düşük ise kişinin tedavi sonrası yaşam kalitesi o oranda düşmüş demektir.

Baş-boyun kanserli kişilerin, genellikle uzun yıllar sigara ve/veya alkol kullanımına bağlı ek sağlık sorunları (kronik akciğer hastalığı, koroner arter hastalığı vb.) olmaktadır. Yutak bölgesini tutan kanserlerde, yutma sorunlarına bağlı kilo kaybı ve malnütrisyon karşımıza çıkabilmektedir. Ek olarak şeker hastalığı gibi bir faktörün varlığında sorunlar daha da büyümektedir.

Baş-boyun bölgesinde, özellikle ağız tabanı ve yutak bölgesi tümörleri, belli bir büyüklüğe ulaşmadan belirgin semptom vermedikleri için maalesef ki erken tanıda gecikilebilen tümörlerdir. Bu da prognozu oldukça etkilemektedir.

CRT (kemoradyoterapi) SONRASI ERKEN DÖNEM SORUNLARI:

En sok karşılaşılan sorun mukozittir (ağız-boğaz bölgesinde yaralar oluşması), bu da bazen tedaviye ara verdirecek kadar şiddetli olabilir. Ayrıca kansızlık, lökosit sayısında azalmaya bağlı enfeksiyonlara yatkınlık, enfeksiyon ortaya çıktığında buna bağlı komplikasyonlar, böbrek toksisitesi, işitme sinirinin kemoterapiden etkilenmesi (ototoksisite), deri değişiklikleri (radyasyon yanığı vb.), halsizlik ve kilo kaybı da erken dönem sorunlarındandır.

CRT (kemoradyoterapi) SONRASI GEÇ DÖNEM SORUNLARI:

Erken dönemde ortaya çıkan pek çok sorun, tedavi bittikten sonra şiddetini yitirmektedir. Yayınlara göre tedaviden 6-12 ay sonra QOL skorları tedavi öncesi skorlama derecelerine yaklaşmaktadır. Ancak geç dönemde hastaların yaşadığı sorunların başında da ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü gelmektedir. Bu da hastaların %50’sinde normal beslenmeye geçişi güçleştirmektedir. Hatta bazı hastalar uzun süre nazogastrik tüpten (burundan mideye yerleştirilen yumuşak beslenme tüpü) beslenmek zorunda kalmaktadır.

Ağız kuruluğunu gidermek üzere, CRT sırasında Amifostine (ETHYOL®) adı verilen ilacın kullanılması önerilmektedir. Amifostine, hücre koruyucu bir ilaç olup, kemoterapiden veya radyoterapiden 30 dk önce kol damarından serum şeklinde uygulanır. Uygulama sonrası bu ilacın özellikle tükrük bezlerinde fazlaca biriktiği ve bu sayede ağız kuruluğunu azalttığı ifade edilmektedir.

Türkiye’de bu ilaç, SGK önergesine göre, 3 uzman hekim tarafından düzenlenen ve tedavi protokolünü gösterir sağlık kurulu raporuna dayanılarak sadece ruhsatlı endikasyon alanlarında kullanılabilen ve uzman hekimlerce reçetelendirilecek  ilaçlar listesindedir. Ayaktan kemoterapi yapılacak kanserli hastalara tedavi protokolünü gösterir uzman hekim raporuna dayanılarak kür tanımına uyacak tedavi uygulanıyor ise bir kürlük, kür tanımına uymayan tedavi uygulanıyor ise en fazla 3 aylık dozda ilaç verilebilmektedir. *

Diğer geç dönem sorunları ağrının devam etmesi, ses kısıklığı, tat duyusunda azalma ve çiğnemede zorluktur.

SONUÇ:

Hekimlerin baş-boyun kanserli hastaların tedavisinde hangi tedavi protokolünün daha uygun olacağını belirlemede hastayla birlikte karar verebilmeleri adına, hastalarına muhtemel erken dönem ve geç dönem yan etkilerini ayrıntılı anlatarak hastayı hazırlamaları, olabildiğince bu yan etkilere karşı önlem almaları, sonrasında bunlar geliştiğinde ise yeterli destek tedaviyi sağlayabilmeleri hastanın tedavi sonrası yaşam kalitesini oldukça olumlu anlamda etkileyen bir faktördür.

 

 

KAYNAK:

  1. American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm

  2. *http://istanbul.sgk.gov.tr/sss/index.php?action=article&cat_id=001&id=23379

 

 

 

 

 

 

GERİATRİK KBB HASTALIKLARI-İŞİTME:

Posted on January 28, 2010 by admin.
Categories: GERİATRİK KBB.

 

YAŞA BAĞLI İŞİTME KAYBINDA CERRAHİ NE GİBİ DURUMLARDA UYGUNDUR?

Yazar: Brian W. Blakley, MD, Phd, FRCSC

Department Head,

University of Manitoba, Health Sciences Center,

Winnipeg, Canada

 

Klasik KBB Eğitimi’nde ileti tipi işitme kaybında cerrahi, sinir tipi işitme kaybında ise işitme cihazı öneriniz der. (İleti tipi ve sinir tipi işitme kayıpları hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.) Son dönemde, bilgisayarların günlük hayatımıza girmesi ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu yaklaşım değişmektedir. Sinir tipi işitme kaybında, işitme kaybının derecesi ve yerine göre seçilebilen bazı yeni tedavi modelleri şunlardır:

  1. Koklear implant ve beyin sapı implantı,

  2. İmplante edilebilir işitme cihazları,

  3. Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları,

  4. Yarı-implante edilebilir cihazlar,

  5. İç kulağa bazı ilaçların uygulanması (bu konu daha deneysel aşamada olduğu için ayrıntılı bilgi verilmeyecektir.)

1. Koklear implant:

Koklear implant, eskiden 90 dB ve üstü işitme kayıplı kişilerde uygulanmaktayken, artık bu sınır 70 dB’e indirilmiştir (ayrıntılı bilgi için tıklayınız.) Özellikle bu işleme karar vermede konuşmayı anlama eşiğindeki düşüklük önemli bir kriterdir.

 

FDA tarafından onaylanan son değerlendirmeye göre erişkinlerde koklear implant kriterleri şöyle sıralanmaktadır:

  • 18 yaş ve üstü olup ileri-çok ileri derecede işitme kaybı varlığı, örneğin 500, 1000 ve 2000 Hz’de 70 dB ve üstü işitme kaybı

  • Uygun ve iyi ayarlanmış çift işitme cihazı kullanımına rağmen bundan fayda görülmemesi

  • İmplant planlanan kulakta konuşmayı anlama eşiğinin % 50 ve altında, diğer kulağın ise % 60′ın altında olması

Koklear implant uygulanması ve sonrasındaki gerekli eğitim sürecinin tamamlanmasının ardından elde edilen sonuca bakarsak, her ne kadar bu durum kişinin işitme kaybının miktarı, takılan implantın özellikleri vb. pek çok faktöre bağımlı olsa da hastaların büyük bir kısmının telefonda arama-meşgul çalma sesini ve konuştukları kişinin sesini tanıyabildikleri bilinmektedir.

Koklear implantın geleceğine göz atarsak, daha şimdiden kriterler açısından işitme cihazlarıyla bazı noktalarda çakıştıklarını görmekteyiz. Teknoloji geliştikçe, hasta seçim kriterleri de değişecek ve işitme cihazı mı koklear implant mı sorusu daha sık sorulur olmaya başlanacak. Bunun dışında, yakın gelecekte kokleadaki işitmeyi sağlayan tahrip olmuş tüysü hücrelerin yeni tekniklerle yenilenerek değiştirilmesi ile koklear implant da eski bir yöntem olarak kalabilecektir.

 2. İmplante edilebilir işitme cihazları:

Ses titreşimin hissedilmesi demektir. İşitme kaybı olan birçok vakada, kişilere geleneksel hava iletimli cihazlar takılır. Tipik olarak, bu işitme yardımcıları kulak kanalı içine veya kulağın arkasına yerleştirilir. Ancak bazı kişiler bu tip cihazlardan faydalanamazlar.

Kokleanın, orta kulağa kemikçiklere takılan bir cihazla mekanik olarak uyarılması işitilen sesin yükseltilebilmesi için oldukça doğal ve mantıklı bir yoldur. Hoparlör ve işitme cihazları sesin niteliğini değiştirdikleri için (distorsiyon) yüksek duyarlılıkta ses yükseltmede sıkıntılar yaşanmaktadır. İmplante edilebilen işitme cihazlarında ise, alınan ses enerjisi yükseltilir ve/veya işlenir ve sonra bu elektriksel enerji kokleayı uyarmak üzere mekanik enerjiye dönüştürülür.

Bu cihazların, klasik işitme cihazlarına göre avantajları:

  • Ses netliği daha iyi

  • Oklüzyon (kalıpla dış kulak yolunun tıkanması) etkisinin olmaması

  • Feedback’te azalma (işitme cihazından çıkan ses dalgasının kulak zarında yansıyarak geri dönmesi ile oluşan ıslık sesi)

  • Fonksiyonel kazancın daha fazla olması

  • Gürültülü ortam gibi durumlardan etkilenmemesi

  • Kulak kalıbına bağlı daha sık kir birikmesi ve dış kulak yolunda nemlenme problemlerinde azalma

 Dezavantajları:

  • Bu cihazların takılması cerrahi ile olmaktadır. Bu da enfeksiyon vb. pek çok risk getirmektedir.

  • Orta kulaktaki kemikçiğe implante edilen cihaz zamanla kemikçikte yıpranma ve erimeye yol açabilmektedir.

  • Pilin gücü ve uzun süreli etkinliği zayıf olabilir.

  • Uzun dönem etkileri bilinmemektedir.

  • Orta kulaktaki alanın küçük olması, bu cihazların da oldukça küçük olmasını gerektirmekte, bu durum da akustik çıkışı sınırlandırmaktadır. İşitme kaybı şiddeti arttıkça cihazın etkinliği azalır.

  • Pek çoğu MR (manyetik rezonans) cihazı ile uyumlu değildir. (kişiye herhangi bir sağlık sorununda MR çekilemez!)

  • Konvansiyonel işitme cihazlarından daha pahalıdırlar.

  • Bazısı henüz FDA onayı almamıştır.

 3. Kafatası kemiğine takılan işitme cihazları:

Kemik iletimi üzerine kurulu Baha® sistemi, kulağın arkasında kafatası kemiğine yerleştirilen bir titanyum implanttan yararlanmaktadır. İç parça, ses işlemcisiyle implantı kemik içinde bağlar. Bu durum, doğrudan kemik iletimini (deri içinden geçerek) meydana getirir. Buna karşılık, geleneksel kemik iletimli cihazlar kesilmemiş ciltten kemiğe dolaylı olarak bağlar ve kafa kemiklerine basınç uygulayarak çalışır. Baha’nın doğrudan kemik iletimi bu sayede geleneksel kemik iletim cihazlarından daha yüksek kaliteli bir işitme sağlar. Ses, ciltten geçerken zayıflatılmamıştır.

Baha® sistemi, çoğunlukla doğumsal dış kulak yolu yokluğu, kronik otit gibi tek taraflı ileti tipi işitme kaybı veya nadiren akustik nörinom gibi tek taraflı sinir tipi işitme kaybı olan kişilerde, sağlam olmayan kulağa gelen sesin, o taraf kafatası kemiğine takılan cihaz sayesinde kemik yoluyla diğer kulağa iletilip, sağlam kulağın kokleası tarafından duyulmasını sağlar.

BAHA, tek taraflı işitme kaybı olan kişilerde diğer kulaktan duymayı sağlayan özel bir işitme cihazı tipi olan CROS ile karşılaştırılırsa:

Avantajları:

  • Ses netliği daha yüksek ve kullanımı daha konforlu.

  • Kulak kalıbı olmadığı için oklüzyon etkisi yok.

  • Feedback yok.

  • Dış kulak yoluna, burada iltihaba yol açabilecek herhangi bir cisim yerleştirilmiyor.

  • Cerrahi işlem olmasına rağmen, riskleri düşük.

  • MR ile uyumlu (kişi MR çektirebiliyor).

Dezavantajları:

  • Cerrahi işlem gerektirir.

  • Kemik yolu eşiklerinin iyi olması gerekir, yoksa hiçbir işe yaramaz.

  • Pil ömrü kısadır. (ancak kolayca değiştirilebilir)

  • İleti tipi işitme kayıplarında oklüzyon etkisi yok veya minimaldir.

  • Kafatası kemiği ince olan % 1-2 kişide cihaz kemiğe integre olamayabilir.

  • Kafatasında bir vida olmasının psikojenik etkileri olabilir.

  • Vidanın takıldığı sahanın düzenli bakımı, kişiler o kısmı kendileri göremedikleri için zor olabilir.

  • Kişi cihazı kullanmaktan vazgeçerse kafatasından çıkarılması zor olabilir.

4. Yarı-implante edilebilir cihazlar:

a. Vibrant Soundbridge®:

2000 yılında onay almış olan, Med-El firmasına ait yarı-implante edilebilir işitme cihazı olan Vibrant Soundbridge® cihazı oldukça yeni bir teknolojiye sahiptir. Geleneksel işitme cihazlarından fayda sağlayamayan orta ve ileri derecede işitme kayıplarının tedavisinde kullanılan ve ameliyatla yerleştirilen elektronik bir bioaktif protezdir. Bir işitme cihazından farkı, işitme cihazının sadece aldığı sesi yükseltmesi, Vibrant Soundbridge®’in ise aldığı sesi mekanik titreşimlere çevirebilmesidir.

Orta kulaktaki üç kemikçikten örs kemikçiğine bağlanan Vibrant Soundbridge®, sesin kulaktan içeri doğru hareketinde kulak zarındaki titreşimlerinin kemikçiklere aktarılması ile yaratılan doğal vibrasyonun hemen hemen aynısını mekanik olarak kemikçikler zincirini titreştirerek yapar. Bu titreşimlerin şiddeti iç kulaktaki kayıp işitme hassasiyeti telafi edilene kadar artırılır.

Vibrant Soundbridge® harici ses işlemcisi (Audio Processor) ve dahili (ameliyat ile orta kulağa yerleştirilen) parça olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ses işlemcisi bir aktarıcı mıknatıs vasıtası ile derinin içine yerleştirilmiş olan bobine tutturulur. Ses işlemcisi; bir mikrofon, bir adet pil ve mikrofondan gelen seslerin orta kulaktaki örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilmiş proteze iletilmesini sağlayan elektronik devreleri içeren, saçların arasında kalarak dışarıdan hiç bir şekilde ayırt edilemeyen 1.5 cm çapında ve 0.5 cm kalınlığında çok küçük bir cihazdır.

Vibrant Soundbridge’in implante edilen kısmı (Vibrating Ossicular Prosthesis-VORP), dahili aktarıcı mıknatıs (bobin) ve titreşimi sağlayan örs kemikçiğinin üzerine yerleştirilen Seyyar Dönüştürücü Parça (Floating Mass Transducer-FMT) ile arasındaki bağlantıyı sağlayan kablodan oluşmaktadır.

Ses İşlemcisinden gelen sinyal deriden elektromanyetik olarak geçerek implante edilmiş VORP’a geçer ve bobin sinyali FMT’ye gönderir. Orta kulaktaki üç küçük kemikçikten biri olan örste bulunan FMT kemikçikleri titreştirir, beyin bu titreşimleri ses olarak algılar.

Dış parçada yer alan pilin ömrü 12-16 gündür.

FDA, 18 yaş ve üstü kişilerde 40-70 dB sinir tipi işitme kaybı varlığında, önceden işitme cihazı kullanmış olmak kaydıyla, işitme cihazına alternatif olarak seçilebileceğini belirtmektedir. İşitmesi kötü olan kulağa uygulanması gerekir.

Hasta aşağıda belirtilen koşullara uygun olmalıdır:

  • Konuşmayı anlama eşiği %50′nin üstünde olmalıdır.
  • İşitme eşikleri implantasyon planlanan kulakta 500, 1000 ve 2000 Hz ortalaması olarak 30 dB’in üstünde, iki kulak arasında saf ses ortalaması farkı 20 dB’in altında olmalıdır.
  • Planlanan kulakta kemik yolu-hava yolu aralığı 10 dB’den az olmalıdır.
  • En az 3 ay boyunca günde 4 saat süreyle geleneksel işitme cihazı kullanmış olmalıdır.
  • Orta kulaktaki saptanmış herhangi bir rahatsızlık bulunmamalı, kişi herhangi bir kulak ameliyatı olmamalıdır.
  • İşitme kaybında değişkenlik olmamalıdır.
  • Santral işleme problemi olmamalıdır.
  • Audio İşlemcinin taşınacağı kısımda deri problemi olmaması gerekir.
  • 18 yaş ve üstünde olup herhangi bir psikojenik hastalığı olmamalıdır.
  • Gerçekçi beklentiler oluşturulmalıdır.

Bu cihaz kimlere uygulanmaz?

  • İleti tipi işitme kaybında
  • Retrokoklear patolojilerde (İşitme organı dışındaki beyine giden işitme yollarındaki patolojiler)
  • Psikojenik sorunu olanlarda
  • Mental retardasyonda
  • Takiplere gelinememesi durumunda

b. Soundtec ® Direct System:

The Soundtec® Direkt Sistemi bir elektromanyetik cihazdır. İncus kemiğine fikse edilir, incus-stapes eklemi ayrılarak arasına konulur ve ileticisi dış kulak yolu kanalı derinlerine, bir kulak kalıbı içine gömülü olarak yerleştirilir. Oklüzyon vardır ama ses akustik olarak iletilmediği için feedback yoktur. Kullanan kişiler, sesleri daha doğal olarak duyduklarını ifade etmektedirler. Cerrahi işlem kolay ve az risklidir.

Kimlere uygulanabilir?

  • Her iki kulakta simetrik ılımlıdan ciddi dereceye kadar sinir tipi işitme kaybı varlığında

  • Kemik yolu-hava yolu eşik farkı 15 dB ve altında ise

  • 1000, 2000 ve 4000 Hz ortalaması 35-70 dB ise

  • Konuşmayı ayırt etme skoru % 60 ve üzerinde ise

  • İşitme kaybı, herhangi bir dalgalanma göstermeden en az 2 yıldır mevcutsa

  • En az 6 ay süreyle, özellikle de implante edilecek kulakta en az 45 gün işitme cihazı kullanmış olması gerekmekte

  • Dış kulak yolu kanalı genişliği uygun, kişinin motivasyonu yüksek, el becerileri yeterli olması gerekmekte

  • 21-80 yaş arasında ise

  • Geleneksel işitme cihazı kullanımından memnun değilse

Kimlere uygulanamaz?

Dış kulak yolu iltihabı, müzmin orta kulak iltihabı, işitme organı dışı işitme yollarında sorun varlığı, orta kulak cerrahisi geçirmiş olmak, rahatsız edici düzeyde çınlama varlığı, malformasyon, yüksek frekanslı seslerde 15 dB’den fazla asimetri olması, tek taraflı ya da değişken işitme kaybı olması durumunda uygulanmamalıdır.

c. Envoy Device (St. Croix Medical):

 Henüz FDA onayı almamış bu cihaz, piezoelektrik kristaller kullanarak çalışır. Ses algılayıcısı incus’a, kemiğin bir kısmı çıkarılarak ve incus-stapes eklemi ayrılarak takılır. Piezoelektrik alet sesi saptar, elektriksel sinyale çevirir, ses işlemcisine bu sinyali gönderir. İşlemci sesi yükseltip, filtre edip stapesteki “driver”a gönderir. Pilin her 3-5 yılda bir lokal anestezi ile değiştirilmesi gerekir. Cihaz hafif-ciddi sinir tipi işitme kaybı vakalarına önerilmektedir. Henüz etkinliği hakkında yeterli deneyim ve bilgi yoktur.

d. Otologics Device:

The Otologics Middle Ear Transducer (MET) (orta kulak dönüştürücüsü) Ossicular

Stimulator Cihazı (kemikçik uyaranı), incus gövdesine kulak arkası kemiğinden girilerek takılır. The Otologics cihazı CE markasına sahiptir ancak henüz FDA onayı almamıştır. Hastalar, dış parça şeklinde düğmeleri olan bir cihaz takarlar, bunda mikrofon, pil ve dijital sinyal işleyicisi bulunur. Dış parça sesi saptar, elektrik enerjisine çevirir, deri yoluyla içerideki işlemciye gönderir, işlemci MET’e bağlanır.

Kimlere uygulanabilir?

  • İki taraflı orta-ciddi (40-90 dB) derecede, dalgalanma ve ilerleme göstermeyen, simetrik sinir tipi işitme kayıplarında

  • Timpanometri testi normal olmalı

  • Orta kulak iltihabı olmamalı

  • Konuşmayı anlama skoru 65 dB’de %20′den iyi olmalı

  • Konuşmayı öğrendikten sonra normal işitmesini kaybetmiş ve iyi kognitif becerilere sahip İngilizce konuşan biri olmalı

  • İşitme eşikleri tüm frekanslarda 45-55 dB’den kötü olmamalı (bu cihazın en büyük avantajı, diğerlerinden farklı olarak 55 dB gibi daha yüksek işitme kayıplarında yardımcı olabilmesidir.)

Dezavantajları:

Cerrahi işlem ayrıntılı! Takılan cihazın büyük boyutlu olması kişiyi vazgeçirebiliyor.

 

İmplante ve yarı-implante edilebilir cihazları karşılaştırırsak:

Cihazın adı Mikrofonun yerleşim yeri Driver’in kulakta takıldığı yer Güç kaynağı FDA onayı
Vibrant Soundbridge Kulak arkasına, dıştan İncus kemiğine klipslenmiş Pil dışarıda Onaylanmış, ABD’de henüz üretilmedi, Avrupa’da kullanılıyor.
SoundTec Dış kulak yolunda İncus-stapes eklemine protez şeklinde Pil dışarıda Onaylanmış ancak henüz üretime geçilmemiş
Otologics MET Kulak arkasında deri altında İncus gövdesine tutturulmuş Şarj edilebilir pil mevcut Onay bekliyor
Tica Dış kulak yolunda deri altında İncus gövdesine tutturulmuş Şarj edilebilir pil mevcut Bilinmiyor
Envoy Malleus algılayıcısı şeklinde Stapesin kafasına yapıştırılmış Kalp pili gibi Onay bekliyor

e. Diğer aletler:

Alman Implex AG cihazı, incusu diyafram tipinde bir piezoelektirk driver ile uyarmakta. Feedback sorunlarını çözmek için malleus kemiğinin başının çıkarılması önerilmekte, ancak henüz kullanıma sunulmuş bir cihaz değil.

Japonlara ait Rion cihazı, stapese tutturulan bir piezo-seramik çubuğun deriden geçerek gönderilen elektriksel sinyallerle hareketlendirilmesi prensibine dayanmaktadır, henüz FDA onayı yoktur.

Belçika yapımı RetroX cihazı, dış kulak yolunu kulak arkası sahaya titanyum bir tüple bağlayan ve mikrofon, ses yükseltici, işlemci içeren bir alettir. Henüz yeterli deneyim yoktur ve FDA onayı mevcut değildir.

Tubingen cihazı (TICA) tamamıyla implante edilen bir iletişim yardımcısıdır. Mikrofon, dış kulak yolu derisinden geçerek sesi alır, yükseltir ve sinyali dönüştürüp kemikçikleri hareketlendirir.

Sinir Tipi İşitme Kaybında Cerrahinin Geleceği:

Eskiden sinir tipi işitme kaybında, cerrahi diye bir seçenek hiç yokken, artık günümüzde implante edilebilir cihazlar sayesinde cerrahi de seçilebilen bir yöntem olacaktır. Ancak asla geleneksel işitme cihazlarının yerini alacakları düşünülmemektedir.

Belki de gelecekte, bazı ilaçlarla bu kayıpların giderilmesi sağlanabilecek, iç kulağa uygulanan bazı kimyasal maddelerle tüysü hücre yenilenmesi ve büyümesi tetiklenebilecektir.

Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm

Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz.

GERİATRİK POPÜLASYONDA KBB HASTALIKLARINA YAKLAŞIM

Posted on January 25, 2010 by admin.
Categories: GERİATRİK KBB.

 

Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok bilimsel kuruluşun ortak yaptığı bir araştırmaya göre, Amerika’daki 65 yaş ve üstü kişilerin tüm popülasyona oranı 2000 yılında %12.4 iken, 2030 yılında %19.6 olacağı tahmin edilmektedir. Bunun anlamı 71 milyon kişi demektir. 80 yaş ve üstüne bakarsak, sayının 9,3 milyondan 19,5 milyona çıkacağı düşünülmektedir. Bu artış, bu yaş grubu insanların tedavi ve bakımlarını üstlenecek eğitime sahip hekim ve personele aşırı gereksinim olacağını işaret etmektedir. Çünkü ileri yaş kişilerde, pek çok hastalık ortaya çıkmakta ve atipik bulgular gösterebildikleri için bu yaş grubuna özel hastalıkların tanısı ve tedavisi konusunda yeterli deneyim sahibi olmayan ellerde bazı hastalıklar gözden kaçabilmektedir. Ayrıca, pek çok ilacın aynı anda kullanımı, ilaçları veren hekimlerin diğer ilaç gruplarına aşina olmaması durumunda yan etkilerde artışa yol açacaktır. Cerrahi konusunda ise oldukça dikkatli davranılması gerekmektedir.

 

Amerikan Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Akademisi’nin Geriatri Komitesi tarafından hazırlanıp online yayınlanan oldukça kapsamlı kitapçıklar serisinde, ileri yaş kişileri ilgilendiren KBB Hastalıkları ayrı bölümler halinde ele alınmıştır. KBB uzmanları için hazırlanmış olan bu kitapçıkları, sizlerin anlayacağı şekilde medikal dilden arındırıp çevirerek diziler halinde web sitemde yayınlayacağım. Konulara ait başlıklar şu şekilde sıralanmaktadır:

  1. İşitme

  2. Baş-boyun kanserleri

  3. Ses bozuklukları

  4. Yutma güçlüğü

  5. Rinosinüzitler

  6. Uyku bozuklukları

  7. KBB’de geriatrik polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı)

 

ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim,
seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır,
daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya,
Daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu
hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve
verimli kılan insanlardan olurdum.
Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar, siz de “an”ı yaşayın.
Hiçbir yere, yanına; termometre, su, şemsiye ve
paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.
Yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer…
Ama işte, 85′imdeyim ve biliyorum…
Ölüyorum…

Jorge Luis Borges

 

Kaynak:  American Academy of Otolaryngology-Head and Neck Surgery- http://www.entnet.org/mktplace/geriatricOtolaryngology.cfm

Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz.

BURUN BEYNİN SUBAPI MIDIR?

Posted on January 23, 2010 by admin.
Categories: BURUN ve SİNÜS HASTALIKLARI.

 

 

BURUN KANAMASI:

Her yıl 100 kişiden 10′u burun kanaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu kişilerin ancak %10′u doktora başvuracak kadar yoğun kanama yaşamaktadır. Buruna darbe gelmesinden tutun burun içini kurcalamaya, kuvvetli sümkürmeden sıcak çarpmasına ya da yüksek tansiyondan kan sulandırıcı ilaç kullanımına, gebelikteki hormonal değişikliklerden sinüzite, burun ve sinüs tümörlerinden geniz tümörüne kadar pek çok nedenle kanama olabilir. Kurcalama, sümkürme ve sıcak çarpmasına bağlı kanamalar genellikle kendi kendine durabilen, burun ön kısmından kaynaklanan hafif tipte kanamalar iken travma, ani tansiyon yükselmesi ve pıhtılaşma fonksiyonundaki bozulmaya bağlı kanamalar oldukça yoğun, bazen durdurulması zor kanamalardır.

Halk arasındaki inanışa göre, tansiyonu yükselen birinin burnu kanadığında, burun beynin subapıymış gibi, “Kan burundan aktı, artık beynin kanamaz” derler. Halbuki böyle bir durumda, burun kanaması bir nevi vücudun kişiyi uyarışıdır: “Aman dikkat et, tansiyonun çok yükseliyor, beynin kanayabilir, önlem al!” diye.

ADET DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BURUN KANAMALARI:

Bazı kadınların adet kanamaları öncesinde burun kanamaları olmaktadır. Bunun 3 muhtemel nedeni olduğu düşünülmektedir:

  1. Endometriosis yani rahim içini örten zar tabakasının olması gereken yer dışında (yumurtalıklar, karın içi, akciğer, deri, beyin vb.) herhangi bir yerde bulunmasıdır. Çok nadiren de olsa, bu tabakanın burun içinde yer aldığı kadınlarda, östrojen hormon değişikliklerinde sanki rahim içinden kanama gibi adet öncesi dönemde burundan kanama olabilmektedir.
  2. Bayanlarda adet dönemlerinde hormonlardaki değişikliğe bağlı olarak pıhtılaşma fonksiyonlarında (pıhtılaşmayı sağlatan trombosit sayısında azalma vb.) değişiklikler olabildiği bilinmektedir. Bu durum adet döneminde ciltte morarmalar, burun kanaması ve aşırı menstrüel kanama ile karşımıza çıkabilmektedir.
  3. Adet dönemlerinde artan östrojen seviyesi özellikle geniz bölgesindeki mukozada kızarma ve şişmeye yol açmakta, bu da burun kanamasına zemin oluşturmaktadır. Bu durumu ise yumurtlamanın hemen öncesinde östrojen en yüksek seviyedeyken görmekteyiz.

 

NE YAPILMALI?

Burun kanaması durumunda ilk yapılması gereken, her 2 burun kanadını baş ve işaret parmakla tutup 5 dakika boyunca eli hiç kaldırmadan sıkmaktır. Mümkünse küçük parmak büyüklüğünde ve kalınlığında bir pamuk parçasını dekonjestan (damar büzücü) burun spreyi ile ıslatıp kanayan tarafa burun ön kısmından yerleştirip ondan sonra burnu 5 dakika boyunca sıkmak daha etkili olacaktır. Kişi dik oturmalı, boynunu sıkan kravat, gömlek yakası, boyunlu kazak vb. çıkarılmalı, kişi ve yakınları sakin olmalı, durum kontrol altına alındıktan sonra mümkünse kişinin tansiyonu ölçülmeli ve yüksekse tansiyon düşürücü ilaç verilmeli, olay sıcakta kalmaya bağlıysa kişi serin ve gölge bir alana alınıp bol su içmesi sağlanmalıdır.

Tüm bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, özellikle de genizden bol miktarda geliyorsa, zaman kaybetmeden bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır.

Burun kanamalarının tekrar etmesi durumunda bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuz burun içini ve geniz bölgesini endoskoplarla ayrıntılı muayene edip sorunun nerede olduğunu saptayacak ve gerekirse kanayan yerin koterizasyonu (düşük doz elektriksel akım ya da gümüş nitrat ile yakılması), kanayan damarın bağlanması vb. müdahalelerle tedavi edecektir. Burun içi ya da genizde kitle varlığında biopsi ile tanıya gidilip ileri cerrahi ve tedavi metodlarına geçilebilmektedir.

 

*Burada yayınlanan yazılar bizzat Op. Dr. Seçil Totan tarafından yazılmış ve/veya düzenlenmiş olup kendisinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz.